Danıştay danistay 2024/3450 E. 2025/3114 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2024/3450
2025/3114
19 Haziran 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2024/3450
Karar No : 2025/3114
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten ...'ya velayeten ... Yaba, ...
VEKİLİ : Av. ...
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri Av. ...
İSTEMLERİN_KONUSU : Davacılar vekili tarafından; müvekkili ...'nın 18.08.2008 tarihinde rahatsızlanması nedeniyle götürüldüğü Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yürütülen tedavisi sırasında yapılan enjeksiyon sonucunda %18 oranında engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık ... için 100.000,00 TL maddi, 40.000,00 TL manevi, anne ... ve baba ... için ayrı ayrı 5.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 100.000,00 TL maddi, 50.000,00-TL manevi tazminatın, olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan dava sonucunda, daha önce davanın reddi yolunda verilen kararın Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 08/03/2018 tarih ve E:2017/2791, K:2018/2345 sayılı kararı ile "maddi tazminat talebinin reddine ilişkin kısmının" onanması, "manevi tazminat talebinin reddine ilişkin kısmının" ise bozulması üzerine, Mahkemenin ... tarih ve E:..., K:... sayılı bozma kararına uyularak "bozulan kısım yönünden davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine" ilişkin kararının Danıştay Onuncu Dairesinin 27/02/2020 tarih ve E:2019/8420, K:2020/961 sayılı kararı ile onanması üzerine davacılar tarafından Anayasa Mahkemesi'ne yapılan ... nolu bireysel başvuru neticesinde Anayasanın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin verilen 16/11/2023 tarihli karar üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ihlal kararının gönderilmesi sonrası yeni esas numarası alan dosyada davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin olarak verilen ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, küçük ...'da meydana gelen hasarın tıbbi hatadan kaynaklandığı, komplikasyon olarak nitelendirilemeyeceği, Mahkemece konuyla ilgili uzmanların da bulunduğu üniversite hastanesinden tıbbi kayıtların tedarik edilmek suretiyle olayın tüm ayrıntılarıyla birlikte aydınlığa kavuşturulduğu bilirkişi raporunun alınması gerektiği, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, hükmolunan manevi tazminat miktarının düşük olduğu, davalı idare tarafından, sağlık mevzuatı uyarınca büyük cerrahi müdahaleler için yazılı rızanın alınmasının şart olduğu, yazılılık şartının her tıbbi işlem için gerekmediği, tazminatın zenginleşme vasıtası haline getirilemeyeceği, hükmolunan manevi tazminat miktarının fazla olduğu ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davacılar tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyize konu İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmının onanması, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ise bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
A) İdare Mahkemesi Kararının, Manevi Tazminat İsteminin Kabulüne İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın manevi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden, Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine akciğer kisti tanısıyla 18/08/2008 tarihinde yatırılan küçük ...'nın, tedavisi sırasında yapılan bir ateş düşürücü ilaç enjeksiyonu sonucunda sağ ayağını hissetmediği ve engelli kaldığından bahisle toplam 100.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi zararın tazmini istemiyle davalı idareye yapılan 19/01/2009 tarihli başvurunun ... tarih ve ... sayılı işlemle reddi üzerine küçük ...'nın 18/08/2008 tarihinde rahatsızlanması nedeniyle götürüldüğü Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yürütülen tedavisi sırasında yapılan enjeksiyon sonucunda siyatik sinirinde hasar oluştuğu ve %18 oranında engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık ... için 100.000,00 TL maddi 40.000,00 TL manevi, anne ... için 5.000,00 TL manevi, baba ... için 5.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporunda; davacı ...'ya yapılan enjeksiyon uygulaması sonucu gelişen bulguların enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu ancak tıbbi belgelerde enjeksiyonun yanlış yere yapıldığına dair tıbbi bir kaydın bulunmadığı, enjeksiyonun doğru bölgeye uygulanması durumlarında da ödem, hematom, ilacın difüzyon yoluyla sinire nüfuzu, anatomik lokalizasyon farkı gibi nedenlerle nöropatinin gelişebileceği, nöropatinin enjeksiyon uygulamalarının beklenebilir bir komplikasyonu olduğu yönünde görüş bildirildiği; uyuşmazlığın çözümü açısından Mahkemece yeterli görülen raporun taraflara tebliği üzerine taraflarca da herhangi bir itirazda bulunulmaması üzerine Mahkemece hükme esas alınarak ... tarih ve E:... K:... sayılı karar ile davanın reddine karar verildiği, Mahkeme kararının bahsi geçen raporun yeterince açıklık getirici ve yeterli olmadığı, bu nedenle dosyanın Adli Tıp Genel Kurulu'na bilirkişi incelemesi için gönderildikten sonra karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 15/10/2015 tarih ve E:2015/3568, K:2015/6141 sayılı kararı ile bozulması üzerine Mahkemece bozma kararına uyularak 16/02/2016 tarihli ara kararı ile bilirkişi incelemesi için dosyanın Adli Tıp Genel Kuruluna gönderildiği, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından düzenlenen 25/08/2016 tarihli bilirkişi raporunda özetle; "Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde ... ve ... tarihleri arasında kaldığı sırada uygulandığı bildirilen enjeksiyon uygulaması sonucu gelişen bulguların enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu ancak tıbbi belgelerde enjeksiyonun yanlış uygulandığına dair kayıt bulunmadığı, enjeksiyonun doğru bölgeye uygulanması durumlarında da ödem, hematom, ilacın difüzyon yoluyla sinire nüfuzu, anatomik lokalizasyon farkı gibi nedenlerle nöropatinin gelişebileceği, ayrıca Novalgin ampulün bu yaş çocuklarda kullanılabileceğinin tıbben bilindiği, çocuğun yaşı ve kilosu dikkate alındığında uygulanan dozun uygun olduğu, enjeksiyonun ameliyat öncesi uygulanmış olduğu da dikkate alındığında nöropatinin; enjeksiyon uygulamalarının beklenebilir komplikasyonu olarak değerlendirildiği, dolayısıyla gerek enjeksiyonu uygulayan sağlık personeline, gerekse enjeksiyonun uygulanması talimatını veren hekime tıbben kusur izafe edilemediği" yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince, anılan rapor hükme esas alınarak davanın reddi yolunda verilen kararın Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 08/03/2018 tarih ve E:2017/2791, K:2018/2345 sayılı kararı ile "maddi tazminat talebinin reddine ilişkin kısmının" onanması, "manevi tazminat talebinin reddine ilişkin kısmının" ise bozulması üzerine, Mahkemenin ... tarih ve E:..., K:... sayılı bozma kararına uyularak "bozulan kısım yönünden davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine" ilişkin kararının Danıştay Onuncu Dairesinin 27/02/2020 tarih ve E:2019/8420, K:2020/961 sayılı kararı ile onanması üzerine davacılar tarafından Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesince verilen ... tarih ve ... başvuru numaralı karar ile "19. Başvurucuların olaya dair şikâyetlerinin özü, hatalı yapılan enjeksiyon nedeniyle birinci başvurucunun vücut bütünlüğünün bozulmasına ilişkindir.
20\. Somut olaya konu tıbbi müdahaleyle ilgili olarak Mahkemece Adli Tıp Genel Kurulundan bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiştir. Bu raporda sonuç olarak enjeksiyon işleminin yanlış uygulandığına ilişkin bir kayıt olmadığı belirtilerek idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı belirlenmiştir.
21\. Buna karşın derece mahkemeleri, birinci başvurucuda meydana gelen arazın enjeksiyondan kaynaklı olduğu belirlendiği hâlde idarenin olayda hizmet kusurunun tespit edilememesinin, tıbbi kayıt eksikliğinden kaynaklandığını; başvurucuların, birinci başvurucuya uygulanan tedavileri ve zararlı sonucun sebebini öğrenmelerine yarayacak tıbbi kayıtların eksik olması nedeniyle tedavi sürecinde gelişen olaylarla ilgili maddi gerçeğe hiçbir zaman ulaşamayacaklarını değerlendirerek başvuruculara toplamda 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
22\. Buna göre tıbbi işlemlere ilişkin kayıtların düzenli şekilde tutulmaması nedeniyle hizmet kusurunun bulunduğu derece mahkemelerinin kararlarıyla ortaya konulduğundan bu hususta herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Başvurucular bireysel başvuru formunda enjeksiyon işleminin muhtemel sonuçları hakkında bilgilendirme yapılmadığını da iddia etmelerine karşın anılan hususu derece mahkemelerinde ileri sürmedikleri anlaşıldığından Anayasa Mahkemesince bu konuda bir değerlendirme yapılmasının bireysel başvurunun ikincillik ilkesine uygun olmadığı ortadadır. Bu durumda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, hizmet kusurunun giderilmesi amacıyla başvuruculara ödenen manevi tazminat miktarı ile maddi tazminata ilişkin talebin reddedildiği hususları dikkate alınarak başvuruculara yeterli bir giderim sağlanıp sağlanmadığı ile sınırlı olacaktır.
23\. Mahkemelerce 20.000 TL olarak belirlenen manevi tazminat miktarı ile davanın şartları ve başvurucuların uğradığı zararlar arasında açık bir orantısızlık bulunduğu değerlendirilmektedir. Zira enjeksiyon tarihinde 8 yaşında olan başvurucunun hayatını engelli olarak devam ettirmek zorunda kaldığı, sağlık durumunun günlük yaşantısına önemli derecede etki ettiği ve somut olayın şartları dikkate alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarının başvurucuda oluşan manevi yıpranmanın hafifletilmesi amacı ile uyumlu olmadığı görülmektedir. Söz konusu miktar Anayasa Mahkemesinin benzer davalarda belirlediği tazminat miktarına göre de oldukça düşüktür (Benzer değerlendirmeler için bkz. İlker Arslan, B. No: 2019/36858, 23/11/2022, § 42).
24\. Öte yandan açıkça tespit edilen hizmet kusurlarına rağmen derece mahkemeleri tarafından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi ve ret kararının ikna edici gerekçelere dayandırılamaması başvurucuların zararlarının yeterli şekilde tazmin edilememesine neden olmuştur. Gerek takdir edilen manevi tazminat miktarının düşük olduğu gerekse maddi tazminat talebinin ilgili ve yeterli gerekçeler olmaksızın reddedildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde başvurucuların mağduriyetine ilişkin yeterli giderimin sağlanamadığı sonucuna varılmaktadır. Bu durumda başvuruya konu davada verilen kararın ihlalin giderilmesi bakımından yetersiz olduğu değerlendirildiğinden başvurucuların maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bakımından devletin pozitif yükümlülüğünün yerine getirildiği söylenemeyecektir.
25\. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir." gerekçesine yer verilerek Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiğine ve yaşam hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yapılan yargılama üzerine verilen ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dosyadaki bilgi ve belgelerle, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporu birlikte değerlendirildiğinde, davacı çocuk ...'ya yapılan enjeksiyon (iğne) uygulaması sonucu gelişen bulguların enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu, davacıya yapılan enjeksiyonun yanlış yere yapıldığına dair herhangi bir kayıt bulunmadığı, uygulanan dozun bu yaş çocuklara tatbik edilmesinin tıbben kabul edilebilir olduğu, uygulanan dozun çocuğun yaşı ve kilosu dikkate alındığında tıbben uygun olduğu anlaşılmakla davacı çocuk ...'da meydana gelen sinir hasarının oluşmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıkça ortaya konulamadığından davacı ...'nın maddi tazminat isteminde hukuka uygunluk bulunmadığı sonuç ve kanaatine varıldığı, manevi tazminat yönünden; söz konusu Adli Tıp Genel Kurulu raporu ve inceleme raporunda çocukta meydana gelen arazın enjeksiyondan kaynaklı olduğu belirlendiği halde idarenin olayda hizmet kusurunun tespit edilememesinin, tıbbi kayıt eksikliğinden kaynaklandığı gözetildiğinde; davacıların, çocuğa uygulanan tedavileri ve zararlı sonucun sebebini öğrenmelerine yarayacak tıbbi kayıtların eksik olmasından dolayı tedavi sürecinde gelişen olaylarla ilgili maddi gerçeğe (rahatsızlığının nedenine) hiçbir zaman ulaşamayacakları ve ömür boyu şüphe duyacakları, bu durumda; tıbbi kayıtlardaki eksiklik sonucu davacıların çocukta gelişen rahatsızlığın sebebini hiçbir zaman öğrenemeyecek olmaları nedeniyle, manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı ilkesi de gözetilerek çocuk ... için takdiren 40.000,00 TL, anne ... ve baba ... için ayrı ayrı 5.000,00-TL olmak üzere toplam 50.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvurunun yapıldığı 19/01/2009 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı idarece ödenmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
İdare Mahkemesince; Anayasa Mahkemesinin yukarıda bahsi geçen kararında belirtilen "tıbbi işlemlere ilişkin kayıtların düzenli şekilde tutulmaması nedeniyle hizmet kusurunun bulunduğu ve öte yandan açıkça tespit edilen hizmet kusurlarına rağmen derece mahkemeleri tarafından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi ve ret kararının ikna edici gerekçelere dayandırılamaması başvurucuların zararlarının yeterli şekilde tazmin edilememesine neden olmuştur" şeklindeki gerekçeler dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken bu husus gözetilmeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında yer verilen gerekçelerin karşılanmadan karar verildiği görülmektedir.
Bu durumda; Anayasa Mahkemesinin ... tarih ve ... başvuru numaralı ihlal kararının gerekçesine uyulmadan maddi tazminat isteminin reddi yolunda verilen İdare Mahkemesinin temyize konu kararının bu kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacıların temyiz istemlerinin KISMEN REDDİNE, KISMEN KABULÜNE, davalı idarenin temyiz isteminin REDDİNE,
2\. Davanın kısmen kabulüne kısmen reddine ilişkin ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının manevi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmının ONANMASINA, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3\. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4\. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19/06/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.