Danıştay danistay 2020/1439 E. 2025/2413 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2020/1439
2025/2413
25 Haziran 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2020/1439
Karar No:2025/2413
TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI) ... Pazarlama İhracat İthalat Sanayi ve Ticaret A.Ş.
2- (DAVACI YANINDA MÜDAHİL) ...
VEKİLLERİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Fonu
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: ... Hizmetleri A.Ş. ile ... Hizmetleri A.Ş.’den olan toplam 820.750,00-TL alacağının geçmiş dönem borcu sayılarak 22/09/2005 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; davacı şirket tarafından mülkiyet hakkı kapsamındaki kesinleşmiş alacağının tahsili için her zaman muhatap idareye başvuru yapılabileceğinden, 24/06/2016 tarihli ikinci başvurunun 19/07/2016 tarihli işlemle reddi üzerine 18/08/2016 tarihinde açılan davanın süresinde olduğu, bu nedenle, davalı idarenin süre itirazının yerinde görülmediği;
Fon Kurulunun, ticari ve iktisadi bütünlük oluşturmak ve bunları kendi belirleyeceği usulle satmak, elde edilen geliri geçmiş dönem borçlularına ödetmek konusunda diğer kanunlarla bağlı olmaksızın çok geniş bir takdir yetkisi ile donatıldığı, 5411 sayılı Kanun'un, ticari ve iktisadi bütünlük oluşturularak şirketlerin satılmasında, gelirin paylaştırılmasında ve şirketlerin tasfiyesinde iyi niyetli üçüncü kişi olan geçmiş dönem alacaklılarına haklarını koruyucu şekilde sürece dahil olma veya itiraz etme şeklinde etkin bir koruyucu önlem veya Fon tarafından sürdürülen işlemleri denetleyecek ve geçmiş dönem alacaklılarının başvurabilecekleri etkin bir mekanizma öngörmediği, dolayısıyla, Fon Kurulu'nun geçmiş dönem borçlarının ödenmesi yönünde karar verme yetkisinin sınırlandırıcı ölçüsünün bulunmadığı, geçmiş dönem borçlarının ödenmesinin tamamen Kurul'un takdirinde olduğu,
Davalı idarece Fon alacaklarının tahsilini sağlamak amacıyla, Fon'a borcu olup olmadığına bakılmaksızın Fon bankalarının, ilişkili bulunduğu tüm şirketlere el koyma, bunlara yönetici atama, el koyduğu şirketlerin ticari faaliyetlerini yürütme, iktisadi değerlerini satarak Fon alacağını tahsil etme hususlarında geniş bir takdir yetkisi bulunduğu dikkate alındığında, öncelikle kendi alacağını tahsil etmek amacıyla ilgili şirketlere el koyma durumunda olan Fon'un, el koymadan sonra gerçekleştirdiği idari işlem ve eylemlerinden dolayı iyi niyetli üçüncü kişilere karşı sebep olduğu zararlarını, "idarelerin kendi eylem ve işlemlerinden dolayı doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kuralını öngören T.C. Anayasası'nın 125. maddesinin son fıkrası uyarınca tazmin sorumluluğunun bulunduğunun kabulü gerektiği, zira, Fon'un, kendi alacağını tahsil etmek amacıyla el koyduğu iktisadi kıymetlerin marka değerini daha da artırmak amacıyla etkin yönetsel tercihlerde bulunabileceği gibi, kötü yönetim tarzıyla şirketlerin değersizleşmesine, iktisadi kıymetlerinin ederinin altında satılmasına, el konulan şirketlerin ortaklarının ve alacaklılarının zarar etmesine de yol açabileceği,
Devletin üstlendiği tasarruf sahiplerinin haklarının korunması görevi gereği batan bankaların mudilerine yapılan ödemelerin var olan sistemde Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu ile bunun yetmemesi hâlinde Hazine kaynaklarından karşılanmakta olduğu ve üstlenilen zarara karşılık banka hakim ortaklarına rücu edildiği, ancak bu rücu işlemleri gereği banka hakim ortaklarına ait şirketlerin malvarlıkları satılarak tasfiye edilirken banka zararının oluşmasında payı olmayan bahsedilen şirketlerle normal ticari ilişkileri gereği alacaklı olan iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarının korunması gerektiği, aksi halde mevduat sahiplerinin haklarının korunması amacıyla gerçekleşen kamu zararının bir kısmı dolaylı olarak el konan banka ile bu bankanın zararları ile hiçbir ilişkisi olmayan iyi niyetli üçüncü kişilere yüklendiği, bu durumda, "kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi" gereği, bankadaki mevduat sahiplerinin haklarını korumak amacıyla devletin üstlendiği mali külfetleri, yönetimine el konularak iktisadi kıymetleri satılan şirketlerin iyi niyetli üçüncü kişi durumunda olan alacaklıların üzerinde bırakılmaması için bu kişilerin oluşan zararlarının tazmin yükümlülüğünün de devlete ait olması gerektiği;
Olayda, 04/07/2003 tarihinde Türkiye İmar Bankasına el koyan davalı idare tarafından, bankanın sahip ve yöneticileriyle alakalı kurum ve kuruluşlara el konulması kapsamında, 13/02/2004 tarihinde davacı şirketin alacaklı olduğu ... A.Ş. ile ... Hizmetleri A.Ş.'ye Fon tarafından el konulduğu ... tarihinden önce ... ila ... tarihleri arasında adı geçen şirketler tarafından telif hakkı davacı şirkete ait olan filmleri izinsiz yayınlaması sebebiyle ilk olarak 04/08/2003 tarihinde ... A.Ş. ile ... Hizmetleri A.Ş.'ye, daha sonra da ... tarihinde adı geçen şirketlerle birlikte davalı ...'ye ihtarname çekilmek suretiyle taraflar arasında hukuki sürecin başladığı, davacı şirket tarafından, ... A.Ş. ile ... Hizmetleri A.Ş. husumetiyle 22/09/2005 tarihinde açılan alacak davasının 13/12/2013 tarihinde sonuçlandığı ve kararın 19/12/2014 tarihinde kesinleştiği;
Bu durumda, davalı idarece davacı şirketin alacaklı olduğu şirketlere el koyduğu 13/02/2004 tarihinden sonra yönetimini üstlendiği televizyonlar tarafından, telif hakları davacı şirkete ait olan filmlerin izin alınmadan yayımlanmasından doğrudan "hizmet kusuru" sebebiyle, 03/03/2001 ila 13/02/2004 tarihi arasında izinsiz yayımlanan filmler sebebiyle de kendi alacağını tahsil etmek için el koyduğu şirketlerin iyi niyetli üçüncü kişilerin mülkiyet hakkını ihlal eden haksız fiilinden kaynaklanan zararlarını "kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi" gereği tazminle sorumluluğunun bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, her ne kadar davacı şirketin Fon tarafından el konulan ... A.Ş. ile ... Hizmetleri A.Ş.'den olan ve esasen "mal ve hizmet alımından kaynaklanan" alacak mahiyetinde kabul edilmesi gereken söz konusu alacağı adı geçen şirketlerin tasfiyesinin sağlandığı 22/02/2007 ve 09/11/2007 tarihlerinden sonra kesinleşmiş ise de, Anayasanın 125. maddesi uyarınca iyi niyetli üçüncü kişi durumunda olan davacı şirketin mülkiyet hakkına ilişkin söz konusu alacağı, "geçmiş dönem borcu" kabul edilmek suretiyle davalı idarece tazmin edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Diğer taraftan, idari işlem ve eylemlerden dolayı uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davalarda, uygulanacak yasal faizin başlangıç tarihi olarak idareye başvuru tarihinin, başvurunun bulunmaması halinde dava tarihinin esas alınması Danıştay İçtihatlarında genel kabul gördüğü ve istikrar kazandığı ifade edilmiştir.
Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne, 820.750,00-TL'nin idareye son başvurunun yapıldığı 24/06/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; mevzuatta ticari ve iktisadî bütünlük oluşturularak şirketlerin satılmasında, gelirin paylaştırılmasında ve şirketlerin tasfiyesinde iyi niyetli üçüncü kişi olan geçmiş dönem alacaklılarına haklarını koruyucu şekilde sürece dahil olma veya itiraz etme şeklinde etkin bir koruyucu önlem veya Fon tarafından sürdürülen işlemleri denetleyecek ve geçmiş dönem alacaklılarının başvurabilecekleri etkin bir mekanizma sağlanmadığı, dolayısıyla Fon Kurulunun geçmiş dönem borçlarının ödenmesi yönünde karar verme yetkisinin sınırlandırıcı ölçüsü olmadığından, geçmiş dönem borçlarının ödenmesinin tamamen idarenin takdirine bırakıldığı;
Anayasa Mahkemesinin 15/04/2014 tarih ve 2012/636 başvuru numaralı kararında, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkının, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvence olduğu, bir kişinin sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkının ise, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun, Anayasa ve Sözleşmeyle korunan mülkiyet kavramı içinde olmadığının kabul edildiği, ancak bu kabulün ayrık durumu olarak, belli durumlarda bir "ekonomik değer" veya icrası mümkün bir "alacak" iddiasını elde etmeye yönelik "meşru bir beklenti"nin mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabileceğinin ifade edildiği, bu durumda, öncelikle davacının mülkiyet hakkının varlığının, diğer bir ifadeyle mülkiyet hakkına konu alacağının, satış tarihine kadar tahakkuk etmiş olmak şartıyla, sırasıyla Fon Kurulu tarafından karar verilmesi halinde şirketlerin teknik bilgi, yazılım, donanım, ekipman, mal ve hizmet alımından doğan geçmiş dönem borçları kapsamında olup olmadığının ortaya konulması gerektiği;
Davacının kimi sinema eserlerinin telif hakkının sahibi olduğu, bu eserlerin davacının izni olmaksızın fikri mülkiyet haklarının ihlal edilerek ... Hizmetleri A.Ş.'nin yayıncısı olduğu "... TV" ile ... Hizmetleri A.Ş.'nin yayıncısı olduğu "..."de filmlerinin yayınlandığı, bu durum ... tarihinde açılan "tecavüzün ref'i ve men'i" davasının ... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin kesinleşen ... tarih ve ... sayılı kararıyla açıkça belirlendiği gibi, davacının 10/03/2005 tarihinde noter aracılığıyla düzenlediği ve adı geçen yayıncıların yanı sıra 14/03/2005 tarihinde davalı idareye tebliğ edilen ihtarla "tecavüzün ref'i ve men'i" davasına konu eserlerin yayınlanmamasını, kullanılmamasını, izin, devir, satış, kiralama ve benzer işleme konu edilmemesini, ayrıca yayınlanmasının durdurulmasının istenildiği, sözü edilen filmlerin mali haklarının davacıya geçtiği ... tarihinden yayıncı kuruluşların yönetim ve denetiminin davalı idareye geçtiği ... tarihinden sonra devam ederek ... tarihine kadar izinsiz yayınlanması nedeniyle ihlal edilen mali hakkından kaynaklanan alacak, her bir izinsiz gösterim nedeniyle "ekonomik değer" veya icrası mümkün bir "alacak" iddiasını elde etmeye yönelik "meşru bir beklenti"ye dönüştüğünden davacının mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabileceği;
Öte yandan, davacının mali haklarının ihlal edilerek izinsiz olarak gösterimi yapılan filmler bunları yayınlayan TV kanalı yönünden içerik oluşturduğundan, bunun karşılığı bedelin, davacı için her bir yayın nedeniyle "ekonomik değer"e ve icrası mümkün bir "alacak" iddiasını elde etmeye yönelik "meşru bir beklenti"ye dönüştüğü, dolayısıyla yayıncının sahibi olduğu şirketin satış tarihine kadar doğmuş, mal alımından doğan geçmiş dönem borçları kapsamında olduğu, bu alacağın "... Ticari ve İktisadi Bütünlüğü"nün satışı sonunda elde edilen bedelin dağıtımını gösteren sıra cetvelinin 20/07/2007 tarih ve 26588 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp ilan edilmesi ve kesinleşmesinden sonra, ... Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin ... sayılı kararının ... tarihinde kesinleşmesiyle belirlenmiş olmasının da sözü edilen niteliği değiştirmeyeceği, diğer kanunlardan öngörülenlerden farklı bir yöntemle borçlu şirketin satışı ve tasfiyesi sonucunda davacıya bir ödeme yapılmadığı;
Bu durumda, Anayasa Mahkemesi kararı dikkate alındığında, davalı idare tarafından, davacının alacak miktarı ile diğer kişilerin alacak miktarları kesin olarak belirlenerek, davacının mülkiyet hakkı ile kamu alacakları ve diğer alacaklar arasında bir denge gözetilmesi ve davacının meydana gelen mağduriyetinin hakkaniyete uygun bir şekilde giderilmesini teminen bir değerlendirme yapılması gerekirken, bu değerlendirme yapılmadan doğrudan talebin reddine karar verilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Diğer taraftan, ödenmesi gereken miktar yönünden ise, yukarıda yer verilen gerekçe doğrultusunda davacının alacağının olup, olmadığı ve varsa davacının alacak miktarı ile diğer kişilerin alacak miktarları kesin olarak belirlenerek, davacının mülkiyet hakkı ile kamu alacakları ve diğer alacaklar arasında bir denge gözetilip, ödenmesi gereken miktar idarece yapılacak araştırma ve değerlendirme sonucunda ortaya çıkacağından, bu aşamada davacının parasal hak talebi hakkında bir miktara hükmedilemeyeceğinden, dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği açıktır.
Bu itibarla, dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, idari işleve ait olmayan, idare hukuku ilkelerine göre tesis edilen idari işlem veya eyleme dayanmayan, özel hukuk tüzel kişisi eyleminden kaynaklanan ve bu nedenle sorumlusu ve tutarı yetkili ve görevli adli yarı yerince belirlenen tazminat tutarından "hizmet kusuru" ve "kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi" uyarınca davalı idarenin sorumlu tutulup davacının tüm alacaklarının (820.750,00-TL) davalı idareye başvuru tarihi olan 24/06/2006 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanarak ödenmesi yönündeki kararda hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle davacının istinaf başvurusunun reddine, davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının 820.750,00-TL alacağının adli yargı yerinde tazminat davasını açtığı 22/09/2005 tarihinden itibaren hesaplanacak ticari avans faiziyle birlikte davalı idarece ödenmesi istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacı ve davacı yanında müdahil tarafından, adli dava açılmadan önce davalı idarece filmlerin yayınlanmaması konusunda noterden ihtar çekildiği, söz konusu alacağın geçmiş dönem borçları olduğu, mülkiyet hakkının ihlale uğradığının kesinleşmiş yargı kararıyla sabit olduğu, alacağın 549.250,00-TL’lik kısmının davalı idarenin anılan şirketleri devralmasından sonraki tarihlerde yapılan izinsiz yayınlarından kaynaklandığı, davalı idarenin genel sorumluluğunun yanında kusurundan (atadığı yöneticinin haksız uygulamasından) kaynaklanan zarardan özel sorumluluğunun değerlendirilmediği, mülkiyet hakkının açıkça ihlal edildiği, davalı idarenin şirketleri devralmasından sonra da devam eden ve kendilerine ait sinema eserlerinin ihtarlara rağmen filmlerin defalarca yayınlanması nedeniyle tazmin alacağının söz konusu olduğu, borçlu şirket yaklaşık 4000 saatlik yayın içeriğini kendilerine ait filmlerden sağladığı, dava konusu 820.750,00-TL toplam tazmin alacağının 549.250,00-TL tutarlı kısmının idarenin şirketleri devraldığı ... tarihinden sonra gerçekleştirilen film gösterimlerinden kaynaklandığı, başka bir anlatımla, idarenin atadığı yöneticilerin hukuka aykırı uygulamalarından kaynaklandığı, davalı idarenin şirketlere el koymasından sonraki tarihlerde devam eden izinsiz film yayınları sebebiyle oluşan tazmin alacağının 5411 sayılı Kanun’un 127/6. maddesi uyarınca sorumlu olduğu, adli dava dosyasındaki belgelere, bilirkişi raporlarına ve özellikle ... Hizmetleri Tasfiye Komisyonundan Mahkemeye gelen ... tarih ve ... sayılı cevap ve eklerine göre, devralma tarihi olan 13/02/2004 tarihinden adli dava tarihi olan 22/09/2005 tarihine kadar olan süreçte ...’de 93 defa, ... TV’de 1453 defa izinsiz gösterim yapıldığı, sadece davalı idarenin yönetimi dönemindeki bu gösterimlere karşılık gelen rayiç bedeller hesaplandığında, 186.000,00-TL ve 363.250,00-TL (faizler hariç) toplam borcun 549.250,00-TL olduğu, aynı raporlara göre toplam izinsiz yayın sayısının ...’de 217 defa, ... TV’de 2218 defa izinsiz yayınlandığı, dava açılırken avans faizi ve faizin başlangıç tarihi 22/09/2005 (adli yargıda açılan davanın tarihi) olarak talepte bulunulmuşken Mahkemece adi faiz uygulanması ve faiz başlangıç tarihinin idareye başvuru tarihi olan 24/06/2016’dan başlatmış olmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Tarafından Ticari ve İktisadi Bütünlük Oluşturulan Mahcuzların Satışına İlişkin Yönetmeliğin 25. maddesinde belirtilen şartlar gerçekleşmeden ihale bedelinden geçmiş dönem borcunun ödenmesine imkan bulunmadığı, sıra cetvelinde geçmiş dönem borcu kararının yer almadığı, davacı tarafından sıra cetveline herhangi bir itirazda bulunulmadığı gibi dava da açılmadığı, dolayısıyla sıra cetvelinin kesinleştiği, 2003 ve 2005 yıllarında gönderilen ihtarnamelerin konusu geçmiş dönem borcu olmadığı, filmlerin yayımlanmaması talebini içerdiği, söz konusu ihtarnamelerin asıl muhatabının da ilgili şirketler olduğu, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi kararının 19/12/2014 tarihinde kesinleştiği, dolayısıyla ihale tarihi itibarıyla davacının şirketlere karşı yapmış olduğu icra takibinin kesinleşmediği, ihale tarihinde kesinleşmemiş bir borcun kendileri tarafından bilinmesine imkan bulunmadığı gibi şirketler ile mutabakata varılmamış borçların kendiliğinden geçmiş dönem borcu kabul edilemeyeceği, Fonun şirketlerin sahibi değil alacaklısı olduğu, şirketin borçlarından tasfiye komisyonunun sorumlu olduğu, ihale bedelinin mevzuata uygun olarak hazırlanan sıra cetveline göre ödendiği, kendilerine ayrılan tutarın Gelir İdaresi Başkanlığı'na ayrılması sebebiyle hesaplarına giren tutar bulunmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
ESAS YÖNÜNDEN:
MADDİ OLAY :
4389 sayılı Mülga Bankalar Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’un ... tarih ve ... sayılı kararıyla, ... Bankası ...’nin (Banka) faaliyet izni kaldırılmış, yönetim ve denetimi Fona devredilmiştir. Fon Kurulunun 13/02/2004 tarih ve 13 sayılı kararıyla, Bankanın hakim ortak ve yöneticilerine ait olduğu ve/veya onlar adına hareket ettiği tespit edilen ... Hizmetleri A.Ş. ile ... Hizmetleri A.Ş.’nin de bulunduğu bir kısım şirketlerin yönetim ve denetimi Fona devredilmiştir.
Tüm mali hakları/telif hakları davacı şirkete ait olan 51 film için davacı tarafından Beyoğlu 9. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle, “03/03/2001 tarihinden itibaren yazılı izinleri olmadan filmlerin kullanılamayacağı, bu tarihten itibaren filmlerin ileriye doğru herhangi bir formatta çoğaltılmasına, satılmasına, dağıtılmasına, televizyonlarda, internet ve bilgisayar ortamında umuma arz edilmesine, hülasa her ne kadar surette olursa olsun kullanılmasına, gösterim, yayın, lisans ve ruhsat ve/veya tasarruf konusu yapılmasına izin verilmediği, muhatabın bu konuda uyarıldığı, 10 gün içinde mutabakat sağlanamaması halinde dava açılacağı” yönünde ... Hizmetleri A.Ş. ile ... Hizmetleri A.Ş. ve ... Sanayi ve Ticaret A:Ş.’ye ihtarda bulunulmuştur.
Yine davacı tarafından Beyoğlu 9. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle “51 adet yerli filmin televizyonlarda yayınlanma hakları dahil her türlü hakların kendilerine ait olduğu, her ne kadar şirketler tarafından filmler üzerinde hak iddia edilmiş ise de ... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla filmlerin tüm haklarının kendilerine ait olduğunun tespit edildiği ve bu kararın Yargıtayın ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla onandığı, bu nedenle ilgili filmlerin tasarrufa konu edilmemesi, yayınlanması planlanan filmlerin derhal durdurulması” yönünde söz konusu şirketlerle birlikte davalı idareye de ihtarda bulunulmuştur.
Davacı şirket tarafından, 03/03/2001 ila 22/09/2005 tarihleri arasında telif hakları kendilerine ait filmleri izinsiz gösterdiğinden bahisle ... A.Ş. ile ... Hizmetleri A.Ş.'ye karşı açılan davada, ... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile dava kabul edilmek suretiyle, 386.750,00-TL tazminatın ... Hizmetleri A.Ş.'den, 434.000,00.-TL tazminatın ... Hizmetleri A.Ş.'den haksız fiilin gerçekleştiği 01/11/2002 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi birlikte alınarak davacıya verilmesi yolunda hüküm kurulmuş ve hüküm tarafların temyiz etmemesi üzerine 19/12/2014 tarihinde kesinleşmiştir.
Bu süreç içerisinde ... tarih ve ... sayılı Fon Kurulu kararıyla, Uzan grubuna ait 20 şirketin (Star ve Prime de dahil) mal, hak ve varlıklarının bir araya getirilmesi suretiyle “... Ticari ve İktisadi Bütünlüğü” oluşturulmuş ve satışına karar verilmiş, 30/09/2005 tarihinde ihale gerçekleştirilmiş, anılan ticari ve iktisadi bütünlük 306.500.000,00 USD bedel üzerinden satılmış, Fon Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla ihalenin onaylanmasına karar verilmiştir.
... Ticari veİktisadi Bütünlüğünün satışından elde edilen bedelin paylaştırılması kapsamında 20/07/2007 tarih ve 26588 sayılı Resmî Gazete'de sıra cetveli yayımlanmış, sıra cetvelinde, Fon Kurulu tarafından ödenmesine karar verilen geçmiş dönem borcu bulunmadığından, geçmiş dönem borcu olarak herhangi bir ödeme yapılmasına yer olmadığına, bakiye ihale bedelinden 6-A’da belirtilen Gelir İdaresi Başkanlığı’nın (Devletin) alacağının tamamının ödenmesine, 6-B de belirtilen SGK tarafından takip edilen alacakların tamamının ödenmesine, 6-C de belirtilen TMSF ve 6-D’de belirtilen RTÜK alacakları için ise garame yapılmasına. TMSF için garame oranının 0,99, RTÜK için garame oranının 0.01 olarak belirlenmesine, bu kapsamda RTÜK’e 379.791,94-TL ödenmesine, TMSF’ye ödenmesi gereken 318.960.075,22-TL’nin Uzan Grubu şirketlerinin vergi borçları nedeniyle Gelir İdaresi Başkanlığına ödenmesine, ihale bedelinden kalan miktar bulunmadığından diğer alacaklılar ile satış ilanı kapsamında hak ve alacak bildiriminde bulunan diğer alacaklıların sıralamaya alınmasına mahal olmadığına karar verilmiştir. Davacı tarafından sıra cetveline karşı herhangi bir itirazda bulunulmadığı gibi dava da açılmamıştır.
Fon Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla ... A.Ş. ile ... Hizmetleri A.Ş.'nin tasfiye işlemlerine başlanılmış, tüzel kişiliğin devam etmesinin Fon alacakları açısından yarar sağlamayacağının anlaşılması üzerine ... tarih ve ... sayılı Fon Kurulu kararıyla ... Hizmetleri A.Ş.nin, ... tarih ve ... sayılı Fon Kurulu kararıyla ... Hizmetleri A.Ş.’nin ticaret sicilinden terkinine karar verilmiş, terkin sonrası işlemlerin yerine getirilmesini teminen Tasfiye Komisyonu kurulmuştur. Bu şirketlere ait sıra cetvelleri ise 02/01/2012 ve 14/06/2012 tarihli Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilmiştir.
Davacı tarafından İstanbul 33. İcra Müdürlüğünün ... ve ... sayılı dosyalarına kayıtlı olarak ilamlı icra yoluyla alacağının takibine başlanılmış, gönderilen icra emrine karşı Tasfiye Komisyonu tarafından, Fon Kurulunun ... tarih ve ... sayılı, ... tarih ve ... sayılı kararlarıyla bu şirketlerin tasfiyesi ve sicilden terkini için Tasfiye Komisyonunun oluşturulduğu, şirketlerin ticaret sicilinden terkin edildiği, icra emriyle bildirilen borcun dördüncü sıra alacaklı olarak kaydedildiği, şirketlerin varlığının üçüncü sıra alacaklısı Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunu dahil, kamu kurumlarının alacaklarının karşılanmasına dahi yetmediği, bu durumda davacıya ödeme yapılamayacağı, pay cetvelinin oluşturulmasına yönelik işlemlerin sürdüğü, dağıtım yapılmadığı belirtilerek, dağıtım sonunda alacağını tahsil edemeyenlere şirketin tasfiye edildiğine ve dağıtılacak tasfiye bakiyesinin bulunmadığına ait "aciz vesikası" verileceğinin ifade edildiği ve davacının alacaklarının 06/07/2007 tarihinde terkin edilen ... Hizmetleri Sanayi A.Ş. için düzenlenerek 14/06/2012 tarihli Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilen, 01/03/2007 tarihinde terkin edilen ... Hiztemleri A.Ş. için düzenlenerek 02/01/2012 tarihli Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilen "Sıra Cetveli"ne dördüncü sıra alacak olarak kaydedildiği ifade edilmiştir.
Davacı tarafından Beşiktaş 6. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle, şirketin yönetim ve denetiminin devralındığı tarihten itibaren yayın hakkı kendisine ait eserlerin izinsiz yayınladığından bahisle, alacağının ödenmesi talebiyle davalı idareye başvuruda bulunulmuş, bu başvuru davalı idarenin ... tarih ve ... sayılı işlemiyle; “alacaklı olduğu öne sürülen şirketlerin yönetim ve denetiminin Fon Kurulunun ... tarihli ve ... sayılı kararıyla devralındığı, borca batık olmaları ve kuruluş amaçlarını gerçekleştirme olanaklarının ortadan kalktığının belirlenmesi nedeniyle tüzel kişiliklerinin sona erdirildiği, alacağın dayanağı olan yargı kararında Fon'un taraf olmadığı, Fon'unda bu şirketlerden alacaklı olduğu, taleplerinin borçlu şirketlerin tasfiye komisyonlarına iletilmesi gerektiği" belirtilerek reddedilmiştir.
Davacı tarafından bu sefer Beyoğlu 57. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle, “fikri mülkiyet hakkına sahip olduğu sinema eserlerinin ...-... tarihleri arasında izinsiz olarak yayınlandığı, bu haksız fiilden kaynaklanan alacağının haksız fiilin işlendiği tarihte doğduğu, haksız fiilin borçlu şirketlerin yönetim ve denetiminin davalı idare tarafından devralındığı ... tarihinden ... tarihine kadar sürdüğü, bu nedenle davalı idarenin kusur sorumluluğunun bulunduğu, diğer yandan, sözü edilen sinema eserlerinin yayınlandığı televizyon kanallarından olan alacaklarının ödenmemiş 'mal alım bedeli' ve 'geçmiş dönem borcu' niteliğinde olduğu, borçlu şirketlerin varlık satışının 30/09/2005 tarihinde yapıldığı ve ihalenin 17/11/2005 tarihinde onaylandığı dikkate alındığında, alacağının 5411 sayılı Kanun'un 134. maddesinin 8. fıkrası uyarınca satıştan elde edilen bedelden ödenmesi gerektiği kabul edilerek, haksız fiil tarihinden itibaren hesaplanacak faiziyle birlikte ödenmesi" davalı idareden talep edilmiş, bu başvuruya ... tarih ve E... sayılı yazıyla, daha önce verilen cevaplara atıf yapılarak Fon'un da bu şirketlerin alacaklısı olduğu, taleplerinin borçlu şirketlerin tasfiye komisyonlarına iletilmesi gerektiği yönünde cevap verilmiştir.
Bunun üzerine davacı tarafından, ... Hizmetleri A.Ş. ile ... Hizmetleri A.Ş.’den olan toplam 820.750,00-TL alacağının geçmiş dönem borcu sayılarak 22/09/2005 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle 18/08/2016 tarihinde bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
5411 sayılı Bankacılık Kanunu'un Geçici 11. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun'un yayımı tarihinden önce, 26/12/2003 tarihine kadar temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Fon'a intikal eden ve/veya bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izin ve yetkileri ilişkili Bakan, Bakanlar Kurulu veya Kurul tarafından kaldırılarak tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen veya Fon tarafından tasfiye işlemleri başlatılan bankalar hakkında yürütülen işlemler sonuçlanıncaya ve her türlü Fon alacakları tahsil edilinceye kadar bu Kanun'la yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Kanun'un 14, 15, 15/a, 16, 17, 17/a ve 18. maddeleri, Ek 1, 2, 3, 4, 5 ve 6. maddeleri ile Geçici 4. maddesinde yer alan düzenlemelerin uygulanmasına devam edileceği belirtilmiştir.
Mülga 4389 sayılı Kanun'un 15. maddesinin yedinci fıkrasının (b) bendinde, hisseleri kısmen veya tamamen Fon'a intikal eden bir bankanın yönetim ve denetimini doğrudan veya dolaylı olarak tek başına veya birlikte elinde bulunduran ortaklarının veya yöneticilerinin, yönetim kurulu, kredi komiteleri, şubeler, diğer yetkili ve görevliler aracılığıyla veya sair suretlerle banka kaynaklarını ve varlıklarını doğrudan veya üçüncü kişilere rehnetmek, teminat göstermek, ekonomik gücü olmayan kişilere kredi vermek, karşılığında kredi temin etmek amacıyla kredi kullandırmak, yurt içi veya yurt dışı banka ve malî kuruluşlar nezdinde depo veya sair adlarla hesap açtırmak veya bu hesapları teminat göstermek ve sair şekillerde kullanmak suretiyle veya başkaca dolanlı işlemlerle edindikleri veya bu suretle üçüncü kişilere edindirdikleri para, mal, her türlü hak ve alacakların temininde kullanılan banka kaynakları ve varlıkları nedeniyle doğan alacakların Fon alacağı sayılacağı ve bu alacaklar hakkında 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı; bu fıkraya 5020 sayılı Kanun’la eklenen paragrafta, Fon alacaklarından; yönetim ve denetimi Fon'a geçen ve/veya bankacılık yapma ve mevduat kabul etme izin ve yetkileri ilgili Bakan, Bakanlar Kurulu veya Kurul tarafından kaldırılan bankalar ile tasfiyeye tâbi tutulan veya tasfiye işlemi başlatılan bankaların kaynağını kullanmış olmasından dolayı Fon'a borçlu olması kaydıyla Fon'a intikal eden bir bankadan ilk kredinin ve/veya banka kaynağının kullanılmasından sonra, bu bendin birinci cümlesinde belirtilen gerçek ve tüzel kişilerin, edindikleri ve/veya bu suretle üçüncü kişilere edindirdikleri para, her türlü mal, hak ve alacaklarının banka kaynağı kullanılmak suretiyle edinildiği ve/veya edindirildiğinin kabul edileceği ve bu gerçek kişiler ile tüzel kişiler tarafından edinilen para, her türlü mal, hak ve alacaklar hakkında bu fıkrada yer alan kuralları uygulamaya Fon'un yetkili olduğu kurala bağlanmıştır.
4389 sayılı Kanun'un 15. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Fon, her türlü vergi, resîm ve harçtan muaftır. 14. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (b) bendi ile verilen yetkiler saklı kalmak kaydıyla, Fon kaynakları ile her türlü alacaklarının ve hisseleri kısmen veya tamamen Fon'a intikal eden bankaların; yönetim ve denetimini doğrudan ya da dolaylı olarak tek başına veya birlikte elinde bulunduran ortaklarından, bu ortakların yönetim ve denetimini doğrudan ya da dolaylı olarak tek başına veya başkalarıyla birlikte elinde bulundurdukları şirketlerden ve iştiraklerinden, yönetim ve denetim kurulu üyeleri, genel müdür ve yardımcıları, kredi komitesi başkan ve üyeleri ile imzaları bankayı ilzam eden memurları ve bunların eş ve çocuklarından olan alacakları ile hisseleri Fon'a intikal eden diğer bankaların bunlardan olan alacaklarından Fon tarafından devralınanlar ile (7) numaralı fıkranın (b) bendinde belirtilen kişilere ait olup Fon tarafından devralınan alacakların takip ve tahsilinde 6183 sayılı Kanun hükümleri uygulanır. Fon devraldığı alacağın takibine, alacağın devralındığı gün itibarıyla banka defter, kayıt ve belgelerine göre anapara, her türlü faiz, komisyon ve sair giderlerin toplamından oluşan birikmiş alacak tutarı üzerinden başlar. Bu alacaklar, Fon tarafından devralındığı tarihten itibaren amme alacağı niteliğini kazanır ve birikmiş alacak tutarına, 6183 sayılı Kanun'un 51. maddesinde belirtilen oranda gecikme zammı uygulanır. Ancak Fon, her türlü alacakları ve devraldığı alacaklarla ilgili olarak borçlu aleyhine 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine göre başlatılmış bulunan takipler ile alacağın tahsiline yönelik davalara kaldığı yerden devam edebileceği gibi, takibi devam ettirmekten ve/veya davanın takibinden sarfınazar ederek devraldığı alacağın kaldığı yerden 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip ve tahsiline de karar verebilir." kuralına yer verilmiştir.
5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun sıra cetvelinin düzenlendiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle "Fon alacaklarının tahsiline ilişkin diğer yetkiler" başlıklı 134. maddesinin 5. fıkrasında, "Fon alacaklarının tahsilini teminen, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca haczedilen aktif değerler ile lisans, ruhsat ve imtiyaz sözleşmelerinden doğan haklar ve bu varlıkların feri veya mütemmim cüzü niteliğindeki sözleşmelerden doğan, ancak başlı başına iktisadi değeri olmayanlar da dahil olmak üzere diğer tüm hak ve varlıkları bir araya getirerek, ticari ve iktisadi bütünlük oluşturarak alıcısına geçişini sağlayacak şekilde satışına, hacizli malların birden fazla borçluya ait olması ve/veya birden fazla alacaklının haczi olması halinde de satışı yaptırmaya, ihale bedelinin ödenme şeklini, para birimini, alıcıların sahip olması gereken şartları, ödeme tarihini ve ihalenin sair usul ve esasları ile satış şartlarını 6183 sayılı Kanun hükümlerine bağlı olmaksızın belirlemeye, satışa konu ticari ve iktisadi bütünlüğü alacağına mahsuben satın almaya, satışa konu varlıkların ait olduğu şirketlerin teknik bilgi, yazılım, donanım, ekipman, mal ve hizmet alımından doğan geçmiş dönem borçlarını ihale bedelinden ödemeye veya ihale alıcısına ödetmeye Fon Kurulu yetkilidir. (...)"; 7. fıkrasında, "Bu hüküm uyarınca yapılacak satışlara ilişkin diğer esas ve usuller Fon tarafından çıkarılacak yönetmelikle tespit edilir."; 8. fıkrasında, "Gerçek ve tüzel kişilerin sahip olduğu varlıkların, bu maddede yer alan hükümler çerçevesinde ticari ve iktisadi bütünlük kapsamında veya bu Kanunda yer alan hükümler çerçevesinde ayrı ayrı cebri icra yoluyla satışlarından elde edilen bedelden; satış tarihine kadar tahakkuk etmiş olmak şartıyla, sırasıyla Fon Kurulu tarafından karar verilmesi halinde şirketlerin teknik bilgi, yazılım, donanım, ekipman, mal ve hizmet alımından doğan geçmiş dönem borçları, kişilerin Devlete ve sosyal güvenlik kuruluşlarına olan 6183 sayılı Kanun kapsamındaki borçları ile GSM imtiyaz sözleşmesinden doğan Hazine payı borçları ödendikten sonra kalan kısım, kişilerin diğer kamu kurum ve kuruluşları ile üst kurullara olan borçlarına garameten taksim edilerek ödenir. Bu hükme göre yapılan dağıtım sonrasında bakiye borç kalması; lisans, ruhsat, imtiyaz sözleşmesi, geçici frekans ve kanal kullanımı ve benzeri hakların devri ve yeni alıcısı tarafından işletilmesi için gerekli olan ve kamu kurum ve kuruluşları ile üst kurullarca yapılması gereken devrin tescil ve nakli işlemine engel teşkil etmez." kuralına yer verilmiştir.
5411 sayılı Kanun'un 134. maddesinin beşinci ve yedinci fıkralarına dayanılarak hazırlanan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Tarafından Ticari ve İktisadi Bütünlük Oluşturan Mahcuzların Satışına İlişkin Yönetmeliğin "Ticari ve İktisadi bütünlüğün kapsamı" başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasında, "Bir veya birden fazla gerçek veya tüzel kişiye ait olan 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca haczedilen aktif değerler ile lisans, ruhsat ve imtiyaz sözleşmeleri ile 3984 sayılı Kanunun geçici 6. maddesi hükmü kapsamında geçici veya daimi frekans ve kanal kullanımından doğan haklar ve bu mal, hak ve/veya varlıkların fer’i veya mütemmim cüzü niteliğindeki sözleşmeler ile bu sözleşmelerden doğan ancak başlı başına iktisadi değeri olmayanlar da dahil olmak üzere diğer tüm mal, hak ve/veya varlıkların tamamı veya bir kısmı ticari ve iktisadi bütünlüğün kapsamındadır."; "Geçmiş dönem borçları" başlıklı 25. maddesinde, "(1) Satışa konu varlıkların ait olduğu şirketlerin teknik bilgi, yazılım, donanım, ekipman, mal ve hizmet alımından doğan geçmiş dönem borçlarını ihale bedelinden ödemeye veya ihale alıcısına ödetmeye Kurul yetkilidir. Kurulun bu konudaki kararı satış şartnamesinde ve satış ilanında belirtilir.
(2) Geçmiş dönem borçlarının ödenebilmesi veya ihale alıcısına ödetilebilmesi için:
a) Ticari ve iktisadi bütünlük içinde yer alan mal, hak ve/veya varlıklar ile ilgili olması veya ticari ve iktisadi bütünlüğün değerinin korunması için gerekli veya değerini artırır mahiyette olması,
b) Alacaklı ile borçlu şirket borç miktarının tespitinde mutabakata varmış olması, gerekmektedir."; "Sıra cetveli" başlıklı 26. maddesinde, "(1) Ticari ve iktisadi bütünlüğün ihale bedelinin dağıtımına esas sıra cetveli, ihale bedelinin alıcı tarafından ödenmesinden sonra Satış Komisyonu tarafından 5411 sayılı Kanuna uygun olarak düzenlenir. Ancak 5411 sayılı Kanunda öncelikli paya sahip olduğu belirtilen alacaklılara önceden ödeme yapılabilir.
(2) İhale bedelinden satış masrafları çıkarıldıktan sonra; satış tarihine kadar tahakkuk etmiş olmak şartıyla, sırasıyla Kurul tarafından ihale bedelinden ödenmesine karar verilmesi halinde bu Yönetmeliğin 25. maddesi kapsamındaki geçmiş dönem borçları, kişilerin Devlete ve sosyal güvenlik kuruluşlarına olan 6183 sayılı Kanun kapsamındaki borçları ile GSM imtiyaz sözleşmesinden doğan Hazine payı borçları ödendikten sonra kalan kısım, kişilerin diğer kamu kurum ve kuruluşları ile üst kurullara olan borçlarına garameten taksim edilerek ödenir." kuralları yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
5411 sayılı Kanun’un 134. maddesine göre Fon, el konulan şirketlerin tüm hak ve varlıklarını bir araya getirerek ticarî ve iktisadî bütünlük oluşturarak alıcısına geçişini sağlayacak şekilde satışına, hacizli malların birden fazla borçluya ait olması ve/veya birden fazla alacaklının haczi olması hâlinde de satışı yaptırmaya, ihale bedelinin ödenme şeklini, para birimini, alıcıların sahip olması gereken şartları, ödeme tarihini ve ihalenin sair usul ve esasları ile satış şartlarını 6183 sayılı Kanun hükümlerine bağlı olmaksızın belirlemeye yetkilidir. Aynı maddeye göre, elde edilen bedelden satış tarihine kadar tahakkuk etmiş olmak şartıyla sırasıyla Fon Kurulu tarafından karar verilmesi hâlinde şirketlerin teknik bilgi, yazılım, donanım, ekipman, mal ve hizmet alımından doğan geçmiş dönem borçları, kişilerin devlete ve sosyal güvenlik kuruluşlarına olan 6183 sayılı Kanun kapsamındaki borçları ile GSM imtiyaz sözleşmesinden doğan Hazine payı borçları ödendikten sonra kalan kısmın, kişilerin diğer kamu kurum ve kuruluşları ile üst kurullara olan borçlarına garameten taksim edilerek ödenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla teknik bilgi, yazılım, donanım, ekipman, mal ve hizmet alımından doğan geçmiş dönem borçları diğer borçlardan öncelikli kabul edilmiş ancak kamu alacakları ile birlikte ödenmesi konusunda Fon'a takdir yetkisi verilmiştir.
Öncelikle dava konusu alacağın geçmiş dönem borcu olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Ticari ve iktisadi bütünlük kapsamında yer alan şirketlerden olan bir alacağın geçmiş dönem borcu olarak sayılabilmesi için, ticari ve iktisadi bütünlük kapsamında gerçekleştirilen ihale bedelinden, satış tarihine kadar tahakkuk etmiş olmak şartıyla, sırasıyla Fon Kurulu tarafından karar verilmesi halinde şirketlerin teknik bilgi, yazılım, donanım, ekipman, mal ve hizmet alımından doğan borçları, ticari ve iktisadi bütünlük içinde yer alan mal, hak ve/veya varlıklar ile ilgili olması veya ticari ve iktisadi bütünlüğün değerinin korunması için gerekli veya değerini artırır mahiyette olması, taraflarca borç miktarının tespitinde mutabakata varılmış olması şartlarının bir arada gerçekleşmesi durumunda öncelikli olarak ihale bedelinden ödemeye veya ihale alıcısına ödetmeye Fon Kurulu yetkilidir.
Olayda, davacının söz konusu alacağının, İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına dayandığı, bahse konu kararda, davacıya ait olan filmlerin ... Hizmetleri A.Ş. ile ... Hizmetleri A.Ş. tarafından izinsiz olarak gösterimi yapıldığından bahisle haksız fiilin gerçekleştiği 01/11/2002 tarihinden dava tarihine kadar (22/09/2005) işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verildiği, anılan kararın 19/12/2014 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Bu kapsamda, ticari ve iktisadi bütünlük ihalesinin 30/09/2005 tarihinde gerçekleştirildiği göz önünde bulundurulduğunda, yargı kararına dayanan uyuşmazlık konusu alacağın ihale tarihi itibarıyla tahakkuk etmemiş olduğu, başka bir anlatımla, tahsili mümkün olan bir alacak olmadığı anlaşıldığından, davacı tarafından tazmini istenen dava konusu alacağın geçmiş dönem borcu sayılmak suretiyle ihale bedelinden ödenmesine hukuken imkan bulunmamaktadır.
Öte yandan, 20/07/2007 tarih ve 26588 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan sıra cetvelinde de, Fon Kurulu tarafından ödenmesine karar verilen geçmiş dönem borcu bulunmadığından ihale bedelinden geçmiş dönem borcu olarak herhangi bir ödeme yapılmasına yer olmadığı şeklindeki ifade dikkate alındığında, Yönetmeliğin 25. maddesi uyarınca Fon Kurulu tarafından geçmiş dönem borçlarının ödenmesi yönünde herhangi bir karar alınmadığı anlaşıldığından, davacının alacağının geçmiş dönem borcu kapsamında ödenmeyeceği açıktır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla yerine getirilmesini sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hâllerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karekteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Dosya incelendiğinde, uyuşmazlık konusu alacağın, davacıya ait olan filmlerin ... Hizmetleri A.Ş. ile ... Hizmetleri A.Ş. tarafından izinsiz olarak yayımlamasından kaynaklandığı, bahse konu haksız fiilden kaynaklanan alacak miktarının ise Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla tespit edildiği, anılan Mahkemece yaptırılan bilirkişi raporunda kriter olarak davacıya ait filmlerin hangi tarihler arasında yayınlamasının davacının mali hakkında tecavüz teşkil ettiği, belirlenen tarihler arasında filmlerin yayınlanıp yayınlanmadığı ve yayınlandıysa tazminat miktarının (yayınlanma sayısı x yayınlanma bedeli) olarak belirlendiği, bu kapsamda koruma süresi dolan 48 adet filme ilişkin mali hakların 03/03/2001 tarihinden itibaren davacıya döndüğü, bu tarihten itibaren izinsiz yayın yapılmasının davacının haklarına tecavüz teşkil edeceği, iddianın incelenebileceği tarihin ise davanın açıldığı tarih olduğunun (22/09/2005) kabul edildiği, bu kriterler dikkate alınarak anılan şirketler tarafından davacıya ait filmlerin belirlenen tarihler arasında kaç kez yayınlandığının ve yayınların gösterilme ücretinin ne kadar olduğunun tespit edildiği, bu tespitler dikkate alınarak bir tutar hesaplandığı görülmektedir.
Bu durumda, Fon Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla ... Hizmetleri A.Ş. ile ... Hizmetleri A.Ş.’nin de bulunduğu bir kısım şirketlerin yönetim ve denetiminin Fona devredildiği dikkate alındığında, mali hakları davacıya ait olan 51 adet filmin Fonun devraldığı şirketlerce devir tarihinden 22/09/2005 tarihine kadar (yargı kararıyla belirlenen ve işbu davada uyuşmazlık konusu alacak miktarı son olarak 22/09/2005 tarihi dikkate alınarak hesaplandığından) izinsiz olarak yayımlanıp yayımlanmadığı, başka bir anlatımla, davacının mali haklarına tecavüzden kaynaklanan alacağının oluşmasında veya artmasında davalı idarenin herhangi bir kusurunun bulunup bulunmadığı yönünde bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, davanın kabulüyle 820.750,00-TL'nin idareye son başvurunun yapıldığı 24/06/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine, davalı idarece yapılan istinaf başvurusunun ise kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına ve dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına yönelik temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacının temyiz isteminin kabulüne;
2\. Davanın kabulüyle ...-TL'nin idareye başvurunun yapıldığı 24/06/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik davacının istinaf başvurusunun reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına ve dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına yönelik temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
3\. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 25/06/2025 tarihinde kesin olarak esasta oybirliğiyle, gerekçede oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nu "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinde, "1) Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür." dava tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle "İdari makamların sükutu" başlıklı 10. maddesinde, "İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler.
2\. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler."; "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinde, "(3) Dilekçeler, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından: a) Görev ve yetki, b) İdari merci tecavüzü, c) Ehliyet, d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, e) Süre aşımı, f) Husumet, g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları yönlerinden sırasıyla incelenir.
(...)
(6) Yukarıdaki hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında 15 nci madde hükmü uygulanır."; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinde, "Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin;
(...)
b) 3/c, 3/d ve 3/e bentlerinde yazılı hallerde davanın reddine karar verilir." kurallarına yer verilmiştir.
İdare Mahkemelerinde dava açma süresinin altmış gün olduğu, ilgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabileceği, bu başvuruya altmış gün içerisinde cevap verilmemesi halinde talebin reddedilmiş sayılacağı, bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içerisinde dava açılabileceği, altmış günlük süre içerisinde verilen cevabın kesin olmaması durumunda ilgili bu istemi ret olarak kabul edip dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebileceği, ancak bekleme süresinin altı ayı geçemeyeceği, davanın süresinde açılmadığının tespiti durumunda süre aşımı nedeniyle reddine karar verileceği anlaşılmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden, mali hakları davacıya ait olan 51 filmin ... Hizmetleri A.Ş. ile ... Hizmetleri A.Ş. tarafından izin olarak yayımlandığından bahisle söz konusu şirketlere karşı açılan davada, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla, toplam 820.750,00-TL tutarın haksız fiilin gerçekleştiği 01/11/2002 tarihinden dava tarihine kadar (22/09/2005) işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verildiği, anılan kararın 19/12/2014 tarihinde kesinleştiği, bu süreçte Fon Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla ... Hizmetleri A.Ş. ile ... Hizmetleri A.Ş.’nin de bulunduğu 20 şirketin yönetim ve denetimi Fona devredildiği, yargı kararının kesinleşmesi üzerine davacı tarafından Beşiktaş 6. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle, uyuşmazlık konusu alacağın davalı idarece ödenmesinin talep edildiği, bu talebin davalı idarenin ... tarih ve ... sayılı işlemiyle reddedildiği, bu ret işlemine karşı dava açılmadığı, daha sonra Beyoğlu 57. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle aynı talebin yinelendiği, bu talebin davalı idarenin ... tarih ve E... sayılı işlemiyle reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı görülmektedir.
Bu durumda, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca davacı tarafından yapılan ilk başvurunun ... tarih ve ... sayılı işlemiyle açık bir şekilde reddedildiği ve bu işleme karşı dava açılmadığı dikkate alındığında, aynı taleple yapılan ikinci başvuruya verilen cevabın dava açma süresini yeniden canlandırmayacağı anlaşıldığından, ilk başvuruya verilen cevabın tebliğinden itibaren dava açma süresi içerisinde dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra yapılan ikinci başvuruya verilen cevaba istinaden açılan işbu davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine imkan bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, davanın kabulüyle 820.750,00-TL'nin idareye son başvurunun yapıldığı 24/06/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik davacının istinaf başvurusunun reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına ve dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına yönelik temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının belirtilen gerekçelerle bozulması gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyorum.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.