Danıştay danistay 2023/631 E. 2025/2409 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2023/631
2025/2409
6 Mayıs 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2023/631
Karar No : 2025/2409
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI :... Müdürlüğü / ...
VEKİLİ : Huk. Müş. ...
DAVANIN_KONUSU: 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin;
1- 17/09/2022 tarihli ve 31956 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelikle değişik/ek;
a- 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "aynı cemaat mensuplarından oluşan" ibaresinin,
b- 10. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "seçmenlik şartlarını haiz tüm cemaat mensupları" ibaresinin,
2- 8. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin,
iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup Ermeni cemaatine dahil bulunan Pangaltı Ermeni Katolik Mihitaryan Manastır ve Mektebi Vakfının mensubu olduğu, Vakfın 18/12/2022 tarihinde gerçekleşen seçiminde, dava konusu Yönetmelik’te geçen “cemaat” ibaresinin mezhebe, yani işbu dava bakımından sadece “Ermeni Katolik” mezhebine mensup olanları ifade ettiğinden bahisle seçime katılmasının engellendiği, böyle bir düzenlemenin Anayasa’ya, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'na ve uluslararası anlaşmalara aykırı olduğu, Kanun’da hiçbir şekilde mezhep ayrımı yapılmadığı, cemaat kavramı ile kastedilenin gayrimüslim cemaatler olduğu, bu dava özelinde de Ermeni cemaatini ifade ettiğinin kuşkusuz olduğu, vakfın kurulduğu günden bu yana tüm Ermeni cemaatine hizmet ettiği, bu zamana kadar gerçekleştirilmeyen kısıtlamanın mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
DAVALININ_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, usul yönünden, davacının ilgili cemaat vakfının üyesi olup olmadığının bile belli olmadığı, dava açma ehliyetinin bulunmadığı, hiçbir cemaat vakfı tarafından bu düzenlemenin iptali için dava açılmadığı, dava açma süresinin geçirildiği; esas yönünden, davacının seçime katılmasının engellendiğine yönelik iddiaların bu davada dinlenilmesine imkan bulunmadığı, vakfın mensuplarının nasıl belirleneceğine ilişkin idareye bir yetki tanınmadığı, bu belirlemenin vakıf tarafından yapıldığı, düzenlemelerin 5737 sayılı Kanun’a, Anayasa’ya ve Lozan Barış Antlaşması’na uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ: ...
DÜŞÜNCESİ : Hukuka ve mevzuata uygun olan dava konusu düzenleyici işlemlere karşı açılan davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI: ...
DÜŞÜNCESİ : Dava, 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin; 17.09.2022 tarihli ve 31956 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik değişikliği ile değişik 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "aynı cemaat mensuplarından oluşan" ibaresinin; 8. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin; 17.09.2022 tarihli ve 31956 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik değişikliği ile değişik 10. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "seçmenlik şartlarını haiz tüm cemaat mensupları" ibaresinin iptali istemiyle açılmıştır.
5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde; cemaat vakfının, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıfları ifade ettiği düzenlenmiş, Kanunun 6. maddesinin 3. fıkrasında da; cemaat vakıflarının yöneticilerinin, mensuplarınca, kendi aralarından seçileceği, vakıf yöneticilerinin seçim usûl ve esaslarının yönetmelikle düzenleneceği kurala bağlanmıştır.
20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 6. maddesine dayanılarak hazırlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliğinin "Genel hükümler" başlıklı 5. maddesinde; (1) "Bu Yönetmeliğin uygulanmasında; Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşma hükümleri saklıdır.(2) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, sivil toplum kuruluşlarının yönetimlerinin seçimlerinde kabul görmüş, yerleşmiş, uygulama ve pratikler esas alınır."; "Seçim çevresi" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında; "Seçim çevresi, cemaat vakfının bulunduğu ildir. İstanbul ili için seçim çevresinin belirlenmesinde, milletvekili seçimlerinde uygulanan seçim çevreleri esas alınır. (Ek cümle:RG-17/9/2022-31956) Ancak, İstanbul ili içinde aynı cemaat mensuplarından oluşan cemaat vakfı sayısının on beşten az olması halinde seçim çevresi tüm ildir." ; "Seçmenlik şartları" başlıklı 8. maddesinde; (1) "Seçmenlerin; a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması, b) On sekiz yaşını doldurması, c) Vakfın bünyesinde bulunduğu cemaate mensup olması, ç) Seçim tarihi itibarıyla en az altı aydan beri seçim çevresinde ikamet etmesi şarttır." ; "Seçim öncesi işlemler" başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrasında; (1) (Değişik:RG-17/9/2022-31956) Vakıf, seçime ilişkin yönetim kurulu kararını, seçim çevresini, seçim tarihini, bulunduğu seçim çevresindeki seçmenlik şartlarını haiz tüm cemaat mensuplarını tespit ederek oluşturduğu seçmen listelerini, seçim tertip heyetinin kimlerden oluştuğunu, seçim tarihinden en az altmış gün önceden ilgili bölge müdürlüğüne yazı ile bildirir." düzenlemelerine yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, 5737 sayılı Kanunun 6. maddesinin 3. fıkrası, cemaat vakıflarının yöneticilerinin, mensuplarınca, kendi aralarından seçileceğini, seçim usul ve esaslarının da yönetmelikle düzenleneceğini hüküm altına almış, bu kural uyarınca, cemaat vakıflarının yönetim kurullarının belirlenmesi için yapılacak seçimlere ilişkin usul ve esaslar, Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliğinde düzenlenmiştir.
Davacı tarafından; Ermeni cemaatinin içerisinde yer alan Pangaltı Ermeni Katolik Mihitaryan Manastır ve Mektebi Vakfının üyesi olmalarına karşın, dava konusu yönetmelik maddelerinde yer alan “cemaat” ibaresinin mezhep niteliği taşıması nedeniyle, Pangaltı Ermeni Katolik Mihitaryan Manastır ve Mektebi Vakfının 18.12.2022 tarihinde yapılan yönetim kurulu seçimine katolik mezhebinden olmayanların katılamadığı, dava konusu düzenleme sebebiyle uygulamanın bu şekilde gerçekleştiği, böyle bir düzenlemenin Anayasa’ya, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'na ve uluslararası anlaşmalara aykırı olduğu, Kanun’da hiçbir şekilde mezhep ayrımı yapılmadığı, cemaat kavramı ile kastedilenin gayrimüslim cemaatler olduğu, bu dava özelinde de Ermeni cemaatini ifade ettiğinin kuşkusuz olduğu, vakfın, kurulduğu günden bu yana mezhep ayrımı yapılmaksızın tüm Ermeni cemaatine hizmet ettiği, Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin 6,8 ve 10. maddelerinde yer alan dava konusu ibareler ile getirilen kısıtlamanın mevzuata aykırı olduğu iddialarıyla dava açılırken; davalı idare tarafından da; davacının ilgili cemaat vakfının üyesi olup olmadığının belli olmadığından dava açma ehliyetinin bulunmadığı, hiçbir cemaat vakfı tarafından bu düzenlemenin iptali için dava açılmadığı, dava açma süresinin geçirildiği, davacının seçime katılmasının engellendiğine yönelik iddiaların bu davada dinlenilmesine imkan bulunmadığı, vakfın mensuplarının nasıl belirleneceğine ilişkin idareye bir yetki tanınmadığı, bu belirlemenin vakıf tarafından yapıldığı, düzenlemelerin 5737 sayılı Kanun’a, Anayasa’ya ve Lozan Barış Antlaşması’na uygun olduğu savunulmuştur.
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir.
'Cemaat Vakıfları', Lozan Andlaşması'yla tanınan gayrimüslüm azınlıkların kurduğu vakıflar olup, bu Andlaşma ile tanınan haklardan istifade etmeleri itibariyle, yapılacak yargısal denetimde, bu Andlaşma hükümlerinin de dikkate alınması suretiyle değerlendirme yapılması gerekir.
Lozan Barış Andlaşması'nın müzakereleri sırasında Akalliyetlerin (azınlıkların) himâyesi konusu büyük tartışmalara sebebiyet vermiş; kimlerin azınlık sayılacağı hususu alt komisyonda uzun süre tartışılmış ve sonunda 'soy' ya da 'dil' azınlıkları iddialarına itibar edilmeyerek 'din' azınlıkları esas alınmak suretiyle andlaşmanın ilgili hükümleri düzenlenmiştir. Andlaşmanın 37-45. maddeleri 'Akalliyetlerin Himayesine' (Azınlıkların Korunmasına) ayrılmıştır.
Lozan Andlaşmasının 37. maddesiyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Lozan Barış Andlaşması'nın gayrimüslüm azınlıklarla ilgili hükümlerine aykırı olarak iç hukukunda hiçbir yasal ve idari tasarrufta bulunmamayı taahhüt etmiş; bunun da ötesinde, Andlaşmanın bu konudaki hükümlerini 'temel yasalar' olarak kabul ettiği yolunda bir irade beyanında bulunmuştur.
Öte yandan, cemaat vakıfları, yürürlükten kaldırılan 2762 sayılı Kanun'un ilk halinde mülhak vakıflar içinde değerlendirilmiş ve bunların 'mütevelliler veya seçilmiş heyetleri' tarafından idare edileceği belirtilmiştir. Müslümanlara ait mülhak vakıflarla, Müslüman olmayanlara ait mülhak vakıfların yönetim ve temsilinde meydana gelen ikiliği ortadan kaldırmak ve bütün mülhak vakıfları tek mütevelli esasına bağlamak amacıyla 28.06.1938 günlü, 3513 sayılı Kanun'la 2762 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yapılan değişiklikle 'mütevellileri veya seçilmiş heyetleri' şeklindeki ibareden 'veya seçilmiş heyetleri' biçimindeki bölüm çıkarılmıştır.
Cemaat vakıfları 31.05.1949 günlü, 5404 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, mülhak vakıf statüsünden çıkarılarak (esnaf vakıflarıyla birlikte) ayrı bir vakıf statüsüne konulmuştur. Söz konusu değişiklikle, mülhak vakıflar "mütevelliliği vakfedenlerin fer'ilerine şart edilmiş vakıflardır. Bunlar mütevellileri tarafından idare olunur." şeklinde tanımlanmış; ayrıca cemaat vakıflarının 'bunlar tarafından seçilen kişi veya heyetlerce yönetileceği' hükmü getirilmiştir.
2762 sayılı Kanun'un 5404 sayılı Kanun ile değişik 1. maddesinin 4. fıkrası, 24.03.1981 günlü ve 2437 sayılı Kanun ile değiştirilmiştir. Söz konusu değişiklikle, cemaat vakıflarının yönetim şekline dokunulmamış, ancak bu vakıfların Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından çıkarılacak yönetmelik hükümlerine göre denetleneceği öngörülmüştür.
Görüldüğü üzere, 5737 sayılı Kanunun 6. maddesinin 3. fıkrasında yer alan, 'cemaat vakıflarının yöneticilerinin mensuplarınca kendi aralarından seçilmesi' biçimindeki düzenleme, yeni bir hukuksal durum yaratmamış, bu vakıfların esas itibariyle kendi mensupları arasından seçilen yöneticilerce yönetilmesi ilkesi, (1938-1949 yılları hariç) Cumhuriyet dönemi boyunca benimsenmiştir. Dolayısıyla kuralın var olan bir düzenlemenin tekrarı niteliğinde bulunduğu açıkça görülmektedir. Bu bakımdan, özellikle 31.05.1949 tarih ve 5404 sayılı Kanun'la yapılan düzenlemeden itibaren altmış yıldır devam edegelen bir ilkenin tekrarı mahiyetindeki kuralın, Lozan Andlaşması'na aykırı herhangi bir yönü de bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklanan tarihsel süreç ışığında, davacının Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin; 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "aynı cemaat mensuplarından oluşan" ibaresinin; 8. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin; 17.09.2022 tarihli ve 31956 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik değişikliği ile değişik 10. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "seçmenlik şartlarını haiz tüm cemaat mensupları" ibaresinin iptali istemine gelince;
Anayasanın 124. maddesinde, kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla düzenleme yetkisinin bulunduğu kurala bağlanmıştır.
İdarenin düzenleme yetkisini kanunlar çerçevesinde ve kanunlara uygun olarak kullanması gereklidir. Bir alanın kanunla düzenlenmiş olması, idarenin düzenleme yetkisini kullanabilmesinin ön koşuludur. Kanunla düzenlenmiş bir hususta normlar hiyerarşisi içerisinde üst norma aykırı olmayan ve Kanun hükümlerinin uygulamasına açıklık getiren yönetmelik, tebliğ ve genelgeler, idarenin takdir yetkisinin objektifleştirilmesine hizmet eder.
Normlar hiyerarşisi, her türlü normun hiyerarşik olarak bir sıra dahilinde sıralanması ve birbirine bağlı olması anlamına gelmektedir. Bunun doğal sonucu olarak, hiyerarşik sıralamada daha altta yer alan bir norm, kendisinden üstte bulunan norma aykırı hükümler içeremez. Bir başka deyişle alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemler, bir hakkın kullanımını üst normda öngörülmeyen bir şekilde daraltamaz veya kısıtlayamaz.
Uyuşmazlıkta, Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliğinin dayanağı olan 5737 sayılı Kanunun 6. maddesinin 3. fıkrasında, cemaat vakıflarının yöneticilerinin, mensuplarınca, kendi aralarından seçileceği, seçim usul ve esaslarının da yönetmelikle düzenleneceği hüküm altına alınmış, bu kural uyarınca, hazırlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin; 6. maddesinin 1. fıkrasında, seçim çevresinin belirlenmesinde, "aynı cemaat mensuplarından oluşan" cemaat vakfı sayısı esas alınmış, 8. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde; seçmenlerin, vakfın bünyesinde bulunduğu cemaate mensup olmasının şart olduğu kurala bağlanmış, 10. maddesinin 1. fıkrasında da, vakfın seçim çevresindeki "seçmenlik şartlarını haiz tüm cemaat mensupları"nı tespit ederek, ilgili bölge müdürlüğüne bildireceği düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, Yönetmeliğin 6, 8 ve 10. maddelerindeki davaya konu ibareler, Kanunda yer alan "vakıf yöneticilerinin mensuplarınca, kendi aralarından seçileceği" kuralı ile aynı mahiyette olup, kanun hükmünün daraltılması veya kısıtlanması söz konusu değildir.
Bu durumda, Lozan Barış Andlaşmasının azınlıklara ilişkin kısmının "din" azınlıkları esas alınmak suretiyle düzenlendiği, 5737 sayılı Kanunun 6. maddesinin 3. fıkrasında da yer alan, bu vakıfların esas itibariyle kendi mensupları arasından seçilen yöneticilerce yönetilmesi ilkesinin (1938-1949 yılları hariç) Cumhuriyet dönemi boyunca benimsendiği, Kanun hükmü ile aynı mahiyette düzenlenen Yönetmeliğin dava konusu maddelerinin, Kanun hükmünü daraltıcı veya kısıtlayıcı nitelikte olmadığı anlaşıldığından, dava konusu düzenlemelerde hukuka ve dayanağı mevzuat hükümlerine aykırılık görülmemiştir.
Diğer yandan,
Yönetmelikte "Aynı cemaate mensup olma" ibaresine yer verilirken, cemaat mensuplarının kimlerden oluşacağı hususu belirlenmemiş olup, bu hususun belirlenmesi, vakıflarda 'demokratik ve iyi yönetişim' ilkeleri doğrultusunda vakıflara bırakılmıştır.
Ayrıca, özel hukuk tüzel kişisi olan cemaat vakıflarının yönetici seçimlerinin iptaline veya seçimin geçerli olduğuna ilişkin karar verme görev ve yetkisinin adli yargı yerine ait olduğundan, davacının Pangaltı Ermeni Katolik Mihitaryan Manastır ve Mektebi Vakfının üyesi olmasına karşın, sadece katolik olmadığı için seçimlere katılımının engellendiğine ilişkin iddiasının, adli yargı yerinde açılacak davada dinlenebileceği açıktır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işlemi ile Pangaltı Ermeni Katolik Mihitaryan Manastır ve Mektebi Vakfı yönetim kurulunda görev yapmak üzere 18/12/2022 tarihinde gerçekleştirilecek seçimin, Katolik Cemaati Seçmen Listesi kullanılarak sonuçlandırılması, aksi takdirde seçimin Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin 10. maddesinin 3. fıkrası kapsamında yönetim kurulunun görev süresinin tamamlanmasından itibaren 30 gün içerisinde Bölge Müdürlüğünce belirlenen seçim heyeti marifetiyle yapılacağı vakfın seçim tertip heyetine bildirilmiştir.
Anılan vakfın yönetim kurulu üyesi olan davacı bu işleme karşı dava açmış,... İdare Mahkemesinin... tarihli ve E:..., K:...sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmaması üzerine de karar kesinleşmiştir.
Davacı, 18/12/2022 tarihindeki seçimde,... Bölgede ikamet etmesi, bu seçim sürecinde askıdaki listede adının olmasına ve seçimde aday olmasına rağmen seçim günü seçim listesinde yer almadığını, seçim tertip heyetince oy kullanmasına izin verilmediğini ileri sürerek seçim sürecine yönelik olarak önce seçim tertip heyetine, ardından ...Vakıflar Bölge Müdürlüğüne 23/12/2022 tarihinde itirazda bulunmuştur. Anılan idarenin ...tarih ve ... sayılı işlemi ile davacıya olumsuz cevap verilmiştir.
Davacı tarafından, idarenin cevabının kendisine 27/01/2023 tarihinde tebliğ edildiği belirterek, seçime yönelik uygulama işleminin dayanağı olan 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "aynı cemaat mensuplarından oluşan" ibaresinin, 8. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin ve 10. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "seçmenlik şartlarını haiz tüm cemaat mensupları" ibaresinin iptali istemiyle 02/02/2023 tarihinde bakılan dava açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
USÛL YÖNÜNDEN:
Davalı İdarenin Ehliyet İtirazının İncelenmesi:
Davalı idare tarafından ehliyet itirazında bulunulmuştur.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinde, iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.
Davacının önceki dönemde Pangaltı Ermeni Katolik Mihitaryan Manastır ve Mektebi Vakfının yönetim kurulu üyesi olduğu ve 18/12/2022 tarihli vakıf seçimine katılamadığı dikkate alındığında, ehliyet itirazı yerinde görülmemiştir.
Davalı İdarenin Süre İtirazının İncelenmesi:
Davalı idare tarafından süre itirazında bulunulmuştur.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi" başlıklı 2. maddesinde, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı; ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabileceği, düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olmasının bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmayacağı hükmüne yer verilmiştir.
Davacının seçime katılım sağlayamamasına neden olan yukarıda ayrıntıları aktarılan süreç sonucunda, davacı İstanbul 1. Vakıflar Bölge Müdürlüğüne 23/12/2022 tarihinde itirazda bulunmuş, bu başvuruya idarece 13/01/2023 tarihinde olumsuz cevap verilmiş, davacı, idarenin cevabının kendisine 27/01/2022 tarihinde tebliğ edildiğini belirterek 02/02/2023 tarihinde bakılan davayı açmıştır. Davalı idarece anılan işlemin tebliğ tarihine yönelik bir alındı dosyaya sunulamadığı gibi anılan tarihe ilişkin bir itirazda da bulunulmamıştır.
Bu durumda, dava konusu düzenleyici işlemlerin, en son 13/01/2023 tarihli işlemle davacıya uygulandığı ve bu işlemin tebliği üzerine davanın altmış günlük yasal sürede açıldığı anlaşıldığından, davalı idarenin süre itirazı yerinde görülmemiştir.
ESAS YÖNÜNDEN:
Cemaat Vakıflarının Tüzel Kişiliklerine Yönelik Açıklama:
Osmanlı Dönemi'nde ilk defa 16 Şubat 1328 (1912) tarihli "Eşhası Hükmiyenin Emvali Gayrimenkuleye Tasarruflarına Mahsus Kanun-u Muvakkat" ile tüzel kişilere taşınmaz mal edinebilme olanağı tanınmıştır. Bu nedenle gayrimüslim cemaat vakıflarının tasarruflarında bulunan taşınmazlar söz konusu düzenlemenin yürürlüğe girdiği 1912 yılına kadar üçüncü kişiler adına tescil edilmiş olup bu işleme "nam-ı müstear" veya "nam-ı mevhum" denilmiştir. Anılan Kanun'la tüzel kişilere bu tarihten sonra taşınmazlarda temellük ve tasarruf imkânı tanınmış, ayrıca tüzel kişilerin bu tarihte fiilen tasarrufları altında olup başkaları adına tapuya tescil ettirdikleri mallarının da Kanun'da öngörülen koşullar dâhilinde kendi adlarına tescil edilmesine olanak sağlanmıştır.
Cumhuriyet Dönemi'nde, (mülga) 17/02/1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin kabulünden sonra, (mülga) 29/05/1926 tarihli ve 864 sayılı Kanunu Medeninin Sureti Mer’iyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanun'un 8. maddesiyle, 743 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce kurulan vakıflar için ayrı bir tatbikat kanunu çıkarılması gerektiği, yeni kurulan vakıfların ise 743 sayılı Kanun'a tabi olacağı belirtilmiştir.
Bu doğrultuda 05/06/1935 tarihinde kabul edilen 2762 sayılı mülga Vakıflar Kanunu'nun 1. maddesinde, gayrimüslim cemaatlerce idare edilen vakıflar, mütevellileri veya seçilmiş heyetleri tarafından idare olunmak üzere "mülhak vakıflar" arasında sayılmış; bu Kanun'un 44. maddesinde de vakıfların tasarruflarında bulunan taşınmazların vakıf kütüğüne ve tapu siciline tescil edilmesi öngörülmüştür. Ayrıca aynı Kanun’un geçici 1. maddesinde, gayrimüslim cemaat vakıflarını idare eden kişilerce bu vakıflara ait bütün malların, gelirlerin ve bunları sarf ettikleri yerlerin birer beyanname ile Vakıflar İdaresine bildirilmesi gerektiği düzenlenmiştir. "1936 Beyannamesi" olarak adlandırılan bu bildirimler, Yargıtay tarafından vakıf senedi olarak kabul edilmiştir.
31/05/1949 tarih ve 5404 sayılı Kanun ile mülga 2762 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 2. fıkrası yeniden düzenlenerek mütevelliliği vakfedenlerin ferilerle şart edilmiş vakıflara mülhak vakıf denileceği ifade edilmiş, cemaatlere mahsus vakıfların ise bunlar tarafından seçilen kişi veya kurullarca yönetilmesi öngörülmüştür. Nitekim 5404 sayılı Kanun'un gerekçesinde ve bu Kanun'a ilişkin TBMM İçişleri Komisyonu, Maliye Komisyonu ve Adalet Komisyonu raporlarında da getirilen düzenlemeyle cemaat vakıflarının mülhak vakıf kategorisinden çıkarıldığı açıkça vurgulanmıştır.
2762 sayılı Kanun’un 1. maddesine, 03/08/2002 tarihli ve 4771 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen fıkralarla yapılan değişiklikle, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın cemaat vakıflarının Bakanlar Kurulunun izniyle dinî, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz mal edinebilmelerine ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunabilmelerine olanak sağlanmıştır. Bu kanun değişikliğinin iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru Anayasa Mahkemesinin 27/12/2002 tarihli ve E.2002/146, K.2002/201 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Anılan karardan sonra da 02/01/2003 tarihli ve 4778 sayılı Kanun’la yapılan düzenleme ile Bakanlar Kurulu yerine Vakıflar Genel Müdürlüğünün izninin yeterli olacağı hükmü getirilmiştir.
27/02/2008 tarihinde yürürlüğe giren 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 80. maddesi ile 2762 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. 5737 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, "cemaat vakıfları", vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı mülga Kanun gereğince tüzel kişilik kazanmış ve mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıflar olarak tanımlanmıştır. Bu Kanun'un 12. maddesiyle de önceki yasal düzenlemelerden farklı olarak cemaat vakıflarına herhangi bir makamdan izin almaksızın ve vakıf amacıyla öngörülen hizmetleri gerçekleştirme koşulu aranmaksızın mal edinebilme olanağı tanınmıştır. Anılan maddenin iptali için yapılan başvuru ise Anayasa Mahkemesinin 17/06/2010 tarihli ve E.2008/22, K.2010/82 sayılı kararıyla reddedilmiştir.
İlgili Mevzuat:
24/07/1923 tarihinde imzalanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisince 23/08/1923 tarihli ve 340 ila 343 sayılı Kanun'lar ile onaylanan Lozan Barış Antlaşması'nın 37. maddesi ile Türkiye'nin, 38 ila 48 sayılı maddelerde belirtilen hükümlerin temel yasalar olarak tanınmasını ve hiçbir yasa, hiçbir yönetmelik ve hiçbir resmi işlemin bu hükümlerle çelişkili ya da onlara aykırı olmamasını ve hiçbir yasanın, hiçbir yönetmeliğin ve hiçbir resmi işlemin söz konusu hükümlere üstün sayılmamasını yükümlendiği; 42. maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, azınlıkların kiliseleri, havraları, mezarlıkları ve öteki dinsel kurumlarına her türlü koruyuculuğu göstermeyi yükümlendiği, bu azınlıkların bugün Türkiye’de bulunan vakıflarına, dinsel ve yardım kurumlarına her türlü kolaylığı göstereceği ve izinleri vereceği ve yeni dinsel ve yardım kurumları kurulması için benzeri öteki özel kurumlara sağlanmış olan gerekli kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyeceği kural altına alınmıştır.
09/11/1982 tarihli ve 17863 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın;
"X. Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10. maddesinde,
"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
...
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." hükmüne;
"II. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesinde,
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." hükmüne;
V. Yerleşme ve seyahat hürriyeti" başlıklı 23. maddesinde,
"Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.
Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;
Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek;
Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir."hükmüne;
"II. Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları" başlıklı 67. maddesinde,
"Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.
...
Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir." hükmüne yer verilmiştir.
27/02/2008 tarihli ve 26800 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde,
"Bu Kanunun uygulanmasında;
Genel Müdürlük veya Denetim Makamı: Vakıflar Genel Müdürlüğünü,
...
Vakıflar: Mazbut, mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıfları,
...
1936 Beyannamesi: Cemaat vakıflarının 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince verdikleri beyannameyi,
...
Cemaat vakfı: Vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıfları,
...
Vakıf yönetimi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ve bu Kanuna göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili organı,
Vakıf yöneticisi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ve bu Kanuna göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili kişi veya yetkili organlarda görev alan kişileri,
...
ifade eder." hükmüne;
"Yönetim ve temsil şekli" başlıklı 6. maddesinde,
"...
Cemaat vakıflarının yöneticileri mensuplarınca kendi aralarından seçilir. Vakıf yöneticilerinin seçim usûl ve esasları yönetmelikle düzenlenir.
..." hükmüne yer verilmiştir.
15/07/2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin "Vakıflar Genel Müdürlüğü" başlıklı Kırkdokuzuncu Bölümü'nde yer alan;
"Genel Müdürlüğün görevleri" başlıklı 693. maddesinde,
"(1) Genel Müdürlüğün görevleri şunlardır:
a) Mazbut vakıfların vakfiyelerinde veya vakfiye yerine geçen hüccet, berat, ferman gibi belgelerinde yazılı hayrî, sosyal, kültürel ve ekonomik şart ve hizmetleri yerine getirmek.
b) Vakfiyelerde öngörülen hizmetlerin en iyi şekilde yerine getirilebilmesini sağlamak amacıyla Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara ait paralar ile malları değerlendirmek, daha fazla gelir getirici yatırımlara tahsis etmek.
c) Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara ait paralar ile işletmeler kurma, kurulmuş şirketlere iştirak etme, bunların sermaye artışları hususlarında karar vermek.
ç) Yurtiçinde vakıf kültür varlıklarını ihya etmek ve onarmak; yurtdışında ilgili ülke mevzuatı ve standartlarına da uyularak vakıf kültür varlıklarını ihya etmek ve onarmak, yurtdışındaki vakıflara ait taşınmazlar üzerinde yeni yapı inşa etmek ve bunları onarmak, ihtiyaç halinde onarılan, ihya veya inşa edilen taşınmazların tefrişini yapmak.
d) Mülhak, cemaat ve yeni vakıflar ile esnaf vakıflarının denetimini yapmak.
e) Vakıflarla ilgili konularda araştırma, geliştirme, eğitim, kültür ve yayın faaliyetlerinde bulunmak, ulusal ve uluslararası koordinasyonu sağlamak.
f) Vakıf kültür varlıklarından oluşan koleksiyonlar meydana getirmek; müze, kütüphane ve kültür merkezleri kurmak.
g) Bu Bölüm ve ilgili diğer mevzuat ile Genel Müdürlüğe verilen görevleri yapmak.
(2) Genel Müdürlük, vakıflara ilişkin görevlerle ilgili olarak diğer kurum ve kuruluşlarla işbirliği içerisinde çalışır ve koordinasyonun sağlanması hususunda gerekli tedbirleri alır." hükmüne;
"Meclisin görevleri" başlıklı 699. maddesinde,
"(1) 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu ile belirlenen görevlerinin yanı sıra, Meclis aşağıdaki görevleri de yerine getirir:
a) Genel Müdürlüğe, mazbut ve mülhak vakıflara ait akar ve hayrat taşınmazların tahsis, satış ve trampasına yönelik tasarruflarla, kamulaştırmalarda kamu yararı kararını vermek.
b) Genel Müdürlük ve işletme müdürlüklerinin bütçelerini onaylamak.
c) Genel Müdürlük ve vakıflarla ilgili yönetmelik taslaklarını karara bağlamak.
ç) Genel Müdürlükçe gerek görülen hususları karara bağlamak." hükmüne yer verilmiştir.
5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 6. maddesine dayanarak hazırlanan, 18/06/2022 tarihli ve 31870 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin;
"Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde,
"(1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Adres Kayıt Sistemi: 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununda belirtilen sistemi,
b) Bölge Müdürlüğü: Vakfın bağlı olduğu Vakıflar Bölge Müdürlüğünü,
c) Genel Müdürlük: Vakıflar Genel Müdürlüğünü,
ç) Kanun: 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanununu,
d) Seçim tertip heyeti: Seçimle ilgili iş ve işlemleri yürüten heyeti,
e) Vakıf: Kanunda tanımlanan cemaat vakfını,
f) Yerleşim yeri adresi: 5490 sayılı Kanunda tanımlanan adresi,
ifade eder." düzenlemesine;
"Seçim çevresi" başlıklı 6. maddesinde,
"(1) Seçim çevresi, cemaat vakfının bulunduğu ildir. İstanbul ili için seçim çevresinin belirlenmesinde, milletvekili seçimlerinde uygulanan seçim çevreleri esas alınır. Ancak, İstanbul ili içinde aynı cemaat mensuplarından oluşan cemaat vakfı sayısının on beşten az olması halinde seçim çevresi tüm ildir.
(2) İstanbul ili dışındaki cemaat vakıfları, gerekçelerini hazırlayarak seçim çevresi değişikliği talebinde bulunabilirler. Seçim çevresi ile ilgili değişiklik talepleri, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından incelenerek karara bağlanır." düzenlemesine;
"Seçim dönemi ve yönetim kurulunun oluşturulması" başlıklı 7. maddesinde,
"(1) Her bir cemaat vakfı tüzel kişiliği için ayrı bir yönetim kurulu seçimi yapılır ve yönetim kurulu seçimleri beş yılda bir yapılır.
(2) Cemaat vakfı yönetim kurulunun yedi üyeden oluşturulması esastır.
(3) Cemaat mensubu çok olan ve vakfın işleyişi açısından yediden fazla üyeye ihtiyaç duyulan vakıflarda yönetim kurulu, tek sayı olmak üzere en fazla on bir üyeden oluşturulabilir. Ayrıca asıl üye sayısının salt çoğunluğu kadar yedek üye seçilir.
(4) İstifa, ölüm, görevden alma ve benzeri nedenlerle boşalan yönetim kurulu üyelikleri yedek üyelerle tamamlanır. Ancak, yönetim kurulunun üye sayısının üçten aşağı düşmesi halinde üç ay içinde yeni yönetim kurulu seçimi yapılır." düzenlemesine;
"Seçmenlik şartları" başlıklı 8. maddesinde,
"(1) Seçmenlerin;
a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması,
b) On sekiz yaşını doldurması,
c) Vakfın bünyesinde bulunduğu cemaate mensup olması,
ç) Seçim tarihi itibarıyla en az altı aydan beri seçim çevresinde ikamet etmesi,
şarttır." düzenlemesine;
"Seçileceklerde aranacak şartlar" başlıklı 9. maddesinde,
"(1) Yönetim kurulu adaylarının; 8 inci maddede belirtilen şartlara ek olarak;
a) Milli Eğitim Bakanlığınca onaylı okur-yazarlık belgesine ya da öğrenim belgesine sahip olmak,
b) Kanunun 9 uncu maddesinde belirtilen suçların birinden mahkûm edilmemiş olmak,
şartlarını taşıması gerekir.
(2) Bir kişi en fazla üç cemaat vakfında yönetim kurulu üyesi olabilir.
(3) Yönetim kurulunda birinci derece kan bağı olan en fazla iki kişi görev yapabilir." düzenlemesine;
"Seçim öncesi işlemler" başlıklı 10. maddesinde,
"(1) Vakıf, seçime ilişkin yönetim kurulu kararını, seçim çevresini, seçim tarihini, bulunduğu seçim çevresindeki seçmenlik şartlarını haiz tüm cemaat mensuplarını tespit ederek oluşturduğu seçmen listelerini, seçim tertip heyetinin kimlerden oluştuğunu, seçim tarihinden en az altmış gün önceden ilgili bölge müdürlüğüne yazı ile bildirir.
(2) Seçim için gerekli bilgi ve belgeler incelendikten sonra bölge müdürlüğünce ilgili vakfa seçimin yapılabileceğine dair yetki belgesi verilir. Yazı ekinde eksik veya mevzuatına uymayan belge bulunması halinde vakfa, eksikliklerin tamamlanması veya mevzuata uygun olmayan belgelerin düzeltilmesi için yedi gün süre verilir.
(3) Bu süre içinde de eksiklikleri tamamlayamayan veya belgelerini düzeltmeyen vakıflar ile yönetim süresi dolmasına rağmen seçim kararı almayan vakıfların yönetim kurulu seçimi; yönetim kurulunun görev süresinin dolmasından itibaren otuz gün içinde bölge müdürlüğünce belirlenen seçim tertip heyeti marifetiyle yapılır.
(4) Mevcut vakıf yönetimi, idare ve temsil görevini yeni seçilecek vakıf yönetimi göreve başlayıncaya kadar sürdürür. Seçim kararının alındığı tarih itibarıyla vakıf malları üzerinde temliki tasarruf işlemlerine ilişkin karar alınamaz, işlem yapılamaz." düzenlemesine;
"Seçmen ve aday listelerinin belirlenmesi" başlıklı 12. maddesinde,
"(1) Seçim tertip heyeti, seçmen listesinin 8 inci madde hükümlerine uygunluğunu kontrol eder. Vakfın seçim çevresi esas olmak üzere yerleşim yeri adresi temelinde gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra seçmen listelerini oluşturur.
(2) Seçim tertip heyeti, aday ve aday liste başvurularının 8 inci ve 9 uncu madde hükümlerine uygunluğunu kontrol eder ve seçimden en az otuz gün önce bölge müdürlüğüne bildirir. Bölge müdürlüğünce, 8 ve 9 uncu madde hükümlerine göre tekrar kontrol edildikten sonra kesin aday listesi seçim tertip heyetine bildirilir. Seçim tertip heyeti, belirlenen kesin aday listesini seçimden yirmi bir gün önce vakıf merkezi ve vakfın hayratına asar. Ayrıca ilan usulünde belirtilen şekillerde seçmenlere duyurur. Seçmenler ilanda yer alan hususlara, ilan tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde itiraz edebilir.
(3) Seçim tertip heyeti, adaylarla ilgili itirazları alır ve başvuru tarihini takiben en geç beş gün içinde başvuru konusunda karar vererek ilgilisine tebliğ eder, ayrıca bölge müdürlüğüne bilgi verir." düzenlemesine;
Yönetmelik'in Dava Konusu Kısımlarının İncelenmesi:
Yönetmelik'in 8. maddesinde seçmenlik şartlarının düzenlendiği, bu şartlardan birisinin de "seçmenin, cemaat vakfının bünyesinde bulunduğu cemaate mensup olması" olduğu, 6. maddede "aynı cemaate mensup olunması"nın; 10. maddede de "seçmenlik şartlarına sahip cemaat mensubu olunması"nın vurgulandığı anlaşılmaktadır.
Davacı tarafından, idarece hazırlanan Yönetmelik’te geçen “cemaat” ibaresinin mezhep niteliğinde, yani işbu dava bakımından sadece “Katolik” veya “Ortodoks” mezhebine mensup olanları ifade ettiği, uygulamanın da bu şekilde gerçekleştiği, böyle bir düzenlemenin Anayasa’ya, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'na ve uluslararası anlaşmalara aykırı olduğu, Kanun’da hiçbir şekilde mezhep ayrımı yapılmadığı, cemaat kavramı ile kastedilenin "gayrimüslim" cemaatler olduğu, bu dava özelinde de "Ermeni" cemaatini ifade ettiğinin kuşkusuz olduğu, vakfın kurulduğu günden bu yana tüm Ermeni cemaatine hizmet ettiği, bu zamana kadar gerçekleştirilmeyen kısıtlamanın mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüş; davalı idare tarafından ise, cemaat mensuplarının ilgili vakıflarca belirlendiği, idarelerinin bir müdahalesi olmadığı, düzenlemelerin mevzuata uygun olduğu savunulmuştur.
05/06/1935 tarihinde kabul edilen 2762 sayılı mülga Vakıflar Kanunu'nun 1. maddesinde, gayrimüslim cemaatlerce idare edilen vakıflar, mütevellileri veya seçilmiş heyetleri tarafından idare olunmak üzere "mülhak vakıflar" arasında sayılmış; bu Kanun'un 44. maddesinde de, vakıfların tasarruflarında bulunan taşınmazların vakıf kütüğüne ve tapu siciline tescil edilmesi öngörülmüştür. Ayrıca aynı Kanun’un geçici 1. maddesinde, gayrimüslim cemaat vakıflarını idare eden kişilerce bu vakıflara ait bütün malların, gelirlerin ve bunları sarf ettikleri yerlerin birer beyanname ile Vakıflar İdaresine bildirilmesi gerektiği düzenlenmiştir. "1936 Beyannamesi" olarak adlandırılan bu bildirimler, Yargıtay tarafından vakıf senedi olarak kabul edilmiştir.
31/05/1949 tarih ve 5404 sayılı Kanun ile 2762 sayılı (mülga) Kanun'un 1. maddesinin 2. fıkrası yeniden düzenlenerek mütevelliliği vakfedenlerin ferilerle şart edilmiş vakıflara 'mülhak vakıf' denileceği ifade edilmiş, 'cemaatlere mahsus vakıfların' ise bunlar tarafından seçilen kişi veya kurullarca yönetilmesi öngörülmüştür. Nitekim 5404 sayılı Kanun'un gerekçesinde ve bu Kanun'a ilişkin TBMM İçişleri Komisyonu, Maliye Komisyonu ve Adalet Komisyonu raporlarında da getirilen düzenlemeyle cemaat vakıflarının mülhak vakıf kategorisinden çıkarıldığı açıkça vurgulanmıştır.
1949 yılından itibaren gayrimüslim Türk vatandaşlarının mensubu olduğu vakıflar, cemaat vakfı adı ile anılmaya başlanmıştır. Nitekim 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 3. maddesinde; "cemaat vakfı" vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıflar şeklinde tanımlanmıştır. Rum, Ermeni, Musevi, Bulgar, Gürcü, Süryani, Keldani toplumlarına ait bu cemaat vakıfları, mezhepsel olarak da birbirinden ayrılmaktadır. Bu durum çoğu cemaat vakfının adında açıkça belirtilmektedir. "Rum Ortodoks", "Rum Katolik", "Ermeni Ortodoks", "Ermeni Katolik", "Ermeni Protestan", "Bulgar Ortodoks", "Süryani Protestan", "Süryani Katolik" "Gürcü Katolik", "Keldani Katolik" vb. gibi.
Dava konusu Yönetmelik'te herhangi bir gayrimüslim topluluğun adı açıkça ifade edilmemiş, kapsayıcı bir şekilde 5737 sayılı Kanun'da da ifade edildiği gibi "cemaat" kelimesi kullanılmıştır. Cemaat ifadesinden ne anlaşılması gerektiği ise ilgili cemaat vakıflarının kendi iradeleri ile belirlenen ve belirlenmesi gereken bir husustur. Dava konusu düzenleyici işlemde yer alan "aynı cemaat mensuplarından oluşan", "vakfın bünyesinde bulunduğu cemaate mensup olması" ve "seçmenlik şartlarını haiz tüm cemaat mensupları" ibareleri de cemaat vakfı tanımının gereği olarak, yalnızca ilgili gayrimüslim cemaate mensup Türk vatandaşlarının seçime katılmaya hakkı olduğunu hatırlatan, seçimlerde oy kullanacak cemaat mensuplarının, mensubu olduğu cemaat vakfınca açık, özgür ve serbestçe tespit edilmesine imkan veren genel, soyut, objektif nitelikte kurallar olarak Yönetmelik'te yerini almıştır.
Seçim işlemleri bakımından bir cemaate mensup kişilerin kimler olacağı ise ilgili cemaat vakıflarının belirlediği seçmen listelerinin Vakıflar Genel Müdürlüğünce mevzuat ile sınırlı olarak kontrol edilmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Davacının, anılan vakfın mensubu olup olmadığı hususunun ise düzenleyici işlemlere karşı açılan bu davada, dinlenilmesi mümkün değildir.
Bu durumda, dava konusu düzenleyici işlemlerde üst hukuk normlarına aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmaktadır
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. DAVANIN REDDİNE,
2\. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3\. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmasız işler için belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4\. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5\. Bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 06/05/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.