SoorglaÜcretsiz Dene

Danıştay danistay 2021/2091 E. 2025/2440 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2021/2091

Karar No

2025/2440

Karar Tarihi

26 Haziran 2025

Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2021/2091 E. , 2025/2440 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2021/2091
Karar No:2025/2440

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2021/2091

MÜDAHALE İSTEMİ HAKKINDA KARAR

... Bilgi Teknolojileri Pazarlama ve Ticaret A.Ş. tarafından, vasıta satış ve emlak satış/kiralama hizmetlerine yönelik çevrim içi platform hizmeti pazarlarındaki hakim durumunu aşırı fiyatlama yoluyla kötüye kullanarak 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 6. maddesini ihlal ettiğinden bahisle 10.680.425,98-TL idari para cezası verilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Rekabet Kurulu (Kurul) kararı ile bu karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Kurul kararının iptali istemiyle ... Kurumuna karşı açılan davada, dava konusu işlemin iptaline ilişkin ...İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına karşı davacı tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine, ... vekili Av. ... tarafından verilen davalı idare yanında davaya müdahale istemini içeren dilekçe incelenerek gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinde, üçüncü kişilerin davaya katılması konusunda Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 66. maddesinde ise üçüncü kişinin, davayı kazanmasında hukukî yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, fer'î müdahil olarak davada yer alabileceği kurala bağlanmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, müdahale isteminde bulunan kişi tarafından, davalı idareye ilk şikayetin temsilcisi olduğu Sınırlı Sorumlu ... Vasıtaları ve Yedek Parça Alım ve Satımı İle ... Site İşletme Kooperatifi tarafından yapıldığı ve davalı idarece yürütülen soruşturma esnasında ifade vererek soruşturma sürecine dahil olduğu beyan edilerek müdahale isteminde bulunulduğu, dava konusu Kurul kararlarına yönelik soruşturmanın başlamasına neden olan şikayet dilekçelerinin herhangi birinin ... veya yönetim kurulu başkanı olduğu kooperatif tarafından verilmediği, istemde bulunanın davalı idarece yapılan sözlü savunma toplantısında anılan Kooperatif adına söz aldığı, ancak müdahale istemine ilişkin dilekçenin anılan Kooperatifin değil ...'nun müdahale istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenle, ...'nun davalı idare yanında MÜDAHALE İSTEMİNİN REDDİNE, kararın taraflara ve ...'na bildirilmesine, posta giderleri avansından artan tutarın ...'na iadesine, 26/06/2025 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.


(X) GEREKÇEDE KARŞI OY :

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda davaya müdahale konusunda özel bir hüküm bulunmamakla birlikte "Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Vergi Usul Kanununun uygulanacağı haller" başlıklı 31. maddesinde, bu Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde uygulanmak üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na atıfta bulunulan haller arasında "üçüncü şahısların davaya katılması" konusu da sayılmıştır.
6100 sayılı Kanun'un 65. maddesinde "asli müdahale" düzenlenmiş; "Fer'i müdahale" başlıklı 66. maddesinde ise, "(1) Üçüncü kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabilir."; "Tahkikatın konusu" başlıklı 143. maddesinde, "(1)Tarafların davada ileri sürdükleri bütün iddia ve savunmalar birlikte incelenir. (2) Hâkim, muhakemeyi basitleştirmek veya kısaltmak için resen veya taraflardan birinin talebi üzerine tahkikatın her aşamasında iddia veya savunmalardan birinin veya bir kısmının diğerinden önce incelenmesine karar verebilir." düzenlemesine yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; bakılan davada, İdare Mahkemesince dava konusu işlemin iptali yolundaki kararına karşı istinaf başvurusunun Bölge İdare Mahkemesince reddine karar verildiği, anılan kararın davalı idare tarafından bozulması istemiyle temyiz edildiği, ... tarafından, davalı idareye ilk şikayetin temsilcisi olduğu Sınırlı Sorumlu Karataşıt Vasıtaları ve Yedek Parça Alım ve Satımı İle Uğraşanlar Site İşletme Kooperatifi tarafından yapıldığı ve davalı idarece yürütülen soruşturma esnasında ifade vererek soruşturma sürecine dahil olduğu beyan edilerek 6100 sayılı Kanun'un 66. maddesi kapsamında davalı idare yanında davaya fer'i müdahale isteminde bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Fer'i müdahale isteminde bulunulduğunun tespitinin ardından, davanın hangi aşamasında kadar bu istemde bulunulabileceğinin tespit edilmesi zorunludur.
6100 sayılı Kanun'un yukarıda metnine yer verilen 66. maddesinde, fer'i müdahilin, taraf yanında ve tarafa yardımcı olarak tanımlandığı ve ancak tahkikat sona erinceye kadar davaya katılma isteminde bulunulabileceği belirtilerek ne zamana kadar bu istemde bulunulabileceğinin açıkça hükme bağlandığı görülmektedir. İdari yargılama hukukunda 'tahkikat' evresi bulunmamakla beraber kanun hükmünün düzenleniş şekli ile 6100 sayılı Kanun'un 143. maddesinde yer alan tahkikatın konusu birlikte değerlendirildiğinde; hakim tarafından, iddia ve savunmaların birlikte incelendiği tahkikat aşamasının ilk derece yargılaması içerisinde yer aldığı, kanun yolu aşamasını kapsamadığı sonucuna varılmaktadır. Nitekim anılan Kanun'un sistematiğine bakıldığında da 'Kanun Yolları' başlıklı 'Sekizinci Kısım'da bu yolların; istinaf, temyiz ve yargılamanın yenilenmesi olduğu da açıkça hüküm altına alınmıştır.

Diğer yandan, söz konusu 66. maddenin gerekçesinde de, kanun koyucu tarafından, asli müdahaleden farklı olarak tahkikat sona erinceye kadar fer'i müdahalede bulunulacağının kabul edildiği, zira asli müdahilin taraf olduğu ve bir dava açtığı, oysa fer'i müdahilin taraf yardımcısı olarak mevcut bir davanın içinde yer aldığının belirtildiği; dolayısıyla hükümde arzu edilenin ilk derece yargılaması içerisinde bu istemde bulunulması olduğu, kanun yollarının bu kapsam içerisinde kalmadığı anlaşılmaktadır.
Somut uyuşmazlığa gelindiğinde; ilk derece mahkemesi sıfatıyla İdare Mahkemesince yargılama yapılıp esas hakkında karar verildikten sonra, kanun yolu olan temyiz aşamasında Danıştay Onüçüncü Dairesinden fer'i müdahale isteminde bulunulduğu görülmektedir.
Yukarıda yapılan tespitler ve 6100 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri uyarınca, kanun yolu aşamasında fer'i müdahale isteminde bulunulmasının mümkün olmadığı görüldüğünden, temyiz aşamasında yapılan bu istemin incelenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.
Bu itibarla, müdahale isteminin incelenmeksizin reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.


TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurumu
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Bilgi Teknolojileri Pazarlama ve Ticaret A.Ş.

İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı şirketin vasıta satış ve emlak satış/kiralama hizmetlerine yönelik çevrim içi platform hizmeti pazarlarındaki hakim durumunu aşırı fiyatlama yoluyla kötüye kullanarak 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 6. maddesini ihlal ettiğinden bahisle 10.680.425,98-TL idari para cezası verilmesine ilişkin... tarih ve ... sayılı Rekabet Kurulu (Kurul) kararı ile bu karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ...tarih ve ... sayılı Kurul kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; 'aşırı fiyatlama' eyleminin tespitine yönelik olarak, literatürde üç farklı test türü tercih edilmekle birlikte, Avrupa Birliği Adalet Divanının (ABAD) içtihatlarına da dayanılarak oluşturulan ekonomik değer testinin öne çıktığı, açık piyasalarda piyasanın işleyişine müdahale alanına yönelik olarak, doğal ya da yasal tekel pozisyonundaki teşebbüslerce, fiyat düzenlemesi bulunmayan pazarlardaki 'aşırı fiyatlama' eylemlerinin tespiti hususunda, Kurulun, Avrupa Birliği'ne paralel şekilde ekonomik değer kavramını esas aldığı ve değerlendirmelerinde fiyat kıyaslamasına öncelik verdiği, önaraştırma sürecinde, "..." adres uzantılı çevrim içi platformun, maliyet kalemleri ve bu kalemlerin davacı şirket tarafından sunulan her bir hizmete dağılımına ilişkin olarak, maliyet kalemlerinin tamamına yakın bir kısmının, teşebbüse ait diğer ilan kategorilerindeki hizmetler açısından da ortaklık teşkil ettiğinden bahisle ekonomik değer testi ve karlılık analizinin yapılmasının mümkün olmadığının dava konusu Kurul kararında belirtildiği, aşırı fiyatlamanın hakim durumun kötüye kullanılması sonucunda bir ürünün ekonomik değeri ile fiyatı arasındaki makul olmayan farklılık olarak tanımlandığı, AB Komisyonunun, tüketiciyi korumanın başka yollarla mümkün olmadığı son derece sınırlı olan istisnai durumlarda, aşırı fiyatlamaya müdahale edilmesi gerektiğini, özellikle pazarın kısa ya da orta vadede kendisini düzeltmesinin beklendiği hallerde aşırı fiyatlamaya müdahale edilmemesi gerektiğini kabul ettiği, aşırı fiyatlamaya müdahale noktasında, müdahalenin istisnai hallerde başvurulacak bir yöntem olduğu, öte yandan, rekabet hukukunda aşırı fiyatlamanın, hakim durumun kötüye kullanılması olarak kabul edilmekle birlikte, bu istisnai durumun tespitinde güçlükler yaşandığı, piyasadaki faal teşebbüsler ve regülasyon kurumu olan davalı idare arasındaki uyuşmazlıkların, genel itibarıyla bu noktadan kaynaklandığı, bu noktadan hareketle, regülasyon kurumunca müdahale yönteminin uygulanmasından önce yapılan incelemelerin ve neticesinde verilecek müdahale kararlarının, isabet derecesine ilişkin değerlendirme yapabilmek için, istisnai bir durum olan aşırı fiyatlama eyleminin, tereddüde mahal vermeyecek veriler ve olgularla ortaya konulması gerektiği, aksi halde, genel yaklaşımdan sapma olarak ifade edilen müdahale uygulamasının kabulünün, piyasa ekonomisi ve rekabet hukuku ile bağdaşmayan sonuçlara yol açabileceği, bu bağlamda, rekabet hukuku uyuşmazlıklarında ispat standardı kavramının çerçevesinin çizilmesi ve davaya konu uyuşmazlığın, anılan çerçevede çözüme kavuşturulması gerektiği, rekabet hukukuna ilişkin uyuşmazlıklara dair delillerin ulaşması gereken ispat eşiğini karşılamak üzere Kurul kararlarında, "sağlıklı veri, yeterli ve inandırıcı delil, ihlalin varlığına ilişkin açık delil" gibi ifadelere yer verilmekle beraber, delillerin, sözü edilen nitelikleri taşıyıp taşımadığının belirlenebilmesi için hangi unsurların dikkate alınacağına ilişkin somut kriterlerin öngürülmediği, Kurulca uygulanan yaptırımlara ilişkin olarak açılan davalarda, Danıştayın ekseri olarak; "her türlü şüpheden uzak, açık ve kesin delillerle ispat" şeklinde ispat standardı aradığı;
Davaya konu... tarih ve ... sayılı Kurul kararında; "Faaliyet gösterilen sektörün özellikleri, yatırım miktarı, batık maliyetler ve fırsat maliyetleri gibi faktörler, makul kar marjının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmalıdır. Ancak, tüm bu hususlar dikkate alındığından, fiyat-maliyet karşılaştırmasının her zaman ve sektör için doğru sonuçlar veremeyeceği açıktır. Bu nedenle aşırı fiyat tespitinde, ilk aşamada ulaşılan sonuçların tek başına yeterli olamaması nedeniyle ikinci aşamada elde edilen bulgularla birlikte değerlendirilmesi gerektiği"nin ifade edildiği, bu şekildeki açıklamayla, aşırı fiyatlama eyleminin tespitindeki zorluğun Kurul tarafından da kabul edildiğinin belirtildiği, anılan kararda; "Fiyat kıyaslamasının konu olduğu ikinci aşamada ürün/hizmet fiyatı, teşebbüsün hem kendi fiyatı hem de rakip teşebbüslerin fiyatları ile karşılaştırılmalıdır." ifadesine yer verilmiş olmakla birlikte, kararın tamamı incelendiğinde, uygun olmayan farklı pazarlarda faaliyet gösteren teşebbüslerle karşılaştırma yapıldığı, buna karşın, farklı coğrafyalarda ve özellikle global oyuncuların bulunduğu ülkeler ile fiyat kıyaslamasına gidilmediği görüldüğü;
Yine; "(...) ağ etkisi ve birden fazla platformda yer almanın maliyetine bağlı olarak pazar payları arasındaki fark yüksek olmasa dahi, pazar payı açısından avantajlı olan platformun uzun vadede pazarı domine etmesi beklenmektedir. Somut olayda da bu durum gözlenmektedir." şeklindeki tespitlerinin, gözleme dayandığı ve somut veriler ihtiva etmediği, davalı idarenin, bu şekildeki tespitinin dayanağını mahiyetindeki gözlemlere, hangi somut veriler ışığında veya benzer piyasalardaki sonuçlar üzerinden ulaşıldığının ortaya koyulamadığı;
Anılan Kurul kararında, "..."un rakip teşebbüsler karşısında sahip olduğu ve onu rekabetçi süreçte ön plana çıkaran üstünlüklerden birinin de, emlak ve vasıta çevrim içi platformuna giren ilk teşebbüs olması ve 'sahibinden' alan adını tercih etmesi olduğunun ve piyasa aktörleri ile yapılan görüşmelerden, bu durumun özellikle nihai tüketiciler bakımından önemli bir tercih nedeni olduğunun ifade edildiği, söz konusu tespitin, somut bir veriye dayanmadığı, kimlerden oluştuğu belli olmayan piyasa aktörlerinin görüşleri kapsamında ulaşılmış bir kanaatten ibaret olduğu, oysa ki, ticari öngörüye dayanan ve adil yarış bakımından önünde engel olmayan söz konusu alan adının, gerçekten bir etkisinin olup olmadığı veya ne ölçüde etkili olduğu hususunun, ancak bu konuda yapılacak bir araştırma ile saptanabileceği;
Anılan Kurul kararında; davacı şirketin, "(...) emlak veya vasıta gibi tek bir hizmet kategorisine odaklanmak yerine, muhtelif hizmet kategorisinden oluşan portföy (iştira-müşteri ilişkisi imkanı) sunmasının platform değerinin artmasına neden olduğu, ayrıca geniş bir portföyde hizmet sunması, sınırlı sayıdaki kategoride odaklanan rakiplerine nazaran ziyaret sayısının artmasına yol açtığı, bu durumun da faaliyet gelirlerinin büyük kısmının elde edildiği kurumsal müşteriler için platform değerlerinin artmasında, dolayısıyla ikamesinin güçlenmesine neden olduğu..." değerlendirmelerine yer verildiği, bir teşebbüsün faaliyet kategorilerinin sayıca fazla olması halinin, diğer teşebbüslerin çalışma/iş modellerini tercih etmesi ve bu tercihlerin sonuçlarının ticari yansımalarının "hakim durumun kötüye kullanılması" olgusu ile ilişkilendirilmesi sonucunu doğurmadığı, böyle bir saptamanın yapılabilmesi için, nihai tüketici davranışlarına ilişkin olarak yapılmış kapsamlı ve bilimsel tüketici davranış analizlerinin varlığının gerektiği, ancak, dava konusu Kurul kararına dayanak soruşturma dosyasında bu tür bir çalışmaya rastlanılmadığı;
Anılan Kurul kararında, davacı şirketin, on ayrı ana kategoride faaliyette bulunduğu, bu kategorilerin neredeyse tamamının emlak ve vasıta alanlarından elde edilen 'kurumsal üyelik' ücretleri ile finanse edildiği, mukayese edilen e-ticaret sitelerinin tek kategoride faaliyette bulunduğu hususuna yönelik değerlendirmede, "(...) teşebbüsün bu on kategoriyi emlak ve vasıta gelirleri ile finanse etmesi, tamamen kendi iş modeli çerçevesinde bir tercihten ibaret olup, teşebbüsün dosya konusu davranışları hakim durumunu etkileyen bir unsur olarak değerlendirmediği (...)" ifadesinin yer aldığı, bu halde, davacı şirketin iş modelinin, fiyatlara ve maliyetlere yansıyan boyutu hakkında bir değerlendirme yapılmadığı, aksine birden fazla kategoride faaliyette bulunmasının ziyaretçi sayısına etkisi ve dolayısıyla da hakim durumu ve pazarı domine etme etkisine işaret edildiği ve bu suretle eksik bir değerlendirme yapıldığı;
Anılan Kurul kararında, fiyatlar ile maliyetleri arasındaki marjın hesaplanması ile ilgili olarak yapılan tespitlerde, "(...) ilgili ürün pazarında fiyat-maliyet marjının hesaplanabilmesi için yukarıda yer alan maliyet kalemleri kapsamında gerçekleştirilen toplam harcamaların hangi oranda emlak satış/kiralama platform hizmetlerine yönelik olduğu tespit edilmelidir. Hal böyleyken, ...'un faaliyet giderleri bağlamında örgütlenme yapısının ve iş yapma biçiminin, sermaye harcamaları bazında satın alınan ve lisansların kullanım işlevleri ve niteliklerinin kategori bazında gerçekleştirilen harcamaları hesaplamaya elverişli olmadığı görülmektedir." ifadelerine yer verildiği, bu ifadeden hareketle, Kurulca, fiyatlar ve maliyetler arasındaki marjın kesin bir şekilde belirlenemediğinin anlaşıldığı, davalı idarenin aşırı fiyat tespiti yapmaya elverişli maliyet analizi yapmayarak, kıyaslamalar üzerinden değerlendirme yoluna gittiği, bu durumda, maliyet analizi ile aşırı fiyat saptamasına gidilmeyen davaya konu olayda, davalı idarece davacı şirkete yönelik olarak, "maliyetler ile açıklanabilir fiyat artışları yapılması" hususunda öneriler sunulması noktasında tutarsızlık bulunduğu, bu şekilde bir maliyet analizi yapılmasının mümkün olmadığının davalı idarece kabul edildiği;
Anılan Kurul kararında, "Pazarda, yukarıda sıralanan giriş engellerinin varlığı da potansiyel anlamda rekabetçi baskı yaratılmasını engellemektedir. Dolayısıyla, her iki pazarın da kısa ve orta vadede kendini düzeltme yeteneğine sahip olmadığı" değerlendirmesine yer verildiği, bu şekildeki bir değerlendirmenin, hangi somut verilere veya analizlere dayandığı konusunda herhangi bir açıklık bulunmadığı, bu halde bahsi geçen pazarların, "kısa ve orta vadede kendini düzeltme" yeteneğinin bulunmadığı değerlendirmesinin, bir gözlemden veya varsayımdan öteye geçemediği;
Anılan Kurul kararında, küresel oyuncuların pazara girmesi hususunda; "(...) diğer taraftan, küresel oyuncuların Türkiye'de faaliyet göstermeye başlaması, teşebbüsün pazardaki konumunu ve gücünü etkilememektedir. Kaldı ki, ...'un sunduğu hizmet karşısında söz konusu teşebbüslerin sunduğu platform hzimetinin henüz yeni ve gelişmekte olduğu, arayüzü incelendiğinde ilanların içiçe bulunduğu, filtreleme ürün bazında sınıflandırma sistemlerinin geliştirilmesine devam edildiği gözlemlenmektedir. Ayrıca dosya kapsamında elde edilen bilgiler çerçevesinde söz konusu teşebbüslerin Türkiye'de oldukça sınırlı pazar payının bulunduğu" tespitlerine yer verildiği, bu tespite ilişkin olarak ise, söz konusu küresel oyuncuların hızla büyüme kapasiteleri, halihazırda pazardaki bilinirlik düzeyleri, farklı coğrafyalardaki benzer pazarlarda izledikleri büyüme süreçleri üzerinde ciddi araştırmaların yapılmadığı, veriler toplanmadan bu oyuncuların mevcut konumları esas alınmak suretiyle değerlendirme yapıldığı, bilhassa, kısa, orta ve uzun vadede pazarın durumunun ve buna bağlı davacı şirketin statüsünün saptanmasında eksik bir inceleme yapıldığı;
Anılan Kurul kararında, "(...) dosya kapsamında ...'un yüksek fiyatlama davranışı içinde bulunduğu çok sayıda karşılaştırmalı veri ile ortaya konmuştur. Liste fiyatı yerine indirimli fiyatların karşılaştırılması, pazarda faaliyet gösteren tüm teşebbüslerin farklı zamanlarda farklı müşteri grupları bazında indirim uygulamaları nedeniyle mukayese imkanını ortadan kaldırması bakımından uygulamada son derece güçtür. Kaldı ki, soruşturma süreci içinde yapılan gözlemlere binaen, indirimli fiyatların dikkate alınması halinde dahi ... ile rakipleri arasında aşırı fiyat farkının anlamlı ölçüde kapanmayacağını ileri sürmek mümkündür." açıklamalarına yer verildiği, bu açıklamalar ışığında, fiyatlamaların aşırı olup olmadığının tespiti bakımından, indirimli fiyatların önem arz ettiği, ancak, indirimli fiyatların tespit edilebilmesi için somut olarak indirimli ve indirimsiz fiyatların (liste-satış fiyatlarının) birlikte ortaya konularak kıyaslanması mümkün olmakla birlikte, davalı idarenin 'mukayese zorluğunu' gerekçe göstererek, zor olduğu ifade edilen karşılaştırma işlemine hukuki sonuç bağlamasında isabetsiz davranıldığının görüldüğü, zira, davalı idare, bu sonuca ulaşırken sadece gözlemlere dayandığı ve tespitlerini kesin kanaat belirten veriler temeline oturtmadığı;
İspatı gereken bir diğer önemli hususun, yüksek fiyatlamanın, piyasaya girişleri zorlaştırıcı, dolayısıyla, rekabeti bozucu bir etkisinin olup olmadığı olduğu, zira, aşırı fiyatlamaya müdahale konusundaki temkinli yaklaşım ve yöntemin istisnai bir yöntem olması nedeniyle, böyle bir müdahalenin, ancak aşırı fiyatlamaya müdahalenin olumlu sonuçları olacağının kesin verilerle ortaya konulması halinde mümkün olabileceğinin ifade edildiği, "..."un çok pahalı olmasının, daha düşük bedelle hatta ücretsiz üyelik yöntemiyle yeni oyuncuların sektöre girmesi ve kurumsal müşterilerin de bu platformlara geçiş yapması açısından teşvik edici olacağı, nitekim, kurumsal müşteriler veya nihai tüketiciler açısından, platformları kullanmak/yararlanmak noktasında bir sınırlamanın da bulunmaması, fiyatlamanın hakim durumda olan platforma göre daha düşük ücretli veya ücretsiz olması gibi olguların, yeni aktörlerin pazara girmesini güçleştiren değil aksine kolaylaştıran unsurlar olduğu, bu halde, fiyat yüksekliğinin, pazara girişleri tetikleyen/teşvik eden olgular olarak kabul edildiği ve hakim durumdaki teşebbüslerin fiyat yüksekliklerinin aksine düşük fiyatlamaların engellenmeye çalışılması gerektiği, olayda da, hakim durumda olan platformun fiyatlarının düşmesinin, pazara yeni girişleri ne şekilde kolaylaştıracağı, halihazırda düşük üyelik ücretleri ile yetinen yeni aktörlerin, söz konusu bu düşük fiyatlandırmalar karşısında nasıl rekabet edeceği noktasında saptamalar getirilmediği;
Diğer taraftan, bir teşebbüsün yüksek fiyatlamasına müdahale edilmemesi için, pazara giriş imkanlarının açık olması yanında, yeterli sayıda teşebbüsün de pazara girmiş olması, bunlarla beraber, bu teşebbüslerin iş modelleri ve ticari başarılarıyla hakim durumda olduğu kabul edilen aktörler üzerinde baskı kurabilecek durumda olması şartlarının arandığı, ortaya konan bu yaklaşımın, hakim durumdaki teşebbüs veya teşebbüslerin ticari faaliyetlerinin, diğer işletmecilerin başarısına veya performansına bağlı tutulmasına yol açtığı, bu yaklaşımın hukuken doğru olmadığı;
Öte yandan, ...tarih ve... sayılı Kurul kararı ile hangi tüketici grubunun refahının öncelendiğinin açıklığa kavuşturulması gerektiği, olayda, bireysel kullanıcılar ile kurumsal kullanıcıların farklı tüketici kategorilerini ifade ettiği, bu platformlar bakımından bir diğer tüketici kategorisinin ise, müşteri olarak platformu kullanan tüketiciler olduğu, bireysel kullanıcılar ile tüketicilerin, anılan platformdan istifade ederken hiçbir ücret adı altında ödeme yapmak mecburiyetinde değilken, yalnızca kurumsal müşterilerin belli bir üyelik ücreti ödedikleri söz konusu sistemde, bahsi geçen ücretlerin düşürülmesinin, bireysel müşterilerden ücret alınması sonucuna yol açıp açmayacağının, orta ve uzun vadede bireysel kullanıcıların refahı üzerinde ne tür etkilerinin olabileceğinin araştırılması gerekmekte iken, sadece tek bir grup tüketicinin refahı odaklı olarak değerlendirme yapılmasında eksik incelemeye yol açtığı;
Rekabet hukukunda "aşırı fiyatlama yoluyla hakim durumun kötüye kullanılması" yaklaşımı ve uygulamasının, son derece sınırlı ve istisnai olarak kabul gördüğü, istisnai bir durum olan ve ancak rekabet ortamını, dolayısıyla da tüketici refahını çok açık bir şekilde ihlal ettiği ispat edilemeyen fiyat artışlarına müdahalenin, rekabet hukuku kapsamında kabul görmediği, fiyat artışına müdahalenin istisnaen kabul edilen bir durum olması sebebiyle, bu yöndeki tespit ve değerlendirmelerin de tereddüte yol açmayacak şekilde açık ve kesin nitelikte olması gerektiği, ispat standartının gereği olarak ise, neredeyse kesin olarak ne olduğunun ispatının gerektiği, şüphe üzerinden kanaate varılmasının hukuken yetersiz kalacağı, bu şüphenin haklı olduğunu ortaya koyacak somut deliller ve gerekçelerle olayın ispatının hukuken arandığı, olayda olgu, iddia ve tespitlerin belirtilen niteliklerde olmadığı, kesin ve tartışmasız olarak elde edilmiş somut delillere dayanılmaksızın gözleme istinaden sonuca varılmak suretiyle tesis edilen ... tarih ve ...sayılı Kurul kararında ve bu karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, İdare Mahkemesinin ispat standardına ilişkin değerlendirmesinin hatalı olduğu, delillerin değerlendirilmesi hususunda delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi yaklaşımının gözetilmesi gerektiği, İdare Mahkemesinin ihlalin varlığına ilişkin değerlendirme yaparken her bir delilin münferit olarak ispat standardını sağlayıp sağlamadığına ilişkin değerlendirme yapmasının delillerin bütünlüğü ilkesine aykırılık oluşturduğu, Danıştayın "her türlü şüpheden uzak, açık ve kesin delillerle ispat" şeklinde bir ispat standardı aramadığı, davacı şirketin aşırı fiyat uyguladığının bütün somut verilerle ortaya konulduğu, maliyet kalemlerinin davacı şirketin diğer ilan kategorileri ile ortaklık teşkil etmesi nedeniyle maliyet hesabının yapılamıyor oluşunun davacının kendi beyanı ile sabit olduğu, davacı teşebbüsün ülkemizde faaliyet gösteren rakipleriyle fiyat açısından kıyaslamasının yapıldığı, yabancı ülkelerdeki teşebbüslerle kıyaslamaya gidilmesi halinde tüketici alışkanlıkları, alım gücü gibi değişkenlerin söz konusu kıyaslamaya yönelik yanıltıcı sonuçlar doğurmasının kaçınılmaz olduğu, nitekim soruşturma raporunda küresel teşebbüslerin de değerlendirildiği ve bunların herhangi bir rekabetçi baskı yaratmadığının ortaya konulduğu, davacı teşebbüsün yıllara göre kendi uyguladığı fiyatlarla da karşılaştırma yapıldığı, İdare Mahkemesi kararında rekabet hukukunun köklü teorilerinden biri olan ağ etkisi teorisinin gözleme dayandığına ilişkin ifadenin gerçeği yansıtmadığı, pazara ilk giren olmanın ve alan adının teşebbüsler için büyük avantaj sağladığının bilinen bir gerçek olduğu, davacı teşebbüsün faaliyet kategorilerinin rakiplerine nazaran fazla olması hususunun hakim durumu kötüye kullanılmasına ilişkin tespitle ilişkilendirildiği yönündeki tespitin gerçeği yansıtmadığı, Mahkemece bu tespite yönelik dava konusu Kurul kararında alıntılanan kısmın davacı teşebbüsün platform değerinin artma nedenlerin irdelendiği bölümünde yer aldığı ve bu çerçevede bir değerlendirme yapıldığı, maliyet analizi yapılamamasının Kurum'dan kaynaklı bir eksiklik olmadığı, İdare Mahkemesinin maliyet analizi ile ilgili ortaya koyduğu "olmazsa olmaz" şeklindeki yaklaşımın pratikte uygulanabilir olmadığı, pazarın kısa ve orta vadede kendini düzeltme yeteneğinin bulunmadığı hususunun varsayıma değil dosyada mevcut somut verilere dayandığı, çevrim içi otomobil ilanları pazarında davacının rakibi olan birçok teşebbüsün pazardan çekildiği, aşırı fiyat tespiti yapabilmek için indirimli ve indirimsiz fiyatlar birlikte ortaya konulmadan mukayese işlemine sonuç bağlandığının doğru bir tespit olmadığı, kıyaslama yapılırken teşebbüsün birim ilan fiyatının en düşük olduğu paketin seçildiği, karşılaştırmanın fiyat, ziyaret sayısı, kurumsal üye sayısı ve kurumsal üyelerden elde edilen gelir olmak üzere birçok parametre dikkate alınmak suretiyle gerçekleştirildiği, hakim durumda olan teşebbüsün fiyatlarının düşmesinin pazara girişleri kolaylaştırmasının doğal bir sonucu olduğu, aşırı yüksek fiyatlamanın uzun dönemde piyasaya yeni girişleri sağlayacağı argümanının pazarda giriş engellerinin bulunmaması veya çok düşük seviyelerde olması durumunda bir anlam ifade edeceği, her iki pazar için de çok ciddi giriş engellerinin bulunduğu, Kurul kararında hakim durumdaki teşebbüslerin faaliyetlerinin diğer teşebbüslerin performansına bağlı tutulduğuna ilişkin ifadenin doğru olmadığı, aşırı fiyatın bir rekabet ihlali olarak değerlendirilebilmesi için rakiplerin performansının zayıf olması şeklinde bir kriter belirlenmediği, rekabetçi bir pazar yapısının oluşup oluşmadığına yönelik bir değerlendirme yapıldığı, İdare Mahkemesinin tüketici refahına ilişkin tespitlerinin yanlış bilgiye dayandığı, bireysel üyelerin yalnızca bir ilan için 30 gün ücretsiz kullanım hakkına sahip olduğu, ikinci bir ilan eklemek istenildiğinde ücret ödemek mecburiyetinde oldukları, ilk ilan 30 gün içerisinde satılmazsa yine ücret ödeme yükümlülüğünün doğduğu, bireysel tüketiciler açısından daha az seçenek olmasının refah kaybına yola açacağı, tüketicinin refah kaybının fiyat artışı, kalite düşüşü, alternatiflerin azalması, rekabetin azalması sonucunda inovasyonun yavaşlaması gibi pek çok şekilde kendini gösterebildiği, bu kadar açık bir ihlalin varlığını ispat için tüketici refahı üzerindeki etkilerin ayrıca analiz edilmesine ihtiyaç bulunmadığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, iptal kararı üzerine başlatılan soruşturma sonucunda tüketici refahına ilişkin yapılan incelemede, fiyat artışlarının nihai tüketiciye yansıtıldığına yönelik somut bit bulguya rastlanılmadığının belirtildiği, yurt içi ve yurt dışı rakiplerden gelebilecek bir potansiyel rekabet baskısı olduğunun vurgulandığı, idari ceza hukukunda yaklaşık ispatla ceza verilmesinin mümkün olmadığı, aşırı fiyatlamanın söz konusu olduğu durumlarda müdahalenin son çare olması gerektiği, incelenen dönemin başından itibaren çok sayıda yeni aktörün pazarlara girdiği, davalı idarenin ekonomik değer tespitini uygulamadığı gibi aşırı fiyatlama iddiasını alternatif yöntemlerle de ispatlamadığı, yapılan karşılaştırmada fiili fiyatlar olan indirimli fiyatlar yerine liste fiyatlarının kullanıldığı, davacının sunduğu hizmetle aynı kapsam ve kalitede olmayan rakiplerin hizmetinin karşılaştırılmasının tutarlı sonuçlar vermeyeceği, yine davacının eski fiyatlarıyla yapılan karşılaştırmanın eski ürünün nitelikli olan yeni ürünle kıyaslaması sonucunu doğuracağı, yönetsel başarının sonucu olan yüksek karlılığının cezalandırılmaması gerektiği, Kurul tarafından pazarların kısa ve orta vadede niçin kendisini düzeltemeyeceğine ilişkin somut analiz ve verilerin ortaya konulmadığı, ilgili pazarlarda küresel oyuncuların büyüme kapasitelerine ilişkin olarak ciddi bir araştırma veya analizin bulunmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçeli onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
... tarih ve...sayılı Kurul kararıyla, davacı şirketin emlak ilan ve reklam pazarında üyelik ücretlerinde önemli düzeyde artış yapmak ve aşırı fiyat uygulamak suretiyle hakim durumunu kötüye kullandığı iddiasına yönelik olarak önaraştırma yapılmasına karar verilmiş, Kurul tarafından, önaraştırma sonucunda, ...tarih ve ... sayılı Kurul kararıyla 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin tespiti amacıyla soruşturma açılmasına karar verilmiş, ... tarih ve ... sayılı Kurul kararıyla, davacı şirketin otomobil ilanları pazarındaki hakim durumunu hem kurumsal üyeler hem de rakip teşebbüsler açısından aşırı fiyat uygulamak suretiyle kötüye kullandığı iddiasına yönelik olarak yapılan önaraştırma sonucunda, ... tarih ve... sayılı Kurul kararıyla 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin tespiti amacıyla soruşturma açılmasına karar verilmiş ve iki soruşturma dosyası kapsamında ileri sürülen iddialar benzer olduğundan dolayı dosyaların birleştirilmesine karar verilmiştir.
Soruşturma heyetince hazırlanan... tarihli ve ... sayılı Soruşturma Raporunda, davacı teşebbüsün vasıta ve emlak satış/kiralama hizmetlerine yönelik çevrim içi platform hizmeti pazarlarında hakim durumda olduğu, 2014-2017 yıllarında uygulanan fiyatların rekabetçi pazarlarda gözlemlenmeyecek ölçüde yüksek düzeyde gerçekleştiği, öte yandan teşebbüsün hakim duruma gelmesinde, yönetsel becerilerin de payının bulunması, yüksek fiyatlamanın tüketici refahı üzerinde olumsuz etki yaratma ihtimalinin düşük olması ve orta-uzun vadede ilgili pazarlarda gözlenen yüksek fiyatların, piyasaya giren güçlü teşebbüslerin davacı üzerindeki rekabetçi baskıyı artırması suretiyle baskılanacağı, böylece rekabetçi pazarlarda gözlenebilecek düzeylere yakınsayacağının öngörülmesi nedeniyle, davacı teşebbüsün aşırı fiyatlama yoluyla 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesini ihlal ettiği yönündeki iddianın reddedilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşıldığı ifade edilmiştir.
Dava konusu ... tarih ve ...sayılı Kurul kararında; her iki pazara yönelik olarak pazar parametreleri analiz edilmiş, her iki pazar açısında davacı teşebbüsün hakim durumda olduğu değerlendirilmiş, hakim duruma yönelik yapısal bir değerlendirme yapılarak pazardaki giriş engelleri ve davacı şirketin durumu analiz edilmiş, daha sonra ekonomik değer testi kapsamında fiyat-maliyet (kar) marjını ve karşılaştırma aşamalarına geçilmiş, her iki pazarda da davacı teşebbüsün kurumsal üyelere uygulanan fiyatta rakiplerine nazaran çok daha yüksek bir fiyat artışı gerçekleştirdiği tespit edilmiş, davacı teşebbüsün iş üretme biçimi dikkate alındığında, göreli gelir yöntemi ile dağıtılmış maliyetler üzeriden hesaplanan karlılık rakamlarının sağlıklı sonuçlar vermeyeceğinden dolayı davacı teşebbüsün özsermaye karlılığı ve net satış karlılık oranının farklı platform hizmeti sunan teşebbüslerle kıyaslanarak davacı teşebbüsün karlılık oranlarının rekabetçi bir pazarda gözlenmesi olası görünmeyen bir aşırı fiyatlamaya işaret ettiği tespit edilmiştir.
Söz konusu tespitler çerçevesinde, dava konusu... tarih ve... sayılı Kurul kararıyla, davacı teşebbüsün vasıta satış ve emlak satış/kiralama hizmetlerine yönelik çevrim içi platform hizmeti pazarlarındaki hakim durumunu aşırı fiyatlama yoluyla kötüye kullanmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesini ihlal ettiğinden bahisle, 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ve “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik”in (Ceza Yönetmeliği) 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, ikinci fıkrası ve üçüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca 2017 mali yılı sonunda oluşan ve Kurul tarafından belirlenen yıllık gayri safi gelirleri üzerinden 10.680.425,98-TL idari para cezası verilmesine karar verilmiştir.
Davacı teşebbüs tarafından yapılan ve Rekabet Kurumu kayıtlarına ... tarih ve ... sayı ile intikal eden başvuru ile ...tarih ve ... sayılı Kurul kararının 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında değiştirilmesi ve yeniden düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüş, anılan başvuru üzerinde dava konusu ... tarih ve ... sayılı Kurul kararı ile 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca ... tarihli ve ... sayılı kararının kaldırılmasına, geri alınmasına, değiştirilmesine veya yeni bir işlem yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
4054 sayılı Kanun'un 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu hâkimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamaktır." kuralına yer verilmiş; 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren ya da bu piyasaları etkileyen her türlü teşebbüsün aralarında yaptığı rekabeti engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı anlaşma, uygulama ve kararlar ile piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu hâkimiyetlerini kötüye kullanmaları ve rekabeti önemli ölçüde azaltacak birleşme ve devralma niteliğindeki her türlü hukuki işlem ve davranışların, rekabetin korunmasına yönelik tedbir, tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkin işlemlerin bu Kanun kapsamına girdiği belirtilmiş; 3. maddesinde, "Hâkim Durum", belirli bir piyasadaki bir veya birden fazla teşebbüsün, rakipleri ve müşterilerinden bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilme gücü; "Teşebbüs", piyasada mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan gerçek ve tüzel kişilerle, bağımsız karar verebilen ve ekonomik bakımdan bir bütün teşkil eden birimler olarak tanımlanmış; 6. maddesinde, "Bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hâkim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanılması hukuka aykırı ve yasaktır'' kuralına yer verildikten sonra, maddenin devamında, "a) Ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler, b) Eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülükler ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak ayrımcılık yapılması, c) Bir mal veya hizmetle birlikte, diğer mal veya hizmetin satın alınmasını veya aracı teşebbüsler durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın veya hizmetin, diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da satın alınan bir malın belirli bir fiyatın altında satılmaması gibi tekrar satış hâlinde alım satım şartlarına ilişkin sınırlamalar getirilmesi, d) Belirli bir piyasadaki hâkimiyetin yaratmış olduğu finansal, teknolojik ve ticari avantajlardan yararlanarak başka bir mal veya hizmet piyasasındaki rekabet koşullarını bozmayı amaçlayan eylemler, e) Tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik gelişmenin kısıtlanması'' tadadi olarak kötüye kullanma halleri arasında sayılmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Temyize konusu Bölge İdare Mahkemesi kararıyla incelenen ve davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilen İdare Mahkemesi kararında, ilk olarak Kurulca tesis edilen idari yaptırımlara yönelik ispat standardı değerlendirilmiş, daha sonra dava konusu Kurul kararlarında eksik veya hatalı değerlendirme yapıldığı tespit edilen hususlar ayrı ayrı belirtilerek yeterli ispat standardının sağlanmadığından bahisle dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmiştir.
Bu durumda öncelikle Kurulca tesis edilen idari yaptırımlara yönelik açılan davalarda kabul edilen delil değerlendirme yöntemi ve aranılan ispat standardının ortaya konulması gerekmektedir.
İdare Mahkemesi kararında, "Danıştayın ekseri olarak; 'her türlü şüpheden uzak, açık ve kesin delillerle ispat' şeklinde ispat standardı aradığı" ifadesi yer almıştır.
Delil değerlendirme yöntemi, bir vakıanın ispatına yarayan delillerin tek tek sıhhatine yönelik bir araştırmaya işaret etmekte olup ispat standardı ise elde edilen delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi hususunda ulaşılması gereken sonucun tespitine yöneliktir. Dolayısıyla İdare Mahkemesinin bu değerlendirmesi esasında ispat standardına değil delil değerlendirme yöntemine ilişkindir.
Olay bir bütün olup mozaik tablosunda olduğu gibi, birçok parçadan yani küçük olaylardan meydana gelir. Mevcut deliller çok defa olayın bütününü değil, bu parçaların bir veya birkaçını temsil eder. Olayın bütün parçalarının mevcut delillerle sabit olması, yani mozaik tablosunun tamamlanması pek enderdir. Çok defa bazı mozaikler elde edilmez ve tabloda boşluklar kalır. Boşluklar bazen o kadar önemli olur ki tablonun bütünü hakkında bir hükme varılamayabilir. Buna karşılık, boşlukların, sabit olan olay parçalarına dayanarak sabit görünmesi de mümkün olabilir. (Nurullah Kunter, Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 16. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul, 2008, s.635-636)
Dairemizce, Kurulca tesis edilen idari yaptırımlarda delillerin değerlendirilmesi noktasında aranan kıstas ve yöntem, olaya yönelik parçaların yani delillerin birlikte ve bütün olarak değerlendirildiği yöntemdir. İdare Mahkemesinin belirttiği gibi delillerin ayrı ayrı her türlü şüpheden uzak, açık ve özellikle kesin birer delil olmasını beklemek Kurulca elde edilen delillerin 4054 sayılı Kanun'da düzenlenen fiillerin işlenip işlenmediği noktasında bütün olarak birlikte değerlendirilmesi yaklaşıma aykırı olacaktır.
Elde edilen delillerin değerlendirilmesi sonucunda ulaşması gereken noktanın tespit edildiği ispat standardı hususunda ise, davalı idarenin yetkileri ve dolayısıyla delil elde etme yöntemleri gözetildiğinde, genel olarak ihlal türü ve somut olayın özellikleri birlikte ele alınarak makul şüphenin ötesinde ispat standardı esas alınmakta olup "neredeyse kesin olarak ne olduğunun ispatı" aranmamaktadır. Bununla birlikte, hakim durumun kötüye kullanılması ve özellikle aşırı fiyatlama gibi davranışlarda elde edilen delillerin çoğunlukla iktisadi nitelikte deliller olduğu ve bu deliller bir arada değerlendirilerek karar verildiği de dikkate alındığında, neredeyse kesin olarak ne olduğunun kabulüne yönelik ispat standardının uygulanmasının bu tür davranışlara ceza verilememesi gibi bir sonuç doğuracağı açıktır.
Bu itibarla İdare Mahkemesi kararının delil değerlendirme yöntemi ve ispat standardına ilişkin gerekçesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Aşırı fiyatlamanın tespitinde kullanılması gereken yöntem ve deliller yönünden;
Pazar gücünün kötüye kullanımı sonucunda, bir ürünün ekonomik değeri ile fiyatı arasındaki makul olmayan farklılığın bulunması şeklinde tanımlanan aşırı fiyat uygulamaları, genel olarak Avrupa Birliği ve Türk Rekabet Hukuku uygulamalarında hakim durumun kötüye kullanılması kapsamında bir ihlal olarak değerlendirilmektedir.
Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın "United Brands" kararında, fiyattaki aşırılığın, incelemeye konu olan ürünün satış fiyatı ve üretim maliyetleri arasında kar marjını ortaya koyan bir karşılaştırma yapılarak hesaplanabilmesi halinde objektif olarak tespit edilebileceği ifade edilmiştir. "United Brands" testi veya yaygın kullanımıyla "Ekonomik Değer Testi" olarak ifade edilen bu testte, tüm üretim maliyetleri toplamı ile fiyatın karşılaştırılması, ilgili pazardaki aynı veya benzer ürünlerin fiyatlarının karşılaştırılması, komşu pazarlardaki aynı veya benzer ürünlerin fiyatlarının karşılaştırılması gibi yöntemler kullanılmaktadır.
Bu testte öncelikle ilgili ürünün maliyeti ve fiyatı kıyaslanarak yüksek bir kar marjının olup olmadığı incelemekte; bu tespitin ardından ise, ürünün fiyatının kendi içinde ya da rakip ürünlerin/hizmetlerin fiyatlarına kıyasla haksız olup olmadığını tespit etmeye yönelik fiyat kıyaslaması yapılmaktadır. Ancak, bu tespitlerde fiyat/maliyet kıyaslaması yaparken maliyet ölçütünün belirlenmesine ilişkin zorluklar, maliyetin hesaplanmasına ilişkin zorluklar ve makul kâr marjının ne olduğunun belirlenmesine ilişkin zorluklar ortaya çıkmaktadır. Bu zorluklar, fiyat maliyet kıyaslamasının objektif ve hatasız bir şekilde ortaya konulmasını mümkün kılmamaktadır. Ekonomik Değer Testinin birinci aşamasında fiyat ve maliyet arasında aşırı bir farklılığın tespiti halinde, ikinci aşamaya geçilerek fiyat kıyaslaması yapılmakta, bu kıyaslamada teşebbüsün kendi fiyatlarıyla yapılan karşılaştırmalar kullanılabileceği gibi, teşebbüsün rakiplerinin aynı veya farklı coğrafi pazarlarda uyguladığı fiyatlandırmalar da karşılaştırmaya esas alınabilmektedir.
Bütün bu hususlarla birlikte, analiz yapılan pazarın koşulları aşırı fiyata rekabet otoritelerince müdahale edilmesi açısından önem arz etmektedir. Bu noktada aşırı fiyatlamanın kötüye kullanma olarak kabul edilmesi için teşebbüsün hakim durumda olmasının yeterli olmadığı, mevcut durumda hâkim durum bulunsa da pazarda giriş engellerinin bulunmaması durumunda, aşırı fiyatlamaya müdahalenin pazara yeni girişler açısından caydırıcı olmasının söz konusu olabileceği, bu nedenle, aşırı fiyatlamanın kötüye kullanma olarak kabul edilmesi için tekele ya da tekele yakın bir duruma yol açan yüksek ve geçici olmayan pazara giriş engellerinin varlığının ya da tekel veya tekele yakın durumun halihazırda mevcut olan ya da geçmişten gelen münhasır veya özel haklardan ileri gelen bir durum olmasının tespitinin gerektiği, bu şekilde giriş engellerinin mevcut olduğu durumlarda dahi, aşırı fiyatlandırmanın söz konusu olduğu durumlarda, bu eylemi rekabet hukuku kapsamına almadan önce rekabet otoriteleri ve diğer ilgili otoriteler tarafından söz konusu giriş engellerinin kaldırılarak çözüm yoluna gidilmesi, bunun mümkün olmadığı durumlarda fiyatlandırmaya rekabet hukuku çerçevesinde müdahale edilebileceği kabul edilmektedir.
Sömürücü nitelikteki davranışlar içinde yer alan aşırı fiyatlamanın, doğrudan tüketici refahında etkisini gösterdiği gözetildiğinde, öncelikle analiz yapılacak pazarın koşullarına yönelik bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Pazarda geçici olmayan giriş engellerinin bulunmaması veya anılan otoritelerin söz konusu giriş engellerini yapısal çözümlerle kaldırabilecek olması durumunda, aşırı fiyatlamaya müdahale edilmesi pazara yeni girişlerin önüne geçecek dolayısıyla tüketici refahının korunması amaçlı getirilen bir müessese tam tersi sonuçlara yol açabilecektir. Bununla birlikte, pazar koşullarının ve ekonomik değer testinin şartlarının değerlendirilmesinin yanında, somut olaydaki aşırı fiyatlama davranışının tüketici refahına etkisinin olup olmadığının da ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalardan sonra İdare Mahkemesince dava konusu Kurul kararlarında eksik veya hatalı değerlendirme yapıldığı tespit edilen hususlar yönünden;
İdare Mahkemesince, ağ etkisi kaynaklı olarak davacı gibi pazar payı açısından avantajlı olan platformun uzun vadede pazarı domine etmesi beklentisine, davacının emlak ve vasıta çevrim içi platformuna giren ilk teşebbüs olması ve 'sahibinden' alan adını tercih etmesi nedeniyle nihai tüketiciler bakımından önemli bir tercih nedeni olmasına ve davacının faaliyet kategorilerinin sayıca fazla olması halinin ticari yansımalarına yönelik olarak Kurul tarafından yapılan tespitlerin somut verilerle ve araştırmalarla desteklenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Kurul tarafından yapılan bu tespitler davacının hakim durumuna yönelik yapısal bir değerlendirme olarak yani pazardaki giriş engellerine yönelik analiz kapsamında gerçekleştirilmiştir.
Bu noktada, geçici olmayan pazara giriş engellerinin varlığının yani pazarın orta-uzun vadede kendini düzeltme yeteneğinin bulunup bulunmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir. İdare Mahkemesince yeterli incelenmediği değerlendirilen ağ etkisi, alan adı ve davacının faaliyet yöntemi gibi hususların giriş engeli olarak dava konusu Kurul kararında yer aldıkları ancak bu giriş engellerinin geçici olup olmadığına, pazarın orta-uzun vadede kendini düzeltme yeteneğinin bulunup bulunmadığına yönelik yeterli bir incelemenin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Pazara giren küresel ve yerel oyuncuların ve yatırımların pazar üzerindeki geleceğe yönelik etkisi yönünden yapılacak olan bir değerlendirmeyle somut olarak pazardaki giriş engellerinin geçici nitelikte olup olmadığının ortaya koyulması gerekmektedir.
Bununla birlikte, İdare Mahkemesince, bir teşebbüsün yüksek fiyatlama davranışına müdahale edilmemesinin pazara giriş imkanlarına bağlı tutulmasının, hakim durumdaki teşebbüsün ticari faaliyetlerini diğer teşebbüslerin başarısına bağlı tutulmasına yol açması anlamına geldiği, bu yaklaşımın hukuken doğru olmadığı değerlendirmesi yapılmıştır. Ancak bu değerlendirme, hakim durumdaki teşebbüslerin davranışlarına sınırlama getiren 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesine aykırı bir sonuç doğurmaktadır. Nitekim bir teşebbüsün yüksek fiyatlama davranışına müdahale edilmemesinin pazara giriş imkanlarına bağlı tutulması, pazarda giriş engelleri bulunmaması durumunda yapılacak müdahalelerin tüketici üzerinde yaratabileceği olumsuz etkilerinin ortadan kaldırılmasına yönelik önlem hüviyetinde bir şart olduğundan Mahkemenin aksi değerlendirmesinde isabet bulmamıştır.
Davalı idarece, kar marjının hesaplanmasına yönelik olarak ortaya çıkan zorlukların, olayda fiyat maliyet kıyaslamasında net bir kar marjı ortaya koyulmasını mümkün kılmadığı ancak bu eksikliğin kıyaslamalarla ortadan kaldırıldığı ileri sürülürken İdare Mahkemesince davalı idarenin kesin bir şekilde belirlemediği kar marjının üzerine davacıya maliyetleri ile açıklanabilir fiyat artışları yapması hususunda öneri verilmesinin yarattığı tutarsızlığa dikkat çekildiği anlaşılmaktadır. Davalı idarece fiyat-maliyet analizine yönelik yapılacak değerlendirmeye emsal olarak gösterilen Dairemizin 05/10/2017 tarih ve E:2014/2458, K:2017/2511 sayılı kararında, aşırı fiyat uygulamasında kar marjı belirlenmesinde ABAD ve davalı idarenin içtihatları arasında yol gösterici olabilecek bir tutarlılığın bulunmadığından dolayı her somut olayın kendi özel koşullarına göre değerlendirmesi gerektiği belirtilmiştir.
Dava konusu Kurul kararında ise, davacı teşebbüsün iş üretme biçimi dikkate alınarak göreli gelir yöntemi ile dağıtılmış maliyetler üzeriden hesaplanan karlılık rakamlarının sağlıklı sonuçlar vermeyeceğinden dolayı davacı teşebbüsün özsermaye karlılığı ve net satış karlılık oranının farklı platform hizmeti sunan teşebbüslerle kıyaslanarak davacı teşebbüsün karlılık oranına ilişkin bir değerlendirme yapıldıktan sonra ekonomik değer testinin ikinci aşamasında, davacı teşebbüsün ülkemizde faaliyet gösteren rakipleriyle bir kıyaslama yapılmıştır. Ancak kar marjına yönelik net ve sağlıklı bir tespitte bulunulamadığı ve kıyaslama yapılan rakiplerin hiçbirisinin davacı teşebbüsle eşit etkinlikte bir rakip olmadığı gözetildiğinde, kıyaslamanın alım gücü gibi değişkenler de hesaba katılarak davacıya benzer niteliklere sahip küresel düzeydeki teşebbüslerle yapılması ve pazarın yapısı açısından oldukça önem arz eden indirimli paketlerin de dikkate alınması gerekmektedir.
Ayrıca, davacı teşebbüsün aşırı fiyatlama davranışının bütün tüketici gruplarına (kurumsal kullanıcılar, bireysel kullanıcılar ve nihai tüketiciler) ve sonuç olarak da toplum refahına olan etkisi yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekirken yapılan fiyat artışlarının tüketici açısından aşırı olup olmadığının tüm tüketici gruplarını içine alacak şekilde yeterli şekilde araştırılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, dava konusu Kurul kararlarında, geçici olmayan pazara giriş engellerinin varlığının yani pazarın orta-uzun vadede kendini düzeltme yeteneğinin bulunup bulunmadığı açısından yeterli araştırmanın yapılmadığı gözetildiğinde ve kar marjı, karşılaştırma ve tüketici refahına etki unsurları yönünden Kurul kararlarında aşırı fiyatlamanın tespitindeki eksiklikler bir arada değerlendirildiğinde, iddia edilen aşırı fiyat davranışının ispatı açısından makul şüphenin ötesinde bir ispat standardının sağlanıldığından söz edilemeyeceği anlaşıldığından, dava konusu Kurul kararlarında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, dava konusu işlemlerin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davalının temyiz isteminin reddine,
2\. Dava konusu işlemin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin...tarih ve E:..., K:... sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan kararın yukarıda belirtilen GEREKÇEYLE ONANMASINA,
3\. Temyiz posta giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4\. Posta giderleri avansından artan tutarın davalıya iadesine,
5\. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ...İdare Mahkemesine gönderilmesine, 26/06/2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.



10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim