SoorglaÜcretsiz Dene

Danıştay danistay 2019/12045 E. 2025/3758 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2019/12045

Karar No

2025/3758

Karar Tarihi

26 Haziran 2025

Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2019/12045 E. , 2025/3758 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2019/12045
Karar No : 2025/3758

DAVACI : ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı/...
VEKİLİ : Av. ...

DAVALI YANINDA MÜDAHİL:... İnş. San. ve Tic. A.Ş.
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN ÖZETİ : Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının aşağıda ayrıntısı yazılı nedenlerle iptali istenilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ : Hukuki dayanaktan yoksun olduğu ileri sürülen davanın ve yürütmenin durdurulması isteminin aşağıda ayrıntısı yazılı nedenlerle reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir.
10/07/2018 tarihli, 30474 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14/06/2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, "Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder." kuralı yer almaktadır.
Yönetmeliğin "Planlama alanı" başlıklı 18.maddesinde, "Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır." kuralına, "Plan ilke ve esasları" başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, "Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır." kuralına yer verilmiştir.
Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, "Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar." düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı maddenin 3.fıkrasında, " Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır." kuralı, 4.fıkrasında, "Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir." kuralı, 5.fıkrasında, "Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur." kuralı bulunmaktadır.
Yürürlükte bulunan ve daha önceki mevzuatta çevre düzeni planı tanımı yapılmış, planlama ilke ve esasları belirlenmiş, planların hazırlanması, revizyon ve değişikliğe gidilmesi sürecinde uyulması gereken kurallar detaylıca düzenlenmiştir.
Söz konusu hükümler ve buna dayalı olarak çıkarılan düzenleyici işlemlerde çevre düzeni planının, mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak, ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilen veriler ve bu veriler kapsamında yapılan analiz, etüt ve araştırmalar sonucunda, bölgesel dinamiklerin ve gelişmelerin dikkate alındığı, sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların birlikte çalışan kararlar olarak değerlendirildiği, tarihi, doğal ve kültürel yapının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra kontrollü kentleşmenin ve gelişmenin hedeflendiği imar planlarını yönlendirecek strateji ve politikaların ve bunun yansıması mekansal kararların üretildiği şematik dili olan bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olan planlar olduğu açıklanmıştır.
Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilmesi ve bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılması gerekmektedir.
19/07/2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, Dairemizin 27/05/2009 tarihli, E:2007/10369, K:2009/6176 sayılı kararıyla, 14/08/2009 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Dairemizin 26/12/2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla iptaline karar verilmiştir.
Yargı kararlarının uygulanması amacıyla İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmış, askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30/12/2014 tarih ve 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmış, anılan plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da yeniden düzenleme yapılan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (..., ..., ...,...,......,..., ..., ...,... sayılı paftaları ve plan hükümleri) 16/11/2015 tarihinde yeniden onaylanmış, bu planda 27/01/2017 tarihinde ... sayılı plan paftasında, 10/04/2018 tarihinde de ... sayılı plan paftası, ... sayılı plan paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, 25/07/2018 tarihinde ... plan paftasına ilişkin yeniden değişiklik yapılmış ve 10/10/2018 tarihinde yeniden kapsamlı (..., ... ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... sayılı plan paftaları) değişikliğe gidilmiştir.
Görüldüğü üzere iptal kararı sonrasında onaylanan dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı sonrasında birçok defa değişikliğe uğramıştır.
• Dava konusu planın bütünününe yönelik olarak itirazlar incelendiğinde;
Planlama hiyerarşisi gereği, alt ölçekli planlar üst ölçekli planlarla uyumlu olmak zorundadır. Ancak planlama süreci, daha önce de belirtildiği gibi geri beslemeli bir süreçtir. Yani eğer bir alt ölçekli plan, üst ölçekli plandan önce yapıldıysa, üst ölçekli plan yapım sürecinde söz konusu alt ölçekli planın kararlarını da değerlendirmek gerekir. Bunun anlamı alt ölçekli plandaki tüm kararların kabul edilip üst ölçekli plana işlenmesi demek değildir. Burada yapılan, alt ölçekli plandaki yapısal kararların incelenmesi ve bu yapısal kararların koruma-kullanma dengesinin sağlanması ilkesi doğrultusunda, üst ölçekli planda sürdürülmesinin anlamlı olup olmayacağının araştırılmasıdır. Dolayısıyla, alt ölçekli plan kararlarının kimisinin üst ölçekli çevre düzeni planına aktarılması anlamlı olabilir.
Davacı tarafından İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında genel olarak 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarının göz önüne alınması gerektiği ileri sürülmüş ise de, dava konusu planın üst ölçekli çevre düzeni planı olması ve plan kademelenmesi açısından alt ölçekli planları yönlendirebilecek yeni ve farklı stratejik mekansal kararlar üretilebilecek nitelikte olması nedeniyle 1/25.000 ölçekli plan ile tamamıyla örtüşmesi ve her kararında bu plana uygun olması gibi bir zorunluluk bulunmadığından davacının bu iddiasına itibar edilmemiştir.
Davaya konu çevre düzeni planının kapsamı incelendiğinde, planın yargı kararı uyarınca İzmir ve Manisa illerini kapsayacak biçimde düzenlendiği, anılan illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerlik gösterdiği, plan açıklama raporunda da ifade edildiği üzere aralarındaki ekonomik ilişki ağı, Gediz ve Bakırçay gibi akarsu havzalarının etrafında konumlanmaları, benzeyen doğal ve kültürel değerleri nedeniyle ortak sorunların varlığı ve çözümlerin de bu kapsamda bir arada ele alınması gerekliliği dikkate alındığında, iki il sınırlarının aynı bölge ve havza olarak tanımlanması diğer bir ifade ile iki ilin bir arada çevre düzeni planı ölçeğinde planlanmasının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
• Dava konusu çevre düzeni planının uyuşmazlığa konu edilen yer seçimi kararları incelendiğinde,
-Dikili İlçesi, Çandarlı Mahallesinde öngörülen "Tercihli Kullanım Alanı" kararının; alt ölçekli planlar açısından bu bölgelerde yapılaşma baskısını artırma potansiyeli barındırdığı, bölgenin genelinin büyük ölçüde doğal alan karakteri gösterdiği, dolayısıyla uyuşmazlık konusu alanlarda seyrek yoğunluklu konut alanlarının bulunmasının, bölgenin tercihli kullanım alanına alınmasını gerektirmediği, bu durumun alanın doğal karakterine, ekolojik dengesine ve planın koruma-kullanma dengesine tehdit oluşturması nedeniyle uygun olmadığı,
-Kınık İlçesi "Kentsel Gelişme Alanı" kararının; verimli tarım topraklarındaki ekolojik ve üretim sürekliliğine zarar vereceği, değerli tarım topraklarında koruma-kullanma dengesini bozacağı, bu tür bir yerleşim alanın kırsal bölge karakteri olan alana yayılarak, geçimini tarım ile sağlayan bir yerleşimin geçim kaynaklarını kısıtlayacağı, planda bölgeye dair yapılan nüfus öngörülerinin gerçekçi olmadığı, yerleşimin nüfus kaybettiği tespitleri karşısında planlamaya uygun olmadığı,
-Kemalpaşa İlçesi "Tercihli Alan Kullanımı ve Özel Proje Alanı" kararının; bölgedeki doğal alanlar ve tarım alanları ile sit alanları ve gölet çevresindeki doğal yaşam üzerinde olumsuz etki yaratacağı, bilimsel ve nesnel gerekçelere dayanmayan, tarihi ve doğal değerleri tehdit eden tercihli kullanım alanı ve özel proje alanı kararlarının şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığından planlamaya uygun olmadığı,
-Menderes İlçesi "Kentsel Servis Alanı" kararının; dava konusu alanın oldukça yoğun orman dokusunun bitişiğinde bulunduğu, kırsal yerleşim olan Tekeli’nin kentsel gelişme alanı ile Organize Sanayi Bölgesi arasında bir tampon bölge oluşturduğundan uyuşmazlık konusu bölgedeki ağaçlandırılacak alan kullanımının kaldırılarak kentsel servis alanı olarak planlanmasının uygun olmadığı gerekçeleriyle şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
• Dava konusu edilen plan notlarının incelenmesinden;
-Dava konusu planın 7.44 sayılı plan notunda yer alan düzenleme,
Orman alanına ilişkin statüler ilgili Kanun ve yönetmeliklerle belirlenmektedir. Planlama alanında yer alan orman alanları, çevre düzeni planının hazırlanması aşamasında ilgili kurumlardan elde edilmesi gereken verilerin başında gelen dolayısıyla dava konusu planda gösterilmesi gereken alanlardır. Kanunen yapı yasaklı alanlar olduğundan plan kararlarının buna uygun olarak geliştirilmesi yasal bir zorunluluktur. Söz konusu alanlarının statüsündeki değişiklik de ancak kanunun öngördüğü koşullarda gerçekleşebilmektedir. Ancak hukuki statülerinde olabilecek değişikliklerin Bakanlığa bildirilmesi söz konusu alanın konum ve büyüklüğü değerlendirilerek çevre düzeni planının o bölgedeki stratejisini değiştirecek nitelikte olup olmadığı değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla her bir alanın ayrı ayrı değerlendirilmesi, konumuna ve büyüklüğüne göre, çevre düzeni planının stratejileri kapsamında en doğru kullanım kararının ne olacağının belirlenmesi gerekir. Bu nedenle dava konusu düzenleme de yer alan "çevre düzeni planında değişiklik gerekmeksizin" ibaresinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
-Dava konusu planın 8.4.7.4 sayılı plan notunda yer alan düzenlemenin,
Golf tesis alanlarında da öngörülse konaklama tesisleri turizm tesis alanı niteliğinde olduğundan söz konusu alanların koşulları varsa golf tesisinin yanında turizm tesis alanı olarak gösterilmesi ya da turizm tesis alanlarına ilişkin plan notlarının uygulanacağının belirtilmesi gerektiğinden plan notunun bu haliyle uygun olmadığı,
-Dava konusu planın 8.18.3.2 sayılı plan notunda yer alan düzenlemenin,
Davaya konu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın liman alanlarına bitişik konumda yer alan alanların liman geri sahası olarak alt ölçekli planlarda düzenlenebilmesine imkan veren plan notunun dava konusu planın sağlamaya çalıştığı koruma kullanma dengesini, genel koruma stratejisini olumsuz etkileyebilecek dava konusu çevre düzeni planı ile getirilen kararları işlevsizleştirecek olması nedeniyle planlama esaslarına uygun olmadığı, örneğin söz konusu alanda çevre düzeni planı ile getirilmiş mutlak suretle korunması gereken doğal bir alan olabileceğinden, bu alanın liman geri sahasına dönüştürülmesinin plan ilkesine aykırı olup olmadığının plan değişikliği kapsamında ele alınması ve ilgili mevzuat kapsamında gerekli koşullar halinde yapılması gerektiğinden, anılan düzenlemenin çevre düzeni planının mevzuatta öngörülen ilke ve esasları ile yapım yöntemlerine aykırı olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.
Bu durumda dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yer seçimine ilişkin kararlarından yukarıda sayılan alanlara ilişkin kısmı ile 7.44 sayılı, 8.4.7.4 sayılı ve 8.18.3.2 sayılı plan notlarına ilişkin kısmı yönünden iptali, diğer hususlar yönünden davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY...'İN DÜŞÜNCESİ : Dava, 23.06.2014 tarih ve 9948 sayılı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı oluru ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına askıda yapılan itirazların değerlendirilmesi sonrasında en son ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... sayılı plan paftalarında yapılan değişikliklerle onaylanan 10.10.2018 tarihli planın iptali istemiyle açılmıştır.
2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, "Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder." kuralına, 18.maddesinde, "Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır." kuralına, 19. maddesinin 1.fıkrasında, "Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır." kuralına, 2.fıkrasında, "Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar." kuralına, 3.fıkrasında, "Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır." kuralına, 4.fıkrasında, "Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir." kuralına, 5.fıkrasında, "Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur." kuralına yer verilmiştir.
Karşıyaka ilçesi, Doğançay rekreasyon alanının güneyinde kalan kentsel gelişme alanına ilişkin olarak;
Bilirkişi raporunda, dava konusu planda kentsel gelişme alanı olarak öngörülen alanın, Karşıyaka sırtlarında, kentsel merkez kullanımlarından uzak, oldukça yoğun yapılaşmaya başlayan ve çok katlı konutlar içeren bir bölge ve ormanlık alan arasında kalan bir geçiş alanı olduğu, batı tarafında orman alanı, güneyinde kentsel yerleşik alan ve kentsel yerleşim alanı, kuzeyinde ise çayır-mera alanının bulunduğu ve doğal çevrenin içine doğru giren kentsel saçaklanma sonucu ortaya çıkan kentsel gelişim bölgelerinin dikkati çektiği, doğusunda Doğançay Mezarlığı, batısında orman alanı ve kuzeyinde çayır alanlarıyla çevrili olan söz konusu bölgenin, kentsel saçaklanmayı önleyici bir yeşil sürekliliği sağladığı, dava konusu planın Karşıyaka ilçesine özgü bir nüfus öngörüsü ve bilimsel açıklaması bulunmadığından, uyuşmazlık alanındaki kentsel gelişim alanının varlığının açıklanamadığı, alanda yeni bir kentsel gelişim alanı öngörülmesinin, yeşil alan sürekliliği-bütünlüğü, planının koruma-kullanma dengesi konusundaki amaç ve hedefleri, nüfus projeksiyonu konusunda bilimsel dayanaklar ve hesaplama yöntemlerinin eksikliği nedenleriyle olumsuz olarak değerlendirildiği belirtilmektedir.
Bu durumda nüfus projeksiyonu konusunda bir öngörü ve bilimsel hesaplama yapılmadan yeşil alan bütünlüğünü ve koruma kullanma dengesini bozacak şekilde kentsel gelişme alanı belirlemesine ilişkin dava konusu planın bu kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Aliağa ilçesi, Helvacı Mahallesinde, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında tarım alanı olarak belirlenen bölgelerin, dava konusu çevre düzeni plan değişikliğiyle sanayi alanı olarak düzenlenmesine ilişkin olarak;
Bilirkişi raporunda, uyuşmazlık konusu alana ilişkin uydu fotoğrafı incelendiğinde, bu alanın Gediz Deltasındaki tarım arazileri ile çevrili olduğu, yakın komşuluğunda kırsal yerleşim ve düşük yoğunluklu sanayi alanlarının yer aldığının görüldüğü, alanın, Menderes Büyük Ovasının içerisinde yer alan büyük ve sürekli tarım arazilerinin bir uzantısı şeklinde çevrelendiği, gerek uydu fotoğrafında gerekse yerinde yapılan keşifte bölgede tarımsal araziler ve düşük yoğunluklu sanayi alanları gözlendiği, İl Tarım Müdürlüğünün görüşleri doğrultusunda, dava konusu alanın içindeki tarım arazisinin korunmasının esas olması, dava konusu planda ve izleyen diğer alt ölçekli planlarda mutlaka gösterilmesinin gerektiği, güncel 07.07.2020 tarihli planda ise bölgede “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanı” kullanımının yer aldığı, bu alanların, tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma, geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları; tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organize şekilde) yer alabilecek alan olarak tarif edildiği belirtilmektedir.
Bu durumda bölgenin sanayi alanı olarak planlanmasına ilişkin dava konusu planın bu kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Aliağa ilçesi, Horozgediği Mahallesinde 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında bulunan karayolu ile karayolunun güney kesiminde bulunan kentsel gelişme alanlarının kaldırılarak tarım arazisi olarak düzenlenmesine ilişkin olarak;
Dava konusu çevre düzeni planından sonra onaylanan 07.07.2020 tarihli çevre düzeni planında davacının istemi doğrultusunda karayolu plan değişikliğinin sınır içerisine alındığı ve uyuşmazlık konusu alanın “kentsel gelişme alanı” olarak işlendiği anlaşıldığından davanın bu kısmının konusu kalmamıştır.
Menemen ilçesi, ... Mahallesinde belirlenen "Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Bölgesi" kararına ilişkin olarak;
Bilirkişi raporunda, plan notuna göre tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin sürdürülebileceği ve tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma, geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları, tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organize şekilde) yer alabileceği alanlar olduğu, davacı idarenin belirttiği gibi İl Tarım Müdürlüğünün görüşleri doğrultusunda, bölgedeki tarım arazisi kullanımının 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planına işlenmesinin gerektiği, ancak tarım alanının büyüklüğü 1/100.000 ölçekli planda gösterilemeyecek boyuttaysa bölgenin baskın kullanım türü ne ise o kullanımın gösterilebileceği, bu durumun üzerinden ölçü alınamayan ve soyutlama düzeyi yüksek, şematik bir gösterim dili olan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında, alanın tamamının baskın kullanımı içerdiği (bu durumda tarım ve hayvancılık geliştirme alanı kullanımını içerdiği) anlamını taşımadığı, dava konusu alanın içindeki tarım arazisinin korunmasının esas olduğu ve davacı idarenin de yaptığı gibi 1/25.000 ölçekli planda ve izleyen diğer alt ölçekli planlarda mutlaka gösterilmesinin gerektiği, tarım alanı dışında kalan kullanımın, yani tarım amaçlı sanayi tesislerinin yukarıda verilen tarım ve hayvancılık geliştirme alanı tanımı içinde kapsanacağı, dava konusu alan için öngörülen tarım ve hayvancılık geliştirme alanı kullanımı konusunda olumsuz bir değerlendirmelerinin bulunmadığı belirtilmiştir.
Bu durumda dava konusu çevre düzeni planında tarım ve hayvancılık geliştirme alanları gösterimi içinde tarım alanlarının yer aldığı ve alt ölçekli planlarda tarım alanlarının korunabileceği anlaşıldığından dava konusu planın bu kısmında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
16.11.2015 tarihinde onaylanan İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında yer alan Dikili ilçesi, ... Mahallesinin kuzeyindeki kentsel gelişme alanlarının kaldırılmasına ilişkin olarak;
Bilirkişi raporunda, görsellerde C bölgesi olarak belirtilen dava konusu alanın İzmir Kuzey Bölgesi 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planında ve dava konusu planda ağaçlandırılacak alan olarak belirlendiği, güncel 07.07.2020 tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında ise kentsel gelişim alanı kullanımında kaldığı, ancak bu bölgenin büyük ölçüde doğal alan karakteri gösterdiği, dolayısıyla uyuşmazlık konusu alanlarda seyrek yoğunluklu konut alanlarının bulunmasının, bölgenin kentsel gelişim alanına alınmasını gerektirmediği, bunun alanın doğal karakterlerine, ekolojik dengesine ve planın koruma-kullanma dengesine tehdit oluşturmakta olduğu, bu nedenle şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı belirtilmiştir.
Dava konusu plandan sonra onaylanan 07.07.2020 tarihli çevre düzeni planında davacının istemine uygun olarak dava konusu alanın, kentsel gelişim alanı olarak planlandığı anlaşılmakla birlikte bilirkişi raporunda bölgenin büyük ölçüde doğal alan karakteri gösterdiği, dolayısıyla uyuşmazlık konusu alanlarda seyrek yoğunluklu konut alanlarının bulunmasının, bölgenin kentsel gelişim alanına alınmasını gerektirmediği, bunun alanın doğal karakterlerine, ekolojik dengesine ve planın koruma-kullanma dengesine tehdit oluşturmakta olduğu, bu nedenle ağaçlandırılacak alan planlamasının şehircilik ve planlama ilkelerine uygun olduğu belirtildiğinden dava konusu işlemin bu kısmında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Kınık ilçe merkezinin kuzey kısmında DSİ sulama alanı ve mutlak tarım alanında bulunan bölgenin kentsel gelişme alanı olarak gösterilmesine ilişkin olarak;
Bilirkişi raporunda, 1/25.000 ölçekli nazım imar planında ve davaya konu plandan önceki 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında, sözü geçen alanda bir plan kararı olmadan yapılaşmaya gidildiğinin anlaşıldığı, ortaya çıkan fiili durumda verimli tarım topraklarına yayılması kaçınılmaz olan bir kentsel sıçramanın önünün açıldığı, bu fiili durumun dava konusu planda yeni kentsel gelişim alanı kararı ile meşrulaştırıldığı, verimli tarım topraklarındaki ekolojik ve üretim sürekliliğine zarar verilmesi, değerli tarım topraklarında koruma-kullanma dengesinin bozulması sonucunun doğacağı, bu tür bir yerleşim alanının tüm alana yayılması suretiyle kırsal bölge karakteri olan ve geçimini tarım ile sağlayan bir alanın geçim kaynaklarının kısıtlanacağı, ayrıca planda bölgeye dair yapılan nüfus öngörülerinin gerçekçi olmadığı, yerleşimin nüfus kaybettiği belirtilmiştir.
Bu durumda verimli tarım topraklarının bulunduğu alanın kentsel gelişme alanı olarak planlanmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Kemalpaşa ilçesi, ... Kızılca Mahallesinde bulunan doğal sit alanında tercihli kullanım alanı ve özel proje alanı (golf sahası) kararı getirilmesine ilişkin olarak;
Bilirkişi raporunda, doğal sit alanı niteliği bulunmasına rağmen, uyuşmazlık konusu alana getirilen tercihli kullanım alanı ve özel proje alanı (golf sahası) kararı ile yeni bir yapılaşma imkanının tanındığı, ya turizm tesisi ya da konut yapma olanağının verildiği, ekolojik değerlerinin ön planda tutulması gereken bu bölgede kentsel gelişmenin önünün açıldığı, kırsal hayat, doğal varlıklar ve bu hayatın sosyo-kültürel değerlerinin tehlikeye atıldığı, bu durumun çevre düzeni planında gözetilmesi gereken koruma-kullanma dengesi ile çeliştiği, bölgenin tamamını yapılı çevreye dönüştüren bu yaklaşımlarla, korunması gereken doğal alanların yapılaşmaya açılmış olacağı, keşif sırasında alanın doğal niteliklerinin yerinde olduğunun gözlemlendiği, uydu fotoğrafından alanda düşük yoğunluklu, villa tipi konutlardan oluşan kapalı sitelerin az da olsa yer almaya başladığının görüldüğü, uyuşmazlığa konu olan tercihli kullanım alanı ve özel proje alanı kararının, bölgedeki doğal alanlar, tarım alanları, sit alanları ve gölet çevresindeki doğal yaşam üzerinde olumsuz etki yaratacağının düşünüldüğü, ayrıca uyuşmazlık konusu alanın kuzeybatı komşuluğunda, Kemalpaşa yerleşimini Savanda Göleti ve Kurudere yerleşimine bağlayan yol boyunca öngörülen kentsel gelişim alanı kullanımının alanın koruma-kullanma dengesini olumsuz etkilediği, doğal alanların sürekliliğini bozduğu, bilimsel ve nesnel gerekçeler sunulmadan önerilen, tarihi ve doğal değerleri tehdit eden dava konusu plandaki “tercihli kullanım alanı” ve “özel proje alanı” kararlarının şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu belirtilmiştir.
Bu durumda ekolojik değerlerin ön planda tutulması gereken ve doğal niteliklerin korunduğu doğal sit alanında kırsal hayatın, doğal varlıkların ve sosyo-kültürel değerlerin yok olmasına neden olacak olan ve alanı yapılaşmaya açan plan kararında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Selçuk ilçesi, Zafer Mahallesinde öngörülen kentsel gelişme alanı ve büyük kullanım gerektiren kamu kuruluş alanı kullanımlarına ilişkin olarak;
Bilirkişi raporunda, "Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanı ile Tarım Alanı" kullanımın dava konusu çevre düzeni planı ile “Kentsel Gelişme Alanı” ve “Büyük Kullanım Gerektiren Kamu Kuruluş Alanı” olarak değiştirildiği, kentsel gelişme alanı olarak tanımlanan bölgede TOKİ konutlarının inşaatının ilerlediği, bölgenin Selçuk ilçe merkezinden ulaşım ve mekânsal bütünlük açısından kopuk ve arkeolojik sit alanı ve tarım alanları ile çevrili olduğu, batısında tarımsal sanayi ve depolama gibi tesislerin bulunduğu, davalı idare tarafından, ilçenin kuzeyinde seçilen bu kentsel gelişim alanı için "İlçenin kuzeyinde yer alan tarımsal sanayi alanları kent çeperlerinde bulunmakta olup bu alanın plan dönemi içerisinde olmasa bile, orta ve uzun vadede kentsel alanlarla bütünleşmesi olasıdır" savunmasının yapıldığı, yalnızca çevre düzeni planlarının değil, imar planlarının da kentlerin denetimsiz büyümesinin önüne geçmek için hazırlandığı, bu sebeple kendiliğinden gelişmesi öngörülen bu arazi kullanım biçiminin olumsuz olarak değerlendirildiği, ilçe nüfusunun 50.000 kişi olacağı öngörüsünün de fazla olduğu, kentsel gelişim alanı kararı ile bölgedeki verimli tarım arazisine kontrolsüz kentsel saçaklanmanın tetikleneceği, parsel bazında karar üreten büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanları kullanımının öngörüldüğü bölgede, aktif olan tarıma dayalı sanayi kullanımlarının olduğu, yüzölçümünün yarısının tarım arazisi olan ve tarım sektörünün temel geçim kaynaklarından biri olan ilçede, dava konusu bögedeki tarım arazilerinin varlığının dikkate alınmadığı ve tarım arazilerinin bütünlüğünün bozulduğu, bir sağlık tesisi için şehrin dışındaki tarımsal bir bölgenin ortasında yer seçiminin, yerel halkın bu alana erişme olanaklarını da kısıtladığı, orta ölçekteki bir ilçenin oldukça önemli olan sağlık tesisi kullanımına dair yer seçiminin dayanağının, bilimsel değerlendirmenin plan raporlarında yer almadığı belirtilmiştir.
Bu durumda çevre düzeni planında öngörülen uyuşmazlığa konu kullanımların yer seçiminin bilimsel değerlendirme ile yapılmadığı, bunun plan raporunda yer almadığı, tarım arazileri dikkate alınmadan ilçeden kopuk olacak şekilde anılan kullanımlara yer verildiği, bu nedenle planın anılan kısımlarında, hukuka, şehircilik ve planlama esaslarına, kamu yararına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Narlıdere ilçesi, ... Mahallesinde huzurevi tesisleri güneyinde kalan kentsel yerleşik alan kararına ilişkin olarak;
Bilirkişi raporunda, 16.11.2015 tarihli çevre düzeni planında, kentsel yerleşik alanın Narlıdere ilçesinin güneyinde, askeri alan ile sınırlandığı, dava konusu 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planında ise kentsel yerleşik alanın bir önceki plana göre küçültüldüğü ve orman alanı ile sınırlandığı, davacı idarenin, 1/25.000 ölçekli plan kararında İzmir il bütününde kentsel gelişimi denetlemek adına uyguladığı yeşil kuşak kararının bir parçası olduğunu belirttiği uyuşmazlık konusu alanın “Ağaçlandırılacak Alanlar, Orman Alanları ve Askeri Alanlar” kullanımında kaldığı, ancak yerleşimin genel yapısal biçimlenmesinin ele alındığı, dolayısıyla soyutlama ve genelleme düzeyinin yüksek olduğu, koruma ve kullanma ilkelerinin tariflendiği ve bu ilkelerle alt ölçekli planlara yol gösteren bir plan türü olan 1/100.000 ölçekli planın gösterimlerin şematik olduğu, bu nedenle anılan plan ölçeğinde dava konusu alana ilişkin konunun bir gösterim farklılığından kaynaklandığının değerlendirildiği belirtilmiştir.
Bu durumda 1/100.000 ölçekli plan gösterimlerinin şematik olduğu, üzerinden ölçü alınarak değerlendirme yapılamayacağı, alt ölçekli planlarda kentsel yerleşik alan sınırının netleşebileceği, ölçeği nedeniyle dava konusu planın kusurlandırılmasının mümkün olmadığı anlaşıldığından anılan çevre düzeni planının bu kısmında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Güzelbahçe ilçesi, ... Mahallesinde bulunan kentsel yerleşik alan kullanımına ilişkin olarak;
Bilirkişi raporunda, 16.11.2015 tarihli planda kentsel yerleşik alan olarak belirlenen alanın bir kısmının dava konusu planda tarım alanı olarak gösterilerek bu alan daraltılmış ise de Güzelbahçe yerleşik kentsel dokusunun denetlenmesinin gerektiği, uyuşmazlık konusu alanın çevresindeki yeşil alan bağlantılarının, yani ekolojik sürekliliğin kopmamasının önemli olduğu, bölgenin doğal niteliğinin gözlemlendiği, davalı idarenin “bölgede seyrek de olsa yer yer yapılaşmaların bulunduğu göze çarpmaktadır” şeklindeki açıklamasının, uyuşmazlık konusu alanın kentsel yerleşik alan kullanımına alınması için yeterli olmadığı, söz konusu işlem ile buradaki seyrek dokunun yoğunlaşması ve alandaki doğal yapının zarar görmesi risklerinin bulunduğu, alandaki yol sınırına dayanan ve mevcut yerleşim dokusunu aşarak tarım alanına yayılan “kentsel yerleşik alan” gösteriminin planın kendi amaç ve hedeflerine, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun olmadığı belirtilmiştir.
Bu durumda anılan planlama ile yapılaşmanın yoğunlaşmasının söz konusu olduğu, doğal yapının, ekolojik sürekliliğin yok olacağı, mevcut yerleşim dokusunun aşıldığı, tarım alanlarına kadar yayılan kentsel yerleşik alan kullanımının planlandığı anlaşıldığından dava konusu işlemin bu kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Menderes ilçesi, ... Mahallesinin batısında kentsel gelişme alanı kullanımı belirlenmesine ilişkin olarak;
Bilirkişi raporunda, bölgenin Tahtalı Barajı Havzası sınırları içerisinde kaldığı, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi tarafından 2021 yılında hazırlanan İzmir Su Raporu’na göre İzmir’in içme suyunun %40’ının, yüzeysel su kaynaklarından karşılanan suyun yaklaşık %80'inin Tahtalı Barajından karşılandığı, Tahtalı Baraj havzasının korunmasının kentin su ihtiyacının karşılanması için hayati öneme sahip olduğu, barajı besleyen birçok su kaynağının bölgeden geçmekte olduğu, iklim-gıda krizinin her geçen gün daha da ciddileştiği günümüzde bu havzanın yeni yapılaşma kararlarıyla kirletilmemesinin halkın sağlığı ve refahı açısından önem teşkil ettiği, hava fotoğrafı üzerinde, yaklaşık olarak kentsel gelişime açılan alanın büyüklüğünün ve alanın kırsal niteliğinin net bir şekilde görüldüğü, tarım arazilerinin kentsel gelişime açılmasının çevre düzeni planıyla sağlanması gereken koruma-kullanma dengesine, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu belirtilmiştir.
Bu durumda uyuşmazlığa konu plan ile belirlenen kentsel gelişme alanının Tahtalı Baraj havzasının korunmasını olumsuz olarak etkileyeceği, alanın kırsal niteliğinin ve tarım arazilerinin korunması gerektiği anlaşıldığından dava konusu planın bu kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Menderes ilçesi, ... Mahallesinin kuzeyinde kalan bölgede belirlenen kentsel servis alanı kullanımına ilişkin olarak;
Bilirkişi raporunda, kırsal yerleşim olan Tekeli’nin kentsel gelişme alanı ile Organize Sanayi Bölgesi arasında bir tampon bölge oluşturduğunun gözlemlendiği, alanın oldukça yoğun orman dokusunun bitişiğinde bulunduğu, bu bölgenin de ağaçlandırılarak çevredeki ekosisteme dahil olabileceği, alanın doğu tarafında OSB’nin bulunmasının, 16.11.2015 tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında ve İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında verilen “ağaçlandırılacak alan” kullanımının önemini arttırdığı, mevcut orman alanı ve OSB arasında tampon işlevi gördüğü, bölgedeki ağaçlandırılacak alan kullanımının kaldırılarak kentsel servis alanı olarak planlanmasının şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu belirtilmiştir.
Bu durumda organize sanayi bölgesi ve orman alanları arasında tampon bölge olan alanın ağaçlandırılacak alan olarak belirlenmesi gerekirken kentsel servis alanı kullanımına açılmasında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Planın 7.44 sayılı plan notuna ilişkin olarak;
Plan notunda, "Orman Kanununun 2. maddesinin (b) bendine konu olan alanlarda hukuki durumda olabilecek değişikliklerin sonucuna göre, Orman Genel Müdürlüğü ve Milli Emlak Genel Müdürlüğü görüşleri alınarak, bu alanlarda mahkeme kararları sonucu doğacak haklar saklı kalmak kaydıyla, sanayi alanı amaçlı kullanım talepleri dışında kalan “yerleşim alanı” talepleri, çevre imar bütünlüğü ve çevresel kullanımlar dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda bu planın nüfus kabulleri ve alansal büyüklükleri aşılmamak kaydıyla çevre düzeni planında değişiklik gerekmeksizin alt ölçekli planlarda değerlendirilebilir. Tarımsal nitelik kazanmış olan kısımlarda ise bu planda değişikliğe gerek olmaksızın bu planın ilgili hükümleri uyarınca işlem yapılır." kuralına yer verilmiştir.
Orman Kanununun 2/B maddesine göre orman sınırı dışına çıkarılan alanların mutlaka yerleşime açılmasının gerekmediği, bu alanların yürürlükte olan mer'i planlara göre değerlendirilmesi ve plan bütünlüğünün bozulmamasının önemli olduğu, anılan planla getirilen kullanımlara aykırı olarak ve plan değişikliği yapılmaksızın bu alanların doğrudan alt ölçekli planlarda yerleşime açılamasının planlama hiyerarşisine aykırılık oluşturmasının yanında, üst ölçekli çevre düzeni planının bütünlüğünün, dengelerinin belirsiz bir şekilde delindiği, bu hususun leke plan olan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının konusu da olmadığı, öte yandan plan paftasındaki gösterimler ile çelişen kullanım kararı getiren plan notu öngörülemeyeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde uyuşmazlığa konu plan notunda hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Planın 8.4.7.4 sayılı plan notuna ilişkin olarak;
Plan notu, "Golf tesislerinde, golf sahası-parkuru, golf kulübü, golf villaları, konaklama tesisleri, yeme-içme ve eğlence tesisleri ile bu kullanımlara dönük diğer donatı ve kullanım alanları yer alabilir." şeklindedir.
Golf tesislerine ilişkin kurallar getiren plan notlarının 8.4.7.5 sayılı maddesinde, "Golf tesisleri tamamlanmadan konaklama tesisleri işletmeye açılamaz.", 8.4.7.6 sayılı maddesinde, "Golf tesisi olarak belirlenen alanın en az %70’inin golf sahası olarak planlanması zorunludur." 8.4.7.7 sayılı maddesinde, "Golf tesisi içinde 18 delikli en az bir golf sahası yapılması zorunludur." 8.4.7.8 sayılı maddesinde, "Golf tesislerinin emsal hesabı, golf tesis alanının bütünü göz önüne alınarak hesaplanır. Bu kapsamda, golf tesislerinde maksimum emsal=0.09 olacaktır. Golf kulübü için yapılaşma koşulu: maks. bina yüksekliği=8,50 m (2 kat) maks. toplam inşaat alanı=6.000m2’dir." kurallarına yer verilmiştir.
Davalı idare tarafından, golf tesislerinin konaklama tesisleri ile birlikte planlanması halinde işlev ve işlerlik kazanmasının mümkün olduğu, plan notlarına göre planlama bölgesi içerisinde yapılması planlanan bir golf tesisinin alan büyüklüğü, coğrafi konumu, topografik özellikleri gibi nitelikleri dikkate alınarak %70 oranının üzerinde golf sahası/parkuru ayrılmasının mümkün olduğu, bu oranın alt limit niteliğinde olduğu, bu alanın dışında kalan maksimum %30'luk alanın tamamının da yapılaşmaya açılmasının söz konusu olmadığı, çevre düzeni planında golf tesislerinin yapılaşma koşullarına ilişkin 8.4.7.8. sayılı plan notunda, golf tesislerinin emsal hesabının, golf tesis alanının bütünü göz önüne alınarak hesaplanacağı, bu kapsamda, golf tesislerinde maksimum emsalinin 0.09 olacağı, golf klübü için yapılaşma koşulunun maks. bina yüksekliğinin 8,50 m (2 kat) maks. toplam inşaat alanı 6.000m2 olduğunun belirtildiği, dolayısıyla 1.000.000 m2 lik bir alanda, bu alanın 300.000 m2 sinde 90.000 m2 golf kulübü ve konaklama tesisi yapılabilecek olmakla birlikte yine plan notuna göre kapalı alanın en fazla 6.000 m2 olabileceği savunulmaktadır.
UYAP kayıtlarında bulunan Danıştay Altıncı Dairesinin 01.11.2021 tarihli, E:2014/10352, K:2021/11916 sayılı kararında yer alan bilirkişi heyetinin yaptığı değerlendirmede, "Bilindiği gibi golf alanları son derece büyük açık alanlar olarak planlanmaktadır. Davaya konu çevre düzeni planında golf tesislerinde golf villaları, konaklama tesisleri, yeme-içme ve eğlence tesislerine de olanak tanınmaktadır. Bir sınır olarak ise golf tesisi olarak belirlenen alanın en az %70'inin golf sahası olarak planlanması koşulu getirilmiştir. Burada değerlendirilmesi gereken bu sınırın açık alanda önemli bir yapılı çevre oluşumu yaratıp yaratmayacağıdır. Yapılaşma koşullarına göre 0.06 emsal ile iki katlı villalar biçiminde yoğun olmayan ancak yatayda alana yayılan bir turizm tesis alanı olanaklıdır.
Bilirkişi Kurulumuz golf tesislerinde %30'a varan oranda turizm tesis alanı biçiminde villaların yapımının yüksek bir düzey olduğu görüşündedir. Turizm gelişme alanı olarak belirlenen bölgeler çoğu örnekte son derece büyük alanları içermekte olup, bu turizm bölgeleri golf işleviyle tanımlanabilmektedir. Bu durumda alanın %30'u aslında turizm tesisine dönüşebilecektir. Bağlamdan bağımsız olarak bu oranların verilmesi yine yüksek oranda ve alan büyüklüğünde yapılaşma (kullanma) kararına ve böylece koruma-kullanma dengesinin zedelenmesine yol açabilecektir. Aynı zamanda, bağlamdan bağımsız şekilde bu yönde bir orana izin verilmesi görece küçük golf tesisi alanlarında %30 oranından sonra golf sahasına yeterli alan kalmamasına da yol açabilir.
Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmelik kapsamında da Golf Tesislerinde Klüp Binası olması zorunlu koşulmakta; "Golf tesislerinde; konaklama, yeme-içme, spor ve eğlence tesislerine golf alanlarını daraltmamak ve golf oyuncusu kapasitesiyle uyumlu olmak koşullarıyla yer verilebilir" ifadesi kullanılmaktadır. Bu ifade de bağlamdan bağımsız genellemelerin plan hükümlerinde yapılmaması gerektiğine işaret etmektedir.
Bu nedenle golf tesislerinde villa ve konaklama, eğlence tesisleri gibi oluşumlara izin veren, bunu da %30'a kadar olanaklı kılan plan hükümleri şehircilik ilkeleri ve planlama esasları kapsamında uygun bulunmamıştır." denilmektedir.
Anılan bilirkişi raporunda, golf tesislerinde yapılaşmanın %30'a kadar olabileceği, bu durumda alanın %30'unun aslında turizm tesisine dönüşebileceği, bağlamdan bağımsız olarak bu oranların verilmesinin yüksek oranda ve alan büyüklüğünde yapılaşma (kullanma) kararına ve böylece koruma-kullanma dengesinin zedelenmesine yol açabileceği belirtilmiştir.
Ayrıca bilirkişi raporuna konu çevre düzeni planı notuna göre yapılaşma hakkına ilişkin maksimum emsal 0.06 iken dava konusu planda bu emsal 0.09 olarak belirtilmiştir. Anılan emsale göre davalı idarenin hesaplaması dikkate alındığında 1.000.000 m2 alanlı bir golf tesisinde 90.000 m2 yapılaşmanın olabileceği anlaşılmaktadır. Davalı idare plan notuna göre kapalı alanın en fazla 6.000 m2 olabileceğini belirtmekle birlikte bu miktarın golf kulübü dışındaki golf villaları, konaklama tesisleri, yeme-içme ve eğlence tesislerini kapsamadığı, ayrıca davalı idarenin söylediği gibi kapsadığı kabul edilse bile bunun açıkça belirtilmediği, öte yandan sadece kapalı alanlar için sınırlama getirildiği ve golf kulübü, golf villaları, konaklama tesisleri, yeme-içme ve eğlence tesisleri ile bu kullanımlara dönük diğer donatı ve kullanım alanları için kapalı olmayan yapılaşma için bir sınır bulunmadığı gibi önceki planda maksimum inşaat alanı 0.06 iken bu emsalin 0.09 olarak belirlendiği, dolayısıyla yukarıda yer verilen bilirkişi raporunda belirtilen koruma-kullanma dengesinin zedelenmesini engelleyen bir düzenlemeye yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda golf tesislerinde inşa edilecek olan kapalı veya açık yapılaşmanın sınırlanmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmeksizin, alanın %30'unda olabilecek şekilde golf villaları, konaklama tesisleri, yeme-içme ve eğlence tesisleri yapılabileceği yolunda getirilen plan notunda hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Planın 8.18.3.2 sayılı plan notuna ilişkin olarak;
Plan notunda, "Bu planda liman alanı olarak gösterilen alanların bir bölümü ilgili mevzuata aykırı olmamak üzere liman geri sahası olarak kullanılabilir. Liman alanı olarak planlanan alanların liman gerisi kullanım açısından yetersiz olması durumunda, bu planın ilkeleri ve ilgili mevzuatla çelişmemek koşuluyla, bu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın ilgili kurumların görüşleri alınarak liman alanlarına bitişik liman geri sahası planlanabilir." kuralına yer verilmiştir.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği uyarınca, çevre düzeni planları, orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan bir plandır.
"Liman Geri Sahası" ise liman tesislerine bitişik konumda limanın ihtiyacı için gerekli depolama, idari tesis, konteyner, vinç vb. alan ve yapısal kullanımların yer aldığı alanlar olup çevre düzeni planı kararıyla getirilen kullanımlara bakılmaksızın, anılan planla belirlenen tarım alanı, orman alanı, sit alanı gibi kesin korunması gereken alanlarda koruma işlevinin kaldırılarak liman tesislerinin ihtiyacı olan yapılaşmaya izin verilmesi sonucu doğabilecektir.
Bu durumda çevre düzeni planının getirdiği koruma ilkeleri ve koruma-kullanma dengesi kararlarına bakılmaksızın, planın kendi kararları ile çelişebilecek ve anılan kararların bozulmasına neden olabilecek, ayrıca planı işlevsiz hale getirecek olan plan notunda hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Planın 8.18.5 sayılı plan notuna ilişkin olarak;
Plan notunda, "İZSU tarafından belirlenen yüzey ve yer altı su kaynaklarının koruma alanları ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarının koruma alanlarında İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümlerine uyulması zorunludur." kuralına yer verilmiş olup davacı, 1/25.000 İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının plan notlarının 7.38.9 sayılı maddesindeki düzenlemelerin anılan plan notuna eklenmemesi nedeniyle eksik düzenleme yapıldığını ileri sürmektedir.
Dava konusu planın 8.18.5.1 sayılı plan notunda, "Su kaynaklarının dengeli kullanımı esastır. Su kullanımında suyun verimli kullanılması sağlanacaktır. Havzada su kaynaklarının korunmasına ilişkin yapılacak çalışmalar Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik ve İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde yürütülecektir." kuralı, 8.18.5.2 sayılı plan notunda, "Bu plan kapsamında kalan su havzalarının tamamında Su Yönetimi Genel Müdürlüğü ya da İZSU tarafından havza yönetim planları hazırlanacaktır.
" kuralı, 8.18.5.8 sayılı plan notunda, "İzmir kentine içme ve kullanma suyu temin edilmesi amacıyla ilgili mevzuatı çerçevesinde İZSU tarafından belirlenen yüzey ve yer altı su kaynaklarının koruma alanları ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarının koruma alanlarında İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümlerine uyulması zorunludur." kuralına yer verilmiş olup anılan maddelerde su havzalarının korunmasına ilişkin düzenlemeler getirilmiştir. Anılan plan notları uyarınca Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik ve İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği kurallarına göre su havzalarının korunmasına ilişkin işlemlerin, planların tesis edileceği anlaşılmaktadır. Davacı 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının plan notlarının 7.38.8 sayılı maddesinde belirtilen "Özel hüküm getirilmemiş içme suyu baraj havzalarında özel hüküm getirilene kadar Tahtalı Havzası yapılanma koşulları geçerlidir." hususları gereği uygulanan Tahtalı Havzası yapılanma koşullarının belirtildiği 7.38.9 sayılı maddesindeki kuralların uygulanmaması halinde Tahtalı Havzasının korunamayacağını da ileri sürmemektedir. Bu durumda 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının plan notlarının 7.38.9 sayılı maddesindeki düzenlemelerin anılan plan notuna eklenmemesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu çevre düzeni planının Karşıyaka ilçesi, Doğançay rekreasyon alanının güneyinde kalan kentsel gelişme alanına; ... ilçesi, ... Mahallesinde belirlenen sanayi alanına; Kınık ilçe merkezinin kuzey kısmında belirlenen kentsel gelişme alanına; Kemalpaşa ilçesi, Yukarı ... Mahallesinde tercihli kullanım alanı ve özel proje alanı (golf sahası) kararı getirilmesine; Selçuk ilçesi, ... Mahallesinde öngörülen kentsel gelişme alanı ve büyük kullanım gerektiren kamu kuruluş alanı kullanımlarına; Güzelbahçe ilçesi, ... Mahallesinde bulunan kentsel yerleşik alan kullanımına; Menderes ilçesi, ... Mahallesinin batısında belirlenen kentsel gelişme alanı kullanımına; Menderes İlçesi, ... Mahallesinin kuzeyinde belirlenen kentsel servis alanı kullanımına, planın 7.44, 8.4.7.4 ve 8.18.3.2 sayılı plan notlarına ilişkin kısmının iptaline, Aliağa ilçesi, ... Mahallesinde 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında bulunan karayolu ile karayolunun güney kesiminde bulunan kentsel gelişme alanlarının kaldırılarak tarım arazisi olarak düzenlenmesine ilişkin kısmına yönelik olarak dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, planın diğer kısımlarına ilişkin davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.


TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY:
19/07/2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni Planının iptali istemiyle açılan davada Danıştay Altıncı Dairesinin 26/12/2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla planın tümünün iptaline karar verilmiştir. Söz konusu karar üzerine İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmıştır. 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Bakanlık oluru ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30/12/2014 tarih ve 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmıştır. Söz konusu plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (...,..., ..., ..., ..., ...,..., ...,..., ... paftaları ve plan hükümleri) 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca 16/11/2015 tarihinde onaylanmış, bu planda 27/01/2017 tarihinde ... Plan Paftasında, 10/04/2018 tarihinde ... Plan Paftası, ... Plan Paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, ... Plan Paftasına ilişkin yapılan değişiklik 25/07/2018 tarihinde onaylanmış ve İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği (..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... Plan Paftaları, Lejant Paftası, Plan Hükümleri, Plan Açıklama Raporu, Plan Değişikliği Gerekçe Raporu ve eki) 1. No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca 10/10/2018 tarihinde onaylanmıştır.
Bakılan davada, 10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin aşağıda ileri sürülen sebeplerle iptali istenilmektedir.

İLGİLİ MEVZUAT:
2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir.
10/7/2018 tarihli 30474 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, "Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder." kuralı yer almaktadır.
Yönetmeliğin "Planlama alanı" başlıklı 18.maddesinde, "Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır." kuralına, "Plan ilke ve esasları" başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, "Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır." kuralına yer verilmiştir.
Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, "Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar." düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı maddenin 3.fıkrasında, " Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır." kuralı, 4.fıkrasında, "Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir." kuralı, 5.fıkrasında, "Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur." kuralı bulunmaktadır.
Yönetmeliğin "Revizyon ve değişiklikler" başlıklı 20. maddesinin 1.fıkrasında, "Çevre düzeni planının ihtiyaca cevap vermediği hallerde veya planın vizyonu, amacı, hedefleri, stratejileri, ilke ve politikaları açısından plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü etkilemesi halinde çevre düzeni planı bütününde revizyon yapılır. Çevre düzeni planı revizyonu; a) Nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanamaması, b) Planın temel strateji ve politikalarını değiştirecek bölgesel ölçekli yatırımların ortaya çıkması, c) Yeni verilere bağlı olarak, sonradan ortaya çıkabilecek ve bölgesel etkiye yol açabilecek arazi kullanım taleplerinin oluşması, ç) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerde değişiklik olması, durumunda yapılır." düzenlemesine, 2.fıkrasında da, "Çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabilir. Çevre düzeni planı değişikliklerinde; a) Kamu yatırımlarına, b) Çevrenin korunmasına, c) Çevre kirliliğinin önlenmesine, ç) Planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine, d) Değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine, dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve talepler; idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılır." düzenlemesine yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davacı tarafından, planın tümüne yönelik olarak genel iddialar, 12 maddede sıralanan alanlara yönelik getirilen mekansal kullanım kararlara yönelik itirazlar ve plan notlarının bir kısmına yönelik itirazlar olmak üzere üç başlıkta itirazlar sunularak dava konusu planın iptali istenilmiştir.
Çevre düzeni planına (ÇDP) karşı açılan bu davada davacının iddiaları buna karşılık davalının savunması kapsamında dava konusu planın ilgili mevzuatta belirlenen kurallara, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının belirlenmesi amacıya Naip üye ... tarafından resen seçilen Prof. Dr. ..., Dr. Öğretim Üyesi ...ve Dr. Öğretim Üyesi ...'in katılımıyla mahalinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonunda düzenlenen bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş ve tebliğ üzerine itirazlar sunulmuştur.
Bilirkişi raporunda, davacının ileri sürdüğü tüm iddialara yönelik görüş belirtilmiştir. Bilirkişi Kurulu, davaya konu planları incelerken, davaya konu planın onanmasından ve hatta keşif tarihinden sonra onanarak yürürlüğe giren planlara ilişkin olarak da görüşlerini sunmuştur. Bilirkişi Raporunda öncelikle plan geneline ilişkin itirazlar değerlendirilmiş, bunun ardından dava dosyasında yer alan ve İzmir ili içinde çok sayıda alana ilişkin maddeler halinde verilmiş olan itirazların her biri tek tek incelenmiş ve görüş geliştirilmiş, son olarak çeşitli plan notlarına itirazlar değerlendirilmiştir.
Davacının dava konusu plana yönelik üç ana başlık halinde ileri sürdüğü iddialarına karşılık, davalı tarafından aynı sıralama ile sunulan savunmalar ve bilirkişi raporundaki değerlendirmeler de aynı sıralama ile yapılmış olduğundan Dairemizce iddia, savunma, bilirkişi raporundaki tespitler ve rapora yapılan itirazlar çerçevesinde uyuşmazlık aynı sıralamaya uygun olarak konular itibarıyla tek tek değerlendirilmiştir.

A- Planın bütünününe yönelik iptal nedenleri olarak:
Dava dilekçesinde;
• 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca hazırlanarak Bakanlık Makamı'nın 23/06/2014 tarihli, 9948 sayılı oluru ile onaylanan 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planı, plan açıklama raporu ve plan notlarının 08/07/2014-06/08/2014 tarihleri arasında 30 gün süreyle Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün ilan panosunda ve internet adresinde eş zamanlı olarak askıya çıkarılarak ilan edildiği, askı süresi içinde idarelerince plana itiraz edildiği; ancak yasal süresi içinde söz konusu itirazlara cevap verilmediği, bunun üzerine 23/06/2014 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle Danıştay 6. Dairesinin E:2014/10352 sayılı dosyasında dava açıldığı,
• 23/06/2014 tarihli, 9948 sayılı Bakanlık oluru ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına askı süresi içerisinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonucunda plan paftalarında, plan hükümlerinde ve plan açıklama raporunda düzenlemelerin yapıldığı ve 30/12/2014 tarihli, 21137 sayılı Bakanlık oluru ile İzmir Manisa Planlama bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının onaylandığı, 23/06/2014 tarihinde onaylanan bir önceki çevre düzeni planına ait itirazlarının değerlendirilmediği, bunun da ötesinde nüfus yoğunluğunu arttıracak yeni plan kararları getirildiği görüldüğünden 30/12/2014 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının iptali istemiyle Danıştay 6. Dairesinin E:2015/5095 sayılı dosyasında dava açıldığı,
• 30/12/2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planına askı süresi içerisinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonucunda, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... paftalarının ve uygulamada yaşanan aksaklıkların giderilmesi ve maddi hataların düzeltilmesi amacıyla plan uygulama hükümlerinin ilgili bölümlerinde gerekli düzenlemeler yapılarak 16/11/2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle Danıştay 6. Dairesinin E:2016/1577 sayılı dosyasında dava açıldığı,
• İdarelerince hazırlanan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının 12/09/2012 tarihli, 05.843 sayılı kararı ile onaylandığı, bu planın 5216 sayılı Kanunla belirlenmiş olan idarelerinin yetki alanının tamamını içerdiği, bu plan sınırlarını kapsayan alanda gerek alt ölçekli imar planları gerekse uygulamaların 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda sürdürüldüğü, ayrıca kent genelinde plan bütünlüğünü sağlamak için 6360 sayılı Yasa kapsamında yeni bağlanan ve İzmir İl sınırı bütününü oluşturan bölgelerde, nazım imar planı çalışmalarının yapıldığı,
• Üst ölçekli plan yapımında; plan bütününde planın temel amacı ve buna bağlı hedeflerinin zorunlu ve gerekli kıldığı durumlar gibi gerekçelerle alt ölçekli planlarda değişiklik gerektirecek bir durum yok ise, yürürlükte olan imar planlarının esas alınmasının, uygulamaların sürdürülebilir olması açısından önemli bir husus olduğu, bu kapsamda, Bakanlıkça onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında genel olarak İdarelerince onaylanan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı kararlarının göz önüne alınmasının, kamuya olan güven ilkesinin zedelenmemesi açısından da büyük önem arz ettiği, plan hiyerarşisinde kural olarak alt ölçekli planların üst ölçekli plan kararları doğrultusunda daha ayrıntılı kararlar ürettiği, ancak üst ölçekli plandan önce var olan alt ölçekli planlarla getirilen kullanımların gerekli bilimsel çalışmalar yapılmaksızın, ana amaç ve hedeflere aykırı olacak şekilde yok sayılarak, yeni plan kararları üretilmesinin planların sürekliliğini bozduğu ve hukuka uygun bir yaklaşım olmadığı,
• Dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinde bilimsel verilere dayanmaksızın, gelen talepler doğrultusunda kararlar üretildiği, her ne kadar 2015 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planındaki kentsel lekelerin bir kısmının kaldırıldığı görülmekteyse de, gerekli hukuksal ve teknik çalışmalar yapılmaksızın ve sağlıklı bir plan alt yapısı oluşturulmaksızın münferit bazı yeşil leke kararlarını bozan kentsel leke kararları üretildiği,
• İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının planlama sürecinde Danıştay 6. Dairenin E:2014/10352, E:2015/5095 ve E:2016/1577 sayılı dosyalarında görülmekte olan davalara ilişkin yapılan keşif sonucunda düzenlenen bilirkişi raporlarında idarelerince ileri sürülen iptal gerekçelerinin genelde uygun bulunduğu ve 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planın şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından hukuka uygun olmadığı yönünde görüş bildirildiği, ancak bu davanın konusu olan plan değişikliğinde bu hukuka aykırılıkların bir kısmının sürdürüldüğü ileri sürülmektedir.

Savunmada,
• 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı kararlarının, dava konusu çevre düzeni planında dikkate alınması gerektiği iddiasının hukuka aykırı olduğu, davacı tarafından onaylanan İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının İzmir ilinin bir kısmını kapsadığı, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ise iki ili kapsayan en üst ölçekli fiziksel plan niteliğinde olduğu, kaldı ki üst kademe planda alt kademe planda bulunmayan yeni stratejilerin ve plan kararlarının bulunmasının planlama sürecinin doğal bir sonucu olduğu, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ilk defa onaylandığı 23/06/2014 tarihinde İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararları da dikkate alınmakla birlikte anılan planda bulunmayan yeni plan kararlarının da üretildiği,
• Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 6. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Mekânsal planlar, plan kademelenmesine uygun olarak hazırlanır. Her plan, planlar arası kademeli birliktelik ilkesi uyarınca yürürlükteki üst kademe planların kararlarına uygun olmak, raporu ile bütün oluşturmak ve bir alt kademedeki planıyönlendirmek zorundadır." kuralı uyarınca alt kademe planların üst kademe planlara uygun olarak hazırlanmasının zorunluluk olduğu, davacının İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına dava açmış olmasının, dava konusu planda öngörülen ancak 1/25.000 ölçekli planda bulunmayan kararları tanımaması anlamına gelmediği, dolayısıyla mahkeme kararı ile aksi yönde bir karar verilmediği sürece, üst ölçekli plan kararlarına uygun olarak alt kademe planlarda gerekli düzenlemelerin yapılmasının davacının yasal sorumlulukları arasında yer aldığı, bununla birlikte 07/08/2018 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile gerçekleştirilen toplantıda anlaşma sağlanan konuların iş bu davaya konu edilmesinin kamu etiği ve güven ilkesi ile bağdaşmadığı, diğer yandan dava dilekçesinde yer alan iddiaların bir kısmının dava konusu 10/10/2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliği sınırları dışında yer aldığı,
• Ayrıca E:2014/10352, E:2015/5095 ve E.2016/1577 sayılı dosyalarda devam eden davalara ilişkin hazırlanan bilirkişi raporlarında yer alan değerlendirmelere idarelerince itiraz edildiği, kaldı ki bilirkişi raporunun mahkeme kararı yerine geçmediği gibi bu raporlara dayanarak haklılık iddiasında bulunmanın hukuki bir yaklaşım olmadığı savunulmuştur.

Bilirkişi raporunda;
"Plan geneline ilişkin itirazların değerlendirilmesi
1\. Davaya konu planın çevre düzeni planı olma niteliği ve gösterim dili konusu
Bilirkişi heyetimize yöneltilen genel sorular içinde, davaya konu planın geneline yönelik olarak, bu planın Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik ile Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde belirtilen tanımlara ve çevre düzeni planının niteliğine uygun olup olmadığının; planda mekansal bütünlük kurulup kurulmadığının, ekolojik amaçlı olup olmadığının; alt ölçekli planlarla ilişkisine ve plan hiyerarşisine uygunluğunun değerlendirilmesi istenmiştir.
Çevre düzeni planı, nazım ve uygulama imar planlarından farklı olarak, üst ölçekte, yani bölgesel ve alt-bölgesel ölçekte, bir bölgenin veya kentin genel ve başlıca mekansal stratejilerinin belirlendiği planlardır. Bu ölçekte yer alan mekansal stratejiler en temelde gelişme ve koruma stratejileri olup, planlama yazınında “koruma–kullanma” dengesi terimiyle de ifade edilir. Üst ölçekli bir strateji planında çevresel ve doğal değerler, tarihi ve kültürel miras değerleri ve tarımsal değeri nedeniyle korunacak alanlar kesin biçimde belirlenir ve bu alanların korunmasına ilişkin plan önerileri geliştirilir. Diğer yandan, yine bu ölçekte, yerel ve/veya ülkesel ekonomik kalkınma açısından önemli gelişme odakları belirlenerek bu odaklara ilişkin mekansal gelişme ve büyüme stratejileri ve kararları belirlenerek planda ifade edilir. “Koruma–kullanma” dengesi, aslında ekonomik kalkınmanın çevresel değerleri koruyarak gerçekleşmesini öngörür. Doğal ve tarım arazilerinin korunması temel ilkesi ile ekonomik büyümeye olan bu bütünleşik yaklaşım, dünya yazınında sürdürülebilir kalkınma şeklinde tanımlanmıştır.
Şu anda yürürlükte olmamakla beraber, 11 Kasım 2008 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte, yukarıda belirtilen çevre koruma ve ekonomik kalkınma konularına vurgu yapılmış, yönetmeliğin amacı “ülkemizin sahip olduğu doğal, tarihi ve kültürel zenginliğin korunarak kalkınma planları ve varsa bölge planları temel alınarak, ekonomik kararlarla ekolojik kararların bir arada düşünülmesine imkan veren, genel arazi kullanım kararları ile bunlara ilişkin strateji ve politikaları oluşturmak ve çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar planlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekteki çevre düzeni planlarının hazırlanmasına, hazırlattırılmasına, onaylanmasına, izlenmesine, denetlenmesine ve bu planlar üzerinde yapılacak değişikliklere ilişkin usul ve esasları düzenlemek” olarak tarif edilmiştir. Bu tarif içinde doğal, tarihi ve kültürel zenginliklerin korunması; ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünüldüğü genel arazi kullanım kararlarının oluşturulması; çevre kirliliğinin oluşmadan önlenmesi konularına vurgu yapılmaktadır. Diğer bir deyişle, çevre düzeni planında koruma-kullanma dengesi, sürdürülebilirlik yaklaşımı ve ekosistem bütünlüğünün korunması konuları öne çıkmaktadır.
Yukarıda anılan yönetmelik 14.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği ile yürürlükten kalkmıştır. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nde Çevre Düzeni Planı şu şekilde tanımlanmaktadır: “Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan plan”.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde çevre düzeni planları hazırlanırken dikkat edilecek konular şu şekilde sıralanmıştır:
a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması,
b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması,
c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi,
ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi,
d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi,
e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması,
f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi,
g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması,
ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması,
h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde çevre düzeni planının niteliğine, içeriğine ve plan yapım yaklaşımına yönelik olarak dikkate alınması gereken temel konular bulunmaktadır. Öncelikle sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı öne çıkmakta ve koruma-kullanma dengesinin sağlanmasına vurgu yapılmaktadır. Bu plan türü hazırlanırken dikkate alınması gereken temel unsurlar içinde, ekolojik ve ekonomik kararların uyumu ve bütünleşmesi; tarihi ve kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi; doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması; ayrıca çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının ve ulaşım ağının oluşturulması gerekleri belirtilmektedir. Bu açıklamalar çerçevesinde, çevre düzeni planlarının, doğal alanların, ekosistem sürekliliklerinin, tarım arazilerinin, tarihi ve kültürel alanların korunması ve iyileştirilmesi çerçevesinde, bölgesi içerisinde kentsel gelişime dair yapısal strateji ve politikaların yer aldığı en üst ölçek mekansal plan olduğunun altı çizilmelidir. Bu ölçekte kararlaştırılan koruma stratejileri, alt ölçekli planlarda kentsel gelişmenin ve kent biçiminin belirlenmesine ve denetlenmesine yönelik bir mekansal çerçeve oluşturmaktadır. Ancak bunun ötesinde, gelecek kuşakların da yararlanacağı bu doğal ve tarımsal alanların korunup geliştirilmesi yönündeki en temel kararların oluşturulduğu plan ölçeğidir.
Ekosistem sürekliliğinin, tarihi ve kültürel değerlerin korunmasına yönelik strateji ve kararların sıra, gelişmeye yönelik temel strateji ve politikalar da çevre düzeni planlarında belirlenir. Bu amaçla, yönetmelikte çevre düzeni planına ilişkin açıklamalarda yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması gerektiği belirtilmiş; ulaşım güzergahlarının genel olarak belirlenmesi gereği üzerinde durulmuştur. Ulaşım kararlarının arazi kullanım kararlarıyla ilişkili şekilde ele alınması, arazi kullanım bütünlüğünün doğal yapıyı ve ekolojik süreklilikleri koruyacak şekilde belirlenmesi de, çevre düzeni planının konuları olarak belirtilmektedir.
Plan gösterimi konusunda ise, imar planlarındaki gösterimlerden farklı olarak; arazi kullanım kararlarının şematik ve grafik dil kullanılarak belirtileceği de yönetmelikte yer almaktadır. Bunun anlamı çevre düzeni planı üzerinden ölçü almanın kesinlikle mümkün olmadığıdır. Bu plan türündeki gösterimlerde soyutlama ve genelleme düzeyi yüksektir; yani arazi kullanımları uygulamaya esas olacak ayrıntıda değil, şematik ve grafik bir dille ifade edilmektedir; bu nedenle bu plan üzerinden ölçü alınamaz. Sonuç olarak, üst ölçekli bir plan olan çevre düzeni planı, ekolojik duyarlılık ve koruma-kullanma dengesi ilkeleri çerçevesinde, ekonomik ve kentsel gelişmeyi yönlendiren; gerektiğinde denetleyen ve kısıtlayan, doğal ve tarihi çevrenin korunması konusu ile gelişme/büyüme konusundaki ana strateji ve kararların üretildiği plandır. Arazi kullanım kararlarına ilişkin olarak bir büyüme olup olmayacağı, büyümenin yönünün ne olacağı gibi genel stratejiler bu plan ölçeğinde belirtilmeli, ulaşım açısından yeni bir yatırım olup olmayacağı, güzergahların yaklaşık konumları, yol kademelenmesine ilişkin genel stratejiler gösterilmelidir.
Aşağıda, bu açıklamalar doğrultusunda, dava konusu 10.10.2018 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin alt ölçekli planları yönlendiren bir stratejik plan niteliğinde olup olmadığı; gösterim dilinin bir çevre düzeni planının sahip olması gereken genelliğe sahip olup olmadığı; plan kararlarının ekolojik duyarlılık ve ekonomik kalkınma dengesini kurup kurmadığı, ekosistem bütünlüğü ve koruma konularının nasıl ele aldığı değerlendirilecektir.
Dava konusu 10.10.2018 tarihli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin Açıklama Raporunda “Amaç” başlığı altında şu açıklamalara yer verilmiştir: “...temel amaç; yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesidir.
Planlama Bölgesi içindeki alanlarda saptanan, günümüzde var olan arazi kullanım desenine, geliştirilmiş olan parçalı ve sektörel planlama kararlarına bir bütün olarak bakıldığında, belirlenen temel amaca uygun olarak gerçekleştirilecek bir üst ölçekli planlama çalışmasının önemi daha net olarak algılanmaktadır. Bu nedenle, geçmişte gerçekleşmiş/engellenememiş uygulamaların, olumsuz sonuçlarının ortadan kaldırılması, olumsuz sonuçlara yol açma olasılığı belirlenen planlama ve yer seçim kararlarına yönelik önlemlerin geliştirilmesi de çevre düzeni planı çalışmasının amaçları arasında yer almaktadır.”
Yukarıda planın amacı olarak verilen açıklamalar incelendiğinde, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması konusunun vurgulandığı, yani planlama alanına yönelik bütüncül bir bakış açısının benimsenmek istendiği görülmektedir. Çevre düzeni planının mevzuattaki ve kuramsal tanımına uygun şekilde, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ve kültürel ve doğal değerlerin korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.
Planın hedefleri ise aşağıdaki şekilde tanımlanmaktadır:
“ Belirlenen amaç doğrultusunda;
• Planlama Bölgesini oluşturan alan bütününde koruma-kullanma dengesini gözetmek,
• Doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerini korumak ve geliştirmek,
• Bölge bütününde gelişme olanakları ve iç dinamikler doğrultusunda, yerleşme düzeni ve kademelenmesini oluşturmak,
• Koruma-kullanma dengesi gözetilerek, sektörel olanakların değerlendirilmesini ve geliştirilmesini sağlamak,
• Alıcı ortamlarda (su, toprak ve hava) var olan kirlenmenin giderilmesi ve yeni kirlenmelerin oluşmasını önleyecek kararları geliştirmek”
Plan hedeflerinin de mevzuatta belirtildiği şekilde koruma-kullanma dengesine vurgu yaptığı; doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerin korunmasının, gelişme olanaklarının ve sektörel olanakların değerlendirilmesinin ve geliştirilmesinin altını çizdiği görülmektedir.
Yukarıda verilen amaç ve hedefler doğrultusunda çevre düzeni planında yer alan strateji ve kararlar ve ilgili lejant maddeleri incelendiğinde, planda “Özel Kanuna Tabi Alanlar” başlığı altında milli parklar, tabiat parkları gibi koruma alanlarının ve sınırlarının gösterildiği; “Koruma Alanları” başlığı altında doğal, tarihi ve arkeolojik sit alanlarının gösterildiği; “Doğal Karakteri Korunacak Alanlar” başlığı altında sazlık, bataklık alan, jeolojik karakteri nedeniyle korunacak alanlar gibi kullanımların içerildiği; “Koruma Statüsüne Sahip Diğer Alanlar” başlığı altında Akdeniz foku yaşam alanı, yaban hayatı koruma/geliştirme alanlarının içerildiği; su kaynakları ve sulak alanlara ilişkin farklı hassasiyet düzeylerine sahip koruma sınırlarının belirlendiği görülmektedir. Korunması gereken bu alanların yanı sıra, planda sektörel gelişim açısından, sanayi bölgeleri, teknoloji bölgeleri, lojistik merkezleri, turizm alanları, üniversiteler, liman, hava limanı gibi, çevre düzeni planı ölçeğinde stratejik öneme sahip kullanımlar da gösterilmektedir. Ayrıca kentsel yerleşik alanlar ve gelişme alanları ile kırsal yerleşme alanları da planda ifade edilmektedir. Ekolojik, tarihi ve kültürel öneme sahip alanların, korunacak alanlar olarak çevre düzeni planında içerilmesi olumlu bir planlama yaklaşımıdır.
Ancak, elbette ki, bu koruma alanlarının sınır komşuluğunda ve yakın çevresinde belirlenen kullanımların da söz konusu doğal ve kültürel varlıkları tehdit etmeyen kullanımlar olması önem taşımaktadır. Doğal ve açık alanlar açısından bakıldığında, bu alanların ekosistem bütünlüğünü sağlayacak şekilde sürekliliklerinin sağlanması önemlidir. Planın amaç ve hedefleri, koruma-kullanma dengesi, doğal ve tarihsel alanların korunması gibi ilkeleri içermekle birlikte, bu amaç ve hedefler doğrultusunda geliştirilen bütüncül bir mekansal yaklaşım net bir biçimde ortaya konmamıştır. Plan Açıklama Raporu’nda Planlama Yaklaşımı başlığı altında verilen “3.1. Genel Yaklaşım” başlığı altında verilen “…İzmir ve Manisa İllerinde koruma-kullanma dengesinin sağlanması, doğal ve kültürel değerlerin korunması, alt ölçekli planların yönlendirilerek planların kademeli birlikteliği ilkesinin hayata geçirilmesi, stratejik yatırım kararlarının mekansal kararlara dönüştürülmesi ve bölgesel kalkınmanın sağlanması amaçlanmaktadır.” açıklaması bu ölçekteki her mekansal plandan beklenebilecek bir genellik taşımakta ve fiziksel mekandaki karşılığının niteliğine dair bir çerçeve sunmamaktadır. Bu amaç ve hedeflerin mekansal stratejilere dönüşmesi için, öncelikle planlama alanına yönelik bir yapısal ele alış ile alt bölgelere ilişkin bir kavramsal yaklaşım gerekmektedir: Yani, planlama alanının hangi bölgelerinde hangi koruma stratejilerinin öne çıkacağı; doğal koruma alanları açısından bakıldığında ekosistem bütünlüğünü sağlamaya yönelik yeşil alan sürekliliklerinin nasıl yaratılacağı; hangi bölgelerde hangi sektörel gelişme stratejilerinin destekleneceği; bu sektörel stratejilerle ilişkili olarak nerelerde kentsel gelişme stratejisinin destekleneceği ve benzer şekilde hangi bölgelerde artık kentsel gelişmenin sabitleneceği ve desteklenmeyeceğine yönelik net açıklamalara Plan Açıklama Raporunda yer verilmemiştir. Elbette Plan Açıklama Raporu’nda koruma alanlarına ve sektörel/kentsel gelişme alanlarına ilişkin kararlar yer almaktadır. Ancak, bütüncül bir bakış açısı benimsenerek, plan bütünü içinde tüm bu stratejik kararların bütünün parçalarını nasıl oluşturduğuna yönelik bir kavramsal ele alış planın eksikliğidir. Bütünü birlikte kavramaya yönelik bu yaklaşımın eksikliği, planın mekansal stratejilerini algılamayı zorlaştırmaktadır. Bununla beraber, daha önce de belirtildiği gibi, planın amaçları içinde koruma-kullanma dengesinin vurgulanması, sürdürülebilirlik, doğal ve kültürel alanların korunması gibi vurguların bulunması nedeniyle, planın çevre düzeni planı niteliği taşıdığı söylenebilir.
Gösterim dili olarak bakıldığında, ilgili mevzuatta da belirtildiği şekilde, plandaki strateji ve politikalar şematik bir gösterim ve notasyonlarla ifade edilmiştir. Daha önce de belirtildiği gibi, bu ölçek arazi kullanım kararlarının biçimlerinin ve büyüklüklerinin “kabaca” ve genel hatlarıyla verildiği bir plan ölçeğidir. Dolayısıyla bu plan türü üzerinden ölçü almak ve bu ölçüler üzerinden bir değerlendirme yapmak mümkün değildir. Dava konusu planda kullanılan lejant içeriği, yani kullanılan gösterim ve notasyonlar, bu plan ölçeğinden beklenen şematik dile uymakla birlikte; söz konusu lejant içeriğinin bir araya getirilişi, çevre düzeni planının yaklaşımını ve kararlarını net biçimde mekana yansıtamamaktadır.
Bilirkişilerden Çevre Düzeni Planları ve alt ölçekli planların ilişkisi konusunun değerlendirilmesi de istenmiştir. Planlama süreci pek çok farklı ölçekte çalışmayı gerektiren, her ölçekte farklı soyutlama, genelleme veya ayrıntılandırma düzeyleriyle çalışılması gereken, her bir ölçekteki çalışmanın bir üst düzeydeki daha genel kararlara göre şekillendiği ve kendinden alt ölçekteki çalışmaların plan kararlarını şekillendirdiği, bütünlüğü, devamlılığı ve geri beslemeleri olan bir süreçtir. Planlama kuramlarına göre kabul gören şehircilik yaklaşımı, kent planları yapılırken bütünden başlayarak parçalara inmek biçimindedir. Bütünden gelen bu yaklaşımın ardından, üst ölçek planlarda belirlenen ilkeler çerçevesinde, daha alt ölçeklerde yapılan, arazi kullanımlarının dağılımı, genel yoğunluk, ulaşım ve sosyal donatı gereksinim ve hesaplamalarının yapıldığı nazım imar planı çalışmaları yer almalıdır. Bu çalışmaların ardından uygulamaya yönelik olarak, plan ayrıntılandırılmalı, sürecin pratik yönünün ağır bastığı uygulama planları yapılmalıdır.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 6. madde 2. fıkrasında da “Mekânsal planlar, plan kademelenmesine uygun olarak hazırlanır. Her plan, planlar arası kademeli birliktelik ilkesi uyarınca yürürlükteki üst kademe planların kararlarına uygun olmak, raporu ile bütün oluşturmak ve bir alt kademedeki planı yönlendirmek zorundadır.” denilmektedir.
Özetle belirtmek gerekirse, planlama hiyerarşisi gereği, alt ölçekli planlar üst ölçekli planlarla uyumlu olmak zorundadır. Ancak planlama süreci, daha önce de belirtildiği gibi geri beslemeli bir süreçtir. Yani eğer bir alt ölçekli plan, üst ölçekli plandan önce yapıldıysa, üst ölçekli plan yapım sürecinde söz konusu alt ölçekli planın kararlarını da değerlendirmek gerekir. Bunun anlamı alt ölçekli plandaki tüm kararların kabul edilip üst ölçekli plana işlenmesi demek değildir. Burada yapılan, alt ölçekli plandaki yapısal kararların incelenmesi ve bu yapısal kararların koruma-kullanma dengesinin sağlanması ilkesi doğrultusunda, üst ölçekli planda sürdürülmesinin anlamlı olup olmayacağının araştırılmasıdır. Dolayısıyla, alt ölçekli plan kararlarının kimisinin üst ölçekli çevre düzeni planına aktarılması anlamlı olabilir. Doğal ve kültürel alanların korunması, koruma-kullanma dengesinin sağlanması temel prensibi doğrultusunda, bu konu ilerleyen kısımlarda, uyuşmazlık konusu alanlardaki itirazlar özelinde, yeri geldikçe değerlendirilecektir.
2\. Dava konusu Çevre Düzeni Planının ana kararlarına ilişkin genel değerlendirme
Önceki bölümde çevre düzeni planı hazırlanırken dikkate alınması gereken temel unsurlar belirtilmişti. Bu unsurlar, ekolojik ve ekonomik kararların uyumu ve bütünleşmesi; tarihi ve kültürel alanlar ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi; doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması; çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikalar belirlenerek arazi kullanım kararlarının ve ulaşım ağının oluşturulması şeklinde genel olarak ifade edilebilir. Bu ölçekte kararlaştırılan gelişme ve koruma stratejileri, alt ölçekli planlarda kentsel gelişmenin ve kent biçiminin belirlenmesine ve denetlenmesine yönelik bir mekansal çerçeve oluşturmaktadır.
Yine önceki bölümde, dava konusu plana ait Plan Açıklama Raporu’nda yer alan “...temel amaç; yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesidir…” açıklaması olumlu bir planlama yaklaşım ve amacını ortaya koymaktadır. Bu çerçevede belirlenen plan hedeflerinin de mevzuattaki tariflerle uyumlu olduğu da yukarıdaki bölümde belirtilmişti. Ancak dava konusu planın mekansal kararları plan paftası üzerinde incelendiğinde, planlama alanında belli bölgelerde koruma-kullanma dengesinin nasıl sağlanacağı konusunun yeterince irdelenmediği; bu açıdan planın ana amaç ve hedefleriyle tutarsızlıklar olduğu görülmektedir. Buna ek olarak, planda yer alan arazi kullanımları arasındaki mekansal ve çevresel ilişkilerin yeterince irdelenmediği, belli gelişim alanlarının doğal alanlar üzerinde oluşturabileceği olumsuzlukların ayrıntılı şekilde ele alınmadığı gözlemlenmiştir. Bu raporun 2.5. bölümü altında davaya konu plandaki uyuşmazlık konusu bölgelere ilişkin ayrıntılı açıklamalar yer almaktadır. Ancak plan bütününe ilişkin olarak da, aşağıdaki önemli sorunların altını çizmek gerekmektedir:
• Üst ölçekli bir mekansal strateji belgesi olma niteliği taşıyan 1/100.000 ölçekli dava konusu çevre düzeni planında, planlama alanındaki mekansal biçimlenmeye ilişkin yaklaşım anlaşılamamaktadır. Planlama kuramı ve planlama yazınında kompakt, ışınsal, doğrusal, çok çekirdekli gibi kentsel ve bölgesel makroform (yani bir yerleşimin üst biçimi) modelleri yer almaktadır. Bazı durumlarda bu modellerin bir araya getirildiği farklı makroform önerileri geliştirmek de mümkündür. Planlama alanının bütününe veya alt parçalarına ilişkin bu tür bir makroform öngörüsü ortaya koyan bir yaklaşım, dava konusu planda izlenmemiştir. Bu eksiklik, plan kararlarının iç tutarlılığını, okunabilirliğini, birbirleriyle ilişkisini anlamayı olanaksız kılmaktadır.
• Planlama alanında doğal ve tarihi sit alanlarının, koruma alanlarının yerlerinin saptanması ve gösterilmesi olumlu bir yaklaşım olmakla beraber; planda önerilen bazı sanayi ve kentsel gelişim alanlarının bu doğal ve tarihi değerlerle olan ilişkisinin yeterince irdelenmediği; gelişme alanlarının koruma statülü alanlar üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkilere yönelik mekansal stratejiler üretilmediği görülmektedir (Örneğin; bu bölgeler arasında yeşil alanlarla sağlanabilecek geçiş bölgeleri (ara yüzler) oluşturulmaması, vb.).
• Sanayi bölgeleri açısından bakıldığında; Aliağa bölgesinde mevcut durumda bir sanayi yoğunlaşması ve termik santral bulunduğu bilinmektedir. Kuşkusuz sanayi ve enerji üretimi kalkınma açısından önemlidir ve mevcut durumun bu nedenle devam ettirilmesi anlaşılabilir. Ancak dava konusu plan paftası incelendiğinde, Aliağa bölgesindeki sanayi odağının daha da genişletilmesi yönünde önemli bir strateji olduğu görülmektedir. Plan paftasında Aliağa bölgesinde üç ayrı sanayi bölgesi vardır. Keşif esnasında da bölgedeki sanayi yatırımlarının yoğunluğu gözlemlenmiştir. Yerleşimin batı, kuzeydoğu ve güney kesimlerinde sanayi alanları bulunmaktadır ve bu alanların her biri mevcut Aliağa yerleşiminden oldukça büyüktür. Plan paftasında Aliağa yerleşiminin büyüklüğünün de söz konusu sanayi alanlarına göre oldukça küçük kaldığı görülmektedir. Yani, İzmir metropoliten alanındaki sanayi gelişiminin önemli bir bölümünün Aliağa yerleşimi çevresinde yoğunlaştığı görülmektedir ve bu alanın bir kentsel yerleşim alanı, dolayısıyla yaşam alanı olma özelliğinin zayıflaması riski oluşmaktadır .Ayrıca Aliağa bölgesinde arkeolojik alanlar, doğal sit alanları, doğal alanlar ve tarım alanları da bulunmaktadır. Bu durum, dava konusu planın koruma-koruma dengesi, doğal, kültürel, tarihsel değerlerin korunması ve geliştirilmesi, kirlenmenin giderilmesi ve yeni kirlenmenin önlenmesi yönündeki temel amaç ve hedefleriyle çelişmektedir. Sanayi yatırımlarının belirli bir doygunluğa eriştiği bu bölgede, artık doğal alanların korunması ve geliştirilmesi yönünde stratejiler geliştirilmesinin gerektiği belirtilmelidir. Planın sanayi alanlarının büyütülmesi yönündeki önerileriyle, hem bölgedeki doğal, kültürel, tarihi varlıkların korunmasının, hem de Aliağa yerleşiminde genel halk sağlığının ve yaşam kalitesinin korunmasının güçleştiği ve koruma-kullanma dengesinin sağlanmasının olanaksız hale geldiği görülmektedir.
• Sanayi alanlarının yerleşim alanlarına oranla büyüklüğündeki dengesizlik konusu; Torbalı/Pancar, Manisa merkez, Turgutlu, Kemalpaşa yerleşimlerinde de görülmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi, mevcut yerleşim büyüklüğün ötesine geçen sanayi alanı büyüklükleri, sözü edilen yerleşimlerin kentsel yaşam alanı olma niteliğini ve yaşam kalitesini olumsuz etkileme potansiyeli taşımaktadır. Bu durumun, söz konusu yerleşimlerin çevresindeki tarım alanları üzerinde de olumsuz etkiler yaratması söz konusudur.
• Yeni kentsel gelişim alanı önerilen bazı yerlerde, yeni gelişme alanı büyüklüklerinin mevcut yerleşimlere yakın veya eşit olduğu görülmektedir. Örneğin Menderes yerleşim alanının davaya konu planda önemli ölçüde büyümesi öngörülmüş; mevcut yerleşik alanın neredeyse bir buçuk katı büyüklüğünde yeni gelişme alanı önerilmiştir. Benzer şekilde uluslararası “yavaş kent” (slow city) statüsü bulunan Seferihisar’ın mevcut yerleşik alanının kuzeyinde de mevcut yerleşimin iki katı kadar yeni gelişme alanı önerilmiştir. Hatta Seferihisar’ın kuzeyinde önerilen yeni gelişme alanları ile, Güzelbahçe ilçesinin güneyinde önerilen yeni yerleşim alanlarının birbirine erişerek bu iki ilçenin adeta birleştiği görülmektedir. Bu durum planın koruma-kullanma dengesi ilkesi ile çelişmekte, doğal ve tarımsal alanlar üzerinde baskı oluşturmaktadır. Ayrıca, yerleşimlerin özgün niteliklerini ve yaşam tarzlarını olumsuz etkilemesi söz konusudur. Tarım faaliyetinin yoğun olduğu kırsal nitelikli yerleşimler açısından bakıldığında ise bu durum, dava konusu planın açıklama raporundaki kırsal yerleşimlere ilişkin “...sahip oldukları özgünlüklerin korunarak geliştirilmesi…” hedefiyle çelişmektedir.
3\. Dava konusu Çevre Düzeni Planının nüfus öngörüleri
10.10.2018 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın Plan Açıklama Raporu’nda “…İzmir il genelinde 2000 yılı sayım sonuçlarına göre 3.370.866 kişi olan nüfus büyüklüğünün … planın hedef yılı olan 2025 yılına gelindiğinde ise yaklaşık olarak 5.545.000 kişiye ulaşacağı tahmin edilmiştir. … 2025 yılında ulaşılacağı belirlenen bu nüfusun %96'sının kentsel, %4'ünün ise kırsal nitelikte olacağı tahmin edilmektedir. … 2000 yılı sayım sonuçlarına göre 1.260.169 kişi olan Manisa il nüfusunun, … planın hedef yılı olan 2025 yılına gelindiğinde ise yaklaşık olarak 1.879.000 kişiye ulaşacağı tahmin edilmiştir. … 2025 yılında ortaya çıkacak nüfusun yaklaşık olarak %80'lik bölümünün kentsel nüfus olması, kırsal nüfusun toplam içindeki oranının %20 dolayında olması beklenmektedir.” denilmektedir. Planlama Bölgesi bütününde 2025 yılına gelindiğinde ise nüfusun yaklaşık olarak 7.424.000 kişiye ulaşacağı tahmin edilmiştir. Raporda, nüfus öngörülerinin belirlenmesine ilişkin temel yaklaşım olarak; “Koruma-kullanma dengesini gözeterek gelişmenin hedeflendiği çalışmada, kentsel yerleşmelerde hedef yıl için gereksinim duyulan alanlardan daha fazla alanın planlanarak yapılaşmaya açılmasının engellenmesi, yerleşmelerin sahip oldukları özgün yerleşim karakteri ve yoğunluğunda, … kentsel sosyal ve teknik donatı alanlarının tamamlanarak gelişmesini sürdürmesi, temel yaklaşım olarak benimsenmiştir.” denilmektedir. Bu açıklamadan anlaşılan, artan nüfusun gereksinimi dışında yeni gelişme alanlarının planlamayacağı ve yeni gelişme alanı açılması gereken durumlarda yerleşimlerin özgün yapısal karakter ve yoğunluklarının dikkate alınacağıdır.
Yukarıdaki bilgilerden davaya konu planda, hedef yıl olan 2025 yılında İzmir ve Manisa illeri için nüfus projeksiyonlarının hesaplandığı ve gerekli alanların bu hesaplamalardan yola çıkarak önerildiği sonucu çıkmaktadır. Ancak, 2025 hedef yılı için nüfus projeksiyonu yapılırken hangi projeksiyon nüfus modelinin kullanıldığının bilinmesi, gereksinimden fazla alanın kentsel gelişime açılıp açılmadığını anlamak için gereklidir.
Dava konusu planda İzmir merkez kent alanına ilişkin olarak “Mevcut gelişme eğiliminin gelecekte de sürmesi durumunda, 2025 yılında İzmir Merkez Kentin erişeceği nüfus 3.800.000 olarak belirlenmiştir.” denilmektedir. Stratejik plan niteliği gösteren bir üst ölçekli planda, “mevcut eğilimlerin sürmesi durumunda” şeklinde bir ifade kullanılması bir belirsizlik taşımakta; sürmemesi durumunda ne olacağı sorusunu akla getirmektedir. Eğer burada kast edilen bu plan için planlama alanında mevcut eğilimleri sürdürmenin kabul edildiği ise, bunun planın açıklama raporunda belirtilmesi gerekir. Öte yandan, dava konusu çevre düzeni planında, planın amaç ve hedefleri doğrultusunda, mevcut nüfus gelişim eğilimlerini etkileyecek plan kararları geliştirildiği Plan Açıklama Raporunda, İzmir merkez kenti dışındaki alanların nüfus projeksiyonları için “Nüfus kabulleri yapılırken, İzmir Merkez Kent kaynaklı saçaklanmalar, bu saçaklanmalardan kaynaklanan nüfus artışı olasılıkları, yerleşmelerin bulundukları bölge içinde sahip olduğu olanaklar ve gelişme eğilimleri dikkate alınmış, yapılmış olan nüfus projeksiyonu değerleri bu eğilimler doğrultusunda ve 2017 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verileri dikkate alınarak planlama kararlarının üretilmesinde esneklik sağlayacak bir kabule dönüştürülmüştür. 2000 yılı sayım sonuçlarına göre 689.683 kişinin yaşadığı alanda, 2005 yılına gelindiğinde nüfusun yaklaşık olarak 776.734 kişiye, 2017 yılında 856.431 kişiye yükseldiği, 2025 yılında ise 1.745.000 kişiye yükselebileceği hesaplanmıştır.” açıklaması yer almaktadır. Bu açıklamada gelişme eğilimlerinin dikkate alındığından söz edilmektedir; ancak burada daha somut bir açıklama gereklidir; hangi gelişme eğilimi nedeniyle hangi projeksiyon nüfus modelinin kullanıldığı; farklı gelişme eğilimleri için farklı modeller kullanılıp kullanılmadığı açık değildir. Raporda ilçelerin özellikleri açıklanırken, kimi yerleşimlerin sanayi açısından gelişme eğilimleri, kimi yerleşimlerin doğal ve kültürel koruma değerleri ile öne çıktığı belirtilmektedir. Kuşkusuz farklı dinamiklere ve özelliklere sahip yerleşimler için yapılacak nüfus projeksiyonlarından farklı modellerin benimsenmesi gereklidir. Her yerleşimin birbirlerinden farklı olduğu kabul edilmeli ve her birinin geçmiş dinamiklerine, bölge planlama kararlarına, ekolojik ve tarihi değerlere, planın hedeflerine bakılarak, her biri için en uygun nüfus projeksiyon modeli seçilmelidir. Literatürde nüfus kabulünü belirlemek üzere, geometrik ve aritmetik artış öngören modellere kıyasla, daha az nüfus artışını ön gören projeksiyon modelleri de vardır (örneğin pozitif azalan eğri metodu, lojistik eğri metodu).
Ancak raporda planlama alanındaki tüm yerleşimlerin nüfus projeksiyonları için tek bir modelin mi, farklı modellerin mi benimsendiği; farklı modeller benimsendiyse hangi modelin hangi gerekçe ile benimsendiği yönünde bir açıklama bulunmamaktadır. Prokesiyon nüfus hesaplamalarında tek bir model benimsendiyse, bu da yukarıda sözü edilen yerleşimlerin özgünlükleri nedeniyle sorunlu bir yaklaşım olacaktır. Bu açıklamaların olması gereken yer Plan Raporu olmalı iken, raporda bu bilgilerin eksik olduğu görülmektedir. Plan Açıklama Raporunda Manisa kent merkezi ve ilçelerindeki nüfus projeksiyonları konusunda, “Manisa il bütününe bakıldığında; 2000 yılı sayım sonuçlarına göre 919.718 kişinin yaşadığı belediye sınırları içindeki nüfusun 2005 yılına gelindiğinde yaklaşık olarak 1.038.684 kişiye, 2017 yılında ise 1.413.041 kişiye ulaştığı görülmektedir. 2025 yılı için yapılan değerlendirmeler doğrultusunda Manisa İlinde toplam nüfus 1.879.000 kişi olarak kabul edilmiştir.” denilmektedir. Raporda bu verilerin bir araştırma raporundan alındığı belirtilmiş, ancak hangi rapor olduğu ve hangi gerekçe ile bu rapordan alındığı açıklanmamıştır. İzmir İlindeki ele alışa benzer şekilde, Manisa İlindeki yerleşimler özelinde farklı modeller benimsenip benimsenmediği açık değildir.
Planlama alanındaki yerleşmelerin nüfus öngörüleri açıklanırken, kimi ilçelerin barındırdığı gelişme olanaklarından söz edilerek nüfus artışının buna dayalı olduğu belirtildiyse de, ortaya konan nüfus kabulleri herhangi bir matematiksel/bilimsel modele dayandırılarak açıklanmamıştır. Bu belirsizlik, planda gereksinimden fazla (veya az) alanın kentsel gelişim alanı olarak planlanmış olabileceği ihtimalini de beraberinde getirmektedir.
Bilirkişi Kurulumuz, nüfus projeksiyonları konusunda davaya konu planın olumsuzluklar taşıdığı, nesnel ve bilimsel temellere dayandırılmış açıklamalardan yola çıkmayan bu sürecin, planlama alanındaki doğal sit alanları, ekolojik açıdan hassas alanlar, orman alanları, sulak alanlar, tarım alanları, tarihi/kültürel varlıklar üzerinde tehdit oluşturabileceği ve gereksinimden fazla alanın kentsel gelişmeye açılması gibi bir sorunu tetiklediği görüşündedir. Güncel dünya yazını incelendiğinde, küresel olarak içinde bulunduğumuz iklim krizi ve göç gibi konuların yıkıcı etkilerini zayıflatmak üzere yerleşimlerde sürekli büyüme değil, büyüme karşıtı hatta küçülme üzerine planlama yaklaşımlarının da geliştirildiği görülmektedir. Dolayısıyla, nüfus projeksiyonlarının bilimsel temellerinin gerekçeleri ile birlikte plan açıklama raporunda yer almaması planın eksikliği olarak değerlendirilmiştir.
" görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu çevre düzeni planının kapsamı incelendiğinde, planın yargı kararı uyarınca İzmir ve Manisa illerini kapsayacak biçimde düzenlendiği, anılan illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerlik gösterdiği, plan açıklama raporunda da ifade edildiği üzere aralarındaki ekonomik ilişki ağı, Gediz ve Bakırçay gibi akarsu havzalarının etrafında konumlanmaları, benzeyen doğal ve kültürel değerleri nedeniyle ortak sorunların varlığı ve çözümlerin de bu kapsamda bir arada ele alınması gerekliliği dikkate alındığında, iki il sınırlarının aynı bölge ve havza olarak tanımlanması diğer bir ifade ile iki ilin bir arada çevre düzeni planı ölçeğinde planlanmasının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
2872 sayılı Çevre Kanununun 9/b maddesi ve 10/07/2018 tarihinde yürürlüğe giren 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendi ile bölge ve havza bazında çevre düzeni planı yapma konusunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yetki verilmiş olup, bu yetki çerçevesinde davalı Bakanlıkça dava konusu çevre düzeni planının hazırlanarak onaylanmasında yetki yönünden mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
Öte yandan 5393 sayılı Belediye Kanununun 18. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca belediyelerin il çevre düzeni planı yapmak ve onaylamak yetkisinin bulunduğu açıktır. Ancak Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 6.maddesinin 4.fıkrasının hükmü uyarınca plan kademeleri açısından il bütünü için yapılacak çevre düzeni planlarının bölge veya havza başlığındaki çevre düzeni planlarına uygun olması zorunludur.
Davacı tarafından İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında genel olarak 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarının göz önüne alınması gerektiği ileri sürülmüş ise de, dava konusu planın üst ölçekli çevre düzeni planı olması ve plan kademelenmesi açısından alt ölçekli planları yönlendirebilecek yeni ve farklı stratejik mekansal kararlar üretilebilecek nitelikte olması nedeniyle 1/25.000 ölçekli plan ile tamamıyla örtüşmesi ve her kararında bu plana uygun olması gibi bir zorunluluk bulunmadığından davacının bu iddiasına itibar edilmemiştir.

Çevre düzeni planları varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak, ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilen veriler ve bu veriler kapsamında yapılan analiz, etüt ve araştırmalar sonucunda, bölgesel dinamiklerin ve gelişmelerin dikkate alındığı, sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların birlikte çalışan kararlar olarak değerlendirildiği, tarihi, doğal ve kültürel yapının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra kontrollü kentleşmenin ve gelişmenin hedeflendiği imar planlarını yönlendirecek strateji ve politikaların ve bunun yansıması mekansal kararların üretildiği şematik dili olan bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olan planlardır.
Bu doğrultuda çevre düzeni planında plan kararları oluşturulurken, nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim ve sanayi alanlarının gelişme yönünün belirlenmesi sırasında, tarım alanları, orman alanları, meralar, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapının korunmasına ilişkin kararların dikkate alınması diğer bir ifade ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.
Stratejik mekânsal planlama, kentsel gelişimi yalnızca fiziksel gelişim kapsamında ele alan bir yaklaşım değildir. Fiziksel gelişmenin yanı sıra, kentteki sosyal, kültürel, ekonomik, yerel örgütsel gelişime ilişkin stratejileri de içerir. Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle sadece fiziki kullanım kararları içermemektedir.
Dolayısıyla, çevre düzeni planında belirlenen arazi kullanım kararları, niteliği itibarıyla çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak plan kararları olup, bu yönüyle söz konusu plana dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz ettiği kuşkusuzdur.
Nitekim çevre düzeni planı ölçeğinde hangi usül ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir.
Bu aşamada, davacı tarafından, planın geneline yönelik plan dili ve içeriğinin çevre düzeni planı niteliği taşımadığı, gösterimlerin uygulama ölçeğinde olduğu yönündeki iddiaları yukarıda aktarılan planlama ilkeleri ve mevzuat kapsamında irdelendiğinde dava konusu planda genel olarak şematik bir dil kullanıldığı, korunacak alanlar ile sektörel açıdan stratejik öneme sahip alanlara yönelik genel arazi kararlarının üretildiği, plan notları ile alt ölçekli imar planlarına yön verecek koruma ve geliştirme strateji ve ilkelerinin belirlendiği görüldüğünden, planın bölge ve havza bazında mevzuata uygun olarak hazırlandığı anlaşılmıştır.
Dava konusu planın nüfus öngörüsüne ilişkin bilirkişi kurulunca eleştirilerde bulunulmuş ise de, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda nüfus tahminlerinin hatalı yapılmış olmasına ilişkin iddialar somut ve bilimsel gerekçelerle ortaya konulamadığından planın tümünü kusurlandırmamakta, ancak nüfus projeksiyonunun plana yansıyan olumsuz yönlerinin örneğin nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlendiği iddia edilen kullanım kararları var ise somut olarak ortaya konularak (örneğin kentsel gelişme alanları) değerlendirilebilecek olduğundan sadece bu genel iddia ile planın hukuka aykırı olduğundan söz edilememektedir.
Öte yandan davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, alt ölçekli planlar yapılırken bu belgelerin bütününün göz önünde bulundurulacağı; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen kentsel yerleşme alanlarının, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.3 sayılı maddesinde, yerleşmeler için bu planının onama tarihinden önce onaylanmış olan imar planlarının bu planla belirlenen arazi kullanım kararları ve nüfus projeksiyonları esas alınarak belirlenecek kısmında imar ve ruhsat uygulamalarının devam ettirileceği, imar planlarının nüfus ve arazi kullanım kararları açısından bu plana uygun olmayan bölümlerinde ise yerleşmelerin adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre gerçekleşen nüfusunun bu planla belirlenen nüfus kabullerinin %70 ine ulaşması sonrasında imar uygulamaları ve/veya ruhsat işlemlerinin gerçekleştirileceği, 7.4 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanları için plan hükümlerinin 9. bölümünde belirlenmiş olan nüfusun kent içi dağılımının, ilgili idarelerce alt ölçekli planlarda belirleneceği, 7.13 sayılı maddesinde, bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.14 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralına yer verilmiştir.
Yine plan notlarının 4.6 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanları: bu planla belirlenmiş kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları ile bu alanlarla bütünleşen kentsel kullanım alanları olarak, 4.7 sayılı maddesinde kentsel yerleşik alanlar ise: büyükşehir ve/veya ilçe belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış olan alanlar şeklinde tanımlanmış; 4.8 sayılı maddesinde, kentsel gelişme alanları, bu planın hedef yıla ilişkin nüfus kabulleri ile ilke ve stratejilerine göre bu planla kentsel yerleşime uygun bulunan kentsel kullanımların gerçekleşeceği alanlar olarak tanımlanımş, 8.1.1.1 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.2 sayılı maddesinde, bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsun ya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacağı, alt ölçekli planlarda, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş 8.1.1.3 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar v.b. alanların yer alabileceği, kentsel yerleşme alanlarında organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler, sanayi tesisleri ile endüstriyel hammadde ve mamul ürünlerinin açık ya da kapalı olarak depolanacağı tesislerin yer alamayacağı, kentsel yerleşik alanlarda var olan sanayi tesislerinin, ekonomik ömrü dolduğunda sanayi alanlarına taşınacağı, bu planda kentsel yerleşme alanları için belirlenmiş olan nüfus kabulü esas olmak üzere, kentsel yerleşmeler içindeki yoğunluk dağılımının imar planlarında yapılacağı, imar planında yer alacak nüfusun, o yerleşme için bu planla getirilen toplam nüfus kabulünü aşamayacağı düzenlemesine yer verilmiştir.
Yukarıda aktarılan plan notları ve çevre düzeni planının niteliği gereği çevre düzeni planı ile belirlenen kentsel kullanım alanlarının, bu alanların tamamının yapılaşmaya açılacağını göstermeyeceği, bu sınırların ölçeğin gerektirdiği üzere gelişmenin yönünü gösterecek şekilde şematik olduğu ve alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda doğal, yapay ve yasal eşikler çerçevesinde bu planın nüfus kabullerine göre belirlenen alansal büyüklüğü aşmayacak şekilde kesinleştirileceği kuşkusuzdur.
Öte yandan dava konusu planın sürdürülebilirlik konusuna vurgu yaptığı, ekolojik dengeyi korumanın önemli bir amaç olarak belirlendiği, koruma-kullanma dengesi vurgusunun plan açıklama raporunda yer aldığı görülmektedir.
Plan Açıklama Raporunda "Hedefler" başlığı altında ise aşağıdaki maddeler sıralanmıştır:
• Planlama Bölgesini oluşturan alan bütününde koruma-kullanma dengesini gözetmek,
• Doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerini korumak ve geliştirmek,
• Bölge bütününde gelişme olanakları ve iç dinamikler doğrultusunda, yerleşme düzeni ve kademelenmesini oluşturmak,
• Koruma-kullanma dengesi gözetilerek, sektörel olanakların değerlendirilmesini ve geliştirilmesini sağlamak,
• Alıcı ortamlarda (su, toprak ve hava) var olan kirlenmenin giderilmesi ve yeni kirlenmelerin oluşmasını önleyecek kararları geliştirmek.
Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere dava konusu planın plan pafta ve gösterimleri ile plan notları incelendiğinde, koruma alanlarına ilişkin temel stratejilerin gösterildiği ve koruma kararlarının oluşturulduğu görülmektedir. Sektörel gelişim açısından da sanayi bölgeleri, teknoloji bölgeleri, lojistik merkezleri, üniversiteler gibi bu ölçekte stratejik öneme sahip konuların da planda gösterildiği görülmüştür.
Dava konusu planın 7.10 sayılı plan notunda, "Bu planda gösterilen sınırlarda farklılıklar olsa dahi, özel kanunlara tabi alanlarla ilgili olarak, yetkili kurumlarca belirlenmiş olan sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik olması durumunda, kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır." düzenlemesi yer almaktadır.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 21. maddesinin altıncı fıkrasında onaylı jeolojik jeoteknik veya mikro bölgeleme etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz." kuralı, 22. maddesinin ikinci fıkrasında eşik analizinde; topografik, jeolojik jeoteknik, hidrojeolojik yapı özellikleri ile arazı kullanımı, tarım ve orman alanları, içme suyu havzaları, sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, kıyı, altyapı, doğal ve fiziki veriler ile afet tehlikeleri analiz edilerek bir arada değerlendirilir." kuralı ile üçüncü fıkrasında ise imar planlarının hazırlanması sürecinde eşik analizinin yapılması zorunlu olup, plan kararlarının oluşturulmasında temel plan altlığı olarak kullanılır." kuralları yer almaktadır.
Davaya konu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı sonucunu doğurmayacağı anlaşılmaktadır.
Bu bakımdan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar ile mekansal gelişme eğilimleri dikkate alınarak sınırları alt ölçekli planlarda kesinleştirilecek kentsel gelişme alanlarının şematik olarak belirlenmesinde tarım arazileri gibi korunması gerekli alanların ise ilgili oldukları mevzuat uyarınca alt ölçekli planların onaylanması aşamasında ilgili kurum görüşlerine göre yapılaşmaya açılabileceği dikkate alındığında çevre düzeni planı yapım yöntem ve tekniklerine ve şehircilik esaslarına aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Dava konusu planın hazırlanma yönteminde yasal açıdan uyulması gereken idari ve teknik usullere herhangi bir aykırılık ve izlenen yöntemde bir şekil yanlışlığı bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
B-Dava dilekçesinde bu aşamadan sonra 12 madde halinde davaya konu çevre düzeni planının çeşitli bölgelerine ilişkin getirilen kullanım kararlarına yönelik olarak itirazlar sıralanmış ve ardından plan notlarının bazılarının iptali istenilmiştir. Söz konusu itirazlara, buna karşılık davalı idarece yapılan savunmalara ve bilirkişi raporunda yer verilen tespit ve değerlendirmeler ile Dairemizce yapılan değerlendirmelere ve ulaşılan sonuçlara aşağıda maddeler halinde aynı sıra ile yer verilecektir.

İtiraz-1
Dava dilekçesinde;
Karşıyaka İlçesi, Doğançay Rekreasyon Alanının güneyinde kalan bölgede; mülga Çevre ve Orman Bakanlığınca 2010 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında "doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan" olarak belirlenen alanın, 16/11/2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında "kentsel gelişme alanı" olarak belirlendiği 10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Plan Değişikliğinde söz konusu bölgenin plan değişikliği onama sınırı içinde kalan bir kısmının "kentsel gelişme alanı"ndan çıkarılarak "orman alanı" olarak belirlendiği, ancak söz konusu "kentsel gelişme alanı" lekesinin büyük bir bölümünün halen 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı kararları doğrultusunda düzenlenmeyerek plan değişikliği onama sınırı dışında bırakıldığının tespit edildiği, ancak, plan değişikliği ile "orman alanı" olarak belirlenen alanın güncel orman verileri ve mülkiyet durumuna bakıldığında orman mülkiyetinde yer almadığı görülmekle birlikte, plan değişikliği onama sınırı dışında bırakılan ve 1/25.000 ölçekli Izmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı kararları doğrultusunda halen düzenlenmemiş olan "kentsel gelişme alanı" kullanım kararının 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının öngördüğü nüfus değerlerini arttırıcı nitelikte olduğu, bu planın merkez kent için benimsenen planlama ilkeleri ile örtüşmediği de dikkate alındığında, plan değişikliğine konu "orman alanı" kullanım kararı ile birlikte plan değişikliği onama sınırı dışında bırakılan "kentsel gelişme alanı" kullanım kararının 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Dava konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının parsel bazında hazırlanan bir plan olmadığı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planındaki detayları içerecek plan kararlarının hazırlanmasının mümkün olmadığı, Doğançay Rekreasyon Alanının güneyinde bulunan kentsel gelişme alanının, 07/08/2018 tarihinde yapılan anlaşma neticesinde 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı dikkate alınarak ölçeğin gerektirdiği şekilde yaklaşık 21 hektarlık kısmının daraltılarak orman alanı olarak düzenlendiği, çevre düzeni planının 7.2 sayılı plan notu uyarınca bu alana ilişkin kesin sınırların ilgili kurum ve kuruluşlarının görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler dikkate alınarak alt kademe planlarda davacı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığınca belirlenmesinin önünde bir sakınca bulunmadığı, diğer yandan dava konusu çevre düzeni planında doğal karakteri korunacak alan gösterimi bulunmamakta olup orman alanı olarak düzenlenen alanlarda yer alan özel mülkiyete konu alanlarda çevre düzeni planının "8.11.5. Bu planda orman alanı olarak belirlenmiş, ancak özel mülkiyete tabi olup mülkiyeti kesinleşmiş ve tapuya tescil edilmiş parsellerde, kadastral bir yola cephesi olmak şartıyla, 8.7. Tarım Arazileri plan hükümleri geçerlidir." plan notu doğrultusunda işlem tesis edileceği, dolayısıyla davacının 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı ile birebir düzenleme yapılması ile orman alanı düzenlemesine ilişkin talebinin teknik ve hukuki dayanağının bulunmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Dava dosyasında sunulan belgeler içinde, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, 16/11/2015 ve dava konusu 10/10/2018 tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarında dava konusu alanın kullanımları verilmiştir. Bu planlarda dava konusu bölgeye ilişkin kullanımlar Şekil 1’de gösterilmektedir. Buna göre 16/11/2015 tarihli çevre düzeni planında dava konusu alan “Kentsel Gelişme Alanı” olarak yer almaktadır. 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında "Doğal ve Ağaçlık Karakteri Korunacak Alan" kullanımında bulunan uyuşmazlık konusu alanın bir kısmının, dava konusu 10/10/2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliği ile orman alanı olarak belirlendiği, ancak büyük kısmının hala “Kentsel Gelişme Alanı” olarak planlı olduğu görülmektedir.
Davacı tarafından, dava konusu alanda orman mülkiyetinde alanların bulunmadığı ve doğal karakteri korunacak alan olarak planlanması gerektiği belirtilmektedir. Ancak itiraz konusu çevre düzeni planı hükümlerinde, imar planlarının yapımı sırasında orman sınırlarının belirlenmesine ilişkin yer alan "8.11.2. Planlama Bölgesi içindeki orman alanları, orman amenajman planları esas alınarak bu plana işlenmiştir. 8.11.3. Orman sınırları konusunda tereddüt oluşması durumunda veya imar planlarının yapımı sırasında, orman kadastro sınırları esas alınacak olup ilgili kurum görüşünün alınması şarttır." olarak belirtilmektedir. Buna ek olarak, çevre düzeni planlarındaki gösterimler imar planlarındaki gösterimlerden farklıdır ve arazi kullanım kararlarının şematik ve grafik dil kullanılarak ifade edileceği de Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde belirtilmektedir. Bunun anlamı, şematik bir gösterim dili kullanılarak hazırlanan çevre düzeni planı üzerinden ölçü almanın kesinlikle mümkün olmadığıdır. Bu plan türündeki gösterimlerde soyutlama ve genelleme düzeyi yüksektir; yani arazi kullanımları uygulamaya esas olacak ayrıntıda değildir. Bu sebeple, dava konusu 10/10/2018 tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde uyuşmazlık alanında gösterilen orman alanı kullanımı sakıncalı bulunmamıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı savunmasında alana dair parsel bazında değerlendirme yapılamayacağını belirtmektedir. Alanın büyüklüğü ve 1/100.000 ölçekli planın şematik gösterim dili göz önüne alındığında bu yaklaşım anlaşılabilir. Ancak, planın geneline yönelik değerlendirme yapılırken de açıklandığı üzere, planlama süreci pek çok farklı ölçekte çalışmayı gerektiren, her ölçekte farklı soyutlama, genelleme veya ayrıntılandırma düzeyleriyle çalışılması gereken, her bir ölçekteki çalışmanın bir üst düzeydeki daha genel kararlara göre şekillendiği ve kendinden alt ölçekteki çalışmaların plan kararlarını şekillendirdiği, bütünlüğü, devamlılığı ve geri beslemeleri olan bir süreçtir. Planlama kuramlarına göre kabul gören şehircilik yaklaşımı, kent planları yapılırken bütünden başlayarak parçalara inmek biçimindedir. Bütünden gelen bu yaklaşımın ardından, üst ölçek planlarda belirlenen ilkeler çerçevesinde daha alt ölçeklerde yapılan, arazi kullanımlarının dağılımı, genel yoğunluk, ulaşım ve sosyal donatı gereksinim ve hesaplamalarının yapıldığı nazım imar planı çalışmaları yer almalıdır. Bu çalışmaların ardından uygulamaya yönelik olarak, plan ayrıntılandırılmalı, sürecin pratik yönünün ağır bastığı uygulama planları yapılmalıdır. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 6. madde 2. fıkrasında da “Mekânsal planlar, plan kademelenmesine uygun olarak hazırlanır. Her plan, planlar arası kademeli birliktelik ilkesi uyarınca yürürlükteki üst kademe planların kararlarına uygun olmak, raporu ile bütün oluşturmak ve bir alt kademedeki planı yönlendirmek zorundadır.” denilmektedir.
Özetle belirtmek gerekirse, planlama hiyerarşisi gereği, alt ölçekli planlar üst ölçekli planlarla uyumlu olmak zorundadır. Ancak planlama süreci geri beslemeli bir süreçtir. Yani eğer bir alt ölçekli plan, üst ölçekli plandan önce yapıldıysa, üst ölçekli plan yapım sürecinde söz konusu alt ölçekli planın kararlarını da değerlendirmek gerekir. Dava konusu örnekte, alanın bir yeşil sürekliliğin parçası, yani bir bütünün anlamlı bir parçası olduğu görülmektedir. Bunun anlamı alt ölçekli plandaki tüm kararların kabul edilip üst ölçekli plana işlenmesi demek değildir. Burada yapılan, alt ölçekli plandaki yapısal kararların incelenmesi ve bu yapısal kararların koruma-kullanma ilkeleri doğrultusunda üst ölçekli planda sürdürülmesinin anlamlı olup olmayacağının araştırılmasıdır. Burada temel yaklaşım, doğa koruma alanlarının tarım arazilerinin, orman alanlarının, sulak alanların korunması ve sürdürülmesi, geçmişten gelen yapısal kararların iç tutarlılığının araştırılması ve bu yapısal kararların üst ölçek plana taşınıp taşınmamasının, planlama bölgesinin koruma-kullanma ilkesi doğrultusunda anlamlı olup olmayacağının değerlendirilmesidir.
Uyuşmazlık konusu alan açısından bakıldığında da bu durum geçerlidir. Dosyaya sunulan bilgi ve belgelere bakıldığında dava konusu alanın bir kısmının “kentsel gelişme alanı” kullanımından çıkarılarak “orman alanı” olarak belirlendiği görülmektedir. Uyuşmazlık konusu alanda keşif sırasında yapılan incelemelerde ve uydu fotoğrafı üzerinde yapılan tespitlerde, uyuşmazlık konusu alanın, Karşıyaka sırtlarında, kentsel merkez kullanımlarından uzak, oldukça yoğun yapılaşmaya başlayan ve çok katlı konutlar içeren bir bölge ve ormanlık alan arasında kalan bir geçiş alanı olduğu görülmüştür. Dava konusu alan, batı tarafında orman alanı, güneyinde kentsel yerleşik alan ve kentsel yerleşim alanı, kuzeyinde ise çayır-mera alanı ile tanımlanmaktadır. Gerek uydu fotoğrafında gerekse yerinde yapılan keşifte bölgedeki doğal çevre gözlenmiştir; bu doğal çevrenin içine doğru giren kentsel saçaklanma sonucu ortaya çıkan kentsel gelişim bölgeleri de dikkat çekmektedir (Şekil 2 (a)). Bunun yanı sıra söz konusu alan, doğusunda Doğançay Mezarlığı, batısında orman alanı ve kuzeyinde çayır alanlarıyla çevrili olması sebebiyle, kentsel saçaklanmayı önleyici bir yeşil sürekliliği sağlamaktadır. Diğer bir deyişle, halihazırda gelişmiş güney ve güneybatısındaki kentsel dokunun daha fazla yayılmasına engel olabilecek önemli bir konumdadır (Şekil 3). Nüfus açısından bakıldığında, 10/10/2018 tarihli planın Karşıyaka İlçesine özgü bir nüfus öngörüsü ve bilimsel açıklaması bulunmamakta, ilçe Merkez nüfus hesaplamalarına dahil edilmektedir. Bu durumda uyuşmazlık alanındaki kentsel gelişim alanını varlığını açıklamamaktadır. Bilirkişi Kurulumuz, alanda yeni bir kentsel gelişim alanının öngörülmesini, yeşil alan sürekliliği-bütünlüğü, planının koruma-kullanma dengesi konusundaki amaç ve hedefleri, nüfus projeksiyonu konusunda bilimsel dayanaklar, ve hesaplama yöntemlerinin eksikliği nedenleriyle olumsuz olarak değerlendirmektedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın 4.49 sayılı plan notunda, orman alanları, 6831 sayılı Orman Kanunu uyarınca saptanmış ve saptanacak alanlar olarak tanımlanmış, 5.1.2 sayılı maddesinde orman alanlarının korunması koruma ilkeleri arasında sayılmış, 7.43 sayılı maddesinde, bu plan sınırları içindeki tüm orman sayılan yerlere ve orman alanlarına ilişkin konularda 6831 sayılı Orman Kanunu uyarınca uygulama yapılacağı belirtilmiş, 8.11.1 sayılı maddesinde, bu planda orman alanı olarak gösterilen alanların, devlet ormanları, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlar, özel ormanlar ve muhafaza ormanları olduğu ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine tabi alanlar olduğu, 8.11.2 sayılı maddesinde, planlama bölgesi içindeki orman alanlarının, orman amenajman planları esas alınarak bu plana işlendiği, 8.11.3 sayılı maddesinde, orman sınırları konusunda tereddüt oluşması durumunda veya imar planlarının yapımı sırasında orman kadastro sınırlarının esas alınacağı ve ilgili kurum görüşünün alınmasının şart olduğu kurala bağlanmıştır.
Plan notlarında belirtildiği üzere davaya konu çevre düzeni planından ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği gibi planda orman olarak gösterilmekle beraber statüsü orman olmayan alanların orman olarak kullanılamayacağı, imar planlarının yapımı sırasında orman alanı sınırlarının orman kadastro sınırları esas alınarak belirleneceği ve ilgili kurum görüşünün alınmasının şart olduğu açıktır. Bu bakımdan davacının itirazı alt ölçekli imar planlarının konusuna girmekte olup, dava konusu çevre düzeni planında orman alanlarının korunmasına yönelik stratejisine uygun biçimde şematik olarak gösterilen orman alanında şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. İtiraz konusu bakımından yürütmenin durdurulmasının koşulları oluşmamıştır.
Öte yandan davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen "kentsel yerleşme alanlarının", bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği düzenlenmiştir.
Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle söz konusu planlar, bu planlara dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarında öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz etmektedir. Uyuşmazlığa konu alanın bir kısmının, dava konusu çevre düzeni planında, kentsel gelişme alanı kullanımında kaldığı, konumu ve büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı, sınırların alt ölçekli planlama çalışmalarında kesinleşeceği, bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.

İtiraz-2
Dava dilekçesinde;
... Mahallesinde, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında tarım alanı olarak belirlenen bölgelerin, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni plan değişikliğiyle sanayi alanı olarak düzenlendiği, ancak söz konusu alanların mevcut planlı ve büyük oranda yapılaşmış kısmının 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında tarımsal sanayi alanı, geri kalan kısmının ise İl Tarım Müdürlüğünün görüşleri doğrultusunda tarım alanı olarak belirlendiği ve alt ölçekli plan süreçlerinin tamamlandığı, söz konusu alanların 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanununun 14. maddesine göre tespit edilen ve 2016/9620 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Resmi Gazete'nin 21/01/2017 tarih ve 29955 mükerrer sayısında yayımlanan ve yürürlüğe giren Menemen Ovası (Gediz) Koruma Alanı ve mutlak tarım alanında yer aldığı göz önüne alındığında, dava konusu plan değişikliği sınırları içerisindeki "sanayi alanı" kararının 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa, dolayısıyla planlama esasları ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Dava konusu bölgenin 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da tarımsal sanayi alanı olarak planlanmış olduğu, uydu görüntüleri incelendiğinde davacının iptalini talep ettiği alanda fiilen işletme halinde bulunan tarımsal sanayi tesisleri bulunduğu, davacının iddialarının dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı arasındaki plan kararları arasındaki makroform farklılığından kaynaklandığı, davacının aynı bölgedeki tarımsal sanayi alanı amaçlı plan kararı yaklaşık 85 hektar iken, dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinde bu alanın yaklaşık 138 hektar olduğu, diğer yandan dava konusu alanın 21/01/2017 tarihinde Menemen Büyük Ovası olarak ilan edildiği, dava konusu sanayi alanı amaçlı plan kararının ise 30/12/2014 tarihli çevre düzeni planından itibaren düzenlendiği, bahse konu Bakanlar Kurulu Kararının 1. maddesinin 2. fıkrasında "Ovaların içerisinde yer alan planlı alanlar ile bu kararın yayımı tarihi itibariyle ilgili mevzuatı uyarınca tarım dışı kullanım izni verilmiş olan alanlar, birinci fıkra kapsamı dışındadır." hükmü bulunduğu, dolayısıyla söz konusu sanayi alanı kararının, büyük ova ilanı tarihinden daha önce belirlendiği, yukarıda belirtilen Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca Menemen Büyük Ovası dışında kaldığı, bu çerçevede davacının iddialarında hukuka uyarlık bulunmadığı savunulmuştur.

Bilirkişi raporunda;
"Dava konusu alana ilişkin 16.11.2015 tarihli ve dava konusu 10.10.2018 tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarında ve İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planında öngörülen kullanımlar Şekil 4’te verilmektedir. Uyuşmazlık alanı 16.11.2015 tarihli Çevre Düzeni Planı’nda “Sanayi Alanı” ağırlıklı, “tarım alanı” ve “kentsel gelişim alanı” kullanımlarını içermektedir. Dava konusu 10.10.2018 tarihli Çevre Düzeni Planı’nda ise alanda “sanayi alanı” kullanımları görülmektedir. 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında alan “Tarımsal Sanayi” ve “Tarım Alanı” kullanımlarına sahiptir. Alana dair güncel plan kararı ise 07.07.2020 tarihli Çevre Düzeni Planında “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme” kullanımıdır. Uyuşmazlık konusu alan, sanayi alanları, tarım arazilerinin ve kırsal yerleşimlerin bulunduğu bir bölgede bulunmaktadır.
Uyuşmazlık konusu alana ilişkin uydu fotoğrafı incelendiğinde, bu alanın Gediz Deltasındaki tarım arazileri ile çevrildiği, yakın komşuluğunda ise kırsal yerleşim ve düşük yoğunluklu sanayi alanlarının yer aldığı görülmektedir. Uyuşmazlık konusu bölge, alanı çevreleyen ve Menderes Büyük Ovası’nın içerisinde yer alan büyük ve sürekli tarım arazilerinin bir uzantısı şeklindedir.
Gerek uydu fotoğrafında gerekse yerinde yapılan keşifte bölgedeki tarımsal araziler ve düşük yoğunluklu sanayi alanları gözlenmiştir (Şekil 5).
Bakanlık savunmasında “dava konusu ÇDP Değişikliği ile 1/25.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı arasındaki plan kararları arasındaki makroform farklılığından kaynaklanmaktadır. Davacının aynı bölgedeki tarımsal sanayi alanı amaçlı plan kararı yaklaşık 85 hektar iken, dava konusu ÇDP'de bu alan yaklaşık 138 hektardır” denilmektedir. Bakanlığın da belirttiği üzere, 10.10.2018 planında uyuşmazlık konusu alanın gösterimi oldukça büyüktür ve bu alanda değerli tarım arazileri bulunmaktadır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı savunmasında “…davacının iptalini talep ettiği alanda fiilen işletme halinde bulunan tarımsal sanayi tesisleri bulunmaktadır” demektedir. Davalının savunmasının aksine, Çevre Düzeni Planında gösterilen sanayi alanı Şekil 6’da da görülebileceği üzere tamamen yapılaşmamıştır. Ancak alana dair güncel 07.07.2020 tarihli Çevre Düzeni Planı’na bakıldığında, buradan sanayi alanının kaldırıldığı ve “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanı” kullanımının getirildiği görülmektedir (Şekil 4.)
Dava konusu 10.10.2018 tarihli planda dava konusu bölgede tarım alanı değil, sanayi alanı kullanımı yer almaktadır. Güncel 07.07.2020 tarihli planda ise bölgede “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanı” kullanımı yer almaktadır. Söz konusu planda Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları, “… büyükbaş ve küçükbaş hayvan besiciliğinin ve tarımın yaygın olduğu … bölgelerde ve plan kararıyla tarımın ve hayvancılığın geliştirilmesi amaçlanan alanlarda, bu gelişimi desteklemek amacıyla tarım ve hayvancılık geliştirme alanları önerilmiştir. Bu alanlarda tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma, geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları; tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesisler toplu olarak (organize şekilde) yer alabilir.” şeklinde tarif edilmektedir. Elbette ki İl Tarım Müdürlüğünün görüşleri doğrultusunda, bölgedeki tarım arazisi kullanımının 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planına işlenmesi gerekir. Ancak önceki bölümlerde açıklandığı gibi, sözü edilen tarım alanının büyüklüğü, 1/100.000 ölçekli planda gösterilemeyecek boyutta ise, bölgedeki baskın kullanım türü ne ise o kullanımın gösterimi ile ifade edilmesi olanaklıdır. Üzerinden ölçü alınamayan ve soyutlama düzeyi yüksek, şematik bir gösterim dili olan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında, bu durum alanın tamamının baskın kullanımı içerdiği (bu durumda tarım ve hayvancılık geliştirme alanı kullanımını içerdiği) anlamı taşımaz. Diğer bir deyişle, sözü edilen tarım arazinin büyüklüğü 1/100.000 ölçekli plandaki soyutlama düzeyi nedeniyle gösterilmeye elverişli değilse de, dava konusu bölgedeki tarım arazisi mutlaka korunmalıdır. Dava konusu 10.10.2018 Çevre Düzeni Planı’nın plan hükümlerinde de tarım arazileri için “Toprak, topografya ve iklimsel özellikleri tarımsal üretim için uygun olup halihazırda tarımsal üretim yapılan veya yapılmaya uygun olan veya imar, ihya, ıslah edilerek tarımsal üretim yapılmaya uygun hale dönüştürülebilen arazilerdir” denilmekte ve bölgedeki tarım arazilerinin önemi vurgulanmaktadır. İl Tarım Müdürlüğünün görüşleri doğrultusunda, dava konusu alanın içindeki tarım arazisinin korunması esas olmalıdır ve davacı idarenin de yaptığı gibi 1/25.000 ölçekli planda ve izleyen diğer alt ölçekli planlarda mutlaka gösterilmelidir. Öte yandan, tarım alanı dışında kalan kullanımın, yani tarım amaçlı sanayi tesislerinin yukarıda verilen tarım ve hayvancılık geliştirme alanı tanımı içinde kapsanacağı öngörülebilir. Bu nedenle Bilirkişi Kurulumuzun, 1/100.000 ölçekte planda dava konusu alan için güncel 07.07.2020 planında öngörülen Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanı kullanımı konusunda olumsuz bir değerlendirmesi bulunmamaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın plan notlarının 5.3.5 sayılı maddesinde, verimli tarım arazilerine baskı yapan plansız sanayileşmenin önlenmesi ve mevcut sanayilerin çevresel etkilerinin kontrol altına alınması planlama ilkeleri arasında sayılmıştır. Plan Açıklama Raporunda İzmir-Manisa illerinden oluşan planlama bölgesini kapsayan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında temel amacın, yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesi olduğu belirtilmiştir. Yukarıda ifade edildiği üzere bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği açık olmakla birlikte dava konusu alanın 07/07/2020 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğiyle tarım ve hayvancılık geliştirme alanı olarak belirlendiği ve bu yeni kullanım kararının Dairemizin E:2021/461 sayılı dosyasında davacı tarafından itiraz konusu yapıldığı görüldüğünden dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.

İtiraz-3
Dava dilekçesinde;
Aliağa İlçesi, ... Mahallesinin güneyinde bulunan, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile sanayi ve depolama alanı ve kentsel gelişme alanı olarak belirlenen bölgelerin sınırlarının alanın güneyinden geçen ve Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından projelendirilen karayolunun plana aktarılmak suretiyle yeniden düzenlendiği, ancak yapılan düzenleme ile İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinin ... tarih ve... sayılı kararıyla onaylanan "... Mahallesi 1/5000 ölçekli İlave ve Revizyon Nazım İmar Planının batı kısmında konut alanı olarak düzenlenen ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında da kentsel gelişme alanında bulunan bölgenin itiraz konusu planda kentsel gelişme alanı olarak düzenlenmesi gerektiği, ayrıca itiraz konusu plana aktarılan karayolunun plan değişikliği onama sınırları içerisine alınması gerektiği ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Dava konusu karayolu projesinin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Bakanlık arasında 2016 yılında yapılan şifahi görüşmeler sırasında Bakanlığa iletildiği ve Horozgediği Mahallesinde karayolunun güney kesiminde bulunan kentsel gelişme alanlarının kaldırılmasının talep edildiği, alana ilişkin imar planlarının 11/12/2017 tarihinde onaylanmasından sonra çevre düzeni planı değişikliğinin onaylandığı 10/10/2018 tarihine kadar Bakanlığa bu alanda onaylı imar planlarının bulunduğuna dair herhangi bir bilgi ve belge iletilmediği, konunun 07/08/2018 tarihinde gerçekleştirilen toplantı sırasında da gündeme getirilmediği, söz konusu düzenlemenin davacı tarafından talep edildiği halde, bu alanın yeniden kentsel gelişme alanı olarak düzenlenmesinin idarenin güvenilirliği ilkesine aykırı olduğu, bununla birlikte dava konusu alana ilişkin onaylı imar planlarının Bakanlığa iletilmesi halinde söz konusu alanda onaylı imar planları kapsamında yeniden düzenleme yapılmasının mümkün olduğu, (Plan Değişikliği Gerekçe Raporu Eki Konu-13) diğer yandan plan tekniği itibariyle çevre düzeni planı değişikliğinde kentsel gelişme alanı, tarım arazisi, orman alanı gibi alansal kararların plan değişikliği onama sınırları içerisinde gösterilebildiği, karayolu, su havzası koruma kuşağı, idari sınırlar gibi çizgisel gösterimler için plan değişikliği onama sınırı düzenlenemediği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Dava konusu alana ilişkin 1/100.000 ve 1/25.000 ölçekli planlarda öngörülen kullanımlar Şekil 8’de verilmektedir. 16.11.2015 tarihli çevre düzeni planında ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında uyuşmazlık alanı, Horozgediği yerleşiminin güneyinde yer almakta ve tarım arazisi ile çevrelenmiş kentsel gelişim alanı içermektedir. Davacı idare dava konusu 10.10.2018 tarihli planda karayolunun güney kesiminde kalan kentsel gelişme alanlarının kaldırılarak tarım arazisi olarak düzenlendiği, Horozgediği Mahallesi 1/5.000 ölçekli İlave ve Revizyon İmar Planının onaylandığı belirtilerek söz konusu kentsel gelişme alanının yeniden düzenlenmesi ve plana aktarılan karayolu projesinin plan değişikliği sınırlarına alınması talep edilmektedir.
Dava konusu 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planından sonra onaylanan 07.07.2020 tarihli çevre düzeni planına bakıldığında ise uyuşmazlık konusu alanın “kentsel gelişme alanı” olarak işlendiği görülmektedir (Şekil 9). Davacı kurumun karayolu sınırının plan değişikliği onama sınırı içerisinde gösterilmesi talebine karşılık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı dava dosyasında sunulan savunmasında olumsuz yorum yapmış olsa da, 07.07.2020 yılında onaylanan güncel planda uyuşmazlık alanı içerisindeki karayolu plan değişikliği sınır içerisinde yer almaktadır.
Ancak davacı tarafın talebi 07.07.2020 tarihli plana işlenmiş görülse de, dava konusu “kentsel gelişim alanı” gösterimine dair soru işaretleri vardır. Şekil 10’daki hava fotoğrafına bakıldığında ve keşif sırasında yapılan gözlemlere göre, bölge her ne kadar Aliağa ilçesinin sanayi bölgesi kullanımlarının komşuluğunda olsa da, aynı zamanda tarım ve orman arazilerinin olduğu bir bölgededir. İzmir Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı Nazım Plan Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan 2012 tarihli 1/25000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı Açıklama Raporu’nda: “Aliağa İlçesinin güney ve batı kısmındaki bölgeler genel olarak sanayi ve depolama alanlarının bulunduğu bölgeler olarak değerlendirilmiş, İlçenin kuzeyi ve merkezinde ise daha çok kentsel yerleşme alanları ve buna bağlı olarak gelişecek hizmet alanlarının yer alacağı öngörülmüştür.” diye belirtilmektedir. Söz konusu Horozgediği yerleşimi ise Aliağa’nın güneyinde kalmakta, mevcutta görülen sanayi alanları bu açıklamayla örtüşmekte, ancak tarım arazisi olarak görülen bölgenin kentsel gelişme alanı açılması kararı bu hedefle örtüşmemektedir. Yine aynı raporda;
“Aliağa İlçe Merkezini kapsayan kentsel yerleşme alanlarında onaylı ve yürürlükte 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planları bulunmakta, kadastral durum incelendiğinde bu alanların büyük kısmında imar planları doğrultusunda imar uygulamalarının tamamlandığı görülmektedir. Bu nedenle oluşan fiili durum dikkate alınarak kentsel yerleşme alanı olarak belirlenen alanların genelinde mevcut imar planı kararları dikkate alınmıştır. Ancak söz konusu planlarda yapılan irdeleme sonucu tarım, orman gibi korunması gerekli eşiklerde kaldığı tespit edilen bölümler planda koruma kararına dönüştürülmek suretiyle revize edilmiştir. … Ayrıca ... Köyü çevresindeki 1/5000 ölçekli imar planlarında konut alanında yer alan bölge zeytinlik alanlar ve sanayi alanlarına olan yakın konumu da göz önüne alınarak Tarımsal Niteliği Korunacak Alan olarak düzenlenmiştir” denmektedir.
Davaya konu 10.10.2018 çevre düzeni planı açıklama raporunda da “çevre düzeni planı ile korunması gerekli mutlak tarım alanlarının koruma altına alınması, mevzii endüstriyel yapılaşmanın engellenmesi, gereksinim duyulan alanların uygun alanlarda tümleşik olarak çözülmesi hedeflenmiştir” ifadesi yer almaktadır. Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, 07.07.2020 tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile Horozgediği yerleşiminde tarım arazisi kullanımını kentsel gelişim alanına dönüştüren karar Bilirkişi Kurulumuzca olumsuz bulunmuştur." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Karayolunun güney kesminde bulunan uyuşmazlık konusu alanın tarım arazisi olarak belirlendiği görülmektedir.
Plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen kentsel yerleşme alanlarının, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.13 sayılı maddesinde bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.14 maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu, mevzi imar planlarında değişiklik yapılması durumunda bu planın arazi kullanım kararları ve plan hükümlerine uyulacağı, bu planın onay tarihinden önce mevzii imar planları onaylanmış, ilgili idaresine başvurarak yapı ruhsatı, yapı kullanma izni ve işyeri açma ve çalışma ruhsatı almış ve bu ruhsatlara uygun olarak faaliyetin sürdürüldüğü yapıların bulunduğu alanlarda faaliyetlere devam edileceği, ancak bu alanlarda bu plan kararlarına aykırı olarak yoğunluk artışı ve arazi kullanım türü değişikliği getirecek plan değişikliği/revizyonu ve tevsi yapılamayacağı belirtilmiş, 4.42 sayılı maddesinde, "Tarım arazileri: toprak, topografya ve iklimsel özellikleri tarımsal üretim için uygun olup halihazırda tarımsal üretim yapılan veya yapılmaya uygun olan veya imar, ihya, ıslah edilerek tarımsal üretim yapılmaya uygun hale dönüştürülebilen arazilerdir." şeklinde tanımlanmış, 5.3.5 sayılı maddesinde, verimli tarım arazilerine baskı yapan plansız sanayileşmenin önlenmesi ve mevcut sanayilerin çevresel etkilerinin kontrol altına alınması planlama ilkeleri arasında sayılmış, 8.7.1 sayılı maddesinde, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa tabi tarım arazilerinin, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ve ilgili yönetmeliğinde tanımlanan tarım arazileri sınıflarına ayrılmamış olup tarım arazilerinin sınıflamasının, ilgili kurum ya da kuruluşlarca yapılacağı belirtilmiş, tarım arazileri ile ilgili genel kurallar getirildikten sonra, devamı maddelerde tarım arazilerinin niteliğine göre yapılaşma şartları belirtilmiştir.
Davaya konu çevre düzeni planının plan açıklama raporunun 4.4.9 sayılı maddesinde çevre düzeni planları sınırları içinde kalan tarımsal nitelikli alanların tarımsal niteliği korunacak alanlar, özel mahsul alanları ve bağ alanları olarak veri tabanına üç farklı tanım içinde aktarıldığı, planda ise tümünün tarımsal niteliği korunacak alanlar olarak tanımlandığı, başta ifraz koşulları olmak üzere bu alanlardaki uygulamanın 5403 sayılı Toprak Koruma Kullanımı Kanunu ile bu Kanun uyarınca çıkarılan yönetmelikler uyarınca yapılmasının kurala bağlandığı, tarım alanlarında, ilgili mevzuat doğrultusunda yapılacak belirlemelerin temel alınarak geçerli olacak koruma ve kullanım koşullarının plan hükümleri arasında düzenlendiği, plan hükümlerinde yapılan düzenleme ile tarımsal niteliği korunacak alanlarda tarımsal amaçlı yapılaşmalar ve çiftçinin barınmasına yönelik yapılaşma istemlerine ilişkin kuralların ayrı ayrı belirlendiği, bunun yanında planlama bölgesi sınırları içindeki alanlarda 5403 sayılı Yasa öncesinde geçerli mevzuat uyarınca ilgili kurumlarca tarım dışı kullanıma uygun bulunmuş alanlarda verilmiş, bu görüşler doğrultusunda hazırlanmış nazım ve uygulama imar planlarından, arazi kullanım kararları çevre düzeni planının arazi kullanım kararlarıyla çelişmeyen bölümlerinde yürürlükte olan nazım ve uygulama imar planlarının yapılaşmaya ve ifraza ilişkin kararların geçerli olduğuna dair bir düzenlemeye de plan hükümleri arasında yer verildiği belirtilmiştir.
Yukarıda ifade edildiği üzere çevre düzeni planı ile korunması gerekli mutlak tarım alanlarının koruma altına alınması, parçacıl sanayi yapılaşmasının önüne geçilmesi hedeflenmiş olup bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği açık olduğundan itiraz konusu alana ilişkin yapılan değişikliğin doğal çevrenin korunmasına yönelik şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.

İtiraz-4
Dava dilekçesinde;
Menemen İlçesi, ... Mahallesinde itiraz konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile 16/11/2015 tarihinde onaylanan İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında tarım arazisi olarak belirlenen bölgenin dava konusu planda Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Bölgesine dahil edilmek suretiyle yeniden düzenlendiği, bölgede 1/25.000 ölçekli plan doğrultusunda alt ölçekli plan süreçlerinin tamamlandığı, ayrıca söz konusu alanın 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanununun 14. maddesine göre tespit edilen ve 2016/9620 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Resmi Gazete'nin 21/01/2017 tarih ve 29955 mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren Menemen Ovası (Gediz) Koruma Alanı ve mutlak tarım alanında yer aldığı, DSİ Sulama Alanında bulunduğu göz önüne alındığında, dava konusu plandaki Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Bölgesi kararının 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa, dolayısıyla planlama esasları ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Dava konusu alanın güney kesiminin dava dilekçesinde de belirtildiği üzere tarımsal sanayi alanı olarak belirlendiği, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında tarımsal sanayi alanı kullanımına yönelik bir gösterim bulunmadığından, söz konusu alanda içerisinde tarımsal sanayi tesislerinin de yer alabildiği tarım ve hayvancılık geliştirme alanı kararının getirildiği, her iki planda da benzer kullanımlara ayrılan söz konusu alanda, uyuşmazlık konularının makroform farklılığından kaynaklandığı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında daha detaylı olarak gösterilen tarımsal sanayi alanının, dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinde çevre düzeni planının ölçeğinin gerektirdiği şekilde bütüncül olarak gösterildiği, kaldı ki çevre düzeni planının tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarına ilişkin "8.2.12.1. Bu alanlarda, tarım ve hayvancılığa yönelik araştırma ve geliştirme birimleri, ürün toplama, depolama, saklama, pazarlama alanları, ürün borsası, ürün işleme ve paketleme tesisleri ve besicilikte kullanılacak yem üretim alanları, tarımsal amaçlı yapı ve tarımsal amaçlı entegre tesisler, sebze ve çiçek yetiştiriciliği için seralar, hayvancılık ve et entegre tesisleri, tarımsal işletmelerin ön arıtma ya da toplu arıtma tesisleri, tarımsal araç-gereç parkları, ile çalışanların ihtiyacına yönelik sosyal ve kültürel donatı alanları, sağlık ve eğitim tesisleri, gereksinimlere ve planlama ilkelerine uygun şekilde, toplu olarak (organize şekilde) yer alabilecektir” uygulama hükmü uyarınca bu alanlarda tarım arazilerinin yer alabildiği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Dava konusu alana ilişkin 1/100.000 ve 1/25.000 ölçekli planlarda öngörülen kullanımlar Şekil 11’de verilmektedir. 16.11.2015 tarihli planda, uyuşmazlık konusu alanda tarım arazisi ve Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanı kullanımları, 10.10.2018 tarihli dava konusu planda alanın tamamı tarım arazisi kullanımı bulunmaktadır. 16.11.2015, 10.10.2018 tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planları ile 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında alanda “Sanayi Alanı” kullanımı ağrılığı öngörülmektedir. Uyuşmazlık konusu alan, sanayi alanları, tarım arazilerinin ve kırsal yerleşimlerin bulunduğu bir bölgede bulunmaktadır.
Dava konusu 10.10.2018 onaylı çevre düzeni planı hükümlerine göre “tarım ve hayvancılık geliştirme alanları: tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin sürdürülebileceği ve tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma, geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları; tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organize şekilde) yer alabileceği alanlardır.” Davalı idare de savunmasında bu alanların içerisinde tarımsal faaliyet de yürütebileceğini belirtmektedir; ancak 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planı hükümlerinde yer alan Tarım Arazileri tanımı da dikkate alınmalıdır: “4.42.Toprak, topografya ve iklimsel özellikleri tarımsal üretim için uygun olup halihazırda tarımsal üretim yapılan veya yapılmaya uygun olan veya imar, ihya, ıslah edilerek tarımsal üretim yapılmaya uygun hale dönüştürülebilen arazilerdir.”
Dava konusu 10.10.2018 tarihli planda ve bunu izleyen güncel 07.07.2020 tarihli planda, dava konusu alanda “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanı” kullanımı yer almaktadır (Şekil 14). Dava konusu planın plan açıklama raporunda Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları, “… büyükbaş ve küçükbaş hayvan besiciliğinin ve tarımın yaygın olduğu … bölgelerde ve plan kararıyla tarımın ve hayvancılığın geliştirilmesi amaçlanan alanlarda, bu gelişimi desteklemek amacıyla tarım ve hayvancılık geliştirme alanları önerilmiştir. Bu alanlarda tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma, geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları; tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesisler toplu olarak (organize şekilde) yer alabilir” şeklinde tarif edilmektedir. Bu tarif içinde yer alan “tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesisler toplu olarak (organize şekilde) yer alabilir” ifadesinin tarımsal amaçlı sanayi tesislerini de içereceği düşünülebilir.
Dava konusu 10.10.2018 tarihli planda, dava konusu bölgede tarım ve hayvancılık geliştirme alanı kullanımı yer almaktadır. Elbette ki, davacı idarenin belirttiği gibi, İl Tarım Müdürlüğünün görüşleri doğrultusunda, bölgedeki tarım arazisi kullanımının 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planına işlenmesi gerekir. Ancak önceki bölümlerde açıklandığı gibi, sözü edilen tarım alanının büyüklüğü 1/100.000 ölçekli planda gösterilemeyecek boyutta ise, bölgenin kullanımının baskın kullanım türü ne ise o kullanımın gösterimi ile ifade edilmesi olanaklıdır. Üzerinden ölçü alınamayan ve soyutlama düzeyi yüksek, şematik bir gösterim dili olan bir plan türü olan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında, bu durum alanın tamamının baskın kullanımı içerdiği (bu durumda tarım ve hayvancılık geliştirme alanı kullanımını içerdiği) anlamı taşımaz. Diğer bir deyişle, sözü edilen tarım arazisinin büyüklüğü 1/100.000 ölçekli plandaki soyutlama düzeyi nedeniyle gösterilmeye elverişli değilse de, dava konusu bölgedeki tarım arazisi mutlaka korunmalıdır. İl Tarım Müdürlüğünün görüşleri doğrultusunda, dava konusu alanın içindeki tarım arazisinin korunması esas olmalıdır ve davacı idarenin de yaptığı gibi 1/25.000 ölçekli planda ve izleyen diğer alt ölçekli planlarda mutlaka gösterilmelidir. Öte yandan, tarım alanı dışında kalan kullanımın, yani tarım amaçlı sanayi tesislerinin yukarıda verilen tarım ve hayvancılık geliştirme alanı tanımı içinde kapsanacağı öngörülebilir. Bu nedenle Bilirkişi Kurulumuzun, 1/100.000 ölçekte planda dava konusu alan için öngörülen Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanı kullanımı konusunda olumsuz bir değerlendirmesi bulunmamaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planda uyuşmazlık konusu alanın tarım ve hayvancılık geliştirme alanı kullanımında kaldığı anlaşılmaktadır.
Davaya konu çevre düzeni planında Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları için 8.2.12 sayılı madde düzenlenmiştir. Bu başlığın altında;
"8.2.12.1. bu alanlarda tarım ve hayvancılığa yönelik araştırma ve geliştirme birimleri, ürün toplama, depolama, saklama, pazarlama alanları, ürün borsası, ürün işleme ve paketleme tesisleri ve besicilikte kullanılacak yem üretim alanları, tarımsal amaçlı yapı ve tarımsal amaçlı entegre tesisler, sebze ve çiçek yetiştiriciliği için seralar, hayvancılık ve et entegre tesisleri, tarımsal işletmelerin ön arıtma ya da topla arıtma tesisleri, tarımsal araç-gereç parkları, ile çalışanların ihtiyacına yönelik sosyal ve kültürel donatı alanları, sağlık ve eğitim tesisleri, gereksinimlere ve planlama ilkelerine uygun şekilde, toplu olarak (organize şekilde) yer alabilecektir.
8.2.12.2. bu alanlarda yer alacak işletmelerin yapılanma koşulları ve niteliklerine alt ölçekli planlarda belirlenecektir.
8.2.12.3. bu planda gösterilenler dışında ihtiyaç olması halinde, en az 20 ha. olacak şekilde, ilgili kurum ve kuruluş görüşlerine bağlı kalınarak, il toprak koruma kurulu marifetiyle yer seçimi yapılabilir. Yer seçimi yapılan alanlara ilişkin imar planı yapılmasının gerekli olduğu durumlarda, imar planları bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. Söz kousu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar.
8.2.12.4. bu alanlarda çevre sorunlarını önlemeye yönelik olarak her türde atığa ilişkin teknik altyapı önlemleri alınacaktır.
8.2.12.5. bu planda önerilen teknolojik sera bölgelerinde öncelikle termal enerjiden yararlanacak tesisler desteklenecek ve bu tesislerin yapımına öncelik tanınacaktır." düzenlemelerine yer verilmiştir.
Davaya konu planda tarım ve hayvancılık geliştirme alanları tarım ve hayvancılık faaliyetlerin sürdürüleceği ve tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları, tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organik şekilde) yer alabileceği alanlardır şeklinde tanımlanmıştır.
Davalı idarenin savunmasında dava konusu alanın güney kesiminin dava dilekçesinde de belirtildiği üzere tarımsal sanayi alanı olarak belirlendiği, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında tarımsal sanayi alanı kullanımına yönelik bir gösterim bulunmadığından, söz konusu alanda içerisinde tarımsal sanayi tesislerinin de yer alabildiği tarım ve hayvancılık geliştirme alanı kararının getirildiği, her iki planda da benzer kullanımlara ayrılan söz konusu alanda, uyuşmazlık konularının makroform farklılığından kaynaklandığı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında daha detaylı olarak gösterilen tarımsal sanayi alanının, dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinde çevre düzeni planının ölçeğinin gerektirdiği şekilde bütüncül olarak gösterildiği, kaldı ki çevre düzeni planının tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarına ilişkin 8.2.12.1. sayılı plan notu uyarınca bu alanlarda tarım arazilerinin yer alabildiği ifade edilmiştir.
Bu itibarla uyuşmazlık konusu alan için getirilen kullanım kararında mevzuata aykırılık bulunmadığı, getirilen uygulamanın bölgenin özelliğine uygun olduğu, planda şematik olarak gösterilen tarım ve hayvancılık geliştirme alanı olan bir alanda her durumda 5403 sayılı Kanuna ve ilgili mevzuata göre uygulama yapılacağı açıktır.
Bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.

İtiraz-5
Dava dilekçesinde;
Dikili İlçesi, ... Mahallesinde 2010 yılında onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planında "Makilik-Fundalık-Çalılık Alan" ve "Tarım Arazisi" olarak belirlenmiş olan alanların Bakanlık Makamınca 30/12/2014 tarihinde onaylanan Manisa-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında "Kentsel Gelişme Alanı, Tercihli Kullanım Alanı" olarak belirlendiği, 16/11/2015 tarihinde onaylanan İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da aynı plan kararının devam ettiği, itiraz konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile ... Mahallesinin kuzeyindeki kentsel gelişme alanlarının kaldırıldığı, ancak ... Mahallesinin batısında ve doğusunda bulunan İzmir Kuzey Bölgesi 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planlarında Orman alanı, Mera alanı, Tarım Alanı, Makilik, Fundalık alan kullanımlarında kalan bölgelerin tercihli kullanım alanlarında bulunduğu, bu nedenlerle söz konusu bölgede yoğunluğu ve nüfusu artırıcı nitelikteki bahse konu kararın 3194 sayılı İmar Kanununa, planlama esasları ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı, ayrıca 18/06/2018 tarih ve 156885 sayılı yazıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğüne iletilen Dikili İlçesi, Çandarlı Mahallesi sınırları içerisinde yer alan, itiraz konusu planda ve İzmir Kuzey Bölgesi 1/25.000 ölçekli nazım imar planında "Ağaçlandırılacak Alan" olarak belirlenmiş olan, ancak Dikili Belediye Meclisinin 14/02/1992 tarih ve 5 sayılı kararları ile onanan 1/1000 ölçekli ... Revizyon Uygulama İmar Planının bulunduğu ve bu planlar doğrultusunda imar uygulamalarının tamamlandığı anlaşılan bölgenin 1/1000 ölçekli uygulama imar planı dikkate alınarak 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında yeniden düzenlenmesinin gerekli olduğu ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Davacının itirazlarının diğer maddelerde olduğu gibi 07/08/2018 tarihli anlaşma tutanağına aykırılık teşkil ettiği, İdarelerince söz konusu anlaşma tutanağı doğrultusunda, 1/25.000 ölçekli nazım imar planı dikkate alınarak 373 hektar kentsel gelişme alanı ve 260 hektar tercihli kullanım alanının kaldırılarak tarım arazisi olarak düzenlendiği, bununla birlikte İzmir Kuzey Bölgesi 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planının 2017 yılında onaylandığı, davacının iddialarına konu plan kararlarının ise 23/06/2014 onay tarihli çevre düzeni planına dayandığı, dolayısıyla Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 6. maddesinin 3. fıkrası ve planların kademeli birlikteliği ilkesi uyarınca üst ölçekli plana uygun olarak alt kademe planları onaylama yetkisinin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığının sorumluluğunda olduğu, diğer yandan çevre düzeni planında ağaçlandırılacak alan olarak belirlenen ve 14/02/1992 tarih ve 5 sayılı Dikili Belediye Meclisi Kararı ile onaylanmış imar planları bulunan alana ilişkin değerlendirmenin, diğer askı itirazları ile birlikte devam ettiği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"... yerleşimindeki dava konusu alanlar 16.11.2015 tarihli çevre düzeni planında Şekil 15’te görülen A alanı tercihli kullanım ve kentsel gelişim alanı olarak düzenlenmiş ve dava konusu 10.10.2018 tarihli planda da bu karar devam etmiştir. Ancak 20.07.2017 onaylı 1/25.000 ölçekli nazım imar planında alan tarımsal niteliği korunacak alan, kentsel yerleşik alan, mera ve orman alanından oluşmaktadır. Dava konusu 10.10.2018 tarihli Çevre düzeni planında ise alan tercihli kullanım ve kentsel gelişim alanı olarak gösterilmiştir. B alanı 16.11.2015 tarihli ve dava konusu 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planlarında tercihli kullanım alanı ve orman alanı olarak belirlenmiş, 20.07.2017 tarihli 1/25.000 ölçekli nazım imar planında ise orman alanı olarak işaretlenmiştir. C alanı 16.11.2015 tarihli çevre düzeni planında kentsel gelişim alanı ve orman alanı, dava konusu 10.10. 2018 tarihli planda ise ağaçlandırılacak alan olarak belirlenmiştir. D alanı 16.11.2015 tarihli çevre düzeni planı ve dava konusu 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planında tercihli kullanım alanı olarak işlenmiştir.
Davaya konu alanlar, Şekil 17’de verilen güncel uydu fotoğrafında (A) yeşil alan ve düşük yoğunluklu konut kullanımı içermektedir. Aynı fotoğrafta B bölgesi yeşil alan, C bölgesi yeşil alan ve yoğunluklu konut kullanımı içermektedir. D bölgesi ise yine yerleşim deseninin kıyısında kalan ve Dalyan Gölü sazlık bataklık alanı olarak tanımlanan Doğal Sit alanına kentsel saçılma tehlikesi gösteren tercihli konut gelişimi olarak görülmektedir. Alana yapılan keşif gezisinde bu alanların doğal niteliği gözlemlenmiştir. Dava konusu alanların şekil 18’de verilen 07.07.2020 tarihli çevre düzeni planındaki güncel durumuna bakıldığında ise A ve B alanları 16.11.2015 tarihli ve dava konusu 10.10.2018 tarihli planlarla aynı kararları içermekle birlikte, C bölgesinin kentsel yerleşik alan, D bölgesinin ise tarım alanı, doğal sit alanı ve tercihli kullanım alanını kapsadığı görülmektedir.
Davacı idare 07.07.2020 tarihli planda yukarıda C ile gösterilen, Dikili İlçesi, ... Mahallesi kuzey kesiminde bulunan ve ... tarih ve... sayılı Belediye Meclisi kararı ile onaylanmış imar planları bulunan bölgenin kentsel yerleşik alan olarak düzenlenmesini talep etmektedir. Alanın güncel planına bakıldığında 07.07.2020 onaylı çevre düzeni planında bu bölgenin kentsel yerleşik alan olarak güncellendiği görülebilir. Ancak keşif sırasında, alanın tarım ve orman alanlarının yanında yerleşimin kentsel saçılmasına yol açacak şekilde gelişmeye başlayan konut gelişimleri içerdiği görülmüştür. Davacı idare söz konusu bölge için “Dikili Belediye Meclisinin ... tarih ve ... sayılı kararları ile onanan 1/1000 ölçekli ... Revizyon Uygulama İmar Planının bulunduğu ve bu planlar doğrultusunda imar uygulamalarının tamamlandığı anlaşılan bölge” tanımı yapmaktadır. Ancak alanda yapılaşmanın tamamlanmadığı da anlaşılmaktadır.
Dava konusu 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planının açıklama raporunda Dikili ilçesi hakkında verilen plan kararları şöyledir:
“Onaylı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı sınırları içinde yer alan ilçe merkezlerinden olan Dikili'de, genel olarak bu planlardaki kararlar korunurken, yerleşmenin gereksinimi olan kentsel gelişme alanları merkeze bitişik konumda, yerleşmenin güneydoğusunda ve doğusunda planlanmıştır. İkinci konut nitelikli olan Dikili'de, hedef yıl için 70.000 kişilik kabul nüfusu belirlenmiştir. Tercihli kullanım alanları ve turizm tesis alanlarında, alt ölçekli planlarda var olan yapılaşma yoğunluklarının korunması, yeni eklenen turizm alanında yapılaşma koşullarının da hazırlanacak alt ölçekli planlarda verilmesi kararlaştırılmıştır” denilmektedir. Bu halde 2017 yılında hazırlanmış alt ölçekli (1/25.000) planda Çandarlı yerleşiminde yer verilmeyen tercihli kullanım kararlarının 07.07.2020 tarihli 1/100.000 ölçekli planda bulunması rapordaki bu açıklamayla uyumsuzluk göstermektedir.
Yine aynı raporda Çandarlı için:
“...: Yerleşim içindeki alanların önemli bir bölümü Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesi ilan edilmiş olan ...’da, onaylı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı bulunan yerleşmelerdendir. Onaylı çevre düzeni planı üzerinden yapılan değerlendirmelerde, gereksinimin çok üstünde bir alanın ikinci konut amaçlı olarak planlandığı, korunacak sulak alan niteliğindeki Bakırçay Deltası içindeki bölümlerde olduğu gibi, yapılaşmaması gereken çok sayıda alanın yapılaşmaya açıldığı görülmektedir. ...’da kentsel gelişme alanları ve tercihli kullanım alanları, onaylı plan kararları dikkate alınarak düzenlenmiştir.” Raporda Çandarlı’da “yapılaşmaması gereken çok sayıda alanın yapılaşmaya açıldığı” belirtilmektedir. Bu noktada, söz konusu planda tercihli kullanım alanı olarak düzenlenen alanların olası içeriğine yeniden bakmak gerekir.
Raporda “Tercihli Kullanım Alanları” aşağıdaki şekilde açıklanmaktadır:
“Onaylı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı bulunan kıyı alanlarında yer almaktadır. 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planlarında “turizm ve ikinci konut alanı” olarak planlanmış ve yapılaşma kuralları belirlenmiş olan bu alanların, çok büyük bölümü ikinci konut niteliğinde tamamlanmıştır. Geçmiş yıllarda turizmin özendirilmesi amacıyla düzenlenmiş de olsa, kullanım tercihinin kullanıcılara bırakılmış olması nedeniyle bu alanlarda turizm yapılaşmaları oldukça sınırlı kalmıştır. Bu nedenle, söz konusu alanları içeren alt ölçekli plan çalışmalarında; Mevcut yapılaşmalar, alan içinde turizmin gelişme olanakları ve planlanacak alansal büyüklükler de değerlendirilerek, doğrudan turizm kullanımının yer alacağı alanların belirlemesi yapılacak, boş alanların turizm amaçlı kullanımı desteklenecektir. Tercihli kullanım alanları içinde var olan konut kullanımlarının gereksinim duyduğu, sosyal ve teknik altyapı düzenlemeleri, bu alanların gelecekte sürekli yerleşim alanlarına dönüşeceği dikkate alınarak belirlenecek, nazım ve uygulama imar planlarında buna göre düzenleme yapılacaktır. Tercihli kullanım alanı olarak gösterilen alanlarda mevcut 1/25.000 ölçekli çevre ü̈zeni planlarında belirlenmiş olan yapılaşma yoğunlukları korunacaktır.” denmekte, “tercihli kullanım alanları”nın turizm bölgelerinde yapılaşmayı, ikinci konut baskısını arttıran ve turizm tesislerinin ise gelişmesinin az olduğu kararlar olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Alanda yapılan gözlem ve plan açıklama raporlarında ilgili yerleşimlere dair hedeflere bakıldığında, uyuşmazlık konusu ve tercihli kullanım alanı ilan edilen alanların doğal nitelikleri gözlemlenmiş, bunun yanında bu alanlarda seyrek dokulu yapılaşmalar olduğu da görülmüştür. Uyuşmazlık konusu alanların tercihli kullanım alanı içerisinde yer alması, alt ölçekli planlar açısından bu bölgelerde yapılaşma baskısını arttırma potansiyeli barındırmaktadır. Oysa, bölgenin geneli büyük ölçüde doğal alan karakteri göstermektedir; dolayısıyla uyuşmazlık konusu alanlarda seyrek yoğunluklu konut alanlarının bulunması, bölgenin tercihli kullanım alanına alınmasını gerektirmemektedir; bu nedenle söz konusu plan kararı şehircilik ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.
Görsellerde C bölgesi olarak belirtilen alan İzmir Kuzey Bölgesi 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planında ve dava konusu 10.10.2018 planında "Ağaçlandırılacak Alan" olarak belirlenmiştir. Güncel 07.07.2020 tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında ise C bölgesi “Kentsel Gelişim Alanı” kullanımındadır. Bahse konu C bölgesi, Şekil 17’de de görüldüğü gibi büyük ölçüde doğal alan karakteri göstermektedir; dolayısıyla uyuşmazlık konusu alanlarda seyrek yoğunluklu konut alanlarının bulunması, bölgenin “Kentsel Gelişim Alanı”na alınmasını gerektirmemekte, alanın doğal karakterlerine, ekolojik dengesine ve planın koruma-kullanma dengesine tehdit oluşturmakta bu nedenle şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmamaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planda uyuşmazlık konusu alanın tercihli kullanım alanında kaldığı görülmüştür.
Dava konusu planın plan notlarının 4.30 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanları: turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapının bir arada yapılmasının olanaklı kılındığı kullanım alanları olarak tanımlanmış, 8.4.5.1 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapıya ilişkin yapılaşma koşulları çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.4.5.2 sayılı maddesinde bu alanlarda onaylı alt ölçekli planlarda yoğunluk arttırıcı düzenlemelere gidilemeyeceği kurala bağlanmıştır.
Dava konusu planın açıklama raporunda, yerleşim içindeki alanların önemli bir bölümü Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesi ilan edilmiş olan Çandarlının da, onaylı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı bulunan yerleşmelerden olduğu, onaylı çevre düzeni planı üzerinden yapılan değerlendirmelerde, gereksinimin çok üstünde bir alanın ikinci konut amaçlı olarak planlandığı, korunacak sulak alan niteliğindeki Bakırçay Deltası içindeki bölümlerde olduğu gibi, yapılaşmaması gereken çok sayıda alanın yapılaşmaya açıldığının görüldüğü, ...’da kentsel gelişme alanlarının ve tercihli kullanım alanlarının, onaylı plan kararları dikkate alınarak düzenlendiği açıklanmıştır.
Bu bakımdan kazanılmış hakların korunması bağlamında planların yapımında bu ilkenin gözetilmesi amacıyla, var olan imar planlarının davaya konu plana veri olarak kabul edildiği ancak bölgedeki yapılaşma sorununa dikkat çekildiği görülmektedir. Plan notlarında belirtildiği üzere bu alanların tamamının turizm ve konut olması gerekmediği, sosyal ve teknik alt yapı alanlarının alt ölçekli planlarla öngörülebileceği açıktır. Öte yandan, dava konusu planda yerleşimin kuzey kesiminde yer alan kentsel gelişme alanlarının kaldırılmasına ve alanın doğu kesimindeki tercihli kullanım kararlarının daraltılmasına (yaklaşık 336 hektar kentsel gelişme alanı ve 261 hektar tercihli kullanım alanının kaldırılmasına) karar verilmiştir.
Bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.

İtiraz-6
Dava dilekçesinde;
Kınık İlçe Merkezinin kuzey kısmında DSİ sulama alanı ve mutlak tarım alanında bulunan bölgenin itiraz konusu planla Kentsel Gelişme Alanına dahil edildiği, İzmir Kuzey Bölgesi 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planında da söz konusu alanın DSİ Sulama Alanı ve Tarım Alanında bulunduğu, dolayısıyla dava konusu plandaki "Kentsel Gelişme Alanı" kararının 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa, dolayısıyla planlama esasları ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.


Savunmada;
Dava konusu alanda parçacı olarak onaylanmış imar planları ile çeşitli fonksiyonların getirildiği, dava konusu kentsel gelişme alanın bulunduğu bölgede Kınık Şehir Stadı, yeni devlet hastanesi gibi kamusal kullanımların yer aldığı, bu kamusal kullanımlarla fonksiyonel bütünlüğün sağlanması ve anılan kamusal kullanımların çevresinde ihtiyaç duyulan kentsel hizmetlerin sunulması amacıyla Kınık Belediye Başkanlığının talebi doğrultusunda kentsel gelişme alanı olarak düzenleme yapıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Dava konusu alana ilişkin 1/100.000 ve 1/25.000 ölçekli planlarda öngörülen kullanımlar Şekil 19’da verilmektedir. Uyuşmazlık alanı, 16.11.2015 tarihli çevre düzeni planında ve 1/25.000 ölçekli nazım imar planında Kınık yerleşiminin kuzeyinde, D240 karayolunun güneyinde yer alan tarım arazisini içermektedir. Dava konusu 10.10.2018 tarihli planda ise ilgili alan D240 karayolu ile sınırlanacak şekilde; kuzey, doğu ve batısında tarım arazisi, güneyinde ise Kınık kentsel gelişme ve kentsel yerleşik alan parçaları komşuluğundadır. Davalı idare bu bölgede “Kınık Şehir Stadı, yeni Devlet Hastanesi gibi kamusal kullanımlar” yer almakta olduğunu ve alanda işlevsel bütünlüğün sağlanması amacıyla Kınık Belediye Başkanlığının talebi doğrultusunda kentsel gelişme alanı olarak düzenleme yapıldığı açıklamıştır. Dava konusu planın açıklama raporunda “Kınık ilçe merkezinde, günümüzde var olan imar planlarına ilave olarak kentin kuzeyinde bulunan stadyum çevresinde yeni kentsel gelişme alanları oluşturulmuştur” diye belirtilmektedir.
Bu savunma ve rapordaki açıklamadan anlaşıldığı üzere, ne 1/25.000 ölçekli nazım imar planında ne de 10.10.2018 tarihli plandan önceki 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında sözü geçen alanda bir plan kararı olmadan yapılaşmaya gidilmiştir. Ortaya çıkan fiili durumda verimli tarım topraklarına yayılması kaçınılmaz olan bir kentsel sıçramanın önü açılmıştır ve bu fiili durum dava konusu planda yeni kentsel gelişim alanı kararı ile meşrulaştırılmaktadır. En güncel çevre düzeni planı olan 07.07.2020 tarihli Çevre düzeni planında bu kentsel gelişim alanı kararı korunmaktadır (Şekil 20).
Şekil 22’de de takip edilebileceği gibi, dava konusu alan Kınık ilçesinin kentsel yerleşik alanını gösteren üst biçim sınırları ile D240 karar yolu arasında kalmaktadır. Kentsel yerleşik alanın tarımsal alana yayılarak yola dayanması, tarım topraklarının büyük ölçüde yapılaşmaya açılması riskini taşımaktadır. Halbuki 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planı’nda da hedeflendiği üzere “kentsel yerleşmeler ve çevresindeki alanlarda yaşanan bu olumsuzluğun ortadan kaldırılması, kısıtlı büyüklükteki tarımsal açıdan verimli toprakların korunmasını sağlayacak planlama kararlarının geliştirilmesi” esas olmalıdır. Tarım ve Orman Bakanlığının Kuzey Ege Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planı’nda “Ayrıca ilin havza sınırları içerisinde kalan Bergama, Dikili ve Kınık ilçelerinde ülkemizin ve dünyanın en kaliteli pamuğu olan “mıntıka pamuğu” ekimi yapılmaktadır” denilmektedir. (https://webdosya.csb.gov.tr/csb/dokumanlar/cygm0020.pdf)
Yine 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planının plan açıklama raporunda Kınık için “Genel olarak kırsal bir nüfus yapısına sahip olan Kınık ilçe merkezinde nüfus artışı oldukça düşüktür. Yerleşmenin gelecekte de geçmişte olduğu gibi göç vereceği varsayımına dayanan bu sonuç, Kınık Organize Sanayi Bölgesi'nin faal duruma geçmesi ve kentten dışarı göçün durması olasılığı dikkate alınarak Kınık İlçesi için 2025 hedef yılında 49.000 kişilik kabul nüfusu belirlenmiştir” denilmektedir.
Aynı raporda kırsal bir yerleşim olan Kınık nüfusu 2017 yılında 28.271 kişi olarak verilirken, 2025 yılı için 49.000 kişi olarak belirlenmiştir. Bu nüfus kararının ne tür bir projeksiyon yöntemiyle ve hangi sektörel gelişime göre öngörüldüğü raporda açıklanmamakla birlikte, 2021 yılında Kınık yerleşiminin nüfusu 28.513’tür ve bir önceki sayıma göre %0,56 azalmıştır. Bu doğrultuda üç yıl içinde, yani planın hedef yılı olan 2025’te 49.000 kişilik nüfus ve bu nüfus için açılacak kentsel gelişme alanları gerçekçi görünmemektedir.
Bilirkişi Kurulumuz, dava konusu kentsel gelişme alanı kararının, verimli tarım topraklarındaki ekolojik ve üretim sürekliliğine zarar vereceği, değerli tarım topraklarında koruma-kullanma dengesini bozacağı, bu tür bir yerleşim alanının tüm alana yayılarak kırsal bölge karakteri olan ve geçimini tarım ile sağlayan bir alanın geçim kaynaklarını kısıtlayacağı, planda bölgeye dair yapılan nüfus öngörülerinin gerçekçi olmadığı, yerleşimin nüfus kaybettiği gerekçeleriyle şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırıdır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlık konusu alan dava konusu 10.10.2018 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında kentsel gelişme alanında kalmaktadır. İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına ilişkin plan notlarında;
"4.6. Kentsel Yerleşme Alanları: Bu planla belirlenmiş kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları ile bu alanlarla bütünleşen diğer kentsel kullanım alanlarıdır.
4.7. Kentsel Yerleşik Alanlar: Büyükşehir ve/veya ilçe belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış olan alanlardır.
4.8. Kentsel Gelişme Alanları: Bu planın hedef yıla ilişkin nüfus kabulleri ile ilke ve stratejilerine göre bu planla kentsel yerleşime uygun bulunan kentsel kullanımların geliştirileceği alanlardır." tanımlarına yer verilmiş,
"5.2.1. Kentsel ve kırsal mekânsal gelişme gereksinimlerinin koruma kullanma dengesi gözetilerek karşılanması.
5.2.2. Tüm gelişme alanlarının doğal eşikler dikkate alınarak, verimli tarım alanlarına, doğal kaynak değerlerine ve yenilenebilir enerji kaynak alanlarına zarar vermeyecek biçimde geliştirilmesi.
...
5.3.1. Kentsel ve kırsal gelişme yönlerinin ve alanlarının, hedef yıla ilişkin nüfus kabulleri ve gelişme potansiyelleri doğrultusunda belirlenmesi ve etaplar halinde yapılaşmaya açılması." ilkeleri benimsenmiş,
"7.1. Bu çevre düzeni planı, plan açıklama raporu ve plan hükümleriyle bir bütündür. Alt ölçekli planlar yapılırken bu belgelerin bütünü göz önünde bulundurulacaktır.
7.2. Bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemez. Bu plan ile belirlenen kentsel yerleşme alanları, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermez. Bu alanların sınırları, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirilir.
...
8.1.1. Kentsel Yerleşme Alanları
8.1.1.1. Bu planda kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş olan alanların bütünüdür. Kentsel yerleşme alanları kapsamındaki kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanlarına ilişkin alt ölçekli planlarda nüfus kabulleri 9. bölümde yer alan tablolara göre belirlencektir.
...
8.1.1.3. Kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar v.b. yer alabilir.
.." düzenlemelerine yer verilmiştir.
Dava konusu 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planının plan açıklama raporunda nüfus kabullerine ilişkin 9. sayfasında kırsal bir yerleşim olan Kınık nüfusu 2017 yılında 28.271 kişi olarak verilirken, 2025 yılı projeksiyon nüfusu için 49.000 kişi olarak belirlenmiştir.
Aynı raporda (syf. 11) Kınık için “Genel olarak kırsal bir nüfus yapısına sahip olan Kınık ilçe merkezinde nüfus artışı oldukça düşüktür. Yerleşmenin gelecekte de geçmişte olduğu gibi göç vereceği varsayımına dayanan bu sonuç, Kınık Organize Sanayi Bölgesi'nin faal duruma geçmesi ve kentten dışarı göçün durması olasılığı dikkate alınarak Kınık İlçesi için 2025 hedef yılında 49.000 kişilik kabul nüfusu belirlenmiştir” denilmektedir.
Ayrıca, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına ilişkin Plan Açıklama Raporunun 32. sayfasında, kentsel gelişme alanlarıyla ilgili; "İzmir Merkez Kent dışında kalan kentsel yerleşmelerde, güncel nüfus kentsel yerleşik alan büyüklüğü ve yerleşik alan yoğunluğu belirlemesi sonrasında 2025 yılı nüfus kabullerinden yola çıkarak artan nüfus için gerekli olacak ilave gelişme alanlarının belirlemesi yapılmıştır. Bu amaçla artan nüfus miktarı ve belirlenmiş olan öneri yoğunlukları kullanılarak 2025 yılı için gerekli olan minimum gelişme alanları belirlenmiş, bu alanlar planda önerilen alanlara ve yerleşmeye ilişkin var olan onaylı imar planları ile karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmalarda kullanılan hesaplama sonuçları aşağıdaki tabloda toplu olarak verilmiştir. Bazı yerleşimlere ait imar planı büyüklükleri kentsel yerleşik ve gelişme alanlarının yanı sıra ağaçlandırılacak alan ve benzeri pasif yeşil alanlar ile karşılaştırmada kullanılmayan sanayi alanı ve benzeri alanları da içerdiğinden gereksinimin oldukça üstünde görülmektedir. Tablo sonrasında izleyen bölümde her yerleşmenin gereksinimi ve mevcut planlarına ilişkin değerlendirme ve kararlara yer verilmiştir." açıklamalarına yer verildiği, ancak dava konusu Kınık ilçesinde dava konusu değişiklikten önce tamamı "Tarım Alanı" olarak belirlenen alanla ya da benzer yerlerle ilgili gelişmeye yönelik herhangi bir stratejik açıklamaya yer verilmediği görülmektedir.
Kentsel gelişme alanlarının, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına ilişkin plan notları ve imar mevzuatı gereğince, hedef yıla ilişkin nüfus kabulleri ile, çevre düzeni planı ilke ve stratejilerine göre belirlenmesi gerektiği açıktır.
Nitekim, Plan Açıklama Raporunda da ifade edildiği üzere, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ilk halinde, nüfus kabulleri çerçevesinde, 2025 yılı için gereksinim duyulan gelişme alanlarının da belirlendiği görülmektedir.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 20. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine dair yeterli ve geçerli sebeplerin bulunması ve bu hususun gerekçelendirilebilmesi halinde, çevre düzeni planlarında değişiklik yapılması mümkündür.
Fakat, dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğine ilişkin Gerekçe Raporunda; Kınık ilçesindeki dava konusu alana kentsel gelişme alanı kullanım kararı getirilmesinin, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında dava konusu değişlikten önce belirlenen kentsel gelişme alanlarının yetersiz kaldığına yönelik herhangi bir açıklamaya yer verilmediği gibi, anılan çevre düzeni planının, hedef yılı nüfus kabulünde de herhangi bir değişikliğin yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine dair yeterli ve geçerli sebepler bulunmaksızın ve hedef yıla ilişkin nüfus kabulleriyle herhangi bir bağlantı kurulmaksızın, uyuşmazlığa konusu alana yönelik getirilen kentsel gelişme alanı kullanıma dair dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğine ilişkin kısmının şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu anlaşıldığından, dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata uyarlık bulunmamaktadır.

İtiraz-7
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa İlçesi ... Mahallesinde, Kuruderenin kuzeydoğusunda 16/11/2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında 152 hektar büyüklüğünde Tercihli Kullanım Alanı ve Golf Alanı kullanımlarının, 10/10/2018 tarihinde onaylanan plan değişikliğinde, içerisinde yer alan Doğal Sit Alanları ve Orman Alanları doğrultusunda düzenlendiği ancak, söz konusu alanın Kemalpaşa Belediye Başkanlığının talebiyle 10/10/2018 tarihinde onaylanan plan değişikliğinde Özel Proje Alanı belirlendiği, ... İdare Mahkemesinin...tarih ve E:..., K:... sayılı ve 11/12/2017 tarih ve E:2017/1915 sayılı kararları ile de "Özel Proje Alanı Sınır Tespiti" raporunda kentin marka değerinin nasıl arttırılacağına yönelik herhangi bir sektörel analiz, kurumsal analiz yada anket görüşmeleri gibi araştırmaları içeren teknik bir raporun yapılmamış olması nedenleriyle şehircilik ilkelerine, planlama mevzuatına, kamu yararına ve mahkeme kararına uygun olmadığı" gerekçesiyle dava konusu işlemlerin iptaline karar verildiği, bu kapsamda, mahkeme kararları ve gerekçeleri göz önüne alındığında söz konusu bölgede Kemalpaşa Belediyesinden gelen taleple plan değişikliği ile yeniden bir özel proje alanı belirlenmesi kararının başta kamu yararı ilkesi olmak üzere, planlama mevzuatına, şehircilik ilke ve esaslarına uygun olmadığı, ayrıca arazi kullanımı üzerine doğal sit notasyonu olarak D harfi konsa da, bu doğal değeri olan alanda hem D notasyonu hem de tercihli kullanım alanı kararının çelişkili olduğu açıktır. Ayrıca belirtmek gerekir ki 23/06/2014 tarihli ilk çevre düzeni planında bu şekilde yapılı çevreye ayrılmış olan alan daha küçüktür, askı süreci sonrasında büyütülmüştür. Özetle doğal sit alanı olan yerde koruma kullanma dengesi bozulmuştur. Bu nedenle planın bu kısmında bu derece büyük bir yapılı çevre kararı şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından doğru bulunmamıştır. 10/10/2018 tarihli plan değişikliğinde alan yeniden küçültülmüş olsa da, doğal sit alanı notasyonu ile tercihli kullanım alanının bir arada yer almasına ilişkin çelişki devam etmektedir." şeklinde değerlendirmenin yer aldığı ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Dava konusu özel proje alanının iptaline ilişkin mahkeme kararı İdarelerinin ilgili biriminden temin edilmiş olup itirazlar kapsamında söz konusu mahkeme kararı dikkate alınarak düzenleme yapılacağı, bununla birlikte ... ve ... Mahallelerinde 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı kararları, DSİ tarafından yapılan sulama göletleri, alanın güncel sit alanı bilgileri ve orman alanı verileri dikkate alınarak kapsamlı düzenlemeler yapıldığı, bölgede tercihli kullanım alanları, turizm tesis alanları ve kentsel gelişme alanlarının daraltıldığı, alanın doğusunda bulunan bölgesel spor alanı kullanımının kaldırıldığı, bununla birlikte bir alanın doğal sit alanı olmasının o alanda hiç bir plan kararı üretilemeyeceği anlamına gelmediği, sit alanlarında sit statüleri dikkate alınarak ilgili ilke kararları çerçevesinde çeşitli plan kararlarının üretilmesinin mümkün olduğu, Bakanlık verilerine göre dava konusu notasyonun bulunduğu alanların 2. derece doğal sit alanı olarak belirlendiği, kaldı ki notasyonla gösterimi yapılan doğal sit alanları, plan ölçeği gereği çevre düzeni planında alansal olarak gösterimi yapılamayan alanları ifade ettiği, bu alanlarda ilgili Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu tarafından belirlenen sınırlar dikkate alınarak tercihli kullanım alanlarına ilişkin sınırların alt kademe planlarda belirlenmesi gerektiği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Uyuşmazlık konusu alana ilişkin 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı kararları incelendiğinde, dava konusu 10.10.2018 tarihli plan öncesinde alanda “Doğal Sit” alanları, “Tercihli Kullanım Alanı” ve “golf sahası” kararları olduğu görülmektedir. 1/25.000 ölçekli plandaki kullanımda ise alan “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan” kullanımındadır. 10.10.2018 tarihli dava konusu planda ise alanda “Doğal Sit Alanı”, “Golf Sahası” ve “Tercihli Kullanım Alanı” kararları görülmektedir; ancak bölgede tercihli kullanım alanları, turizm tesis alanları ve kentsel gelişme alanları daraltılmış, alanın doğusunda bulunan bölgesel spor alanı kullanımı kaldırılmıştır. Söz konusu yerleşim düşük yoğunluklu kırsal yerleşim desenine sahip olup, ağaçlık ve orman alanlarla güney ve batısında çevrilmiş özgün bir ekolojik dokuya sahiptir. 07.07.2020 tarihli güncel planda da doğal sit alanı, tercihli kullanım alanı ve golf sahası kararları devam ettirilmektedir.
Gerek dava konusu plan öncesindeki çevre düzeni planlarında, gerekse dava konusu planda uyuşmazlık konusu alandaki Doğal Sit Alanları, D harfi notasyonu ile plan paftalarına işlenmiştir. Doğal Sit Alanı niteliği bulunmasına rağmen, uyuşmazlık konusu alana Tercihli Kullanım Alanı ve özel proje alanı (golf sahası) kararı getirilmesi ile, Şekil 25.’te görüldüğü gibi, yeni bir yapılaşmaya imkan verilerek, ekolojik değerleri ön planda tutulması gereken bu bölgede kentsel gelişmenin önü açılmakta, kırsal hayat, doğal varlıklar ve bu hayatın sosyo-kültürel değerleri tehlikeye atılmaktadır. Bu durum çevre düzeni planında gözetilmesi gereken koruma-kullanma dengesi ile çelişmektedir. Dava konusu plan ile getirilen Golf Sahası kullanımı ve Tercihli Kullanım Alanı kararı, bu alana ya turizm tesisi ya da konut yapma olanağı tanımaktadır. Bölgenin tamamını yapılı çevreye dönüştüren bu yaklaşımlarla, korunması gereken doğal alanlar yapılaşmaya açılmış olacaktır.
Özel Proje Alanı içerisindeki golf sahası, ekolojik değerleri ön planda olan bu bölge bağlamında detaylı olarak irdelenmeli, sadece bir ekonomik kalkınma projesi olarak görülmemelidir. Avcı (2015) ilgili konudaki makalesinde “Golf sahalarının yapılmasında ortaya çıkan temel sorunlar; sürdürülebilir kaynak kullanımı ve çevresel etkiler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bunun yanında golf sahaları, özellikle gelişmekte olan yörelerde yaşayanların ihtiyaçları arasında yer almaması ve planlama sürecindeki kontrol mekanizmaları üzerinde siyasi etkilerin oldukça fazla olması gibi nedenlerle farklı sorunlar da yapım sürecinde ortaya çıkmaktadır.”
(http://tucaum.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/280/2015/08/semp5_3.pdf)
Planlamadan, uygulama ve işletmeye kadar çıkan sorunları ise aynı çalışma şöyle listelemektedir:
“Su kaynaklarının paylaşımında yaşanan sorunlar; Ekolojik dengenin gözetilmeden planlama kararlarının alınması ve uygulanması; Arazi kullanımında yaşanan değişmeler ve ekonomik etkileri;… gübre ve ilaç gibi kimyasalların kullanımı ile etkileri.” “Öncelikle tarımsal faaliyetler üzerinde kendini gösteren bu etki, aynı zamanda beklentilerin değişmesi ve farklı yaşam koşullarının oluşması ile sosyoekonomik hayatın bütününü kapsamaktadır” diye belirtmektedir. (http://tucaum.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/280/2015/08/semp5_3.pdf).
Keşif sırasında yapılan gözlemlerde alanın doğal nitelikleri yerinde görülmüştür (Şekil 25). Uydu fotoğrafında görüldüğü üzere, alanda düşük yoğunluklu, villa tipi konutlardan oluşan kapalı sitelerin az da olsa yer almaya başladığı görülmektedir. Uyuşmazlığa konu olan tercihli kullanım alanı ve özel proje alanı kararının, bölgedeki doğal alanlar ve tarım alanları ile sit alanları ve gölet çevresindeki doğal yaşam üzerinde olumsuz etki yaratacağı düşünülmektedir. Gerek Kemalpaşa kentsel gelişim alanı, gerekse uyuşmazlığa konu olan tercihli kullanım alanı, yapılaşmanın olmadığı, gelecekte de önerilen yapılaşmaları gerektirecek planlama kararlarının bulunmadığı bir durumu yansıtmaktadır. Ayrıca, uyuşmazlık konusu alanın kuzeybatı komşuluğunda, Kemalpaşa yerleşimini Savanda göleti ve Kurudere yerleşimine bağlayan yol boyunca öngörülen “Kentsel Gelişim Alanı” kullanımı alanın koruma-kullanma dengesini olumsuz etkilemekte, doğal alanların sürekliliğini bozmaktadır. Bilimsel ve nesnel gerekçeler sunulmadan önerilen, tarihi ve doğal değerleri tehdit eden dava konusu plandaki “tercihli kullanım alanı” ve “özel proje alanı” kararları şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırıdır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planda uyuşmazlık konusu alan, doğal sit alanı notasyonunda özel proje alanı (golf alanı) ve tercihli kullanım alanında kalmaktadır.
İmar mevzuatında, çevre düzeni planları, kalkınma planları ve varsa bölge planlarını temel alarak rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlayan, kirliliğin oluşmadan önce önlenebilmesi, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları ve bunu sağlayacak arazi kullanım kararlarını belirleyen sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünülmesini sağlamak üzere, korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen bir plan olarak öngörülmüştür.
Üst ölçekli plan olan çevre düzeni planında, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemeler yapılmalı ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmelidir.
Dava konusu plan notlarının, 4.30 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanları, turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapının bir arada yapılmasının olanaklı kılındığı kullanım alanları olarak tanımlanmıştır.
Plan notlarının 8.2.8.1 sayılı maddesinde; özel proje alanı içinde yer alacak arazi kullanımlarına ilişkin kararlar ve yapılaşma koşulları özel proje alanı özellikleri dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda, bu planda değişiklik yapılmaksızın imar planlarında belirleneceği kabul edilmiştir.
Yine plan notlarının 8.4.5.1 sayılı maddesinde; tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile sosyal ve teknik alt yapıya ilişkin yapılaşma koşullarının çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.4.5.2 sayılı maddesinde; bu alanlarda onaylı alt ölçekli planlarda yoğunluk arttırıcı düzenlemelere gidilemeyeceği belirtilmiştir.
Plan açıklama raporunda, ... ilçesi ve ... ... mahallesi açısından herhangi bir turizm gelişimine dikkat çekilmediği, öte yandan dava konusu çevre düzeni planı ile belirlenen söz konusu tercihli kullanım alanı ile özel proje alanına ilişkin yer seçimi kararı ile büyüklüğüne yönelik, plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir gelişme ihtiyacının var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın bulunmadığı anlaşılmakta olup, söz konusu planlama kararının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Hükme esas alınabilecek nitelikte bulunan bilirkişi raporundaki tespitler de dikkate alındığında, keşif sırasında yapılan gözlemlerde ve uydu fotoğraflarında açıkça görüleceği üzere alanın, ağaçlık ve orman alanları ile çevrili özgün bir ekolojik dokuya sahip olup, doğal niteliklerini sürdürdüğü, uyuşmazlığa konu kullanımlar ile yapılaşmaya imkan tanındığı, kaldı ki, özel proje alanı içerisinde önerilen golf sahası kararının, detaylı olarak irdelenmesi gerekirken, bu değerlendirmenin de plan açıklama raporunda yer almadığı, sonuç itibarıyla, ekolojik değerlerin ön planda tutulması gereken bu bölgede kentsel gelişmenin önünün açılması ile doğal sit alanı olan yerde koruma kullanma dengesinin bozulmasında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

İtiraz-8
Dava dilekçesinde;
Selçuk İlçesi, ... Mahallesinde, 16/11/2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında Tarım Arazisi olarak belirlenmiş olan alanın, TOKİ Başkanlığının talebi ile 10/10/2018 tarihinde onaylanan plan değişikliği ile Kentsel Gelişme Alanı olarak belirlendiği, söz konusu alana ilişkin olarak... tarih ve E... sayılı, ... tarih ve E... sayılı, ... tarih ve E... sayılı Toplu Konut İdaresi Başkanlığına İdarelerince yazılan yazılarda, alana ilişkin hazırlanan 1/5.000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1.000 ölçekli nazım ve uygulama imar planı teklifine ilişkin olarak ise ... tarih ve E... sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığına hitaplı yazıyla; ilk defa planı yapılacak alanlarda Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 7. maddesi gereği; güncel kurum ve kuruluş görüşlerinden İZSU Genel Müdürlüğünün görüşünün alınmadığı, alanda yer alan mülkiyetlerin bir çoğunun hala şahıs mülkiyetinde olduğu, Toplu Konut idaresi ile satışa yönelik anlaşma sürecinin devam ettiği, üst ölçekli planların plan uygulama hükümlerine, ilke ve stratejilerine aykırı, yerleşim yerlerinden kopuk ve parçacı nitelik taşıyan, ayrıca yakın bölgede yer alan onaylı nazım ve uygulama imar planı bulunan ve henüz yapılaşmamış olan bir alan mevcut iken aynı nitelikleri taşıyan, Arkeolojik ve Doğal Sit Alanlarının bitişiğinde yer alan başka bir alanın yapılaşmaya açılmasının uygun değerlendirilmediğinin belirtildiği, bu kapsamda alana getirilen Kentsel Gelişme Alanı kararının 3194 sayılı imar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı, yine aynı bölgenin batısında TOKİ Başkanlığının talebi ile yapıldığı belirtilen, 16/11/2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları olarak belirlenmiş olan alanın, 10/10/2018 tarihinde onaylanan plan değişikliği ile kaldırılarak genel olarak Tarım Arazisi, bir parçası da Büyük Alan Kullanımı Gerektiren Kamu Kuruluş Alanı olarak planlandığı, söz konusu alanın 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında 'Tarımsal Sanayi Alanı olarak planlandığı, ayrıca alanda 2008 yılında ilk kez onaylanmış olan Tarımsal Sanayi Alanı içerikli 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planları bulunan, daha sonra Selçuk İlçesi merkez yerleşimi bütününde hazırlanan ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığınca 2016 yılında onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 2018 yılında onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunduğu, alanda alt yapısı tamamlanmış ve ruhsatlı yapılaşmaların da başladığı, bu kapsamda söz konusu alanın, 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planları doğrultusunda düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

Savunmada;
... Mahallesinde yer alan kentsel gelişme alanının TOKİ Başkanlığı tarafından Bakanlığa sunulan plan teklifi doğrultusunda düzenlendiği, 10/10/2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliği ile Selçuk ilçe merkezinin doğusunda yer alan kentsel gelişme alanlarının tarım arazisi olarak düzenlendiği, İlçenin batı kesiminin 1. derece arkeolojik sit alanı olması, doğusunun ise zeytinlik vasfında olması ve TOKİ Başkanlığının talebi dikkate alınarak kentsel gelişme alanlarının kentin kuzeyinde bulunan eğimli alanlara aktarıldığı, diğer yandan İlçenin kuzeyinde yer alan tarımsal sanayi alanlarının kent çeperlerinde bulunduğu, bu alanın plan dönemi içerisinde olmasa bile, orta ve uzun vadede kentsel alanlarla bütünleşmesinin olası olduğu, dolayısıyla evre düzeni planı değişikliği plan notlarında yer alan "7.13. Bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planları geçerlidir." genel hükmü doğrultusunda onaylı imar planları ve bunlara istinaden düzenlenen ruhsatlarla kazanılmış hakların geçerli kabul edildiği, dolayısıyla bu alanda söz konusu tarımsal sanayi tesislerinin ekonomik ömürlerini doldurana kadar faaliyetlere devam edebileceği, sonrasında ise kentsel alanlardan daha uzak bir konumda uygun bir alana taşınabileceği, ayrıca söz konusu alanda düzenlenen büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanının, Sağlık Bakanlığınca yapılması planlanan yeni Devlet Hastanesine yönelik olarak anılan Bakanlığın talebi doğrultusunda plana aktarıldığı savunulmuştur.

Bilirkişi raporunda;
"Uyuşmazlık konusu bölgeye ilişkin 1/100.000 ölçekli planlardaki kullanım kararlarının geçmişi Şekil 27’de verilmektedir. Dava konusu 1010.2018 tarihli planda yapılan düzenleme ile, bölgedeki Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanı ile Tarım Alanı kullanımının “Kentsel Gelişme Alanı” ve “Büyük Kullanım Gerektiren Kamu Kuruluş Alanı” olarak değiştirilmiştir. 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planındaki bölgeye ilişkin kullanım ise tarımsal sanayi alanı ve tarım alanı kullanımındadır. Uyuşmazlık konusunu içeren bölgeye dair güncel 07.07.2020 tarihli çevre düzeni planı da incelenmiş ve Şekil 28’de görüldüğü üzere, alandaki kentsel gelişim alanı ve büyük kullanım gerektiren kamu kuruluş alanı kararının devam ettiği anlaşılmıştır.
Davalı idare savunmasında “10.10.2018 onay tarihli ÇDP Değişikliği ile Selçuk ilçe merkezinin doğusunda yer alan kentsel gelişme alanları tarım arazisi olarak düzenlenmiş, ilçenin batı kesiminin 1. derece arkeolojik sit alanı olması, doğusunun ise zeytinlik vasfında olması ve TOKİ Başkanlığının talebi dikkate alınarak kentsel gelişme alanları kentin kuzeyinde bulunan eğimli alanlara aktarılmıştır” denilmektedir. Ancak planın tamamına bakıldığında Selçuk ilçesinin kentsel yerleşik alanının tüm çevresi kentsel gelişim alanı olarak verimli tarım alanları ve zeytinlikler üzerine yayılacak şekilde işaretlenmiştir (Şekil 29).
Dava konusu bölgede yapılan keşif esnasında, “kentsel gelişme alanı” olarak tanımlanan bölgesde TOKİ konutlarının inşaatının ilerlediği, bölgenin Selçuk ilçe merkezinden ulaşım ve mekânsal bütünlük açısından kopukluğu, arkeolojik sit alanı ve tarım alanları ile çevrili olduğu ve batısında tarımsal sanayi ve depolama gibi tesisler bulunduğu gözlemlenmiştir. Bölgedeki bu değişim 2003, 2020 ve 2022 yıllarına ait hava fotoğraflarında da görülebilmektedir (Şekil 29). Dava konusu 1/100.000 ölçekli planda Kentsel Gelişme Alanı olarak gösterilen alanın mevcut Selçuk yerleşimine oranla büyüklüğü de üzerinde durulması gereken bir konudur. 10.10.2018 tarihli planın Açıklama Raporunda ilçenin 2025 nüfusu 50.000 kişi olarak öngörülmüştür. 2018 yılında ilçe nüfusunun 36.360 kişi olduğu düşünüldüğünde kentsel yerleşik alanı 279 ha olan ilçe için öngörülen 13.640 ilave nüfus için 203 ha kentsel gelişim alanı hesaplanmıştır. 2018 yılında onaylanmış olan plan raporundan edinilen bilgilere göre Selçuk İlçesi’nin 2017 yılındaki nüfusu yaklaşık 36.000 kişidir. Bu nüfusun 2025 yılında 50.000 kişiye ulaşması öngörülmektedir. Selçuk yerleşiminin 2021 yılındaki nüfusu TÜİK tarafından yaklaşık 37.700 kişi olarak belirlenmiştir. 2017 yılından 2021 yılına kadar geçen dört yıl içinde ilçe nüfusu yaklaşık 1.700 kişi artmıştır. İlçe genelinde beklenmedik nüfus artışına yol açacak yapısal bir plan kararı üretilmediği düşünülürse, nüfus artış oranının bu şekilde devam edeceği varsayılabilir. Böylelikle ilçe nüfusunun, yılda 425 kişilik bir artışla 4 yılda yaklaşık olarak 1.275 kişi artacağı ve toplam nüfusun da 2025 yılında yaklaşık olarak 39.000 kişi olacağı varsayılabilir. Bu sayı dava konusu planın öngörüsü olan 50.000 kişinin oldukça altındadır.
Davacı tarafından, Selçuk İlçesi, ... Mahallesinde, “tarım arazisi” olarak belirlenen alanın, 10.10.2018 tarihli ÇDP değişikliği ile “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, bu alana ilişkin hazırlanan alt ölçekli planlar için İZSU görüşünün alınmadığı, alanda mülkiyetlerin büyük ölçüde şahıslara ait olduğu ve TOKİ eline geçmediği, bölgenin arkeolojik ve doğal sit alanlarına bitişik konumda olduğu, bu bölgenin batısında 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında tarımsal sanayi alanı olarak planlanmış olan ve alt ölçekli planları bulunan, dava konusu ÇDP’de tarım ve hayvancılık geliştirme alanı olarak planlanmış bölgenin 10.10.2018 tarihli planda büyük ölçüde tarım arazisi ve kısmen de büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanı olarak planlandığı, alanda ruhsatlı yapılaşmaların bulunduğu belirtilerek alt ölçekli planlara göre yeniden düzenleme yapılması gerektiği ifade edilmektedir. Uyuşmazlık konusu alanda fiilen TOKİ yapılaşmasının oldukça ilerlemiş olduğu görülmektedir. Kentsel gelişim alanı kararı bölgedeki verimli tarım arazisine kontrolsüz kentsel saçaklanmayı tetikleyecektir. Davalı savunmasında kentsel gelişim alanı için ilçenin kuzeyinde seçilen bu alan için “diğer yandan İlçenin kuzeyinde yer alan tarımsal sanayi alanları kent çeperlerinde bulunmakta olup bu alanın plan dönemi içerisinde olmasa bile, orta ve uzun vadede kentsel alanlarla bütünleşmesi olasıdır” diye belirtmektedir. Yalnızca çevre düzeni planları değil, imar planları da kentlerin denetimsiz büyümesinin önüne geçmek için hazırlanmaktadır. Bu sebeple kendiliğinden gelişmesi öngörülen bu arazi kullanım biçimi Bilirkişi Kurulumuz tarafından olumsuz olarak değerlendirilmektedir.
Uyuşmazlık konusu alan ile ilgili diğer bir konu ise dava konusu 10.10.2018 tarihli planda ve bunu izleyen 07.07.2020 tarihli planda yer alan “büyük alan kullanımı gerektı̇ren kamu kuruluş alanları” ile gösterilen alandır (Şekil 28.). Dava konusu 10.10.2018 tarihli planın hükümlerinde Büyük Alan Kullanımı Gerektı̇ren Kamu Kuruluş Alanları, “kent bütününe ve çevresine hizmet eden, içerisinde kamu hizmet birimlerinin ve bunların tamamlayıcı unsurlarının yer aldığı alanlar” olarak tanımlanmaktadır. Davacı tarafın iddialarında kararın daha önce alt ölçekli planlarda iptal edildiğinden söz edilmektedir. Davalı taraf ise iptal nedeni olarak üst ölçek plan kararının bulunmamasını gündeme getirerek, eksikliğin davaya konu olan plan çerçevesinde giderilmesinin amaçlandığını savunmaktadır. Bu konu, üst ölçek-alt ölçek plan uyumunun sağlanması için yapılan bir eksikliğin giderilmesi olarak görülmemeli, söz konusu kararın üst ölçekli plan aracılığıyla bilimsel ve teknik nedenlerinin araştırılması ve değerlendirilmesi için bir olanak olarak görülmelidir. Davaya konu plan ve Plan Açıklama Raporu incelendiğinde uyuşmazlığa konu olan sağlık tesisinin yer seçimine ilişkin bir araştırmaya rastlanmamıştır.
Tabi ki hastane/sağlık tesisi yatırımları, kamu yararına düşünülen ve bir kentsel yerleşim için oldukça hayati önemdeki bir kamu kullanımıdır. Ancak uydu fotoğraflarına bakıldığında ve keşif sırasında yapılan incelemeler gözönüne alındığında, bölgede aktif olan tarıma dayalı sanayi kullanımlarının olduğu, yüzölçümünün yarısı tarım arazisi olan (https://itb.org.tr/Sayfa/115- izmir-ekonomisi-ve-tarim-sektoru) ve tarım sektörünün temel geçim kaynaklarından biri olan ilçede, dava konusu bögedeki tarım arazilerinin varlığının dikkate alınmadığı ve “büyük alan kullanımı gerektı̇ren kamu kuruluş alanları” kullanımı ile tarım arazilerinin bütünlüğünün bozulduğu görülmektedir. Bir sağlık tesisinin, şehrin dışındaki tarımsal bir bölgenin ortasında yer seçimi, yerel halkın bu alana erişme olanaklarını da kısıtlamaktadır. “Büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanları” kullanımı, parsel bazında karar üretmesi, tarım alanlarının bütünlüğünü bozması, bölgedeki fiili tarıma sanayi kullanımlarını dikkate almaması, orta ölçekteki bir ilçe için oldukça önemli olan sağlık tesisi kullanımına dair yer seçiminin dayanağı olması gereken bir bilimsel değerlendirmenin plan raporlarında yer almaması sebepleriyle şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planda uyuşmazlık konusu alan, kentsel gelişme alanı ve büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanları kullanımında kalmaktadır.
-Kentsel gelişme alanı yönünden;
Davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen "kentsel yerleşme alanlarının", bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.13 sayılı maddesinde bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.14 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralı getirilmiş; 8.1.1.1 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.2 sayılı maddesinde, bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsun ya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacağı, alt ölçekli planlarda, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş 8.1.1.3 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları, v.b. çalışma alanlarının yer alabileceği, kentsel yerleşme alanlarında organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler, sanayi tesisleri ile endüstriyel hammadde ve mamul ürünlerinin açık ya da kapalı olarak depolanacağı tesislerin yer alamayacağı, kentsel yerleşik alanlarda var olan sanayi tesisleri, ekonomik ömrü dolduğunda sanayi alanlarına taşınacağı, bu planda kentsel yerleşme alanları için belirlenmiş olan nüfus kabulü esas olmak üzere, kentsel yerleşmeler içindeki yoğunluk dağılımının imar planlarında yapılacağı, imar planında yer alacak nüfusun, o yerleşme için bu planla getirilen toplam nüfus kabulünü aşamayacağı, düzenlenmiştir.
Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle söz konusu planlar, bu planlara dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarında öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz etmektedir. Uyuşmazlığa konu alanın bir kısmının, dava konusu çevre düzeni planında, kentsel gelişme alanı kullanımında kaldığı, konumu ve büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı, bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
-Büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanları yönünden;
Çevre Düzeni Planı ile düzenlenen büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanı kullanımların ilgili kurum/kuruluş görüşleri ve mülkiyet durumları doğrultusunda plana işlendiği, planın 7.13 sayılı plan notuna göre bu alanda bulunan alt ölçekli planların geçerli olduğu, bu bağlamda bu hususa ilişkin şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

İtiraz-9
Dava dilekçesinde;
Narlıdere İlçesi, ... Mahallesinde Huzurevi Tesisleri güneyinde kalan, alt ölçekli imar planı bulunmayan, coğrafi ve doğal yapısı da dikkate alınarak 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında "Ağaçlandırılacak Alanlar, Orman Alanları ve Askeri Alanlar" olarak belirlenmiş olan alanda, Bakanlık Makamınca 30/12/2014 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında "Kentsel Yerleşik Alan" lekesinde büyüme yapılmış; bahsi geçen alanın 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda, "Ağaçlandırılacak Alanlar, Orman Alanları ve Askeri Alanlar" olarak düzenlenmesi talep edilmiş ancak Bakanlık Makamınca 16/11/2015 tarihinde onaylanan planda da belirtilen hususlarda değişiklik yapılmadığı, Bakanlık Makamınca 10/10/2018 tarihinde onaylanan plan değişikliğinde, bölgedeki "Kentsel Yerleşik Alan" kararında kısmen bir küçülme söz konusu olsa da kentsel yerleşik alan kararının hala büyük alanları kapsadığının belirlendiği, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında mekansal büyümenin kontrol edilmesi ilkesinden hareketle, ağırlıkla orman, doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan, ağaçlandırılacak alan, yapı yasağı getirilmiş alanlar gibi büyük bölgesel açık alanlar ile tarımsal alanlardan oluşan ve gelişme alt yörelerini sınırlayıcı nitelikte olan yeşil kuşak program alanlarının belirlendiği, bu kapsamda alt ölçekli imar planı bulunmayan söz konusu alanın, coğrafi ve doğal yapısı da dikkate alınarak "Ağaçlandırılacak Alanlar, Orman Alanları ve Askeri Alanlar" olarak belirlendiği, dolayısıyla bahsi geçen alanın 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı doğrultusunda, "Ağaçlandırılacak Alanlar, Orman Alanları ve Askeri Alanlar" olarak düzenlenmesinin gerektiği, söz konusu alana ilişkin getirilen plan kararının bu haliyle 3194 sayılı İmar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Narlıdere Kışlasının bulunduğu askeri alan gösteriminin plan veri tabanında yaşanan bir aksaklık nedeniyle sehven orman alanı olarak düzenlendiği ancak söz konusu askeri alan gösteriminin itirazlar kapsamında yeniden plan paftalarına aktarılacağı, bununla birlikte 10/10/2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliği ile Narlıdere İlçesi, ... Mahallesinde yer alan kentsel gelişme alanlarının 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı dikkate alınarak yaklaşık 58 hektar daraltıldığı, diğer yandan dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ölçeği ve niteliği gereği 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı ile aynı detay düzeyini içermesinin söz konusu olmadığı, çevre düzeni planında kentsel yerleşme alanlarına ilişkin kesin sınırların Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 6. maddesinin 2. fıkrası ve çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmü uyarınca doğal, yapay ve yasal eşikler ile ilgili kurum ve kuruluş görüşleri dikkate alınarak alt ölçekli planlarda kesinleştirileceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Dava konusu alanın çevre düzeni planlarındaki yaklaşık konumu ve kullanımları Şekil 31’de verilmiştir. Buna göre 16.11.2015 tarihli çevre düzeni planında alan, Narlıdere ilçesinin güneyinde, askeri alan ile sınırlanmış “kentsel yerleşik alanı”dır. Dava konusu 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planında ise, orman alanı ile sınırlanmış ve bir önceki plana göre küçültülmüş kentsel yerleşik alan olarak görülmektedir. Davacı idarenin, 1/25.000 ölçekli plan kararında İzmir il bütününde kentsel gelişimi denetlemek adına uyguladığı yeşil kuşak kararının bir parçası olduğunu belirttiği uyuşmazlık alanı “Ağaçlandırılacak Alanlar, Orman Alanları ve Askeri Alanlar” kullanımında yer almaktadır. Güncel 07.07.2020 tarihli çevre düzeni planında ise (Şekil 32), daha önce sehven işlendiği belirtilen orman alanı oldukça küçültülerek askeri alan kullanımı gösterilmiş, dava konusu alandaki kentsel yerleşik alan kararı devam ettirilmiştir.
Dava konusu alan ve çevresinin uydu fotoğrafı incelendiğinde, uyuşmazlık alanı ve yakın komşuluğunda Narlıdere ilçesinin güney sınırlarını oluşturan yerleşim alanı ve güneyinde de ağaçlık alanlar dikkat çekmektedir. 1/100.000 ölçekli plan, yerleşimin genel yapısal biçimlenmesinin ele alındığı, dolayısıyla soyutlama ve genelleme düzeyinin yüksek olduğu, koruma ve kullanma ilkelerinin tariflendiği ve bu ilkelerle alt ölçekli planlara yol gösteren bir plan türüdür. Diğer bir deyişle, bu plan türünde gösterimler şematiktir; yani 1/100.000 ölçekli plan, üzerinden ölçü alınarak değerlendirme yapılabilecek bir plan türü değildir. Dolayısıyla, 1/100.000 ölçekli bir plandan beklenen ayrıntı düzeyi, 1/25.000 veya daha alt ölçekli planlardan daha düşüktür. 1/100.000 ölçekli planda yapısal kararlar, koruma ve kullanma ilkeleri sınırları ile birlikte gösterilmektedir. Ancak bu plan türünde, farklı kullanımlarının büyüklükleri ve sınırları, ölçeğin gerektirdiği soyutlama düzeyi gereği, alt ölçeklere göre daha şematik olacaktır. 1/25.000 ölçekli plan, 1/100.000 ölçekli plana göre daha ayrıntılı bir gösterime sahip olsa da, bu plan türünü izleyen 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarına göre daha şematiktir. 1/100.000’i izleyen planlama ölçeklerinde, arazi kullanımlarına ilişkin büyüklük ve sınırların gösterimleri kendinden önce gelen bir üst ölçeğe göre daha belirginleşmelidir. Özellikle nazım ve uygulama imar planlarında arazi kullanımları ve koruma sınırları, tam ve net büyüklük ve biçimleri ile gösterilmelidir. Bu açıklamalar doğrultusunda, 1/100.000 ölçekli planlarda gösterim dili şematik olduğu ve soyutlama düzeyi yüksek olduğu için, bu plan ölçeğinde dava konusu alana ilişkin konu bir gösterim farklılığı olarak görülmüş ve olumsuz olarak değerlendirilmemiştir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planda uyuşmazlık konusu alan kentsel yerleşik alan kullanımındadır.
Dava konusu alanın bulunduğu bölgenin bir kısmı da 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında kentsel yerleşik alan gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte bir farklılık olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşik alanların tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-10
Dava dilekçesinde;
Güzelbahçe İlçesi, ... Mahallesinde bulunan konut yerleşiminin kuzeyi ile otoyol arasında kalan ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı ile Bakanlık Makamınca 23/06/2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında "Tarım Alanı" olarak planlanan bölgenin; Bakanlık Makamınca 30/12/2014 tarihinde onaylanan İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Planında "Kentsel Yerleşik Alan" olarak belirlendiği, Bakanlık Makamınca 10/10/2018 tarihinde onaylanan plan değişikliğinde, söz konusu alandaki kentsel yerleşik alan kararının bir kısmının tarım arazisi olarak düzenlendiği, ancak batıda kalan alanda kentsel yerleşik alan kararının sürdürüldüğü, 1981 yılında mülga İmar ve Iskan Bakanlığınca onaylanan 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarında bölgenin plan kararının "Korunacak Tarım Alanı" olarak belirlendiği ve söz konusu kararın bugüne kadar hazırlanan farklı ölçeklerdeki imar planlarında sürdürüldüğü, bölgenin tarımsal yapısı ve ağaç dokusunun uydu fotoğrafından da izlenebildiği, söz konusu bölgenin; bu anlamda kentsel gelişmenin kısıtlanmasının öngörüldüğü bir konumda, kentsel sınırlayıcı yeşil kuşak görevini de üstlendiği, söz konusu alana ilişkin getirilen plan kararının bu haliyle 3194 sayılı imar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Talep edilen kentsel yerleşik alanın 10/10/2018 tarihli çevre düzeni planı değişikliği kapsamı dışında yer aldığı, dava konusu kentsel yerleşik alanın 30 hektarlık kısmının, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı dikkate alınarak tarım arazisi olarak düzenlendiği, anılan anlaşma gereği kentsel yerleşik alanın diğer kısımlarında davacı tarafından 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında düzenleme yapılması gerektiği, bununla birlikte bir alanın 1981 yılında onaylanan alt ölçekli planlarda bir fonksiyona ayrılmasının o alanda yeni bir işlev verilemeyeceği anlamına gelmediği, kaldı ki 1981 yılı üzerinden yaklaşık 37 yıl geçmiş olduğu ve bu süreçte bölgenin tamamen değiştiği, ayrıca uydu görüntüleri üzerinde bölgede seyrek de olsa yer yer yapılaşmaların bulunduğu savunulmuştur.

Bilirkişi raporunda;
"Dava konusu alanın çevre düzeni planlarındaki yaklaşık konumu ve kullanımları Şekil 34’te verilmiştir. Buna göre 16.11.2015 tarihli planda "Kentsel Yerleşik Alan" olarak belirlenen alanda dava konusu 10.10.2018 tarihli planda daraltmaya gidilmiş ve bu alanın bir kısmı tarım alanı olarak gösterilmiştir. 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında ise uyuşmazlık konusu alan, Güzelbahçe yerleşiminin biçiminin sınırlarını belirleyen ve tarımsal sürekliliğin bir parçası olarak devam eden “Tarım Arazisi” kullanımındadır.
Dava konusu 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planının plan açıklama raporunda “1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı çalışmasında, kentsel yerleşmeler ve çevresindeki alanlarda yaşanan bu olumsuzluğun ortadan kaldırılması, kısıtlı büyüklükteki tarımsal açıdan verimli toprakların korunmasını sağlayacak planlama kararlarının geliştirilmesi hedeflenmiştir” denilmektedir. Uyuşmazlık konusu alan, her ne kadar kısıtlı büyüklükte görünse de, Güzelbahçe yerleşik kentsel dokusunun denetlenmesi ve uyuşmazlık konusu alanın çevresindeki yeşil alan bağlantılarının, yani ekolojik sürekliliklerin kopmaması açısından önem taşımaktadır. Uydu fotoğrafında ve keşif sırasında yapılan gözlemlerde de bölgenin doğal niteliği gözlemlenmiştir. Davalı kurumun “bölgede seyrek de olsa yer yer yapılaşmaların bulunduğu göze çarpmaktadır.” şeklindeki açıklaması, uyuşmazlık konusu alanın “kentsel yerleşik alan” kullanımına alınması için yeterli olmayıp, söz konusu işlem, buradaki seyrek dokunun yoğunlaşması ve alandaki doğal yapının zarar görmesi risklerini içermektedir. Uyuşmazlık konusu alandaki yol sınırına dayanan ve mevcut yerleşim dokusunu aşarak tarım alanına yayılan “kentsel yerleşik alan” gösterimi, planın kendi amaç ve hedeflerine, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun değildir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlık konusu alanda öngörülen kentsel yerleşik alan kullanımının 30 hektarlık kısmı dava konusu plan değişikliği ile tarım alanı kullanımına dönüştürülmüş, geriye kalan kısım ise yine kentsel yerleşik alan kullanımında kaldığı görülmüştür. Dava konusu alanın bulunduğu bölge 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel yerleşik alan gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte bir farklılık olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşik alanların tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, mevcut farklılığın ölçek farkından kaynaklandığı görüldüğünden dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.

İtiraz-11
Dava dilekçesinde;
Menderes İlçesi, Merkez Yerleşimi kuzey ve doğusunda, ... Mahallesinde Günübirlik Turizm Tesis Alanı lekesinin batısında ve ... Mahallesinde Kentsel Gelişme Alanı olarak belirlenen alanların kaldırılarak, bahsi geçen alanların 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi talebi ile Bakanlık Makamınca 30/12/2014 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planına itiraz edildiği, Bakanlık Makamınca 16/11/2015 tarihinde onaylanan planda belirtilen hususlarda değişiklik yapılmadığı, Bakanlık Makamınca 10/10/2018 tarihinde onaylanan plan değişikliğinde ise, Menderes Merkez Yerleşimi ile demiryolu hattı arasında kalan alanda yer alan "Kentsel Gelişme Alanı" kararının kaldırılarak bölgenin "Tarım Arazisi" olarak düzenlendiği, ... Mahallesinin batısında yer alan "Kentsel Gelişme Alanı"nın kısmen küçültüldüğü, bununla beraber önceki planlarda ilave edilen ve itiraza konu olan kentsel gelişme alanı kararlarının sürdürüldüğü, ... Mahallesinin batısında yeni bir "Kentsel Gelişme Alanı" ilave edildiği, söz konusu alanların, İzmir İlinin en önemli yüzeysel su kaynağı olan Tahtalı Barajı Su Toplama Havzası Uzun Mesafeli Koruma Sınırı içerisinde kaldığı, İzmir kentinin içme ve kullanma suyu ihtiyacının karşılanması amacıyla gerçekleştirilen Tahtalı Barajı'nın evsel, endüstriyel, tarımsal ve her türlü hayvancılık faaliyetinden kaynaklanan atık sular ile kirlenmesini önlemek ve toplum sağlığını korumak, su havzasının doğal potansiyelini en iyi biçimde değerlendirmek amacıyla Mülga Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından Tahtalı Baraj Havzasına ilişkin 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı onaylandığı, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında da, Tahtalı Barajı Su Toplama Havzası sınırları içerisinde 1/25.000 ölçekli Tahtalı Baraj Havzası Çevre Düzeni Planı kararlarının esas alındığı, bahsi geçen kentsel gelişme alanlarının İZSU Genel Müdürlüğü Su Havzaları Koruma Yönetmeliğinin 3. maddesinin 3/b fıkrasında belirtilen, “Yerleşik alan sınırları İZSU’nun görüşü alınarak belirlenir. Koruma alanlarında yerleşik alan sınırları gelişme alanı bırakılmaksızın tespit edilir. Bu sınırlar değiştirilmez ve yeni yerleşim alanı teşkil edilemez” kuralına aykırı olduğu, bu kapsamda aynı gerekçeler ile Menderes İlçe sınırları içerisinde mevcut plan kararlarına ilave olarak belirlenen Kentsel Gelişme Alanı kararının İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliğine, 3194 sayılı İmar Kanuna ve şehircilik ilkelerine uygun düzenlenmediği ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Menderes İlçesinde yer alan plan konularının 07/08/2018 tarihinde imzalanan anlaşma kapsamında kalmamakla birlikte davacının bu alanlara ilişkin itirazlarının, 10/10/2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinin dışında kaldığı, davacının bu bölgeye ilişkin iddialarının diğer iddialarında olduğu gibi 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında farklı olarak geliştirilen plan kararlarına dayandığı, Menderes İlçesi planlama dönemi içerisinde İzmir Metropoliten Bölgesinin kentsel büyüme limitlerine ulaşması ile birlikte bu bölgeden kaynaklanacak nüfus ve kentsel büyümenin karşılanacağı ilçelerden birisi olarak öngörüldüğü, dolayısıyla plan dönemi içerisinde Menderes İlçesi ile kuzeyinde bulunan Görece yerleşiminin bütünleşeceği, bu iki yerleşim alanları arasındaki yaklaşık 219 hektar alanın kentsel gelişme alanı olarak planlandığı, bununla birlikte içme suyu havzalarındaki uygulamalar ve kısıtlamaların Tahtalı Barajı Havzasına ilişkin Su Havzaları Koruma Yönetmeliği ile 28/10/2017 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik kurallarına göre belirlendiği, dava konusu bölgedeki plan kararları dikkate alındığında mutlak, kısa ve orta mesafeli koruma kuşaklarında kentsel gelişme alanı kararlarının getirilmediği, bununla birlikte anılan Yönetmeliklerde uzun mesafe koruma kuşaklarında yeni yapılaşmalara izin verildiği, kaldı ki Menderes İlçesinin tamamı, ... Mahallesi, ... Mahallesi ve Gaziemir İlçe Merkezinin bir kısmı ile çok sayıda kırsal yerleşme alanının uzun mesafe koruma kuşakları içerisinde yer aldığı, adı geçen yerleşim birimleri için uzun mesafe koruma kuşaklarında davacı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından da kentsel gelişme alanı amaçlı plan kararlarının geliştirildiğinden bu durumda mevzuata aykırı bir husus bulunmadığı, diğer yandan davacı İzmir Büyükşehir Belediyesi ile yapılan toplantı neticesinde 10/10/2018 tarihli çevre düzeni planı değişikliği ile Menderes İlçe Merkezi ile İzban Hattının arasında kalan yaklaşık 260 hektar kentsel gelişme alanının kaldırılıldığı ve bu bölgede mevcut arazi kullanım kararı dikkate alınarak "tarım arazisi" olarak düzenlendiği, ... Mahallesinde ise kentsel gelişme alanlarının yerleşimin kuzeybatısındaki tarımsal alanlardan güney kesime kaydırıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Dava konusu alanın çevre düzeni planlarındaki yaklaşık konumu ve kullanımları Şekil 38’de verilmiştir. 16.11.2015 tarihli çevre düzeni planında ... Mahallesi güneyi ve Menderes ilçesinin arasında kalan uyuşmazlık konusu bölge ve çevresi “Kentsel Gelişme Alanı” kullanımındadır. Dava konusu 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde ise aynı alandaki kentsel gelişim alanı kullanım kararı küçültülmüş ancak ... mahallesi ve Menderes ilçesinin yerleşik dokusunun birleşeceği öngörüsü devam etmiştir. Dava konusu alanın güncel, 2020 onaylı çevre düzeni planındaki durumuna bakıldığında ise Kentsel Gelişim Alanı kararının yeniden büyütüldüğü görülmektedir. Davacı idarenin 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı kararında ise ilgili bölge tarım arazisi olarak işlenmiştir.
Davaya konu bölge Tahtalı Barajı Havzası sınırları içerisinde kalmaktadır. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi tarafından 2021 yılında hazırlanan İzmir Su Raporu’na göre “İzmir’in içme suyunun %40’ı, yüzeysel su kaynaklarından karşılanan suyun yaklaşık %80 i Tahtalı Barajından karşılanmaktadır. Bu noktada Tahtalı Baraj havzasının korunmasının kentin su ihtiyacının karşılanması için hayati öneme sahip olduğu görülmektedir.” Yine bu alanın çevresine dair aynı raporda “Kentimizin Iiçme suyu kaynağı olan Tahtalı Baraj Havzası İle İZSU Yönetmelikleri ile de koruma altında tutulmaya çalışan havzada kentleşme ve sanayi baskısı mevzuat değişiklikleri ile koruma kapsamının yumuşatılması yaşam kaynaklarımızın da bu baskılara feda edilmesinin önünü açacaktır” denilmektedir.
Şekil 38’deki çevre düzeni planlarında da görülebileceği gibi, barajı besleyen birçok su kaynağı bölgeden geçmekte ve iklim-gıda krizinin her geçen gün daha da ciddileştiği günümüzde bu havzanın yeni yapılaşma kararlarıyla kirletilmemesi halkın sağlığı ve refahı açısından önem teşkil etmektedir.
Ancak Menderes ilçesi için 2019 tarihli 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında öngörülen “Menderes İlçesi planlama dönemi içerisinde İzmir Metropoliten Bölgesinin kentsel büyüme limitlerine ulaşması ile birlikte bu bölgeden kaynaklanacak nüfus ve kentsel büyümenin karşılanacağı ilçelerden birisi olarak öngörülmektedir. Dolayısıyla plan dönemi içerisinde Menderes İlçesi ile kuzeyinde bulunan ... yerleşiminin bütünleşeceği öngörülmüş, bu iki yerleşim alanları arasındaki yaklaşık 219 hektar alan kentsel gelişme alanı olarak planlanmıştır” kararının, bölgedeki hangi sektörel yatırımlar sonucunda gerçekleşeceği, hangi nüfus projeksiyonu ve kentsel yoğunluk araştırmasına göre, yani bilimsel bir altlıkla hazırlandığı konusu soru işareti yaratmaktadır, nitekim kentsel gelişme kullanımı, Menderes İlçesi’nin mevcut yerleşik alanının yaklaşık yarısı büyüklüğündedir. Kentsel gelişim alanlarının büyüklüklerinin değerlendirilebilmesi için nüfus artışının ne kadar olacağının nesnel, bilimsel ölçütlerle belirlenmesi gerekmektedir. Kurulumuz, bilimsel temele dayanmayan ve nesnel gerekçeleri oluşmayan bu tür önerilerin şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı olduğu görüşündedir.
Şekil 40’ta mevcut durumu gösteren hava fotoğrafı üzerinde, yaklaşık olarak kentsel gelişime açılan alanın büyüklüğü ve alanın kırsal niteliği net bir şekilde görülmektedir. Dava konusu 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planının plan açıklama raporunda “1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı çalışmasında, kentsel yerleşmeler ve çevresindeki alanlarda yaşanan bu olumsuzluğun ortadan kaldırılması, kısıtlı büyüklükteki tarımsal açıdan verimli toprakların korunmasını sağlayacak planlama kararlarının geliştirilmesi” hedefi yer almaktadır. Hem dava konusu 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde, hem de bu planı izleyen güncel 07.07.2020 tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde tarım arazilerinin kentsel gelişime açılması, çevre düzeni planıyla sağlanması gereken koruma-kullanma dengesine, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı bulunmuştur." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
İtiraz konusu alanlar, dava konusu planda kentsel gelişme alanı kullanımında kalmaktadır.
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği açıktır. Plan açıklama raporunun 4.1.2 sayılı maddesinde (syf.23), Tahtalı Havzası ve diğer su koruma havzalarında, kirlenmenin önlenmesinin zorunlu olduğu, bu kapsamda; mevzuata uygun olarak gerçekleşmiş olan yapılaşma ve plan kararları dışında yeni yapılaşmaların engelleneceği belirtilmiş olup alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı plan notlarıyla açıklanmıştır. Bununla birlikte, dava konusu 10/10/2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde söz konusu kentsel gelişme alanı önceki plan kararlarına göre küçültülmüştür. Davalı idarece 260 hektar büyüklüğünde alanın tarım arazisine çevrildiği, yerleşime açılan alanların uzun mesafe koruma alanında kaldığı, mevcut durumda da yerleşik alanlar olduğu belirtilmiştir.
Bu durumda dava konusu gösterimde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

İtiraz-12
Dava dilekçesinde;
Menderes İlçesi, ... Mahallesinin kuzeyinde kalan bölgede; 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında "Doğal ve Ağaçlık Karakteri Korunacak Alan" olarak belirlenen alanın, Bakanlık Makamınca 16/11/2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında "Ağaçlandırılacak Alan" olarak belirlenmiş iken, Bakanlık Makamınca 10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Plan Değişikliğinde söz konusu bölgenin "Kentsel Servis Alanı" olarak belirlendiği tespit edilmiş olup, söz konusu bölge için verilen kararın bu haliyle 3194 sayılı imar Kanunu ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Menderes İlçesi ... Mahallesinde önerilen kentsel servis alanının, Menderes Belediye Başkanlığının talebi doğrultusunda, bölgedeki yerleşim birimlerinin kentsel büyümeleri sonucunda ortaya çıkacak küçük sanayi ihtiyaçlarını karşılamak üzere planlandığı, bu alanın tarımsal açıdan verimsiz bir bölgede ve ... OSB'ye bitişik konumda yaklaşık 83 hektar büyüklüğünde olduğu, bu alanın ... Mahallesine ait alt ölçekli plan sınırları dışında kalması, yeni stratejilerin ve plan kararlarının üretilemeyeceği anlamına gelmediği, bölge ve havza bazında çevre düzeni planları, mevzuatta tanımlandığı üzere bu tür stratejik kararların ilk olarak üretildiği fiziksel plan kademesi olduğu, bu kararlara uygun olarak alt ölçekli planların hazırlanmasının davacı kurumun görevleri arasında yer aldığı, dolayısıyla dava konusu alanın alt ölçekli planların sınırları dışında kalmasına dair iddiaların hukuki ve teknik açıdan geçerliliğinin bulunmadığı savunulmuştur.

Bilirkişi raporunda;
"Dava konusu alana ilişkin kullanımlar, 16.11.2015 tarihli ve dava konusu 10.10.2018 tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planları ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında Şekil 41’de verilmektedir. Uyuşmazlık konusu alan “Ağaçlandırılacak Alan” kullanımda olup 16.11.2015 tarihli çevre düzeni planında Tekeli yerleşiminin kuzeyinde yer almakta olup, OSB ve “Orman Alanı” ile çevrilidir. Aynı alan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da “Ağaçlandırılacak Alan” olarak işlenmiştir. Dava konusu 10.10.2018 tarihli çevre düzeni planında ise “Kentsel Servis Alanı” kullanımı olarak değiştirilen dava konusu bölge, güncel 07.07.2020 tarihli çevre düzeni planında da “Kentsel Servis Alanı” kullanımındadır.
Keşif sırasında ve uydu görüntüsünde, alanın oldukça yoğun orman dokusunun bitişiğinde bulunduğu, kırsal yerleşim olan Tekeli’nin kentsel gelişme alanı ile Organize Sanayi Bölgesi arasında bir tampon bölge oluşturduğu gözlemlenmiştir (Şekil 43). Alanın hemen bitişiğindeki zengin orman alanı, bu bölgenin de ağaçlandırılarak çevredeki ekosisteme dahil olabileceğini göstermektedir. Uyuşmazlık konusu alanın doğu tarafında OSB’nin bulunması, alana 16.11.2015 tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında ve İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında verilen “ağaçlandırılacak alan” kullanımının önemini arttırmaktadır. Bu şekilde alan mevcut orman alanı ve OSB arasında tampon işlevi görmektedir. Bu nedenle Kurulumuz, uyuşmazlık konusu bölgedeki ağaçlandırılacak alan kullanımının kaldırılarak kentsel servis alanı olarak planlanmasını olumsuz olarak değerlendirmektedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planda uyuşmazlık konusu alan, kentsel servis alanı kullanımında kalmaktadır.
Plan notlarının 4.81 sayılı maddesinde; kentsel servis alanları: belediye hizmet alanı, kamu hizmet alanı, konut dışı kentsel çalışma alanı, toplu işyerleri ve küçük sanayi sitesi alanlarının yer aldığı kentsel ölçekte çalışma alanları olarak tanımlanmış, 8.2.11.1 sayılı maddesinde; bu alanlara ilişkin imar planları ilgili kurum ve kuruluşların görüşü doğrultusunda ilgili idarece onaylanmadan uygulamaya geçilemeyeceği, yapılaşma koşullarının alt ölçekli planlarda belirleneceği belirtilmiştir.
Uyuşmazlık konusu alanın incelenmesinden, alanın oldukça yoğun orman dokusunun bitişiğinde bulunduğu, kırsal yerleşim alanı olan ...’nin kentsel gelişme alanı ile Organize Sanayi Bölgesi arasında bir tampon bölge oluşturduğu, alanın hemen bitişiğindeki zengin orman alanı, bu bölgenin de ağaçlandırılarak çevredeki ekosisteme dahil olabileceğini gösterdiği, uyuşmazlık konusu bölgedeki ağaçlandırılacak alan kullanımının kaldırılarak kentsel servis alanı kullanımı getirilmesinde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.

C. Dava konusu planın plan notlarına ilişkin itirazlar
1\. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 7.44 sayılı plan notunda:
"Orman Kanununun 2. maddesinin (b) bendine konu olan alanlarda hukuki durumda olabilecek değişikliklerin sonucuna göre, Orman Genel Müdürlüğü ve Milli Emlak Genel Müdürlüğü görüşleri alınarak, bu alanlarda mahkeme kararları sonucu doğacak haklar saklı kalmak kaydıyla, sanayi alanı amaçlı kullanım talepleri dışında kalan “yerleşim alanı” talepleri, çevre imar bütünlüğü ve çevresel kullanımlar dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda bu planın nüfus kabulleri ve alansal büyüklükleri aşılmamak kaydıyla çevre düzeni planında değişiklik gerekmeksizin alt ölçekli planlarda değerlendirilebilir. Tarımsal nitelik kazanmış olan kısımlarda ise bu planda değişikliğe gerek olmaksızın bu planın ilgili hükümleri uyarınca işlem yapılır." kuralına yer verilmiştir.

Dava dilekçesinde;
Plan Uygulama Hükümlerinin 7.44 sayılı maddesinde, Orman Kanununun 2. maddesinin (b) bendine konu olan alanlar için "yerleşim alanı" taleplerinin çevre düzeni planında değişiklik gerekmeksizin alt ölçekli planlarda değerlendirilebileceğinin tariflendiği, ancak anılan plan hükmünde belirtilen bu hususun, plan bütünlüğünü bozacak nitelikte, parçacı plan yaklaşımını ortaya çıkaracağı ve ayrıca 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine de aykırı olduğu ileri sürülmüştür.


Savunmada;
Davacı iddialarının, mevzuat açısından herhangi bir bağlayıcılığı bulunmadığı, Üst ölçekli planlar da dahil olmak üzere mekânsal planların kanunların üzerinde idari işlemler olmadığı, 2/B alanlarındaki uygulamaların, 6831 sayılı Orman Kanunu ve bu Kanuna istinaden çıkarılan Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliği çerçevesinde gerçekleştirildiği, 6831 sayılı Orman Kanununun 2. maddesinin (B) bendinde "31/12/1981 tarihinden önce bilim va fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık antep fıstığı, çam fıstığı gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları, orman sınırları dışına çıkartılır. Orman sınırları dışına çıkartılan bu yerler Devlete ait ise Hazîne adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ise bu müesseseler adına, hususi orman ise sahipleri adına orman sınırları dışına çkartılır. Uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemi yapıiır. Bu yerler dışında orman sınırlarında hiçbir suretle daraltma yapılamaz" hükmünün bulunduğu, 2/B uygulamalarının alan bazında yapıldığı gibi parsel bazında da yapılabildiği, bu alanların fiili kullanım durumları dikkate alınarak hangi amaçla kullanılacağına anılan mevzuat kapsamında karar verildiği, parsel bazında yapılan 2/B uygulaması sonucunda orman kadastrosu dışına çıkarılan veya çıkarılacak bir alanda dava konusu çevre düzeni planı ile strateji ve karar üretilmesinin söz konusu olmadığı, dolayısıyla bu alanlardaki uygulamaların mer'i mevzuat hükümleri dikkate alınarak yürütülmesi gerektiği, ayrıca dava konusu 10/10/2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliği ile bahse konu plan hükmünde bir düzenleme yapılmadığından söz konusu plan hükmünün idari işlemin kapsamı dışında olduğu savunulmuştur.

Bilirkişi raporunda;
Bu konuda görüş ve değerlendirmelerine yer verilmemiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Anayasa Mahkemesi'nin 14/10/2015 tarih ve E:2015/94, K:2016/27 sayılı kararında belirtildiği üzere, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri“ belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, kanun düzenlemelerinin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir tereddüte ve şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu tedbirler içermesi de gereklidir.
Aynı şekilde, ilgili idarelerce üst normlara uygun olarak tesis edilen düzenleyici işlemlerin de "hukuki belirlilik ilkesi" gereği açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması gerektiği kuşkusuzdur.
Öte yandan, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 7. maddesi uyarınca, planlar; pafta, gösterim, plan notları ve plan raporu ile bir bütündür.
Uyuşmazlıkta, dava konusu çevre düzeni planının 7.44 sayılı plan hükmünde, Orman Kanununun 2. maddesinin (B) bendine konu olan alanlarda, sanayi alanı amaçlı kullanım talepleri dışında kalan “yerleşim alanı” taleplerinin, bu planın nüfus kabulleri ve alansal büyüklükleri aşılmamak kaydıyla çevre düzeni planında değişiklik yapılmaksızın, alt ölçekli planlarda değerlendirileceği öngörülmüştür.
Davalı idarece, parsel bazında yapılan 2/B uygulaması sonucunda orman kadastrosu dışına çıkarılan veya çıkarılacak bir alanda dava konusu çevre düzeni planı ile strateji ve karar üretilmesinin söz konusu olmadığı, dolayısıyla bu alanlardaki uygulamaların mer'i mevzuat hükümleri dikkate alınarak yürütülmesi gerektiği savunulmuş ise de, dava konusu plan hükmünde böyle bir husus belirtilmediği gibi, üst ölçekteki planda, hangi kullanımda kalan alanlarda bu maddenin uygulanacağına ilişkin net ve belirli bir ifadenin de yer almadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, bu planın nüfus kabulleri ve alansal büyüklükleri aşılmamak kaydıyla denilmek suretiyle, yerleşik alan kullanımından bahsedildiği değerlendirilebilir ise de, söz konusu plan hükmünün içeriğinde buna ilişkin açık ve net bir belirlemenin bulunmadığı görülmektedir.
Bu itibarla, dava konusu planın 7.44 sayılı plan hükmünün açık ve net olmadığı, muğlaklık içerdiği değerlendirilmekte olup, söz konusu düzenlemenin bu haliyle hukuki belirlilik ilkesine aykırı olduğu sonucuna varılarak dava konusu plan hükmünde bu haliyle hukuka uyarlık görülmemiştir.

2\. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.4.7.4 sayılı plan notunda:
"Golf tesislerinde, golf sahası-parkuru, golf kulübü, golf villaları, konaklama tesisleri, yeme-içme ve eğlence tesisleri ile bu kullanımlara dönük diğer donatı ve kullanım alanları yer alabilir." kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.4.7.4. maddesinde golf tesislerinde, golf villaları ve konaklama tesislerinin yer alabileceğinin tariflendiği, mülga Çevre ve Orman Bakanlığınca 2010 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının golf alanlarına ilişkin hükümlerinde ve idarelerince onaylanan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planın da golf alanlarına ilişkin plan notlarında konaklama tesisi yapılamayacağının hükme bağlandığı, söz konusu madde ile golf alanlarında villa niteliğinde konut da dahil olmak üzere farklı nitelikteki konaklama tesislerine izin verilebildiği, bu kapsamda villa(konut) olarak düzenlenecek alanlar için sosyal donatı alanlarına ihtiyaç olduğu ve bunun dışında turizm tesis niteliğinde konaklama tesisleri de yapılabileceği düşünüldüğünde golf alanlarının büyük oranda amacı dışında kullanılacağı, konaklama tesis alanları için toplam inşaat alanlarına yönelik herhangi bir sınırlama getirilmediği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Davacı tarafından ileri sürülen iddiaların golf alanları ile ilgili plan hükümlerinin tamamının dikkate alınmadan yapıldığı, çevre düzeni planının davaya konu 8.4.7.4 plan hükmünde belirtildiği üzere golf tesislerinin konaklama tesisleri ile birlikte planlanması halinde işlev ve işlerlik kazanmasının mümkün olduğu, bununla birlikte planlama bölgesinde yapılacak bir golf tesisi için, toplam alanın en az %70'inin golf sahası/parkuru olarak ayrılması gerektiğinin ifade edildiği, buradan anlaşılacağı üzere planlama bölgesi içerisinde yapılması planlanan bir golf tesisinin alan büyüklüğü, coğrafi konumu, topografik özellikleri gibi nitelikleri dikkate alınarak %70 oranının üzerinde golf sahası/parkuru ayrılmasının da mümkün olduğu, bu hükümde belirlenen oranın alt limit niteliğinde olduğu, bununla birlikte bu alanın dışında kalan maksimum %30'luk alanın tamamının yapılaşmaya açılmasının söz konusu olmadığı, çevre düzeni planında golf tesislerinin yapılaşma koşullarına ilişkin "8.4.7.8. Golf tesislerinin emsal hesabı, golf tesis alanının bütünü göz önüne alınarak hesaplanır. Bu kapsamda, golf tesislerinde maksimum emsal 0.09 olacaktır. Golf klübü için yapılaşma koşulu: maks. bina yüksekliği 8,50 m (2 kat) maks. toplam inşaat alanı 6.000m2'dir." hükmü bulunduğu, dolayısıyla dava dilekçesindeki değerlendirmelerin tam anlaşılmadan yapıldığı ve yetersiz olduğu savunulmuştur.

Bilirkişi raporunda;
Bu konuda görüş ve değerlendirmelerine yer verilmemiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Plan notlarının 8.4.7.1 sayılı maddesinde, Golf tesis alanlarında, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ve ilgili yönetmelikleri doğrultusunda uygulama yapılacaktır." ,8.4.7.2 sayılı maddesinde "Bu alanlarda yapılacak imar planları, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda, ilgili idarece onaylanmadan uygulamaya geçilemez." 8.4.7.3 sayılı maddesinde, "Bu alanlarda yer altı ve yer üstü sularının korunması ile ilgili her türlü önlem, ilgili idare veya yatırımcılar tarafından alınmak zorundadır.", 8.4.7.4 sayılı maddesinde, "Golf tesislerinde, golf sahası-parkuru, golf kulübü, golf villaları, konaklama tesisleri, yeme-içme ve eğlence tesisleri ile bu kullanımlara dönük diğer donatı ve kullanım alanları yer alabilir.", 8.4.7.5 sayılı maddesinde, "Golf tesisleri tamamlanmadan konaklama tesisleri işletmeye açılamaz.", 8.4.7.6 sayılı maddesinde, "Golf tesisi olarak belirlenen alanın en az %70’inin golf sahası olarak planlanması zorunludur." 8.4.7.7 sayılı maddesinde, "Golf tesisi içinde 18 delikli en az bir golf sahası yapılması zorunludur." 8.4.7.8 sayılı maddesinde, "Golf tesislerinin emsal hesabı, golf tesis alanının bütünü göz önüne alınarak hesaplanır. Bu kapsamda, golf tesislerinde maksimum emsal=0.09 olacaktır. Golf kulübü için yapılaşma koşulu: maks. bina yüksekliği=8,50 m (2 kat) maks. toplam inşaat alanı=6.000m2’dir." kurallarına yer verilmiştir.
Davacı tarafından, golf tesisi alanlarında turizm tesis niteliğinde konaklama tesisleri de yapılabileceği, bu suretle büyük oranda amacı dışında kullanılacağı, ayrıca alan büyüklükleri düşünüldüğünde konaklama tesis alanları için toplam inşaat alanlarına yönelik herhangi bir sınırlama getirilmediği iddia edilmiş ise de 8.4.7.8 sayılı plan notuna göre maksimum 6000 m2 kapalı alan yapılabileceği, bu bakımdan bir sınırlama olduğu ve golf tesisinin amacına uygun olarak sadece golf tesisinden yararlananlar için sınırlı konaklama amaçlı yapıların yapılabileceği, turizm tesisi niteliğinde yapıların yapılamayacağı dikkate alındığında davacının iddiaları planı kusurlandıracak nitelikte görülmemiştir.
Bu nedenle dava konusu plan notunda şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.

3\. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.18.3.2 sayılı plan notunda:
"Bu planda liman alanı olarak gösterilen alanların bir bölümü ilgili mevzuata aykırı olmamak üzere liman geri sahası olarak kullanılabilir. Liman alanı olarak planlanan alanların liman gerisi kullanım açısından yetersiz olması durumunda, bu planın ilkeleri ve ilgili mevzuatla çelişmemek koşuluyla, bu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın ilgili kurumların görüşleri alınarak liman alanlarına bitişik liman geri sahası planlanabilir." kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde;
Plan Hükümlerinin 8.18.3.2 sayılı maddesinde liman geri sahalarına ilişkin "Liman alanı olarak planlanan alanların liman gerisi kullanım açısından yetersiz olması durumunda, bu planın ilkeleri ve ilgili mevzuatla çelişmemek koşuluyla, ilgili kurumların görüşleri alınarak alt ölçekli planlarda liman alanlarına bitişik liman gerisi kullanım alanı düzenlemesi yapılabilir." hükmünün yer aldığı, ancak limanların yetersiz olması durumu tespitinin ne şekilde yapılacağı, ayrıca maksimum ne kadar bir alanın ayrılabileceğinin belirtilmediği, bu tespitlerin yapılmasındaki belirsizlik ve alt ölçekli planlar hazırlanırken üst ölçekli plana aykırılık teşkil edebileceği hususları göz önüne alınarak, liman gerisi hizmet alanına ilişkin ihtiyaçların tespit edilerek bu alanların çevre düzeni planı üzerinde plan kararı getirilmek suretiyle gösterilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava dilekçesinde, kıyı alanları ile ilgili özel kanun, yönetmelik ve tebliğlerin dikkate alınmadan genel çıkarımlar üzerinden bir sonuca ulaşıldığı, kıyıların morfolojik yapıları ve doğal nitelikleri nedeniyle, daha ayrıntılı strateji ve mekânsal kararlar üretilmesi gereken alanlar olduğu, dolayısıyla bu alanlarda yapılan analiz ve incelemelerin, bölge ve havza bazında çevre düzeni planı yaklaşımının dışında bir bakış açısı gerektirdiği, bu nedenle kıyı alanlarının planlanması ve kullanılmasına ilişkin çeşitli planlama yaklaşımları geliştirildiği, bu planlardan birisinin de Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetim Planları olduğu, Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetim Planlarının, kıyı alanlarındaki alt ölçekli plan kararlarını etkileyen ve mekânsal planlar kademelenmesinde yer almayan stratejik yaklaşımlı bir plan olduğu, Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetim Planları kıyı alanlarında mekânsal gelişme stratejilerinin belirlenmesi ve sektörel uyumun temin edilmesi çerçevesinde hazırlanmakta olup çevre düzeni planlarına ve kıyı alanlarına ilişkin nazım ve uygulama imar planları dâhil tüm planlama ve uygulamalara girdi sağladığı, kıyı kenar çizgisinin kıyı ve deniz tarafına ilişkin karar ve stratejiler üreterek sahil şeridi ve kara tarafına ilişkin getirdiği stratejilerle de ilgili idarelerin uygulamalarına yol gösterici bir plan olduğu, bu çerçevede kıyı alanlarında yat limanı da dahil olmak. üzere kıyı alanlarına ilişkin stratejik yatırım kararlarının bütünleşik kıyı alanları yönetim planları ile değerlendirilmesi, kesin yer seçimlerinin ise 3621 sayılı Kanunu kapsamında hazırlanan planlar ile belirlenmesi gerektiği, bölge ve havza bazında çevre düzeni planları ölçeğinde, kıyı özelinde bütünleşik kıyı alanları yönetim planları veya 3621 sayılı Kıyı Kanunu kapsamında hazırlanan alt ölçekli planlarda olduğu gibi detaylı yer seçimi analizlerinin yapılması mümkün olmadığı, dolayısıyla dava konusu çevre düzeni planında detaylı analiz ve inceleme gerektiren kıyı alanlarının kullanımına ilişkin konuların, ilgili kanun kapsamında alt ölçekli planlara bırakıldığı savunulmuştur.

Bilirkişi raporunda;
Bu konuda görüş ve değerlendirmelerine yer verilmemiştir.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin yukarıda belirtilen maddesi uyarınca, çevre düzeni planı, orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan bir plan olup, alt ölçekli planları yönlendiren strateji ve ilkeleri ortaya koyan bu planda, sanayi alanlarının leke niteliğinde gösterilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Diğer taraftan, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 6. maddesinde, planlama kademelerinin, üst kademeden alt kademeye doğru sırasıyla; "Mekânsal Strateji Planı", "Çevre Düzeni Planı", "Nazım İmar Planı" ve "Uygulama İmar Planı"ndan oluştuğu belirtilmiş olup, planlar arası kademeli birliktelik ilkesi uyarınca her planın, yürürlükteki üst kademe planların kararlarına uygun olmak, raporu ile bütün oluşturmak ve bir alt kademedeki planı yönlendirmek zorunda olduğu kurala bağlanmıştır.
Dava konusu Çevre Düzeni Planının 8.18.3.2 sayılı plan uygulama hükmü uyarınca, liman alanı olarak planlanan alanların liman gerisi kullanım açısından yetersiz olması durumunda, bu planın ilkeleri ve ilgili mevzuatla çelişmemek koşuluyla, bu planda hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın, alt ölçekli planlarda liman alanlarına bitişik liman geri sahası olarak planlanabileceği anlaşılmaktadır.
Çevre düzeni planının niteliği göz önünde bulundurulduğunda, liman ve liman geri sahası kullanımı kararının, çevresel etkilere yönelik alt ölçekli planları yönlendirmesi beklenen ilke ve stratejilerin oluşturulması ve koruma-kullanma dengesinin sağlanması açısından, üst ölçekli çevre düzeni planı kapsamında ele alınması gerekmektedir.
Nitekim, dava konusu Çevre Düzeni Planının lejantında da liman ve liman geri sahası gösterimi yer almaktadır.
Öte yandan, çevre düzeni planı değişikliğini gerektirecek nitelikte ve büyüklükte bir liman ve liman geri sahası alanının, üst ölçekteki planda değişiklik yapılmaksızın doğrudan alt ölçekli planda belirlenmesi, planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırılık oluşturacağı gibi alt ölçekli planları yönlendirecek ilke ve stratejileri oluşturması beklenen çevre düzeni planının işlevsiz kalmasına sebebiyet vereceği de açıktır.
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda, liman geri sahası alanlarını, dava konusu çevre düzeni planının konusu olmaktan çıkartarak, üst ölçekli planı işlevsiz hale getirdiği açık olan dava konusu plan hükmünde bu haliyle hukuka uyarlık görülmemiştir.

4\. Uyuşmazlık konusu düzenleme
Dava konusu planın 8.18.5 sayılı plan notunda,
"İZSU tarafından belirlenen yüzey ve yer altı su kaynaklarının koruma alanları ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarının koruma alanlarında İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümlerine uyulması zorunludur." kuralına yer verilmiştir.

Dava dilekçesinde;
1/25.000 İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının plan notlarının 7.38.8 sayılı maddesinde belirtilen "Özel hüküm getirilmemiş içme suyu baraj havzalarında özel hüküm getirilene kadar Tahtalı Havzası yapılanma koşulları geçerlidir." hususları gereği uygulanan Tahtalı Havzası yapılanma koşullarının belirtildiği 7.38.9 sayılı maddesindeki hükümlerin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı yetki alanlarında yer alan içme suyu baraj havzalarında uygulanması yönünde gerekli hükümlerin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Uygulama Hükümlerinin 8.18.5 sayılı maddesine eklenmesinin içme suyu baraj havzalarının korunması açısından önemli olduğu ve bu doğrultuda gerekli düzenlemenin yapılması gerektiği ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Tahtalı Barajı Havzası hükümlerinin planlama bölgesi içerisinde bulunan ve henüz özel hükümleri bulunmayan alanlarda geçerli olmasının, 28.10.2017 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik hükümlerine aykırılık teşkil ettiği, Tahtalı Barajına havza koruma özel hükümlerinin, adı geçen baraj havzasının özellikleri dikkate alınarak belirlendiği, özel hüküm çalışması tamamlanmayan içme ve kullanma suyu havzalarında kısıtlamalar ve uygulamaların adı geçen Yönetmeliklere göre belirlenen mutlak koruma alanları (ilk 300 m), kısa mesafeli koruma alanları (300-700 m arası), orta mesafeli koruma alanları (700-1000 m arası) ve uzun mesafeli koruma alanları (1000 m-havza sınırı) dikkate almarak belirlenmesi gerektiği, kaldı ki İzmir-Manisa Planlama Bölgesinin yalnızca İzmir İlinden oluşmadığı, aynı zamanda Manisa İlini içerisine aldığı, İzmir İlinin belli bir bölgesinde bulunan su havzasına ilişkin hükümlerin başka bir ilde yer alan su havzalarında uygulanması da söz konusu olamayacağına göre, davacının talebinde hukuka uyarlık bulunmadığı, ayrıca dava konusu 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliği ile bahse konu plan hükmünde bir düzenleme yapılmadığından söz konusu plan hükmünün idari işlemin kapsamı dışında olduğu savunulmuştur.

Bilirkişi raporunda;
Bu konuda görüş ve değerlendirmelerine yer verilmemiştir.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın 8.18.5.1 sayılı plan notunda, "Su kaynaklarının dengeli kullanımı esastır. Su kullanımında suyun verimli kullanılması sağlanacaktır. Havzada su kaynaklarının korunmasına ilişkin yapılacak çalışmalar Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, İçme-kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik ve İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde yürütülecektir." kuralı,
8.18.5.2 sayılı plan notunda, "Bu plan kapsamında kalan su havzalarının tamamında Su Yönetimi Genel Müdürlüğü ya da İZSU tarafından havza yönetim planları hazırlanacaktır.
" kuralı,
8.18.5.8 sayılı plan notunda, "İzmir kentine içme ve kullanma suyu temin edilmesi amacıyla ilgili mevzuatı çerçevesinde İZSU tarafından belirlenen yüzey ve yer altı su kaynaklarının koruma alanları ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarının koruma alanlarında İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümlerine uyulması zorunludur." kuralı,
7.39 sayılı plan notunda, "İçme ve kullanma suyu kaynağı olarak belirlenmiş alanlarda Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, İçme-kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik ve İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümleri geçerli olup içme ve kullanma suyu koruma kuşakları içinde kalan tüm kentsel ve kırsal yerleşmelerin altyapıları öncelikle ele alınıp iyileştirilecektir. Bu alanlarda yapılacak uygulamalarda T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü ve İzmir Su Ve Kanalizasyon (İZSU) Genel Müdürlüğü’nün görüşü alınacaktır." kuralı,
8.15.14 sayılı plan notunda, "İzmir kentine içme ve kullanma suyu temin edilmesi amacıyla İZSU tarafından belirlenen yüzey ve yer altı su kaynaklarının koruma alanları ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarının koruma alanlarında, yapılacak, sürdürülecek madencilik faaliyetlerinde İZSU Su Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümlerine uyulması zorunludur." kuralına yer verilmiştir.
Yeniden düzenlenen plan notlarında bu alanlarda mevzuat uyarınca iş ve işlemlerin yürütüleceği belirtilmiş olup itiraz konusu plan notuna ilave edilmesi gereken bir husus bulunmadığından dava konusu plan notunda şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. Dava konusu plan kararlarından Kınık İlçe Merkezinin kuzey kısmında yer alan kentsel gelişme alanı kullanım kararı (İtiraz-6), Kemalpaşa İlçesi ... Mahallesi ...'nin kuzeydoğusunda öngörülen özel proje alanı ve tercihli kullanım alanı (İtiraz-7) ve Menderes İlçesi ... Mahallesinde önerilen kentsel servis alanı kullanım kararı (İtiraz-12) ile dava konusu planın 7.44 sayılı plan notu ve 8.18.3.2 sayılı plan notunun İPTALİNE,
2\. Dava konusu planın diğer kısımlarına yönelik DAVANIN REDDİNE,
3\. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin yarısı olan ...TL yargılama giderinin davacı üzerine bırakılmasına, ...-TL yargılama giderinin ise davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
4\. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...TL müdahil yargılama giderinin yarısı olan...-TL yargılama giderinin davalı yanında müdahil üzerine bırakılmasına, ...-TL yargılama giderinin ise davacıdan alınarak davalı yanında müdahile verilmesine,
5\. Dava kısmen iptal kısmen ret ile sonuçlandığından, iptal edilen kısım yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, reddedilen kısım yönünden ...-TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6\. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacının göstereceği hesap numarasına iadesine,
7\. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 26/06/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim