Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2024/5259
2025/2695
3 Haziran 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2024/5259
Karar No : 2025/2695
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Müdürlüğü/...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Adına Vasisi ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının aleyhe olan hüküm fıkrasının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacı adına, muhtelif kamu alacağının tahsili amacıyla düzenlenen ... tarih ve ..., ... tarih ve ..., ... tarih ve ... ile ... tarih ve ... takip numaralı ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davacı tarafından mükellefiyetinden kaynaklı kamu borçlarına ilişkin olarak 30/11/2016 tarihinde matrah artırımı beyannamesi verilmesi üzerine tahakkuk eden ve kesinleşen kamu alacağının ödenmemesi üzerine düzenlenen ... tarih ve ..., ... tarih ve ..., ... tarih ve ... takip numaralı ödeme emirlerinde hukuka aykırılık bulunmadığı, ... takip numaralı ödeme emrinin dayanağı olan vergi ve ceza ihbarnamelerinin davacının MERNİS adresinde kapıya yapıştırma usulüyle tebliğ edildiğinin anlaşıldığı olayda, usulüne uygun bir biçimde tebliğ edilerek kesinleşen kamu alacağının tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenmesinde de hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:
Vergi Mahkemesi kararının, dava konusu ... tarih ve ..., ... tarih ve ..., ... tarih ve ... takip numaralı ödeme emirleri yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen istinaf başvurusu, değinilen hüküm fıkrasının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle reddedilmiştir.
485 sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ve ekinde yer alan tebliğ pusulası örneğinin düzenlenmesinin, Kanun'un getiriliş amacına uymayacak şekilde hukuki güvenliği göz ardı ettiği, tebligat adresine gidilip gidilmediği, tebliğ işleminin gerçekleşip gerçekleşmediği hususunu ispat etmekten uzak olduğu; dolayısıyla, dava konusu ... tarih ve ... takip numaralı ödeme emrinin dayanağı olan ihbarnameler, 213 sayılı Kanun'un 102. maddesinde belirlenen usule uygun biçimde tebliğ edilmediğinden sözü edilen vergi ve cezaların tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle istinaf istemi kısmen kabul edilerek Vergi Mahkemesinin değinilen hüküm fıkrası kaldırıldıktan sonra ... tarih ve ... takip numaralı ödeme emri iptal edilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kararın aleyhe olan hüküm fıkrasının bozulması istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Herhangi bir ticari faaliyetinin bulunmadığı, işe alınacağı vaadiyle kandırılarak ibraz ettiği nüfus cüzdanı bilgileriyle sahte imzalarla mükellefiyet kaydı açıldığı, herhangi bir hukuka aykırılık nedeni ileri sürülmeden matbu ifadelerle temyiz yoluna başvurulmasının hukuka uygun olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Mahkeme hakkı, adil yargılanma hakkının en temel güvencesini teşkil etmekte olup mahkemeye erişim hakkını, mahkemeden bir karar elde etme hakkını ve elde edilen kararın icra edilmesi hakkını içerir. AYM sözü edilen hakkın ihlâl edilip edilmediğini değerlendirirken farklı ölçütler belirlemiştir. AYM, ‘’Filiz Fırat başvurusuna kadar anılan üç hakkı mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelerken sözü edilen kararla birlikte inceleme usulünü değiştirmiş, mahkeme hakkını ana hak olarak ele alıp altında mahkemeye erişim, karar ve kararın icrası hakkı şeklinde üçlü ayrıma gitmiştir’’(Yamlı, Mehmet Sadık et al. , Adil Yargılanma Hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler Yönüyle) Karar Özetleri, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, Aralık, 2023, s. 41.).
Anayasa’nın 36’ıncı maddesinde hak arama özgürlüğünün yasayla sınırlanabilmesine yönelik bir düzenleme yer almamış, sınırlama sebebi öngörülmemiştir(Sibel İnceoğlu, Nilay Arat ve Erkan Duymaz, İdari Yargıda Adil Yargılanma Hakkına İlişkin Emsal Kararlar, Ankara, Avrupa Konseyi, 2022, s. 252.). Anayasa Mahkemesine göre, ‘’Anayasa’nın 36’ıncı maddesinde herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olması, hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu anlamına gelmez. Anayasa Mahkemesi, hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da, Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakkın sınırlandırılmasının mümkün olduğunu belirtmektedir. Anayasa Mahkemesine göre, dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13’üncü maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz’’(Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 01 Kasım 2012 tarih ve 2012/791 Başvuru Numaralı Özkan Şen Kararı, (https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2012/791)).
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun ''Tebliğ Evrakının Teslimi'' başlıklı 102'nci maddesinin beşinci fıkrasında; ''Bu Kanunun 101 inci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde sayılan adrese tebliğe çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak kişinin adresinde bulunamaması durumunda (Bulunamama durumu o adresten geçici ayrılmaları da kapsar.) durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade edilir. Bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğ çıkarılır. İkinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeplerle tebliğ edilemezse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır. Bu durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı, gönderildiği idareye iade edilir. Tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde muhatabı tarafından alınması hâlinde alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde ise on beşinci günde tebliğ yapılmış sayılır.'' kuralına yer verilmiştir.
Uyuşmazlıkta; uygulanması gereken yasa kuralı 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 102'nci maddesinin beşinci fıkrası olduğundan ve yasada öngörülen şekilde yapılacak tebliğ ile dava yoluna başvurma süresinin işlemeye başladığı dikkate alındığında kuralın, mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirdiği anlaşıldığından, öncelikle bu durumun değerlendirilmesi gerekmektedir.
Gerçekten de kişilerin mülkiyet hakkına müdahalede bulunan vergilendirme işleminin; tarh, tebliğ, tahakkuk ve tahsil olmak üzere dört safhadan oluştuğu dikkate alındığında belirtilen aşamalardan sonra özellikle tahsil işlemleri yönünden kişilerin mal varlığına sınırlama getirdiği açıktır. Buradan hareketle söz konusu süreçlerin kişiler açısından bilinebilmesini ve ulaşılabilir olmasını sağlayan en önemli aşama tebliğ aşamasıdır. Usulüne uygun tebliğ ile hakkında tesis edilen işlemlerden haberdar olan kişinin elinde bir takım alternatif yollar (idari başvuru yapma ve dava açma hakkı vb.) bulunmaktadır.
Bilindiği üzere Türk Vergi Sisteminde beyan esası geçerlidir. İstisnai olarak düzenlenen vergilendirme yöntemlerinden biri kullanılarak yapılan tarhiyatların veya tahakkuk fişinden gayri vergilendirmeye ilişkin her türlü evrakın ilgilisine hangi yöntemlerle tebliğ edileceği 213 sayılı Kanun’un 93’üncü maddesinde düzenlenmiştir. Yani vergilendirme işlemlerinin tebliğine ilişkin genel yöntem değinilen maddede yer alan posta vasıtasıyla ve fiziki tebliğ olarak belirlenmiştir. Bazı durumlarda, ilanen, memur eliyle dairede veya elektronik ortamda tebliğ gibi istisna halleri de yine aynı Kanun’un diğer maddelerinde yer almaktadır.
Mehmet Ali Özyer’in tanımıyla, ‘’Tebliğ kelimesi, Arapça götürme, ulaştırma anlamına gelmektedir. İdare hukuku dilinde ise resmi bir yazının muhatabına ulaştırılması, bilgi alanına bırakılması anlamında kullanılmaktadır’’(Mehmet Ali Özyer, Açıklama ve Örneklerle Vergi Usul Kanunu Uygulaması, İstanbul, Maliye ve Hesap Uzmanları Derneği, 7. Baskı, 2015, s. 174.).
Kişiler nezdinde icrai yönü bulunan bir işlemden ilgililerin haberdar edilmesini sağlamak ve bilgilendirmek amacıyla yapılan tebligatın, muhatabına başarıyla ulaştırıldığının da ortaya konulması gerekmektedir. Dolayısıyla tebligatın; teslim, bilgilendirme ve belgelendirme olarak üç işlevi bulunmaktadır. Tebligatla ulaşılmak istenilen amacın hukuk güvenliği ilkesinin tesisine de hizmet ettiği açıktır.
Öte yandan, mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın, Anayasa’nın 13’üncü maddesine de uygun olması bir zorunluluktur. Kuralların, kanunilik şartını sağlayıp sağlamadığı, meşru bir amaca dayanıp dayanmadığı, söz konusu amaca ulaşmada elverişli ve gerekli olup olmadığı, yeterli güvenceleri sağlayıp sağlamadığı ve mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirip getirmediğinin de ortaya konulması gerekmektedir.
Kuralların önceki hâlinde, ilgililerin tebligattan haberdar olmasını sağlamak amacıyla birden fazla güvence öngörülmekte olup komşulardan biri veya muhtar veya kanunda yazılı diğer kişiler nezdinde tebliğ yapılamadığı hususunun ortaya konulması gerekirken Kanun’un değişen hâlinde muhataba adres kayıt sisteminde kayıtlı olan adresinde ulaşılamaması hâlinin tespiti ve ispatı tek başına yapacağı işlemlerle posta memurunun inisiyatifine bırakılmıştır. Dolayısıyla tebliğin belgelendirilmesi fonksiyonu yönünden düzenlemeler hukuki güvenlik ilkesine aykırıdır.
Posta memurunca pusulanın kapıya yapıştırılması dışında ilgili mevzuatta herhangi bir güvence bulunmamaktadır. 15 günlük süre sonunda tebliğin yapılmış sayılacağı kuralının bir güvence oluşturduğundan da söz edilemez. Esasen düzenlemelerde asıl sorun, muhatabın tebligattan hiçbir şekilde haberdar olmaması ihtimalidir. Kapıya yapıştırılan pusulanın kaybolabilmesi, başkası tarafından alınabilmesi, kopabilmesi veya yırtılabilmesi vb. durumların hayatın olağan akışına uygun olmadığı söylenemez. Diğer taraftan 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21'inci maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında da 213 sayılı Kanun'un 102'nci maddesinin önceki hâliyle aynı yönde düzenlemeler mevcuttur.
Bu durumda, kuralların sebebiyet vereceği sakıncalar bakımından ve kanuni güvencelerin yetersiz olması hasebiyle 213 sayılı Kanun'un 102'nci maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesinin, muhataplarına orantısız bir külfet yüklediği anlaşılmakla Anayasa’nın 2, 13 ve 36’ıncı maddelerine aykırı olduğu sonucuna ulaşılmakla, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Dava konusu ... takip numaralı ödeme emrinin dayanağını oluşturan vergi ve cezalara ilişkin ihbarnamelerin, davacının MERNİS adresine tebliğe çıkarıldığı, adresin kapalı olması nedeniyle tebligat çıkaran mercie iade şerhi düşülerek tebliğ zarfının iade edildiği, sonrasında ikinci kez aynı adrese tebliğe çıkarıldığı, aynı sebeple tebliğ yapılamadığından, tebligat pusulasının kapıya yapıştırıldığı ve tebligat çıkaran mercie iade edildiği anlaşılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 14. maddesinde vergi muamelelerinde sürelerin vergi kanunları ile belli edileceği, kanunda açıkça yazılı olmayan hallerde 15 günden aşağı olmamak şartıyla bu süreyi, tebliği yapacak olan idarenin belirleyeceği ve ilgiliye tebliğ edeceği, 21. maddesinde, tebliğin, vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar tarafından mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesi şeklinde tanımlandığı, 101. maddesinin 3. fıkrasında, iş yeri adresinde tebliğ yapılacak olanların bu adresinde bulunamaması, işin bırakılması veya işin bırakılmış addolunması hallerinde tebliğin, gerçek kişilerde kendisinin, tüzel kişilerde bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerinden birinin, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenler veya varsa temsilcilerinden herhangi birinin adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılacağı, 102. maddesinin 5. fıkrasında ise 101. maddenin 1. fıkrasının (3) numaralı bendinde sayılan adrese tebliğe çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak kişinin adresinde bulunamaması veya adresten geçici olarak ayrılmış olması halinde, durumun posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakının gönderildiği idareye iade edileceği, bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğ çıkarılacağı, ikinci defa çıkarılan tebliğ evrakının da aynı sebeplerle tebliğ edilememesi durumunda, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusulanın kapıya yapıştırılacağı ve bu durumun, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilmesinden sonra tebliğ evrakının gönderildiği idareye iade edileceği, tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde muhatabı tarafından alınması hâlinde tebliğ evrakının alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde ise on beşinci günde tebliğ edilmiş sayılacağı düzenlemelerine yer verilmiştir.
Anılan Kanunun 102. maddesinin son fıkrasında verilen yetkiye dayanılarak yayınlanan 485 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin "Muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde tebliğe çıkılması" başlığı altında düzenlenen 3.2 bölümünün olay tarihinde yürürlükte bulunduğu hâlinde; 213 sayılı Kanunun 94. maddesi kapsamında tebliğ yapılacak olanların yerleşim yeri adresinde bulunamaması (geçici ayrılmalar dâhil) halinde durumun, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edileceği, bu durumda kapıya pusula yapıştırılmayacağı ve tebliğ evrakının derhal gönderildiği idareye iade edileceği, bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından olayın özelliğine göre (zamanaşımı vs.) tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğe çıkılacağı, ikinci defa çıkarılan tebliğ evrakına, adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine ikinci defa çıkıldığına ilişkin ibare konulacağı, ikinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeplerle tebliğ edilemezse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren ve bu tebliğ ekinde yer alan tebligat pusulasının (pusula) (Ek:1) kapıya yapıştırılacağı, bu durumun, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek tebliğ evrakının gönderildiği idareye iade edileceği, tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde muhatabı tarafından alınması hâlinde alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde ise pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihi izleyen on beşinci günde tebliğ yapılmış sayılacağı hükümleri yer almaktadır.
Ek-1 Pusula örneğinde; pusulanın kapıya yapıştırılması gereğinin, tebellüğden imtina etme ya da yerleşim yeri adresine ikinci defa gelindiği halde tebliğ yapılacak olanların
adreste bulunmaması nedenine dayanıp dayanmadığının tebliğ memurunca işaretlenerek, tebliğ evrakının pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihten itibaren 15 gün içinde alınması halinde alındığı gün, bu süre içerisinde alınmaması halinde ise 15. günde tebliğ yapılmış sayılacağı belirtilmek suretiyle, pusulanın kapıya yapıştırılmasının hukuki sonuçlarına yer verildiği anlaşılmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Yukarıda kuralına yer verilen düzenlemelerin değerlendirilmesinden, 213 sayılı Kanun'un 102. Maddesinin beşinci fıkrasının mahkemeye erişim hakkını sınırlandırdığı anlaşılmış olup bununla birlikte, anılan fıkranın 3, 4 ve 5. cümlelerinde yer alan kuralların Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülerek iptali istemiyle yapılan başvuru üzerine verilen Anayasa Mahkemesi’nin 22/09/2021 tarih ve E:2021/37, K:2021/63 sayılı somut norm denetimi kararında; itiraz konusu kurallarda, adres kayıt sistemindeki adrese iki kez tebligat yapılamaması durumunda tebligat işleminin tamamlanması için belirlenen usullerin herhangi bir tereddütte yer bırakmayacak biçimde açık ve net olarak düzenlenmesi karşısında kuralların belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu; dolayısıyla, kuralların kanunilik şartını taşıdığı, ilgililerin haberdar edilmesi ve idari veya yargısal yollara başvurması açısından sürelerin bir an önce işlemeye başlaması amacı taşıyan kuralların, değinilen amaca ulaşılabilmesi için elverişli ve gerekli olduğu, yerleşim yeri adresine tebligat yapılmasını öngören kuralların muhatapların vergi dairelerince düzenlenen işlemlerden haberdar olmalarına imkân sağlayacak güvenceleri taşıdığı; ayrıca, kuralların uygulanması suretiyle yapılan tebliğlerden kaynaklanabilecek ihtilaflara karşı yargı yoluna başvurulabileceği, öte yandan mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın aşırı bir külfet yüklemediği, ulaşılmak istenen amaca ilişkin kamu yararı ile mahkemeye erişim hakkına ilişkin kişisel yarar arasında makul denge gözetildiği, orantısız bir sınırlamaya neden olmadığı; dolayısıyla, mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirmediği gerekçesiyle itiraz konusu kuralların Anayasa'nın 13 ve 36. maddelerine aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Buna göre, uyuşmazlıkta uygulanacak yasa kuralı olan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 102. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan düzenlemelerin ve söz konusu maddenin son fıkrasında verilen yetkiye dayanılarak yayımlanan 485 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nde yer alan tebligat pusulasının hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğundan söz edilemeyecektir. Ancak Anayasa Mahkemesine göre, kuralların uygulanması suretiyle yapılan tebliğlerden kaynaklanabilecek ihtilaflara karşı yargı yoluna başvurulabileceği hususu da bir güvence olarak belirtildiğinden, olayın özelliklerine göre kapıya yapıştırma usulüyle yapılan tebliğlerin usule uygun olup olmadığının ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yukarıda yer verilen düzenlemeler doğrultusunda, ... takip numaralı ödeme emrinin dayanağını oluşturan vergi ve cezalara ait ihbarnamelere ilişkin olarak dosyaya ibraz edilen tebligat pusulasının, 485 sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ekinde yer alan ve idarede kalacak olan tebligat pusulası olduğu ve bu pusulanın adrese ikinci kez gelindiği, tebliğ evrakının, evrakı gönderen idareden alınabileceği, alınmaması halinde pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihten itibaren 15. günde tebliğ edilmiş sayılacağı hususlarını içermediği dikkate alındığında, tebliğ işlemlerinin 213 sayılı Kanun'un 102. maddesinde belirlenen usule uygun biçimde gerçekleştirilerek ortada kesinleşmiş ve ödeme emriyle takip edilebilecek aşamaya gelmiş bir kamu alacağının varlığından söz edilemeyeceğinden, yazılı gerekçeyle sözü edilen ödeme emrini iptal eden Vergi Dava Dairesi kararının değinilen hüküm fıkrasında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. Vergi Dava Dairesi kararının temyize konu hüküm fıkrasına yöneltilen TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE,
2\. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ilgili Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 03/06/2025 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
(X)-KARŞI OY :
Bakılmakta olan davada, dosyadaki bilgi ve belgelerden, 40 takip numaralı ödeme emri içeriğine ilişkin ihbarnamelerin ilgili hukuk kurallarına uygun tebliğ edildiği anlaşılmış olup, usulüne uygun kesinleşmiş kamu alacağının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinde hukuka aykırılık, aksi gerekçe ile verilen kararda hukuki isabet bulunmadığı, temyiz edilen kararın bozulması gerektiği görüşüyle karara katılmıyorum.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.