SoorglaÜcretsiz Dene

Danıştay danistay 2024/2717 E. 2025/2138 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2024/2717

Karar No

2025/2138

Karar Tarihi

27 Mayıs 2025

Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2024/2717 E. , 2025/2138 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2024/2717
Karar No:2025/2138

TEMYİZ EDENLER : I- (DAVALILAR)
1\. ... Genel Müdürlüğü (...)
VEKİLİ : Av. ...

2\. ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...

II. (DAVACI) ... Alçı Harç ve Maden Sanayi Ticaret A.Ş.
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: MAPEG tarafından 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca Tuz Gölünde bulunan maden sahası için 08/08/2011 tarihinde gerçekleştirilen ihaleyi kazanan davacı tarafından, maden sahasının işletmeye hazır hale getirilmesi için gerekli çalışmalar yapılmasına rağmen ihalenin ve maden işletme ruhsatının idarenin kusuru sebebiyle iptal edilmesinden dolayı maden sahasının fiilen işletilmediğinden bahisle ER:... (S:...) sayılı III. Grup işletme sahasına ait ruhsatının idarece iptal edilmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen sabit yapı, makine ve teçhizat yatırımları, ihale bedelinin davalı idare hesabına yatırıldığı tarih ile iade edildiği tarih arasındaki dönemde uğradığı değer kaybı ve kar mahrumiyetinden kaynaklanan zararlar karşılığında toplam 57.826.803,03-TL (miktar arttırımı talebinde bulunulmak suretiyle) maddi, 100.000,00-TL manevi zararın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; ihalenin yapıldığı tarih itibarıyla, düzenleyici nitelikteki imar planında tuz üretim sahası olarak belirlenmeyen alan sınırları içerisinde kalan sahada, madencilik dahil her türlü insan faaliyetinin yasaklanmasına karşın, sahanın kullanım amacına aykırı olarak ve plan hükümlerini bertaraf edecek şekilde tuz üretim alanı olarak ihaleye çıkarılmasının hukuka aykırı olduğunun Mahkeme kararı ile ortaya koyulduğu anlaşıldığından, idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, hukuka aykırı olduğu yargı kararı ile saptanan ihale dolayısıyla davacı şirketin zarara uğradığının kabulü gerektiğinden davalı idarece, davacının söz konusu ihalenin iptali işlemi neticesinde gerçekleşen zararlarının davacı şirkete ödenmesi gerektiği;
Davacının maddi tazminat istemi yönünden yapılan incelemede;
Davacı şirketin gerçek zararının belirlenmesi amacıyla Mahkemelerinin 22/06/2017 tarihli ara kararı ile davacı şirketten somut bilgi belgelerle uğranıldığı ileri sürülen zararların ortaya koyulması istenilmiş; ara karara cevaben davacı şirket tarafından sunulan 22/08/2017 tarihli dilekçede zarar kalemlerinin; ihalenin iptal edilmesi sonucunda, söz konusu ihale bedelinin Maden İşleri Genel Müdürlüğünde kaldığı sürede mahrum kaldığı faiz ve maruz kaldığı kur farkı zararı olan 5.574.235,78-TL, yatırım harcamaları dolayısıyla 8.535.915,87-TL ve 165.214.275,91-TL mahrum kalınan kar olarak belirtildiği;
Uyuşmazlığın çözümü için gerekli görülmesi dolayısıyla Mahkemelerinin 17/11/2017 tarihli ara kararı ile mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen 19/06/2018 havale tarihli bilirkişi raporunda; davacı şirketin yatırım harcamalarına ilişkin gerçek zararının 3.049.917,01-TL olarak belirlendiği, Maden Mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen 18/06/2018 tarihli ayrık raporda ise, 7.440.000,00-TL ihale bedelinin idareye yatırıldığı tarihten başlayarak, iade edildiği tarihe kadar olan faiz ve kur farkının ödenmesi, davacı şirketin defter ve belgelerinde yer alan, inşaat gideri, amortisman, makine ve teçhizat temini ve genel gider niteliğindeki tüm harcamaların toplamı olan 3.049.917,01-TL bedelin ödenmesi, davacı şirketin ruhsat iptali nedeniyle, iptal tarihi öncesi oluşmuş kar kaybından doğan 3.250.000,00-TL zararın ödenmesi gerektiği yönünde görüş belirtildiği, bunun üzerine Mahkemelerince bilirkişiler arasındaki görüş farklılığının giderilmesi adına 26/09/2018 tarihli ara kararı ile ek bilirkişi raporu alınmasına karar verildiği; bilirkişiler tarafından düzenlenen 19/11/2018 havale tarihli ek raporda; davacı şirketin 31/10/2018 tarihi itibarıyla hesaplanan gerçek zararının 25.005.505,05-TL olduğu ve ayrıca Maden Mühendisi bilirkişi tarafından, davacı şirketin kar mahrumiyetinin 39.400.000,00-TL olduğu yönünde görüş belirtildiği, bu kez İnşaat Mühendisi bilirkişi tarafından ayrık bilirkişi raporu düzenlendiği ve şirketin gerçek zararının 3.049.917,01-TL olduğu yönünde görüş belirtildiği, bu nedenle Mahkemelerinin 28/01/2019 tarihli ara kararı ile bilirkişi raporlarında bulunan farklılıkların aynı heyetle giderilmesinin mümkün olmadığı yönünde kanaate varılarak yeni bir bilirkişi heyeti ile mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği;
Bu kapsamda, davacı şirketin gerçek zararının belirlenmesi amacıyla 02/04/2019 tarihinde mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapıldığı, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 31/08/2019 tarihli bilirkişi raporunda; davacı şirketin ihale bedeli ile ilgili kayıplarının değerlendirilmesine ilişkin kısmında, davacı şirket tarafından 7.440.000,00-TL ihale bedelinin 16/08/2011 tarihinde ödendiği, ihale bedelini 7.440.000,00-TL olarak 02/10/2015 tarihinde geri aldığı, davalı idare tarafından iade edilen ihale bedelinin alındığı tarih ile iade edildiği tarih arasında geçen süre için herhangi bir bedel farkının ödenmediğinin belirlendiği; davacı şirket kayıtlarında, 7.440.000,00-TL ihale bedeli ödemesinin döviz (ABD Doları) ile şirket ortaklarında borçlanılarak karşılandığı, daha sonra şirket ortaklarının döviz borcunun karşılanması için bankadan döviz kredisi kullandığının tespit edildiği, ihale bedelinin ödeme tarihi ile ihale bedelinin iade tarihi arasındaki kur farkının 1.614.130,51-USD olduğu ve ihale bedelinin ödendiği tarih ile ihale bedelinin dava tarihi arasındaki faiz bedelinin 472.184,89-USD olduğu; davacı şirketin ihale bedelinin ödenmesi ve iade edilmesi nedeniyle hesaplanan kayıp bedelinin 2.086.315,40-USD olduğu ve sonuç olarak davacı şirketin TL cinsinden kaybının 6.254.356,31-TL olarak hesaplandığı,
Davacı şirketin inşaat ve diğer yatırım harcamaları, sabit kıymet harcamaları, genel yönetim gider payı, borçlanma maliyetleri olmak üzere toplam yatırım harcamalarının bedelinin 4.160.780,25-USD olarak tespit edildiği; söz konusu bedelin dava tarihi olan 21/09/2015 tarihi itibarıyla TL cinsinden bedelinin ise, 12.473.187,03-TL olarak hesaplandığı ve davacı şirketin ihalenin iptali nedeniyle yaptığı yatırım harcamaları ölçüsünde faiz gelirinden mahrum kaldığı ve bu tutarın da şirketin gerçek zararının tespitinde dikkate alınması gerektiği yönünde görüş belirtilerek yatırım harcamaları nedeniyle mahrum kalınan faiz adı altında da 699.259,69-TL hesaplama yapıldığı, davacı şirketin mahrum kaldığı kar talebi yönünden yapılan inceleme neticesinde ise havuzlarda bulunan üretilmemiş tuzun sahipliğinin davacı şirkete ait olamayacağı, üretilmemiş, arza ait bir madenin söz konusu olduğu yönünde görüş belirtildiğinin görüldüğü;
Söz konusu rapora yönelik taraflarca yapılan itirazlar kısmen yerinde görülmeyerek raporda yer alan davacı şirketin ihale bedelinin ödenmesi ve iade edilmesi nedeniyle uğranılan kayıp bedeline yönelik 6.254.356,31-TL olarak yapılan hesaplamanın ve davacı şirketin mahrum kalınan kar talebine ilişkin görüşün hükme esas alınabilir nitelikte olduğu sonucuna varıldığı;
Öte yandan, bilirkişi raporunda davacı şirketin gerçek zararı kapsamında 699.259,69-TL yatırım harcaması nedeniyle mahrum kalınan faiz hesabına yer verildiği anlaşılmış ise de işbu dava neticesinde davacı şirketin uğradığı zarar neticesinde belirlenecek tazminat miktarına ilişkin faize hükmedileceği, yasal faiz olarak hesap edilecek miktara faiz işletilmesinin olanaklı olmadığı, ayrıca, davacı şirket tarafından zararlarının somutlaştırılması amacıyla sunulan ve Mahkeme kayıtlarına 22/08/2017 tarihinde giren dilekçede; ihalenin iptal edilmesi sonucunda, söz konusu ihale bedelinin Maden İşleri Genel Müdürlüğünde kaldığı sürede mahrum kaldığı faiz ve maruz kaldığı kur farkı zararının tazminin, yatırım harcamalarının tazmininin, mahrum kalınan kazancın tazmininin talep edildiği, yatırım harcaması nedeniyle mahrum kalınan faiz adı altında istemde bulunulmadığı da anlaşıldığından; bilirkişi raporunda yatırım harcamaları nedeniyle yoksun kalınan faiz hesabına yer verilmemesi gerektiği ve ayrıca yatırım harcamaları için toplam TL cinsinden harcama bedelinin 7.999.574,85-TL olarak belirtildiği, şirket tarafından inşaat ve diğer yatırım harcamalarının döviz kredisi ile karşılanması dolayısıyla bilirkişilerce bu miktara 2011 ve 2015 yılları arasındaki Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından ilan edilen günlük ABD Doları döviz alış- hareketli ortalama kurlarının ortalaması alınmak suretiyle USD karşılığı hesaplanarak 4.160.780,25-USD bedele ulaşıldığı, bu bedelin de TL'ye çevrilmesi sonucunda toplam yatırım harcamaları bedelinin 12.473.187,03-TL olarak belirlendiği görülmüş ise de; davalı idarenin döviz kuru üzerinden yapılan hesaplamaya ilişkin itirazının yerinde olduğu sonucuna varıldığından; Mahkemelerinin 28/05/2020 tarihli ara kararı ile bu kısma ilişkin olarak yeniden hesaplama yapılmasının gerekli görülmesi nedeniyle ek rapor aldırılmasına karar verildiği ve bilirkişi heyetinden yatırım harcaması nedeniyle mahrum kalınan faiz hesabına yer vermeyerek ve yatırım harcamalarının, döviz kuru farkı eklenmeksizin yalnızca TL cinsinden hesaplanarak yeniden hesaplanmasının istenildiği;
Bu kapsamda bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 27/07/2020 tarihli ek bilirkişi raporunda davacı şirketin yatırım harcamaları nedeniyle uğramış olduğu gerçek zarar miktarının 12.226.976,53-TL olduğu yönünde görüş belirtildiği, yatırım harcamalarına yönelik alınan ek bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edildiği ve tarafların ek rapora ilişkin itirazlarının yerinde görülmediği;
Sonuç olarak, davacı şirketin ihale bedelinin ödendiği ve iade edildiği süredeki değer kaybı nedeniyle uğranılan zarara karşılık 6.254.356,31-TL ve yatırım harcamaları nedeniyle uğranılan zarara karşılık 12.226.976,53-TL olmak üzere toplam 18.481.332,84-TL tazminatın davalı idarelerce davacı şirkete ödenmesi gerektiği;
Öte yandan, 31/08/2019 tarihli bilirkişi raporu sonrasında davacı şirket tarafından sunulan 29/08/2019 tarihli giren ıslah dilekçesinde, dava konusu miktarın 57.826.803,03-TL'ye çıkarıldığı; davacı şirketin mahrum kalınan kara ilişkin tazmin talebi yerinde görülmediğinden, 39.345.470,19-TL'lik maddi tazminat isteminin ise reddi gerektiği;
Kabulüne karar verilen 18.481.332,84-TL'lik maddi tazminatın 1.000.000,00-TL'lik kısmının dava tarihi olan 21/09/2015 tarihinden itibaren kalan 17.481.332,84-TL'lik kısmının ise ıslah dilekçisinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 07/10/2019 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiği;
Davacı şirketin manevi tazminat istemi yönünden yapılan inceleme:
Uyuşmazlıkta, ihalenin iptal edilmiş olmasının manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli olmadığı, bir başka ifadeyle, her hukuka aykırılığın manevi tazminatı gerektirmediği, olayda manevi tazminata hükmedilmesi için gerekli koşulların oluşmadığı kanaatine varıldığından; davacı şirketin manevi tazminat talebinin kabul edilmesine hukuken olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle, maddi tazminat kısmen kabulü ile 18.481.332,84-TL'nin davalı idarelerce davacıya ödenmesine, 39.345.470,19-TL'lik maddi tazminat istemi ile manevi tazminat istemi yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve taraflarca ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, ihale bedelinin idare uhdesinde kaldığı sürede mahrum kalınan faiz hesabının hatalı olduğu, yatırım harcamalarına ilişkin hesabın döviz kuruna endekslenerek ve mahrum kalınan faizin de dikkate alınması suretiyle hesaplanması gerektiği, üretilen tuzun idarenin hizmet kusuruna dayalı işleminden dolayı satılamadığı, söz konusu tuzun satılamamasından ve ruhsat sürecinde elde edecekleri kar kaybından kaynaklanan zararın tazmini gerektiği, manevi zararının bulunduğu ve tazmini gerektiği, tazmin taleplerinin reddedilen kısımlarının da kabulüne karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idareler tarafından, dosyaya sunulan bilirkişi raporuna karşı yapmış oldukları itirazlar tekrar edilerek, kararın davanın kabulüne ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından, dosyaya sunulan bilirkişi raporuna karşı yapmış oldukları itirazlar tekrar edilerek ve davacının kar mahrumiyeti talebinin yerinde olmadığı belirtilerek davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
Davacı tarafından davalı idarenin temyiz talebinin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Davacının temyiz isteminin kısmen reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının kar kaybından doğan maddi tazminat talebi ile manevi tazminat talebi yönünden davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısımların onanması gerektiği; davalı idarelerin temyiz istemlerinin kabulü ile yatırım harcamaları ile ihale bedelinin davalı idare hesabına yatırıldığı tarih ile iade edildiği tarih arasındaki dönemde uğradığı değer kaybından kaynaklandığı ileri sürülen zararın tazmini istemi yönünden davanın kabulü yolundaki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvursunun reddine ilişkin kısımların ise bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
ESAS YÖNÜNDEN:
MADDİ OLAY :
Tuz Gölü havzasında bulunan ER:... (S:...) numaralı sahaya ilişkin olarak 08/08/2011 tarihinde gerçekleştirilen ihale sonucunda davacı şirkete 18/10/2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 10 (on) yıl süreli işletme ruhsatı verilmiş, davacı şirket tarafından maden sahasının üretime hazır hale getirilmesi için çalışmalara başlanmıştır.
ER:... (S:...) numaralı sahaya ilişkin olarak 08/08/2011 tarihinde yapılan ihalenin iptali istemiyle dava açılmış, söz konusu davada ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla dava konusu ihalenin iptaline karar verilmiş, anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusu Dairemizce kesin olarak reddedilmiş ve anılan karar onanmıştır.
Aktarılan süreç sonrasında, anılan Mahkeme kararı gereğince ER:... (S:...) sayılı maden sahasına ilişkin 08/08/2011 tarihli ihalenin ve işletme ruhsatının Genel Müdürlük makamının ... tarih ve ... sayılı oluru ile iptal edilmesine karar verilmiş ve bu karar davacı şirkete bildirilmiştir.
Bunun üzerine davacı şirket tarafından bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Bilirkişi İncelemesi" başlıklı beşinci bölümünde yer alan 266. maddesinde, mahkemenin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği; ancak, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı; 273. maddesinde, mahkemenin bilirkişinin görevlendirilmesine ilişkin kararında inceleme konusunun bütün sınırlarıyla açıkça belirlenmesine ve bilirkişinin cevaplaması gereken sorulara ilişkin hususlara yer vermek zorunda olduğu; 275. maddesinde, bilgisine başvurulan bilirkişinin kendisine tevdi olunan görevin uzmanlık alanına girmediğini mahkemeye bildirme yükümlülüğünün bulunduğu; 278. maddesinde, bilirkişinin görevini mahkemenin sevk ve idaresi altında yürüteceği, bilirkişinin görev alanı veya sınırları hakkında tereddüde düşerse, bu tereddüdünün giderilmesini her zaman mahkemeden isteyebileceği; 279. maddesinde, bilirkişi raporunun gerekçeli olması gerektiği, bilirkişinin hukuki değerlendirmelerde bulunamayacağı belirtilmiş; anılan maddenin gerekçesinde, bilirkişinin raporunu mahkemece belirlenen sınırlar dahilinde tümüyle maddi vakıalara hasrederek kendisine yöneltilen somut soruları bilimsel dayanaklarını açık ve anlaşılır biçimde göstermek ve eksiksiz olarak cevaplandırmak suretiyle hazırlaması ve ayrıca raporunu kaleme alırken özel ve teknik bilgi bağlamında uzman kimliği bulunmayan hakimin ve tarafların anlayabileceği kavramları ve terimleri kullanmaya özen göstermesi gerektiği vurgulanmış; 281. maddesinde, mahkemenin gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme de yaptırabileceği; 282. maddesinde ise, hakimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği kurala bağlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1\. Bölge İdare Mahkemesi kararının, davacının kar kaybından doğan zararın tazmini talebine ilişkin kısımları incelendiğinde;
Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın söz konusu kısmı usul ve hukuka uygun olup davacı ve davalı idare tarafından temyiz dilekçelerinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Diğer yandan, davacı tarafından uyuşmazlık konusu maden sahasına ilişkin işletme ruhsatının verildiği tarihten iptal ediliği tarihe kadar geçen sürede havuzlarda biriktirilen ancak ruhsatın iptal edilmesi nedeniyle satışa sunulamayan tuzun 3213 sayılı Kanun'un 36. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi talebiyle ilgili idarelere başvuruda bulunulabileceği açıktır.
2\. Bölge İdare Mahkemesi kararının, davacının manevi zararının tazmini talebine ilişkin kısımları incelendiğinde;
Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın söz konusu kısmı da usul ve hukuka uygun olup davacı ve davalı idare tarafından temyiz dilekçelerinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
3\. Bölge İdare Mahkemesi kararının, yatırım harcamaları ile ihale bedelinin davalı idare hesabına yatırıldığı tarih ile iade edildiği tarih arasındaki dönemde uğradığı değer kaybından kaynaklanan zararların tazmini talebine ilişkin kısımları incelendiğinde;
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla yerine getirilmesini sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karekteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişi incelemesine ilişkin düzenlemelerine göre genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkesin bilmesi gereken konularla, hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgi ile çözümlenilecek konular dışında kalan ve çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunlu olup bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmesi halinde, bilirkişilerce hazırlanan raporların, olayın özel veya teknik bilgi gerektiren yönlerini hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde aydınlatan bilimsel esaslara dayalı gerekçeleri içermesi gerektiği; bu nitelikte olmayan bilirkişi raporlarının hükme esas alınamayacağı, mahkemenin böyle bir durumda yeni bir bilirkişi heyeti oluşturabileceği ve hükme esas alınabilecek raporu elde edinceye kadar bilirkişi incelemesine devam edebileceği; kural olarak bilirkişi raporunun hakimi bağlamayacağı ve hakimin raporu serbestçe takdir edeceği açıktır.
Bilirkişi heyeti, mahkeme tarafından kendisine yöneltilen sorulara cevap oluşturacak nitelikte ve görüşüne başvurulan hususu tam olarak açıklayıcı mahiyette bir rapor vermelidir. Somut duruma uygun olmayan ya da somut durum karşısında yetersiz kalan beyanlar, bilirkişi raporu olarak kabul edilmemelidir (ATALAY Oğuz, Pekcanıtez Usûl Medeni Usûl Hukuku, 15. Bası, İstanbul, 2017, s.1940-1941).
Dosyanın incelenmesinden;
Tuz Gölü havzasında bulunan ER:... (S:...) numaralı sahaya ilişkin olarak 08/08/2011 tarihinde gerçekleştirilen ihale sonucunda davacı şirkete 18/10/2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 10 (on) yıl süreli işletme ruhsatı verildiği, davacı şirket tarafından maden sahasının üretime hazır hale getirilmesi için çalışmalara başlandığı, 08/08/2011 tarihinde yapılan ihalenin iptali istemiyle açılan davada ihalenin iptaline karar verilmesi üzerine maden sahasına ilişkin işletme ruhsatının iptal edildiği, bunun üzerine davacı tarafından maden sahasına ilişkin ihalenin hazırlık aşamasının mevzuata uygun biçimde gerçekleştirmediği, mevzuat hükümlerine aykırı bir biçimde ihale yapıldığı ve bu durumun hizmet kusuru niteliğinde olduğundan bahisle hizmet kusuruna dayalı işlem nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararların tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığı,
Dava dilekçesinde ihalenin üstünde kaldığı inancıyla yapmış olduğu masraflar ve yatırımlar ile ihale iptal edilmeseydi tuz üretim faaliyetleri neticesinde elde edeceği kazanç kaybından doğan zarar karşılığında 1.000.000,00-TL maddi, ayrıca dava konusu işlem nedeniyle uğranılan güven ve itibar kaybı nedeniyle 100.000,00-TL manevi zararın tazmininin talep edildiği, dilekçe ekinde yatırım ve masrafların listesine yer verildiği,
İdare Mahkemesinin 17/11/2017 tarihli ara kararı ile keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, keşif ve bilirkişi incelemesi sonrasında 19/06/2018 tarihli bilirkişi raporunun ve bu rapora karşı yapılan itirazlar üzerine 19/11/2018 tarihli ek bilirkişi raporunun dosyaya sunulduğu, ek bilirkişi raporuna yapılan itirazlar sonrasında Mahkemenin 28/01/2019 tarihli ara kararı ile mevcut bilirkişi heyetinin dosyayı çözümleyemeyeceği gerekçesiyle yeni bir bilirkişi heyeti oluşturulmasına karar verildiği, oluşturulan yeni bilirkişi heyetiyle yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonrasında 31/05/2019 tarihli bilirkişi raporunun dosyaya sunulduğu, bilirkişi raporunun dosyaya sunulmasını müteakiben davacı tarafından 29/08/2019 tarihli miktar artırımı dilekçesi ile talep edilen toplam maddi zarar miktarının 57.826.803,03-TL'ye artırıldığı, miktar artırımı dilekçesi sonrasında rapora yapılan itirazlar üzerine 28/05/2020 tarihli ara kararıyla ek rapor alınmasına karar verildiği, anılan karara istinaden 06/08/2020 tarihli bilirkişi ek raporunun dosyaya sunulduğu,
İdare Mahkemesince bilirkişi raporlarında yer alan hesaplamalar çerçevesinde maden sahasının üretime hazır hale getirilmesi için yapılan yatırım harcamaları nedeniyle uğranılan zarar karşılığında 12.226.976,53-TL, ihale bedelinin davalı idare hesabına yatırıldığı tarih ile iade edildiği tarih arasındaki dönemde uğradığı değer kaybından kaynaklanan zarar karşılığında ise 6.254.356,31-TL olmak üzere toplam 18.481.332,84-TL'nin davalı idareler tarafından davacıya ödenmesine geriye kalan talepler yönünden ise davanın reddine karar verildiği,
Tarafların karara karşı yapmış oldukları istinaf başvurusunun reddi üzerine, taraflarca temyiz talebinde bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu maden sahasına ilişkin olarak 08/08/2011 tarihinde yapılan ihalenin iptali istemiyle açılan davada ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla "ihalenin yapıldığı tarih itibarıyla, düzenleyici nitelikteki imar planında tuz üretim sahası olarak belirlenmeyen; Göl, Gölün Kış Seviyesi, Hassas A Zonu ve 1. Derece Doğal Sit alanı sınırları içerisinde kalan sahada, madencilik dahil her türlü insan faaliyetinin yasaklanmasına karşın, sahanın kullanım amacına aykırı olarak ve plan hükümlerini bertaraf edecek şekilde tuz üretim alanı olarak ihaleye çıkarılmasına ilişkin dava konusu işlemlerde hukuka uygunluk bulunmadığı" gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş ve bu karar Dairemizce onanarak kesinleşmiş, bunun üzerine davalı idare tarafından Mahkeme kararı gereğince ER:... (S:...) sayılı maden sahasına ilişkin işletme ruhsatının iptaline karar verilmiştir.
İşletme ruhsatına karşı açılan davada da .... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş ve bu karar kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir. Bu itibarla, davacı şirketin işletme ruhsatının iptal edilmesine ilişkin işlemin dayanağı olan yargı kararlarının gerekçesi göz önünde bulundurulduğunda, idarenin madencilik dahil her türlü insan faaliyetinin yasaklandığı sahanın kullanım amacına aykırı olarak ve plan hükümlerini bertaraf edecek şekilde tuz üretim alanı olarak ihaleye çıkarmasında hizmet kusuru bulunduğu anlaşıldığından, ihaleyi kazanan davacı şirket tarafından ihale konusu maden faaliyetine başlanması amacıyla yapılan giderlerin tazminat hukukunun genel ilkeleri çerçevesinde tazmini gerekmektedir.
İdare Mahkemesinin 22/06/2017 ve 06/10/2017 tarihli ara kararları ile talep edilen her bir zarar kalemi için ayrı ayrı değerlendirme yapılarak uğranıldığı iddia edilen zararların ortaya konulması talep edilmiş, ayrıca yatırım ve diğer giderlere ilişkin bilgi ve belgelerin sunulması istenilmiş, davacı tarafından ara kararlarına cevaben sunulan 22/08/2017 tarihli dilekçede ihale bedelinin 02/12/2015 tarihinde iade edildiği belirtilerek ihale bedelinin uhdesinden çıktığı dönemdeki kur kaybının 4.644.014,90-TL, faiz kaybının ise 930.220,88-TL olduğu ve bu kapsamda toplam 5.574.235,78-TL zararı bulunduğu, yatırım harcamalarına ilişkin inşaat gideri, makine ve teçhizat temini ile fizibilite çalışmaları, plan proje giderleri, danışmanlık ve müşavirlik giderleri, personel, kira, kırtasiye, finansman ve benzeri giderler için yapılan harcamalarının 8.535.915,87-TL olduğu, mahrum kalınan kazanç başlığı altında havuzlarda 2015 yılına kadar biriken tuz miktarı ile kalan ruhsat süresinde üretim yapılması halinde elde edilecek olan gelir toplamı olan 165.214.275,91-TL zararı bulunduğu belirtilmiş, yatırım giderlerine ilişkin faturalar, konuyla ilgili yeminli mali müşavir raporu ve şirketin 2011-2015 yıllarına ilişkin kanuni defterleri sunulmuştur.
Mahkemenin ikinci kez yapmış olduğu keşif ve bilirkişi incelemesi sonrasında dosyaya sunulan 31/05/2019 ve 06/08/2020 tarihli bilirkişi raporları ile yatırım harcamalarına yönelik olarak yol, sedde ve havuz inşaat bedeli, diğer yatırım harcamaları, sabit kıymet harcamaları, genel yönetim giderleri payı ve borçlanma maliyetlerine ilişkin beş ayrı başlık altında hesaplama yapılmış, yatırım harcamalarına ek olarak ihale bedelinin davalı idare hesabına yatırıldığı tarih ile iade edildiği tarih arasındaki dönemde uğradığı değer kaybı hesaplanmış, davacı tarafından 31/05/2019 tarihli raporda hesaplanan tutarlara istinaden miktar artırımı dilekçesi ile talep edilen miktar artırılmıştır.
Aktarılan süreç sonrasında İdare Mahkemesince dosyaya sunulan bilirkişi raporunda yer alan tutarlar dikkate alınarak yatırım harcamaları ve ihale bedelinin davalı idare hesabına yatırıldığı tarih ile iade edildiği tarih arasındaki dönemde uğradığı değer kaybına ilişkin olarak davanın kabulü yönünde hüküm kurulduğu, kabule ilişkin kısımlar yönünden istinaf başvurusunun reddedildiği, davalı idareler tarafından kabul edilen kısımlar yönünden davacı tarafından ise kar mahrumiyetine ilişkin olarak reddedilen kısım yönünden temyiz isteminde bulunulduğu anlaşılmakta olup, raporda yer alan tespitler ile dosya içeriğinde yer alan diğer hususlar dikkate alınarak talep konusunu oluşturan kalemler bakımından ayrı ayrı irdeleme yapılması gerekmektedir.
A) Yatırım harcamaları yönünden;
Davacı tarafından tazmini talep edilen yatırım harcamalarının göl içerisinde tuz üretimi yapılacak havuzların inşa edilmesi amacıyla yapılan sabit yapı, makine ve teçhizat harcamaları ile söz konusu inşa faaliyetleri kapsamında yapılan giderlerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Davacının yatırım harcamalarından kaynaklanan tazmin talebine yönelik olarak hükme esas alınan bilirkişi raporlarında yol, sedde ve havuz inşaat bedeli, diğer yatırım harcamaları, sabit kıymet harcamaları, genel yönetim giderleri payı ve borçlanma maliyetleri yönünden beş ayrı başlık altında inceleme yapılmış ve her bir başlık altında yapılan inceleme sonucunda iptal edilen ruhsat kapsamında yapılan toplam yatırım harcaması 12.226.976,53-TL olarak hesaplanmıştır.
1- Yol, sedde ve havuz inşaat bedeline ilişkin yatırım harcamaları yönünden;
Yol, sedde ve havuz olarak ifade edilen sabit yapıların inşasına ilişkin yatırım maliyeti, davacının ruhsat kapsamında tuz üretimi yapacağı havuzların oluşturulması için yapılan imalatlara ilişkin harcamalardan ibarettir.
İdare Mahkemesince yaptırılan ikinci keşif ve bilirkişi incelemesi sonrasında hazırlanan ilk rapor olan 31/05/2019 tarihli kök raporda (kök rapor) sabit yapılara ilişkin olarak davacının yasal defterlerinde yer alan kayıtlar ve bu kayıtlara dayanak oluşturan fatura ve benzeri harcama belgeleri esas alınarak zarar hesabı yapılmış, bu kapsamda 2011-2015 arası döneme ilişkin sabit yapı inşaat harcamaları 3.172.152,85-TL olarak belirlenmiş, bu tutarın ilgili dönemdeki ABD Doları kuru cinsinden değerinin dava tarihindeki TL cinsinden değerine çevrilerek güncellenmesi suretiyle bulunan tutara toplam zarar içinde yer verilmiştir.
İdare Mahkemesinin 28/05/2020 tarihli ara kararı ile "Yatırım harcamalarının, döviz kuru farkı eklenmeksizin yalnızca TL cinsinden hesaplanması"nın istenilmesi üzerine 06/08/2020 tarihli bilirkişi ek raporunda (ek rapor) sabit yapılara ilişkin belgelere dayalı 3.172.152,85-TL tutarındaki harcamanın uygun olduğu belirtildikten sonra söz konusu harcama miktarının yıllara sari olması nedeniyle dava tarihindeki değerini ifade etmeyeceğinden bahisle ruhsat sahasında inşa edilen sabit yapılara ilişkin olarak dosya kapsamında mevcut olan metrajlar ile Karayolları Genel Müdürlüğü birim fiyatları dikkate alınarak ve %15 karın düşülmesi suretiyle hesaplanan yatırım harcamalarının serbest piyasa rayicine göre değeri olduğu belirtilen 7.399.544,02-TL'nin sabit yatırım harcaması olarak belirlendiği, Mahkeme kararında ek rapordaki söz konusu tutar dikkate alınarak tazminata hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Bilirkişi incelemesine ilişkin yukarıda aktarılan kurallara göre, genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkesin bilmesi gereken konularla, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konular dışında kalan ve çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi oy ve görüşünün alınmasının zorunlu olduğu; bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmesi halinde, bilirkişilerce hazırlanan raporların, olayın özel veya teknik bilgi gerektiren yönlerini hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde aydınlatan bilimsel esaslara dayalı gerekçeleri içermesi gerektiği; bu nitelikte olmayan bilirkişi raporlarının hükme esas alınamayacağı, mahkemenin böyle bir durumda yeni bir bilirkişi heyeti oluşturabileceği ve hükme esas alınabilecek rapor elde edinceye kadar bilirkişi incelemesine devam edebileceği; kural olarak bilirkişi raporunun hakimi bağlamayacağı ve hakimin raporu serbestçe takdir edeceği açıktır.
Öte yandan, idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi ve zararın varlığının kabulü için, tazmini istenilen bu zararın gerçekleştiğine ilişkin somut bir delil bulunması, başka bir anlatımla, zararın, gerçekleşmiş, kesin ve belirli yani gerçek bir zarar niteliğinde olması, gerçek zararın ise ancak belgelendirilebilen harcamalar olarak kabul edilmesi gerekmekte olup maddi zararı kanıtlayıcı herhangi bir bilgi veya belge sunulmadığı ve maddi zararın ispat edilemediği hallerde talep edilen zararların tazminine karar verilmesi hukuken mümkün değildir.
İdare Mahkemesince hükme esas alınan ek raporda sabit yapılara ilişkin olarak yapılan değerlendirme ve tespitler yukarıda aktarılan hususlar çerçevesinde ele alındığında; sabit yapı imalatlarının bedelinin tespiti hususunda davacı şirketin mali kayıtları ile defter ve belgeleri üzerinden tespit edilebilen bir tutar mevcut iken sabit yapılara ilişkin metrajlar ve birim fiyatlar üzerinden yapılan hesaplamanın "defter kayıtlarındaki harcamanın dava tarihindeki değerini ifade etmediği" gerekçesiyle dikkate alındığı, gerçek zararın tespiti ile zararın dava tarihindeki değerinin belirlenmesinin birbirinden ayrı süreçler olduğu, davacının tazmin talebine ilişkin olarak öncelikle gerçek zararının tespit edilmesi gerektiği, davacının yatırım harcamalarına ilişkin defter ve belgeler mevcut ve bunlar üzerinden hesaplama yapılmış iken, sırf dava tarihindeki değerini karşılamadığı gerekçesiyle defter/belgelere dayanılarak yapılan hesaplama sonucunda belirlenen tutar dikkate alınmadan 2015 yılı birim fiyatları üzerinden zarar hesabı yapılmasının mümkün olmadığı, bu bakımdan davacı tarafından dosyaya sunulan uzman raporundaki veriler ile keşif esnasındaki tespitler sonucunda belirlenen sabit yapı metrajlarının 2015 yılı Karayolları Genel Müdürlüğü birim fiyatlarıyla çarpılması suretiyle yapılan hesaplamaya dayalı olarak hazırlanan ek raporun yol, sedde ve havuz inşaat bedeline ilişkin yatırım harcamalarına ilişkin kısmının hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu durumda, bozma kararı üzerine yeniden karar verilmek üzere yapılacak incelemede, davacının yol, sedde ve havuz inşaat bedeline ilişkin yatırım maliyetinden kaynaklanan maddi tazminat talebine yönelik olarak davacının gerçek zararını ispatlayan ve yapılan işler ile harcamaları teyit eden mevcut bilgi ve belgelerin (faturalar ve diğer kayıtlar ile ödeme belgesi vb.) dikkate alınması suretiyle hesaplama yapılması, bu kapsamda sabit yapı yatırım maliyetlerinden kaynaklanan zararı olup olmadığına yönelik olarak gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılması suretiyle yapılacak inceleme neticesinde (davalı idarenin havuzların komşu sahadaki ruhsat sahipleriyle ortak yapıldığı ve maliyetlerin paylaşıldığı yönündeki iddiası da açıklığa kavuşturularak) bu kalem yönünden maddi tazminat talebine ilişkin karar verilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, yol, sedde ve havuz inşaat maliyetlerinden kaynaklanan yatırım harcamalarına ilişkin maddi tazminat talebine yönelik eksik incelemeye dayalı olarak, kök rapor ile çelişkili ve hatalı değerlendirmeler içeren ek bilirkişi raporundaki değerlendirmeler esas alınarak verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
2- Diğer yatırım harcamaları yönünden;
İdare Mahkemesince hükme esas alınan ek bilirkişi raporunda, davacının yatırım harcaması kapsamında sunmuş olduğu faturalardan doğrudan sabit yapıların inşası kapsamında olmayan ancak yatırım harcamaları ile ilişkilendirilen diğer faturalara yönelik olarak "diğer yatırım harcamaları" başlığı altında inceleme yapıldığı, diğer yatırım harcaması kapsamında kabul edilen harcamalara ilişkin faturaların kök rapor ekinde listelendiği, söz konusu harcamalara ilişkin olarak ek raporda yapılan değerlendirme sonucunda 2011-2015 yılları arası dönemdeki diğer yatırım harcamalarının 956.809,90-TL olarak hesaplandığı ve İdare Mahkemesince söz konusu tutar dikkate alınarak maddi tazminata hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Hükme esas alınan bilirkişi raporu ekindeki fatura listesi incelenediğinde, diğer yatırım harcaması kapsamında değerlendirilen harcamalar arasında yakıt, gıda, hırdavat, yedek parça, kırtasiye, çeşitli kira, harç ve danışmanlık giderleri, seyahat, ayakkabı, hukuki danışmanlık, işçilik gideri harcamalarının bulunduğu, harcamaların bir kısmının maden sahasının üretime elverişli hale getirilmesi amacıyla yapılan çalışmalar kapsamında yapılan günlük giderlere ilişkin olduğu anlaşılmakla birlikte hukuki danışmanlık, seyahat vb. doğrudan sabit yapıların inşası ve maden sahasının üretime elverişli hale getirilmesi süreciyle ilgili olmayan harcamaların da hesaplamada dikkate alındığı, ayrıca işçilik gideri olarak dikkate alınan ve hükmedilen tazminatın önemli bir bölümünü oluşturan harcamalara ilişkin herhangi bir belgenin mevcut olmadığı, söz konusu işçilik giderlerinin hangi işçilere ilişkin olduğu belirlenmediği gibi işçilerin gerçekten istihdam edildiğini ispata yarar herhangi bir verinin (iş sözleşmesi, SGK kayıtları, ücret ödeme kayıtları vb.) mevcut olmadığı, işçilerin adı ve soyadının dahi yer almadığı, yapılan hesaplama sırasında davacı şirketin defter-belgeleri üzerinde herhangi bir inceleme yapılmadığı gibi fiili olarak işçi istihdam edilip edilmediğinin araştırılmadığı, işçilerin istihdam edildiğini ispata yarar belgelerinin mevcut olup olmadığı hususunda da bir inceleme yapılmadığı (işçilik giderlerine ilişkin olarak yalnızca davacı tarafından sunulan yeminli mali müşavir raporundaki tabloda yer alan işçilik giderlerine ilişkin harcama miktarlarını belirten beyan bulunmaktadır), ek raporun diğer yatırım harcamalarına ilişkin bölümünde hangi harcamanın hangi gerekçeyle dikkate alındığına ilişkin değerlendirmenin de bulunmadığı, sonuç olarak diğer yatırım harcamaları bölümünde dikkate alınan harcamaların bir kısmının sabit yapıların inşası ile ilgisi olmayan harcamalar olduğu, bir kısmını ise ispata yarar belgelerin mevcut olmadığı, sunulan faturalara ilişkin yeterli inceleme ve ayrıştırma yapılmadan hazırlandığı anlaşılan ek raporun diğer yatırım harcamalarına ilişkin kısmının hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu durumda, bozma kararı üzerine yeniden karar verilmek üzere yapılacak incelemede, öncelikle diğer yatırım maliyetlerinden kaynaklanan maddi tazminat hesabı kapsamında dikkate alınan harcama tutarları incelenerek söz konusu harcamaların sabit yapıların inşası ve maden sahasının üretime hazır hale getirilmesi ile doğrudan ilgili olup olmadığı hususunda bir ayrıştırma yapılması, bu kapsamda olduğu belirlenebilecek harcamaların hangi gerekçeyle kabul edildiğine ilişkin değerlendirmeye de yer verilerek harcama tutarının tespit edilmesi, inşa süreciyle ilgili olmayan harcamalar gerçek zarar kapsamında değerlendirilemeyeceğinden bu harcamaların ise dikkate alınmaması, diğer yatırım maliyeti bölümünde dikkate alınan makine ve teçhizat harcaması var ise bunların "sabit kıymet harcaması" başlığı altında incelenmesi, işçilik gideri olarak dikkate alınan hesaplamanın kapsamının ne olduğunun ve dava konusu maden sahasında yapılan işler kapsamında istihdam sağlanmış ise bu durumu ispata yarar bilgilerin mevcut olup olmadığının konuyla ilgili bilgi ve belgelerin davacıdan temin edilmesi suretiyle somut olarak ortaya konulması (işçilerin dava konusu maden sahasında yapılan işler kapsamında istihdam edilip edilmediğinin, dava konusu maden sahasında yapılan işler kapsamında istihdam sağlanmış ise bu durumu ispata yarar bilgilerin mevcut olup olmadığının belirlenmesi suretiyle), bu kapsamda somut olarak ortaya konulabilen ve ispatlanabilen gerçek zararın belirlenmesi suretiyle bu kalem yönünden maddi tazminat talebine ilişkin karar verilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, dava konusu maden sahasında yapılan işler kapsamındaki diğer yatırım maliyetlerinden kaynaklanan maddi tazminat talebine yönelik eksik incelemeye dayalı olarak ve bir kısım kalemler bakımından zarar ispata yarar herhangi bir belge mevcut olmadan verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
3- Sabit kıymet (makine ve teçhizat) harcamalarına ilişkin yatırım maliyeti yönünden;
Davacı şirket tarafından idarenin kusuru sebebiyle sona eren madencilik faaliyeti kapsamında kullanılan makine ve ekipmanın iki sınıfa ayrılması mümkündür. İlk sınıf, tuz madenciliği haricinde başka alanlarda kullanılması mümkün olan (traktör, römork, greyder, asfalt kazıma makinesi, ekskavatör vb.) genel nitelikli araç, ekipman ve makinelerden oluşmaktadır. Söz konusu araçlar, ruhsat hukukunun iptal edilmesiyle birlikte davacı şirketin mülkiyetinde kalmaya devam edeceğinden davacı şirketin mal varlığında genel nitelikli bu makine ve ekipman yönünden bir azalmanın söz konusu olmadığı, başka bir anlatımla maddi bir zararının bulunmadığı, davacının mülkiyetinde bulunan araçların bedelinin ödenmesinin mükerrer ve haksız ödemeye yol açacağı anlaşıldığından, bu araçların maliyeti bakımından tazminata hükmedilmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İkinci sınıfta yer alan makine ve ekipman ise, tuz üretiminde kullanılmak üzere özel imalat olarak üretilen, bu nedenle başka bir alanda tekrar kullanım imkanı bulunmayan, davacı açısından sadece hurda değeri olan bir kısım araçlardır.
İdare Mahkemesince hükme esas alınan ek bilirkişi raporunda, davacının defter kayıtlarında yer alan makine ve teçhizat harcamalarına ilişkin faturaların dikkate alınması ve bunların satılması durumunda elde edilecek değerler karşılığında %30 kalıntı değerinin toplam harcama tutarından düşülmesi suretiyle yapılan hesaplama sonucunda davacının uyuşmazlık konusu maden sahasına ilişkin olarak 540.731,20-TL tutarında sabit yatırım (makine-teçhizat) harcaması yaptığının belirlendiği, İdare Mahkemesince söz konusu tutar dikkate alınarak maddi tazminata hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, bozma kararı üzerine yeniden karar verilmek üzere yapılacak incelemede, sabit kıymet (makine ve teçhizatlara) ilişkin yatırım maliyetinden kaynaklanan maddi tazminat talebine yönelik olarak yukarıda yapılan değerlendirme çerçevesinde davacının defter kayıtlarında faturaları sunulan sabit kıymetler arasında ikinci sınıfta yer alan malzeme ve ekipmanları var ise davacının katlandığı makine ve teçhizat yatırımı maliyetlerinden kaynaklanan zararı olup olmadığının gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılması suretiyle tespit edilmesi, belirtilen kıstaslar çerçevesinde yapılacak değerlendirme neticesinde zararın tespiti halinde hurda değerleri düşülmek suretiyle maddi tazminat talebine ilişkin karar verilmesi gerekmektedir.
Diğer yandan, makine ve teçhizatlara ilişkin olarak yapılacak incelemede, "diğer yatırım harcamaları" kısmında makine ve teçhizat olarak dikkate alınabilecek harcamaların da mevcut olduğunun tespit edilmesi halinde, bu harcamaların, yukarıda yer alan kıstaslar çerçevesinde (birinci ve ikinci sınıfta yer alacak makine teçhizatlara ilişkin) sabit kıymetler (makine ve teçhizatlar) başlığı altında incelenmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, sabit kıymet (makine ve teçhizat) harcamalarından kaynaklanan maddi tazminat talebine yönelik eksik incelemeye dayalı olarak verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
4- Yatırımlara ilişkin genel yönetim giderleri payı yönünden;
İdare Mahkemesince hükme esas alınan ek bilirkişi raporunda, davacının defter kayıtlarında işletmenin genel yönetim fonksiyonu ile ilgili olarak yapılan ve yatırım ya da üretimle doğrudan ilişkisi kurulamayan endirekt malzeme, personel gideri, dışarıdan sağlanan fayda ve hizmetler, çeşitli giderler, vergi, resim ve harçlar gibi giderlerin genel yönetim giderleri hesabında yer aldığı, yatırım maliyeti ile dolaylı ilgisi bulunan bu tür harcamalardan yatırıma verilecek payın hesaplanmasının oluşturulacak dağıtım anahtarı yoluyla mümkün olacağı, bu kapsamda yatırım harcamaları ile diğer yatırım harcamalarının toplamı olan tutarın davacının toplam harcamasına oranlanması suretiyle bulunan dağıtım oranı ile genel yönetim giderlerinin (yatırım öncesi dönem giderleri, finansman giderleri ve amortisman giderleri düşüldükten sonra) çarpılması suretiyle uyuşmazlık konusu maden sahasına ilişkin yatırım harcamasına isabet eden genel yönetim giderinin bulunduğu, bu şekilde yapılan hesaplama neticesinde 2011-2015 yılları arası dönemdeki genel yönetim gideri payının 544.129,42-TL olarak hesaplandığı ve İdare Mahkemesince söz konusu tutar dikkate alınarak maddi tazminata hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Olayda, ihaleyi kazanan davacı şirket tarafından ihale konusu sahada maden faaliyetine başlanması amacıyla yapılan giderlerin tazmini gerektiğinden bu kapsamda yapılan genel yönetim giderleri mevcut ise bunun da tazmini gerektiği açıktır. Bununla birlikte hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hesaplama yönteminde davacının yapmış olduğu tüm harcamalar üzerinden belirlenen dağıtım oran dikkate alınarak hesaplama yapıldığı, örneğin ihale bedeli olarak yatırılan 7.440.000,00-TL'nin de yatırım harcaması olarak kabul edildiği, oysa ihale bedeli ve benzeri diğer harcamalar nedeniyle uğranılan zararların davacı tarafından ayrıca tazmin talebine konu edildiği, kaldı ki söz konusu harcamalar içerisinde gerçek zarar olarak kabul edilmeyen harcamaların da bulunduğu anlaşıldığından, uyuşmazlık konusu ihale ile ilgisi bulunan harcamaların dikkate alınması suretiyle bir inceleme yapılmaksızın tüm harcamaların doğrudan dikkate alınması suretiyle yapılan hesaplama yönetimin gerçek zararın belirlenmesi amacına uygun olmadığı, genel yönetim giderleri içerisinde maden sahasının üretime elverişli hale getirilmesi süreciyle ilgili olmayan harcamaların bulunup bulunmadığına yönelik bir incelemenin de yapılmadığı, bu kapsamda gerek dağıtım oranının tespiti aşamasında kullanılan toplam harcama ve yatırım harcamaları bakımından gerekse de genel yönetim giderleri bakımından dikkate alınan tutarların maden sahasının üretime elverişli hale getirilmesi süreciyle ilgili olup olmadığı hususunda ayrıştırma yapılmadan doğrudan tüm harcamaların dikkate alınması suretiyle yapılan hesaplama sonucunda hazırlandığı anlaşılan ek raporun genel yönetim giderlerinin yatırım giderleri payına ilişkin kısmının hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu durumda, bozma kararı üzerine yeniden karar verilmek üzere yapılacak incelemede, öncelikle maddi tazminat hesabı kapsamında dikkate alınan genel yönetim giderleri incelenerek söz konusu harcamaların sabit yapıların inşası ve maden sahasının üretime hazır hale getirilmesi ile ilgili olup olmadığı hususunda bir ayrıştırma yapılması, bu kapsamda olduğu belirlenebilecek harcamaların hangi gerekçeyle kabul edildiğine ilişkin değerlendirmeye yer verilerek harcama tutarının tespit edilmesi, ardından dağıtım oranı kullanılarak bir hesaplama yapılacak ise söz konusu dağıtım oranı hesabında kullanılacak "yatırım harcamaları ve diğer yatırım harcamaları"nın yukarıda 1., 2. ve 3. madde kapsamında yapılacak inceleme kapsamında belirlenecek gerçek zarar tutarlarının dikkate alınması, bu kapsamda somut olarak ortaya konulabilen ve ispatlanabilen gerçek zararın belirlenmesi suretiyle bu kalem yönünden maddi tazminat talebine ilişkin karar verilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, genel yönetim giderlerinin maden sahasına ilişkin yatırımlara ilişkin payından kaynaklanan maddi tazminat talebine yönelik eksik incelemeye dayalı olarak verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

5- Yatırımlara ilişkin borçlanma maliyetleri yönünden;
İdare hukuku ilkeleri ve Anayasa'nın 125. maddesine göre idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için, bir zararın bulunması, zararı doğuran işlem veya eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması ayrıca zarara sebep olan işlem veya eylem arasında illiyet bağının bulunması gerekmektedir.
İdare Mahkemesince hükme esas alınan ek bilirkişi raporunda, davacının yatırımlarında kullanmış olduğu yabancı kaynak nedeniyle katlanılan faiz giderleri ve yabancı para üzerinden yapılan borçlanmalarda yüklenilen kur farkı giderlerinin finansman giderlerini oluşturduğu, davacının yasal defter kayıtlarının incelenmesinde, dönem içinde oluşan ve farklı hesaplarda yer verilen faiz giderleri ile kur farklarından kaynaklanan gelir ve giderler bir araya getirilerek hesaplama yapıldığı, dağıtım anahtarının oluşturulmasında “yatırım harcamasının kullanılan krediye oranı"nın esas alındığı, faiz giderlerinin hesaplanmasında “kullanılan kredi” kapsamında Türk Lirası ve döviz cinsinden kredilerin tamamının dikkate alındığı, kur farkı gider/gelirinin hesaplanmasında ise sadece döviz kredisinin Türk Lirası karşılığının dikkate alındığı, bu nedenle dağıtım oranı olarak, yatırım harcamasının kullanılan krediye olan oranı esas alınarak borçlanma maliyetlerinin tespit edildiği, bu şekilde yapılan hesaplama neticesinde 2011-2015 yılları arası dönemdeki yatırım harcamasına isabet eden faiz gideri ile kur farkı gideri toplamının 2.785.751,67-TL olarak hesaplandığı ve İdare Mahkemesince söz konusu tutar dikkate alınarak maddi tazminata hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Olayda, ihaleyi kazanan davacı şirket tarafından ihale konusu maden faaliyetine başlanması amacıyla yapılan giderlerin tazmini gerektiği açık olmakla birlikte yatırım maliyetleri kapsamındaki harcamaların Türk Lirası ve döviz cinsinden kredi çekmek suretiyle finanse edilmesinin ve bu şekilde ticari risk alınmasının davacının kendi kişisel tercihi olduğu, yatırımlarını kredi çekme suretiyle finanse eden davacının kendi kişisel kararıyla kredi faizini ve olası kur farkından kaynaklı değer kayıplarını üstlendiği, bu bakımdan kredi faizleri ile kur farkından kaynaklı zararların maden sahasına ilişkin ihalenin ve işletme ruhsatının iptal edilmesinin doğal ve olağan sonucu olmadığı, başka bir deyişle idare hukuku sorumluluk ilkeleri uyarınca zarar ile işlem arasında doğrudan illiyet bağının olmaması nedeniyle idarenin zarardan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, davacının bu kapsamda gerçek bir zararının bulunmadığı ve anılan zarar kalemi bakımından tazmin isteminin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, yatırımlara ilişkin borçlanma maliyetleri kapsamında davalı idarenin tazminle yükümlü tutulabileceği bir zararın bulunmadığı, yatırımların finansmanın Türk Lirası veya döviz cinsinden kredilerle finanse edilmesinin davacının kendi tercihi olduğu, bu kapsamda ortaya çıkmış bir zarar mevcut ise bunun davacının kendi tercih ve kararlarından kaynaklandığı, somut olayda anılan kalem bakımından davalı idarelerin herhangi bir tazmin yükümlülüğü bulunmadığı anlaşıldığından, yatırımlara ilişkin borçlanma maliyetlerinden kaynaklanan 2.785.751,67-TL tutarındaki zararın tazminine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
B) İhale bedelinin, davalı idare hesabına yatırıldığı tarih ile iade edildiği tarih arasındaki dönemde uğradığı değer kaybı karşılığı zarar yönünden;
Davacı tarafından dava dilekçesinde ve sonraki aşamalarda dosyaya sunulan dilekçelerde talep edilen zarar kalemleri arasında ihale bedeli olan 7.440.000,00-TL'nin MAPEG banka hesabına yatırıldığı tarih olan 16/08/2011 tarihi ile ihalenin iptali sonrasında söz konusu tutarın iade edildiği 02/12/2015 tarihi arasında davalı idare uhdesinde kaldığı süredeki değer kaybı yer almaktadır.
İdare Mahkemesince hükme esas alınan kök rapor ile ek bilirkişi raporunda davacının söz konusu talebine yönelik olarak yapılan incelemede, 7.440.000,00-TL'nin ödendiği tarihteki ABD doları cinsinden değeri ile iade edildiği tarihteki ABD Doları cinsinden değeri arasındaki farkın bulunduğu, ABD Doları cinsindeki bu tutara ihale bedelinin ödendiği tarihten dava tarihine kadar ABD Doları üzerinden açılan mevduat hesaplarına uygulanan aylık ortalama faiz oranı uygulanarak fark tutarın ABD Doları cinsinden faiz tutarının bulunduğu, bu şekilde hesaplanan 2.086.315,40 ABD Dolarının dava tarihindeki kur üzerinden TL'ye çevrilmesi suretiyle hesaplanan 6.254.356,31-TL'nin ihale bedelinin idare uhdesinde kaldığı süredeki değer kaybı olarak belirlendiği ve İdare Mahkemesince söz konusu tutar dikkate alınarak maddi tazminata hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Faizle para borçları arasında sıkı bir ilişki olup, faiz, hukuki niteliği itibarıyla asıl alacağı genişleten fer'i bir hak olan, alacaklının alacak olarak talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan belirli bir süre mahrum kalması nedeniyle, mahrum kaldığı zaman içinde meydana gelen zararına karşılık kendisine ödenmesi gereken ve asıl alacağa bağlı fer'i bir hak olarak tanımlanmaktadır. Talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan mahrum kalan ilgili mahrum kaldığı süre için faiz uygulanmasını isteme hakkına da sahiptir.
Hukuka aykırı bir işlem nedeniyle yoksun kalınan maddi hakların karşılanmasının zaman içinde gecikmesi ve bu gecikmeden doğan zararın karşılanması için 3095 sayılı Kanun uyarınca faiz uygulanması gerekmektedir. Buna göre, kişilerin mal varlıklarının idarenin uhdesinde kalması nedeniyle, mal varlığı değerinin idareye ödendiği veya geçtiği tarih ile idarenin söz konusu değeri iade ettiği tarih arasındaki dönemde, anılan değerin kullanılamamasından kaynaklanan bir zarar söz konusudur. Bu kapsamda hesaplanan yasal faiz tutarındaki tazminat, idarenin hukuka aykırı işlemi nedeniyle para veya benzeri bir mal varlığı değerinin kullanılamamasından kaynaklanan zararın karşılığı niteliğindedir.
Olayda, davacı şirketin zararının, yargı kararıyla hukuka aykırı bulunan ihale işlemi nedeniyle ihale bedelinin idare hesaplarına ödendiği 16/08/2011 tarihi ile davalı idarece ihale bedelinin (ana para) iadesinin yapıldığı 02/12/2015 tarihleri arasında kullanılamamasından kaynaklandığı, söz konusu zararın davacı şirket açısından idarenin hukuka aykırı işleminden kaynaklanan bir zarar niteliğinde olduğu ve tazmini gerektiği, buna göre yapılan açıklamalar çerçevesinde 7.440.000,00-TL'ye 16/08/2011 ile 02/12/2015 tarihleri arası dönem için yasal faiz işletilmesi suretiyle bulunacak tutarın tazmini gerektiği, her ne kadar bilirkişi raporunda ihale bedelinin döviz cinsinden borçlanılarak karşılandığı gerekçesiyle döviz cinsinden değer kaybı hesabı yapılmış ise de ihale bedelini döviz cinsinden kredi çekmek suretiyle finanse eden ve bu şekilde ticari risk alan davacı şirketin, kendi kişisel kararıyla kredi faizini ve olası değer kayıplarını üstlendiği, bu bakımdan maden sahasına ilişkin ihalenin ve işetme ruhsatının iptal edilmesinin doğal ve olağan sonucu olmayan döviz cinsinden değer kaybından doğan zararlardan idarenin sorumlu tutulmasının zarar ile işlem arasında doğrudan illiyet bağının olmaması nedeniyle idare hukuku sorumluluk ilkeleri uyarınca mümkün olmadığı, bu nedenle kök ve ek bilirkişi raporunun ihale bedelinin değer kaybından kaynaklanan zarara ilişkin kısmının hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Nitekim; Anayasa Mahkemesinin 03/07/2019 tarih ve 2016/78974 sayılı kararında, "... 57. Başvurucunun bu parayı döviz olarak ödemediği dikkate alındığında kur kaybının karşılanması yönündeki talebinin reddi makul olmakla birlikte derece mahkemelerinin söz konusu yorumları sonucu faiz ödenmemesiyle başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında değer kaybına uğratıldığı anlaşılmaktadır. Üstelik kamu makamları ancak kanun yararına bozma sonrası yapılan ödemedeki gecikmenin makul bir gerekçesini de ortaya koyamamışlardır." değerlendirmesinde bulunulmak suretiyle bu kısım yönünden ihlal kararı verilmediği görülmektedir.
Bu durumda, bozma kararı üzerine yeniden karar verilmek üzere yapılacak incelemede, yapılan açıklamalar çerçevesinde ihale bedeli olan 7.440.000,00-TL'ye 16/08/2011 ile 02/12/2015 (iadenin yapıldığına ilişkin dosya kapsamında belge bulunmadığından yapılacak ara kararı ile iade tarihini gösterir belgelerin temin edilmesi gerekmektedir) tarihi arası dönem için yasal faiz işletilmesi suretiyle bulunacak değer kaybı tutarının hesaplanması suretiyle bu kalem yönünden maddi tazminat talebine ilişkin karar verilmesi gerekmektedir.
Diğer yandan, ihale bedelinin idare uhdesinde kaldığı dönemdeki değer kaybı karşılığı zarar için yapılacak hesaplama sonrasında tespit edilecek zarar miktarı üzerinden faiz yürütülmesine de engel bir durum bulunmadığı, dolayısıyla bu zarar üzerinden faiz hesaplanmasının, faize faiz yürütülemeyeceği yönündeki genel kurala aykırılık teşkil etmeyeceği açıktır.
Bu itibarla, ihale bedelinin davalı idare hesabına yatırıldığı tarih ile iade edildiği tarih arasındaki dönemde uğradığı değer kaybı karşılığından kaynaklanan maddi tazminat talebine yönelik eksik incelemeye dayalı olarak verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak; yatırım harcamaları ile ihale bedelinin davalı idare hesabına yatırıldığı tarih ile iade edildiği tarih arasındaki dönemde uğradığı değer kaybından kaynaklanan zararların tazmini talebinin kabulüne ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurularının reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Öte yandan, işbu dosyada temyizen incelenen karar ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi tarafından verilmiş iken Tuz Gölünde bulunan farklı ruhsat sahalarına ilişkin olarak başka davacılar tarafından benzer iddialar çerçevesinde açılan tam yargı davalarının bir kısmının ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesi tarafından karar bağlandığı görülmektedir.
2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'un 3/C maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendinde, "daireler arasında çıkan iş bölümü uyuşmazlıklarını karara bağlamak" bölge idare mahkemesi başkanlar kurulunun görevleri arasında sayılmıştır. Aynı Kanun'un 3/D maddesinin üçüncü fıkrasında, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak bölge idare mahkemesi daireleri arasındaki iş bölümünün, Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirleneceği kurala bağlanmıştır.
Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından, idari ve vergi dava dairelerinin numaraları ile aralarındaki iş bölümünün belirlendiği ... Bölge İdare Mahkemesi İş Bölümü kararı incelendiğinde, anılan kararın "İdari Dava Daireleri Arasındaki İş Bölümü Kriterleri" başlığı altında düzenlenen "İş Bölümünün Genel Esas ve İlkeleri"nde; idari dava daireleri arasındaki iş bölümünün, istinaf incelemesinin sonuçlandırılmasında zaman kayıplarını önlemek, uzmanlaşmayı, akademik çalışma ve işbirliğini desteklemek, hukuki uyuşmazlıkların çözümünde sorumluluk üstlenerek yönlendirici olabilmek ve idari dava dairelerinin hukuksal kimliklerini güçlendirmek amacıyla "ihtisas alanı ve temel görev esasları" çerçevesinde yapıldığı, her bir idari dava dairesinin, ihtisas alanına giren temel görev ya da görevlere sahip olduğu, "Ortak Hükümler"de ise idari işlemin uygulanmasından doğan zararların tazmini istemiyle açılan tam yargı davalarına karşı yapılacak istinaf başvurularının uyuşmazlığın esasına bakmaya görevli idari dava dairesince görülmesinin kararlaştırıldığı görülmektedir.
Bu durumda, Hakimler ve Savcılar Kurulunun iş bölümüne ilişkin anılan kararının amacı ve lafzı ile 2576 sayılı Kanun'da uyuşmazlıkların görevli daire tarafından çözümlenip karara bağlanmasını sağlamak için öngörülen usul bir arada değerlendirildiğinde, bozma kararı üzerine Bölge İdare Mahkemesince yeniden yapılacak incelemede bu hususun da göz önünde bulundurularak, ihalenin iptal edilmesi yönündeki yargı kararlarının uygulanmasına ilişkin işlemden kaynaklı olarak uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davalara ait dosyaların yeniden verilecek karar tarihinde yürürlükte bulunan iş bölümü kararı çerçevesinde ilgili dairede toplanarak, aynı hukuki konuya ilişkin uyuşmazlıklara yönelik istinaf incelemesinin görevli idari dava dairesi tarafından yapılması gerekmektedir.
Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından verilen kararlarda, Danıştay dava daireleri arasındaki iş bölümüne ilişkin kararların uygulanması noktasında, bir idari dava dairesi tarafından, başka bir dairenin görevinde bulunan uyuşmazlığın çözümlenip karara bağlanmasında hukuki isabet bulunmadığı belirtilmekte ve bu husus temyiz incelemesinde bozma sebebi olarak değerlendirilmektedir (bkz: Danıştay İDDK, 15/06/2017 tarih ve E:2015/2597, K:2017/2592 sayılı karar ile 25/01/2017 tarih ve YD İtiraz No:2016/1316 sayılı karar).
Son olarak, İdare Mahkemesince verilen kararda 1.000.000,00-TL için dava tarihinden, 17.481.332,84-TL'lik kısım için ise ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğinden itibaren yasal faiz işletilmesi yönünde hüküm kurulduğu görülmekle birlikte, bozma sonrasında yeniden verilecek kararda tazminata hükmedilmesi halinde yasal faize ilişkin olarak Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun "Tam yargı davalarında miktar artırımında bulunulması halinde, dava dilekçesinde talep edilen miktara hangi tarihten itibaren faize hükmedilecekse artırılan miktara da aynı tarihten itibaren faize hükmedilmesi gerektiği yönünde içtihadın birleştirilmesine" dair 24/10/2024 tarih ve E:2021/5, K:2024/2 sayılı kararı dikkate alınarak hüküm kurulacağı da açıktır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacının temyiz isteminin reddine;
2\. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının manevi tazminat istemi yönünden davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının ONANMASINA oybirliğiyle;
3\. Anılan Bölge İdare Mahkemesi kararının kar kaybından doğan zarara ilişkin maddi tazminat istemi yönünden davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının ONANMASINA oyçokluğuyla;
3\. Davalıların temyiz isteminin kabulüne;
4\. Anılan Bölge İdare Mahkemesi kararının yatırım harcamaları ile ihale bedelinin davalı idare hesabına yatırıldığı tarih ile iade edildiği tarih arasındaki dönemde uğradığı değer kaybından kaynaklanan zararların tazmini istemi yönünden davanın kabulü yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik yapılan istinaf başvurularının reddine ilişkin kısımlarının BOZULMASINA oybirliğiyle,
5\. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Ankara Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 27/05/2025 tarihinde kesin olarak karar verildi.


(X) KARŞI OY :
Davacı tarafından, uyuşmazlık konusu maden sahasına ilişkin işletme ruhsatının verildiği tarihten iptal ediliği tarihe kadar geçen sürede havuzlarda biriktirilen ancak ruhsatın iptal edilmesi nedeniyle satışı gerçekleştirilemeyen tuz bedelinden kaynaklanan kazanç kaybının tazmini istenilmektedir.
Uyuşmazlıkta önem arz eden husus, maden sahasındaki havuzlarda bulunan tuzun üretilmiş maden olarak kabul edilip edilemeyeceği noktasındadır. Davalı idarece mahallinde yapılan tetkik sonucunda düzenlenen 17/09/2015 tarihli raporda ve dosya kapsamında yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda alınan raporlarda, tuz havuzlarında birikmiş tuz bulunduğu belirtilmiştir. Bu bakımdan, havuzlarda bulunan tuzun yerinden alınmasının ve sonrasında satılarak ekonomik bir değer ifade etmesinin mümkün olduğu açıktır.
Ayrıca, havuzlarda bulunan tuzun üretilmiş maden olarak kabul edilip edilmediği hususu teknik bir mesele olduğundan ve uzmanlık gerektirdiğinden, ... İdare Mahkemesinin benzer nitelikteki E:... sayılı dosyasında bu konuda yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu alınan 30/05/2018 tarihli raporun dikkate alınması gerekmektedir. Aralarında maden ve jeoloji mühendisinin de bulunduğu altı kişilik heyetten alınan raporda, cevher oluşumlarının doğal süreçlerle meydana geldikleri için, hiçbir cevher yatağının bir diğerinin tıpatıp aynısı olmadığı, farklı cevher türlerinde uygulanan üretim yöntemlerinin çok farklı olabildiği, bu nedenle tam ve kesin bir üretim tanımından bahsetmenin imkansız olduğu, kazılarak ocaktan çıkarılan veya üretilmesinin doğal olarak oluşturulmuş stoktan doğrudan alınması mümkün olan ürünlerin tüvenan olarak adlandırıldığı belirtildikten sonra, tuz üretim sürecinden bahsedilmiştir. Bu sürecin sonunda makul bir süre içerisinde üretilmeye uygun kalınlıkta tuz tabakası oluştuğu, oluşan bu tuz tabakasının doğrudan kazılıp götürülebilir nitelikte olduğu için yerinde bulunması ile bir stok alanına konulması arasında bir fark olmadığı, sonuç olarak üretim havuzu içerisinde bulunan ve üretilmeye uygun kalınlığa ulaşmış tuzun tüvenan ürün niteliğinde olup ticari bir değere sahip olduğu vurgulanmıştır.
Anılan bilirkişi raporunun ilgili kısmı uyarınca, havuzlarda bulunan ve uygun kalınlık seviyesine sahip olan tuzun stokta bulunan tuzdan farklı olmadığı, her ikisinin de ticari bir değeri olup, satışa hazır bulunduğu, dolayısıyla üretilmiş maden olarak kabul edileceği anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak, anılan bilirkişi raporuna göre üretilmiş maden olarak kabul edilmesi gereken havuzlarda bulunan ancak ruhsat iptali nedeniyle satışa sunulamayan tuzun bedelinden kaynaklanan kar kaybının tazmini gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenle, davacının kar kaybından doğan maddi tazminat talebinin havuzlarda bulunan ancak ruhsat iptali nedeniyle satışa sunulamayan tuzun bedelinden kaynaklanan kısmının kabulü ve söz konusu zararın tazmini gerektiği düşüncesiyle kararın kar kaybından doğan zarara ilişkin maddi tazminat talebine dair kısmına katılmıyorum.



10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim