Danıştay danistay 2021/17638 E. 2025/2144 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2021/17638
2025/2144
30 Nisan 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
İKİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/17638
Karar No : 2025/2144
DAVACI : ... Derneği
VEKİLİ : Av. ...
DAVALILAR : 1- ...
2- ... Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...
DAVANIN KONUSU: Davacı Dernek tarafından, 30/06/2021 günlü, 31527 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin;
1- 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin,
2- 6. maddesinin 3. fıkrasının,
3- 7. maddesinin 1. fıkrasının ikinci ve devamı cümleleri ile 2. ve 3. fıkralarının,
4- 10. maddesinin,
5- 11. maddesinin,
6- 13. maddesinin 5. fıkrasının,
7- 14. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinin,
8- 16. maddesinin 4. fıkrasının,
9- 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinin,
10- 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendinin,
11- 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1, 2 ve 3. alt bentlerinin,
12- 22. maddesinin 3. fıkrasının,
13- Ek-1 ve Ek-2'de yer alan "Aile Hekimliği Hizmet Sözleşmesi" ve "Aile Sağlığı Çalışanı Hizmet Sözleşmesi"nin 8. maddelerinin,
14- Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli"nin 9, 10 ve 39. satırlarının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI:
Yönetmelik'in 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi yönünden; bu hükmün, 5258 sayılı Kanun'un ilgili maddelerine aykırı olup, ayrıca kendi içinde de çelişkili olduğu, anılan Kanun'da 65 yaş sınırının olmadığı,
6\. maddesinin 3. fıkrası yönünden; hükmün, Anayasa’nın 128. maddesine ve 657 sayılı Kanun'a aykırılık teşkil ettiği, zira sözleşmeyi yapan kişi ile disiplin işlemlerini yapan kişinin aynı olup, bu durumun, denetleme mekanizmasını ortadan kaldırdığı, sözleşmenin bir tarafı aleyhine yönetmelikle daha ağır hükümler getirilemeyeceği,
7\. maddesinin 1. fıkrasının ikinci ve devamı cümleleri ile 2. ve 3. fıkraları yönünden; iptali talep edilen hükümlerin, Anayasa’nın 128. maddesine aykırılık teşkil ettiği, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun, kamu çalışanlarının sözleşmelerinin keyfi olarak yenilenmemesinin hukuka aykırı olduğuna karar verdiği, idareye bu keyfiyetin verilmesinin, kesinleşmiş yargı kararına ve erkler ayrılığına aykırılık oluşturduğu, dava konusu hükümlerin, hukuk devleti ilkesine de aykırılık teşkil ettiği,
10\. maddesi yönünden; mazeretli olup olmadığına bakılmaksızın nöbete gelmemenin, sözleşmenin feshi nedeni olarak kabul edilmesinin hakkaniyete aykırı olduğu, ayrıca bu durumun, Anayasa'nın 128. maddesine, disiplin cezalarındaki ölçülülük, kanunilik ve şahsilik ilkelerine de aykırılık teşkil ettiği, kamu çalışanları ile ilgili disiplin mevzuatında uzaklaştırma süreleri iki ay iken ve mevcut yönetmelikle de durum böyle iken, bunun keyfi olarak değiştirilmesinin hukuka ve hakkaniyet aykırı olduğu, dava konusu hükümdeki vali yerine il sağlık müdürü düzenlemesinin hukuka aykırılık teşkil ettiği, zira sözleşmeyi yapan, soruşturmayı yürüten ve sözleşmeyi fesheden makamın aynı olduğu, Yönetmelik'in 10/5. maddesinde yer alan ''süresi içinde savunma yapılmaması durumunda'' cümlesinin hukuka uygun olmayan ve anlaşılmayan bir cümle olduğu,
11\. maddesi yönünden; dava konusu düzenlemenin, adil yargılanma ilkesi ile eşitlik ilkesine aykırı olduğu, zira tüm kamu çalışanları için kanunla düzenlenmiş bir disiplin soruşturması süresi bulunurken aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları açısından bu yönde bir düzenleme bulunmadığı ve soruşturmaların sürüncemede bırakıldığı,
13\. maddesinin 5. fıkrası yönünden; Anayasa'nın 125. maddesinde izinlerin kanunla düzenleneceğinin belirtildiği, 5258 sayılı Kanun'da aile hekimliği çalışanlarına müdürlükçe izin verileceğinin düzenlendiği, dava konusu hüküm ile Kanun'un amir hükmünün ortadan kaldırıldığı, izin verme yetkisi açısından devir mümkün olmakla birlikte iznin kullanılmasının engellenmesi yetkisinin müdür yardımcılarına devredilemeyeceği,
14\. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesi yönünden; dava konusu düzenlemenin, mobing riskini doğurduğu, denetimlerin keyfi ve uzman olmayan kişiler tarafından yapılmasının, çalışma barışını bozduğu ve kamu çalışanlarının haklarını kısıtladığı,
16\. maddesinin 4. fıkrası yönünden; aile hekiminin veya aile sağlığı çalışanının, yerine bakacağı başka bir aile hekimi veya aile sağlığı çalışanı bulamaması halinde yerine müdürlük tarafından diğer birimlerden görevlendirme yapılması durumunun uygulanmasının mümkün olmadığı, aile hekiminin veya aile sağlığı çalışanının ayrı aile sağlığı merkezinde bulunmasının, uygulamayı güçlendirdiği, bunun yerine müdürlük tarafından, izinli olan personelin yerine fiilen atama yapılmasının ise hakkaniyete uygun olduğu,
18\. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendi yönünden; Anayasa'nın 128. maddesine aykırılık teşkil ettiği,
Dava konusu düzenlemede yer alan takip işlemlerinin Yönetmelik'te belirtilen şekilde gerçekleşmesinin, fenni olarak imkansız olduğu,
Kamu çalışanına fiziki olarak gerçekleşmesi mümkün olmayan, çerçevesi belirlenmeyen bir görev tanımı yapılarak anlaşılması mümkün olmayan bir düzenleme ile ücretlendirme yapılmasının ve bu ücretlendirmede hak kaybına uğratılmasının, kabul edilemez bir hak ihlali niteliğinde olduğu, bu durumun, Anayasa'nın hukuk devleti ilkesine ve 5258 sayılı Kanun'a aykırı olduğu,
5258 sayılı Kanun'da ücretlerin hangi noktada kısıtlanacağının yazıldığı, dava konusu düzenlemede yer alan 0,90 olan katsayı ücretin, mevcut olandan daha düşük olduğu, dolayısıyla Kanun'a dayanmayan bu kısıtlamanın kabul edilemeyeceği,
18\. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendi yönünden; dava konusu düzenlemenin, Anayasa'nın 128. maddesine ve 5258 sayılı Kanun'a aykırı olduğu, fazla mesai ve nöbet hallerindeki ödemelerin de kanunla belirlenmesi gerektiği, kaldı ki Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği'ne eklenen maddede izlemler nedeniyle ek ödeme yapılacağının düzenlendiği,
18\. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1, 2 ve 3. alt bentleri yönünden; önceki Yönetmelik'te, ''Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinin 23. ve 24. maddeleri ile belirlenen asgari fiziki ve teknik şartların devamına yönelik giderleri için'' şeklinde hüküm bulunmakta iken, bu sınırlamanın kaldırılarak bakanlıkça belirtilen her türlü giderler için dava konusu 18/2-c 1. alt bendinin getirilmesinin, hak kaybına yol açtığı ve hakkaniyete aykırı olduğu, ödemenin sabit olup, gider kalemlerinin belli olmamasının ücret hakkı ile bağdaşmadığı, zira bu giderlerin neler olduğunun belirtilmemesinin keyfiyete bırakıldığı, dava konusu 18/2-c 1. alt bendinde yer alan ''Aile hekimliği pozisyonunun, sözleşmeli aile hekimi bulunmaması nedeniyle boş olması durumunda, bu ödeme müdürlüğün döner sermayesine aktarılır ve birimin giderleri fatura ve benzeri belgeler ile yönetim karar defterinin ibrazı üzerine müdürlüğün döner sermayesinden karşılanır.'' hükmünün hukuka aykırı olduğu, ödemelerin, karar defteri ve benzeri belgelerle ispatlanmasına ilişkin bu hükmün, aile hekimliği mevzuatına uygun olmadığı, boş birim için geçici aile hekiminden ya da diğer hekimlerden fatura veya belge istenilmesinin eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiği, ayrıca aile hekimliğinde faturalandırılmayan veya belgelendirilmeyen ödemeler olduğu için söz konusu sabit ödenek mevcut olduğu halde boş birim için ayrı bir düzenleme yapılmasının yasal dayanağının olmadığı,
Dava konusu 18/2-c 2. alt bendi ile 18/2-c 3. alt bendinde ücretlendirme açısından hak kaybının bulunduğu, anılan maddelerin, Anayasa'nın 128. maddesine aykırı olduğu, ayrıca diğer aile hekimlerine yapılan ödenekten farklı olduğu için eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiği,
22\. maddesinin 3. fıkrası yönünden; geçici görevlendirmelerde aile hekimine %50 ödeme yapılırken aile sağlığı çalışanına %25 ödeme yapılmasının dayanağı olmayıp, bu durumun eşitlik ilkesine aykırı olduğu,
Ek-1 ve Ek-2'de yer alan "Aile Hekimliği Hizmet Sözleşmesi" ve "Aile Sağlığı Çalışanı Hizmet Sözleşmesi"nin 8. maddeleri yönünden; dava konusu düzenlemede ''ilgili'' şeklinde tabir edilen kişi aile hekimi olup, aile hekimliği mevzuatına göre aile hekimliği yanında çalışan kişilerin, aile hekiminin değil, bakanlığın personeli olduğu, ''aile hekiminin yanında çalışan kişi ya da çalıştırdığı kişi'' şeklinde bir kavramın olmadığı, bu kişilerin nasıl çalışacağı ve ödemeleri, bakanlık tarafından belirlenmekte olup, aile hekimlerinin bir tür vekillik yaptığı, bu nedenle Türk Borçlar Kanunu'ndaki adam çalıştıranın sorumluluğu vb. düzenlemelerin, aile hekimlerini sorumlu kılmayacağı, bu hükmün yasal dayanağının bulunmadığı, Anayasa'nın 128. maddesine aykırılık teşkil ettiği,
Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli"nin 9, 10 ve 39. satırları yönünden; kanunilik ilkesine aykırı olduğu gibi uygulanabilirliğinin de mümkün olmadığı ileri sürülmektedir.
DAVALI İDARELERİN SAVUNMASI :
Yönetmelik'in 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi yönünden; 5258 sayılı Kanun'un, kamu dışından aile hekimi olabilmek için 65 yaşını öngördüğü, 3359 sayılı Kanun'un ise aile hekimi olarak çalışmakta olanlara 72 yaşına kadar çalışma imkanı getirdiği, bu kapsamda dava konusu Yönetmelik hükmünün de 5258 sayılı Kanun'daki 65 yaş hükmüne yer verdiği ve 3359 sayılı Kanun'un ilgili hükmünün saklı olduğunu ifade ettiği,
Bugün itibarıyla bir kişinin, bu hükümlere istinaden 65 yaşına kadar aile hekimi olabildiği, aile hekimi iken de 72 yaşına kadar çalışmaya devam edebildiği, dolayısıyla dava konusu Yönetmelik hükmünün, yalnızca 5258 sayılı Kanun'un ve 3359 sayılı Kanun'un ilgili hükmünün tekrarından ibaret olup, yeni bir düzenleme getirmediği, Kanun'un ilgili hükmünün, Anayasa Mahkemesinin gerekçesine uygun olarak düzenlendiği,
6\. maddesinin 3. fıkrası yönünden; bu hükmün, 657 sayılı Kanun'a aykırı olduğundan bahsedilemeyeceği, zira Yönetmelik'in dayanağının 657 sayılı Kanun değil, 5258 sayılı Kanun olduğu, yetkilerin aynı kişide toplanması hususunda bir önceki Yönetmelik'e göre herhangi bir farklılık bulunmadığı, bir önceki Yönetmelik'te sözleşmeyi imzalama ve feshetme yetkisinin aynı kişi olan valide toplandığı, dava konusu Yönetmelik'te ise bahsi geçen yetkilerin, il sağlık müdüründe olduğu, il sağlık müdürlerinin, tüm sağlık kurum ve kuruluşlarının işleyişi ile personel planlamasından ve hareketinden birinci derecede sorumlu olduğu,
7\. maddesinin 1. fıkrasının ikinci ve devamı cümleleri ile 2. ve 3. fıkraları yönünden; iptali istenilen hükümlerin, aile hekimlerine ve aile sağlığı çalışanlarına sözleşmelerinin yenilenmesi hususunda hukuki güvence sağladığı, bugün itibarıyla bir aile hekimi ya da aile sağlığı çalışanının sözleşmesinin yenilenmesinin esas olduğu, yenilenmemesi durumunun ise gerekçelendirilmesi gerektiği, hükmün mevzuata eklenmesi ile davacının iddiasının aksine keyfi uygulamalar, belirsizlikler ve sözleşme süresi sonunda aile hekimliği uygulamasına devam edip etmeyeceklerine ilişkin aile hekimlerinin ve aile sağlığı çalışanlarının çekincelerinin sona erdirildiği,
10\. maddesi yönünden; Yönetmelik'in, dava konusu hükmün değişiklik öncesi hali ile de sözleşme feshine ilişkin düzenlemeler ihtiva ettiği, dava konusu hüküm ile önemli bir değişiklik getirilmediği, il sağlık müdürünün, bakanlık adına işlem yapmaya yetkili en üst amir konumunda olduğu ve bu yetkisini valilik tüzel kişiliği nezdinde kullandığı, il sağlık müdürünün aile hekimliği sözleşmelerini imzalamasının ve feshetmesinin idari teşkilata aykırı olmadığı,
11\. maddesi yönünden; ihtar puanları ve buna ilişkin süreçlerin düzenlendiği önceki Yönetmelik hükümlerinin yargı denetiminden geçtiği ve hukuka uygun olduklarına karar verildiği,
İl sağlık müdürünün, il nezdinde bakanlık adına işlem yapmaya yetkili en üst amir konumunda olduğu ve bu yetkisini valilik tüzel kişiliği nezdinde kullandığı, il sağlık müdürünün aile hekimliği sözleşmelerini imzalaması ve feshetmesinin idari teşkilata aykırı olmadığı gibi hizmet gerekleri, bürokrasinin azaltılması gibi nedenlerle de hukuka aykırılığın bulunmadığı, aynı şekilde aile hekimliği uygulamasını bilen halk sağlığı başkanınca ihtar puanı verilmesinde de usule ve hukuka aykırılık bulunmadığı,
13\. maddesinin 5. fıkrası yönünden; 5258 sayılı Kanun'da izinlerle ilgili düzenleme bulunmakla birlikte izinlerin doğrudan müdürlük tarafından verileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, Yönetmelik ile iznin esasına etki etmeyen dava konusu düzenlemenin getirildiği,
Aile hekimliği çalışanlarının izinlerine ilişkin temel esasların hem 5258 sayılı Kanun'da hem de dava konusu Yönetmelik'in 13. maddesinde detaylı olarak düzenlendiği, dava konusu hüküm ile davalı idarenin, aile hekimliği çalışanlarıyla ilgili Kanun'a aykırı veya Kanun'da yer alamayan yahut Yönetmelik hükümlerine aykırı veya Yönetmelik'te yer almayan bir izin düzenlemesi yapmasının söz konusu olmadığı,
Dava konusu düzenleme ile var olmayan bir iznin bakanlık tarafından aile hekimliği çalışanlarına kullandırılması söz konusu olmayacağı gibi var olan bir iznin Bakanlık tarafından alt düzenleme yoluyla kullanımının sınırlandırılmasının da söz konusu olmadığı, alt düzenlemede sadece iznin prosedürlerine yönelik, esaslı olmayan düzenlemeler yapılabileceği,
Davacı, Yönetmelik'in ilgili hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğunu iddia etmekte ise de halihazırda aile hekimliği çalışanlarının izinlerinin, Anayasa Mahkemesinin ilgili kararına istinaden düzenlendiği, dolayısıyla herhangi bir Anayasa'ya aykırılıktan söz edilmesinin mümkün olmadığı,
14\. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesi yönünden; 5258 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 1. cümlesinde, ''Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları, mevzuat ve sözleşme hükümlerine uygunluk ile diğer konularda Bakanlık, ilgili mülki idare ve sağlık idaresinin denetimine tâbidir.'' hükmüne yer verilmiş olup, dava konusu düzenleme ile Kanun'un bu hükmünün sadece açıklamasının yapıldığı ve yeni bir hüküm getirilmediği,
İdarenin denetime tabi olmayan bir faaliyetinden bahsedilmesi mümkün olmadığı gibi böyle bir talebin karşılanmasının da kamu hizmetinin gereklerine aykırı olacağı, ilgili denetimlerin, bakanlık teşkilatındaki sağlık personeli tarafından yerine getirildiği,
16\. maddesinin 4. fıkrası yönünden; dava konusu hükmün, bir aile hekiminin veya aile sağlığı çalışanının izinli veya raporlu olması gibi görevi başında bulunamadığı durumlarda aynı aile sağlığı merkezinden biri ile anlaşmasını, bunun mümkün olmaması durumunda ise aynı aile sağlığı merkezi içerisinden ya da bakanlığa bağlı başka birimlerden (TSM, ilçe sağlık müdürlüğü, hastane vb.) bu süreyle o birime bakmasını düzenlemekte olduğu, bu birimin kayıtlı kişilerine sağlık hizmeti sunulmamasının düşünülemeyeceği,
18\. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendi yönünden; 5258 sayılı Kanun'un 3/7. maddesine göre, aile hekimliği çalışanlarının ücretlerinin tespitinde kayıtlı kişiler ile bu kişilerin risk grupları ve belirlenen standartlar çerçevesinde hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranlarının esas alınmasının kanuni bir zorunluluk olduğu,
Yönetmelik hükümleri incelendiğinde 18. maddede, kayıtlı kişilerin sayı olarak miktarı esas alınarak bir ücret kriteri oluşturulduğu, yine bu kayıtlı kişilerin risk durumları yani bebek, gebe, yaşlı olması gibi unsurların ikinci ücret kriterini oluşturduğu ve son olarak kayıtlı kişilerin hastalıklarının taranması, takibi ve kontrolünün gerçekleştirilme oranları ücretin ödenmesinde üçüncü kriter olarak yer alarak bunların toplamının, aile hekimliği çalışanlarının ücret modelini otuşturduğu, yani bir aile hekiminin, sunmuş olduğu sağlık hizmetinin karşılığı olarak üç kriter etkileşimi sonucunda oluşan ücret gelirini aylık olarak elde ettiği,
Kronik hastalıklarla ilgili sağlık sistemi üzerindeki hastalık yükü azaltılarak, en nihayetinde Devletin, kişilerin sağlık hakkını koruması ve iyileştirilmesine ilişkin yükümlülüğünü yerine getirilmesinin amaçlandığı,
Diğer taraftan, 25/01/2013 günlü, 28539 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği'nin ''Aile hekiminin görev, yetki ve sorumlulukları'' başlıklı 4/3-f. maddesinde, "Kayıtlı kişilerin yaş, cinsiyet ve hastalık gruplarına yönelik izlem ve taramaları (kanser, kronik hastalıklar, gebe, lohusa, yenidoğan, bebek, çocuk sağlığı, adölesan (ergen), erişkin, yaşlı sağlığı ve benzeri) yapmak." hükmü mevcut olup, 2013 yılında Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği'yle kronik hastalıkların taranması ve takibinin, aile hekimine görev olarak verildiği, o tarihten bu zamana herhangi bir düzenlemeye ve orana ihtiyaç olmaksızın ve tam olarak aile hekiminin bu hastalıkları tarıyor ve izlemini yapıyor olması gerektiği, oysaki zaten halihazırda aile hekiminin görevinde olan ve tam olarak yapılması gereken bir görev için dava konusu düzenlemeyle ayrıca ücretlendirme getirilmek suretiyle aile hekimlerinin lehine bir düzenleme yapıldığı,
5258 sayılı Kanun ile Yönetmelik'e bırakılması öngörülen ücrete ilişkin tüm hususların Yönetmelik'le düzenlendiği, sadece yapılan işin tıbbi kılavuzlara uygun olarak yapılıp yapılmadığı hususu ile bunlara ilişkin idari prosedürlerin, Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Bakanlıkça çıkarılacak olan ve yargı denetimine de tabi bulunan yönergeyle düzenlemesinin öngörüldüğü,
18\. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendi yönünden; dava konusu hüküm önceki Yönetmelik'te de aynı şekilde yer almakta olup, yeni bir düzenleme yapılmadığı,
Dava konusu düzenleme aile hekimlerinin mevcut gelirlerini garanti altına almakta olup, bu düzenleme ile deprem ve sel felaketi nedeniyle aile hekiminin bu alanlarda çalışması durumunda ve aile hekimliği hizmetini yerine getirmese dahi ücretinin aynı şekilde korunacağının öngörüldüğü, aksi takdirde ilgilinin aile hekimliği hizmetini yerine getirmediği ve başka alanlarda çalıştığı iddia edilerek aile hekimliği ödemesinin yapılmaması durumunun ortaya çıkabileceği,
Davacının iddiasının aksine bu hükümde herhangi bir fazla çalışmadan bahsedilmediği ve aile hekimine normal mesaisinin dışında fazla çalışma saati ile çalışmasına ilişkin bir zorunluluk getirilmediği, sadece aynı çalışma saatlerinde olmak kaydıyla olağanüstü durumlarda aynı yerde/başka yerde verilen hizmetlerde ücretinden herhangi bir kayıp olmayacağını düzenlemek adına yürürlüğe konulan bir hüküm olduğu, kaldı ki hem aile hekimliği mevzuatında hem de 657 sayılı Kanun'un Ek 33. maddesinde aile hekimliği çalışanlarının mesai dışı çalışma/nöbet tutması halinde ayrıca kendilerine ücret ödeneceği hüküm altına alınmış olup, aile hekiminin olağanüstü durumlarda fazla çalışması halinde kendisine ilgili mevzuat çerçevesinde ödeme yapılacağı,
18\. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1, 2 ve 3. alt bentleri yönünden; dava konusu 18/2-c 1. alt bendine ilişkin olarak; 5258 sayılı Kanun'un 8/1. maddesinde, aile sağlığı merkezlerinin fiziki ve teknik özelliklerinin bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile düzenleneceğinin öngörüldüğü, bu kapsamda Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği'nin çıkarıldığı ve aile sağlığı merkezinin fiziki ve teknik özelliklerinin belirlendiği, ancak Yönetmelik sık değişebildiğinden ve ilgili maddeler yer değiştirebildiğinden yalnızca madde atıflarının kaldırıldığı, Kanun gereği fiziki ve teknik kriterlerin Yönetmelik ile belirlendiği, dolayısıyla ucu açık bir düzenlemenin söz konusu olmadığı,
Diğer taraftan, aile sağlığı merkezi gider ödemesinin, davacının iddiasının aksine kamu çalışanının bir ücret hakkı niteliğinde olmadığı, bugüne kadar aile sağlığı merkezi gider ödemesinin aile hekimlerine yapıldığı ve ne kadarının aile sağlığı merkezine harcandığı konusunda bir sorgulama yapılmadığı ve aile hekiminin bu harcamaların tamamının aile sağlığı merkezine yaptığının varsayıldığı, ancak davacı tarafından bu ödemenin kamu çalışanının bir ücret ödemesi gibi değerlendirildiğinin anlaşıldığı, bu durumun kabulünün mümkün olmadığı, sözleşmeli aile hekiminin olduğu birimde aile sağlığı merkezi gider ödemesinin, herhangi bir belge talep edilmeksizin sözleşmeli aile hekimine yapıldığı, sözleşmeli aile hekiminin bulunmadığı boş birimlerin yönetimi il sağlık müdürlüğüne bırakıldığından halefiyet prensibi gereği bu birimlerin aile sağlığı merkezi gider ödeneğinin, il sağlık müdürlüğünün döner sermayesine yapıldığı, il sağlık müdürlüğünce işletilen bu birimin masraflarına o ay için isabet eden kısmın, aile sağlığı merkezinde tutulması zorunlu yönetim karar defterine yazılması, diğer aile hekimlerine imzalanması ve bu yapılan masrafların fatura ve harcama belgelerinin ibrazı üzerine müdürlüğün döner sermaye hesabından aile sağlığı merkezindeki sözleşmeli aile hekimlerinin (yani masrafı yapan aile hekimlerinin) hesabına yapıldığı, bunun, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Merkezi Yönetim Harcama Belgeleri Yönetmeliği ve ilgili mevzuat çerçevesinde ancak fatura veya fatura yerine geçecek belgeler ile ödenebildiği, dolayısıyla bu belgeler olmadan ödeme yapılmasının hukuken mümkün olmadığı, ayrıca her ne kadar davacı faturalandırılmayan veya belgelendirilemeyen giderlerden bahsetmekte ise ticaret ve vergi mevzuatı dikkate alındığında böyle bir gider kaleminin olamayacağının aşikar olduğu,
Dava konusu 18/2-c 2. ve 3. alt bendine ilişkin olarak; aile sağlığı merkezi gider ödemesi, adından da anlaşılacağı üzere aile sağlığı merkezlerinin oluşturulması ve standartların sürdürülmesi için aile hekimlerine yapılan bir ödeme olup, bu ödemenin temel ücret olmadığı, bu ödemenin, aile sağlığı merkezlerinin kira, elektrik, su, iletişim, kırtasiye vb. harcamaları için yapıldığı,
Sağlık Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı arasında yapılan protokol gereği cezaevi aile sağlığı merkezlerinin fiziki mekanlarının temini, tefrişatı, elektrik, su vb. giderleri ceza infaz kurumu müdürlükleri tarafından karşılanmakta olup, cezaevi aile hekimliği birimlerinde çalışan aile hekimlerinin bu manada bir cari harcama kaleminin oluşmadığı, Yönetmelik'le birlikte kırtasiye vb. harcamalar için cari gider ödeneğinin %20'sinin aile hekimlerine ödenmeye devam ettiği, Yönetmelik ile kamu yararı ve kaynakların etkin kullanımı ilkeleri gereği yapılmayan harcamalar için kişilere ödeme yapılmaması düzenlenmiş olup, ceza infaz kurumu bünyesinde bulunan aile sağlığı merkezlerinde çalışan aile hekimlerinin bu açıdan bir hak kaybının söz konusu olmadığı, dava konusu hüküm bu harcamaların ceza infaz kurumları tarafından yapılması halinde ödeneğin %80'inin aile hekimine ödenmeyeceği düzenlemekte olup, yapılmayan bir harcamanın karşılığında da herhangi bir gider ödemesinin yapılmamasının olağan bir durum olduğu, kaldı ki çezaevi biriminde görev yapan bir aile hekiminin, cezaevi aile hekimliği birimine ilişkin esaslı yükümlülük yüklenmemesine rağmen gider ödeneğinin %20'sinin yine kendisine ödendiği,
22\. maddesinin 3. fıkrası yönünden; hem Anayasa'nın lafzında hem de Anayasa Mahkemesinin kararlarında eşitlik ilkesinin, mutlak anlamda bir eşitlik olmadığının, aynı durum ve aynı statüdeki kişiler arasında eşitlik olabileceğinin öngörüldüğü, aile sağlığı çalışanına %25 yerine %50 üzerinden görevlendirme ile ücret ödendiğinde diğer sağlık kuruşlarında çalışan ebe, hemşire, sağlık memuru ve acil tıp teknisyenine ödenen ücret arasında ciddi dengesizlik ve eşitsizlik söz konusu olduğu, aile hekimi ile aile sağlığı çalışanı, farklı alanlarda farklı meslek grupları olduğundan, oranların aynı olmasının beklenemeyeceği,
Dava konusu hüküm, önceki Yönetmelik'te de aynı şekilde mevcut olup, bu hükmün, yargı denetiminden geçerek hukuka uygun olduğunun ortaya konulduğu,
Ek-1 ve Ek-2'de yer alan "Aile Hekimliği Hizmet Sözleşmesi" ve "Aile Sağlığı Çalışanı Hizmet Sözleşmesi"nin 8. maddeleri yönünden; aile hekimliği çalışanlarının, Anayasa'nın ilgili hükmüne göre diğer kamu görevlisi olduğu ve bu kişilerin üçüncü kişilere vereceği zararlardan Devletin sorumlu olduğu konusunda bir duraksama bulunmadığı,
Aile sağlığı merkezlerinin, 5258 sayılı Kanun ve bu Kanun'a istinaden yayımlanan Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği'nde gerekli düzenlemeleri yapılan birinci basamak sağlık hizmetlerini yürütmek üzere teşekkül ettiği, bakanlık ile sözleşme yaparak hizmet veren iş yerleri olduğu, yine aynı Kanun'un 3. maddesinde ''Aile hekimleri ferden veya müştereken personel çalıştırabilir ve işveren olabilir'' hükmünün yer aldığının görüldüğü, bu hükme uygun olarak aile hekimlerinin, dava konusu Yönetmelik'in 18. maddenin ikinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan temizlik, güvenlik, sekretarya hizmetleri için personel çalıştırabileceğinin öngörüldüğü, yardımcı sağlık personeli ve temizlik personeli çalıştırılması konusunda aile hekimlerinin bir zorunluluğu bulunmayıp tamamen kendi kararları doğrultusunda işveren oldukları, işvereni oldukları kişilerle sözleşme imzalama, sözleşmeyi feshetme, emir ve talimat verme, yönlendirme, denetleme hususlarının tamamen aile hekimlerine ait olduğu, bu personel ile bakanlığın doğrudan herhangi bir bağı olmayıp, bu personelin üçüncü kişilere karşı vereceği zararlardan aile hekimlerinin sorumlu tutulmasının, hukukun genel prensibi gereği olduğu,
Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli"nin 9, 10 ve 39. satırları yönünden; sağlık hizmeti sunumunu etkileyen unsurların yakından takip edilip, yapılıp yapılmama durumuna göre konunun konumlandırılmasının gerektiği, bu bakımdan ihtar puanı cetvelinin, sağlık hizmetinin gerekleri ve fiilin etkileri açısından kendi içinde dengeli ve tutarlı olduğu, ihtar puanları, failin kasıtlı ve kusurlu olup olmaması, fiilin çok sık işlenen bir fiil olup olmaması, filin ağırlığının sağlık sistemine etkisi gibi hususlar dikkate alınarak düzenlenmiş olup, önceki yönetmelikten çok da esaslı bir değişiklik bulunmadığı savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 3. fıkrasının, 7. maddesinin 1. fıkrasının ikinci ve devamı cümleleri ile 2. ve 3. fıkralarının, 10. maddesinin, 11. maddesinin, 22. maddesinin 3. fıkrasının, Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli"nin 9, 10 ve 39. satırlarının iptali istemine ilişkin olarak karar verilmesine yer olmadığına; 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin, 13. maddesinin 5. fıkrasının, 14. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinin, 16. maddesinin 4. fıkrasının, 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinin, 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendinin, 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1, 2 ve 3. alt bentlerinin, Ek-1 ve Ek-2'de yer alan "Aile Hekimliği Hizmet Sözleşmesi" ve "Aile Sağlığı Çalışanı Hizmet Sözleşmesi"nin 8. maddelerinin iptali istemi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava, davacı Dernek tarafından, 30/06/2021 tarihli, 31527 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin; 6. maddesinin 3. fıkrasının; 7. maddesinin 1. fıkrasının 2. ve devamı cümleleri ile 2. ve 3. fıkralarının; 10. ve 11. maddelerinin; 13. maddesinin 5. fıkrasının; 14. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinin; 16. maddesinin 4. fıkrasının; 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinin; 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendinin; 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1, 2 ve 3. alt bentlerinin; 22. maddesinin 3. fıkrasının; Yönetmelik'e ekli Ek-1 ve Ek-2 de yer alan "Aile Hekimliği Hizmet Sözleşmesi" ve "Aile Sağlığı Çalışanı Hizmet Sözleşmesi"nin 8. maddelerinin; Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli"nin 9, 10 ve 39. Satırlarının iptali iptali istenilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 124. maddesinde; Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkartabileceği hükme bağlanmıştır.
Bir hiyerarşik normlar sistemi olan hukuk düzeninde, alt düzeydeki normların, yürürlüklerini üst düzeydeki normlardan aldığı kuşkusuzdur. Normlar hiyerarşisinin en üstünde evrensel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunmakta ve daha sonra gelen kanunlar yürürlüğünü Anayasa'dan, yönetmelikler ise yürürlüğünü kanunlardan almaktadır. Dolayısıyla; bir normun, kendisinden daha üst konumda bulunan ve dayanağını oluşturan bir norma aykırı veya bunu değiştirici nitelikte bir hüküm getirmesi mümkün bulunmamaktadır.
Aile hekimliği hizmetlerinin yürütülmesini teminen görevlendirilecek veya çalıştırılacak sağlık personelinin statüsü ve mali hakları ile hizmetin esaslarını düzenleyen 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun "Personelin statüsü ve malî haklar" başlıklı 3. maddesinde; "Sağlık Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanı olarak çalıştırılacak sağlık personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakatı üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği uygulamaları için görevlendirmeye veya aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlarla sözleşme yapmaya yetkilidir.
Aile sağlığı çalışanları, aile hekimi tarafından belirlenen ve Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen, kurumlarınca da muvafakatı verilen Bakanlık veya diğer kamu kurum ve kuruluşları personeli arasından seçilir ve bunlar sözleşmeli olarak çalıştırılır. Bu suretle eleman temin edilememesi halinde, Sağlık Bakanlığı, personelini bu hizmetler için görevlendirebilir. İhtiyaç duyulması halinde, Türkiye'de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanları; Sağlık Bakanlığının önerisi, Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları altmış beş yaşına kadar çalıştırılabilir.
Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanları kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar ve bunların kadroları ile ilişkileri devam eder. Bu personelin, sözleşmeli statüde geçen süreleri kazanılmış hak derece ve kademelerinde veya kıdemlerinde değerlendirilerek her yıl işlem yapılır ve bunlar talepleri halinde eski görevlerine atanırlar. Sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta iken aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı statüsüne geçenlerden önceki sözleşmeli personel statüsüne dönmek isteyenler, eski kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle atanırlar ve bu madde kapsamındaki çalışmaları hizmet sürelerinde dikkate alınır.
Kadroya bağlı olarak veya sözleşmeli personel pozisyonlarında görev yapan personelden Sağlık Bakanlığınca aile hekimi veya aile sağlığı çalışanı olarak görevlendirilenlere, 209 sayılı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kuruluşları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun uyarınca ek ödeme yapılmaz. Bunlara, aylıklarına ve ücretlerine ilaveten, çalıştıkları günler dikkate alınarak aşağıdaki fıkrada belirlenen miktarların yarısını aşmamak üzere tespit edilecek tutarda ödeme yapılır.
Sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için (6) katını, aile sağlığı çalışanı için (1,5) katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan ay sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içerisinde ödenir. Aile hekimlerine ve aile sağlığı çalışanlarına ihtiyaç hâlinde, 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesinde belirtilen yerlerde haftalık çalışma süresi ve mesai saatleri dışında nöbet görevi verilir. Bunlara entegre sağlık hizmeti sunulan merkezlerde artırımlı ücretten yararlananlar hariç olmak üzere, 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesi çerçevesinde nöbet ücreti ödenir.
Sözleşmeli olarak çalışmaya başlayanların, daha önce bağlı oldukları sosyal güvenlik kuruluşlarıyla ilişkileri aynı şekilde devam ettirilir. Ancak, her türlü prim, kesenek ve kurum karşılıkları bu fıkrada belirtilen ücretlerden kesilerek ilgili sosyal güvenlik kuruluşuna aktarılır. Bunlar önceki durumları çerçevesinde tedavi yardımlarından yararlanmaya devam ederler.
Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının durumları ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup olmadıkları da dikkate alınmak suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde; çalıştığı bölgenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, aile sağlığı merkezi giderleri, kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri ile aile hekimi tarafından karşılanmayan gider unsurları, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterler esas alınır. Sağlık Bakanlığınca belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulaması halinde bu ödeme tutarından brüt ücretin % 20'sine kadar indirim yapılır. Sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi ücreti, aile sağlığı merkezi giderleri ve gezici sağlık hizmetleri ödemelerinden Damga Vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. Aile hekimlerince talep edilen tetkik ve sarf malzemelerinin giderleri halk sağlığı müdürlükleri tarafından hak sahiplerine ayrıca ödenir.
Aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumların; her bir araştırma görevlisi/asistan başına azamî kayıtlı kişi sayısı 4000 kişiyi aşmamak ve her kayıtlı kişi başına (görev yapacak araştırma görevlisi/asistan sayısı da esas alınmak suretiyle) aylık beş Türk Lirasından fazla olmamak üzere belirlenecek tutar, çalışılan aya ait sonuçların ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içinde ilgili döner sermaye mevzuatı hükümlerine tabi tutulmaksızın döner sermaye işletmelerinde bu amaçla açılacak olan hesaba yatırılır. Bu tutarı üç katına kadar artırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Kayıtlı kişi başına belirlenen tutar, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin artışı oranında artırılabilir. Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulanması hâlinde ödeme tutarının % 20’sine kadar indirim yapılır.
Bu şekilde kurumlarca oluşturulacak aile sağlığı merkezlerinin bu Kanun kapsamında oluşacak tüm giderleri sekizinci fıkrada belirtilen hesaplardan ödenir. Kurumlarınca aile hekimliği hizmetlerinde çalıştırılan öğretim üyesi, eğitim görevlisi, araştırma görevlisi ve asistanlara; kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterlere göre yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. İlgililere yapılacak toplam ödeme, kadrolarına bağlı olarak yapılan ödemeler de dâhil olmak üzere beşinci fıkrada yer alan sınırları aşamaz. Sekizinci fıkra kapsamında oluşturulan aile sağlığı merkezlerinde görev yapan aile sağlığı çalışanlarına 209 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ve 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 58 inci maddesi hükümleri çerçevesinde belirlenen azamî ek ödeme tutarını geçmemek üzere yukarıda belirtilen kriterler çerçevesinde yapılacak ödeme, anılan fıkra uyarınca açılmış bulunan hesaplardan ödenir. Bu fıkra kapsamında yapılacak ödemenin net tutarı, 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi uyarınca kadro ve görev unvanı veya pozisyon unvanı itibarıyla belirlenmiş olan ek ödemenin net tutarından az olamaz. Bu ödemeden yararlanan personele, ayrıca 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi, 209 sayılı Kanunun 5 inci ve ek 3 üncü maddeleri ile 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesi ((e) fıkrasının ikinci paragrafı hariç) uyarınca herhangi bir şekilde ek ödeme yapılmaz.
Aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren vakıf üniversiteleri ile Sağlık Bakanlığı arasında bu maddenin birinci fıkrası kapsamında kurumsal sözleşme yapılabilir ve sekizinci fıkradaki usul ve esaslara göre üniversite hesabına ödeme yapılır.
Aile hekimleri ferden veya müştereken personel çalıştırabilir ve işveren olabilir.
Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının yıllık izinleri, yıl içinde çalışılan süre ile orantılı olmak ve ait olduğu sözleşme döneminde kullanılmak üzere otuz gündür. Ayrıca beş gün kongre ve seminer izni ile yıllık izin bitiminden sonra mazeretleri nedeniyle beş gün idari izin verilebilir. Evlenme, ölüm, doğum ve emzirme hâllerinde, 657 sayılı Kanunun 4/B maddesi kapsamındaki sözleşmeli personele ilişkin izin süreleri uygulanır. Hastalık durumunda, bir malî yılda en çok on günlük dönemler halinde toplam kırk güne kadar hekimin uygun görmesiyle hastalık izni verilebilir. Bir defada on günü aşan hastalık izni ancak sağlık kurulu raporu ile verilebilir. Sözleşmeli aile hekimi iken aile hekimliği uzmanlık eğitimi almakta olanlar, bu eğitimleri kapsamındaki hastane rotasyonu süresince izinli sayılır." hükmü; "Yönetmelikler" başlıklı 8. maddesinde de; "Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının çalışma usul ve esasları; çalışılan yer, kurum ve statülerine göre öncelik sıralaması; aile hekimliği uygulamasına geçişe ve nakillere ilişkin puanlama sistemi ve sayıları; aile sağlığı merkezi olarak kullanılacak yerlerde aranacak fizikî ve teknik şartlar; meslek ilkeleri; iş tanımları; performans ve hizmet kalite standartları; hasta sevk evrakı, reçete, rapor ve diğer kullanılacak belgelerin şekli ve içeriği, kayıtların tutulması ile çalışma ve denetime ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarıyla yapılacak sözleşmede yer alacak hususlar ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler, Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." hükmü yer almaktadır.
Danıştay 2. Dairesinin E:2021/17470 esasına kayıtlı dosyasında, 5258 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "sözleşmenin feshini gerektiren nedenler" ibaresinin Anayasa'nın 7, 38 ve 128. maddelerine aykırılık teşkil ettiği iddiasıyla itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmuş; Anayasa Mahkemesince verilen 21/06/2022 günlü, E:2022/43, K:2022/81 sayılı kararla; Anayasa’nın 70. maddesinin birinci fıkrasında “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.” denilmek suretiyle kamu hizmetlerine girme hakkının güvence altına alındığı, anılan hakkın sadece kamu hizmetlerine girmeyi değil kamu hizmetlerinde bulunmayı/kalmayı da güvence altına aldığı, bu itibarla Türk vatandaşı olan sağlık çalışanının sözleşmesinin feshedilmesi suretiyle kamu hizmetinden çıkarılması sonucunu doğuran kuralın, kamu hizmetlerine girme hakkına yönelik bir sınırlama getirdiği, Anayasa’nın 49. maddesinin birinci fıkrasında “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.” denilmek suretiyle herkesin çalışma hakkına sahip olduğunun hüküm altına alındığı, 5258 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca Türk vatandaşı olmayan kişilerin de anılan Kanun kapsamında sağlık çalışanı olarak görevlendirilebilmesinin mümkün olduğu gözetildiğinde, sözleşmenin feshini gerektiren nedenlerin yönetmelikle düzenlenmesini öngören kuralın Türk vatandaşı olmayan sağlık çalışanlarının da çalışma hakkını sınırladığı, Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma rejimini düzenleyen 13. maddesi ile yabancıların durumunun düzenlendiği 16. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanacağının hüküm altına alındığı, buna göre temel hak ve özgürlükleri sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olmasının yeterli olmadığı, yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerektiği, esasen temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olmasının Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereği olduğu; hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerektiği, kanunda bulunması gereken bu niteliklerin hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunlu olduğu, bu ilkenin hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığı; kanuniliğin, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanması gerektiği, itiraz konusu kuralın, aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının sözleşmelerinin feshini gerektiren nedenlerin Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceğini hüküm altına aldığı, kuralın, yaptırım konusu eylemleri belirlememek suretiyle ilgililerin hangi somut fiil ve olguya dayanılarak sözleşmelerinin feshedileceğini belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanımadığı, sağlık çalışanlarının kamu hizmetlerine girme ve çalışma haklarını sınırlayan sözleşmenin feshini gerektiren nedenlere ilişkin genel ilkeler ortaya konulup kanuni çerçevenin çizilmediği; konunun bütün ayrıntılarıyla düzenlenmesinin yönetmeliğe bırakılması suretiyle yürütmeye sınırsız, belirsiz, geniş bir düzenleme yetkisinin tanındığı; bu itibarla kamu hizmetlerine girme ve çalışma hakkına sınırlama getiren kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olmadığı ve kanunilik şartını taşımadığı; Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denildiği, yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin devredilememesinin, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereği olduğu, yasama yetkisinin devredilemezliğinin, kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına geldiği, Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklananın, kanun yapma yetkisinin devredilmesi olduğu, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olmasının gerektiği, Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmenin türevsel nitelikteki işlemlerine bırakmasının, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamayacağı, kuralda Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü ve temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin olan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının sözleşmelerinin feshini gerektiren nedenlere ilişkin olarak genel ilkeler ortaya konulmadan, kanuni çerçeve çizilmeden, sözleşmenin feshini gerektiren durumlar genel hatlarıyla da olsa belirlenmeden, ilgili hususların tamamının düzenlenmesinin yönetmeliğe bırakılması suretiyle yürütmeye sınırsız, belirsiz, geniş bir düzenleme yetkisi tanındığı, bu itibarla kuralın, yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesiyle de bağdaşmadığı; kuralın, Anayasa’nın 7, 13, 49 ve 70. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline, kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Yönetmelik'in 6. maddesinin 3. fıkrasının iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmeliğin "Sözleşmelerin içeriği, süresi ve dönemi" başlıklı 6. maddesinde; "Aile hekimi olarak çalıştırılacaklar ile yapılacak sözleşmeler, bu Yönetmeliğin ekinde yer alan (EK-1 AİLE HEKİMİ SÖZLEŞME ÖRNEĞİ)’ne uygun şekil ve içerikte düzenlenir.
(2) Aile sağlığı çalışanı olarak çalıştırılacaklar ile yapılacak sözleşmeler, bu Yönetmeliğin ekinde yer alan (EK-2 AİLE SAĞLIĞI ÇALIŞANI SÖZLEŞME ÖRNEĞİ)’ne uygun şekil ve içerikte düzenlenir.
(3) Sözleşmeleri, Bakanlık adına imzalamaya ve sona erdirmeye il sağlık müdürü yetkilidir.
(4) Sözleşmenin süresi ve dönemi iki mali yıldır.
(5) Sözleşme dönemi bitmeden başka bir aile hekimliği birimine yerleşen aile hekimi ile yeni sözleşme imzalanmaz. Yeni birimdeki görev, mevcut sözleşme doğrultusunda yürütülür.
(6) Sözleşme düzenlenmesinin gerektirdiği her türlü giderler Bakanlıkça karşılanır." hükmüne yer verilmiştir.
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 3. maddesinde illerin idaresinin yetki genişliği esasına dayandığı; 4. maddesinde il genel idaresinin başının vali olduğu, bakanlıkların kuruluş mevzuatına göre illerde lüzumu kadar teşkilat bulunacağı, bu teşkilatın her birinin başında bulunanların il idare şube başkanları olduğu; 9. maddesinde, valinin ilde cumhurbaşkanının temsilcisi ve idari yürütme vasıtası olduğu, valilerin bu sıfatla ilin genel idaresinden Cumhurbaşkanına karşı sorumlu oldukları, Bakanlıklar ve tüzel kişiliği haiz genel müdürlüklerin, il genel idare teşkilatına ait bütün işleri doğrudan doğruya valiliklere yazacakları, valiliklerin de illere ait işler için ilgili bakanlık veya tüzel kişiliği haiz genel müdürlüklerle doğrudan doğruya muharebede bulunacakları, ancak valilerin hesabata ve teknik hususlara ait işlerde idare şube başkanlarına vali adına imza yetkisi verebilecekleri düzenlenmiştir.
Her idari merciin idare adına irade açıklama yetkisi olmayıp, İdare adına irade açıklayabilecek olan idari mercilerin sayısı belirli ve sınırlıdır. Buna göre merkezi idarede idare adına irade açıklamaya yetkili makamlar; Cumhurbaşkanı ve bakanlar, taşra teşkilatında ise yetki genişliği ilkesi nedeniyle valilerdir. Kaymakamların idare adına irade açıklayarak idari kararlar alabilmeleri ancak kanunlarda açıkça öngörülmesi halinde mümkündür.
Yukarıda ilgili hükümlerine yer verilen İl İdaresi Kanunu’na göre vali, Devlet tüzel kişiliğinin ildeki temsilcisidir. Aynı zamanda bakanlıkların ildeki temsilcisi olan vali, Devlet adına her türlü işlemi yapmaya yetkilidir. 5442 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’na göre ildeki Devlet memurlarından bir kısmını doğrudan atamak, bir kısmının atanması konusunda görüşünü bildirmek ve bir kısmının da görev yerlerini belirlemek ve değiştirmek valinin görev ve yetkileri arasındadır. Kanun’a göre il idaresinin ikinci bölümünü il idare şube başkanları oluşturur. Valinin emri altında olan il idare şube başkanları, kendi görev alanlarına giren işlerin yürütülmesinden valiye karşı sorumludurlar. Anılanların, doğrudan doğruya işlem yapma yetkileri yoktur. Bunlar, kendi görev alanına giren konularda işlem ve kararları hazırlar, valiye önerir ve ancak valinin onayını aldıktan sonra uygulamaya koyabilirler. İl idare şube başkanları ilgili bakanlıklarla olan yazışmalarını vali aracılığıyla yaparlar. İl sağlık müdürü, Sağlık Bakanlığının ildeki teşkilatının başında yer almakta olup, il idare şube başkanı olarak görev yapmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında; illerde merkezi idare adına irade açıklamaya tek yetkili vali olduğundan, dava konusu düzenleyici işlem ile Bakanlık adına sözleşme imzalama ve feshetme yetkisinin il sağlık müdürüne verilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Yönetmelik'in 7. maddesinin 1. fıkrasının ikinci ve devamı cümleleri ile aynı maddenin 2. ve 3. fıkralarının iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmeliğin "Sözleşmelerin yenilenmesi" başlıklı 7. maddesinde; "(1)Sözleşme süresi sonunda, aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı olarak görevine devam etmek isteyenlerin sözleşmesi yenilenir. Ancak bir sözleşme döneminde bu Yönetmeliğin eki (EK-3 AİLE HEKİMLİĞİ UYGULAMASINDA UYGULANACAK İHTAR PUANI CETVELİ)’nde yer alan fiillerden 5 ve daha fazla kez ihtar puanı verilmesi veya toplamda 150 ve üzerinde ihtar puanına ulaşılması halinde müdürlükçe komisyon oluşturularak değerlendirme yapılır. Değerlendirme neticesinde komisyon tarafından; yeniden sözleşme imzalanmasına veya sözleşmenin yenilenmemesine karar verilir. Aile sağlığı çalışanları için verilecek kararlarda aile hekiminin görüşü de alınır. Komisyonun teşekkülü ile çalışma usul ve esasları Bakanlıkça belirlenir.
(2) Bakanlık müfettişlerince yapılacak inceleme ve soruşturma neticesine göre sözleşmenin yenilenmemesi kararı verilebilir.
(3) Birinci ve ikinci fıkralara göre sözleşmesi yenilenmeyenler, bir yıl süreyle aile hekimi veya aile sağlığı çalışanı olmak üzere başvuruda bulunamaz.
(4) 25/6/2019 tarihli ve 7179 sayılı Askeralma Kanununa istinaden bedelli askerlik yapmak üzere pozisyonlarının korunması talebinde bulunarak sözleşmesi feshedilenler, sözleşme fesih tarihinden itibaren en geç otuz gün içerisinde başvurmaları halinde ayrılmadan önce çalıştığı aile hekimliği biriminde sözleşme imzalayarak göreve başlayabilir." hükmü yer almaktadır.
İptali istenen 7. maddenin ilk fıkrasının ikinci ve devamı cümlelerinde Yönetmeliğin ekinde yer alan ihtar puanı cetveline göre beş veya daha fazla ihtar puanı alınması yahut ihtar puanının yüz elli puanı bulması durumunda ilgili aile hekimi/aile sağlığı çalışanı hakkında yeniden sözleşme imzalayıp imzalamama konusunda karar vermek üzere bir komisyon kurulacağı hükme bağlanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin yukarıda gerekçesine yer verilen 21/06/2022 günlü, E:2022/43, K:2022/81 sayılı iptal kararı doğrultusunda, aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının sözleşmelerinin feshine neden olan ihtar puanı uygulamasına ilişkin hükümlerin kanunla düzenlenmesi gerektiği açık olduğundan; ilgiliye verilen ihtar puanlarının beş ve daha üzeri olması veya ihtar puanlarının yüz elli puanı bulması halinde sözleşmesinin yenilenip yenilenmeyeceğine karar verme hususunda Komisyon kurulmasına dair düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir.
7\. maddenin 2. fıkrasına gelince; anılan hükümde, Bakanlık müfettişlerince yapılacak inceleme ve soruşturma neticesine göre sözleşmenin yenilenmemesi kararı verilebileceği hükme bağlanmıştır.
Mahkeme kararları sadece hüküm fıkrasıyla değil gerekçesiyle bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararında; Anayasa'nın 70. maddesinin 1. fıkrasında yer alan her Türk'ün kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğuna dair düzenlemenin sadece kamu hizmetlerine girmeyi değil, kamu hizmetlerinde kalmayı da güvence altına aldığı, itiraza konu kuralın sağlık çalışanının kamu hizmetinden çıkarılması sonucunu doğurduğu ve kamu hizmetlerine girme hakkına yönelik bir sınırlama getirdiği; kuralın, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü ve temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin olan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının sözleşmelerinin feshini gerektiren nedenlere ilişkin olarak genel ilkeler ortaya konulmadan, kanuni çerçeve çizilmeden, sözleşmenin feshini gerektiren durumlar genel hatlarıyla da olsa belirlenmeden, ilgili hususların tamamının düzenlenmesinin yönetmeliğe bırakılması suretiyle yürütmeye sınırsız, belirsiz, geniş bir düzenleme yetkisi tanıdığı, bu itibarla kuralın, yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesiyle de bağdaşmadığı belirtilmiştir. Her ne kadar Anayasa Mahkemesince "sözleşmenin feshini gerektiren nedenler" ibaresinin iptaline karar verilmiş ise de; Mahkeme kararının gerekçesinden Anayasa'nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü ve temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin olan aile hekimleri ile aile sağlığı çalışanlarının kamu hizmetinden çıkması sonucunu doğuran nedenlerin tamamının kanunla düzenlenmesi gerekiği sonucuna varılmaktadır. Bu itibarla; aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının sözleşmelerinin Bakanlık müfettişlerince yapılacak inceleme ve soruşturma neticesine göre yenilenmeyebileceğine ilişkin düzenlemede hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
7\. maddenin 1. ve 2. fıkralarının iptali halinde, bu fıkralara göre sözleşmeleri yenilenmeyenlerin, bir yıl süreyle aile hekimi veya aile sağlığı çalışanı olmak üzere başvuruda bulunamayacaklarına ilişkin anılan maddenin 3. fıkrasında yer alan düzenlemenin de iptaline karar verilmesi gerekmektedir.
Yönetmelik'in 10. maddesinin iptali isteminin incelenmesi:
Yönetmeliğin "Sözleşmenin feshi" başlıklı 10. maddesinde; "(1) Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanının; a) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerinde yer alan şartlar ile bu Yönetmelikte belirtilen şartları taşınmadığının veya bu şartların sonradan kaybedilmiş olduğunun tespit edilmesi, b) 15 inci maddede belirtilen faaliyetlerde bulunulduğunun tespit edilmesi, c) Kurumundan aylıksız veya ücretsiz izinli sayılanlardan, haklarında yüksek disiplin kurullarınca verilen devlet memurluğundan çıkarma cezasına veya sözleşmesinin sona erdirilmesine dair kararın ilgili müdürlüğe bildirilmesi, ç) Çalışanın kadrosu veya pozisyonundan istifa etmesi, d) Mücbir sebepler hariç, özürsüz ve kesintisiz olarak on gün görev başında bulunmadığının tespit edilmesi, e) Sağlık sebebiyle yüz seksen günü aşan süreyle görevini ifa edememesi, f) Eczane veya medikal firmaları, beşeri ilaç firmaları veya özel sağlık kuruluşları gibi mesleği ile ilgili alanlarda faaliyet gösteren gerçek kişiler veya özel hukuk tüzel kişilerinin temsilcileri ile etik dışı haksız çıkar ilişkisinde bulunulduğunun tespit edilmesi, g) Menfaat karşılığında gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlendiğinin tespit edilmesi, ğ) 657 sayılı Kanunun 125 inci maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinde yer alan fiil ve hallerin işlendiğinin tespit edilmesi, h) Gözaltına alınma, tutuklanma, hükümlülük veya 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında uzaklaştırma kararı verilmesi nedeniyle görevi başında bulunamama süresinin sekiz haftayı aşması, ı) Görevi başında bulunduğu halde entegre sağlık hizmetlerinde mazeretli olup olmadığına bakılmaksızın beş nöbet görevini yerine getirmediğinin/getiremediğinin tespit edilmesi, hallerinde bu durum, aile hekimi veya aile sağlığı çalışanına tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren savunma yapmak üzere yedi gün süre verilir. Yapılan savunmalar uygun görülmediği takdirde veya süresi içinde savunma yapılmaması durumunda, aile hekimi ve aile sağlığı çalışanının sözleşmesi, il sağlık müdürü tarafından başkaca herhangi bir ihbar veya ikaza gerek duyulmadan sona erdirilir.
(2) Birinci fıkranın; a) (a), (c), (f), (g) ve (ğ) bentlerine göre sözleşmesi sona erdirilenler, beş yıl süreyle, b) (b), (ç) (d) ve (ı) bentlerine göre sözleşmesi sona erdirilenler, bir yıl süreyle, c) (e) bendine göre sözleşmesi sona erdirilenler, sağlık durumunun görevin sürekli ifasına engel olmadığına dair sağlık kurulu raporu ibraz edilinceye kadar, sözleşmeli aile hekimi veya aile sağlığı çalışanı olmak üzere başvuruda bulunamaz.
(3) Birinci fıkranın (f), (g) ve (ğ) bentlerine münhasır olmak üzere, aile hekimliği hizmetlerinin gerektirdiği hallerde, görevi başında kalmasında sakınca görülen aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları, Sağlık Bakanı, İl Sağlık Müdürü, Bakanlık Müfettişi tarafından, sözleşmeleri askıya alınmak suretiyle iki aya kadar görevden uzaklaştırılabilir. İhtiyaç halinde ve gerekmesi durumunda bu süre bir defaya mahsus olmak üzere iki ay daha uzatılabilir. Bu süre içinde tamamlanacak idari soruşturma neticesinde ilgililerin anılan bentlerde yer alan fiilleri işledikleri sabit görülür ise sözleşmeleri sona erdirilir, aksi halde ilgililer görevlerine iade edilir.
(4) 7179 sayılı Kanuna istinaden bedelli askerlik yapmak üzere ayrılmak isteyen sözleşmeli aile hekimi veya aile sağlığı çalışanının sözleşmesi feshedilir. Pozisyonlarının korunması talebinde bulunarak sözleşmesi feshedilenler hakkında 7 nci maddenin dördüncü fıkrası hükümleri uygulanır.
(5) Aile hekimine kayıtlı kişi sayısının aralıksız üç ay süreyle bin kişinin altına düşmesi halinde bu durum, aile hekimi ve/veya aile sağlığı çalışanına tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren savunma yapmak üzere yedi gün süre verilir. Yapılan savunmalar uygun görülmediği takdirde veya süresi içinde savunma yapılmaması durumunda, aile hekimi ve aile sağlığı çalışanının sözleşmesi, il sağlık müdürü tarafından başkaca herhangi bir ihbar veya ikaza gerek duyulmadan sona erdirilir. Ancak; a) Bakanlıkça bölgede çalışan aile hekimi sayısında değişiklik yapılması nedeniyle ihtiyaç duyulması halinde sözleşme yapılan aile hekimi hakkında, b) Aile hekimine kayıtlı kişi sayısının aralıksız üç ay süreyle bin kişinin altında seyretmesi nedeniyle sözleşmesi sona erdirilen aile hekimi yerine sözleşme yapılan aile hekimi hakkında, birinci cümle hükmü sözleşme tarihini takip eden birinci yılın sonundan itibaren uygulanır.
(6) Bu maddede yer alan fiillerin işlendiğinin sözleşme döneminden sonra öğrenilmesi veya sözleşme döneminde öğrenilse dahi başlatılan soruşturmanın ilgili sözleşme döneminden sonra aile hekimi veya aile sağlığı çalışanının aleyhine sonuçlanması durumunda mevcut sözleşme sona erdirilir.
(7) Bu maddede yer alan fiillerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren en geç iki ay içinde gerekli işlemin başlatılarak, takip eden altı ay içerisinde sonuçlandırılması esastır. Belirtilen fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl içinde sözleşme feshedilmediği takdirde fesih yetkisi zamanaşımına uğrar." hükmü içermektedir.
Yukarıda bahsedildiği üzere bakılmakta olan davada uygulanacak kurallardan olan 5258 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "sözleşmenin feshini gerektiren nedenler" ibaresinin Anayasa'nın 7, 38 ve 128. maddelerine aykırılık teşkil ettiği iddiasıyla itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmuş; Anayasa Mahkemesince verilen 21/06/2022 günlü, E:2022/43, K:2022/81 sayılı kararla; anılan hükmün Anayasa’nın 7, 13, 49. ve 70. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline; kararın, Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
T.C. Anayasası'nın itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurulması durumunu düzenleyen 152. maddesinin birinci fıkrası; "Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır." hükmünü taşımakta; maddenin üçüncü fıkrasında da "Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere 5 ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır." kuralı yer almaktadır. 152. maddenin üçüncü fıkrasında yer alan kural, Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarının, itiraz yoluna başvurulmasını isteyen kişi ya da kişiler tarafından açılan davalarda uygulanması gerektiğini açıkça vurgulamaktadır.
Anayasa Mahkemesince bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde eldeki davaların Anayasa'ya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa'nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi ileriye dönük olarak ertelemiş bulunması, yasama organına aynı konuda iptal kararının gerekçesine uygun olarak yeni bir düzenleme için olanak tanımak ve ortada hukuki bir boşluk yaratmamak amacına yöneliktir. Anayasa Mahkemesinin erteleme kararı, yargı mercilerinin bakmakta oldukları uyuşmazlıklarda hukuka ve Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş kuralları uygulaması ve uyuşmazlıkları bu kurallara göre çözümlemesi sonucunu doğurmaz. Bu nedenle işbu uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesi ile hüküm fıkralarının irdelenerek karar verilmesi gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesinin yukarıda gerekçesine yer verilen 21/06/2022 günlü, E:2022/43, K:2022/81 sayılı iptal kararı doğrultusunda, aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarına yönelik sözleşme feshi uygulamasına dair kuralların öncelikle kanunla düzenlenmesi gerektiği açık olduğundan, 5258 sayılı Kanun'da sözleşme feshi uygulamasına yönelik herhangi bir hüküm bulunmadığı dikkate alındığında, anılan kuralların doğrudan Yönetmelikle düzenlenmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Yönetmelik'in 11. maddesinin iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmeliğin "Sözleşmenin ihtaren sona erdirilmesi" başlıklı 11. maddesinde; "(1) Bu Yönetmeliğin eki (EK-3 AİLE HEKİMLİĞİ UYGULAMASINDA UYGULANACAK İHTAR PUANI CETVELİ)’nde yer alan fiilleri işlediği tespit edilen sözleşmeli aile hekimi ve aile sağlığı çalışanına;
a) Müdürlüğün halk sağlığı hizmetlerinden sorumlu başkanınca,
b) Tespitin Bakanlık tarafından yapılması halinde Bakanlıkça, yazılı ihtar yapılır.
(2) Sözleşmeli aile hekimi veya aile sağlığı çalışanına, ihtarın tebliğinden itibaren savunma yapması için yedi gün süre verilir. Yapılan savunmalar uygun görülmediği takdirde veya süresi içinde savunma yapılmaması durumunda ihtar puanı verilir. Bir sözleşme dönemi içerisinde herhangi bir fiilin ikinci ve devam eden ihlallerinde, ihtar puanı iki kat olarak uygulanır.
(3) İhtar puanının kendisine tebliğ edilen ilgili aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde; a) Müdürlüğün halk sağlığı hizmetlerinden sorumlu başkanının verdiği ihtar puanına karşı, il sağlık müdürüne, b) Bakanlığın verdiği ihtara karşı Bakan Yardımcısına, itirazda bulunabilir. İtiraz mercileri otuz gün içinde itirazı inceleyerek karara bağlar ve karar ilgilisine yazılı olarak bildirilir.
(4) Bakanlıkça yapılan ihtarlar ve sonuçları, işlem yapılmak üzere ilgili müdürlüğe bildirilir.
(5) Bir sözleşme dönemi içinde verilen ihtar puanlarının iki yüz puana ulaşması halinde sözleşme, il sağlık müdürü tarafından sona erdirilir.
(6) Mali yıl başladıktan sonra sözleşme imzalayarak göreve başlayan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanının, sözleşme dönemi sonuna kadar kalan sürenin iki yıllık çalışma süresine oranının, iki yüz puan ile çarpılmasıyla bulunacak puana ulaşması halinde de sözleşme, il sağlık müdürü tarafından ihtaren sona erdirilir. Hesaplamalarda kesirler tama iblağ edilir.
(7) Bu madde hükümleri gereğince sözleşmesi ihtaren sona erdirilen aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı, bir yıl süreyle sözleşmeli aile hekimi veya aile sağlığı çalışanı olmak üzere başvuruda bulunamaz.
(8) Bir sözleşme dönemi içinde ihtar puanlarının iki yüz puana ulaştığının, sözleşme dönemi sona erdikten sonra tespit edilmesi halinde, tespit tarihinde geçerli olan sözleşme sona erdirilir.
(9) İhtarı gerektiren fiilin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren en geç iki ay içinde gerekli işlemin başlatılarak, takip eden altı ay içerisinde sonuçlandırılması esastır. İhtarı gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl içinde ihtar puanı verilmemesi halinde ihtar puanı verme yetkisi zamanaşımına uğrar." hükmü yer almıştır.
Anayasa Mahkemesinin 21/06/2022 günlü, E:2022/43, K:2022/81 sayılı iptal kararı gereğince, sözleşmenin ihtaren sona erdirilmesine ilişkin hükümlerin 5258 sayılı Yasa'da düzenlenmesi gerekirken, burada herhangi bir düzenlemeye yer verilmeyerek, konuya ilişkin hükümlerin doğrudan Yönetmelikle düzenlenmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Yönetmelik'in ekinde (EK-3) yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli'nin 9,10 ve 39. Satırlarının iptali istemi incelendiğinde;
AİLE HEKİMLİĞİ UYGULAMASINDA UYGULANACAK İHTAR PUANI CETVELİ
Sıra
No
İHTAR UYGULANACAK FİİL
İHTAR
PUANI
1
Çalışma saatleri planına uymamak
6
2
Güncel afiş ve duyuruları usulüne uygun şekilde asmamak
5
3
Aile sağlığı merkezi iç ve dış tabelalarının usulüne uygun olmaması
5
4
Mesai saati içinde ilaç firma temsilcilerini aile sağlığı merkezi içinde kabul etmek
5
5
Mesleki beyaz önlük veya forma giymemek
5
6
İzinsiz işe gelmemek (işe gelmediği her gün için)
12
7
Görevleri ile ilgili kayıtları düzenli tutmamak veya müdürlüğe ya da Bakanlığa bildirmemek
10
8
Kayıtlı kişilerin kişisel sağlık kayıtlarını güncellememek veya devretmemek
10
9
Yönetim karar defterini uygun şekilde tutmamak
10
10
Mazeretsiz aile sağlığı merkezi yönetim toplantılarına katılmamak
10
11
Aile sağlığı merkezinin tıbbi donanım eksiğini on gün içinde gidermemek (eksik olan her malzeme için)
10
12
Kalibrasyon gerektiren cihazların kalibrasyonunu yaptırmamak
10
13
Verilen eğitimlere katılmamak ve/veya eğitimler için belirlenmiş devamsızlık sürelerini aşmak
10
14
Yeşil ve/veya kırmızı reçete bulundurmamak
10
15
Yeşil ve kırmızı reçeteye tabi ilaçları usulüne uygun muhafaza altına almamak
10
16
Tüberküloz hastalarının doğrudan gözetim tedavisini yapmamak veya yapılmasını sağlamamak
10
17
Evde sağlık hizmetlerinden görevi olan kısımları yapmamak
10
18
Gezici/yerinde sağlık hizmetlerini aksatmak veya planına uymamak
10
19
Mevzuatla verilen diğer görevleri yapmamak
10
20
Aile sağlığı merkezinin fiziki şartlarını ve teknik donanımlarını on gün içinde uygun hale getirmemek (her bir eksiklik için)
10
21
Performansa tabi olmayan koruyucu hekimlik uygulamalarında verilen görevleri yerine getirmemek
10
22
Performansa tabi aşılardan her birinin aşılama hızlarını mücbir sebepler veya ihbar düzenlenen haller dışında, %90'ın altına düşürmek
20
23
Miadı geçmiş ilaç ve/veya aşı bulundurmak
20
24
Kusurlu olarak kişisel sağlık kayıtlarının güvenliğini sağlamamak
20
25
Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliğine uymamak
20
26
Denetimlerde işbirliği yapmamak ve/veya istenilen verileri ibraz etmemek ve/veya gerçek dışı beyanda bulunmak
20
27
Mevzuatına göre mal bildiriminde bulunmamak
20
28
Performansa tabi gebelik izlem oranlarının mücbir sebepler veya ihbar düzenlenen haller dışında, %90'ın altına düşürmek
20
29
Performansa tabi bebek-çocuk takip oranlarının mücbir sebepler veya ihbar düzenlenen haller dışında, %90'ın altına düşürmek
20
30
Soğuk zincir kurallarına uymamak veya soğuk zincir kırılmasına sebebiyet vermek
20
31
İlgili mevzuat hükümlerince hasta haklarına ve/veya hasta mahremiyetine uymamak
20
32
Mesleki ve etik kurallar bakımından Tıbbi Deontoloji Nizamnamesine uymamak
20
33
İş arkadaşlarına veya hizmet alanlara hakarette bulunmak
20
34
Mesai dışı hizmet ve/veya nöbete mazeretsiz gelmemek
20
35
Kasıtlı olarak kişisel sağlık kayıtlarının güvenliğini sağlamamak
50
36
Göreve sarhoş gelmek, görev yerinde alkollü içki içmek
50
37
Gerçeğe aykırı rapor ve/veya belge düzenlemek
50
38
Kusurlu olarak miadı geçmiş aşı ve/veya ilaç uygulamak
50
39
Kamu görevleri hakkında izinsiz olarak basına, haber ajanslarına, radyo ve televizyon kurumlarına veya sosyal medya araçlarıyla bilgi veya demeç vermek
50
40
Görev yerinde kişilere basit tıbbi müdahale ile giderilebilir fiili eylemde bulunmak veya tehdit etmek
50
Yönetmeliğin ekinde yer alan İhtar Puanı Cetvelinde yer alan fiillerin işlenmesi halinde ilgili aile hekimi yahut aile sağlığı çalışanına fiilin karşısında öngörülen ihtar puanının verileceği Yönetmeliğin 11. maddesinde hükme bağlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen iptal kararı gereğince sözleşmenin feshini gerektiren nedenlere ilişkin kanuni çerçevenin kanunla çizilmesi gerektiğinden, yaptırım konusu eylemlerin ve bunlara yönelik ihtar puanlarının doğrudan Yönetmelikle düzenlenmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Yönetmelik'in 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin; 13. maddesinin 5. fıkrasının; 14. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinin ; 16. maddesinin 4. fıkrasının; 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinin; 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendinin; 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1, 2 ve 3. alt bentlerinin; 22. maddesinin 3. fıkrasının; Yönetmelik'e ekli Ek-1 ve Ek-2 de yer alan "Aile Hekimliği Hizmet Sözleşmesi" ve "Aile Sağlığı Çalışanı Hizmet Sözleşmesi"nin 8. maddelerinin iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmelik'in 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmeliğin "Sözleşme yapılacak aile hekimi ve aile sağlığı çalışanında aranacak genel şartlar" başlıklı 5. maddesinde;(1) Sözleşmeli olarak çalıştırılacak aile hekiminin;
a) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerinde belirtilen şartları taşımaları,
b) 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 17 nci madde hükmü saklı kalmak kaydı ile 65 yaşını doldurmamış olmaları,
c) Türkiye’de mesleğini icra etmeye yetkili, tıpta uzmanlık eğitimi mevzuatına göre aile hekimliği uzmanı veya Bakanlığın öngördüğü eğitimleri alan diğer uzman tabip ve tabip olmaları, gereklidir.
(2) Sözleşmeli olarak çalıştırılacak aile sağlığı çalışanının;
a) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerinde belirtilen şartları taşımaları,
b) 65 yaşını doldurmamış olmaları,
c) Sağlık meslek liseleri veya yüksek öğrenim kurumlarının ebelik, hemşirelik, sağlık memurluğu (toplum sağlığı) veya acil tıp teknisyenliği bölümlerinden mezun olmaları, gereklidir." hükmü yer almıştır.
Aile hekimliği hizmetlerinin yürütülmesini teminen görevlendirilecek veya çalıştırılacak sağlık personelinin statüsü ve mali hakları ile hizmetin esaslarını düzenleyen 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun "Personelin statüsü ve malî haklar" başlıklı 3. maddesinde; "Sağlık Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanı olarak çalıştırılacak sağlık personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakatı üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği uygulamaları için görevlendirmeye veya aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlarla sözleşme yapmaya yetkilidir.
Aile sağlığı çalışanları, aile hekimi tarafından belirlenen ve Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen, kurumlarınca da muvafakatı verilen Bakanlık veya diğer kamu kurum ve kuruluşları personeli arasından seçilir ve bunlar sözleşmeli olarak çalıştırılır. Bu suretle eleman temin edilememesi halinde, Sağlık Bakanlığı, personelini bu hizmetler için görevlendirebilir. İhtiyaç duyulması halinde, Türkiye'de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanları; Sağlık Bakanlığının önerisi, Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları altmış beş yaşına kadar çalıştırılabilir." hükmü yer almıştır.
İptali istenen düzenleme ile, Sağlık hizmetlerinin kaliteli, etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesinin temini amacıyla sözleşmeli olarak görevlendirilecek, Sözleşmeli olarak çalıştırılacak aile hekimleri için belli bir yaş şartının getirilmesi kamu yararına ve hizmet gereklerine, hukuka ve üst hukuk normlarına aykırılık bulunmamaktadır.
Yönetmelik'in 13. maddesinin 5. fıkrasının iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmeliğin " İzinler" başlıklı 13. maddesinde; " (1) Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının yıllık izinleri, bir mali yılda otuz gündür. Mali yıl başladıktan sonra sözleşme imzalayarak göreve başlayan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanına, mali yıl sonuna kadar çalışacakları sürenin bir yıllık çalışma süresine oranının yıllık izin süresi ile çarpılması suretiyle bulunacak süre kadar yıllık izin verilir. Hesaplamada kesirler tama iblağ edilir. Bir sözleşme döneminde birinci mali yılda kullanılmayan yıllık izinler ikinci mali yıla aktarılabilir, ancak bir sözleşme dönemi içerisinde kullanılmayan yıllık izinler sonraki sözleşme dönemine aktarılamaz. Ayrıca beş gün kongre ve seminer izni ile yıllık izin bitiminden sonra mazeretleri nedeniyle beş gün idari izin verilebilir. Evlenme, ölüm, doğum ve emzirme hallerinde, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendi kapsamındaki sözleşmeli personele ilişkin izin süreleri uygulanır. Süt izni kullanan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanının yerine bu süre içerisinde görevlendirme yapılma zorunluluğu yoktur.
(2) Hastalık durumunda, bir mali yılda en çok on günlük dönemler halinde toplam kırk güne kadar hekimin uygun görmesiyle hastalık izni verilebilir. Bir defada on günü aşan hastalık izni ancak sağlık kurulu raporu ile verilebilir.
(3) Sözleşmeli aile hekimi iken aile hekimliği uzmanlık eğitimi almakta olanlar, bu eğitimleri kapsamındaki hastane rotasyonu süresince izinli sayılır.
(4) Aile sağlığı çalışanına izin verilmesi veya görevlendirilmesi öncesinde aile hekimi bilgilendirilir ancak onayı aranmaz.
(5) Aile hekimi ile aile sağlığı çalışanına izin vermeye ve hastalık raporlarını izne çevirmeye müdürlük yetkilidir. Müdürlük bu yetkisini sınırları belirli olmak üzere ilçe sağlık idare amirlerine devredebilir. İzinlere ilişkin diğer hususlar Bakanlıkça belirlenir. " kuralı yer almıştır.
Yönetmeliğin 13. maddesinin 5. fıkrasında, "Aile hekimi ile aile sağlığı çalışanına izin vermeye ve hastalık raporlarını izne çevirmeye müdürlük yetkilidir. Müdürlük bu yetkisini sınırları belirli olmak üzere ilçe sağlık idare amirlerine devredebilir. İzinlere ilişkin diğer hususlar Bakanlıkça belirlenir." kuralı yer almıştır.
5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 3. maddesinde illerin idaresinin yetki genişliği esasına dayandığı belirtilmiştir.
Yetki genişliğinden amaç, merkezden yönetimin sakıncalarını belli ölçüde ortadan kaldırmak ve merkezden yönetim sisteminin işleyişinde olanaklar ölçüsünde sürat sağlamaktır. Merkezden karar almak ve uygulamak gibi kamu gücünden doğan yetkilerin, bir bölge veya hizmetin başında bulunan memura tanınması, yetki genişliği olarak tanımlanır.
Yetki genişliği uygulamasında yetki, merkezi idarenin memurlarına kanunla doğrudan verilebileceği gibi merkezin belirlediği sınırlar çerçevesinde İl yönetim kademelerine de devredilebilir.
Bu itibarla hizmetin etkin bir şekilde yürütülmesi amacıyla sınırları belirli olmak üzere izin verme ve hastalık raporlarını izne çevirme konusunda yetkinin aynı hiyerarşik düzen içerisinde ilçe sağlık idare amirlerine devredilmesine ilişkin düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
Yönetmelik'in 14. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinin iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmeliğin "Denetim" başlıklı 14. maddesinde, (1) Aile sağlığı merkezi, aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları, asgari altı ayda bir, mevzuat ve sözleşme hükümlerine uygunluk ile diğer konularda Bakanlık, ilgili mülki idare amirleri ve yerel sağlık idare amirleri veya bunların görevlendireceği personelin denetimine tabidir. İlgili mevzuat ve sözleşme şartlarına aykırılık halinde müdürlükçe/Bakanlıkça incelemeci veya soruşturmacı görevlendirilir. İlgili mevzuat ve sözleşme şartlarına aykırı fiillerin tespit edilmesi halinde aykırılığın mahiyetine göre;
a) Adli yönden; 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun,
b) İdari yönden; 10 uncu ve 11 inci madde,
c) Kamu zararı oluşturan mali hususlar yönünden; 27/9/2006 tarihli ve 2006/11058 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, hükümlerine göre, gerekli işlemler tesis edilir." hükmü yer almıştır.
Temel sağlık hizmetlerini, Bakanlık hedef ve politikalarına uygun olarak yürütmek ve bu hususta gerekli düzenlemeleri yapmak görev ve yetkisi davalı Bakanlığa aittir. Bu yetki kapsamında davalı idarece, sağlık hizmetlerinin kaliteli, etkin, verimli bir şekilde sunulmasını sağlamak, bunlarla ilgili düzeltici ve önleyici faaliyetleri gerçekleştirmek, organizasyon ve eş güdüm sağlamak amacıyla belirli aralıklarla denetim yapılması ve yapılan denetim sonucunda mevzuat ve sözleşme şartlarına birtakım aykırılıkların tespiti halinde gerekli işlemlerin yapılmasına yönelik dava konusu düzenlemede hizmet gerekleri ve hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Yönetmelik'in 16. maddesinin 4. fıkrasının iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmeliğin "Görevlendirme" başlıklı 16. maddesinde; (1) Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanları;
a) Bakanlıkça öngörülen hizmet içi eğitimler için bir yılda en fazla otuz günü aşmamak üzere,
b) Deprem, sel felaketi ve salgın gibi olağanüstü durumlarda başka yerde,
c) Bakanlıkça yurtdışında sağlık hizmeti sunmak üzere bir sözleşme döneminde en fazla iki aya kadar, görevlendirilebilir.
(2) Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının, görev başında bulunamayacağı durumlar aşağıda sayıldığı şekildedir:
a) İzinli olması.
b) Raporlu olması.
c) Sözleşmeli aile hekimliği uzmanlık eğitimi klinik rotasyonlarında bulunması.
ç) Gözaltına alınma, tutuklanma, hükümlülük durumları ile 6284 sayılı Kanun kapsamında uzaklaştırma kararı verilmesi.
d) 10 uncu maddenin yedinci fıkrası gereğince görevden uzaklaştırılması durumunda.(1)
e) Sağlık raporuyla belgelendirilmiş ve müdürlükçe onaylanmış olması koşuluyla Bakanlıkça ilan edilmiş bulaşıcı ve salgın hastalığa yakalanmış olması veya yakalanma riski taşıması.
(3) Sözleşmeli olarak çalıştırılan aile hekimi veya aile sağlığı çalışanı, birinci fıkranın (c) bendi ile ikinci fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen hallerde, 5 inci maddede belirtilen şartları taşıyan hekim ya da sağlık personeli ile anlaşarak vekâleten hizmetin görülmesini geçici olarak sağlar. Bu anlaşma, müdürlükçe uygun görülmesi halinde uygulanır.
(4) Birinci fıkranın (a) ve (b), ikinci fıkranın (ç), (d) ve (e) bentlerinde belirtilen haller ile üçüncü fıkra gereğince vekâleten hizmetin gördürülemediği veya bunun uygun görülmediği hallerde aynı aile sağlığı merkezinden veya Bakanlığa bağlı, aile sağlığı merkezi dışındaki diğer birimlerden, müdürlükçe geçici aile hekimi veya geçici aile sağlığı çalışanı görevlendirilir.
(5) Sözleşmeli aile hekimi ve/veya aile sağlığı çalışanı pozisyonunun boş olması durumunda dördüncü fıkradaki görevlendirme usulü uygulanır.
(6) Sözleşmeli aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı aynı anda en fazla, kendi birimi dahil iki aile hekimliği biriminin sorumluluğunu üstlenebilir. " hükmü yer almıştır.
Dava konusu düzenleme aile hekimlerinin ve aile sağlığı elemanlarının aile hekimliği mevzuatı uyarınca şartları taşıyan hekim ya da sağlık personelinin geçici olarak hizmeti sağlamasına yönelik bir düzenleme olup, vatandaşların, kamu hizmeti olan ve doğrudan yaşam hakkına ilişkin sağlık hizmetlerinden kesintisiz, etkin ve verimli bir şekilde sunulmasını faydalanmaları amacını taşıyan düzenlemede 5258 sayılı Yasaya, kamu yararı ile hizmet gereklerine ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Yönetmelik'in 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinin; 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendinin; 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1, 2 ve 3. alt bentlerinin iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmeliğin "Aile hekimi ödeme esasları" başlıklı 18. maddesinde,
(1) Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine çalışılan gün sayısına göre ödeme yapılır.
(2) Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine aylık olarak yapılacak ödemeler, aşağıda yer alan unsurlardan oluşur:
a) Kayıtlı Kişiler İçin Ödenecek Ücret: Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine yapılacak ödemelerin
hesaplanmasında, görev tanımlarında verilen hizmetler için aşağıdaki esaslara göre ödeme yapılır:
1) Kayıtlı kişiler için;
i) Gebeler için (3) katsayısı,
ii) Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlüler için (2,25) katsayısı,
iii) 0-59 ay grubu için (1,6) katsayısı,
iv) 65 yaş üstü için (1,6) katsayısı,
v) Diğer kişiler için (0,79) katsayısı, esas alınır.
2) Kayıtlı kişiler, katsayısı yüksek olan gruptan başlanarak sıralanır ve puan hesaplaması yapılır.
3) Kayıtlı ilk 4000 kişiye kadar, her gruptaki kişi sayısı o grubun katsayısıyla çarpılır ve bulunan puanlar toplanarak ara puan hesaplanır.
4) Nüfus ve coğrafi yapısı nedeniyle kayıtlı nüfusun zorunlu olarak düşük olduğu Bakanlıkça belirlenen yerlerde ilk 1350 kişiye kadar, her gruptaki kişi sayısı o grubun katsayısıyla çarpılır ve bulunan puanlar toplanır
(A). Bu toplam puan 2 katsayısıyla çarpılır (Ax2). Daha sonra, 1351 ile 2400 kişiye kadar kayıtlı kişiler için de her gruptaki kişi sayısıyla o grubun katsayısı çarpılır ve bulunan puanlar toplanarak (B), daha önce bulunmuş olan puana eklenir ((Ax2)+B) ve ara puan hesaplanır.
5) Entegre sağlık hizmeti sunulan merkezlerde, nöbet hizmetlerini de kapsamak üzere 2400 kişiye kadar, her gruptaki kişi sayısı o grubun katsayısıyla çarpılır ve bulunan puanlar toplanır (A). Daha sonra bu toplam puan, 1,65 katsayısıyla çarpılarak (Ax1,65) ara puan hesaplanır.
6) Kayıtlı kişiler ile ilgili olarak, hipertansiyon, diyabet, kanser ve obezite gibi hastalıkların taranması, takibi ve takip sonucunda meydana gelen değişim oranları ile vaka yönetimine göre (0,90) ila (1,50) arasında belirlenecek olan tarama ve takip katsayısı ile ara puan çarpılmak suretiyle maaşa esas puan hesaplanır. Bakanlıkça sevk sistemi uygulamasına geçilmesine karar verilen il ve/veya ilçelerde tarama ve takip katsayısı (0,90) ila (2) arasında uygulanır. Tarama ve takip katsayısına dahil edilecek olan hastalıklar ile bu hastalıkların tarama, takip ve takip sonucunda meydana gelecek değişimlerin oranları, bu oranların hesaplanması ile ilgili usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Bakanlıkça belirlenir.
7) Maaşa esas puanın, kayıtlı kişi sayısına bakılmaksızın, ilk 1.000 puana kadarki kısmı için (1.000 puan dahil);
i) Uzman tabip veya tabip için tavan ücretin % 78,5’i,
ii) Aile hekimliği uzmanları için tavan ücretin % 113,5’i, tutarında ödeme yapılır. 1.000 puanın üzerinde kalan puanların tavan ücretin onbinde 5,22’si ile çarpılması sonucu bulunan tutar ayrıca ödenir.
8) Ödemeye esas olacak pozisyonun entegre sağlık hizmeti sunulan merkezlerde ya da nüfus ve coğrafi yapısı nedeniyle kayıtlı nüfusun zorunlu olarak düşük olduğu Bakanlıkça belirlenen yerlerde olması halinde, kayıtlı kişi sayısının 2400’den fazla, diğer yerlerde ise 4000’den fazla olması halinde; büyükten küçüğe doğru grup katsayısı sıralaması esas alınmak üzere ödeme yapılır ve bu sayıları aşan kısım için ise aile hekimlerine herhangi bir ödeme yapılmaz.
9) Aile hekimliği biriminin hizmet sunmaya başladığı tarihten on sekizinci ayın sonuna kadar - altıncı ayın sonundan itibaren en az 500 nüfusa sahip olması şartıyla - bu bendin (7) numaralı alt bendi; Maaşa esas puanın, kayıtlı kişi sayısına bakılmaksızın, ilk 2.000 puana kadarki kısmı için (2.000 puan dahil);
i) Uzman tabip veya tabip için tavan ücretin % 131’i,
ii) Aile hekimliği uzmanları için tavan ücretin % 166’sı, tutarında ödeme yapılır. 2.000 puanın üzerinde kalan puanların tavan ücretin onbinde 5,22’si ile çarpılması sonucu bulunan tutar ayrıca ödenir şeklinde uygulanır.
10) Deprem, sel felaketi ve salgın gibi olağanüstü durumlarda yapılacak hizmetler için bu bentte belirtilenlerin dışında ayrıca bir ödeme yapılmaz.
b)Sosyoekonomik Gelişmişlik Düzeyi Ücreti: Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine, sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi esas alınarak, bu Yönetmeliğin eki (EK-4 SOSYOEKONOMİK GELİŞMİŞLİK DÜZEYİ ÜCRETİ LİSTESİ)’nde belirtilen ödeme göstergesi ile tavan ücretin % 14’ünün çarpımı sonucu elde edilen tutar ödenir.
c) Aile Sağlığı Merkezi Giderleri:
1) Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine, hizmet verdiği merkezin kira, elektrik, su, yakıt, telefon, internet, bilgi-işlem, temizlik, büro malzemeleri, küçük onarım, danışmanlık, sekretarya, iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri ve tıbbi sarf malzemeleri gibi Bakanlıkça belirlenecek asgari fiziki ve teknik şartların devamına yönelik giderleri için her ay tavan ücretin % 50’sinin, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan illerin satın alma gücü paritesi puanı ile çarpımı sonucuna göre bulunacak tutarda ödeme yapılır. Aile hekimliği pozisyonunun, sözleşmeli aile hekimi bulunmaması nedeniyle boş olması durumunda, bu ödeme müdürlüğün döner sermayesine aktarılır ve birimin giderleri fatura ve benzeri belgeler ile yönetim karar defterinin ibrazı üzerine müdürlüğün döner sermayesinden karşılanır.
2) Ceza infaz kurumunca, aile hekimliği biriminin teknik tıbbi ve fiziki donanımı için yapılan harcama bedelleri ile kira, elektrik, su, yakıt, temizlik, tıbbi sarf malzemesi gibi Bakanlıkça belirlenen asgari fiziki ve teknik şartların devamına yönelik giderlerden oluşan aylık kullanım bedelleri karşılığında bu bendin (1) numaralı alt bendinde belirtilen aile sağlığı merkezi gider ödemesinin % 80’i ödenmeksizin, iletişim, kırtasiye ve benzeri harcamalar için aile hekimine bunun % 20’si ödenir.
3) Cezaevi aile hekimliği birimlerinde görev yapanlar dışında, her aile hekimine ayrıca yukarıdaki tutara ek olarak her ay, Bakanlıkça belirlenen aile hekimliği birimleri gruplandırmasına göre tavan ücretin;
i) D grubu aile hekimliği birimleri için tavan ücretin % 10’u,
ii) C grubu aile hekimliği birimleri için tavan ücretin % 20’si,
iii) B grubu aile hekimliği birimleri için tavan ücretin % 35’i,
iv) A grubu aile hekimliği birimleri için tavan ücretin % 50’si,
oranı kadar ödeme yapılır. " kuralına yer verilmiştir.
Dava konusu Yönetmeliğin 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinin iptali istemine ilişkin olarak;
Yönetmeliğin 18.maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. Alt bendinde "Kayıtlı kişiler ile ilgili olarak, hipertansiyon, diyabet, kanser ve obezite gibi hastalıkların taranması, takibi ve takip sonucunda meydana gelen değişim oranları ile vaka yönetimine göre (0,90) ila (1,50) arasında belirlenecek olan tarama ve takip katsayısı ile ara puan çarpılmak suretiyle maaşa esas puan hesaplanır. Bakanlıkça sevk sistemi uygulamasına geçilmesine karar verilen il ve/veya ilçelerde tarama ve takip katsayısı (0,90) ila (2) arasında uygulanır. Tarama ve takip katsayısına dahil edilecek olan hastalıklar ile bu hastalıkların tarama, takip ve takip sonucunda meydana gelecek değişimlerin oranları, bu oranların hesaplanması ile ilgili usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Bakanlıkça belirlenir." kurallarına yer verilmiştir.
5258 sayılı Aile Hekimliği Kanun'unun 3. maddesinde Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının durumları ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup olmadıkları da dikkate alınmak suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde; çalıştığı bölgenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, aile sağlığı merkezi giderleri, (…) , kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri ile aile hekimi tarafından karşılanmayan gider unsurları, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterlerin esas alınacağı belirtilmiştir. Dava konusu düzenlemeler ile kayıtlı kişi sayısı, bunların risk durumları ve kayıtlı kişilerin hastalıklarının taranması, takibi ve bu takipler neticesindeki başarı oranlarının toplamı esas alınarak başarı ve performansa göre ücretin belirlenmesi cihetine gidildiği bu haliyle dava konusu düzenlemede 5258 sayılı Yasa'ya ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Dava konusu Yönetmeliğin 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendinin iptali istemine ilişkin olarak;
Dava konusu düzenlemede "Deprem, sel felaketi ve salgın gibi olağanüstü durumlarda yapılacak hizmetler için bu bentte belirtilenlerin dışında ayrıca bir ödeme yapılmaz." kuralı yer almıştır.
Davacı tarafından; deprem, sel felaketi ve salgın gibi olağanüstü durumlarda aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına herhangi bir ücret ödenmemesinin kanuna aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenilmiş ise de deprem, sel felaketi, salgın gibi olağanüstü durumlarda da kendilerine kayıtlı vatandaşlara hizmet verecekleri, mevcut görevlerine ilave bir yük getirilmediği, kaldı ki ilgili personele çalışılan gün sayısı kadar ödemede bulunulurken söz konusu olağanüstü durumlarda Bakanlıkça veya valilikçe görevlendirilenlere ödemenin tam olarak yapılacağı, bu duruma göre, anılan düzenlemelerin 5258 sayılı Yasa'ya, üst hukuk normlarına ve hukuka uygun olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Dava konusu Yönetmeliğin 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1, 2 ve 3. alt bentlerinin iptali istemine ilişkin olarak;
Yönetmeliğin 2.fıkrasının (c) bendinde, Aile Sağlığı Merkezi Giderleri düzenlenmiş olup dava konusu alt bentlerde;
1) "Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine, hizmet verdiği merkezin kira, elektrik, su, yakıt, telefon, internet, bilgi-işlem, temizlik, büro malzemeleri, küçük onarım, danışmanlık, sekretarya, iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri ve tıbbi sarf malzemeleri gibi Bakanlıkça belirlenecek asgari fiziki ve teknik şartların devamına yönelik giderleri için her ay tavan ücretin % 50’sinin, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan illerin satın alma gücü paritesi puanı ile çarpımı sonucuna göre bulunacak tutarda ödeme yapılır."(..)
2) "Ceza infaz kurumunca, aile hekimliği biriminin teknik tıbbi ve fiziki donanımı için yapılan harcama bedelleri ile kira, elektrik, su, yakıt, temizlik, tıbbi sarf malzemesi gibi Bakanlıkça belirlenen asgari fiziki ve teknik şartların devamına yönelik giderlerden oluşan aylık kullanım bedelleri karşılığında bu bendin (1) numaralı alt bendinde belirtilen aile sağlığı merkezi gider ödemesinin % 80’i ödenmeksizin, iletişim, kırtasiye ve benzeri harcamalar için aile hekimine bunun % 20’si ödenir.
3) Cezaevi aile hekimliği birimlerinde görev yapanlar dışında, her aile hekimine ayrıca yukarıdaki tutara ek olarak her ay, Bakanlıkça belirlenen aile hekimliği birimleri gruplandırmasına göre tavan ücretin;
i) D grubu aile hekimliği birimleri için tavan ücretin % 10’u,
ii) C grubu aile hekimliği birimleri için tavan ücretin % 20’si,
iii) B grubu aile hekimliği birimleri için tavan ücretin % 35’i,
iv) A grubu aile hekimliği birimleri için tavan ücretin % 50’si,
oranı kadar ödeme yapılır. " kuralına yer verilmiştir.
Söz konusu düzenlemeler ile aile sağlığı merkezinin asgari fiziki ve teknik şartların devamına yönelik giderlerinin ödenmesinin ön görüldüğü, bu kapsamda Ceza evi aile hekimliği birimlerinde ceza infaz kurumu müdürlükleri tarafından karşılanmakta olan gider kalemleri için ödeme yapılmadığı ancak cari giderlere ilişkin ödemelerin yapıldığı; Öte yandan fiziki ve teknik özelliklerine göre gruplandırılan aile sağlığı merkezlerinin kalite standartlarının devamı için denetlenmesi ve Bakanlıkça belirlenen esaslar dahilinde fiziki ve teknik kapasitesini yükselttiği tespit edilen merkezlere ilave ödeme yapılmasının ve kalite standartlarının sağlanması bakımından asgari fiziki ve teknik şartların temini için sağlık Müdürlüğünce yapılan giderlerin ilgilisinden tahsilinin ön görüldüğü, bu haliyle anılan düzenlemelerin 5258 sayılı Yasa'ya ve hukuka uygun olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Yönetmelik'in 22. maddesinin 3. fıkrasının iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmeliğin "Aile sağlığı çalışanı ödemelerine ilişkin diğer esaslar "başlıklı 22. maddesinde, (1) Sözleşme ile çalıştırılan aile sağlığı çalışanına, 16 ncı maddenin;
a) Birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtilen hallerde,
b) İkinci fıkrasının © bendinde belirtilen halde,
c) Üçüncü fıkra kapsamında vekâleten hizmetin görülmesini sağlaması halinde,
ç) Tek birimli aile sağlığı merkezinde görev yapan ve yıllık izin sebebiyle görevi başında bulunamayan aile sağlığı çalışanına, toplam yıllık izin süresinin ilk on dört günlük kısmı için, ödemeler tam olarak yapılır. Bu fıkra kapsamında tam ödeme yapılan aile sağlığı çalışanına, ikinci fıkraya göre ayrıca ödeme yapılmaz.
(2) Sözleşmeli aile sağlığı çalışanı yerine geçici aile sağlığı çalışanı görevlendirilmesi durumunda;
a) 21 inci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendine göre kayıtlı kişiler için yapılacak brüt ödeme miktarının % 50’si yasal kesintiler yapıldıktan sonra asıl aile sağlığı çalışanına, % 25’i geçici aile sağlığı çalışanına veya geçici aile sağlığı çalışanı olarak Bakanlık personeli görevlendirilmiş ise bu personele ödenmek üzere kadrosunun bulunduğu kurum döner sermaye emanet hesabına,
b) 21 inci maddenin ikinci fıkrasının (b) bendine göre ödenecek sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi ücretinin % 50’si asıl aile sağlığı çalışanına, ödenir.
(3) Sözleşmeli aile sağlığı çalışanı bulunmayan boş pozisyona geçici aile sağlığı çalışanı görevlendirilmesi durumunda; geçici aile sağlığı çalışanına 21 inci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendine göre kayıtlı kişiler için yapılacak brüt ödeme miktarının % 25’i görevlendirilen geçici aile sağlığı çalışanına veya geçici aile sağlığı çalışanı olarak Bakanlık personeli görevlendirilmiş ise bu personele ödenmek üzere kadrosunun bulunduğu kurum döner sermaye emanet hesabına aktarılır." hükmü yer almıştır.
Dava konusu düzenleme, aile sağlığı çalışanı ödeme esaslarına ilişkin olup aile hekimlerine ilişkin düzenlemelerle aynı mahiyette olmakla yukarıdaki maddelerde açıklandığı üzere 5258 sayılı Yasa'ya ve hukuka uygun olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Yönetmelik'e ekli Ek-1 ve Ek-2 de yer alan "Aile Hekimliği Hizmet Sözleşmesi" ve "Aile Sağlığı Çalışanı Hizmet Sözleşmesi"nin 8. maddelerinin iptali istemi incelendiğinde;
"Aile Hekimliği Hizmet Sözleşmesi"nin 8. maddesinde," İlgili ve ilgilinin çalıştırdığı kişiler tarafından Kuruma verilen zararlar tazmin ettirilir. İlgili ve ilgilinin çalıştırdığı kişilerin görevi esnasında veya görevi ile ilgili olarak üçüncü şahıslara verilen zararlar neticesinde bu kişilere Kurumca yapılmak zorunda kalınan ödemeler için genel hükümler çerçevesinde ilgiliye rücu edilir." hükmü, Aile Sağlığı Çalışanı Hizmet Sözleşmesi"nin 8. maddesinde;" İlgili tarafından Kuruma verilen zararlar tazmin ettirilir ve görevi esnasında veya görevi ile ilgili olarak üçüncü şahıslara verilen zararlar neticesinde bu kişilere Kurumca yapılmak zorunda kalınan ödemeler için genel hükümler çerçevesinde ilgiliye rücu edilir. hükmü yer almıştır.
Aile hekimliği çalışanlarına yapılacak Ödemelere iliışkin tüm hususlar Yönetmelik ile belirlendiğinden sözleşme metninde de Yönetmelik ile düzenlenen hususlar dışında bir ödeme yapılamayacağı şeklindeki düzenlemede ve kusur sorumluluğu çerçevesinde kuruma ve üçüncü kişilere verilen zararların genel hükümlere göre ilgililerinden tahsiline yönelik düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 3. fıkrasının; 7. maddesinin 1. fıkrasının ikinci ve devamı cümleleri ile aynı maddenin 2. ve 3. fıkralarının;10. ve 11. maddeleri ile Yönetmelik'in ekinde yer alan (Ek-3) Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli'nin 9, 10 ve 39. Satırlarının iptaline; Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin; 13. maddesinin 5. fıkrasının; 14. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinin ; 16. maddesinin 4. fıkrasının; 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinin; 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendinin; 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1, 2 ve 3. alt bentlerinin; 22. maddesinin 3. fıkrasının; Yönetmelik'e ekli Ek-1 ve Ek-2 de yer alan "Aile Hekimliği Hizmet Sözleşmesi" ve "Aile Sağlığı Çalışanı Hizmet Sözleşmesi"nin 8. maddelerinin iptali istemine yönelik olarak ise davanın reddine karar verilmesi gerektiği , düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İkinci Dairesince; duruşma için belirlenen 30/04/2025 günü, davalı idareleri temsilen Hukuk Müşaviri ...'in geldiği, davacı vekili Av. ... tarafından mazeret dilekçesi sunulduğu görülmüş olup, davacı vekilinin mazeret dilekçesi kabul edilmeyerek, Danıştay Savcısının hazır bulunduğu açık duruşmaya başlanıldı. Duruşmada hazır bulunan taraflara usulüne göre söz verilip dinlenildikten ve Savcının düşüncesi alındıktan sonra duruşmaya son verildi. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacı Dernek; 30/06/2021 günlü, 31527 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin, 6. maddesinin 3. fıkrasının, 7. maddesinin 1. fıkrasının ikinci ve devamı cümleleri ile 2. ve 3. fıkralarının, 10. maddesinin, 11. maddesinin, 13. maddesinin 5. fıkrasının, 14. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinin, 16. maddesinin 4. fıkrasının, 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinin, 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendinin, 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1, 2 ve 3. alt bentlerinin, 22. maddesinin 3. fıkrasının, Yönetmelik'e ekli Ek-1 ve Ek-2'de yer alan "Aile Hekimliği Hizmet Sözleşmesi" ve "Aile Sağlığı Çalışanı Hizmet Sözleşmesi"nin 8. maddelerinin, Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli"nin 9, 10 ve 39. satırlarının iptali istemiyle bakılan davayı açmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
Aile hekimliği hizmetlerinin yürütülmesini teminen görevlendirilecek veya çalıştırılacak sağlık personelinin statüsü ve mali hakları ile hizmetin esaslarını düzenleyen 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde; "Bu Kanunun amacı; Sağlık Bakanlığının (…) belirleyeceği illerde, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, birey ihtiyaçları doğrultusunda koruyucu sağlık hizmetlerine ağırlık verilmesi, kişisel sağlık kayıtlarının tutulması ve bu hizmetlere eşit erişimin sağlanması amacıyla aile hekimliği hizmetlerinin yürütülebilmesini teminen görevlendirilecek veya çalıştırılacak sağlık personelinin statüsü ve malî hakları ile hizmetin esaslarını düzenlemektir." hükmü; -davanın açıldığı tarih itibarıyla yürürlükte olan haliyle- "Personelin statüsü ve malî haklar" başlıklı 3. maddesinde; "Sağlık Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanı olarak çalıştırılacak sağlık personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakatı üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği uygulamaları için görevlendirmeye veya aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlarla sözleşme yapmaya yetkilidir.
Aile sağlığı çalışanları, aile hekimi tarafından belirlenen ve Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen, kurumlarınca da muvafakatı verilen Bakanlık veya diğer kamu kurum ve kuruluşları personeli arasından seçilir ve bunlar sözleşmeli olarak çalıştırılır. Bu suretle eleman temin edilememesi halinde, Sağlık Bakanlığı, personelini bu hizmetler için görevlendirebilir. İhtiyaç duyulması halinde, Türkiye'de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanları; Sağlık Bakanlığının önerisi, Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları altmış beş yaşına kadar çalıştırılabilir.
Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanları kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar ve bunların kadroları ile ilişkileri devam eder. Bu personelin, sözleşmeli statüde geçen süreleri kazanılmış hak derece ve kademelerinde veya kıdemlerinde değerlendirilerek her yıl işlem yapılır ve bunlar talepleri halinde eski görevlerine atanırlar. Sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta iken aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı statüsüne geçenlerden önceki sözleşmeli personel statüsüne dönmek isteyenler, eski kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle atanırlar ve bu madde kapsamındaki çalışmaları hizmet sürelerinde dikkate alınır. ...
Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının durumları ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup olmadıkları da dikkate alınmak suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde; çalıştığı bölgenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, aile sağlığı merkezi giderleri, (...), kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri ile aile hekimi tarafından karşılanmayan gider unsurları, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterler esas alınır. Sağlık Bakanlığınca belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulaması halinde (...) bu ödeme tutarından brüt ücretin % 20'sine kadar indirim yapılır. Sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi ücreti, aile sağlığı merkezi giderleri, (...) ve gezici sağlık hizmetleri ödemelerinden Damga Vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. Aile hekimlerince talep edilen tetkik ve sarf malzemelerinin giderleri halk sağlığı müdürlükleri tarafından hak sahiplerine ayrıca ödenir. ...
Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının yıllık izinleri, yıl içinde çalışılan süre ile orantılı olmak ve ait olduğu sözleşme döneminde kullanılmak üzere otuz gündür. Ayrıca beş gün kongre ve seminer izni ile yıllık izin bitiminden sonra mazeretleri nedeniyle beş gün idari izin verilebilir. Evlenme, ölüm, doğum ve emzirme hallerinde, 657 sayılı Kanun'un 4/B maddesi kapsamındaki sözlemeli personele ilişkin izin süreleri uygulanır. Hastalık durumunda, bir mali yılda en çok on günlük dönemler halinde toplam kırk güne kadar hekimin uygun görmesiyle hastalık izni verilebilir. Bir defada on günü aşan hastalık izni ancak sağlık kurulu raporu ile verilebilir. Sözleşmeli aile hekimi iken aile hekimliği uzmanlık eğitimi almakta olanlar, bu eğitimleri kapsamındaki hastane rotasyonu süresince izinli sayılır. ..." hükmü; -davanın açıldığı tarih itibarıyla yürürlükte olan haliyle- "Yönetmelikler" başlıklı 8. maddesinde de; "Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının çalışma usul ve esasları; çalışılan yer, kurum ve statülerine göre öncelik sıralaması; aile hekimliği uygulamasına geçişe ve nakillere ilişkin puanlama sistemi ve sayıları; aile sağlığı merkezi olarak kullanılacak yerlerde aranacak fizikî ve teknik şartlar; meslek ilkeleri; iş tanımları; performans ve hizmet kalite standartları; hasta sevk evrakı, reçete, rapor ve diğer kullanılacak belgelerin şekli ve içeriği, kayıtların tutulması ile çalışma ve denetime ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarıyla yapılacak sözleşmede yer alacak hususlar ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler, Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." kuralı yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
1- Dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin iptali istemi incelendiğinde;
30/06/2021 günlü, 31527 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin "Sözleşme yapılacak aile hekimi ve aile sağlığı çalışanında aranacak genel şartlar" başlıklı 5. maddesi; "(1) Sözleşmeli olarak çalıştırılacak aile hekiminin;
a) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerinde belirtilen şartları taşımaları,
b) 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 17 nci madde hükmü saklı kalmak kaydı ile 65 yaşını doldurmamış olmaları,
c) Türkiye’de mesleğini icra etmeye yetkili, tıpta uzmanlık eğitimi mevzuatına göre aile hekimliği uzmanı veya Bakanlığın öngördüğü eğitimleri alan diğer uzman tabip ve tabip olmaları, gereklidir." hükmünü haizdir.
Kamu idarelerinin, yerine getirmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin en iyi biçimde yürütülmesini sağlamak amacıyla gerekli önlemleri almaları gerektiği idare hukuku ilkelerinden olup; idarelerin, genel düzenleme yetkisine dayanarak genel ve objektif koşullar belirleyebilecekleri konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Buna göre, sağlık hizmetlerinin kaliteli, etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesinin temini amacıyla anılan Yönetmelikte, sözleşmeli olarak çalıştırılacak aile hekimleriyle sözleşme yapılabilmesi için belli bir yaş şartının yer alması, kamu yararına ve hizmet gereklerine, hukuka ve üst hukuk normlarına uygun bulunmaktadır. Bu bağlamda, dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan "(1)Sözleşmeli olarak çalıştırılacak aile hekiminin; 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 17 nci madde hükmü saklı kalmak kaydı ile 65 yaşını doldurmamış olmaları,'' ibaresinde hukuka aykırılık görülmemiştir.
2- Yönetmelik'in 6. maddesinin 3. fıkrası ile 10. maddesinin 4. fıkrasının iptali istemi incelendiğinde;
Dairemizin E:2021/17637 esasına kayıtlı dava dosyasında 30/04/2025 günlü, K:2025/2143 sayılı kararla, dava konusu edilen düzenlemelerin iptaline karar verildiğinden, işbu davada anılan düzenlemelere yönelik iptal istemi hakkında yeniden karar verilmesine yer bulunmamaktadır.
3- Yönetmelik'in 7. maddesinin 1. fıkrasının ikinci ve devamı cümleleri ile 2. ve 3. fıkralarının, 10. maddesinin 4. fıkrası hariç tamamının, 11. maddesinin, Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli"nin 9, 10 ve 39. satırlarının iptali istemi incelendiğinde;
Dairemizin E:2021/17470 esasına kayıtlı dava dosyasında 30/04/2025 günlü, K:2025/2142 sayılı kararla, dava konusu edilen düzenlemelerin iptaline karar verildiğinden, işbu davada anılan düzenlemelere yönelik iptal istemi hakkında yeniden karar verilmesine yer bulunmamaktadır.
4- Yönetmelik'in 13. maddesinin 5. fıkrasının iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmelik'in "İzinler" başlıklı 13. maddesinin 5. fıkrası; "(5)Aile hekimi ile aile sağlığı çalışanına izin vermeye ve hastalık raporlarını izne çevirmeye müdürlük yetkilidir. Müdürlük bu yetkisini sınırları belirli olmak üzere ilçe sağlık idare amirlerine devredebilir. İzinlere ilişkin diğer hususlar Bakanlıkça belirlenir." düzenlemesini içermektedir.
Dava konusu düzenlemede, aile hekimi ile aile sağlığı çalışanına izin vermeye ve hastalık raporlarını izne çevirmeye İl Sağlık Müdürlüğünün yetkili olduğu ve İl Sağlık Müdürlüğünün bu yetkisini, sınırları belirli olmak üzere ilçe sağlık idare amirlerine devredebileceği, izinlere ilişkin diğer hususların Bakanlıkça belirleneceği belirtilmiş olup, dava konusu düzenlemenin, hizmetin aksamadan, kusursuz ve etkin biçimde işlemesini sağlayabilmek için getirildiği anlaşıldığından, anılan düzenlemede kamu yararı ve hizmet gerekleri bakımından hukuka aykırılık görülmemiştir.
5- Yönetmelik'in 14. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinin iptali istemi incelendiğinde; Yönetmelik'in "Denetim" başlıklı 14. maddesi; "(1) Aile sağlığı merkezi, aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları, asgari altı ayda bir, mevzuat ve sözleşme hükümlerine uygunluk ile diğer konularda Bakanlık, ilgili mülki idare amirleri ve yerel sağlık idare amirleri veya bunların görevlendireceği personelin denetimine tabidir. İlgili mevzuat ve sözleşme şartlarına aykırılık halinde müdürlükçe/Bakanlıkça incelemeci veya soruşturmacı görevlendirilir. İlgili mevzuat ve sözleşme şartlarına aykırı fiillerin tespit edilmesi halinde aykırılığın mahiyetine göre;
a) Adli yönden; 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun,
b) İdari yönden; 10 uncu ve 11 inci madde,
c) Kamu zararı oluşturan mali hususlar yönünden; 27/9/2006 tarihli ve 2006/11058 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik,
hükümlerine göre, gerekli işlemler tesis edilir." hükmü yer almıştır.
Üst hukuk normu olan 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun ''Denetim, sorumluluk ve mal bildirimi'' başlıklı 6. maddesinin 1. cümlesinde; ''Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları, mevzuat ve sözleşme hükümlerine uygunluk ile diğer konularda Bakanlık, ilgili mülki idare ve sağlık idaresinin denetimine tâbidir.'' hükmüne yer verilmiştir.
Sağlık hizmetlerinin etkin, verimli, sağlıklı ve güvenli bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla idareler tarafından birtakım önlemlerin alınması ve kuralların konulması gerektiği tabiidir.
Bu bağlamda, idarece sağlık hizmetlerinin kaliteli, etkin, verimli bir şekilde sunulmasını sağlamak, bunlarla ilgili düzeltici ve önleyici faaliyetleri gerçekleştirmek, organizasyon ve eş güdüm sağlamak amacıyla belirli aralıklarla denetim yapılması ve yapılan denetim sonucunda mevzuat ve sözleşme şartlarına birtakım aykırılıkların tespiti halinde gerekli işlemlerin yapılmasına yönelik olan ve normlar hiyerarşisine uygun olarak düzenlendiği anlaşılan dava konusu Yönetmelik hükmünde kamu yararına, hizmet gereklerine ve üst hukuk normuna aykırılık görülmemiştir.
6- Dava konusu Yönetmelik'in 16. maddesinin 4. fıkrasının iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmelik'in "Görevlendirme" başlıklı 16. maddesi; ''(1) Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanları;
a) Bakanlıkça öngörülen hizmet içi eğitimler için bir yılda en fazla otuz günü aşmamak üzere,
b) Deprem, sel felaketi ve salgın gibi olağanüstü durumlarda başka yerde,
c) Bakanlıkça yurtdışında sağlık hizmeti sunmak üzere bir sözleşme döneminde en fazla iki aya kadar,
görevlendirilebilir.
(2) Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının, görev başında bulunamayacağı durumlar aşağıda sayıldığı şekildedir:
a) İzinli olması.
b) Raporlu olması.
c) Sözleşmeli aile hekimliği uzmanlık eğitimi klinik rotasyonlarında bulunması.
ç) Gözaltına alınma, tutuklanma, hükümlülük durumları ile 6284 sayılı Kanun kapsamında uzaklaştırma kararı verilmesi.
d) 10 uncu maddenin yedinci fıkrası gereğince görevden uzaklaştırılması durumunda.
e) Sağlık raporuyla belgelendirilmiş ve müdürlükçe onaylanmış olması koşuluyla Bakanlıkça ilan edilmiş bulaşıcı ve salgın hastalığa yakalanmış olması veya yakalanma riski taşıması.
(3) Sözleşmeli olarak çalıştırılan aile hekimi veya aile sağlığı çalışanı, birinci fıkranın (c) bendi ile ikinci fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen hallerde, 5 inci maddede belirtilen şartları taşıyan hekim ya da sağlık personeli ile anlaşarak vekâleten hizmetin görülmesini geçici olarak sağlar. Bu anlaşma, müdürlükçe uygun görülmesi halinde uygulanır.
(4) Birinci fıkranın (a) ve (b), ikinci fıkranın (ç), (d) ve (e) bentlerinde belirtilen haller ile üçüncü fıkra gereğince vekâleten hizmetin gördürülemediği veya bunun uygun görülmediği hallerde aynı aile sağlığı merkezinden veya Bakanlığa bağlı, aile sağlığı merkezi dışındaki diğer birimlerden, müdürlükçe geçici aile hekimi veya geçici aile sağlığı çalışanı görevlendirilir.
(5) Sözleşmeli aile hekimi ve/veya aile sağlığı çalışanı pozisyonunun boş olması durumunda dördüncü fıkradaki görevlendirme usulü uygulanır.
(6) Sözleşmeli aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı aynı anda en fazla, kendi birimi dahil iki aile hekimliği biriminin sorumluluğunu üstlenebilir." hükmünü içermektedir.
Vatandaşların, kamu hizmeti olan ve doğrudan yaşam hakkına ilişkin sağlık hizmetlerinden kesintisiz bir şekilde faydalanmaları amacını taşıdığı sonucuna varılan dava konusu düzenlemede 5258 sayılı Kanun'a, kamu yararı ile hizmet gereklerine aykırılık görülmemiştir.
7- Dava konusu Yönetmelik'in 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinin iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmelik'in "Aile hekimi ödeme esasları" başlıklı 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendi; ''(2)Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine aylık olarak yapılacak ödemeler, aşağıda yer alan unsurlardan oluşur:
a)Kayıtlı Kişiler İçin Ödenecek Ücret: Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine yapılacak ödemelerin hesaplanmasında, görev tanımlarında verilen hizmetler için aşağıdaki esaslara göre ödeme yapılır:
6)Kayıtlı kişiler ile ilgili olarak, hipertansiyon, diyabet, kanser ve obezite gibi hastalıkların taranması, takibi ve takip sonucunda meydana gelen değişim oranları ile vaka yönetimine göre (0,90) ila (1,50) arasında belirlenecek olan tarama ve takip katsayısı ile ara puan çarpılmak suretiyle maaşa esas puan hesaplanır. Bakanlıkça sevk sistemi uygulamasına geçilmesine karar verilen il ve/veya ilçelerde tarama ve takip katsayısı (0,90) ila (2) arasında uygulanır. Tarama ve takip katsayısına dahil edilecek olan hastalıklar ile bu hastalıkların tarama, takip ve takip sonucunda meydana gelecek değişimlerin oranları, bu oranların hesaplanması ile ilgili usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Bakanlıkça belirlenir.'' hükmü yer almıştır.
Davalı idarelerin aile hekimlerine yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartlarını 5258 sayılı Kanun'da yer alan esaslar çerçevesinde belirleme yetkilerinin olduğu ve davalı idarelerce, aile hekimlerine yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde anılan Kanun'un 3/7. maddesinde belirtilen kriterlerin dikkate alındığı göz önünde bulundurulduğunda, bu haliyle dava konusu düzenlemede 5258 sayılı Kanun'a ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
8- Dava konusu Yönetmelik'in 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendinin iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmelik'in "Aile hekimi ödeme esasları" başlıklı 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendi; ''(2)Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine aylık olarak yapılacak ödemeler, aşağıda yer alan unsurlardan oluşur:
a)Kayıtlı Kişiler İçin Ödenecek Ücret: Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine yapılacak ödemelerin hesaplanmasında, görev tanımlarında verilen hizmetler için aşağıdaki esaslara göre ödeme yapılır:
10)Deprem, sel felaketi ve salgın gibi olağanüstü durumlarda yapılacak hizmetler için bu bentte belirtilenlerin dışında ayrıca bir ödeme yapılmaz." hükmünü içermektedir.
Davalı idarelerin aile hekimlerine yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartlarını 5258 sayılı Kanun'da yer alan esaslar çerçevesinde belirleme yetkilerinin bulunduğu, aile hekimlerinin kendilerine kayıtlı vatandaşlara bakmakla yükümlü olduğu ve anılan kişiler için taraflarına bir ücret ödendiği, deprem, sel felaketi, salgın gibi olağanüstü durumlarda da kendilerine kayıtlı vatandaşlara hizmet verecekleri, öte yandan, aile hekimlerine çalışılan gün sayısı kadar ödemede bulunulurken söz konusu olağanüstü durumlarda görevlendirilenlere ödemenin tam olarak yapıldığı anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede 5258 sayılı Kanun'a ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
9- Dava konusu Yönetmelik'in 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1, 2 ve 3. alt bentlerinin iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmelik'in -davanın açıldığı tarih itibarıyla yürürlükte olan haliyle- ''Aile hekimi ödeme esasları'' başlıklı 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1, 2 ve 3. alt bentleri: "c) Aile Sağlığı Merkezi Giderleri:
1) Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine, hizmet verdiği merkezin kira, elektrik, su, yakıt, telefon, internet, bilgi-işlem, temizlik, büro malzemeleri, küçük onarım, danışmanlık, sekretarya, iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri ve tıbbi sarf malzemeleri gibi Bakanlıkça belirlenecek asgari fiziki ve teknik şartların devamına yönelik giderleri için her ay tavan ücretin % 50’sinin, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan illerin satın alma gücü paritesi puanı ile çarpımı sonucuna göre bulunacak tutarda ödeme yapılır. Aile hekimliği pozisyonunun, sözleşmeli aile hekimi bulunmaması nedeniyle boş olması durumunda, bu ödeme müdürlüğün döner sermayesine aktarılır ve birimin giderleri fatura ve benzeri belgeler ile yönetim karar defterinin ibrazı üzerine müdürlüğün döner sermayesinden karşılanır.
2) Ceza infaz kurumunca, aile hekimliği biriminin teknik tıbbi ve fiziki donanımı için yapılan harcama bedelleri ile kira, elektrik, su, yakıt, temizlik, tıbbi sarf malzemesi gibi Bakanlıkça belirlenen asgari fiziki ve teknik şartların devamına yönelik giderlerden oluşan aylık kullanım bedelleri karşılığında bu bendin (1) numaralı alt bendinde belirtilen aile sağlığı merkezi gider ödemesinin % 80’i ödenmeksizin, iletişim, kırtasiye ve benzeri harcamalar için aile hekimine bunun % 20’si ödenir.
3) Cezaevi aile hekimliği birimlerinde görev yapanlar dışında, her aile hekimine ayrıca yukarıdaki tutara ek olarak her ay, Bakanlıkça belirlenen aile hekimliği birimleri gruplandırmasına göre tavan ücretin;
i) D grubu aile hekimliği birimleri için tavan ücretin % 10’u,
ii) C grubu aile hekimliği birimleri için tavan ücretin % 20’si,
iii) B grubu aile hekimliği birimleri için tavan ücretin % 35’i,
iv) A grubu aile hekimliği birimleri için tavan ücretin % 50’si,
oranı kadar ödeme yapılır. " hükmünü içermektedir.
Davalı idarelerin aile hekimlerine yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartlarını 5258 sayılı Kanun'da yer alan esaslar çerçevesinde belirleme yetkilerinin olduğu, davalı idarelerce, aile hekimlerine yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde anılan Kanun'un 3/7. maddesinde belirtilen kriterlerin dikkate alındığı göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu düzenlemede ücret hesaplanmasında aile sağlığı merkezi giderlerinin belirleyici bir unsur olarak dikkate alınmasında 5258 sayılı Kanun'a ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
10- Dava konusu Yönetmelik'in 22. maddesinin 3. fıkrasının iptali istemi incelendiğinde;
Dava dilekçesinin içeriğinde, Yönetmelik'in 22. maddesinin 3. fıkrasının iptali talep edilmiş ise de; dava dilekçesi içeriğinde yer alan davacı Dernek iddiaları göz önünde bulundurulduğunda, Yönetmelik'in 22. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "%25'i" ibaresinin iptalinin istenildiği anlaşıldığından, uyuşmazlık, bu ibareye hasren incelenmiştir.
Yönetmelik'in -davanın açıldığı tarih itibarıyla yürürlükte olan haliyle- "Aile sağlığı çalışanı ödemelerine ilişkin diğer esaslar" başlıklı 22. maddesinin 3. fıkrası; ''(3) Sözleşmeli aile sağlığı çalışanı bulunmayan boş pozisyona geçici aile sağlığı çalışanı görevlendirilmesi durumunda; geçici aile sağlığı çalışanına 21 inci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendine göre kayıtlı kişiler için yapılacak brüt ödeme miktarının % 25’i görevlendirilen geçici aile sağlığı çalışanına veya geçici aile sağlığı çalışanı olarak Bakanlık personeli görevlendirilmiş ise bu personele ödenmek üzere kadrosunun bulunduğu kurum döner sermaye emanet hesabına aktarılır." hükmü yer almıştır.
30/06/2021 günlü, 31527 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin iptali istenilen düzenlemesinde yer alan ''%25'i'' ibaresi, 30/10/2024 günlü, 32707 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 9. maddesi ile ''%50'si'' şeklinde değiştirilmiştir.
Bu durumda, dava konusu edilen düzenlemenin hukuksal geçerliliğinin ve uyuşmazlığın esasının incelenmesinde hukuki yararın kalmadığı anlaşılmakta olup, konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine gerek bulunmamaktadır.
11- Dava konusu Yönetmelik'in Ek-1 ve Ek-2'de yer alan "Aile Hekimliği Hizmet Sözleşmesi" ve "Aile Sağlığı Çalışanı Hizmet Sözleşmesi"nin 8. maddelerinin iptali istemi incelendiğinde;
Yönetmelik'in Ek-1 ve Ek-2'de yer alan "Aile Hekimliği Hizmet Sözleşmesi" ve "Aile Sağlığı Çalışanı Hizmet Sözleşmesi"nin 8. maddeleri; "Aile Hekimliği Hizmet Sözleşmesinin 8. maddesi: İlgili ve ilgilinin çalıştırdığı kişiler tarafından Kuruma verilen zararlar tazmin ettirilir. İlgili ve ilgilinin çalıştırdığı kişilerin görevi esnasında veya görevi ile ilgili olarak üçüncü şahıslara verilen zararlar neticesinde bu kişilere Kurumca yapılmak zorunda kalınan ödemeler için genel hükümler çerçevesinde ilgiliye rücu edilir.
Aile Sağlığı Çalışanı Hizmet Sözleşmesinin 8. maddesi: İlgili tarafından Kuruma verilen zararlar tazmin ettirilir ve görevi esnasında veya görevi ile ilgili olarak üçüncü şahıslara verilen zararlar neticesinde bu kişilere Kurumca yapılmak zorunda kalınan ödemeler için genel hükümler çerçevesinde ilgiliye rücu edilir.'' hükmünü içermektedir.
Aile hekimliği hizmetlerinin, Devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerden olduğu, idari hizmet sözleşmesi ile aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere çalıştırılanların da Anayasa'nın 128. maddesinde ifade edilen "kamu görevlisi" kapsamında olduğu ve 5258 sayılı Kanun'un 8/2. maddesine göre, aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarıyla yapılacak sözleşmede yer alacak hususların ve bunlara yapılacak ödeme tutarlarının Yönetmelik ile belirlendiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, Kuruma ve üçüncü kişilere verilen zararların genel hükümlere göre ilgililerinden tahsiline yönelik dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 3. fıkrasının, 7. maddesinin 1. fıkrasının ikinci ve devamı cümleleri ile 2. ve 3. fıkralarının, 10. maddesinin, 11. maddesinin, 22. maddesinin 3. fıkrasının, Ek-3'te yer alan "Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli"nin 9, 10 ve 39. satırlarının iptali istemine ilişkin olarak KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA oyçokluğuyla,
2\. Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin, 14. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinin, 16. maddesinin 4. fıkrasının, 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 6. alt bendinin, 18. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 10. alt bendinin, 18. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin 1, 2 ve 3. alt bentlerinin, Ek-1 ve Ek-2'de yer alan "Aile Hekimliği Hizmet Sözleşmesi" ve "Aile Sağlığı Çalışanı Hizmet Sözleşmesi"nin 8. maddelerinin iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE oybirliğiyle,
3\. Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nin 13. maddesinin 5. fıkrasının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE oyçokluğuyla,
4\. Aşağıda dökümü yapılan ...-TL yargılama giderinin haklılık oranına göre yarısı olan ...-TL'nin davacı üzerinde bırakılmasına, diğer yarısı olan ...-TL'nin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, artan posta ücretinin kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5\. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre (davacı yan duruşmaya katılmadığından) duruşmasız işler için belirlenen ...-TL vekalet ücretinin, davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, duruşmalı işler için belirlenen ...-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,
6\. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 30/04/2025 tarihinde karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Dava konusu edilen Yönetmelik maddesinin dava devam ederken başka bir yönetmelikte değiştirilmesi veya yürürlükten kaldırılmasının veya henüz kesinleşmemiş olan bir başka dosyadaki iptal kararının varlığının, eldeki davanın esasının görüşülmesine engel olmayacağı görüşünde olduğumdan, Dairece düzenleyici işlemin bir kısmına yönelik olarak verilen karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karara katılmıyorum.
(XX) KARŞI OY :
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 3. maddesinde illerin idaresinin yetki genişliği esasına dayandığı; 4. maddesinde il genel idaresinin başının vali olduğu, bakanlıkların kuruluş mevzuatına göre illerde lüzumu kadar teşkilat bulunacağı, bu teşkilatın her birinin başında bulunanların il idare şube başkanları olduğu; 9. maddesinde, valinin ilde cumhurbaşkanının temsilcisi ve idari yürütme vasıtası olduğu, valilerin bu sıfatla ilin genel idaresinden Cumhurbaşkanına karşı sorumlu oldukları, Bakanlıklar ve tüzel kişiliği haiz genel müdürlüklerin, il genel idare teşkilatına ait bütün işleri doğrudan doğruya valiliklere yazacakları, valiliklerin de illere ait işler için ilgili bakanlık veya tüzel kişiliği haiz genel müdürlüklerle doğrudan doğruya muharebede bulunacakları, ancak valilerin hesabata ve teknik hususlara ait işlerde idare şube başkanlarına vali adına imza yetkisi verebilecekleri düzenlenmiştir.
Her idari merciin idare adına irade açıklama yetkisi olmayıp, İdare adına irade açıklayabilecek olan idari mercilerin sayısı belirli ve sınırlıdır. Buna göre merkezi idarede idare adına irade açıklamaya yetkili makamlar; Cumhurbaşkanı ve bakanlar, taşra teşkilatında ise yetki genişliği ilkesi nedeniyle valilerdir. Kaymakamların idare adına irade açıklayarak idari kararlar alabilmeleri ancak kanunlarda açıkça öngörülmesi halinde mümkündür.
Yukarıda ilgili hükümlerine yer verilen İl İdaresi Kanunu’na göre vali, Devlet tüzel kişiliğinin ildeki temsilcisidir. Aynı zamanda bakanlıkların ildeki temsilcisi olan vali, Devlet adına her türlü işlemi yapmaya yetkilidir. 5442 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’na göre ildeki Devlet memurlarından bir kısmını doğrudan atamak, bir kısmının atanması konusunda görüşünü bildirmek ve bir kısmının da görev yerlerini belirlemek ve değiştirmek valinin görev ve yetkileri arasındadır. Kanun’a göre il idaresinin ikinci bölümünü il idare şube başkanları oluşturur. Valinin emri altında olan il idare şube başkanları, kendi görev alanlarına giren işlerin yürütülmesinden valiye karşı sorumludurlar. Anılanların, doğrudan doğruya işlem yapma yetkileri yoktur. Bunlar, kendi görev alanına giren konularda işlem ve kararları hazırlar, valiye önerir ve ancak valinin onayını aldıktan sonra uygulamaya koyabilirler. İl idare şube başkanlarının doğrudan doğruya işlem tesis etmeleri ancak yetki devri halinde mümkündür. İl idare şube başkanları ilgili bakanlıklarla olan yazışmalarını vali aracılığıyla yaparlar. İl sağlık müdürü, Sağlık Bakanlığının ildeki teşkilatının başında yer almakta olup, il idare şube başkanı olarak görev yapmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında; 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nda izin vermeye yetkili amirler hususunda bir düzenlemeye yer verilmediği hususu da göz önünde bulundurulduğunda, 5442 sayılı Kanun uyarınca illerde merkezi idare adına irade açıklamaya tek yetkili vali olduğundan ve il sağlık müdürünün yetki devri olmaksızın doğrudan işlem tesis etmesine hukuken olanak bulunmadığından, il sağlık müdürüne aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına izin verme ve hatta bu yetkiyi ilçe sağlık müdürüne devredebilme imkanı verecek şekilde doğrudan işlem tesisi yetkisi veren dava konusu Yönetmelik'in 13/5. maddesi hükmünün hukuka aykırı olduğu görüşüyle iptali gerekirken, bu hükme yönelik olarak davanın reddi yolundaki çoğunluk kararına katılmıyorum.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.