SoorglaÜcretsiz Dene

Danıştay danistay 2021/17752 E. 2025/2152 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2021/17752

Karar No

2025/2152

Karar Tarihi

30 Nisan 2025

Danıştay 2. Daire Başkanlığı 2021/17752 E. , 2025/2152 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
İKİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/17752
Karar No : 2025/2152

DAVACI: ... Birliği
VEKİLİ: Av. ...

DAVALILAR : 1- ...

2- ... Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...

DAVANIN KONUSU : Davacı Birlik tarafından, 30/06/2021 günlü, 31527 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin;
1- 6. maddesinin 3. fıkrasının,
2- 7. maddesinin 1. ve 2. fıkralarının,
3- 10. maddesinin 1. fıkrasının (e) (h) ve (ı) bentlerinin, 1. fıkrasında yer alan yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresinin, 3. fıkrasının (eksik düzenleme nedeniyle) ve 5. fıkrasının,
4- 11. maddesinin 2. fıkrasının (eksik düzenleme nedeniyle) ve 5. fıkrasında yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresinin,
5- 13. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "İzinlere ilişkin diğer hususlar Bakanlıkça belirlenir." cümlesinin,
6- 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinde yer alan "takip sonucunda meydana gelen değişim oranları ile vaka yönetimine" ibaresinin, "0,90" ibaresinin, anılan alt bendin son cümlesinin ve 10. alt bendinin,
7- 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinde yer alan "iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri" ibaresinin,
8- 18. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "Tetkik ve sarf malzemeleri giderleri karşılığı aile hekimi için yapılacak toplam ödeme tutarının, tavan ücretin %100'ünü geçmesi halinde, aile hekiminin laboratuvar tetkikleri incelemeye tabi tutulur." cümlesinin,
9- 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için" ibaresinin,
10- 19. maddesinin 2. fıkrasının (a), (b) ve (ç) bentlerinin,
11- 20. maddesinin,
12- Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli"nin iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI: Yönetmelik'in 6. maddesinin 3. fıkrası yönünden; valiye ait yetkinin, valinin emri altında olan müdüre verilmesine dair bir düzenleme yapılmasının hukuka aykırı olduğu,
7\. maddesinin 1. ve 2. fıkraları yönünden; dava konusu düzenlemenin, kanuni dayanağının olmadığı, idareye geniş bir takdir hakkı tanıdığı, sözleşmenin yenilenip yenilenmemesinin bir komisyonun takdirine bırakıldığı, komisyonun kuruluşu, çalışma usul ve esaslarının Yönetmelik'te belirlenmediği, dava konusu kuralın, hukuki belirlilik ilkesine aykırılık teşkil ettiği,
10\. maddesinin 1. fıkrasının (e) (h) ve (ı) bentleri, 1. fıkrasında yer alan yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresi ve 5. fıkrası yönünden; dava konusu düzenlemelerin, kişilerin çalışma hakkını ortadan kaldırdığı, ölçüsüz olduğu, sosyal devlet ilkesine, hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiği,
10\. maddesinin 3. fıkrası yönünden; hakkında yürütülen idari soruşturma nedeniyle sözleşmesi askıya alınarak görevden uzaklaştırılan aile hekiminin, görev yaparken alacağı ücretten eksik ücret aldığı, oysaki 657 sayılı Kanun'un 141. maddesi dikkate alındığında, hakkındaki görevden uzaklaştırma kararı kaldırılıp da görevine tekrar başlatılan kişiye yapılan eksik ödemelerin tamamlandığı ve kişinin bu nedenle zarara uğramamasının sağlandığı, Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nde soruşturma sonucunda hukuka aykırı davranmadığı ve sözleşmesi sona erdirilmesi gerekmediği anlaşılan aile hekimliği çalışanlarının maddi kayıplarının karşılanması gerekliliği gözetilerek düzenleme yapılması gerekirken, buna olanak sağlayan herhangi bir düzenleme yapılmadığı, dolayısıyla davaya konu Yönetmelik'in 10. maddesinin 3. fıkrasının noksan düzenleme nedeniyle iptaline karar verilmesi gerektiği,
11\. maddesinin 2. fıkrası yönünden; 657 sayılı Kanun'da, geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve ödül veya başarı belgesi alan memurlar için verilecek cezalarda bir derece hafif olanının uygulanabileceğinin de hüküm altına alındığı, davaya konu Yönetmelik'te ise, sadece ceza verileceği düzenlenmişken, geçmiş çalışmaları olumlu, sicili iyi olanlara daha hafif ceza uygulanabileceğine dair düzenleme yapılmamasının, noksan düzenleme nedeniyle hukuka aykırılık teşkil ettiği,
11\. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresi yönünden; il sağlık müdürlerinin aile hekimliği sözleşmesini imzalama yetkileri bulunmadığı gibi sözleşmeyi fesih yetkilerinin de olmadığı,
13\. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "İzinlere ilişkin diğer hususlar Bakanlıkça belirlenir." cümlesi yönünden; 5258 sayılı Kanun'da aile hekimlerinin izinlerine ilişkin düzenleme yapma konusunda Bakanlığa bir yetki verilmediği, bu durumun, Anayasa'nın yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesini düzenleyen 7. maddesine ve kamu görevlilerinin özlük haklarının kanunla düzenlemesini zorunlu kılan Anayasa'nın 128. maddesi ile kanunların uygulanmasının yönetmelikle düzenlenmesine ilişkin 124. maddesine aykırılık teşkil ettiği, yürütme organının, çerçevesi kanunla belirlenen yetkileri yönetmelikle düzenlemesi ve bu yetkiyi kullanması hukuken olanaklı olmakla birlikte, bu yetkinin kullanılabilmesi için kanunda idareye tanınan hareket alanının belirli olmasının gerektiği,
18\. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinde yer alan "takip sonucunda meydana gelen değişim oranları ile vaka yönetimine" ibaresi, "0,90" ibaresinin ve anılan alt bendin son cümlesi yönünden; "takip sonucunda meydana gelen değişim oranları ile vaka yönetimine" ibaresine ilişkin olarak; belirli hastalıkların taranması, koruyucu sağlık hizmetinin bir parçası olarak değerlendirilmekle birlikte, hastaların doğrudan ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarında tanı ve tedavi hizmeti aldıkları, aile hekimlerine bildirim yapmadıkları, bazı hastaların önerilen tedavileri kabul etmedikleri veya başladıkları tedavileri yarıda bıraktıkları da gözetildiğinde, sözü edilen hastalıkların ilaçlarını dahi yazma yetkisi olmayan aile hekimlerinin vaka yönetimini yapmasının mümkün bulunmadığı, aynı şekilde, aile hekimlerinin dışında gelişen durumlar ve faktörlere bağlı olarak takip sonucunda meydana gelen değişim oranlarına göre de aile hekimlerinden kesinti yapılmasının, hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu, aile hekimlerinin ücretinden kesintiye yol açacak şekilde tarama ve takip katsayısı belirlenmiş olduğundan, 18. maddenin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinde yer alan ''takip sonucunda meydana gelen değişim oranları ile vaka yönetimine'' ibaresinin iptalinin gerektiği,
''0,90'' ibaresine ilişkin olarak; kamu görevlilerinin ücretleri arasında kişiye, kişinin gayretine veya başarı durumlarına göre farklılık yaratılamayacağı, işin niteliğinin ve veriminin artırılmasını teşvik edici nitelikte performansa bağlı birtakım ek ödemeler yapılması mümkün ise de bu ödemelerin de kamu görevlisinin kazancında belirgin değişikler yaratmaması gerektiği, bu nedenle, aile hekimlerinin ücretinden kesintiye yol açacak şekilde tarama ve takip katsayısı belirlenmiş olduğundan,18 maddenin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinde yer alan 0,90 ibaresinin iptalinin gerektiği,
Anılan alt bendin son cümlesine ilişkin olarak; aile hekimlerinin yaptıkları taramalara göre 0,90 ila 1,50 arasında bir tarama ve takip katsayısının maddede belirtilen hesaplama yöntemiyle bulunan ara puanın çarpılması sonucunda maaşa esas puan hesaplanacağından, anılan düzenlemenin, aile hekimlerinin taramalara bağlı olarak maaşından kesinti yapılmasına veya daha yüksek ücret elde etmesine yol açacağı, kesintinin veya ücret artışının hangi kriterlere göre yapılacağının belirsiz olduğu,
18\. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendi yönünden; deprem, sel felaketi ve salgın gibi olağanüstü durumlarda yapılacak hizmetlerin süresinin, belirlenen normal çalışma sürelerini aştığı, dolayısıyla aile hekimlerine fazla çalışmaları dolayısıyla ödeme yapılması gerekirken, aksi yönde yapılan Yönetmelik düzenlemesinde hukuka uyarlık bulunmadığı,
18\. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinde yer alan "iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri" ibaresi yönünden; dava konusu Yönetmelik'te daha önceki düzenlemelerden farklı olarak aile hekimince, aile sağlığı merkezi giderlerinden olan iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin maliyetinin de karşılanması gerektiğinin düzenlendiği, 5258 sayılı Kanun ile 6331 sayılı Kanun hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri nedeniyle yapılacak giderlerin, aile hekimlerince değil, hizmetin asıl sunucusu olan ve bu amaçla çalışanı istihdam eden Sağlık Bakanlığı tarafından ayrıca karşılanmasının gerektiği,
18\. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "Tetkik ve sarf malzemeleri giderleri karşılığı aile hekimi için yapılacak toplam ödeme tutarının, tavan ücretin %100'ünü geçmesi halinde, aile hekiminin laboratuvar tetkikleri incelemeye tabi tutulur." cümlesi yönünden; anılan kuralın, hiçbir haklı ve hukuki bir yanının bulunmadığı, bu düzenlemenin, hekimlerin tetkik isteme ve sarf malzemesi kullanımlarını sınırlandırmaya yönelik olduğu, maliyet eksenli bir bakışla getirildiği, hekimlerin tedavi hakkını düzenleyen 1219 sayılı Kanun'a aykırılık teşkil ettiği,
19\. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için" ibaresi yönünden; dava konusu ibarenin, tek birimli aile sağlığı merkezlerinde görev yapan aile hekimlerinin dinlenme ve ücretli izin haklarını ortadan kaldıran bir düzenleme olduğu, öte yandan, çalışanların, ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin haklarının sadece süresinin değil, şartlarının da kanunla düzenlenmesinin gerektiği, verilen izinlerin ücrete ilişkin koşullarının, Kanun ile değil de Yönetmelik'le düzenlenmiş olmasının hukuka aykırılık teşkil ettiği,
19\. maddesinin 2. fıkrasının (a), (b) ve (ç) bentleri yönünden; asıl aile hekimi açısından çalışmadan ücretin yarısını almasına hak kazanması öngörülür iken görevlendirme ile çalışana % 50 oranında ücret öngörülmesinin, hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiği, nitekim aile hekiminin yıllık izin döneminde sözleşme ücretinden %50 oranında kesinti yapılabilmesine olanak tanınmasının, ücretli izin hakkının bulunmadığı şeklinde yorumlanacağı, 5258 sayılı Kanun'da öngörülen ücretli izin hakkının, Yönetmelik maddesiyle bertaraf edildiği,
20\. maddesi yönünden; maddede belirtilen başarı oranına esas unsurların, Yönetmelik'in ekinde yer alan İhtar Puanı Cetvelinde sözleşmenin feshine yol açacak kusurlar olarak belirlenip yaptırıma bağlandığı, Yönetmelik'te başarı kriterinin ne olduğunun düzenlenmediği, belirli oranda başarılı kabul edilmesinin objektif kurallarla ortaya koyulmadığı, dolayısıyla hukuki belirsizlik söz konusu olduğu, takiplerin nasıl yapılacağı ve kesintilerin usul ve esaslarını belirleme yetkisi Bakanlığa bırakılmış ise de daha alt bir düzenleyici işleme bırakılmasının, Kanun'a aykırılık teşkil ettiği,
Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli" yönünden; İhtar Puanı Cetvelinde yer alan ceza puanlarının kanunilik ilkesine aykırı olduğu, bu nedenle Cetvelin iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

DAVALI İDARELERİN SAVUNMASI : Yönetmelik'in 6. maddesinin 3. fıkrası yönünden; bu hükmün, 657 sayılı Kanun'a aykırı olduğundan bahsedilemeyeceği, zira Yönetmelik'in dayanağının 657 sayılı Kanun değil, 5258 sayılı Kanun olduğu, yetkilerin aynı kişide toplanması hususunda bir önceki Yönetmelik'e göre herhangi bir farklılık bulunmadığı, bir önceki Yönetmelik'te sözleşmeyi imzalama ve feshetme yetkisinin aynı kişi olan valide toplandığı, dava konusu Yönetmelik'te ise bahsi geçen yetkilerin, il sağlık müdüründe olduğu, il sağlık müdürlerinin, tüm sağlık kurum ve kuruluşlarının işleyişi ile personel planlamasından ve hareketinden birinci derecede sorumlu olduğu,
7\. maddesinin 1. ve 2. fıkraları yönünden; iptali istenilen hükümlerin, aile hekimlerine ve aile sağlığı çalışanlarına sözleşmelerinin yenilenmesi hususunda hukuki güvence sağladığı, bugün itibarıyla bir aile hekimi ya da aile sağlığı çalışanının sözleşmesinin yenilenmesinin esas olduğu, yenilenmemesi durumunun ise gerekçelendirilmesi gerektiği, hükmün mevzuata eklenmesi ile davacının iddiasının aksine keyfi uygulamalar, belirsizlikler ve sözleşme süresi sonunda aile hekimliği uygulamasına devam edip etmeyeceklerine ilişkin aile hekimlerinin ve aile sağlığı çalışanlarının çekincelerinin sona erdirildiği,
10\. maddesinin 1. fıkrasının (e) (h) ve (ı) bentleri, 1. fıkrasında yer alan yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresi ve 5. fıkrası yönünden;Yönetmelik'in dava konusu madde hükmünün değişiklik öncesi hali ile de sözleşme feshine ilişkin düzenlemeler ihtiva ettiği, dava konusu madde hükmü ile önemli bir değişiklik getirilmediği, düzenlemenin hukuka uygun olduğu, il sağlık müdürünün, Bakanlık adına işlem yapmaya yetkili en üst amir konumunda olduğu ve bu yetkisini Valilik tüzel kişiliği nezdinde kullandığı, il sağlık müdürünün aile hekimliği sözleşmelerini imzalaması ve feshetmesinin idari teşkilata aykırı olmadığı,
10\. maddesinin 3. fıkrası yönünden; aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının, sözleşme imzalamak suretiyle ve gönüllü olarak sisteme dahil oldukları, sözleşme hukukunda esas olanın, çalışılan fiili güne göre ödemenin yapılması olduğu, fiilen çalışmanın söz konusu olmadığı günler için herhangi bir ücret alacağının doğmasının mümkün olmadığı, ancak mevzuatın, aile hekiminin görevinin başında bulunmasının sakıncalı olduğu durumlar için sözleşmenin askıya alınmasını tedbiren öngördüğü ve aile hekiminin temel ücretine karşılık gelecek şekilde alması gereken ücretlerden kayıtlı kişi sayısı ödemesinin %50'si, sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi ücretinin %50'sinin asıl aile hekimine veya aile sağlığı çalışanına ödeneceği hüküm altına almak suretiyle aile hekiminin fiilen çalışmadığı günler için de bir ödeme öngördüğü, söz konusu bu ödeme, aile hekimliği çalışanlarının temel ücretine tekabül etmekte olup, davacının iddia ettiği gibi kazanılmış bir ücretin kesintiye uğratılmasının söz konusu olmadığı, aile hekimine yerine bakacak bir hekimle anlaşma yapmadan görevden geçici olarak ayrılması halinde dahi verilen %50'lik ücretin, her halükârda devlet memuru bir hekime verilen ücretten fazla olduğu, yani aile hekiminin temel ücretinin korunduğu, dolayısıyla davacının aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına eksik ücret ödenmek suretiyle ücretlerinde kesinti yapıldığı iddiasının kabulü mümkün olmayıp, söz konusu düzenlemenin bir önceki Yönetmelik'te de aynen yer aldığı ve bu şekliyle yargı denetiminden de geçerek hukuka aykırı olmadığının belirlendiği, davacı noksan düzenleme nedeniyle iptal talebinden bahsetmekte ise de noksan düzenlendiğini iddia ettiği mali hususlar, Yönetmelik'in 18. ve 19. maddesi ile hüküm altına alındığından, bu maddede düzenlenecek ayrıca bir hususun bulunmadığı,
11\. maddesinin 2. fıkrası yönünden; iki yıllık sözleşme dönemi içerisinde aynı fiilin birden fazla işlenmesinin, aile hekimliği sisteminin ideal olarak işlemesine engel teşkil edeceği, bu durumun 657 sayılı Kanun'da da aynı saikle ve hatta daha ağır düzenlendiği, ayrıca söz konusu ihtar puanlarının mevcut sözleşme dönemi içerisinde geçerli olduğu, bu durumun dahi başlı başına bir iyi hal örneği olarak kabul edilmesi gerektiği, bu koşullar altında aile hekiminin iyi hali gözetilerek ihtar puanı verilmemesi gibi bir durumun, hizmetin işleyişinde aksaklıklara neden olacağı,
11\. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresi yönünden; ihtar puanları ve buna ilişkin süreçlerin düzenlendiği önceki Yönetmelik hükümlerinin yargı denetiminden geçtiği ve hukuka uygun olduklarına karar verildiği, il sağlık müdürünün, il nezdinde Bakanlık adına işlem yapmaya yetkili en üst amir konumunda olduğu ve bu yetkisini valilik tüzel kişiliği nezdinde kullandığı, il sağlık müdürünün aile hekimliği sözleşmelerini imzalaması ve feshetmesinin idari teşkilata aykırı olmadığı gibi hizmet gerekleri, bürokrasinin azaltılması gibi nedenlerle de hukuka aykırılığının bulunmadığı, aynı şekilde, aile hekimliği uygulamasını bilen, her gün aile hekimleri ile muhatap olan, onların sorunlarını çözüp ihtiyaçlarını gözeten halk sağlığı başkanınca ihtar puanı verilmesinde de usule ve hukuka aykırılık bulunmadığı,
13\. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "İzinlere ilişkin diğer hususlar Bakanlıkça belirlenir." cümlesi yönünden; 5258 sayılı Kanun'da izinlerle ilgili düzenleme bulunmakla birlikte izinlerin doğrudan müdürlük tarafından verileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, Yönetmelik ile iznin esasına etki etmeyen dava konusu düzenlemenin getirildiği ve anılan düzenlemede Kanun'a aykırılık bulunmadığı, kendilerinin, iptali talep edilen söz konusu hüküm ile aile hekimliği çalışanlarıyla ilgili Kanun'a aykırı veya Kanun'da yer alamayan yahut Yönetmelik hükümlerine aykırı veya Yönetmelik'te yer almayan bir izin düzenlemesi yapmasının söz konusu olmadığı, dava konusu düzenleme ile var olmayan bir iznin Bakanlık tarafından aile hekimliği çalışanlarına kullandırılması söz konusu olmayacağı gibi var olan bir iznin Bakanlık tarafından alt düzenleme yoluyla kullanımının sınırlandırılmasının da söz konusu olamayacağı, alt düzenlemede sadece iznin prosedürlerine yönelik, esaslı olmayan düzenlemeler yapılabileceği, dava konusu düzenlemenin, davacının iddia ettiği şekilde hastalığını ve çalışamaz durumda olduğunu doktor raporu ile belgelemiş bir aile hekimliği çalışanının rapor süresinin yıllık ücretli izin hakkından düşülmesi anlamına gelmediği, bu düzenleme, sağlık/istirahat raporunun hastalık iznine dönüştürülmesi hususuna ilişkin olup, 657 sayılı Kanun dahil tüm çalışanlar için hastalık izni düzenlemesi ile ilgili olduğu,
18\. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinde yer alan "takip sonucunda meydana gelen değişim oranları ile vaka yönetimine" ibaresi, "0,90" ibaresinin ve anılan alt bendin son cümlesi yönünden; 5258 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 7. fıkrasına göre, aile hekimliği çalışanlarının ücretlerinin tespitinde kayıtlı kişiler ile bu kişilerin risk grupları ve belirlenen standartlar çerçevesinde hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranlarının esas alınmasının kanuni bir zorunluluk olduğu, Yönetmelik hükmü incelendiğinde, kayıtlı kişilerin sayı olarak miktarı esas alınarak bir ücret kriteri oluşturulduğu, yine bu kayıtlı kişilerin risk durumları yani bebek, gebe, yaşlı olması gibi unsurların ikinci ücret kriterini oluşturduğu ve son olarak kayıtlı kişilerin hastalıklarının taranması, takibi ve kontrolünün gerçekleştirilme oranları ücret ödenmesinde üçüncü kriter olarak yer alarak bunların toplamı aile hekimliği çalışanlarının ücret modelini otuşturduğu, yani bir aile hekiminin, sunmuş olduğu sağlık hizmetinin karşılığı olarak üç kriter etkileşimi sonucunda oluşan ücret gelirini aylık olarak elde ettiği,
Aile hekimliği uygulamasının üç döneminin bulunduğu; birinci dönemde yani 2005 yılında başlayan ve 2010 yılına kadar devam eden aile hekimliği uygulamasında, yalnızca kayıtlı kişi sayısı üzerinden tek bir rakam belirlenmek suretiyle bunların toplamının, aile hekimliği çalışanının ücret unsurunu oluşturduğu, bu dönemde kişilerin sağlık hizmetine erişiminin esas alındığı ve herkesin kayıtlı olduğu bir aile hekimi olması sağlandığı, ikinci dönemde yani 2010 yılından 2021 yılına kadar olan dönemdeki uygulamada ise yeni bir ücret modeline geçildiği, kayıtlı kişi sayısı ile birlikte mezkur Kanun'da zikredilen kayıtlı kişilerin risk durumları da (gebe, bebek, yaşlı, cezaevinde olması gibi) aile hekimliği çalışanının ücret unsurunu oluşturduğu, bu dönemde ise anne ve bebek ölüm hızını azaltmaya yönelik çalışmalar ön planda olduğu için öncelikli gruplar belirlendiği ve belirlenen gruplarda başarıya ulaşılarak yıllar içerisinde anne ve bebek ölümlerinin azaltıldığı, üçüncü ve içinde bulunulan dönemde ise kayıtlı kişi sayısının, bunların risk durumlarının ve kayıtlı kişilerin hastalıklarının taranmasının, takibinin ve bu takipler neticesindeki başarı oranlarının aile hekimliği çalışanının yeni ücret unsurunu oluşturduğu, bu dönemde en çok ölüme ve engelliliğe neden olan kronik hastalıkların önlenmesinin ve kontrolünün, yaşlı bireylerin ihtiyaçlarına özel sağlık hizmetine erişmesinin hedeflendiği, dolayısıyla aile hekimliğinde her bir dönem kendine özgü ve o dönemin sağlık hizmet ihtiyaçlarına uygun olarak düzenlemeler yapıldığı, üçüncü dönemde aile hekimliğinin ücret modelinin değiştirildiği, zira kronik hastalıklarla ilgili sağlık sistemi üzerindeki hastalık yükü azaltılarak, en nihayetinde Devletin, kişilerin sağlık hakkını koruması ve iyileştirilmesine ilişkin yükümlülüğünü yerine getirilmesinin amaçlandığı,
Öte yandan, 25/01/2013 günlü, 28539 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği'nin 4/3. maddesinin 1. bendinde; "Kayıtlı kişilerin yaş, cinsiyet ve hastalık gruplarına yönelik izlem ve taramaları (kanser, kronik hastalıklar, gebe, lohusa, yenidoğan, bebek, çocuk sağlığı, adölesan (ergen), erişkin, yaşlı sağlığı ve benzeri) yapmak." hükmü mevcut olup, daha 2013 yılında kronik hastalıkların taranması ve takibinin, aile hekimine görev olarak verildiğinin görüldüğü, o tarihten bu zamana herhangi bir düzenlemeye ve orana ihtiyaç olmaksızın ve tam olarak aile hekiminin bu hastalıkları tarıyor ve izlemeni yapıyor olması gerektiği, oysaki bu düzenleme ile zaten halihazırda aile hekiminin görevinde olan ve tam olarak yapılması gereken bir görev için ayrıca ücretlendirme getirilmek suretiyle aile hekimlerinin lehine bir düzenleme yapıldığı,
Kanun ile yönetmeliğe bırakılması öngörülen ücrete ilişkin tüm hususların yönetmelikle düzenlendiği, bu çerçevede, ücrete etki eden katsayıların (0,90-1,50 arası) yönetmelikle düzenlemesinin yapıldığı, sadece işin tıbbi kılavuzlara uygun olarak yapılıp yapılmadığı hususu ile bunlara ilişkin idari prosedürlerin, Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Bakanlıkça çıkarılacak olan ve yargı denetimine de tabi olan düzenleyici işlem olan yönerge ile düzenlemesinin öngörüldüğü,
18\. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendi yönünden; söz konusu kuralın, işbu Yönetmelik'ten önceki Yönetmelik'te de aynı şekilde yer almakta olup, yeni bir düzenleme yapılmadığı, dava konusu düzenleme, aile hekimliği çalışanlarının mevcut gelirlerini garanti altına almakta olup, deprem ve sel felaketi nedeniyle kendisinin bu konulara destek olarak bu alanlarda çalışması durumunda ve aile hekimliği hizmetini yerine getirmese dahi ücretinin aynı şekilde korunacağının öngörüldüğü, aksi takdirde, ilgilinin aile hekimliği hizmetini yerine getirmediği ve başka alanlarda çalıştığı iddia edilerek aile hekimliği ödemesinin yapılmaması durumunun ortaya çıkabileceği, davacının iddiasının aksine bu hükümde herhangi bir fazla çalışmadan bahsedilmediği ve aile hekimliği çalışanlarına normal mesainin dışında fazla çalışma saati ile çalışmasına ilişkin bir zorunluluk getirilmediği, sadece aynı çalışma saatlerinde olmak kaydıyla olağanüstü durumlarda aynı yerde/başka yerde verilen hizmetlerde ücretinden herhangi bir kayıp olmayacağına düzenlemek adına yürürlüğe konulan bir hüküm olduğu, kaldı ki hem aile hekimliği mevzuatında hem de 657 sayılı Kanun'un Ek 33. maddesinde aile hekimliği çalışanlarının mesai dışı çalışma/nöbet tutması halinde ayrıca kendisine ücret ödeneceği hüküm altına alınmış olup, aile hekimliği çalışanlarının olağanüstü durumlarda fazla çalışması halinde kendilerine ilgili mevzuat çerçevesinde ödeme yapılacağı,
18\. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinde yer alan "iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri" ibaresi yönünden; aile sağlığı merkezlerinin, 5258 sayılı Kanun'da ve bu Kanun'a istinaden yayımlanan Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği'nde belirtilen birinci basamak sağlık hizmetlerini yürütmek üzere teşekkül ettiği, Bakanlık ile sözleşme yaparak hizmet veren iş yerleri olduğu, aynı Kanun'un 3. maddesinde; ''Aile hekimleri ferden veya müştereken personel çalıştırabilir ve işveren olabilir" hükmünün yer aldığı,
Esasen iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin, çalışanların sağlığını korumak için halk sağlığına ilişkin genel ilkelere ilaveten yapılması gereken ve bütün mesleklerde çalışanların bedenen, ruhen ve sosyal yönden iyilik durumlarını en üst düzeye ulaştırmayı ve bu düzeyi de sürdürmeyi amaçlayan iş ve işlemler olduğu, dava konusu hükümden de anlaşılacağı üzere aile hekiminin, bir aile hekimliği biriminde ve dolayısıyla bir aile sağlığı merkezinde gerekli olan iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili hususları yerine getirmek zorunda olup, aile hekimine, hem çalışanların hem de aile sağlığı merkezinden hizmet alan kişilerin güvenli bir ortamda hizmet almasını temine yönelik iş ve işlemler karşılığında aile sağlığı merkezi gider ödemesinin yapıldığı, ayrıca 6331 sayılı Kanun ile bu Kanun'un dayanak teşkil ettiği diğer mevzuatın temel amir hükmü gereği, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin bizzat işveren tarafından verilmesi gerektiği, bunun aksine uygulamaların yürürlükteki mevzuata da aykırılık göstereceği, kaldı ki, 6331 sayılı Kanun kapsamında yardımcı sağlık personeli ve temizlik personeli çalıştırılması konusunda aile hekimlerinin bir zorunluluğu bulunmayıp, tamamen kendi kararları doğrultusunda işveren oldukları, işvereni oldukları kişilerle sözleşme imzalama, sözleşmeyi feshetme, emir ve talimat verme, yönlendirme, denetleme hususlarının, tamamen aile hekimlerine ait olduğu, bu kapsamda aile sağlığı merkezinin her türlü giderini karşılamak üzere aile sağlığı merkezi gider ödemesi yapılmakta olup, aile hekiminden bu kapsamda bizzat ayrı bir harcama yapmasının beklenmediği,
18\. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "Tetkik ve sarf malzemeleri giderleri karşılığı aile hekimi için yapılacak toplam ödeme tutarının, tavan ücretin %100'ünü geçmesi halinde, aile hekiminin laboratuvar tetkikleri incelemeye tabi tutulur." cümlesi yönünden; dava konusu kuralın, önceki Yönetmelik'te de var olduğu, bu kapsamda herhangi bir yeni düzenleme getirilmediği, söz konusu düzenleme ile hekimlere herhangi bir tetkik isteme sınırı getirilmediği, bu düzenlemeye yönelik açılan davalar mevcut ise de konuya ilişkin ret kararları verildiği,
Dava konusu hüküm ile normal olmayan durumun tespitine yönelik bir inceleme söz konusu olduğu, bunun sonucunda gerçekten bu tetkik ve tahlillerin ihtiyaç neticesinde istendiğinin ortaya çıkabileceği veya değişik sebeplerle hekimin eksik tıbbi bilgiye sahip olduğunun veya deontolojik olmayan bir tutum içinde olduğunun anlaşılabileceği, inceleme ve tespitin yine konunun uzmanları ilgili hekimler tarafından yapıldığı, bu durum tespit edildikten sonra idarece gerekli tedbirler alınabileceği, hekimin tıbbi yetersizliği söz konusu ise gerekli eğitimlerin verileceği, deontolojik olmayan sebepler var ise gerekli uyarı ve ihtarların yapılacağı veya yersiz ödemelerin geri alınabileceği, nitekim uygulamada afaki sayıda tetkik istenildiği durumlarla karşı karşıya kalındığı, anılan hükmün, sahadaki durumun tespiti ve ihtiyaçlara yönelik planlama yapılabilmesinin temini için gerekli olduğu,
Yönetmelik'in yürürlüğe girdiği 2010 yılından itibaren yürürlükte olan söz konusu hükmün uygulanması aşamasında da herhangi bir olumsuz geri dönüş bulunmadığı, aksine kamu yararı ve hizmet gerekleri bakımından zaruri bir ibare olduğundan söz konusu hükmün korunduğu,
Aile hekimine yapılacak ödemeler konusunda sınırsız bir ödeme imkanının olamayacağı, Devlet bütçesinden yapılacak ödemelerin üst sınırının belirlenmesinin sadece bu Yönetmelik'te değil, bu türden konuları düzenleyen diğer mevzuatta da yapıldığı gerçeği karşısında dava konusu düzenlemenin hukuka aykırılık teşkil etmediği,
19\. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için" ibaresi yönünden; maddede, geçici aile hekimlerine yapılacak ödemelere ilişkin bir düzenleme yapıldığının açık olduğu, bu düzenlemenin davacının iddia ettiği gibi aile hekimlerinin izin haklarına yönelik olmadığı; zira, izin konusunun Yönetmelik'in 13. maddesinde düzenlenmiş olduğu ve bu hususların ilgili maddeyle birlikte tartışılıp değerlendirilmesi gerektiği, bu düzenlemeye göre aile hekiminin görev başında bulunmadığı süre içinde, hizmetin görülmesini sağlaması hâlinde tam ücretini alacağı, eğer böyle birinin yerine bakmasını sağlayamazsa kendisine yapılacak ödemenin %50’sini alacağı, bu düzenlemedeki amacın, görevlendirme söz konusu olur ise görevlendirilen hekimin sağlık hizmeti vermekle yükümlü olduğu nüfusa gereken ehemmiyeti göstermesini sağlamak olduğu, aynı zamanda kişi başı ücret öngörüldüğünden, bu işi fiilen yapanın da ücret almasının en tâbii hakkı olduğu, bununla birlikte, görevlendirilen hekime verdiği hizmetin kısmen karşılığını vererek hizmet kalitesinin artırılması ve hekimin bu durumu geçici görev olarak görmesini engellemeye çalışarak görev isteğini, şevkini yükseltmenin hedeflendiği,
19\. maddesinin 2. fıkrasının (a), (b) ve (ç) bentleri yönünden; 2005 yılında ve 2010 yılında yayımlanan Yönetmeliklerde aynı hüküm mevcut olup, 2021 yılı Yönetmeliği'nde de bu hükmün aynen korunduğu, bu hüküm ile ilgili olarak açılan davalarda Danıştay ilgili daireleri tarafından davanın reddine karar verildiği,
Mezkur maddenin başlığı ve muhtevası değerlendirildiğinde, geçici aile hekimlerine yapılacak ödemelere ilişkin bir düzenleme yapıldığı açık olup, bu düzenlemenin, davacının iddia ettiği gibi aile hekimlerinin izin haklarına yönelik olmadığı, zira, izin konusu Yönetmelik'in 13. maddesinde düzenlenmiş olup, bu hususların ilgili maddeyle birlikte tartışılıp değerlendirilmesinin gerekli olduğu,
20\. maddesi yönünden; ücretin/hak edişin; kayıtlı kişi sayısı ödemesi, gezici sağlık hizmeti ödemesi gibi belirlenen artı (+) miktarlar ile koruyucu sağlık hizmetlerinin eksik yapılması nedeniyle eksi (-) miktarların toplamı neticesinde oluştuğu, dolayısıyla koruyucu sağlık hizmetinin eksik yapılması nedeniyle ücrete etki eden eksi miktarın, ücretin oluşmasını sağlayan unsurlardan biri olduğu, koruyucu sağlık hizmetleri, aile hekimliği mevzuatının her bölümünde aile hekimine verilen en temel görev olup, bu görevin yerine getirilmemesinin kabul edilecek bir durum olmadığı, dolayısıyla maaş ödeme unsuru olarak bir işin esas alınması ile görevin yerine getirilmemesi sebebiyle ihtar puanı uygulamasının birbirinden farklı ve bağımsız bir uygulama olup, bir eyleme iki ceza/yaptırım uygulandığı iddiasının kabulünün mümkün olmadığı,
Yönetmelik hükmünden de anlaşılacağı üzere birinci basamak koruyucu sağlık hizmetlerinin temelini oluşturan aşılama, gebe takip ve bebek-çocuk takiplerinin tam yapılması gerektiği, tam yapılmadığı durumlarda ise maaşı oluşturan unsurun nasıl şekillendirileceğinin madde hükmünde yer aldığı ve bu hususta oranlar verildiği, Yönetmelik ile işin esasına yönelik tüm unsurların düzenlendiği (hangi hizmetlerin dahil edileceği, hangi oranda etkileneceği, takip ve izlemlerin yapılamaması halinde hangi durumların mazeret olarak kabul edileceği) ve mezkur hüküm ile belirlendiği, bu yönüyle Yönetmelik hükmü açık ve net kurallar içermekte olup, düzenlemeye ilişkin ana unsurların Bakanlığa bırakılmasının söz konusu olmadığı,
Bununla birlikte her somut olayın kendi içerisinde izaha muhtaç, değerlendirilmesi gereken, kişisel kusurun bulunup bulunmadığı gibi olaya özgü unsurların değerlendirilmesine ihtiyaç olabileceğinden, hakkaniyete uygun karar verebilmek adına her ilde belirtilen görevleri yapmak üzere aile hekimliği çalışanlarının performans ödemelerine ilişkin itirazlarını değerlendirmek için komisyon kurulduğu ve bu komisyonun çalışma usul ve esaslarının Bakanlık tarafından belirlendiği, her somut olay kendi içerisinde özellik arz ettiğinden, örneğin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedavi görmesi nedeniyle yenidoğan aşılamasının ertelenmesinin gerekebildiği, bu halde komisyon tarafından durum değerlendirilerek aile hekiminden performans kesintisi yapılmadığı, bu ve bunun gibi pek çok tıbbi ve sosyal nedenden kaynaklanan mazeretlerin tek tek yönetmeliğe yazılmasının, mevzuat hazırlama tekniğine uygun olmadığı,
Aşılama hizmeti, gebe takibi ve bebek-çocuk takibinde nihai amaç bu hizmetlerin eksiksiz ve tam olarak verilmesi olduğundan, kamu, özel fark etmeksizin herhangi bir sağlık kuruluşunda bu hizmetlerin yerine getirilmesi durumunda aile hekiminin, kullanmış olduğu bilgi sistemleri aracılığıyla kendisine kayıtlı kişinin bu durumunu görebildiği ve bu hizmet sunulmuş olarak Bakanlık bilgi sistemlerinde yer aldığı, diğer sağlık kuruluşlarında yapılan bu hizmetlerin, aile hekimliğinde yapılmamış olması nedeniyle performans kesintisine tabi tutulmadığı, aksine aile hekiminin görevini tam olarak yaptığının kabul edildiği, yine aile hekiminin vatandaşa ulaşmasına rağmen vatandaşın hizmeti almaya gelememesi durumunda bu durumu aile hekiminin belgelendirmesi halinde de aile hekiminin herhangi bir performans kesintisine uğramadığı, dolayısıyla davacının söz konusu hüküm ile ilgili iddialarının hukuki dayanağının bulunmadığı,
Diğer hükümler gibi mezkur hükmün de Danıştay ilgili dairelerinin incelemesinden geçtiği ve herhangi bir hukuka aykırılığın tespit edilmediği,
Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli" yönünden; İhtar Puanı Cetvelinde yer alan düzenlemelerin kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olduğu savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ: ...
DÜŞÜNCESİ : Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 3. fıkrasının, 7. maddesinin 1. ve 2. fıkralarının, 10. maddesinin 1. fıkrasının (e) (h) ve (ı) bentlerinin, 1. fıkrasında yer alan yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresinin, 3. fıkrasının ve 5. fıkrasının, 11. maddesinin 2. fıkrasının ve 5. fıkrasında yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresinin, Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli"nin iptali istemine ilişkin olarak karar verilmesine yer olmadığına; 13. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "İzinlere ilişkin diğer hususlar Bakanlıkça belirlenir." cümlesinin, 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinde yer alan "takip sonucunda meydana gelen değişim oranları ile vaka yönetimine" ibaresinin, "0,90" ibaresinin, anılan alt bendin son cümlesinin ve 10. alt bendinin, 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinde yer alan "iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri" ibaresinin, 18. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "Tetkik ve sarf malzemeleri giderleri karşılığı aile hekimi için yapılacak toplam ödeme tutarının, tavan ücretin %100'ünü geçmesi halinde, aile hekiminin laboratuvar tetkikleri incelemeye tabi tutulur." cümlesinin, 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için" ibaresinin, 19. maddesinin 2. fıkrasının (a), (b) ve (ç) bentlerinin, 20. maddesinin iptali istemi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI: ...
DÜŞÜNCESİ : Dava; 30/06/2021 günlü, 31527 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 3. fıkrasının; 7. maddesinin 1. ve 2. fıkralarının; 10. maddesinin 1. fıkrasının (e) (h) ve (ı) bentlerinin, 10. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresinin; eksik düzenleme nedeniyle 10. maddesinin 3. fıkrasının, 10. maddesinin 5. fıkrasının; eksik düzenleme nedeniyle 11. maddesinin 2. fıkrasının; 11. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresinin; 13. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "İzinlere ilişkin diğer hususlar Bakanlıkça belirlenir." ibaresinin; 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinde yer alan "takip sonucunda meydana gelen değişim oranları ile vaka yönetimine" ibaresinin, "0,90" ibaresinin ve anılan alt bendin son cümlesinin; 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendinin; 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinde yer alan "iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri" ibaresinin; 18. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "Tetkik ve sarf malzemeleri giderleri karşılığı aile hekimi için yapılacak toplam ödeme tutarının, tavan ücretin %100'ünü geçmesi halinde, aile hekiminin laboratuvar tetkikleri incelemeye tabi tutulur." cümlesinin; 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için" ibaresinin, 19. maddesinin 2. fıkrasının, (a), (b) ve (ç) bentlerinin; 20. maddesinin; Yönetmelik'e ekli Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli"nin tüm satırlarının iptali istemiyle açılmıştır.
5258 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "sözleşmenin feshini gerektiren nedenler" ibaresinin Anayasa'nın 7, 38 ve 128. maddelerine aykırılık teşkil ettiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulması üzerine; Anayasa Mahkemesince verilen 21/06/2022 günlü, E:2022/43, K:2022/81 sayılı kararla; Anayasa’nın 70. maddesinin birinci fıkrasında “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.” denilmek suretiyle kamu hizmetlerine girme hakkının güvence altına alındığı, anılan hakkın sadece kamu hizmetlerine girmeyi değil kamu hizmetlerinde bulunmayı/kalmayı da güvence altına aldığı, bu itibarla Türk vatandaşı olan sağlık çalışanının sözleşmesinin feshedilmesi suretiyle kamu hizmetinden çıkarılması sonucunu doğuran kuralın, kamu hizmetlerine girme hakkına yönelik bir sınırlama getirdiği, Anayasa’nın 49. maddesinin birinci fıkrasında “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.” denilmek suretiyle herkesin çalışma hakkına sahip olduğunun hüküm altına alındığı, 5258 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca Türk vatandaşı olmayan kişilerin de anılan Kanun kapsamında sağlık çalışanı olarak görevlendirilebilmesinin mümkün olduğu gözetildiğinde, sözleşmenin feshini gerektiren nedenlerin yönetmelikle düzenlenmesini öngören kuralın Türk vatandaşı olmayan sağlık çalışanlarının da çalışma hakkını sınırladığı, Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma rejimini düzenleyen 13. maddesi ile yabancıların durumunun düzenlendiği 16. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanacağının hüküm altına alındığı, buna göre temel hak ve özgürlükleri sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olmasının yeterli olmadığı, yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerektiği, esasen temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olmasının Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereği olduğu; hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerektiği, kanunda bulunması gereken bu niteliklerin hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunlu olduğu, bu ilkenin hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığı; kanuniliğin, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanması gerektiği, itiraz konusu kuralın, aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının sözleşmelerinin feshini gerektiren nedenlerin Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceğini hüküm altına aldığı, kuralın, yaptırım konusu eylemleri belirlememek suretiyle ilgililerin hangi somut fiil ve olguya dayanılarak sözleşmelerinin feshedileceğini belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanımadığı, sağlık çalışanlarının kamu hizmetlerine girme ve çalışma haklarını sınırlayan sözleşmenin feshini gerektiren nedenlere ilişkin genel ilkeler ortaya konulup kanuni çerçevenin çizilmediği; konunun bütün ayrıntılarıyla düzenlenmesinin yönetmeliğe bırakılması suretiyle yürütmeye sınırsız, belirsiz, geniş bir düzenleme yetkisinin tanındığı; bu itibarla kamu hizmetlerine girme ve çalışma hakkına sınırlama getiren kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olmadığı ve kanunilik şartını taşımadığı; Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denildiği, yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin devredilememesinin, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereği olduğu, yasama yetkisinin devredilemezliğinin, kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına geldiği, Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklananın, kanun yapma yetkisinin devredilmesi olduğu, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olmasının gerektiği, Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmenin türevsel nitelikteki işlemlerine bırakmasının, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamayacağı, kuralda Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü ve temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin olan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının sözleşmelerinin feshini gerektiren nedenlere ilişkin olarak genel ilkeler ortaya konulmadan, kanuni çerçeve çizilmeden, sözleşmenin feshini gerektiren durumlar genel hatlarıyla da olsa belirlenmeden, ilgili hususların tamamının düzenlenmesinin yönetmeliğe bırakılması suretiyle yürütmeye sınırsız, belirsiz, geniş bir düzenleme yetkisi tanındığı, bu itibarla kuralın, yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesiyle de bağdaşmadığı; kuralın, Anayasa’nın 7, 13, 49 ve 70. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline, kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Aile hekimliği hizmetlerinin yürütülmesini teminen görevlendirilecek veya çalıştırılacak sağlık personelinin statüsü ve mali hakları ile hizmetin esaslarını düzenleyen 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun "Personelin statüsü ve malî haklar" başlıklı 3. maddesinde; "Sağlık Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanı olarak çalıştırılacak sağlık personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakatı üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği uygulamaları için görevlendirmeye veya aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlarla sözleşme yapmaya yetkilidir.
Aile sağlığı çalışanları, aile hekimi tarafından belirlenen ve Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen, kurumlarınca da muvafakatı verilen Bakanlık veya diğer kamu kurum ve kuruluşları personeli arasından seçilir ve bunlar sözleşmeli olarak çalıştırılır. Bu suretle eleman temin edilememesi halinde, Sağlık Bakanlığı, personelini bu hizmetler için görevlendirebilir. İhtiyaç duyulması halinde, Türkiye'de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanları; Sağlık Bakanlığının önerisi, Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları altmış beş yaşına kadar çalıştırılabilir.
Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanları kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar ve bunların kadroları ile ilişkileri devam eder. Bu personelin, sözleşmeli statüde geçen süreleri kazanılmış hak derece ve kademelerinde veya kıdemlerinde değerlendirilerek her yıl işlem yapılır ve bunlar talepleri halinde eski görevlerine atanırlar. Sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta iken aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı statüsüne geçenlerden önceki sözleşmeli personel statüsüne dönmek isteyenler, eski kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle atanırlar ve bu madde kapsamındaki çalışmaları hizmet sürelerinde dikkate alınır.
Kadroya bağlı olarak veya sözleşmeli personel pozisyonlarında görev yapan personelden Sağlık Bakanlığınca aile hekimi veya aile sağlığı çalışanı olarak görevlendirilenlere, 209 sayılı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kuruluşları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun uyarınca ek ödeme yapılmaz. Bunlara, aylıklarına ve ücretlerine ilaveten, çalıştıkları günler dikkate alınarak aşağıdaki fıkrada belirlenen miktarların yarısını aşmamak üzere tespit edilecek tutarda ödeme yapılır.
Sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için (6) katını, aile sağlığı çalışanı için (1,5) katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan ay sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içerisinde ödenir. Aile hekimlerine ve aile sağlığı çalışanlarına ihtiyaç hâlinde, 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesinde belirtilen yerlerde haftalık çalışma süresi ve mesai saatleri dışında nöbet görevi verilir. Bunlara entegre sağlık hizmeti sunulan merkezlerde artırımlı ücretten yararlananlar hariç olmak üzere, 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesi çerçevesinde nöbet ücreti ödenir.
Sözleşmeli olarak çalışmaya başlayanların, daha önce bağlı oldukları sosyal güvenlik kuruluşlarıyla ilişkileri aynı şekilde devam ettirilir. Ancak, her türlü prim, kesenek ve kurum karşılıkları bu fıkrada belirtilen ücretlerden kesilerek ilgili sosyal güvenlik kuruluşuna aktarılır. Bunlar önceki durumları çerçevesinde tedavi yardımlarından yararlanmaya devam ederler.
Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının durumları ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup olmadıkları da dikkate alınmak suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde; çalıştığı bölgenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, aile sağlığı merkezi giderleri, kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri ile aile hekimi tarafından karşılanmayan gider unsurları, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterler esas alınır. Sağlık Bakanlığınca belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulaması halinde bu ödeme tutarından brüt ücretin % 20'sine kadar indirim yapılır. Sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi ücreti, aile sağlığı merkezi giderleri ve gezici sağlık hizmetleri ödemelerinden Damga Vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. Aile hekimlerince talep edilen tetkik ve sarf malzemelerinin giderleri halk sağlığı müdürlükleri tarafından hak sahiplerine ayrıca ödenir.
Aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumların; her bir araştırma görevlisi/asistan başına azamî kayıtlı kişi sayısı 4000 kişiyi aşmamak ve her kayıtlı kişi başına (görev yapacak araştırma görevlisi/asistan sayısı da esas alınmak suretiyle) aylık beş Türk Lirasından fazla olmamak üzere belirlenecek tutar, çalışılan aya ait sonuçların ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içinde ilgili döner sermaye mevzuatı hükümlerine tabi tutulmaksızın döner sermaye işletmelerinde bu amaçla açılacak olan hesaba yatırılır. Bu tutarı üç katına kadar artırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Kayıtlı kişi başına belirlenen tutar, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin artışı oranında artırılabilir. Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulanması hâlinde ödeme tutarının % 20’sine kadar indirim yapılır.
Bu şekilde kurumlarca oluşturulacak aile sağlığı merkezlerinin bu Kanun kapsamında oluşacak tüm giderleri sekizinci fıkrada belirtilen hesaplardan ödenir. Kurumlarınca aile hekimliği hizmetlerinde çalıştırılan öğretim üyesi, eğitim görevlisi, araştırma görevlisi ve asistanlara; kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterlere göre yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. İlgililere yapılacak toplam ödeme, kadrolarına bağlı olarak yapılan ödemeler de dâhil olmak üzere beşinci fıkrada yer alan sınırları aşamaz. Sekizinci fıkra kapsamında oluşturulan aile sağlığı merkezlerinde görev yapan aile sağlığı çalışanlarına 209 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ve 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 58 inci maddesi hükümleri çerçevesinde belirlenen azamî ek ödeme tutarını geçmemek üzere yukarıda belirtilen kriterler çerçevesinde yapılacak ödeme, anılan fıkra uyarınca açılmış bulunan hesaplardan ödenir. Bu fıkra kapsamında yapılacak ödemenin net tutarı, 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi uyarınca kadro ve görev unvanı veya pozisyon unvanı itibarıyla belirlenmiş olan ek ödemenin net tutarından az olamaz. Bu ödemeden yararlanan personele, ayrıca 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi, 209 sayılı Kanunun 5 inci ve ek 3 üncü maddeleri ile 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesi ((e) fıkrasının ikinci paragrafı hariç) uyarınca herhangi bir şekilde ek ödeme yapılmaz.
Aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren vakıf üniversiteleri ile Sağlık Bakanlığı arasında bu maddenin birinci fıkrası kapsamında kurumsal sözleşme yapılabilir ve sekizinci fıkradaki usul ve esaslara göre üniversite hesabına ödeme yapılır.
Aile hekimleri ferden veya müştereken personel çalıştırabilir ve işveren olabilir.
Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının yıllık izinleri, yıl içinde çalışılan süre ile orantılı olmak ve ait olduğu sözleşme döneminde kullanılmak üzere otuz gündür. Ayrıca beş gün kongre ve seminer izni ile yıllık izin bitiminden sonra mazeretleri nedeniyle beş gün idari izin verilebilir. Evlenme, ölüm, doğum ve emzirme hâllerinde, 657 sayılı Kanunun 4/B maddesi kapsamındaki sözleşmeli personele ilişkin izin süreleri uygulanır. Hastalık durumunda, bir malî yılda en çok on günlük dönemler halinde toplam kırk güne kadar hekimin uygun görmesiyle hastalık izni verilebilir. Bir defada on günü aşan hastalık izni ancak sağlık kurulu raporu ile verilebilir. Sözleşmeli aile hekimi iken aile hekimliği uzmanlık eğitimi almakta olanlar, bu eğitimleri kapsamındaki hastane rotasyonu süresince izinli sayılır." hükmü; "Yönetmelikler" başlıklı 8. maddesinde de: "Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının çalışma usul ve esasları; çalışılan yer, kurum ve statülerine göre öncelik sıralaması; aile hekimliği uygulamasına geçişe ve nakillere ilişkin puanlama sistemi ve sayıları; aile sağlığı merkezi olarak kullanılacak yerlerde aranacak fizikî ve teknik şartlar; meslek ilkeleri; iş tanımları; performans ve hizmet kalite standartları; hasta sevk evrakı, reçete, rapor ve diğer kullanılacak belgelerin şekli ve içeriği, kayıtların tutulması ile çalışma ve denetime ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarıyla yapılacak sözleşmede yer alacak hususlar ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler, Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." hükmü yer almaktadır.
Yönetmelik'in 6. maddesinin 3. fıkrasının; 7. maddesinin 1. fıkrasının ikinci ve devamı cümleleri ile 2. fıkrasının; 10. maddesinin 1. fıkrasının (e) (h) ve (ı) bentlerinin, 10. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresinin; 10. maddesinin 5. fıkrasının; 11. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresinin ve Yönetmelik'e ekli Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli"nin tüm satırları yönünden:
Yönetmeliğin "Sözleşmelerin içeriği, süresi ve dönemi" başlıklı 6. maddesi; "Aile hekimi olarak çalıştırılacaklar ile yapılacak sözleşmeler, bu Yönetmeliğin ekinde yer alan (EK-1 AİLE HEKİMİ SÖZLEŞME ÖRNEĞİ)’ne uygun şekil ve içerikte düzenlenir.
(2) Aile sağlığı çalışanı olarak çalıştırılacaklar ile yapılacak sözleşmeler, bu Yönetmeliğin ekinde yer alan (EK-2 AİLE SAĞLIĞI ÇALIŞANI SÖZLEŞME ÖRNEĞİ)’ne uygun şekil ve içerikte düzenlenir.
(3) Sözleşmeleri, Bakanlık adına imzalamaya ve sona erdirmeye il sağlık müdürü yetkilidir.
(4) Sözleşmenin süresi ve dönemi iki mali yıldır.
(5) Sözleşme dönemi bitmeden başka bir aile hekimliği birimine yerleşen aile hekimi ile yeni sözleşme imzalanmaz. Yeni birimdeki görev, mevcut sözleşme doğrultusunda yürütülür.
(6) Sözleşme düzenlenmesinin gerektirdiği her türlü giderler Bakanlıkça karşılanır." hükmünü içermektedir.
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 3. maddesinde illerin idaresinin yetki genişliği esasına dayandığı; 4. maddesinde il genel idaresinin başının vali olduğu, bakanlıkların kuruluş mevzuatına göre illerde lüzumu kadar teşkilat bulunacağı, bu teşkilatın her birinin başında bulunanların il idare şube başkanları olduğu; 9. maddesinde, valinin ilde cumhurbaşkanının temsilcisi ve idari yürütme vasıtası olduğu, valilerin bu sıfatla ilin genel idaresinden Cumhurbaşkanına karşı sorumlu oldukları, Bakanlıklar ve tüzel kişiliği haiz genel müdürlüklerin, il genel idare teşkilatına ait bütün işleri doğrudan doğruya valiliklere yazacakları, valiliklerin de illere ait işler için ilgili bakanlık veya tüzel kişiliği haiz genel müdürlüklerle doğrudan doğruya muharebede bulunacakları, ancak valilerin hesabata ve teknik hususlara ait işlerde idare şube başkanlarına vali adına imza yetkisi verebilecekleri düzenlenmiştir.
Her idari merciin idare adına irade açıklama yetkisi olmayıp, İdare adına irade açıklayabilecek olan idari mercilerin sayısı belirli ve sınırlıdır. Buna göre merkezi idarede idare adına irade açıklamaya yetkili makamlar; Cumhurbaşkanı ve bakanlar, taşra teşkilatında ise yetki genişliği ilkesi nedeniyle valilerdir. Kaymakamların idare adına irade açıklayarak idari kararlar alabilmeleri ancak kanunlarda açıkça öngörülmesi halinde mümkündür.
Yukarıda ilgili hükümlerine yer verilen İl İdaresi Kanunu’na göre vali, Devlet tüzel kişiliğinin ildeki temsilcisidir. Aynı zamanda bakanlıkların ildeki temsilcisi olan vali, Devlet adına her türlü işlemi yapmaya yetkilidir. 5442 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’na göre ildeki Devlet memurlarından bir kısmını doğrudan atamak, bir kısmının atanması konusunda görüşünü bildirmek ve bir kısmının da görev yerlerini belirlemek ve değiştirmek valinin görev ve yetkileri arasındadır. Kanun’a göre il idaresinin ikinci bölümünü il idare şube başkanları oluşturur. Valinin emri altında olan il idare şube başkanları, kendi görev alanlarına giren işlerin yürütülmesinden valiye karşı sorumludurlar. Anılanların, doğrudan doğruya işlem yapma yetkileri yoktur. Bunlar, kendi görev alanına giren konularda işlem ve kararları hazırlar, valiye önerir ve ancak valinin onayını aldıktan sonra uygulamaya koyabilirler. İl idare şube başkanları ilgili bakanlıklarla olan yazışmalarını vali aracılığıyla yaparlar. İl sağlık müdürü, Sağlık Bakanlığının ildeki teşkilatının başında yer almakta olup, il idare şube başkanı olarak görev yapmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında; illerde merkezi idare adına irade açıklamaya tek yetkili vali olduğundan, dava konusu düzenleyici işlem ile Bakanlık adına sözleşme imzalama ve feshetme yetkisinin il sağlık müdürüne verilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Yönetmelik'in 7. maddesinin 1. fıkrasının ikinci ve devamı cümleleri ile aynı maddenin 2.fıkrasının iptali istemi yönünden;
Yönetmeliğin "Sözleşmelerin yenilenmesi" başlıklı 7. maddesi; "(1)Sözleşme süresi sonunda, aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı olarak görevine devam etmek isteyenlerin sözleşmesi yenilenir. Ancak bir sözleşme döneminde bu Yönetmeliğin eki (EK-3 AİLE HEKİMLİĞİ UYGULAMASINDA UYGULANACAK İHTAR PUANI CETVELİ)’nde yer alan fiillerden 5 ve daha fazla kez ihtar puanı verilmesi veya toplamda 150 ve üzerinde ihtar puanına ulaşılması halinde müdürlükçe komisyon oluşturularak değerlendirme yapılır. Değerlendirme neticesinde komisyon tarafından; yeniden sözleşme imzalanmasına veya sözleşmenin yenilenmemesine karar verilir. Aile sağlığı çalışanları için verilecek kararlarda aile hekiminin görüşü de alınır. Komisyonun teşekkülü ile çalışma usul ve esasları Bakanlıkça belirlenir.
(2) Bakanlık müfettişlerince yapılacak inceleme ve soruşturma neticesine göre sözleşmenin yenilenmemesi kararı verilebilir.
(3) Birinci ve ikinci fıkralara göre sözleşmesi yenilenmeyenler, bir yıl süreyle aile hekimi veya aile sağlığı çalışanı olmak üzere başvuruda bulunamaz.
(4) 25/6/2019 tarihli ve 7179 sayılı Askeralma Kanununa istinaden bedelli askerlik yapmak üzere pozisyonlarının korunması talebinde bulunarak sözleşmesi feshedilenler, sözleşme fesih tarihinden itibaren en geç otuz gün içerisinde başvurmaları halinde ayrılmadan önce çalıştığı aile hekimliği biriminde sözleşme imzalayarak göreve başlayabilir." hükmünü, haizdir.
7\. maddenin ilk fıkrasının ikinci ve devamı cümlelerinde Yönetmeliğin ekinde yer alan ihtar puanı cetveline göre beş veya daha fazla ihtar puanı alınması yahut ihtar puanının yüz elli puanı bulması durumunda ilgili aile hekimi/aile sağlığı çalışanı hakkında yeniden sözleşme imzalayıp imzalamama konusunda karar vermek üzere bir komisyon kurulacağı hükme bağlanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin yukarıda gerekçesine yer verilen 21/06/2022 günlü, E:2022/43, K:2022/81 sayılı iptal kararı doğrultusunda, aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının sözleşmelerinin feshine neden olan ihtar puanı uygulamasına ilişkin hükümlerin kanunla düzenlenmesi gerektiği açık olduğundan; ilgiliye verilen ihtar puanlarının beş ve daha üzeri olması veya ihtar puanlarının yüz elli puanı bulması halinde sözleşmesinin yenilenip yenilenmeyeceğine karar verme hususunda Komisyon kurulmasına dair düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir.
7\. maddenin 2. fıkrasına gelince; anılan hükümde, Bakanlık müfettişlerince yapılacak inceleme ve soruşturma neticesine göre sözleşmenin yenilenmemesi kararı verilebileceği hükme bağlanmıştır.
Mahkeme kararları sadece hüküm fıkrasıyla değil gerekçesiyle bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararında; Anayasa'nın 70. maddesinin 1. fıkrasında yer alan her Türk'ün kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğuna dair düzenlemenin sadece kamu hizmetlerine girmeyi değil, kamu hizmetlerinde kalmayı da güvence altına aldığı, itiraza konu kuralın sağlık çalışanının kamu hizmetinden çıkarılması sonucunu doğurduğu ve kamu hizmetlerine girme hakkına yönelik bir sınırlama getirdiği; kuralın, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü ve temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin olan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının sözleşmelerinin feshini gerektiren nedenlere ilişkin olarak genel ilkeler ortaya konulmadan, kanuni çerçeve çizilmeden, sözleşmenin feshini gerektiren durumlar genel hatlarıyla da olsa belirlenmeden, ilgili hususların tamamının düzenlenmesinin yönetmeliğe bırakılması suretiyle yürütmeye sınırsız, belirsiz, geniş bir düzenleme yetkisi tanıdığı, bu itibarla kuralın, yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesiyle de bağdaşmadığı belirtilmiştir. Her ne kadar Anayasa Mahkemesince "sözleşmenin feshini gerektiren nedenler" ibaresinin iptaline karar verilmiş ise de; Mahkeme kararının gerekçesinden Anayasa'nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü ve temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin olan aile hekimleri ile aile sağlığı çalışanlarının kamu hizmetinden çıkması sonucunu doğuran nedenlerin tamamının kanunla düzenlenmesi gerekiği sonucuna varılmaktadır. Bu itibarla; aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının sözleşmelerinin Bakanlık müfettişlerince yapılacak inceleme ve soruşturma neticesine göre yenilenmeyebileceğine ilişkin düzenlemede hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Yönetmelik'in 10. maddesinin iptali istemi yönünden;
Yönetmeliğin "Sözleşmenin feshi" başlıklı 10. maddesi; "(1) Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanının; a) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerinde yer alan şartlar ile bu Yönetmelikte belirtilen şartları taşınmadığının veya bu şartların sonradan kaybedilmiş olduğunun tespit edilmesi, b) 15 inci maddede belirtilen faaliyetlerde bulunulduğunun tespit edilmesi, c) Kurumundan aylıksız veya ücretsiz izinli sayılanlardan, haklarında yüksek disiplin kurullarınca verilen devlet memurluğundan çıkarma cezasına veya sözleşmesinin sona erdirilmesine dair kararın ilgili müdürlüğe bildirilmesi, ç) Çalışanın kadrosu veya pozisyonundan istifa etmesi, d) Mücbir sebepler hariç, özürsüz ve kesintisiz olarak on gün görev başında bulunmadığının tespit edilmesi, e) Sağlık sebebiyle yüz seksen günü aşan süreyle görevini ifa edememesi, f) Eczane veya medikal firmaları, beşeri ilaç firmaları veya özel sağlık kuruluşları gibi mesleği ile ilgili alanlarda faaliyet gösteren gerçek kişiler veya özel hukuk tüzel kişilerinin temsilcileri ile etik dışı haksız çıkar ilişkisinde bulunulduğunun tespit edilmesi, g) Menfaat karşılığında gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlendiğinin tespit edilmesi, ğ) 657 sayılı Kanunun 125 inci maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinde yer alan fiil ve hallerin işlendiğinin tespit edilmesi, h) Gözaltına alınma, tutuklanma, hükümlülük veya 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında uzaklaştırma kararı verilmesi nedeniyle görevi başında bulunamama süresinin sekiz haftayı aşması, ı) Görevi başında bulunduğu halde entegre sağlık hizmetlerinde mazeretli olup olmadığına bakılmaksızın beş nöbet görevini yerine getirmediğinin/getiremediğinin tespit edilmesi, hallerinde bu durum, aile hekimi veya aile sağlığı çalışanına tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren savunma yapmak üzere yedi gün süre verilir. Yapılan savunmalar uygun görülmediği takdirde veya süresi içinde savunma yapılmaması durumunda, aile hekimi ve aile sağlığı çalışanının sözleşmesi, il sağlık müdürü tarafından başkaca herhangi bir ihbar veya ikaza gerek duyulmadan sona erdirilir.
(2) Birinci fıkranın; a) (a), (c), (f), (g) ve (ğ) bentlerine göre sözleşmesi sona erdirilenler, beş yıl süreyle, b) (b), (ç) (d) ve (ı) bentlerine göre sözleşmesi sona erdirilenler, bir yıl süreyle, c) (e) bendine göre sözleşmesi sona erdirilenler, sağlık durumunun görevin sürekli ifasına engel olmadığına dair sağlık kurulu raporu ibraz edilinceye kadar, sözleşmeli aile hekimi veya aile sağlığı çalışanı olmak üzere başvuruda bulunamaz. (3) Birinci fıkranın (f), (g) ve (ğ) bentlerine münhasır olmak üzere, aile hekimliği hizmetlerinin gerektirdiği hallerde, görevi başında kalmasında sakınca görülen aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları, Sağlık Bakanı, İl Sağlık Müdürü, Bakanlık Müfettişi tarafından, sözleşmeleri askıya alınmak suretiyle iki aya kadar görevden uzaklaştırılabilir. İhtiyaç halinde ve gerekmesi durumunda bu süre bir defaya mahsus olmak üzere iki ay daha uzatılabilir. Bu süre içinde tamamlanacak idari soruşturma neticesinde ilgililerin anılan bentlerde yer alan fiilleri işledikleri sabit görülür ise sözleşmeleri sona erdirilir, aksi halde ilgililer görevlerine iade edilir. (4) 7179 sayılı Kanuna istinaden bedelli askerlik yapmak üzere ayrılmak isteyen sözleşmeli aile hekimi veya aile sağlığı çalışanının sözleşmesi feshedilir. Pozisyonlarının korunması talebinde bulunarak sözleşmesi feshedilenler hakkında 7 nci maddenin dördüncü fıkrası hükümleri uygulanır. (5) Aile hekimine kayıtlı kişi sayısının aralıksız üç ay süreyle bin kişinin altına düşmesi halinde bu durum, aile hekimi ve/veya aile sağlığı çalışanına tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren savunma yapmak üzere yedi gün süre verilir. Yapılan savunmalar uygun görülmediği takdirde veya süresi içinde savunma yapılmaması durumunda, aile hekimi ve aile sağlığı çalışanının sözleşmesi, il sağlık müdürü tarafından başkaca herhangi bir ihbar veya ikaza gerek duyulmadan sona erdirilir. Ancak; a) Bakanlıkça bölgede çalışan aile hekimi sayısında değişiklik yapılması nedeniyle ihtiyaç duyulması halinde sözleşme yapılan aile hekimi hakkında, b) Aile hekimine kayıtlı kişi sayısının aralıksız üç ay süreyle bin kişinin altında seyretmesi nedeniyle sözleşmesi sona erdirilen aile hekimi yerine sözleşme yapılan aile hekimi hakkında, birinci cümle hükmü sözleşme tarihini takip eden birinci yılın sonundan itibaren uygulanır. (6) Bu maddede yer alan fiillerin işlendiğinin sözleşme döneminden sonra öğrenilmesi veya sözleşme döneminde öğrenilse dahi başlatılan soruşturmanın ilgili sözleşme döneminden sonra aile hekimi veya aile sağlığı çalışanının aleyhine sonuçlanması durumunda mevcut sözleşme sona erdirilir. (7) Bu maddede yer alan fiillerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren en geç iki ay içinde gerekli işlemin başlatılarak, takip eden altı ay içerisinde sonuçlandırılması esastır. Belirtilen fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl içinde sözleşme feshedilmediği takdirde fesih yetkisi zamanaşımına uğrar." hükmünü içermektedir.
Anayasa Mahkemesinin yukarıda gerekçesine yer verilen 21/06/2022 günlü, E:2022/43, K:2022/81 sayılı iptal kararı doğrultusunda, aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarına yönelik sözleşme feshi uygulamasına dair kuralların öncelikle kanunla düzenlenmesi gerektiğinin açık olduğu, 5258 sayılı Kanun'da sözleşme feshi uygulamasına yönelik herhangi bir hüküm bulunmadığı dikkate alındığında, anılan kuralların doğrudan Yönetmelikle düzenlenmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Yönetmelik'in 11. maddesinin iptali istenilen fıkraları yönünden;
Yönetmeliğin "Sözleşmenin ihtaren sona erdirilmesi" başlıklı 11. maddesi; "........
(2) Sözleşmeli aile hekimi veya aile sağlığı çalışanına, ihtarın tebliğinden itibaren savunma yapması için yedi gün süre verilir. Yapılan savunmalar uygun görülmediği takdirde veya süresi içinde savunma yapılmaması durumunda ihtar puanı verilir. Bir sözleşme dönemi içerisinde herhangi bir fiilin ikinci ve devam eden ihlallerinde, ihtar puanı iki kat olarak uygulanır. ...........................(5) Bir sözleşme dönemi içinde verilen ihtar puanlarının iki yüz puana ulaşması halinde sözleşme, il sağlık müdürü tarafından sona erdirilir. ........" hükmünü haizdir.
Anayasa Mahkemesinin 21/06/2022 günlü, E:2022/43, K:2022/81 sayılı iptal kararı gereğince, sözleşmenin ihtaren sona erdirilmesine ilişkin hükümlerin 5258 sayılı Yasa'da düzenlenmesi gerekirken, burada herhangi bir düzenlemeye yer verilmeyerek, konuya ilişkin hükümlerin doğrudan Yönetmelikle düzenlenmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Yönetmelik'in ekinde (EK-3) yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli'nin tüm satırlarının iptal istemi yönünden;
Yönetmeliğin ekinde yer alan İhtar Puanı Cetvelinde yer alan fiillerin işlenmesi halinde ilgili aile hekimi yahut aile sağlığı çalışanına fiilin karşısında öngörülen ihtar puanının verileceği Yönetmeliğin 11. maddesinde hükme bağlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen iptal kararı gereğince sözleşmenin feshini gerektiren nedenlere ilişkin kanuni çerçevenin kanunla çizilmesi gerektiğinden, yaptırım konusu eylemlerin ve bunlara yönelik ihtar puanlarının doğrudan Yönetmelikle düzenlenmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Yönetmelik"in 7. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesine; eksik düzenleme nedeniyle 10. maddesinin 3. fıkrası ile 11. maddesinin 2. fıkrasına; 13. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "İzinlere ilişkin diğer hususlar Bakanlıkça belirlenir." ibaresine; 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinde yer alan "takip sonucunda meydana gelen değişim oranları ile vaka yönetimine" ibaresine, "0,90" ibaresine ve anılan alt bendin son cümlesine; 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendine; 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinde yer alan "iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri" ibaresine; 18. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "Tetkik ve sarf malzemeleri giderleri karşılığı aile hekimi için yapılacak toplam ödeme tutarının, tavan ücretin %100'ünü geçmesi halinde, aile hekiminin laboratuvar tetkikleri incelemeye tabi tutulur." cümlesine; 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için" ibaresine, 19. maddesinin 2. fıkrasının, (a), (b) ve (ç) bentlerine ve 20. maddesi yönünden:
Aile hekimliği hizmetlerinin sürekliliğinin sağlanması ve hizmetin aksamadan yürütülmesi amacıyla idarenin gereken önlemleri alabilmesini teminen getirildiği anlaşılan söz konusu düzenlemelerde kamu yararı ve hizmet gerekleri ile dayanağı 5258 sayılı Yasa'ya aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 3. fıkrasının; 7. maddesinin 1. fıkrasının ikinci ve devamı cümleleri ile 2. fıkrası; 10. maddesinin 1. fıkrasının (e) (h) ve (ı) bentleri, 10. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresinin; 10. maddesinin 5. fıkrası; 11. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresi ve Yönetmelik'e ekli Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli"nin tüm satırlarının iptaline, Yönetmeliği'nin iptali istenilen diğer maddelere yönelik olarak ise davanın reddine karar verilmesinin uygun olduğu sonucuna varılmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İkinci Dairesince; duruşma için belirlenen 30/04/2025 günü, davacı vekili Av. ...'un, davalı idareleri temsilen Hukuk Müşaviri ...'in geldiği görülerek, Danıştay Savcısının hazır bulunduğu açık duruşmaya başlanıldı. Duruşmada hazır bulunan taraflara usulüne göre söz verilip dinlenildikten ve Savcının düşüncesi alındıktan sonra duruşmaya son verildi. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacı Birlik; 30/06/2021 günlü, 31527 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 3. fıkrasının, 7. maddesinin 1. ve 2. fıkralarının, 10. maddesinin 1. fıkrasının (e) (h) ve (ı) bentlerinin, 1. fıkrasında yer alan yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresinin, 3. fıkrasının ve 5. fıkrasının, 11. maddesinin 2. fıkrasının ve 5. fıkrasında yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresinin, 13. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "İzinlere ilişkin diğer hususlar Bakanlıkça belirlenir." cümlesinin, 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinde yer alan "takip sonucunda meydana gelen değişim oranları ile vaka yönetimine" ibaresinin, "0,90" ibaresinin, anılan alt bendin son cümlesinin ve 10. alt bendinin,18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinde yer alan "iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri" ibaresinin, 18. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "Tetkik ve sarf malzemeleri giderleri karşılığı aile hekimi için yapılacak toplam ödeme tutarının, tavan ücretin %100'ünü geçmesi halinde, aile hekiminin laboratuvar tetkikleri incelemeye tabi tutulur." cümlesinin, 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için" ibaresinin, 19. maddesinin 2. fıkrasının (a), (b) ve (ç) bentlerinin, 20. maddesinin, Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli"nin iptali istemiyle bakılan davayı açmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT :
Aile hekimliği hizmetlerinin yürütülmesini teminen görevlendirilecek veya çalıştırılacak sağlık personelinin statüsü ve mali hakları ile hizmetin esaslarını düzenleyen 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde; "Bu Kanunun amacı; Sağlık Bakanlığının (…) belirleyeceği illerde, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, birey ihtiyaçları doğrultusunda koruyucu sağlık hizmetlerine ağırlık verilmesi, kişisel sağlık kayıtlarının tutulması ve bu hizmetlere eşit erişimin sağlanması amacıyla aile hekimliği hizmetlerinin yürütülebilmesini teminen görevlendirilecek veya çalıştırılacak sağlık personelinin statüsü ve malî hakları ile hizmetin esaslarını düzenlemektir." hükmü; -davanın açıldığı tarih itibarıyla yürürlükte olan haliyle- "Personelin statüsü ve malî haklar" başlıklı 3. maddesinde; "Sağlık Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanı olarak çalıştırılacak sağlık personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakatı üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği uygulamaları için görevlendirmeye veya aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlarla sözleşme yapmaya yetkilidir.
Aile sağlığı çalışanları, aile hekimi tarafından belirlenen ve Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen, kurumlarınca da muvafakatı verilen Bakanlık veya diğer kamu kurum ve kuruluşları personeli arasından seçilir ve bunlar sözleşmeli olarak çalıştırılır. Bu suretle eleman temin edilememesi halinde, Sağlık Bakanlığı, personelini bu hizmetler için görevlendirebilir. İhtiyaç duyulması halinde, Türkiye'de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanları; Sağlık Bakanlığının önerisi, Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları altmış beş yaşına kadar çalıştırılabilir.
Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanları kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar ve bunların kadroları ile ilişkileri devam eder. Bu personelin, sözleşmeli statüde geçen süreleri kazanılmış hak derece ve kademelerinde veya kıdemlerinde değerlendirilerek her yıl işlem yapılır ve bunlar talepleri halinde eski görevlerine atanırlar. Sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta iken aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı statüsüne geçenlerden önceki sözleşmeli personel statüsüne dönmek isteyenler, eski kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle atanırlar ve bu madde kapsamındaki çalışmaları hizmet sürelerinde dikkate alınır. ...
Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının durumları ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup olmadıkları da dikkate alınmak suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde; çalıştığı bölgenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, aile sağlığı merkezi giderleri, (...), kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri ile aile hekimi tarafından karşılanmayan gider unsurları, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterler esas alınır. Sağlık Bakanlığınca belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulaması halinde (...) bu ödeme tutarından brüt ücretin % 20'sine kadar indirim yapılır. Sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi ücreti, aile sağlığı merkezi giderleri, (...) ve gezici sağlık hizmetleri ödemelerinden Damga Vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. Aile hekimlerince talep edilen tetkik ve sarf malzemelerinin giderleri halk sağlığı müdürlükleri tarafından hak sahiplerine ayrıca ödenir. ..." hükmü; -davanın açıldığı tarih itibarıyla yürürlükte olan haliyle- "Yönetmelikler" başlıklı 8. maddesinde de; "Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının çalışma usul ve esasları; çalışılan yer, kurum ve statülerine göre öncelik sıralaması; aile hekimliği uygulamasına geçişe ve nakillere ilişkin puanlama sistemi ve sayıları; aile sağlığı merkezi olarak kullanılacak yerlerde aranacak fizikî ve teknik şartlar; meslek ilkeleri; iş tanımları; performans ve hizmet kalite standartları; hasta sevk evrakı, reçete, rapor ve diğer kullanılacak belgelerin şekli ve içeriği, kayıtların tutulması ile çalışma ve denetime ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarıyla yapılacak sözleşmede yer alacak hususlar ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler, Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." kuralı yer almaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
1- Yönetmelik'in 6. maddesinin 3. fıkrasının iptali istemi incelendiğinde;
Dairemizin E:2021/17637 esasına kayıtlı dava dosyasında 30/04/2025 günlü, K:2025/2143 sayılı kararla, dava konusu edilen düzenlemenin iptaline karar verildiğinden, işbu davada anılan düzenlemeye yönelik iptal istemi hakkında yeniden karar verilmesine yer bulunmamaktadır.
2- Yönetmelik'in 7. maddesinin 1. ve 2. fıkralarının iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmelik'in -davanın açıldığı tarih itibarıyla yürürlükte olan haliyle- "Sözleşmelerin yenilenmesi" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında; ''(1)Sözleşme süresi sonunda, aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı olarak görevine devam etmek isteyenlerin sözleşmesi yenilenir. Ancak bir sözleşme döneminde bu Yönetmeliğin eki (EK-3 AİLE HEKİMLİĞİ UYGULAMASINDA UYGULANACAK İHTAR PUANI CETVELİ)’nde yer alan fiillerden 5 ve daha fazla kez ihtar puanı verilmesi veya toplamda 150 ve üzerinde ihtar puanına ulaşılması halinde müdürlükçe komisyon oluşturularak değerlendirme yapılır. Değerlendirme neticesinde komisyon tarafından; yeniden sözleşme imzalanmasına veya sözleşmenin yenilenmemesine karar verilir. Aile sağlığı çalışanları için verilecek kararlarda aile hekiminin görüşü de alınır. Komisyonun teşekkülü ile çalışma usul ve esasları Bakanlıkça belirlenir.
(2) Bakanlık müfettişlerince yapılacak inceleme ve soruşturma neticesine göre sözleşmenin yenilenmemesi kararı verilebilir." hükmü yer almıştır.
a- 7. maddesinin 1. fıkrasının birinci cümlesinin iptali istemine ilişkin olarak;
30/06/2021 günlü, 31527 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin iptali istenilen 7. maddesinin 1. fıkrasının birinci cümlesi, 30/10/2024 günlü, 32707 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 2. maddesi ile değiştirilmiştir.
Bu durumda, dava konusu edilen düzenlemenin hukuksal geçerliliğinin ve uyuşmazlığın esasının incelenmesinde hukuki yararın kalmadığı anlaşılmakta olup, konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine gerek bulunmamaktadır.
b- 7. maddesinin 1. fıkrasının ikinci ve devamı cümleleri ile 2. fıkrasının iptali istemine ilişkin olarak;
Dairemizin E:2021/17470 esasına kayıtlı dava dosyasında 30/04/2025 günlü, K:2025/2142 sayılı kararla, dava konusu edilen düzenlemelerin iptaline karar verildiğinden, işbu davada anılan düzenlemelere yönelik iptal istemi hakkında yeniden karar verilmesine yer bulunmamaktadır.

3- Yönetmelik'in 10. maddesinin 1. fıkrasının (e) (h) ve (ı) bentlerinin, 1. fıkrasında yer alan yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresinin, 3. fıkrasının, 5. fıkrasının, 11. maddesinin 2. fıkrasının, 5. fıkrasında yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresinin, Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli"nin iptali istemi incelendiğinde;
Dairemizin E:2021/17470 esasına kayıtlı dava dosyasında, 30/04/2025 günlü, K:2025/2142 sayılı kararla dava konusu edilen düzenlemelerin iptaline karar verildiğinden; işbu davada anılan düzenlemelere yönelik iptal istemi hakkında yeniden karar verilmesine yer bulunmamaktadır.

4- Yönetmelik'in 13. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "İzinlere ilişkin diğer hususlar Bakanlıkça belirlenir." cümlesinin iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmelik'in "İzinler" başlıklı 13. maddesinin 5. fıkrası; "(5)Aile hekimi ile aile sağlığı çalışanına izin vermeye ve hastalık raporlarını izne çevirmeye müdürlük yetkilidir. Müdürlük bu yetkisini sınırları belirli olmak üzere ilçe sağlık idare amirlerine devredebilir. İzinlere ilişkin diğer hususlar Bakanlıkça belirlenir." düzenlemesini içermektedir.
Dava konusu Yönetmelik'in 13. maddesinin 5. fıkrasında, aile hekimi ile aile sağlığı çalışanına izin vermeye ve hastalık raporlarını izne çevirmeye İl Sağlık Müdürlüğünün yetkili olduğu ve İl Sağlık Müdürlüğünün bu yetkisini, sınırları belirli olmak üzere ilçe sağlık idare amirlerine devredebileceği, izinlere ilişkin diğer hususların Bakanlıkça belirleneceği belirtilmiş olup, dava konusu cümlenin, hizmetin aksamadan, kusursuz ve etkin biçimde işlemesini sağlayabilmek için getirildiği anlaşıldığından, anılan cümlede kamu yararı ve hizmet gerekleri bakımından hukuka aykırılık görülmemiştir.

5- Yönetmelik'in 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinde yer alan "takip sonucunda meydana gelen değişim oranları ile vaka yönetimine" ibaresinin, "0,90" ibaresinin ve anılan alt bendin son cümlesinin iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmelik'in "Aile hekimi ödeme esasları" başlıklı 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinde; ''(2)Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine aylık olarak yapılacak ödemeler, aşağıda yer alan unsurlardan oluşur:
a)Kayıtlı Kişiler İçin Ödenecek Ücret: Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine yapılacak ödemelerin hesaplanmasında, görev tanımlarında verilen hizmetler için aşağıdaki esaslara göre ödeme yapılır:
...
6)Kayıtlı kişiler ile ilgili olarak, hipertansiyon, diyabet, kanser ve obezite gibi hastalıkların taranması, takibi ve takip sonucunda meydana gelen değişim oranları ile vaka yönetimine göre (0,90) ila (1,50) arasında belirlenecek olan tarama ve takip katsayısı ile ara puan çarpılmak suretiyle maaşa esas puan hesaplanır. Bakanlıkça sevk sistemi uygulamasına geçilmesine karar verilen il ve/veya ilçelerde tarama ve takip katsayısı (0,90) ila (2) arasında uygulanır. Tarama ve takip katsayısına dahil edilecek olan hastalıklar ile bu hastalıkların tarama, takip ve takip sonucunda meydana gelecek değişimlerin oranları, bu oranların hesaplanması ile ilgili usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Bakanlıkça belirlenir.'' hükmü yer almıştır.
Davalı idarelerin aile hekimlerine yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartlarını 5258 sayılı Kanun'da yer alan esaslar çerçevesinde belirleme yetkilerinin olduğu, davalı idarelerce, aile hekimlerine yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde anılan Kanun'un 3/7. maddesinde belirtilen kriterlerin dikkate alındığı göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu düzenlemelerde 5258 sayılı Kanun'a ve hukuka aykırılık görülmemiştir.

6- Yönetmelik'in 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendinin iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmelik'in "Aile hekimi ödeme esasları" başlıklı 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendi; ''(2)Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine aylık olarak yapılacak ödemeler, aşağıda yer alan unsurlardan oluşur:
a)Kayıtlı Kişiler İçin Ödenecek Ücret: Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine yapılacak ödemelerin hesaplanmasında, görev tanımlarında verilen hizmetler için aşağıdaki esaslara göre ödeme yapılır:
...
10)Deprem, sel felaketi ve salgın gibi olağanüstü durumlarda yapılacak hizmetler için bu bentte belirtilenlerin dışında ayrıca bir ödeme yapılmaz." hükmünü içermektedir.
Davalı idarelerin aile hekimlerine yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartlarını 5258 sayılı Kanun'da yer alan esaslar çerçevesinde belirleme yetkilerinin bulunduğu, aile hekimlerinin kendilerine kayıtlı vatandaşlara bakmakla yükümlü olduğu ve anılan kişiler için taraflarına bir ücret ödendiği, deprem, sel felaketi, salgın gibi olağanüstü durumlarda da kendilerine kayıtlı vatandaşlara hizmet verecekleri, öte yandan, aile hekimlerine çalışılan gün sayısı kadar ödemede bulunulurken söz konusu olağanüstü durumlarda görevlendirilenlere ödemenin tam olarak yapıldığı anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede 5258 sayılı Kanun'a ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
7- Yönetmelik'in 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinde yer alan "iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri" ibaresinin iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmelik'in -davanın açıldığı tarih itibarıyla yürürlükte olan haliyle- ''Aile hekimi ödeme esasları'' başlıklı 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendi; "c) Aile Sağlığı Merkezi Giderleri:
1) Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine, hizmet verdiği merkezin kira, elektrik, su, yakıt, telefon, internet, bilgi-işlem, temizlik, büro malzemeleri, küçük onarım, danışmanlık, sekretarya, iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri ve tıbbi sarf malzemeleri gibi Bakanlıkça belirlenecek asgari fiziki ve teknik şartların devamına yönelik giderleri için her ay tavan ücretin % 50’sinin, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan illerin satın alma gücü paritesi puanı ile çarpımı sonucuna göre bulunacak tutarda ödeme yapılır. Aile hekimliği pozisyonunun, sözleşmeli aile hekimi bulunmaması nedeniyle boş olması durumunda, bu ödeme müdürlüğün döner sermayesine aktarılır ve birimin giderleri fatura ve benzeri belgeler ile yönetim karar defterinin ibrazı üzerine müdürlüğün döner sermayesinden karşılanır. " hükmünü içermektedir.
Davalı idarelerin aile hekimlerine yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartlarını 5258 sayılı Kanun'da yer alan esaslar çerçevesinde belirleme yetkilerinin olduğu, davalı idarelerce, aile hekimlerine yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde anılan Kanun'un 3/7. maddesinde belirtilen kriterlerin dikkate alındığı göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu düzenlemede 5258 sayılı Kanun'a ve hukuka aykırılık görülmemiştir.

8- Yönetmelik'in 18. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "Tetkik ve sarf malzemeleri giderleri karşılığı aile hekimi için yapılacak toplam ödeme tutarının, tavan ücretin %100'ünü geçmesi halinde, aile hekiminin laboratuvar tetkikleri incelemeye tabi tutulur." cümlesinin iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmelik'in ''Aile hekimi ödeme esasları'' başlıklı 18. maddesinin 3. fıkrası; "(3)Sözleşmeyle çalıştırılan veya geçici aile hekiminin ihtiyaç duyduğu tetkikler, müdürlüğün belirlediği laboratuvarlarda yaptırılır. Bu tetkikler için gerekli sarf malzemelerini müdürlük temin eder. Müdürlüğün belirlediği laboratuvarlarda yaptırılan tetkikler için belge karşılığında laboratuvara ödeme yapılır. Belgelendirilemeyen kısmı için herhangi bir ödeme yapılamaz. Tetkik ve sarf malzemeleri giderleri karşılığı aile hekimi için yapılacak toplam ödeme tutarının, tavan ücretin %100'ünü geçmesi halinde, aile hekiminin laboratuvar tetkikleri incelemeye tabi tutulur. Ancak hormon ve ELISA tetkik giderleri bu orana dahil edilmez." hükmünü haizdir.
Dava konusu hüküm incelendiğinde, aile hekiminin tanı, teşhis ve tedavi etme; bir başka deyişle hekimlik görevini icra etmesini engeller nitelikte olmadığı, bütçenin sınırsız olmadığı da dikkate alınarak aile hekimine tetkik ve sarf malzemelerine ödenen makul ücretin aşılması durumunda bunun nedenlerinin araştırılması ve bu araştırma sonucunda gerekli tedbirlerin alınması amacını taşıdığı, 5258 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, dava konusu maddede belirtilen hususlara yönelik olarak idarelerin düzenleme yapma yetkisinin bulunduğu açık olup, dava konusu düzenlemede kamu yararı ve hizmet gerekleri bakımından hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

9- Yönetmelik'in 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için" ibaresinin iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmelik'in "Aile hekimi ödemelerine ilişkin diğer esaslar" başlıklı 19. maddesinin 1. fıkrası; "(1) Sözleşme ile çalıştırılan aile hekimine, 16 ncı maddenin;
a) Birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtilen hallerde,
b) İkinci fıkrasının (e) bendinde belirtilen halde,
c) Üçüncü fıkra kapsamında vekâleten hizmetin görülmesini sağlaması halinde,
ç) Tek birimli aile sağlığı merkezinde görev yapan ve yıllık izin sebebiyle görevi başında bulunamayan aile hekimine, toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için, ödemeler tam olarak yapılır. Bu fıkra kapsamında tam ödeme yapılan aile hekimlerine, ikinci fıkraya göre ayrıca ödeme yapılmaz." hükmünü amirdir.
Dava konusu düzenlemenin yer aldığı Yönetmelik'ten önceki Yönetmelik'te tek birimli aile sağlığı merkezinde çalışan ve yıllık izin sebebiyle görevi başında bulunamayan aile hekimleri için yıllık izin süresinin ilk yedi günlük kısmı için ödemelerin tam olarak yapılacağı öngörülmüşken, dava konusu düzenleme ile bu süre on dört güne çıkarılmıştır. Birden fazla birimi olan aile sağlığı merkezlerinde görev yapan aile hekimlerinin yıllık izinlerini kullandıkları sürede anlaşarak vekâleten hizmetin görülmesini geçici olarak sağlamalarının karşılığında ödemelerini tam olarak alması karşısında, tek birimli aile sağlığı merkezlerinde bu imkanın olmaması nedeniyle aile hekimleri için pozitif bir uygulama öngörülerek herhangi bir kişi yerlerine vekalet etmese bile toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için kendilerine yapılan ödemelerin tamamını almaları öngörülmüştür.
Aile hekimlerinin, kendi iradeleri ile kabul ettikleri sözleşmeyle ücret karşılığı çalıştıkları ve sözleşmeli olarak çalışmanın sağlayacağı olanakları tercih ettikleri, görevden geçici olarak ayrılmaları halinde dahi temel ücretlerini aldıkları göz önüne alındığında dava konusu ibarede üst hukuk normlarına ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
10- Yönetmelik'in 19. maddesinin 2. fıkrasının (a), (b) ve (ç) bentlerinin iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmelik'in "Aile hekimi ödemelerine ilişkin diğer esaslar" başlıklı 19. maddesinin 2. fıkrasında; ''(2)Sözleşmeli aile hekimi yerine geçici aile hekimi görevlendirilmesi durumunda;
a) 18 inci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendine göre kayıtlı kişiler için yapılacak brüt ödeme miktarının % 50’si yasal kesintiler yapıldıktan sonra asıl aile hekimine, % 50'si ise geçici aile hekimine veya geçici aile hekimi olarak Bakanlık personeli görevlendirilmiş ise bu personele ödenmek üzere kadrosunun bulunduğu kurum döner sermaye emanet hesabına,
b) 18 inci maddenin ikinci fıkrasının (b) bendine göre ödenecek sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi ücretinin % 50’si asıl aile hekimine,
c) 18 inci maddenin ikinci fıkrasının (c) bendine göre ödenecek aile sağlığı merkezi giderlerinin tamamı asıl aile hekimine,
ç) 18 inci maddenin ikinci fıkrasının (ç) bendine göre ödenecek gezici sağlık hizmeti gideri ödeneğinin tamamı, çalışılan gün sayısıyla orantılı olarak geçici aile hekimine,
ödenir.'' hükmü yer almıştır.
Aile hekimleri, iradeleri ile kabul ettikleri sözleşmeyle ücret karşılığı çalışmakta ve sözleşmeli olarak çalışmanın sağlayacağı olanakları tercih etmektedirler. Ancak bu görevleri yerine getirmek istememeleri halinde, sözleşmelerini sona erdirmek ve/veya sözleşmenin süresinin sona ermesi üzerine yenilememek de kendi iradelerine bağlıdır.
Aile hekimlerinin, görevden geçici olarak ayrılması halinde dahi temel ücretini aldığı ve davalı idarelerin aile hekimlerine yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartlarını belirleme yetkilerinin bulunduğu göz önüne alındığında, dava konusu düzenlemede, 5258 sayılı Kanun'a ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
11- Yönetmelik'in 20. maddesinin iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmelik'in -davanın açıldığı tarih itibarıyla yürürlükte olan haliyle- ''Aile hekiminden yapılacak kesintiler'' başlıklı 20. maddesi; "(1)Koruyucu hekimlik hizmetlerinden; aşılama, gebe, bebek-çocuk takibi için ayrı ayrı, başarı oranına göre kesinti uygulanır. Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimi veya geçici aile hekimi için 18 inci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendine göre hesaplanan brüt ücretin;
a)Aylık başarı oranı %98-%97 ise %2'si,
b)Aylık başarı oranı %96-%95 ise %4'ü,
c)Aylık başarı oranı %94-%90 ise %6'sı,
ç)Aylık başarı oranı %89-%85 ise %8'i,
d)Aylık başarı oranı %85'ten daha düşük olanlar için%10'u,
esas alınmak suretiyle hesaplanacak miktarlar, aşılama, gebe, bebek-çocuk takibi için ayrı ayrı değerlendirilerek aile hekimine yapılacak ödemeden düşülür.
(2)Aşılama, gebe, bebek-çocuk takiplerinin hangi aralıklarda ne şekilde yapılacağı ve kesintilerin usul ve esasları Bakanlıkça belirlenerek duyurulur.
(3) Köy yollarının kar, çığ düşmesi, sel nedeniyle kapanması gibi mülki idare amirinin takdir edeceği mücbir sebepler veya aşılama, gebe, bebek-çocuk takibinin ihbar düzenlenmesine rağmen yaptırılmaması gibi nedenlerle yerine getirilemeyen hizmetler, bu hesaplamalarda dikkate alınmaz.
(4) Bu madde gereğince aile hekiminden yapılacak kesintilerin toplamı, 18 inci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendi gereğince hesaplanan brüt tutarın %20'sinden fazla olamaz.'' hükmünü haizdir.
Dava konusu maddede; koruyucu hekimlik hizmetlerinden aşılama, gebe, bebe-çocuk takibi için ayrı ayrı başarı oranına göre kesinti uygulanacağı ve bunların takiplerinin hangi aralıklarda ne şekilde yapılacağı ve kesintilerin usul ve esaslarının Bakanlıkça belirlenerek duyurulacağı, ayrıca, köy yollarının kar, çığ düşmesi, sel nedeniyle kapanması gibi mülki idare amirinin takdir edeceği mücbir sebepler veya aşılama, gebe, bebek-çocuk takibinin ihbar düzenlenmesine rağmen yaptırılmaması gibi nedenlerle yerine getirilemeyen hizmetlerin, bu hesaplamalarda dikkate alınmayacağı ve bu madde gereğince aile hekiminden yapılacak kesintilerin toplamının, 18. maddenin ikinci fıkrasının (a) bendi gereğince hesaplanan brüt tutarın %20'sinden fazla olamayacağı düzenlenmiş olup; davalı idarelerin aile hekimlerine yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartlarını 5258 sayılı Kanun'da yer alan esaslar çerçevesinde belirleme yetkilerinin olduğu ve davalı idarelerce, anılan Kanun'un 3/7. maddesinde belirtilen kriterlerin dikkate alındığı göz önünde bulundurulduğunda, bu haliyle dava konusu düzenlemede 5258 sayılı Kanun'un 3/7. maddesi ile 8/2. maddesine ve hukuka aykırılık görülmemiştir.


KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 3. fıkrasının, 7. maddesinin 1. ve 2. fıkralarının, 10. maddesinin 1. fıkrasının (e) (h) ve (ı) bentlerinin, 1. fıkrasında yer alan yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresinin, 3. fıkrasının ve 5. fıkrasının, 11. maddesinin 2. fıkrasının ve 5. fıkrasında yer alan "il sağlık müdürü tarafından" ibaresinin, Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli"nin iptali istemine ilişkin olarak KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA oyçokluğuyla,
2\. Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin 13. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "İzinlere ilişkin diğer hususlar Bakanlıkça belirlenir." cümlesinin, 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinde yer alan "takip sonucunda meydana gelen değişim oranları ile vaka yönetimine" ibaresinin, "0,90" ibaresinin, anılan alt bendin son cümlesinin ve 10. alt bendinin, 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinde yer alan "iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri" ibaresinin, 18. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "Tetkik ve sarf malzemeleri giderleri karşılığı aile hekimi için yapılacak toplam ödeme tutarının, tavan ücretin %100'ünü geçmesi halinde, aile hekiminin laboratuvar tetkikleri incelemeye tabi tutulur." cümlesinin, 19. maddesinin 2. fıkrasının (a), (b) ve (ç) bentlerinin, 20. maddesinin iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE oybirliğiyle,
3\. Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için" ibaresinin iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE oyçokluğuyla,
4\. Aşağıda dökümü yapılan ...-TL yargılama giderinin haklılık oranına göre yarısı olan ...-TL'nin davacı üzerinde bırakılmasına, diğer yarısı olan...-TL'nin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, artan posta ücretinin kararın kesinleşmesinden sonra aidiyetine göre taraflara iadesine,
5\. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre duruşmalı işler için belirlenen ...-TL vekalet ücretinin, davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, duruşmalı işler için belirlenen ...-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,
6\. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 30/04/2025 tarihinde karar verildi.


(X) KARŞI OY :
Dava konusu edilen Yönetmelik maddesinin dava devam ederken başka bir yönetmelikte değiştirilmesi veya yürürlükten kaldırılmasının veya henüz kesinleşmemiş olan bir başka dosyadaki iptal kararının varlığının, eldeki davanın esasının görüşülmesine engel olmayacağı görüşünde olduğumdan, Dairece düzenleyici işlemin bir kısmına yönelik olarak verilen karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karara katılmıyorum.




(XX) KARŞI OY :
Davacı Birlik tarafından, 30/06/2021 günlü, 31527 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin; bazı maddeleriyle birlikte 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için" ibaresinin de iptali istenilmektedir.
Uyuşmazlık, tek birimli aile sağlığı merkezinde görev yapan ve yıllık izin sebebiyle görevi başında bulunamayan sözleşmeli asıl aile hekimine, ücretinin toplam yıllık izin süresinin sadece ilk on dört günlük kısmı için %100'ünün ödenip ödenemeyeceğine ilişkin bulunmaktadır.
Dava konusu Yönetmelik'in "Aile hekimi ödemelerine ilişkin diğer esaslar" başlıklı 19. maddesinin 1. fıkrası; "(1) Sözleşme ile çalıştırılan aile hekimine, 16 ncı maddenin;
a) Birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtilen hallerde,
b) İkinci fıkrasının (e) bendinde belirtilen halde,
c) Üçüncü fıkra kapsamında vekâleten hizmetin görülmesini sağlaması halinde,
ç) Tek birimli aile sağlığı merkezinde görev yapan ve yıllık izin sebebiyle görevi başında bulunamayan aile hekimine, toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için, ödemeler tam olarak yapılır. Bu fıkra kapsamında tam ödeme yapılan aile hekimlerine, ikinci fıkraya göre ayrıca ödeme yapılmaz." düzenlemesini içermektedir.
Anayasa'nın "Çalışma şartları ve dinlenme hakkı" başlıklı 50. maddesinin 3. fıkrasında; ''Dinlenmek, çalışanların hakkıdır.'' denilmek suretiyle çalışanların belirli sürelerle dinlenme hakkı anayasal güvence altına alınmıştır. Anılan maddeye ilişkin Danışma Meclisinin kabul ettiği metnin gerekçesinde dinlenme hakkının tanınmasının, çalışanın bedenen korunması ve dinlenme sonrası verimli çalışması bakımından gerekli olduğu belirtilmiştir.
Bu itibarla, çalışanlara yıllık izin imkanı tanınmasının, dinlenme hakkı kapsamında anayasal güvence altına alındığı anlaşılmaktadır.
5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun 3. maddesinin 5. fıkrasında; "Sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için (6) katını, aile sağlığı çalışanı için (1,5) katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan ay sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içerisinde ödenir. ..."; 3. maddesinin 7. fıkrasında; ''Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının durumları ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup olmadıkları da dikkate alınmak suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde; çalıştığı bölgenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, aile sağlığı merkezi giderleri, (...), kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri ile aile hekimi tarafından karşılanmayan gider unsurları, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterler esas alınır. Sağlık Bakanlığınca belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulaması halinde (...) bu ödeme tutarından brüt ücretin % 20'sine kadar indirim yapılır. Sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi ücreti, aile sağlığı merkezi giderleri, (...) ve gezici sağlık hizmetleri ödemelerinden Damga Vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. Aile hekimlerince talep edilen tetkik ve sarf malzemelerinin giderleri halk sağlığı müdürlükleri tarafından hak sahiplerine ayrıca ödenir.''; 3. maddesinin 12. fıkrasında; ''Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının yıllık izinleri, yıl içinde çalışılan süre ile orantılı olmak ve ait olduğu sözleşme döneminde kullanılmak üzere otuz gündür. Ayrıca beş gün kongre ve seminer izni ile yıllık izin bitiminden sonra mazeretleri nedeniyle beş gün idari izin verilebilir. Evlenme, ölüm, doğum ve emzirme hallerinde, 657 sayılı Kanunun 4/B maddesi kapsamındaki sözlemeli personele ilişkin izin süreleri uygulanır. Hastalık durumunda, bir mali yılda en çok on günlük dönemler halinde toplam kırk güne kadar hekimin uygun görmesiyle hastalık izni verilebilir. Bir defada on günü aşan hastalık izni ancak sağlık kurulu raporu ile verilebilir. Sözleşmeli aile hekimi iken aile hekimliği uzmanlık eğitimi almakta olanlar, bu eğitimleri kapsamındaki hastane rotasyonu süresince izinli sayılır. ..." hükümleri yer almıştır.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; 5258 sayılı Kanun'a göre, aile hekimlerine, yıl içinde çalışılan süre ile orantılı olmak ve ait olduğu sözleşme döneminde kullanılmak üzere otuz günlük yıllık izin hakkı tanınmış ise de dava konusu Yönetmelik'in 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde, tek birimli aile sağlığı merkezinde görev yapan ve yıllık izin sebebiyle görevi başında bulunamayan aile hekimine, toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için, ödemelerin tam olarak yapılacağı, kalan yıllık izin süresinde ücretinden kesintiye gidileceği düzenlenmiştir.
Bu itibarla, tek birimli aile sağlığı merkezlerindeki aile hekimliği biriminde çalışan aile hekiminin yıllık izin sebebiyle görevi başında bulunamaması durumunda toplam yıllık izin süresinin ilk on dörtlük kısmı için ödemenin tam olarak yapılması ve kalan yıllık izin süresinde ücretinden kesintiye gidilmesi hususu, aile hekimlerinin yasal hakkı olan 30 günlük yıllık izinlerini kullanmalarının engellenmesi manasına gelmekle birlikte, aynı zamanda Anayasa'nın 50. maddesinde güvence altına alınan ''dinlenme hakkına'' aykırılık teşkil etmektedir. Dolayısıyla bu durumun da yıllık izne ilişkin anayasal güvencenin işlevini kaybetmesine neden olacağı aşikardır.
Yukarıda aktarılan gerekçelerle; 30/06/2021 günlü, 31527 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için" ibaresinin iptali gerektiği oyuyla, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.



10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim