Danıştay danistay 2024/11185 E. 2024/18371 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2024/11185
2024/18371
18 Kasım 2024
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2024/11185
Karar No : 2024/18371
DAVACI :...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ...Kurulu / ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisakı ve irtibatı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : FETÖ/PDY terör örgütü ile hiçbir ilişkisinin bulunmadığı, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ya da irtibatlı olduğu yönündeki kriterlerden hiçbirinin şahsında gerçekleşmediği, dava konusu kararın bir idari işlemde bulunması zorunlu unsurlar olan yetki, şekil, sebep ve amaç yönlerinden hukuka aykırı olduğu, olağanüstü tedbir olduğu belirtilen işlemin AİHS'nin ve Anayasa'nın 15. maddelerine aykırı olduğu, bir temel hakka müdahalenin ancak kanunla olabileceği, tedbirlerin ölçülü olması gerektiği, hakkında tesis edilen karar ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, davalı idarenin işlem tesisinde ön yargılı davranarak masumiyet karinesini ihlal ettiği, şahsına savunma hakkı tanınmadığı, bu kapsamda çelişmeli yargı, ayrımcılık yasağı ve silahların eşitliği ilkeleri ile gerekçeli karar hakkının görmezden gelindiği, Anayasa ve AİHS hükümleri birlikte değerlendirildiğinde kanunsuz suç ve ceza olmaz ve işkence yasağı ilkelerine aykırı hareket edildiği, OHAL düzenlemeleri ile ancak olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda düzenleme yapılabileceği, kanun maddelerinin değiştirilemeyeceği, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olduğu, bu nedenle disiplin hukuku güvencelerinin ve hakimlik teminatının uygulanması gerektiği iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararın dayanağı olan 667 ve 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerin şahsına uygulanan kısımlarının ve dava konusu işlemin Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan düzenlemelerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanun'un 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Danıştay Beşinci Dairesinin 11/04/2022 tarih veE:2016/57665, K:2022/1886 sayılı kararının bozulmasına ilişkin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/03/2024 tarih ve E:2022/3087, K:2024/673 sayılı kararına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49/4. maddesi uyarınca uyulmasının zorunlu olması nedeniyle, bozma kararı doğrultusunda, davanın reddi yolunda hüküm kurulması gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI DANIŞTAY SAVCISI ...'NIN DÜŞÜNCESİ: Dava konusu uyuşmazlığa ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararı ile bozulması üzerine işin gereği düşünüldü. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, temyiz üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca verilen kararlara uyulması zorunludur. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun anılan kararında "Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir." denilmiştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği, düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince dava konusu kararın iptali yolunda verilen 11/04/2022 tarih ve E:2016/57665, K:2022/1886 sayılı kararın, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/03/2024 tarih ve E:2022/3087, K:2024/673 sayılı kararıyla bozulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten, dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra, davacı tarafından bozma kararından sonra bulunulan duruşma istemi, 09/12/2021 tarihinde duruşma yapıldığından, yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY:
Dairemizin 11/04/2022 tarih veE:2016/57665, K:2022/1886 sayılı kararının ve bu kararın bozulmasına ilişkin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/03/2024 tarih ve E:2022/3087, K:2024/673 sayılı kararının "Maddi Olay" kısımlarında da belirtildiği üzere;
Türkiye'de TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla 15 Temmuz 2016 gecesi darbe teşebbüsünde bulunulmuş, 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve aynı gün TBMM tarafından onaylanan Bakanlar Kurulu kararıyla, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmiş, sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde uzatılan olağanüstü hâl 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararıyla, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş, davacı tarafından bu bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Bunun üzerine, davacı tarafından meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ...sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararın iptali ile bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi ve özlük haklarının iadesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.
Öte yandan, davacı hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından açılan adli soruşturma sonucunda ... Cumhuriyet Başsavcılığının... tarih ve Soruşturma No:..., Karar No:... sayılı kararı ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, anılan kararın 03/01/2020 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
İLGİLİ MEVZUAT:
Dairemizin 11/04/2022 tarih ve E:2016/57665, K:2022/1886 sayılı kararının ve bu kararın bozulmasına ilişkin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/03/2024 tarih ve E:2022/3087, K:2024/673 sayılı kararının "İlgili Mevzuat" kısımlarında içeriklerine yer verilen düzenlemeler aşağıda belirtilmiştir:
1) T.C. Anayasası'nın Başlangıç kısmı ile 176. maddesi, 5., 6., 9., 13., 14. maddeleri, dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi, 20. maddesinin birinci fıkrası, 36. maddesi, 138. maddesinin birinci fıkrası, 139. maddesi, 140. maddesinin ikinci fıkrası, 159. maddesinin birinci ve sekizinci fıkraları.
2) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinin birinci fıkrası, 8. ve 15. maddeleri.
3) 667 sayılı KHK'nın Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları ile 4. maddesinin ikinci fıkrası.
4) "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri", Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri”.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Dairemizin 11/04/2022 tarih ve E:2016/57665, K:2022/1886 sayılı kararının ve bu kararın bozulmasına ilişkin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/03/2024 tarih ve E:2022/3087, K:2024/673 sayılı kararının "Hukuki Değerlendirme" başlığı altında yer alan "1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" kısımlarında da belirtildiği üzere;
667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen ve üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bir mesleği icra eden yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak, terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılarla iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâller olup, bu yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunun söylenmesi mümkün olacaktır.
2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/03/2024 tarih ve E:2022/3087, K:2024/673 sayılı bozma kararında belirtildiği üzere;
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılarla iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılarla iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür.
Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da, bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında yapılan ceza yargılamasında beraatine karar verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen idari yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır.
Bu durumda, davacı hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından açılan adli soruşturma sonucunda ... Cumhuriyet Başsavcılığının... tarih ve Soruşturma No:..., Karar No:... sayılı kararı ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden idari yargı mercilerince farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır.
Bu bağlamda dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgeler değerlendirerek Dairemizce verilen 11/04/2022 tarih ve E:2016/57665, K:2022/1886 sayılı kararda;
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının FETÖ terör örgütü içerisinde yer aldığını ve 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adaylarını desteklediğini ve örgütsel amaçlarla örgüt üyeleriyle birlikte hareket ettiğini ortaya koyacak nitelikte olmadığı anlaşılan tanık beyanlarının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, 09/12/2021 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen 28/02/2022 tarihli cevapta, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... sayılı) soruşturma dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturma davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı,
Davacı hakkındaki sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davalı idarece, davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin somut bir delil sunulmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca iş bu dosyada yapılan 09/12/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakını veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve...sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve...sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının iptali ile davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmiştir.
Dairemizin 11/04/2022 tarih ve E:2018/4, K:2022/1887 sayılı kararının davalı idarece temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/03/2024 tarih ve E:2022/3219, K:2024/672 sayılı kararıyla;
"... Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince;
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan Y.K.'ye ait, HSK Müfettişlerince düzenlenen 20/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; ''...2016 yılı yaz kararnamesinde Haziran ayında ben ... Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak tayinen atanmıştım, adliyedeki meslektaşlar hayırlı olsuna gelmeye başlamışlardı. Kararname çıktıktan birkaç gün sonra odamda o tarihte 3. Sulh Ceza Hakimi olan B.K. var iken ..., FETÖ irtibatı nedeniyle meslekten çıkarılan B.B. ve yine aynı şekilde meslekten çıkarılan A.A. olmak üzere üçü birlikte odama geldiler. Biraz karşılıklı konuşmadan sonra ... bana hitaben "hakim bey, bu rüzgar hep böyle esmez, üç dört yıl önce el üstünde tutulan, zırhlı araçlar verilen hakim ve savcılar şu anda kodeste, yarın bu rüzgar tersine dönerse sen de kendini kodeste bulabilirsin." dedi. Ben de kendisine hitaben "Ben de onlar gibi hukuk dışına çıkarsam, sahte delil uydurursam beni de içeri atsınlar" dedim ... Ayrıca 1999 yılında ilk görev yeri Silifke Cumhuriyet Savcılığı olup daha sonra 2014 HSYK seçimlerinden önce ...'ın Anayasa Mahkemesi Raportörü (olarak) bana tanıttığı H.M.A. isimli kişiyi ...'ın odasında görmüştüm, bu kişi bana seçimlerde ne yapacaksın, nereye oy vereceksin dedi, ben de Yargıda Birlik Platformuna vereceğimi söyledim, bunun üzerine H.M.A. bana en az bir tane oyunu bizim çok sevdiğimiz saydığımız bir arkadaşımız var, çok sevilen sayılan birisi dedikten sonra, HSYK adaylarından Y.A.'ın eşinin eczacı olduğunu, Y.A.'ın Ankara'da hakim ve savcı lojmanlarında kaldığını, bir gün bir meslektaşın çocuğunun gece yarısı geç saatlerde rahatsızlandığını, doktora götürdüklerini, doktorun ilaç yazması üzerine gece nöbetçi eczanenin çok uzak olması nedeniyle çocuğuna ilaç yazılan meslektaşın çocuğu için gece vakti eşini kaldırarak eczaneyi açtırdığını ve ilaçlarını temin ettiğini, bu şekilde fedakarlıkta bulunan birisi olduğu anekdotunu anlattı ve akabinde de Y.A.'a oy vermemi istedi. Ben de oy veremeyeceğimi söyledim. Bu esnada ...' ın, H.M.A. ile aramızdaki konuşmaya bir müdahalesi olmadı, sadece dinledi. Ancak belirttiğim gibi H.M.A., ...'ın odasında iken bunları söylemişti. Ayrıca 2014 yılı HSYK seçimlerinden önce Mersin Adliyesinde hakim ve savcılar iki grup halinde idi, Yargıda Birlik Platformunu destekleyen hakim ve savcılar bir grup, bağımsız adı altında seçime girip daha sonra FETÖ irtibatı nedeniyle meslekten çıkarılmalarına karar verilen HSYK üye adaylarını destekleyenler ayrı bir gruptu. ..., bağımsız adı altında seçime girip daha sonra FETÖ irtibatı nedeniyle meslekten çıkarılmalarına karar verilen HSYK üye adaylarını destekleyen hakim ve savcı grubu ile birlikte idi. ...'ın yukarda belirttiğim şekilde benim odamda bana söylediği ifade ve adliyedeki sosyal ilişkileri itibariyle FETÖ irtibatı olduğu kanaatindeyim .Ayrıca resmi malumatım olmamakla birlikte ...'ın yurtdışına çok sayıda giriş çıkışı olduğunu adliye ortamından duydum, ayrıca sadece birkaç kere kendisinden de yurtdışına tatile gittiğini duymuştum. Ancak hangi vesile ile hangi ülkeye gittiğinin bilmiyorum...'';
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan H.K.'ya ait, HSK Müfettişlerince düzenlenen 20/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; ''Ben, şu an Mersin Adliyesi Adalet Komisyonu Başkanı olarak görev yapmaktayım. 2008 yılı yaz kararnamesinden bu tarafa Mersin Adliyesinde hakim ve Komisyon Başkanı olarak görev yapmaktayım. 2015 yılı Şubat ayından bu tarafa Komisyon Başkanlığı görevini yürütüyorum ......, 2014 yılı HSYK seçim süreci başladığında, Yargıda Birlik Platformunun toplantılarına iştirak etmemiştir. Bağımsız adı altında seçime giren ve sonrasında HSYK Genel Kurulunca meslekten çıkarılmalarına karar verilen HSYK üye adaylarını destekleyen hakim ve savcılarla birlikte hareket etti. Şöyle ki, seçim öncesinde Mersin Adliyesinde iki grup oluşmuştu. Yargıda Birlik Platformu adaylarını destekleyen hakim ve savcılar bir grupta, bağımsız adı altında seçime giren ve sonrasında FETÖ irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılan HSYK üye adaylarını destekleyen hakim ve savcılar ise diğer grupta yer aldılar, ..., bağımsız adı altında seçime giren ve FETÖ irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılan HSYK üye adaylarını destekleyen hakim ve savcılar ile aynı gruptaydı. Yakın çevresinde B.B., A.A., vardı, bu iki kişi ile birlikte çokça yemeğe gidip gelir, birbirlerinin odalarına sıkça gider gelirlerdi. Gerek B.B., gerekse A.A. FETÖ irtibatı nedeniyle meslekten çıkarılan kişilerdir. Ayrıca yine adliyemizde hakim olarak görev yapan Y.K.'nin 2016 yılı yaz kararnamesi ile ... Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak tayini çıkmıştı, hakim Y.K. Diyarbakır ACM Başkanı olarak atandığında ...'ın Y.K.'nın odasına giderek "hayırlı olsun ancak bu dönem ve düzen geçer çok sevinme, balyoz hakimlerinin düştüğü durumları gördün sende aynı duruma düşersin" minvalinde sözler söylediğini, Y.K. bana bizzat anlatmıştı. Y.K. ayrıca bana ...'ın bu sözlerini tehditvari olarak algıladığını da ifade etmişti. ...'ın yukarıda bahsettiğim sosyal ilişkileri ve Y.K.'a yönelik olarak duyduğum söylemi itibariyle FETÖ irtibatı olduğu kanaatindeyim. '';
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.Y.'a ait, HSK Müfettişlerince düzenlenen 20/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; ''Ben, halen Mersin Cumhuriyet Başsavcı vekili olarak görev yapmaktayım. Ben 11 yıldır Mersin Adliyesinde Cumhuriyet Savcısı ve Başsavcı vekili olarak görev yapıyorum ... Hatırladığım kadarıyla 2016 yılı yaz kararnamesi ile Adliyemizde öncesinde Mersin Adliyesinde hakim olan Y.K.'nın Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına atanması söz konusu olmuştu. Ancak hakim Y.K.'nın eşinin sağlık durumu nedeniyle tayine Mersin Adliyesinde kalmak üzere itiraz etmesi üzerine kendisi Mersin Sulh Ceza Hakimi olarak atandı ve Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına gitmedi. Kendisinin Mersin Sulh Ceza Hakimliğine atanma durumu belli değilken yani Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına atanmış olması nedeniyle odasına ziyarete gelenlerden ...'ın Y.K.'a hitaben "sizden önce önemli görevde bulunanların hepsi şu an tutuklu, sizin de başınıza aynı akıbet gelebilir, bu tayine sevinmeyin" anlamında sözler söylediğini Y.K. bana bizzat anlatmıştı. Ayrıca 2014 yılı HSYK seçimlerinden önce kendisinin bağımsız adı altında seçime girip daha sonra HSYK Genel Kurulunca FETÖ irtibatı nedeniyle meslekten çıkarılmalarına karar verilen HSYK adayları lehine bir çalışmasına, sözüne, tutum ve davranışına şahit olmadım. Ancak seçim öncesinde ben Yargıda Birlik Platformu adaylarını desteklemiştim, ..., Yargıda Birlik Platformu adaylarını destekleyen hakim ve savcılar ile birlikte değildi, aksine kendilerini bağımsız olarak niteleyip FETÖ irtibatı nedeniyle daha sonrasında meslekten çıkarılmasına karar verilen adayları destekleyen hakim ve savcılar ile birlikte gezip dolaşıyordu, sosyal çevresinde bu kişiler vardı.'';
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.Y.'a ait, HSK Müfettişlerince düzenlenen 25/05/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; 'Halen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmaktayım. Mersin'de 2008-2017 yılları içerisinde Cumhuriyet Savcısı, Başsavcı Vekili ve Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptım. Hakim ... ile bu dönemde bir süre Mersin Adliyesinde birlikte çalışmıştık. ..., Mersin Adliyesinde FETÖ/PDY mensubu olarak bilinen hakim ve savcılarla birlikte hareket ediyor ve onlarla gezip dolaşıyordu. 2014 yılı HSYK seçim çalışmaları sırasında bizzat bu şahıslarla birlikte hareket ederek seçim çalışmalarına katılıyordu, bir iki defa dışarda seçim için yemekli toplantı yaptıklarını duydum, hatta bu yemekli seçim toplantılarından bir tanesinin ... isimli sosyal medya hesabından paylaşıldığım gördüm. 2014 yılı HSYK seçimleri sırasında Mersin Adliyesinde görev yapan ve Yargıda Birlik adaylarını destekleyen hakim-savcılardan hangisine sorsanız ...'ın FETÖ/PDY mensubu olduğunu söyler. YBP adaylarını destekleyen bizlerin ve YBP adaylarının aleyhine konuştuğunu duydum...'' şeklinde beyanlarda bulunulmuştur.
Tanık beyanlarından ve davacıya ait hizmet cetvelinin incelenmesinden; tanıklar ile davacının aynı tarihlerde (ve 2014 HSK seçimleri döneminde) Mersin Adliyesinde görev yaptıkları, davacı hakkındaki beyanlarının da birbirini destekler mahiyette ve örgüt için çok önemli olan 2014 HSK seçimlerine ilişkin olduğu görülmüştür.
Tanık ifadelerinin değerlendirilmesinden; ifadelerde 2014 HSK seçimleri öncesinde adliyede hakim ve savcılar arasında bir ayrışma yaşandığı, FETÖ ile iltisak ve irtibatlı olan ve olmayanlar şeklinde bir gruplaşma olduğu, davacının bu ayrışmada FETÖ ile irtibat ve iltisaklı grup içinde yer aldığı, sosyal çevresinin FETÖ ile iltisak ve irtibatlı hakim ve savcılardan oluştuğu şeklinde birbiriyle örtüşen beyanlara yer verildiği anlaşılmaktadır.
Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacı hakkındaki yukarıda belirtilen tanık beyanlarının bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu sonucuna ulaşılmıştır...
... dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir." yönündeki gerekçeyle davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, Dairemizin anılan kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Temyizen verilen karar üzerine yapılacak işlem" başlıklı 50. maddesinin 5. fıkrasında, "Bölge idare mahkemesi, bozmaya uymayarak kararında ısrar ederse, ısrar kararının temyizi hâlinde, talep, konusuna göre Danıştay İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurulunca incelenir ve karara bağlanır. Danıştay İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurulları kararlarına uyulması zorunludur." kuralı; "Temyiz incelemesi üzerine verilecek karar" başlıklı 49. maddesinin 4. fıkrasında ise, "Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davaların temyizen incelenmesinde bu madde ile ısrar hariç 50 nci madde hükümleri kıyasen uygulanır." kuralı yer almakta olup, Danıştay Dava Dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdiği kararların temyizen bozulması halinde, anılan yasa hükümleri gereğince ilgili Danıştay Dairelerinin ısrar hakkı bulunmadığından, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yukarıda belirtilen bozma kararına Dairemizce uyulması yasal zorunluluktur.
Bu durumda, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/03/2024 tarih ve E:2022/3087, K:2024/673 sayılı bozma kararında; tanık beyanlarından ve davacıya ait hizmet cetvelinin incelenmesinden; tanıklar ile davacının aynı tarihlerde (ve 2014 HSK seçimleri döneminde) Mersin Adliyesinde görev yaptıkları, davacı hakkındaki beyanlarının da birbirini destekler mahiyette ve örgüt için çok önemli olan 2014 HSK seçimlerine ilişkin olduğu, tanık ifadelerinin değerlendirilmesinden; ifadelerde 2014 HSK seçimleri öncesinde adliyede hakim ve savcılar arasında bir ayrışma yaşandığı, FETÖ ile irtibatlı olan ve olmayanlar şeklinde bir gruplaşma olduğu, davacının bu ayrışmada FETÖ ile irtibat ve iltisaklı grup içinde yer aldığı, sosyal çevresinin FETÖ ile iltisak ve irtibatlı hakim ve savcılardan oluştuğu şeklinde birbiriyle örtüşen beyanlara yer verildiği, davacı hakkındaki yukarıda belirtilen tanık beyanlarının bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunilik şartını taşıdığı, meşru bir amaca dayandığı ve demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği belirtildiğinden, bozma kararına uyularak davanın reddi gerekmiştir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 4. fıkrası uyarınca Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yukarıda belirtilen bozma kararına uyulmasına,
1\. Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun... tarih ve ...sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve... sayılı kararının iptali yönünden DAVANIN REDDİNE,
2\. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve özlük haklarının iadesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3\. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam... TL yargılama giderinin yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, davalı idarenin harçtan muaf olması nedeniyle alınamayan ... TL'nin davacıdan tahsili için ilgili Tahsil Dairesine müzekkere yazılmasına, davalı idare tarafından yapılan ... TL posta giderinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4\. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde taraflara iadesine,
5\. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen...-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6\. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 18/11/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.