Danıştay danistay 2024/3233 E. 2025/3192 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2024/3233
2025/3192
24 Haziran 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2024/3233
Karar No : 2025/3192
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- ... Bakanlığı
2- ... Valiliği
VEKİLİ : Av. ...
MÜDAHİL(DAVALI YANINDA) : ...
İSTEMİN_KONUSU : Davacı vekili tarafından, müvekkilinin 14/03/2007 tarihinde boyun tutulması şikayetiyle başvurduğu Başakşehir Devlet Hastanesinde yapılan enjeksiyon uygulaması sonucu sol bacağındaki sinirlerin zarar görmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık 10.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminen ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan dava sonucunda, daha önce davanın reddi yolunda verilen kararın Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 18.04.2016 tarih ve E:2013/4486, K:2016/2662 sayılı kararı ile onanması üzerine davacı tarafından Anayasa Mahkemesi'ne yapılan 2017/17753 nolu bireysel başvuru neticesinde Anayasanın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin verilen 10/02/2021 tarihli karar üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ihlal kararının gönderilmesi sonrası yeni esas numarası alan dosyada davanın reddine ilişkin olarak verilen ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Adli Tıp Kurumu raporunun gerçekle bağdaşmadığı, Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararına rağmen Mahkemece verilen davanın reddi yolundaki kararın usul ve yasaya aykırı olduğu, enjeksiyonun hatalı uygulandığı ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idareler tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen reddi, kısmen kabulü ile temyize konu İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının onanması, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ise bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
A) İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) İdare Mahkemesi Kararının, Manevi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden, davacının 14/03/2007 tarihinde boyun tutulması şikayetiyle Başakşehir Devlet Hastanesine başvurduğu, muayene eden doktorun reçetesine dayanılarak hemşire tarafından enjekte edilen iğneler nedeniyle davacının sol bacağının sinirlerinin zarar görmesi üzerine davacı tarafından, sol bacağındaki sinirlerin zarar görmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık 10.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminen ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı raporunda; "kişinin Esenler Başakşehir Devlet Hastanesi'ne 14/03/2007 tarihinde boyun ağrısı ile gittiği, voltaren ve muscoflex insramuskuler enjekte edildiği, enjeksiyon sonrası sedyeden kalkamadığı, hasarlanma olduğu, 10/03/2010 tarihli çekilen EMG'de sol siyatik sinirin tibial dalında kısmi aksonal hasarlanma olduğu, tüm adli ve tıbbi bilgiler değerlendirildiğinde, siyatik sinirin peroneal dalının varyasyonlarının daha çok olmasının tibial dalının varyasyonundan olmadığı anlamına gelmediği, daha az olmakla birlikte tibial sinirin de varyasyonları olabileceği, enjeksiyon anındaki elektriklenmenin subjektif bir ifade olduğundan kasılma veya gerilmeyi de bu şekilde ifade edebildiği, o yüzden bu ifadenin kesin sinire denk geldiği anlamına gelmediği, kaldı ki, hastanın 14/07/2007 tarihindeki ifadesinde şikayet olarak uyuşma ve sonrasında kas güçsüzlüğü olduğunu ifade ettiği elektrik çarpması şeklinde şikayetinin olmadığı, enjeksiyon uygulanmasını isteyen doktorun "ben olsam daha dış tarafa yaparım" dediği, ama muayenesinde enjeksiyon yapılan noktanın doğru yer olduğunu ( üst dış kadranın ortası) tespit ettiği, bu nedenlerden uygulama hatasının bulunmadığı, komplikasyon olarak değerlendirildiği"nin belirtildiği, Mahkemenin 31.01.2023 tarihli ara kararıyla; davacının kendisine iğne yapan hemşire hakkında suç duyurusunda bulunması üzerine Esenler Kaymakamlığı Sağlık Grup Başkanlığınca hazırlanan 26/9/2007 tarihli ön inceleme raporunda, olaya sıcağı sıcağına müdahale eden ve olayda adı geçen doktorlar ile konu hakkında uzman olan doktorun görüşlerinin alındığı, ayrıca tıbbi belgelerin de incelendiği, iğnenin yapıldığı yeri gören doktorların genel olarak davacının çok zayıf ve ince yapılı olması gözetilerek biraz daha üste ve dış tarafa iğnenin yapılması gerektiğini beyan ettiği, görüşüne başvurulan uzman doktorun ise iğnenin yapıldığı anda başvurucunun elektrik hissi duyduğunu belirtmesinin enjeksiyonun sinir içine yapıldığı görüşünü desteklediği, bu durumun yanlış ve kötü uygulama olduğu, siyatik nörotapinin enjeksiyonun mutat bir komplikasyonu olmadığı yönünde değerlendirmede bulunduğu, raporda sonuç olarak bilirkişi görüşleri ve tetkik raporlarıyla olayın doğrulandığı belirtilerek soruşturma izni verilmesi gerektiği değerlendirmesine yer verildiği, diğer taraftan; Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunca hazırlanan 24/5/2010 tarihli raporda, uygulanan enjeksiyon sanrası davacıda gelişen mevcut bulguların enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu ancak tıbbi belgelerde enjeksiyonun yanlış yere yapıldığına dair tıbbi kayıt bulunmadığının belirtildiği, ayrıca enjeksiyonun doğru yere yapılması durumunda da kanama, ödem gibi nedenlerle sinire baskı olabileceği dikkate alındığında gelişen mevcut durumun enjeksiyon uygulamalarının komplikasyonu alarak değerlendirilmesi gerektiğinin ifade edildiği, bu nedenle, yukarıda anılan raporlarda yer alan tespitler ve dayanak bilgi ve belgeler değerlendirilmek suretiyle söz konusu raporlar arasındaki çelişkiler giderilerek tarafların anılan raporlara yönelik itirazları da değerlendirilerek uyuşmazlık konusu olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla dosyanın Adli Tıp Üst Kuruluna gönderildiği, Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı bilirkişi raporunda özetle; " Kişinin 14/03/2007 tarihinde Esenler Başakşehir Devlet Hastanesine boyun ağrısı şikayeti ile başvurduğu, servikal hareket kısıtlılığı saptanan kişiye Spazmomyalji tanısıyla IM Voltaren ve Museoflex enjeksiyonu yapıldığı, kişide enjeksiyon sonrası sol bacakta uyuşma ve güç kaybı şikayetleri geliştiği. 05/04/2007 tarihinde çekilen EMG'de; sol siyatik sinirin tibial dalında aksonal hasarlanma tespit edildiği. 10/03/2010 tarihinde çekilen EMG'de: sol siyatik sinirin tibial dalında kısmi aksonal hasarlanma tespit edildiği anlaşılmakla; kişiye 14/03/2007 tarihinde Esenler Başakşehir Devlet Hastanesinde Spazmomyalji tanısı ile uygulanan Voltaren ve Muscoflex kas içi (intramuskuler) enjeksiyon tedavisinin endikasyonunun bulunduğu, kas içi enjeksiyon işlemi sonrası ortaya çıkan sinir hasarının klinik ve birlikte laboratuvar verileri birlikte değerlendirildiğinde, enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğunun anlaşıldığı, bu tip enjeksiyon uygulamalarında enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ve kişiye bağlı anatomik varyasyonlar nedeniyle nadir de olsa sinir hasarına neden olabildiklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonun tekniğine uygun yapılması durumunda da önlenemeyecek şekilde ortaya çıkabildiği, her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen bir komplikasyon olarak değerlendirildiği, siyatik sinirin peroneal dalının varyasyonlarının daha çok olmasının tibial dalının varyasyonunun olmadığı anlamına gelmediği, daha az olmakla birlikte tibial sinirin de varyasyonları olabileceğinin tibben bilindiği, enjeksiyon anındaki elektriklenme subjektif bir ifade olduğundan kasılma veya gerilmenin de bu şekilde ifade edilebildiği, o yüzden bu ifadenin enjeksiyon işleminin kesin sinire denk geldiği anlamına gelmediği, kişinin 14/05/2007 tarihindeki ifadesinde şikayet olarak uyuşma ve sonrasında kas güçsüzlüğü olduğunu ifade ettiği, elektrik çarpması şeklinde bir şikayetinin olmadığı, enjeksiyon uygulanmasını isteyen hekimin 'ben olsam daha dış tarafa yapardım' dediği ancak muayenesinde enjeksiyon yapılan noktanın doğru yer olduğunu (üst dış kadranın ortası) tespit ettiği, dolayısıyla dava konusu olayda enjeksiyon tekniğinin yanlışlığına ya da uygulanan bölgenin uyumsuzluğuna dair herhangi bir tıbbi delil tanımlanmadığı, enjeksiyon sonrası ortaya çıkan komplikasyona yönelik olarak kişinin Nöroloji bölümüne yönlendirmesinin komplikasyon yönetimi açısından tıbben uygun olduğu göz alındığında; intramuskuler enjeksiyon tedavisini düzenleyen ve talimatı veren Pratisyen Hekim Dr. M.A ve intramuskuler enjeksiyonu uygulayan hemşire ...'nın eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin organizasyon hatasının saptanmadığı oy birliği ile mütalaa olunur." yönünde görüş bildirildiği görülmektedir.
İdare Mahkemesince Üst Kurul raporu hükme esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hastaya; a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, ç) Muhtemel komplikasyonları, d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği, hususlarında bilgi verilir."; 22. maddesinin 1. fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz."; 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın verdiği rıza, tıbbi müdahalenin gerektirdiği sürecin devamı olan ve zorunlu sayılabilecek rutin işlemleri de kapsar. Tıbbi müdahale, hasta tarafından verilen rızanın sınırları içerisinde olması gerekir. Hastaya tıbbi müdahalede bulunulurken yapılan işlemin genişletilmesi gereği doğduğunda müdahalegenişletilmediği takdirde hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açabilecek tıbbi zaruret hâlinde rıza aranmaksızın tıbbi müdahale genişletilebilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılması ve rızalarının alınmasını öngörmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli olması ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Üst Kurulu raporunda, kişiye 14/03/2007 tarihinde Esenler Başakşehir Devlet Hastanesinde Spazmomyalji tanısı ile uygulanan Voltaren ve Muscoflex kas içi (intramuskuler) enjeksiyon tedavisinin endikasyonunun bulunduğu, kas içi enjeksiyon işlemi sonrası ortaya çıkan sinir hasarının klinik ve birlikte laboratuvar verileri birlikte değerlendirildiğinde, enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğunun anlaşıldığı, bu tip enjeksiyon uygulamalarında enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ve kişiye bağlı anatomik varyasyonlar nedeniyle nadir de olsa sinir hasarına neden olabildiklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonun tekniğine uygun yapılması durumunda da önlenemeyecek şekilde ortaya çıkabildiği, her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen bir komplikasyon olarak değerlendirildiği, dava konusu olayda enjeksiyon tekniğinin yanlışlığına ya da uygulanan bölgenin uyumsuzluğuna dair herhangi bir tıbbi delil tanımlanmadığı, enjeksiyon sonrası ortaya çıkan komplikasyona yönelik olarak kişinin Nöroloji bölümüne yönlendirmesinin komplikasyon yönetimi açısından tıbben uygun olduğu göz alındığında; intramuskuler enjeksiyon tedavisini düzenleyen ve talimatı veren Pratisyen Hekim Dr. M.A ve intramuskuler enjeksiyonu uygulayan hemşire ...'nın eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin organizasyon hatasının saptanmadığının belirtilmesi karşısında, davacının sol bacağındaki sinirlerin zarar görmesi durumunun davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle ortaya çıktığı açıkça ortaya konulamadığından, uyuşmazlıkta maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamıştır.
Bununla birlikte, dosya içerisinde yer alan hastane kayıtları incelendiğinde, davacıya yapılan enjeksiyon uygulaması öncesine ilişkin bir onam belgesinin olmadığı görülmüştür.
Bu durumda; söz konusu tıbbi müdahalenin riskleri anlatılarak yazılı muvafakatin alınmamış olması hâlinde, yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca davacının aydınlatılma ve onay verme hakkı elinden alınmış olacağından ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacıda endişe ve üzüntüye yol açacağından, bu nedenle uğranılan manevi zararın, manevi tazminatın yukarıda belirtilen niteliği gözetilerek takdiren belirlenecek makul bir miktarın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karşılanması gerekecektir.
Bu itibarla; gerçekleştirilen enjeksiyon işleminin sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve davacının bu işleme rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onamın alınıp alınmadığı hususunun araştırılması suretiyle davacının manevi tazminat istemi hakkında karar verilmesi gerekirken, bu durum araştırılmadan eksik inceleme ile manevi tazminat istemlerinin reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacının temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2\. Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3\. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4\. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/06/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.