SoorglaÜcretsiz Dene

Danıştay danistay 2023/2833 E. 2025/2404 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2023/2833

Karar No

2025/2404

Karar Tarihi

6 Mayıs 2025

Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2023/2833 E. , 2025/2404 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2023/2833
Karar No : 2025/2404

DAVACILAR : 1- ...
2- ...s
VEKİLİ : Av. ...

DAVALI : ... Genel Müdürlüğü / ...
VEKİLLERİ : Huk. Müş. ...
Av. ...

DAVANIN KONUSU : 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin;
1- 5. maddesinin,
2- 6. maddesinin 1. fıkrasının, 17/09/2022 tarih ve 31956 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile eklenen üçüncü cümlesinin,
3- 7. maddesinin 2. fıkrası ile 3. fıkrasının ilk cümlesinin,
4- 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin,
5- 10. maddesinin 1. fıkrasının,
6- 11. maddesinin 5. fıkrasının,
7- 12. maddesinin 2. fıkrasının ikinci cümlesi ile 3. fıkrasının,
8- 13. maddesinin 1. fıkrasının ilk iki cümlesinin,
9- 15. maddesinin,
iptali istenilmektedir.

DAVACILARIN_İDDİALARI : Kendilerinin Rum cemaati üyesi oldukları, Yönetmelik’in 5. maddesinin 1. fıkrasındaki uluslararası antlaşmadan kastın hangi antlaşma olduğunun belli olmadığı, 2. fıkrası ile Yönetmelik’te hüküm bulunmayan hâllerde, sivil toplum kuruluşlarının yönetimlerinin seçimlerinde kabul görmüş, yerleşmiş uygulama ve pratiklerin esas alınacağı kural altına alınmışsa da hangi sivil toplum kuruluşlarının olduğu belirtilmeyerek muğlak ifadelere yer verildiği; Yönetmelik’in 6. maddesinin 1. fıkrasına ve 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendine bakıldığında, 6. madde ile seçim çevresinin cemaat vakıflarının bulunduğu il olduğu esasının getirildiği; ancak devamında İstanbul ili için seçim çevresinin belirlenmesinde milletvekili seçimlerinde uygulanan seçim çevrelerinin esas alınacağının kural altına alındığı, bu hususun, vakfın vakfiyesine, Lozan Antlaşması’nın 37. maddesine ve Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiği, Vakıflar Bölge Müdürlüğünce; seçim usûlünün ne şekilde ve hangi şartlar altında yapılacağına ilişkin ağır müdahalesi ve yetkisinin söz konusu olamayacağı; Yönetmelik’in 7. maddesinin uygulanmasından bazı cemaatlerin büyük zarar göreceği, bazı bölgelerdeki cemaat üyelerinin bu düzenlemeler nedeniyle seçme ve seçilme hakkını kullanamayacağı; Yönetmelik’in 10. maddesinin 1. fıkrası uyarınca vakfın Mernis kayıtlarına girmesi gerektiği; ancak böyle bir yetkisinin olmadığı, uygulanabilirliği olmayan bir düzenleme yapıldığı; Yönetmelik'in 11. maddesinin 5. fıkrası uyarınca mensubu az olup vakıf sayısı fazla olan cemaatlerin ayrı ayrı seçim tertip heyeti oluşturmasının mümkün olmadığı; Yönetmelik’in 12. maddesi ile seçim tertip heyetine yüklenen görevlerin, yerine getirilmesi mümkün olmayan görevler olması gibi bir durumun oluşmasına neden olunduğu, bu heyetin, söz konusu iş ve işlemleri yürütebilmesinin fiilen imkansız hâle geldiği; Yönetmelik'in 13. maddesinin 1. fıkrası ile seçim tertip heyetinin Vakıflar Bölge Müdürlüğüne bilgi verme yükümlülüğü getirildiği, Kanun'da bulunmayan bir yetkinin davalı idareye verildiği; Yönetmelik’in 15. maddesi ile bünyesinde hastane hayratı olan vakıfların yönetim kurullarının seçimlerine ilişkin usûl ve esasların ayrıca düzenlenecek bir yönetmelik ile seçimlerinin 31/12/2023 tarihine kadar sonuçlandırılmasının kural altına alındığı, hiçbir yasal düzenlemede, cemaat vakıflarıyla ilgili olarak Vakıflar Genel Müdürlüğüne başka bir Bakanlığı görevlendirme yetkisinin verilmediği, davalı idarenin yasayla verilmemiş bir yetkiyi kullanarak Sağlık Bakanlığından görüş soracağı, bu istisnai maddenin uluslararası sözleşmelere, Anayasa'ya ve Kanun'a aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

DAVALININ_SAVUNMASI : Usûl yönünden, davacıların bakılan davayı açmakta menfaatleri olmadığı, davanın süresinde açılmadığı; esas yönünden, cemaat vakıflarının, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıflar olduğu, cemaatlerin kendi mensuplarının seçtiği yönetim kurulları tarafından yönetilen bu vakıfların 167 adet olduğu, Türk Medeni Kanunu’na göre belli bir cemaati desteklemek amacıyla vakıf kurulması mümkün olmadığından, yeni cemaat vakfı kurulmasının hukuken mümkün olmadığı, Cumhuriyet öncesinde gayrimüslim Türk vatandaşlarının oluşturduğu hayır kurumları olan cemaat vakıflarının 1936 yılında düzenledikleri beyannameler ile Vakıflar Genel Müdürlüğündeki kütüğe tescil ve kayıtlarının yapıldığı ve böylece cemaatlere ait bu hayır kurumlarının vakıf olarak kabul edildiği, cemaat vakfı olarak kabul edilen bu kurumların, gerçek anlamda vakıf olmadığı, yalnızca hayır kurumu olduklarından; vakfiyeleri, bölge kadısının tescile ilişkin kararı ve mütevellileri olmadığı; mallarının genelde tapuda din adamları ve cemaatin güvenilir insanları üzerinde kayıtlı olduğu ve bu hayır kurumlarının ve mallarının patriğin, hahambaşının başkanlık ettiği cismani ve ruhani meclislerce yönetildiği, Osmanlı Devleti döneminde, 16 Şubat 1328 (1912)’de Eşhas-ı Hükmiyenin Emval-i Gayrimenkuleye Tasarruflarına Dair Kanun uyarınca şirketlere, derneklere, vakıflara ve hayır kurumlarına taşınmaz mallara tasarruf etme yetkisi verildiği, Cumhuriyet döneminde ise Lozan Barış Antlaşması’nın 37 ila 45. maddeleri ve mülga 2762 sayılı Kanun gereğince, 1935 yılına kadar Vakıflar İdaresine hesap vermemiş olan bütün hayır kurumlarının mütevelli heyetlerinden birtakım bilgileri içeren beyanname vermelerinin istenildiği; 1936 yılında çıkan Vakıflar Tüzüğü’nün 33. maddesi ile bu konunun perçinlendiği, böylece azınlıklara ait hayır kurumlarının vakıf hâline getirilmiş olduğu, 2762 sayılı Kanun ile önce mülhak vakıf statüsünde olan bu vakıfların; 1949 tarih ve 5404 sayılı Kanun ile cemaat vakfı statüsünde gösterildiği, 5737 sayılı Kanun ile de cemaat vakıflarının hukuki statüsünün korunduğu, anılan Kanun gereğince bu vakıfların özel hukuk tüzel kişisi olduğu ve kendi mensuplarının seçtiği yönetim kurulları tarafından yönetildiği, cemaat vakıflarının yönetici seçimlerine ilişkin düzenlemenin 27/09/2008 tarih ve 27010 sayılı Resmî Gazete ile yürürlüğe giren Vakıflar Yönetmeliği’nin 29 ila 33. maddeleri arasında yer aldığı; ancak 19/01/2013 tarih ve 28533 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan değişiklik ile yürürlükten kaldırıldığı, yeni yönetmelik hükümleri yürürlüğe girinceye kadar, mevcut yöneticilerin görevlerine devam etmelerinin sağlanmasının 21/01/2013 tarih ve 2013/1 sayılı genelge ile talimatlandırıldığı, İçişleri Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü yetkililerince hem cemaat vakıflarının yöneticileri hem kanaat önderleri ile zaman zaman bir araya gelinerek seçim yönetmeliği taslağı üzerinde görüş alışverişinde bulunulduğu; alınan görüş, öneri ve talepler de dikkate alınarak Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığın da uygun görüşleri ile taslağın hazırlandığı, sonuç olarak dava konusu Yönetmelik’in 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandığı, uygulamada aksaklık yaşanabileceği öngörülerek cemaat temsilcilerinin isteği doğrultusunda bazı maddelerde değişiklik yapıldığı ve bu değişikliklerin 17/09/2022 tarih ve 31956 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandığı, Yönetmelik’in yayımlanmasının ardından olumlu geri dönüşler alındığı, ... Başkanı ... ve ... Patriği ...’ın Kültür ve Turizm Bakanına teşekkür mektupları gönderdiği; Yönetmelik'in 6. maddesi ile seçim çevresinin milletvekili seçimlerinde uygulanan seçim çevreleri esas alınarak belirlenmesinin nedeninin; herhangi bir tereddüte ve taraflı davranışa mahal verilmeksizin seçimlerin yapılmasının sağlanması olduğu, vakıfların tüzel kişiliğinin adresinin genel olarak hayratların bulunduğu yer olduğu, cemaatlerin de genel olarak vakfın bulunduğu yerde olduğu, bu durumda seçim çevreleri belirlenirken cemaat üyelerinin oturdukları yere göre oy kullanması gerekeceği, İstanbul kadar büyük bir kentte ise seçim çevreleri belirlenirken, objektif kriterler belirlenmesi gerektiğinden bu şekilde bir düzenleme yapıldığı, davacılar dışında 167 cemaat vakfının bu hususa yönelik herhangi bir itirazının bulunmadığı, cemaatin demografik dağılımı gözetilmeden bu düzenlemenin yapıldığı iddiasının yersiz olduğu, demografik yapının idarece dikkate alınması hâlinde kişilerin veri güvenliklerinin ihlal edildiği ve cemaatin nerelerde yaşadığının neden tespit edildiğine ilişkin sorgulara neden olunabileceğinin ortada olduğu, bu nedenle, tüm vatandaşların hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla demografik yapıya göre değil, objektif kriterlere göre düzenleme yapıldığı, ayrıca demografik yapının hiçbir zaman sabit olmadığı; Yönetmelik’in 8. maddesine bakıldığında, vakfın hayratı civarında oturan kişinin genelde o hayratı kullanmasının bekleneceği, eğer seçim çevresi daha geniş tutulursa bu durumda hayratı kullanmayan kişinin vakıf yöneticisini seçmesi veya yönetici olmasına neden olabileceği, düzenlemenin tamamen objektif ve hakların kötüye kullanılmadığı bir seçim yapılabilmesi için getirildiği, seçme ve seçilme hakkının kısıtlanmadığı, davacının iddia ettiğinin tam tersine seçimin nasıl yapılacağının düzenlendiği, Lozan Barış Antlaşması’nda belirlenen hakların kullanılması için çıkartılan bir Yönetmelik’in Antlaşma’da tanınan haklara aykırı olduğunun iddia edilemeyeceği; Yönetmelik'in 10. maddesindeki düzenlemenin gereksiz bürokratik işlemlere neden olduğu iddiasının geçerliliğinin bulunmadığı, zira bu düzenleme uyarınca seçimlerin yapıldığı, herhangi bir zorluk yaşanmadığı; Yönetmelik’in 15. maddesinin iptal edilmesini gerektirecek somut bir iddianın davacılar tarafından ileri sürülmediği, sadece mevzuatın parçalandığının iddia edildiği, daha önceden Vakıflar Yönetmeliği’nde düzenlenmiş olan cemaat vakıflarının seçimine ilişkin düzenlemenin yeniden Vakıflar Yönetmeliği’ne alınmasının, yönetmelik maddelerinin sayısını artıracak olması nedeniyle zorluğa neden olacağı hem de uygulamada yönetmelik maddelerindeki değişikliklerin takibini güçleştireceği, Kanun’da açıkça “Vakıflar Yönetmeliği’nde düzenlenir” şeklinde bir hüküm olmadığından ayrı bir yönetmelik yapılmasının Kanun’un ne ruhuna ne de lafzına aykırılık teşkil ettiği; yürütmenin durdurulması isteminin ve davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen sivil toplum kuruluşlarının, hangi sivil toplum kuruluşları olduğunun açık olmadığı, Yönetmelik'te "sivil toplum kuruluşu" tanımının yapılmadığı, bir düzenleyici işlemin uygulanabilmesi için açık ve anlaşılabilir olması gerektiği, anılan fıkranın ise bu duruma uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Yönetmelik'in 15. maddesinde ise hastanesi olan cemaat vakıflarının seçim işlemlerinin Sağlık Bakanlığının olumlu görüşü de alınmak suretiyle başka bir yönetmelik ile düzenlemesi gerektiği kuralına yer verilmiştir. Davalı idarece, seçim işlemleri bakımından, hastanesi olan cemaat vakıflarının, başka kuruluşlara sahip diğer cemaat vakıflarından ayrı tutulmasının ve başka bir idarenin de bu sürece dahil edilmesinin hukuki gerekçelerinin ortaya konulamadığı sonucuna varılmaktadır. Yönetmelik'in 6. maddesinin 1. fıkrasının üçüncü cümlesinin ve 10. maddesinin 1. fıkrasının esasının davacılar tarafından açılan bir başka davada karara bağlandığı, derdestlik nedeniyle bu davada incelenmesinde hukuki yarar bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yönetmelik'te yer alan davaya konu diğer düzenlemelerinin ise yasal mevzuat uyarınca Vakıflar Genel Müdürlüğüne verilen yetkiler çerçevesinde belirlenen kurallar içerdiği ve bu düzenlemelerde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı görülmektedir. Açıklanan nedenlerle, Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 2. fıkrasının ve 15. maddesinin iptali; Yönetmelik'in 5. maddesinin 1. fıkrasının, 7. maddesinin 2. fıkrasının, 7. maddesinin 3. fıkrasının ilk cümlesinin, 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin, 11. maddesinin 5. fıkrasının, 12. maddesinin 2. fıkrasının ikinci cümlesinin, 12. maddesinin 3. fıkrasının ve 13. maddesinin 1. fıkrasının ilk iki cümlesinin iptali istemleri bakımından davanın reddi; Yönetmelik'in 6. maddesinin 1. fıkrasının üçüncü cümlesinin ve 10. maddesinin 1. fıkrasının iptali istemleri bakımından ise davanın derdestlik nedeniyle incelenmeksizin reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin;
1- 5. maddesinin,
2- 6. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesinin,
3- 7. maddesinin 2. fıkrası ile 3. fıkrasının ilk cümlesinin,
4- 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin,
5- 10. maddesinin 1. fıkrasının,
6- 11. maddesinin 5. fıkrasının,
7- 12. maddesinin 2. fıkrasının ikinci cümlesi ile 3. fıkrasının,
8- 13. maddesinin 1. fıkrasının ilk iki cümlesinin,
9- 15. maddesinin,
iptali istenilmektedir.
Anayasamızın “Din ve vicdan hürriyeti” başlıklı 24. maddesinde; “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir.(...)." hükmüne yer verilmiştir.
Anayasanın 13. maddesine göre de temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilecektir.
Azınlıklara mensup Türk yurtdaşlarının haklarını düzenleyen Lozan Barış Antlaşması’nın, "Azınlıkların Korunması" başlıklı bölümü 37. maddesinde; "Türkiye, 38.den 48.e dek maddelerde belirtilen hükümlerin temel yasalar [Les Lois fondamentales] olarak tanınmasını ve hiç bir yasa, hiç bir yönetmelik ve hiç bir resmi işlemin bu hükümlerle çelişkili ya da onlara aykırı olmamasını ve biç bir yasanın, hiç bir yönetmeliğin ve hiçbir resmi işlemin söz konusu hükümlere üstün sayılmamasını yükümlenir.", 38. maddesinde; "Türkiye Hükümeti, doğum, milliyet, dil, soy, ya da din ayırt etmeksizin, Türk halkının tümünün yaşam ve özgürlüklerini, en geniş biçimde, korumayı yükümlenir. Türkiye’nin tüm halkı, kamu düzeni ve genel ahlak ile bağdaşmazlık göstermeyen her din, mezhep ya da inanışın gerek genel, gerek özel biçimde özgürce kullanılması hakkına sahip olacaktır. Müslüman olmayan azınlıklar, Türkiye Hükümetince ulusal savunma amacı ile veya kamu düzeninin korunması için ülkenin her yerinde ya da bir bölümünde alınan ve tüm Türk yurttaşlarına uygulanan önlemler saklı kalmak koşulu ile, dolaşım ve göç özgürlüğünden bütünü ile yararlanacaklardır.", 39. maddesinde; "Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk yurtdaşları Müslümanlarla özdeş medeni ve siyasal haklardan yararlanacaklardır. Türkiye’nin tüm halkı, din ayırtedilmeksizin, yasa önünde eşit olacaktır. Din, inanç ya da mezhep farkı hiçbir Türk Yurtdaşının medeni ve siyasal haklardan yararlanmasına ve özellikle genel hizmetlere kabulüne, memurluğa ve yukarı derecelere ulaşmasına, ya da çeşitli meslekleri ve sanatları yapmasına bir engel sayılmayacaktır.(...).", 40. maddesinde; Müslüman olmayan azınlıklara ilintili olan Türk yurttaşları hukuk bakımından ve fiilen öteki Türk yurttaşlarına uygulanan işlemlerin ve sağlanan güvencelerin tıpkısından yararlanacaklar ve özellikle, harcamaları kendilerince yapılmak üzere, her türlü yardım, dinsel ya da sosyal kurumları, her türlü okul ve benzeri öğretim ve eğitim kurumları kurma, yönetme ve denetleme ve buralarda kendi dillerini özgürce kullanma ve dinsel ayinlerini serbestçe yapına bakımından eşit bir hakka sahip bulunacaklardır.", 42. maddesinin son fıkrasında; Türkiye Hükümeti söz konusu azınlıkların Kiliseleri, Havraları, mezarlıkları ve öteki dinsel kurumlarına her türlü koruyuculuğu göstermeyi yükümlenir. Bu azınlıkların bugün Türkiye’de bulunan Vakıflarına ve dinsel ve yardım kurumlarına her türlü kolaylığı gösterecek ve izinleri verecek ve yeni dinsel ve yardım kurumları kurulması için, benzeri öteki özel kurumlara sağlanmış olan gerekli kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyecektir." hükmü yer almıştır.
5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun, "Yönetim ve temsil şekli" başlıklı 6. maddesinde, "Cemaat vakıflarının yöneticileri mensuplarınca kendi aralarından seçilir. Vakıf yöneticilerinin seçim usûl ve esasları yönetmelikle düzenlenir." hükmü getirilmiştir.
Kanunun verdiği yetkiye istinaden istinaden hazırlanan Vakıflar Yönetmeliği 27/09/2008 tarihli ve 27010 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olup, 16/9/2004 tarihli ve 25585 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış olan Cemaat Vakıfları Yönetim Kurulu Seçimlerinin Seçim Esas ve Usullerine İlişkin Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır. 19/01/2013 tarih ve 28533 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelik ise Vakıflar Yönetmeliği'nin Cemaat Vakfı Yöneticilerinin Seçimi başlığı ile düzenlenen Üçüncü Bölümü ile birlikte 29, 30, 31, 32 ve 33. maddelerini yürürlükten kaldırılmıştır. Dava konusu Yönetmelik yayımlanıncaya kadar bu konuda yeni bir yönetmelik çıkarılmamıştır.
18/06/2022 tarihli ve 31870 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği, seçimlere ilişkin usul ve esasları belirlemiş, "Seçim çevresi" başlıklı 6. maddesinde; "(1) Seçim çevresi, cemaat vakfının bulunduğu ildir. İstanbul ili için seçim çevresinin belirlenmesinde, milletvekili seçimlerinde uygulanan seçim çevreleri esas alınır. (2) İstanbul ili dışındaki cemaat vakıfları, gerekçelerini hazırlayarak seçim çevresi değişikliği talebinde bulunabilirler. Seçim çevresi ile ilgili değişiklik talepleri, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından incelenerek karara bağlanır." kuralı, 8. maddesinin 1. fıkrası "ç" bendinde; "Seçim tarihi itibarıyla en az altı aydan beri seçim çevresinde ikamet etmesi, şarttır." kuralı getirilmiştir.
Dava konusu düzenleme Yasanın tanıdığı yetkiye istinaden hazırlanıp yürürlüğe konulmuştur. Ancak bu düzenleme yapılırken kullanılan yetkinin sınırsız olmadığı üst hukuk normları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bu itibarla Yönetmeliğin bütünü değil iptali istenilen maddeleri yönünden hukuka aykırılığın değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dava konusu Yönetmelik, cemaat vakıfları yöneticilerinin seçimini düzenleyen özel bir Yönetmelik olup, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşma hükümlerini saklı tutan 5. maddesinin 1. fıkrasıyla Lozan Andlaşmasının hiç bir yasa, hiç bir yönetmelik ve hiç bir resmi işlemin bu hükümlerle çelişkili ya da onlara aykırı olmamasını ve biç bir yasanın, hiç bir yönetmeliğin ve hiçbir resmi işlemin söz konusu hükümlere üstün sayılmaması mecburiyeti gereği, Yönetmelik ile yapılan düzenlemenin de bu doğrultuda muğlak ifadelerden uzak, kolay anlaşılır, tartışmaya yol açmayan açık hükümler içermesi gerektiği sonucunu doğurmaktadır. Ancak Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasında, bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde sivil toplum kuruluşlarının yönetimlerinin seçimlerinde kabul görmüş, yerleşmiş, uygulama ve pratiklerinin esas alınacağı kuralı ile hangi sivil toplum kuruluşlarının seçim sürecinin ya da hangi kabul görmüş uygulama veya pratiklerin hangi aşamada esas alınacağı veya her cemaat vakfı için aynı kabullerin mi esas alınacağı, uygulamada birliğin nasıl sağlanacağı hususunun yeni tartışmalara yol açabileceği dikkate alındığında, esas alınacak uygulama ya da pratiklerin bu düzenlemede açıklığa kavuşturulmasının Yönetmeliğin çıkarılış amacı gereği olduğu kanaatine varılmaktadır. Bu itibarla 5. maddenin 2. fıkrasında hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan, Yönetmeliğin 8/1ç maddesinde, seçim çevresine göre vakıflar için oy kullanacak olan seçmenlerin o ilde ya da İstanbul için milletvekili seçim çevresinde ikamet etmesi esas koşul olmakla birlikte, dava konusu düzenleme ile ikamet, seçim tarihi itibariyle en az altı aylık süreye tabi kılınmıştır. Bir başka deyişle seçim tarihi itibariyle altı aydan beri o ilde ikamet etmekte olanların ikamet ettikleri seçim çevresinde bulunan vakfın seçmeni veya yönetime aday olabilmelerine olanak tanınmış, ancak aynı vakıf ve hayratından yararlanan ancak beş ay ya da beş buçuk ay veya dört ay gibi bir süreyle seçim bölgesinde ikamet eden seçmen ve adayın oy kullanamaması gibi sonuç yarattığında, ikamet ettiği seçim çevresi dışında oy kullanamaması ya da hayratından veya vakfından yararlanmadığı bir dönemde o vakıf için seçmen ya da aday olabilmesi durumunun açıklığa kavuşturulmadığı görülmektedir. Bu durum üst hukuk normlarının uygulanmasını sağlamaya, açıklamaya, anlaşılır kılmaya yönelik yönetmeliğin çıkarılma amacıyla bağdaşmamakta, davalı idarece ikamet koşulu yanında altı ay süreyle ikamet koşulu getirilmesinin, vakıf yönetiminin belirlenmesi için yapılacak oylamada neden gerekli olduğu yönünde hukuki bir açıklama yapılmamıştır.
Seçim çevresi belirlenirken vakfın ve hayratından yararlananların oluşturduğu bir seçim çevresinde ikamet etme koşulu yanında bu koşulun kabulü için altı aylık bir süreyle ikametin aranması koşulunda hukuki isabet bulunmamıştır.
Dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesinde; "(1) Her bir cemaat vakfı tüzel kişiliği için ayrı bir yönetim kurulu seçimi yapılır ve yönetim kurulu seçimleri beş yılda bir yapılır. (2) Cemaat vakfı yönetim kurulunun yedi üyeden oluşturulması esastır. (3) Cemaat mensubu çok olan ve vakfın işleyişi açısından yediden fazla üyeye ihtiyaç duyulan vakıflarda yönetim kurulu, tek sayı olmak üzere en fazla on bir üyeden oluşturulabilir. Ayrıca asıl üye sayısının salt çoğunluğu kadar yedek üye seçilir. (4) İstifa, ölüm, görevden alma ve benzeri nedenlerle boşalan yönetim kurulu üyelikleri yedek üyelerle tamamlanır. Ancak, yönetim kurulunun üye sayısının üçten aşağı düşmesi halinde üç ay içinde yeni yönetim kurulu seçimi yapılır." kuralı bulunmaktadır.
Lozan Barış Andlaşmasında, "Bu azınlıkların bugün Türkiye’de bulunan Vakıflarına ve dinsel ve yardım kurumlarına her türlü kolaylığı gösterecek ve izinleri verecek ve yeni dinsel ve yardım kurumları kurulması için, benzeri öteki özel kurumlara sağlanmış olan gerekli kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyecektir." hükmü doğrultusunda 5737 sayılı Yasanın verdiği yetkiye istinaden cemaat vakıflarının kendi yönetimlerini oluşturabilmesi için tabi olunacak kuralların önceden bilinmesi uygulama kolaylığının ve düzenin sağlanması adına kaç yılda bir seçim yapılacağı kaç üye için yapılacağı, hangi hallerde yenileneceği, seçileceklerde aranılan şartların belirlendiği seçim sürecinde izlenmesi gereken yol ve yöntemin ortaya konulduğu madde hükmünde hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin, "Seçmen ve aday listelerinin belirlenmesi" başlıklı 12. maddesinde; (1) Seçim tertip heyeti, seçmen listesinin 8 inci madde hükümlerine uygunluğunu kontrol eder. Vakfın seçim çevresi esas olmak üzere yerleşim yeri adresi temelinde gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra seçmen listelerini oluşturur. (2) Seçim tertip heyeti, aday ve aday liste başvurularının 8 inci ve 9 uncu madde hükümlerine uygunluğunu kontrol eder ve seçimden en az otuz gün önce bölge müdürlüğüne bildirir. Bölge müdürlüğünce, 8 ve 9 uncu madde hükümlerine göre tekrar kontrol edildikten sonra kesin aday listesi seçim tertip heyetine bildirilir. Seçim tertip heyeti, belirlenen kesin aday listesini seçimden yirmi bir gün önce vakıf merkezi ve vakfın hayratına asar. Ayrıca ilan usulünde belirtilen şekillerde seçmenlere duyurur. Seçmenler ilanda yer alan hususlara, ilan tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde itiraz edebilir. (3) Seçim tertip heyeti, adaylarla ilgili itirazları alır ve başvuru tarihini takiben en geç beş gün içinde başvuru konusunda karar vererek ilgilisine tebliğ eder, ayrıca bölge müdürlüğüne bilgi verir." kuralı bulunmaktadır.
Davacı tarafından seçmen listelerinin oluşturulması sırasında her birinin ve adayların ikamet adreslerinin tek tek incelenmesi gerekeceği bu bilgilere ulaşmalarının mümkün olmayacağı, kişisel verilerin korunması kanunu yönünden bu işlemlerin tamamlanarak seçim yapılmasının fiilen imkansız hale geleceği dolayısıyla listelerin kontrolünün Vakıflar Genel Müdürlüğüne bırakılmasının adayların seçilmesinin idarenin takdirine bırakılması soncunu doğuracağı ileri sürülmekte ise de, davalı idarece yetkili kurum tarafından MERNİS sorgulaması yaptırılarak, vakıfların seçim tertip heyetine gerekli bilginin iletildiğinin açıklanmış olması nedeniyle bu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Yönetmeliğin 15. maddesinde; "(1) Hastanesi olan cemaat vakıflarının yönetim kurullarının seçimlerine ilişkin usul ve esaslar bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Sağlık Bakanlığının olumlu görüşü doğrultusunda düzenlenen Yönetmelikle belirlenir. Bu vakıfların yönetim kurulu seçimlerinin 31/12/2023 tarihine kadar sonuçlandırılması esastır." kuralı yer almaktadır.
Yönetmeliğe dayanak oluşturan yasa ile cemaat vakıfların yöneticilerini seçme usul ve esaslarını düzenleme yetkisi tanınan idarece hastanesi olan cemaat vakıfları, vakıf sayılarını esas alarak ayrı bir düzenlemeye tabi kılmasında ve seçimlerin tamamlanması sürecinin Sağlık Bakanlığı olumlu görüşüne dayanılarak ayrıca belirlenmesinde ve kapsama giren vakıfların yönetimlerinin yeni sisteme uygun olarak, aynı usulle, objektif bir süreçte gerçekleştirilmesi için bir seçim tarihinin belirlenmesinde mevzuata aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmeliğin 5/2. maddesinin, 8/1-ç maddesi ve "8. maddenin 1. fıkrası "ç" bendinde düzenlenen şarta atıf yapan kısmının iptali, davanın; yönetmeliğin diğer maddelerine ilişkin kısmının reddi gerektiği, düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 06/05/2025 tarihinde, davacıları temsilen Av. ...'in ve davalı Vakıflar Genel Müdürlüğünü temsilen Huk. Müş. ... ile Av. ...'nın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usûlüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Dava konusu Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği 18/06/2022 tarihli ve 31870 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Davacılar tarafından 26/08/2022 tarihli dava dilekçesinde herhangi bir madde belirtilmeksizin Yönetmelik’in iptali istenildiğinden, Dairemizin 12/10/2022 tarih ve E:2022/5413, K:2022/4411 sayılı kararı ile dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
Dava konusu Yönetmelik’te bazı değişiklikler yapılmasına ilişkin Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik 17/09/2022 tarihli ve 31956 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Dairemizin dilekçe ret kararı davacılara 10/12/2022 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Bunun üzerine yenilenen 28/12/2022 tarihli dilekçede Yönetmelik'in değişiklik içeren maddelerine yönelik hukuka aykırılık iddiaları da sürülerek bazı maddelerin iptali istemiyle dava açılmışsa da istemlerin açık olmadığı ve çelişkili olduğu gerekçesiyle Dairemizin 08/02/2023 tarih ve E:2022/8892, K:2023/338 sayılı kararı ile dilekçe ret kararı verilmiştir.
18/05/2023 tarihinde yenilenen dilekçe ile bakılan dava açılmıştır.
Dava konusu düzenlemelerin hukuka uygunluğu, davacıların iddiaları çerçevesinde yapılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE:
USÛL YÖNÜNDEN:
1- Davalı İdarenin Ehliyet İtirazının İncelenmesi:
Davalı idare tarafından ehliyet itirazında bulunulmuştur.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinde, iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.
Davacılar ... ve ...'un Rum cemaatine mensup Türk vatandaşlığına sahip kişiler olduğu, cemaat vakıflarının yönetim kurulu üyeliği seçimlerine, aday ve seçmen olma koşullarına, seçim usûllerine yönelik kurallar içeren dava konusu Yönetmelik'e karşı bu davayı açmakta menfaatleri olduğu görülmektedir. Bu durumda, davalı idarenin ehliyet itirazı yerinde görülmemiştir.

2- Davalı İdarenin Süre İtirazının İncelenmesi:
Davalı idare tarafından süre itirazında bulunulmuşsa da davanın Yönetmelik'in yayımlandığı 18/06/2022 tarihinden itibaren altmış günlük yasal dava açma süresinde 26/08/2022 tarihinde açıldığı, her iki dilekçe ret kararı üzerine yeni dilekçelerin de otuz günlük yenileme süresi içerisinde verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davalı idarenin süre itirazı yerinde görülmemiştir.

3- Dava Konusu Yönetmelik'in 6. Maddesinin 1. Fıkrasının Üçüncü Cümlesinin Derdestlik Yönünden İncelenmesi:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Dava Şartları" başlıklı 114. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinde, "Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması" kuralına yer verilmek suretiyle "derdestlik" dava açma şartları arasında sayılmış; 115. maddesinde ise, dava şartı noksanlığı tespit edildiğinde mahkemenin davayı usûlden reddedeceği kurala bağlanmıştır.
6100 sayılı Kanun'un 114. maddesinin gerekçesinde, "... (ı) bendinde aynı davanın önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması hususu yani teknik bir ifadeyle derdestlik iddiası olumsuz bir dava şartı hâline getirilmiş ve bu suretle derdestlik itirazı bir ilk itiraz olmaktan çıkartılıp; dava şartına ilişkin usulî bir itiraza dönüştürülmesi sağlanmıştır. Açılmış ve hâlen görülmekte olan bir davanın davacısı, hukukî korunma sürecini başlatmıştır. Artık onun aynı davayı bir başka mahkeme önüne getirmesinde hukuken korunmaya değer güncel bir yararı kalmamıştır; bu bağlamda hukuken korunma ihtiyacı içerisinde bulunmamaktadır ve onun yapacağı tek iş, davanın sonucunu beklemekten ibarettir. ... Daha önce açılmış ve hâlen görülmekte olan bir davanın, hangi saikle olursa olsun ikinci kez açılması hâlinde, davacının bu ikinci davayı açmaktaki yararı hukukî değildir. O hâlde derdestlik itirazının korunmasının temelinde, aynı davanın tekrar açılıp görülmesinin sağlanmasında davacının hiçbir hukukî yararının bulunmadığı düşüncesi yatmaktadır. Hukukî yararın ise dava şartı olduğu konusunda, bu düzenlemeden önce dahi doktrin ve yargı uygulaması bağlamında bir görüş birliği mevcuttur." açıklamasına yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda "derdestlik" müessesesi düzenlenmemiş ve Kanun'un 31. maddesinde, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve onun yerine çıkarılan Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun derdestlik ile ilgili maddelerine atıfta bulunulmamış olmakla birlikte, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir davanın daha önce aynı veya başka bir mahkemede açıldığının ve görülmekte olduğunun tespit edilmesi hâlinde, usûl hukukunun temel kavramlarından olan derdestlik müessesesinin temelinde yatan, ilk davanın aynısı olan ikinci davanın açılmasında davacının hukukî yararı bulunmadığı olgusundan hareketle, idari yargıda da ikinci davanın derdestlik nedeniyle incelenmeksizin reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Dava dosyası ile Dairemizin E:2022/6590 sayılı dosyasının birlikte incelenmesinden; bakılan davanın Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin yürürlüğe girmesinin ardından ilk olarak 26/08/2022 tarihli dilekçe ile açıldığı; ancak bu dilekçede açıkça herhangi bir madde belirtilmeksizin Yönetmelik'in tamamının iptalinin istenildiği, bunun üzerine Dairemizin 12/10/2022 tarih ve E:2022/5413, K:2022/4411 sayılı kararı ile dava dilekçesinin reddine karar verildiği, bu süreçte Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 17/09/2022 tarihli ve 31956 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandığı, davacılar tarafından 17/09/2022 tarihli ve 31956 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1., 2. ve 3. maddelerinin iptali istemiyle 10/10/2022 tarihinde ikinci bir dava açıldığı, bu davadaki istemlerin ana Yönetmelik'in 6. maddesinin 1. fıkrasının üçüncü cümlesinin iptalini de içerdiği, bu davada son dilekçe ret kararının ardından 18/05/2023 tarihinde yenilenen ve Dairemizin 2022/6590 sayılı esasına kaydedilen dilekçede de ana Yönetmelik'in 6. maddesinin 1. fıkrasının üçüncü cümlesinin iptalinin istenildiği; her ne kadar bakılan dava temelde E:2022/6590 sayılı davadan önce açılmış olsa da anılan cümlenin iptalinin açık ve net bir şekilde E:2022/6590 sayılı dosyada istenildiği dikkate alınarak, bu cümlenin esasının incelenmesi sonucunda Dairemizin 06/05/2025 tarih ve E:2022/6590, K:2025/2402 sayılı kararı ile Yönetmelik'in 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Ancak, İstanbul ili içinde aynı cemaat mensuplarından oluşan cemaat vakfı sayısının on beşten az olması halinde seçim çevresi tüm ildir." şeklindeki üçüncü cümlesi bakımından davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, anılan düzenleme bakımından aynı istemle açılmış, tarafları, konusu ve sebepleri aynı olan ikinci bir dava olduğu, ayrıca her iki davada elde edilmek istenen hukukî yararın da aynı olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, davacıların derdest bulunan ilk davadan sonra işbu davada Yönetmelik'in 6. maddesinin 1. fıkrasının üçüncü cümlesinin iptalini istemekte korunmaya değer güncel bir hukukî yararı bulunmadığından, bakılan davanın Yönetmelik'in 6. maddesinin 1. fıkrasının üçüncü cümlesinin iptali istemi bakımından derdestlik nedeniyle incelenmesi mümkün değildir.

ESAS YÖNÜNDEN:
Cemaat Vakıflarının Tüzel Kişiliklerine Yönelik Açıklama:
Osmanlı Dönemi'nde ilk defa 16 Şubat 1328 (1912) tarihli "Eşhası Hükmiyenin Emvali Gayrimenkuleye Tasarruflarına Mahsus Kanun-u Muvakkat" ile tüzel kişilere taşınmaz mal edinebilme olanağı tanınmıştır. Bu nedenle gayrimüslim cemaat vakıflarının tasarruflarında bulunan taşınmazlar söz konusu düzenlemenin yürürlüğe girdiği 1912 yılına kadar üçüncü kişiler adına tescil edilmiş olup bu işleme "nam-ı müstear" veya "nam-ı mevhum" denilmiştir. Anılan Kanun'la tüzel kişilere bu tarihten sonra taşınmazlarda temellük ve tasarruf imkânı tanınmış, ayrıca tüzel kişilerin bu tarihte fiilen tasarrufları altında olup başkaları adına tapuya tescil ettirdikleri mallarının da Kanun'da öngörülen koşullar dâhilinde kendi adlarına tescil edilmesine olanak sağlanmıştır.
Cumhuriyet Dönemi'nde, (mülga) 17/02/1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin kabulünden sonra, (mülga) 29/05/1926 tarihli ve 864 sayılı Kanunu Medeninin Sureti Mer’iyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanun'un 8. maddesiyle, 743 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce kurulan vakıflar için ayrı bir tatbikat kanunu çıkarılması gerektiği, yeni kurulan vakıfların ise 743 sayılı Kanun'a tabi olacağı belirtilmiştir.
Bu doğrultuda 05/06/1935 tarihinde kabul edilen 2762 sayılı mülga Vakıflar Kanunu'nun 1. maddesinde, gayrimüslim cemaatlerce idare edilen vakıflar, mütevellileri veya seçilmiş heyetleri tarafından idare olunmak üzere "mülhak vakıflar" arasında sayılmış; bu Kanun'un 44. maddesinde de vakıfların tasarruflarında bulunan taşınmazların vakıf kütüğüne ve tapu siciline tescil edilmesi öngörülmüştür. Ayrıca aynı Kanun’un geçici 1. maddesinde, gayrimüslim cemaat vakıflarını idare eden kişilerce bu vakıflara ait bütün malların, gelirlerin ve bunları sarf ettikleri yerlerin birer beyanname ile Vakıflar İdaresine bildirilmesi gerektiği düzenlenmiştir. "1936 Beyannamesi" olarak adlandırılan bu bildirimler, Yargıtay tarafından vakıf senedi olarak kabul edilmiştir.
2762 sayılı Kanun’un 1. maddesine, 03/08/2002 tarihli ve 4771 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen fıkralarla yapılan değişiklikle, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın cemaat vakıflarının Bakanlar Kurulunun izniyle dinî, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz mal edinebilmelerine ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunabilmelerine olanak sağlanmıştır. Bu Kanun değişikliğinin iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru Anayasa Mahkemesinin 27/12/2002 tarihli ve E.2002/146, K.2002/201 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Anılan karardan sonra da 02/01/2003 tarihli ve 4778 sayılı Kanun’la yapılan düzenleme ile Bakanlar Kurulu yerine Vakıflar Genel Müdürlüğünün izninin yeterli olacağı hükmü getirilmiştir.
27/02/2008 tarihinde yürürlüğe giren 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 80. maddesi ile 2762 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. 5737 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, "cemaat vakıfları", vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı mülga Kanun gereğince tüzel kişilik kazanmış ve mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıflar olarak tanımlanmıştır. Bu Kanun'un 12. maddesiyle de önceki yasal düzenlemelerden farklı olarak cemaat vakıflarına herhangi bir makamdan izin almaksızın ve vakıf amacıyla öngörülen hizmetleri gerçekleştirme koşulu aranmaksızın mal edinebilme olanağı tanınmıştır. Anılan maddenin iptali için yapılan başvuru ise Anayasa Mahkemesinin 17/06/2010 tarihli ve E.2008/22, K.2010/82 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

İlgili Mevzuat:
24/07/1923 tarihinde imzalanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisince 23/08/1923 tarihli ve 340 ila 343 sayılı Kanun'lar ile onaylanan Lozan Barış Antlaşması'nın 37. maddesi ile Türkiye'nin, 38 ila 48 sayılı maddelerde belirtilen hükümlerin temel yasalar olarak tanınmasını ve hiçbir yasa, hiçbir yönetmelik ve hiçbir resmi işlemin bu hükümlerle çelişkili ya da onlara aykırı olmamasını ve hiçbir yasanın, hiçbir yönetmeliğin ve hiçbir resmi işlemin söz konusu hükümlere üstün sayılmamasını yükümlendiği; 42. maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, azınlıkların kiliseleri, havraları, mezarlıkları ve öteki dinsel kurumlarına her türlü koruyuculuğu göstermeyi yükümlendiği, bu azınlıkların bugün Türkiye’de bulunan vakıflarına, dinsel ve yardım kurumlarına her türlü kolaylığı göstereceği ve izinleri vereceği ve yeni dinsel ve yardım kurumları kurulması için benzeri öteki özel kurumlara sağlanmış olan gerekli kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyeceği kural altına alınmıştır.
09/11/1982 tarihli ve 17863 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın;
"X. Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10. maddesinde,
"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
...
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." hükmüne;
"II. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesinde,
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." hükmüne;
V. Yerleşme ve seyahat hürriyeti" başlıklı 23. maddesinde,
"Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.
Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;
Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek;
Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir."hükmüne;
"II. Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları" başlıklı 67. maddesinde,
"Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.
...
Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir." hükmüne yer verilmiştir.
27/02/2008 tarihli ve 26800 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde,
"Bu Kanunun uygulanmasında;
Genel Müdürlük veya Denetim Makamı: Vakıflar Genel Müdürlüğünü,
...
Vakıflar: Mazbut, mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıfları,
...
1936 Beyannamesi: Cemaat vakıflarının 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince verdikleri beyannameyi,
...
Cemaat vakfı: Vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıfları,
...
Vakıf yönetimi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ve bu Kanuna göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili organı,
Vakıf yöneticisi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ve bu Kanuna göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili kişi veya yetkili organlarda görev alan kişileri,
...
ifade eder." hükmüne;
"Yönetim ve temsil şekli" başlıklı 6. maddesinde,
"...
Cemaat vakıflarının yöneticileri mensuplarınca kendi aralarından seçilir. Vakıf yöneticilerinin seçim usûl ve esasları yönetmelikle düzenlenir.
..." hükmüne yer verilmiştir.
15/07/2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin "Vakıflar Genel Müdürlüğü" başlıklı Kırkdokuzuncu Bölümü'nde yer alan;
"Genel Müdürlüğün görevleri" başlıklı 693. maddesinde,
"(1) Genel Müdürlüğün görevleri şunlardır:
a) Mazbut vakıfların vakfiyelerinde veya vakfiye yerine geçen hüccet, berat, ferman gibi belgelerinde yazılı hayrî, sosyal, kültürel ve ekonomik şart ve hizmetleri yerine getirmek.
b) Vakfiyelerde öngörülen hizmetlerin en iyi şekilde yerine getirilebilmesini sağlamak amacıyla Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara ait paralar ile malları değerlendirmek, daha fazla gelir getirici yatırımlara tahsis etmek.
c) Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara ait paralar ile işletmeler kurma, kurulmuş şirketlere iştirak etme, bunların sermaye artışları hususlarında karar vermek.
ç) Yurtiçinde vakıf kültür varlıklarını ihya etmek ve onarmak; yurtdışında ilgili ülke mevzuatı ve standartlarına da uyularak vakıf kültür varlıklarını ihya etmek ve onarmak, yurtdışındaki vakıflara ait taşınmazlar üzerinde yeni yapı inşa etmek ve bunları onarmak, ihtiyaç halinde onarılan, ihya veya inşa edilen taşınmazların tefrişini yapmak.
d) Mülhak, cemaat ve yeni vakıflar ile esnaf vakıflarının denetimini yapmak.
e) Vakıflarla ilgili konularda araştırma, geliştirme, eğitim, kültür ve yayın faaliyetlerinde bulunmak, ulusal ve uluslararası koordinasyonu sağlamak.
f) Vakıf kültür varlıklarından oluşan koleksiyonlar meydana getirmek; müze, kütüphane ve kültür merkezleri kurmak.
g) Bu Bölüm ve ilgili diğer mevzuat ile Genel Müdürlüğe verilen görevleri yapmak.
(2) Genel Müdürlük, vakıflara ilişkin görevlerle ilgili olarak diğer kurum ve kuruluşlarla işbirliği içerisinde çalışır ve koordinasyonun sağlanması hususunda gerekli tedbirleri alır." hükmüne;
"Meclisin görevleri" başlıklı 699. maddesinde,
"(1) 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu ile belirlenen görevlerinin yanı sıra, Meclis aşağıdaki görevleri de yerine getirir:
a) Genel Müdürlüğe, mazbut ve mülhak vakıflara ait akar ve hayrat taşınmazların tahsis, satış ve trampasına yönelik tasarruflarla, kamulaştırmalarda kamu yararı kararını vermek.
b) Genel Müdürlük ve işletme müdürlüklerinin bütçelerini onaylamak.
c) Genel Müdürlük ve vakıflarla ilgili yönetmelik taslaklarını karara bağlamak.
ç) Genel Müdürlükçe gerek görülen hususları karara bağlamak." hükmüne yer verilmiştir.
5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 6. maddesine dayanarak hazırlanan, 18/06/2022 tarihli ve 31870 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin;
"Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde,
"(1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Adres Kayıt Sistemi: 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununda belirtilen sistemi,
b) Bölge Müdürlüğü: Vakfın bağlı olduğu Vakıflar Bölge Müdürlüğünü,
c) Genel Müdürlük: Vakıflar Genel Müdürlüğünü,
ç) Kanun: 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanununu,
d) Seçim tertip heyeti: Seçimle ilgili iş ve işlemleri yürüten heyeti,
e) Vakıf: Kanunda tanımlanan cemaat vakfını,
f) Yerleşim yeri adresi: 5490 sayılı Kanunda tanımlanan adresi,
ifade eder." düzenlemesine;
"Genel hükümler" başlıklı 5. maddesinde,
"(1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında; Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşma hükümleri saklıdır.
(2) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, sivil toplum kuruluşlarının yönetimlerinin seçimlerinde kabul görmüş, yerleşmiş, uygulama ve pratikler esas alınır." düzenlemesine;
"Seçim çevresi" başlıklı 6. maddesinde,
"(1) Seçim çevresi, cemaat vakfının bulunduğu ildir. İstanbul ili için seçim çevresinin belirlenmesinde, milletvekili seçimlerinde uygulanan seçim çevreleri esas alınır. (Ek cümle:RG-17/9/2022-31956) Ancak, İstanbul ili içinde aynı cemaat mensuplarından oluşan cemaat vakfı sayısının on beşten az olması halinde seçim çevresi tüm ildir.
(2) İstanbul ili dışındaki cemaat vakıfları, gerekçelerini hazırlayarak seçim çevresi değişikliği talebinde bulunabilirler. Seçim çevresi ile ilgili değişiklik talepleri, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından incelenerek karara bağlanır." düzenlemesine;
"Seçim dönemi ve yönetim kurulunun oluşturulması" başlıklı 7. maddesinde,
"(1) Her bir cemaat vakfı tüzel kişiliği için ayrı bir yönetim kurulu seçimi yapılır ve yönetim kurulu seçimleri beş yılda bir yapılır.
(2) Cemaat vakfı yönetim kurulunun yedi üyeden oluşturulması esastır.
(3) Cemaat mensubu çok olan ve vakfın işleyişi açısından yediden fazla üyeye ihtiyaç duyulan vakıflarda yönetim kurulu, tek sayı olmak üzere en fazla on bir üyeden oluşturulabilir. Ayrıca asıl üye sayısının salt çoğunluğu kadar yedek üye seçilir.
(4) İstifa, ölüm, görevden alma ve benzeri nedenlerle boşalan yönetim kurulu üyelikleri yedek üyelerle tamamlanır. Ancak, yönetim kurulunun üye sayısının üçten aşağı düşmesi halinde üç ay içinde yeni yönetim kurulu seçimi yapılır." düzenlemesine;
"Seçmenlik şartları" başlıklı 8. maddesinde,
"(1) Seçmenlerin;
a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması,
b) On sekiz yaşını doldurması,
c) Vakfın bünyesinde bulunduğu cemaate mensup olması,
ç) Seçim tarihi itibarıyla en az altı aydan beri seçim çevresinde ikamet etmesi,
şarttır." düzenlemesine;
"Seçileceklerde aranacak şartlar" başlıklı 9. maddesinde,
"(1) Yönetim kurulu adaylarının; 8 inci maddede belirtilen şartlara ek olarak;
a) Milli Eğitim Bakanlığınca onaylı okur-yazarlık belgesine ya da öğrenim belgesine sahip olmak,
b) Kanunun 9 uncu maddesinde belirtilen suçların birinden mahkûm edilmemiş olmak,
şartlarını taşıması gerekir.
(2) Bir kişi en fazla üç cemaat vakfında yönetim kurulu üyesi olabilir.
(3) Yönetim kurulunda birinci derece kan bağı olan en fazla iki kişi görev yapabilir." düzenlemesine;
"Seçim öncesi işlemler" başlıklı 10. maddesinde,
"(1) Vakıf, seçime ilişkin yönetim kurulu kararını, seçim çevresini, seçim tarihini, vakıfta kayıtlı seçmen listelerini, seçim tertip heyetinin kimlerden oluştuğunu, seçim tarihinden en az altmış gün önceden ilgili bölge müdürlüğüne yazı ile bildirir.
(2) Seçim için gerekli bilgi ve belgeler incelendikten sonra bölge müdürlüğünce ilgili vakfa seçimin yapılabileceğine dair yetki belgesi verilir. Yazı ekinde eksik veya mevzuatına uymayan belge bulunması halinde vakfa, eksikliklerin tamamlanması veya mevzuata uygun olmayan belgelerin düzeltilmesi için yedi gün süre verilir.
(3) Bu süre içinde de eksiklikleri tamamlayamayan veya belgelerini düzeltmeyen vakıflar ile yönetim süresi dolmasına rağmen seçim kararı almayan vakıfların yönetim kurulu seçimi; yönetim kurulunun görev süresinin dolmasından itibaren otuz gün içinde bölge müdürlüğünce belirlenen seçim tertip heyeti marifetiyle yapılır.
(4) Mevcut vakıf yönetimi, idare ve temsil görevini yeni seçilecek vakıf yönetimi göreve başlayıncaya kadar sürdürür. Seçim kararının alındığı tarih itibarıyla vakıf malları üzerinde temliki tasarruf işlemlerine ilişkin karar alınamaz, işlem yapılamaz." düzenlemesine;
"Seçim tertip heyetinin oluşumu" başlıklı 11. maddesinde,
"(1) Seçim tertip heyeti, seçimle ilgili iş ve işlemleri yürütür.
(2) Seçim tertip heyeti; her bir seçim için, beş asıl, iki yedek üyeden oluşur.
(3) Seçim tertip heyeti asıl ve yedek üyelerinin en fazla ikisi mevcut vakıf yönetim kurulu üyelerinden olabilir.
(4) Seçim tertip heyeti üyelerinde aynı cemaat mensubu olma zorunluluğu aranmaz.
(5) Seçim tertip heyetinde olanlar, yapılacak seçimde yönetim kuruluna aday olamazlar." düzenlemesine;
"Seçmen ve aday listelerinin belirlenmesi" başlıklı 12. maddesinde,
"(1) Seçim tertip heyeti, seçmen listesinin 8 inci madde hükümlerine uygunluğunu kontrol eder. Vakfın seçim çevresi esas olmak üzere yerleşim yeri adresi temelinde gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra seçmen listelerini oluşturur.
(2) Seçim tertip heyeti, aday ve aday liste başvurularının 8 inci ve 9 uncu madde hükümlerine uygunluğunu kontrol eder ve seçimden en az otuz gün önce bölge müdürlüğüne bildirir. Bölge müdürlüğünce, 8 ve 9 uncu madde hükümlerine göre tekrar kontrol edildikten sonra kesin aday listesi seçim tertip heyetine bildirilir. Seçim tertip heyeti, belirlenen kesin aday listesini seçimden yirmi bir gün önce vakıf merkezi ve vakfın hayratına asar. Ayrıca ilan usulünde belirtilen şekillerde seçmenlere duyurur. Seçmenler ilanda yer alan hususlara, ilan tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde itiraz edebilir.
(3) Seçim tertip heyeti, adaylarla ilgili itirazları alır ve başvuru tarihini takiben en geç beş gün içinde başvuru konusunda karar vererek ilgilisine tebliğ eder, ayrıca bölge müdürlüğüne bilgi verir." düzenlemesine;
"İlan" başlıklı 13. maddesinde,
"(1) Seçim tertip heyeti; seçim tarihini, seçim çevresini, vakıfta kayıtlı seçmen listesini, askıya çıkış ve kesinleşme tarihleri ile listelerin nerelerde asılacağını, oy kullanma yerlerini ve hangi saatler arasında yapılacağını, oy sandıklarının nerelere konulacağını, yönetim kuruluna adaylık için blok/çarşaf liste ile adaylık başvurusunda nasıl bulunulabileceğini, liste halinde aday başvurularının kesinleşeceği tarihi ve seçim tertip heyetince belirlenen diğer hususları on beş gün süreyle askıda kalacak şekilde seçimden en az kırk beş gün öncesinden ilan eder. Ayrıca bölge müdürlüğüne bilgi verir. Seçmenler ilanda yer alan hususlara, ilan tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde itiraz edebilir. Seçim tertip heyeti seçmenlerle ilgili itirazları alır ve başvuru tarihini takiben en geç beş gün içinde başvuru konusunda karar vererek ilgilisine tebliğ eder.
(2) İlan, vakıf merkezine ve cemaat mensuplarının faydalandığı hayrata asılır. Ayrıca cemaat gazetesinde, seçim çevresinde yayımlanan bir gazetede, cemaat mensuplarının gittikleri sosyal kulüplerde, vakfa ait internet sitesinde yayınlanabileceği gibi elektronik posta, sosyal medya hesapları, mesaj ve benzeri iletişim araçları aracılığıyla da seçmenlere duyurulabilir." düzenlemesine;
"Seçim" başlıklı 14. maddesinde,
"(1) Seçimler bir gün içinde sonuçlandırılır.
(2) Seçmen listelerinde ve oy pusulalarında, vakıf ismi başa gelmek suretiyle, "...vakfı yönetim kurulu seçimi" ibaresinden başka ibare kullanılamaz.
(3) Vakıf yönetim kurulu seçimleri gizli oy açık tasnifle yapılır. Seçim tertip heyetince talep edilmesi halinde bölge müdürlüğünden yeterli personel gözetmen olarak görev yapar.
(4) Seçmenler sandık görevlisince kimlikleri kontrol edilerek oyunu bizzat kullanır.
(5) Seçim sandıkları, seçim günü ilanda belirtilen saatten önce yerlerine konur. Seçim tertip heyeti, kendi içinden veya uygun göreceği kişilerden her sandık için ayrı bir sandık kurulu oluşturur. Ayrıca tasnif heyeti de oluşturabilir.
(6) Seçim blok liste ile yapılıyorsa en çok oyu alan liste yönetim kurulunu oluşturur. Çarşaf liste ile seçim yapılacaksa yönetim kurulu asıl üyeliğe aday olmak isteyenler oy pusulalarında asıl üye olarak, yedek üyeliğe aday olmak isteyenler oy pusulalarında yedek üye olarak belirtilir. Oyların eşit olması halinde yönetim kurulu üyeleri kura ile belirlenir.
(7) Adaylar aldıkları oy sayısına göre sıralanarak, vakıf yönetim kurulunun asıl ve yedek üyeleri düzenlenen seçim tutanağı ile belirlenir. Seçim tertip heyetince seçim sonuçları tutanağı zabıt altına alınır.
(8) Seçimlerin güvenliği seçimin yapıldığı il valiliğince sağlanır.
(9) Seçim işlemleri tamamlandıktan sonra yedi gün içinde, seçilenlerin isim listesi, 8 inci ve 9 uncu maddelerinde belirtilen şartları taşıdıklarına dair belgeleri, T.C. kimlik numaraları, adres beyanları ve seçim tutanağının bir sureti ve seçim tertip heyetince bölge müdürlüğüne verilmesi ile seçim tertip heyetinin görevi sona erer.
(10) Seçim işlemleri, sonuçları ve seçilen kişiler ile ilgili itirazlar bölge müdürlüğüne yapılır. Bölge müdürlüğünce yapılacak araştırma sonucunda, seçim sonuçlarına etki edecek şekilde mevzuata aykırı bir durum veya usulsüzlük tespit edilmesi halinde yedi gün içinde seçim yenilenir.
(11) Seçimin mevzuata uygunluğunun tespiti halinde bölge müdürlüğünce, yeni seçilen vakıf yönetim kurulu üyelerine yedi gün içinde yetki belgesi verilir.
(12) Vakıf yönetim kurulunun görev süresi, yetki belgesinin seçilen yönetim kurulu üyelerine tebliğ tarihinden itibaren başlar.
(13) Yetki belgesi alan vakıf yönetim kurulu yedi gün içinde vakfı eski yönetim kurulundan tutanakla teslim alarak ilk toplantısını gerçekleştirir ve kendi içinde görev dağılımını yapar.
(14) Seçim giderleri ilgili vakfın bütçesinden karşılanır." düzenlemesine;
"İstisna" başlıklı 15. maddesinde,
"(1) Hastanesi olan cemaat vakıflarının yönetim kurullarının seçimlerine ilişkin usul ve esaslar bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Sağlık Bakanlığının olumlu görüşü doğrultusunda düzenlenen Yönetmelikle belirlenir. Bu vakıfların yönetim kurulu seçimlerinin 31/12/2023 tarihine kadar sonuçlandırılması esastır." düzenlemesine;
"İlk seçimler" başlıklı geçici 1. maddesinde,
"(1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle birlikte cemaat vakıflarının yönetim kurulları seçimlerine dair süreç başlar ve seçimler 31/12/2022 tarihine kadar tamamlanır." düzenlemesine yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1- Dava Konusu Yönetmelik'in 5. Maddesinin İncelenmesi:
Anılan maddenin 1. fıkrasında, bu Yönetmelik'in uygulanmasında; Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşma hükümlerinin saklı olduğu; 2. fıkrasında ise, bu Yönetmelik'te hüküm bulunmayan hâllerde, sivil toplum kuruluşlarının yönetimlerinin seçimlerinde kabul görmüş, yerleşmiş, uygulama ve pratiklerin esas alınacağı belirtilmiştir.
Maddenin ilk fıkrasında ifade edilen "uluslararası antlaşma"dan kastın Lozan Barış Antlaşması olduğunun açık olduğu, "uluslararası antlaşma" ifadesinin Yönetmelik'te tanımlanmamasının bu fıkrayı sakatlar nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.
Maddenin diğer fıkrasına bakıldığında ise, cemaat vakıflarının seçimlerine yönelik iş ve işlemlerde esas olarak dava konusu Yönetmelik hükümlerinin uygulanacağı açıktır. Seçim öncesince, sırasında veya sonrasında bu Yönetmelik hükümlerinde bulunmayan bir uyuşmazlığın ortaya çıkması durumunda, uyuşmazlığın çözümsüz kalmaması, seçim kararının ve seçimin sonuçlandırılabilmesi adına yapılması gerekeni, anılan fıkra karşılamaktadır.
Bu çerçevede, dayanağı 5737 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 2. fıkrasında verilen yetkiye istinaden davalı idarece, cemaat vakıfları seçimlerinde Yönetmelik'te hüküm bulunmayan bir hâlin ortaya çıkabilme olasılığı göz önüne alınarak ve cemaat vakıflarının hukuki yararı gözetilerek getirilen düzenlemede hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.

2- Dava Konusu Yönetmelik'in 7. Maddesinin 2. Fıkrası ile 3. Fıkrasının İlk Cümlesinin İncelenmesi:
Anılan maddenin 2. fıkrasında, cemaat vakfı yönetim kurulunun yedi üyeden oluşturulmasının esas olduğu; 3. fıkrasının ilk cümlesinde ise, cemaat mensubu çok olan ve vakfın işleyişi açısından yediden fazla üyeye ihtiyaç duyulan vakıflarda yönetim kurulunun, tek sayı olmak üzere en fazla on bir üyeden oluşturulabileceği düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere anılan kurallarda, cemaat vakfı yönetim kurulunun kural olarak kaç asıl üyeden oluşacağı ve hangi hâllerde bu kuralın dışına çıkılacağı ve bu hâllerdeki azami üye sayısı belirlenmiştir.
Davacılar tarafından, bu hükümlerin uygulanmasından bazı cemaatlerin büyük zarar göreceği, bazı bölgelerdeki cemaat üyelerinin bu düzenlemeler nedeniyle seçme ve seçilme hakkını kullanamayacağı iddiasıyla iptali istenilmişse de söz konusu iddialar soyut nitelik arz ettiği gibi, esasen seçimin söz konusu olduğu her alanda seçilemeyen kişilerin bulunmasının da doğal sonuç olduğu, bütün cemaat mensuplarının yönetim kurulu üyesi olmasının hayatın olağan akışına ve yönetim işlevinin gereklerine aykırı olduğu da açıktır.
Bu itibarla, düzenlemelerde hukuka aykırılık görülmemiştir.

3- Dava Konusu Yönetmelik'in 8. Maddesinin 1. Fıkrasının (ç) Bendinin İncelenmesi:
Yönetmelik'in dava konusu bendinde, seçmenlerin seçim tarihi itibarıyla en az altı aydan beri seçim çevresinde ikamet etmesi şartı getirilmiştir.
Seçmenlerin hangi seçim çevresinde seçime katılacağının seçimlerden belirli bir süre önce tespit edilmesi ve buna göre seçmen listelerinin seçimden makul bir süre önce açıklanması gerekmektedir.
Dava konusu düzenlemenin, yönetim kurulu seçimlerinde seçmen sıfatıyla oy kullanacak kişilerin, seçime giren cemaat vakfının hizmetinden fiilen yararlanan aktif mensupları olmasını; adaylar, vakıf ve faaliyetleri, vakfın ve üyelerinin ihtiyaç duyduğu hizmetler, adayların yapmayı vaadettiği faaliyetler konusunda ilgi ve bilgi sahibi olmasını, dolayısıyla ilgili cemaat vakıflarının menfaatini korumayı amaçladığı, seçme ve seçilme hakkı ile örgütlenme özgürlüğüne yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu (5737 s. K. md. 6/2), demokratik bir toplumda zorunlu bir ihtiyaçtan kaynaklandığı, 6 aylık süre ile ikamet koşulunun da anılan amaçlara ulaşmak bakımından elverişli, gerekli ve orantılı olduğu, yerleşme hürriyetine ise doğrudan bir müdahalenin söz konusu olmadığı, seçmenlerin bu kuralı gözeterek yerleşim yerine karar vermesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki söz konusu koşul, seçim çevresine ilişkin olarak 17/09/2022 tarih ve 31956 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile yapılan değişiklikle bazı cemaat vakıfları yönünden daha da hafifletilmiştir.
Bu itibarla, seçim sonuçlarının, aktif cemaat mensuplarının iradesini olabildiğince yansıtabilmesi ve seçmen listelerinin seçimden belirli bir süre önce hazırlanması için getirilen düzenlemede hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.

4- Dava Konusu Yönetmelik'in 11. Maddesinin 5. Fıkrasının İncelenmesi:
Anılan fıkrada, seçim tertip heyetinde olanların, yapılacak seçimde yönetim kuruluna aday olamayacağı kural altına alınmıştır.
Davacı tarafından, mensubu az olup vakıf sayısı fazla olan cemaatlerin ayrı ayrı seçim tertip heyeti oluşturmasının mümkün olmadığı ileri sürülerek anılan fıkranın iptali istenilmişse de fıkrada, seçim tertip heyetinin sadece bir vakfın seçiminde görev alabileceğine yönelik sınırlayıcı bir düzenlemeye yer verilmediği, aynı maddenin 2. fıkrasında yer alan "her bir seçim için" seçim tertip heyeti oluşturulması kuralının da, seçim tertip heyetinin her vakıfta ve her seçimde farklı kişilerden oluşturulması zorunluluğunu içermediği, kaldı ki aynı maddenin 4. fıkrası uyarınca seçim tertip heyeti üyelerinin cemaat mensubu olması zorunluluğunun da bulunmadığı, bu hâliyle davacıların iddiasının yersiz olduğu anlaşılmıştır.
Öte yandan, dava konusu Yönetmelik'in 12., 13. ve 14. maddelerinde seçim tertip heyetine verilen görevler dikkate alındığında; anılan heyetin seçim hazırlığı, seçim süreci ve seçim sonrası aşamalarında tarafsız bir yönetim sergilemesi gereken kişilerden oluşmak zorunda olduğu, bu hususun seçim güvenliği (dürüst, şeffaf ve hilesiz bir seçim) için vazgeçilmez nitelikte bulunduğu anlaşıldığından, cemaat vakfı ya da Yönetmelik'in 10. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen hâllerde ilgili vakıflar bölge müdürlüğünce belirlenen seçim tertip heyetinde yer alacak kişilerin, yönetim ve güvenliğinden sorumlu olduğu seçimde aday olmalarının engellenmesine yönelik dava konusu düzenlemede hukuka ve demokratik toplum gereklerine aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.

5- Dava Konusu Yönetmelik'in 10. Maddesinin 1. Fıkrasının, 12. Maddesinin 2. Fıkrasının İkinci Cümlesinin ve 3. Fıkrasının İncelenmesi:
Yönetmelik'in 10. maddesinin 1. fıkrasının, 17/09/2022 tarih ve 31956 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile yeniden düzenlenip fıkra metninin tamamının Resmî Gazete'de yayımlandığı görülmekle birlikte, esasen fıkra metninde yer alan değişikliğin yalnızca "vakıfta kayıtlı" ibaresinin metinden çıkartılmasından ibaret olduğu, davacıların ise bu ibareye yönelik hukuka aykırılık iddiasının bulunmadığı dikkate alındığında, davacıların iddialarıyla sınırlı inceleme yapıldığından, anılan ibare yönünden davanın konusuz kaldığından bahsetmek mümkün değildir. Bu itibarla, anılan fıkra yönünden iptal isteminin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Yönetmelik'in 10. ve 12. maddeleri genel olarak, seçim öncesinde, davalı Genel Müdürlüğün denetim ve gözetim yetkisi kapsamında yapacağı işlemler ve alacağı önlemlere, cemaat vakıflarınca oluşturulan seçim tertip heyetlerinin seçime hazırlık sürecindeki görevleri ile izlemesi gereken yol ve yöntemlere yönelik kurallar içermektedir.
Yapılacak seçimlerin sağlıklı bir şekilde başlaması, ilerlemesi ve sonlandırılmasının kamu otoritesinin denetim ve gözetimi altında olmasının, cemaat vakıfları üzerinde vesayet kurulması anlamı taşımadığı, cemaat vakıfları da dahil tüm vakıfların denetiminin yanı sıra cemaat vakıflarının yöneticilerinin seçim usûl ve esaslarını belirleme hususunda yetkili idare konumunda olan Vakıflar Genel Müdürlüğünün, dava konusu kuralları, demokratik bir toplumda zorunlu ihtiyaç niteliğinde bulunan seçim işlemlerinin geçerliliğini ve güvenliğini sağlamak, seçim sürecini düzenli hâle getirmek, hukuk düzenini korumak amacıyla öngördüğü anlaşıldığından, kurallarda hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Ayrıca, Yönetmelik'in 10. maddesinin 1. fıkrasında, vakfın, seçime ilişkin yönetim kurulu kararını, seçim çevresini, seçim tarihini, seçmen listelerini, seçim tertip heyetini seçim tarihinden en az altmış gün önce ilgili bölge müdürlüğüne bildireceği; 12. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesinde, seçim tertip heyetinin, aday ve aday liste başvurularının 8. ve 9. madde hükümlerine uygunluğunu kontrol edeceği ve seçimden en az otuz gün önce bölge müdürlüğüne bildireceği; ikinci cümlesinde, bölge müdürlüğünce, 8 ve 9. madde hükümlerine göre tekrar kontrol edildikten sonra kesin aday listesinin seçim tertip heyetine bildirileceği; üçüncü cümlesinde, seçim tertip heyetinin, belirlenen kesin aday listesini seçimden yirmi bir gün önce vakıf merkezi ve vakfın hayratına asacağı; dördüncü cümlesinde, seçim tertip heyetinin ayrıca ilan usûlünde belirtilen şekillerde seçmenlere duyuracağı; beşinci cümlesinde, seçmenlerin ilanda yer alan hususlara, ilan tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde itiraz edebileceği; 3. fıkrasında ise, seçim tertip heyetinin, adaylarla ilgili itirazları alacağı ve başvuru tarihini takiben en geç beş gün içinde başvuru konusunda karar vererek ilgilisine tebliğ edeceği, ayrıca bölge müdürlüğüne bilgi vereceği düzenlenmiştir.
Davacılar tarafından, seçime ilişkin bilgi ve belgelerin Yönetmelik'in 10. maddesinin 1. fıkrasında vakıf yönetimince, 12. maddesinin 2. fıkrasında ise seçim tertip heyetince bölge müdürlüğüne iletilmesi öngörülerek mükerrerliğe ve dolayısıyla gereksiz kırtasiyeciliğe neden olunduğu ileri sürülmüş ise de, 10. maddenin 1. fıkrası uyarınca vakıf yönetimince bölge müdürlüğüne iletilmesi gereken belgeler arasında yönetim kurulu adaylarına ilişkin listenin yer almadığı, bu belgenin ilk defa 12. maddenin 2. fıkrası uyarınca seçim tertip heyetince bölge müdürlüğüne gönderileceği anlaşıldığından, anılan iddia yersiz bulunmuştur.
Davacıların, Yönetmelik'in 10. maddesinin 1. fıkrasına yönelik diğer hukuka aykırılık sebebi olan, en az 6 aydır seçim çevresinde ikamet eden seçmenlerin tespitinin, vakıfça ancak Merkezi Nüfus İdare Sistemi (MERNİS)'ne erişim sağlanması ile mümkün olduğu, bu durumun ise hukuken olanaksız bulunması karşısında, vakfa getirilen yükümlülük ile vakfın bu yükümlülüğü yerine getirme bakımından sahip olduğu olanak ve donanımların orantısız olduğu iddiasına gelince, cemaat vakıflarınca Merkezi Nüfus İdare Sistemi isimli, adrese dayalı nüfus kayıt bilgilerinin yer aldığı veri tabanına erişimi mümkün değil ise de, erişilmek istenen bilgi ve belgelerin, ilgili bölge müdürlükleri aracılığıyla ve/veya seçmenlerin e-devlet sistemi üzerinden sunacakları yerleşim yeri belgelerinin ibrazı ile temininin mümkün olduğu anlaşıldığından, anılan iddiaya da itibar edilmemiştir.
Son olarak davacılar tarafından, seçim tertip heyetine yüklenen görevlerin, yerine getirilmesi mümkün olmayan görevler olduğu, bu heyetin, söz konusu iş ve işlemleri yürütebilmesinin fiilen imkansız hâle geldiği ileri sürülmüşse de söz konusu iddiaların soyut nitelikte bulunduğu gibi, heyete yüklenen görevlerin makul süreler tanınarak ifasının öngörüldüğü anlaşıldığından, bahse konu iddiaların dayanaktan yoksun olduğu, bu hâliyle seçimin düzenli ve güvenli yürütülmesi amacıyla getirilen düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

6- Dava Konusu Yönetmelik'in 13. Maddesinin 1. Fıkrasının İlk İki Cümlesinin İncelenmesi:
Yönetmelik'in 13. maddesinin 1. fıkrasında, 17/09/2022 tarih ve 31956 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile değişikliğe gidildiği görülmekte ise de, anılan değişikliğin yalnızca fıkra metninde yer alan "vakıfta kayıtlı" ibaresinin metinden çıkartılmasından ibaret olduğu, davacıların ise bu ibareye yönelik hukuka aykırılık iddiasının bulunmadığı dikkate alındığında, davacıların iddialarıyla sınırlı inceleme yapıldığından, anılan ibare yönünden davanın konusuz kaldığından bahsetmek mümkün değildir. Bu itibarla, iptal isteminin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Anılan kurallarda, seçim tertip heyetinin; seçim tarihini, seçim çevresini, seçmen listesini, askıya çıkış ve kesinleşme tarihleri ile listelerin nerelerde asılacağını, oy kullanma yerlerini ve hangi saatler arasında yapılacağını, oy sandıklarının nerelere konulacağını, yönetim kuruluna adaylık için blok/çarşaf liste ile adaylık başvurusunda nasıl bulunulabileceğini, liste halinde aday başvurularının kesinleşeceği tarihi ve seçim tertip heyetince belirlenen diğer hususları on beş gün süreyle askıda kalacak şekilde seçimden en az kırk beş gün öncesinden ilan edeceği, ayrıca bölge müdürlüğüne bilgi vereceği düzenlenmiştir.

Davacılar tarafından ise, seçim tertip heyetine, Vakıflar Bölge Müdürlüğüne bilgi verme zorunluluğu yüklendiği, 5737 sayılı Kanun'da olmayan bir görev ve yetkinin davalı idarece kullanıldığı ileri sürülmüştür.
Dava konusu kurallar seçim hazırlıklarının tamamlanarak seçim tarihi, seçim çevresi, seçmen ve aday listeleri, oy kullanma yer ve saatleri gibi esaslı konularda ilan ve itiraz sürecinin sonunda seçim esaslarını kesinleştirmeye yönelik düzenlemeler içermektedir.
Yukarıda aktarıldığı üzere, demokratik yaşamın vazgeçilmez öğelerinden olan sivil toplum kuruluşları arasında yer alan vakıfların yöneticilerinin seçimlerinin güvenli ve tarafsız bir hukuk düzeni içinde yapılması zorunlu bir toplumsal ihtiyaca işaret ettiğinden, seçim usûl ve esaslarını belirleme hususunda yetkili olan ve bu yetkisini yasalar ile kamu yararına uygun olarak kullanan davalı idareye bildirimde bulunulmasında, bu suretle idarenin, Yasa ve Yönetmelik'ten doğan görev ve yetkilerini yerine getirmesinin sağlanmasında hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır.

7- Dava Konusu Yönetmelik'in 15. Maddesinin İncelenmesi:
Anılan maddede, hastanesi olan cemaat vakıflarının yönetim kurullarının seçimlerine ilişkin usûl ve esasların, bu Yönetmelik'in yürürlüğe girdiği tarihten, yani 18/06/2022'den itibaren bir yıl içinde Sağlık Bakanlığının olumlu görüşü doğrultusunda düzenlenen bir başka yönetmelikle belirleneceği, bu vakıfların yönetim kurulu seçimlerinin 31/12/2023 tarihine kadar sonuçlandırılmasının esas olduğu belirtilmiştir.
Hastanesi olan cemaat vakıflarının, esas itibarıyla cemaat vakfı niteliğinde olmakla birlikte, Sağlık Bakanlığının denetimine tabi kamusal hizmet sunan sağlık kuruluşlarını haiz oldukları ve buna bağlı olarak diğer cemaat vakıflarından farklı bir yapıya sahip bulundukları, yönetimsel yapılanmalarında sağlık mevzuatının da göz önünde bulundurulması gerektiği dikkate alınarak getirilen, diğer cemaat vakıflarından ayrı bir seçim koşuluna tabi tutulmasını öngören düzenlemede, hukuka, ulusal ve uluslararası mevzuata aykırılık olmadığı sonucuna varılmaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının, 7. maddesinin 2. fıkrasının, 7. maddesinin 3. fıkrasının ilk cümlesinin, 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin, 10. maddesinin 1. fıkrasının, 11. maddesinin 5. fıkrasının, 12. maddesinin 2. fıkrasının ikinci cümlesinin, 12. maddesinin 3. fıkrasının ve 13. maddesinin 1. fıkrasının ilk iki cümlesinin iptali istemleri bakımından oy birliğiyle DAVANIN REDDİNE,
2\. 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 2. fıkrasının ve 15. maddesinin iptali istemleri bakımından oy çokluğuyla DAVANIN REDDİNE,
3\. 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 1. fıkrasının, 17/09/2022 tarih ve 31956 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile eklenen üçüncü cümlesinin iptali istemi bakımından oy birliğiyle DAVANIN DERDESTLİK NEDENİYLE İNCELENMEKSİZİN REDDİNE,
4\. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacıların üzerinde bırakılmasına,
5\. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine,
6\. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacılara iadesine,
7\. Bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 06/05/2025 tarihinde karar verildi.


(X)-KARŞI OY:
Dava konusu Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin;
"Genel hükümler" başlıklı 5. maddesinde,
"(1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında; Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşma hükümleri saklıdır.
(2) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, sivil toplum kuruluşlarının yönetimlerinin seçimlerinde kabul görmüş, yerleşmiş, uygulama ve pratikler esas alınır.";
"İstisna" başlıklı 15. maddesinde,
"(1) Hastanesi olan cemaat vakıflarının yönetim kurullarının seçimlerine ilişkin usul ve esaslar bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Sağlık Bakanlığının olumlu görüşü doğrultusunda düzenlenen Yönetmelikle belirlenir. Bu vakıfların yönetim kurulu seçimlerinin 31/12/2023 tarihine kadar sonuçlandırılması esastır." düzenlemelerine yer verilmiştir.
Dava Konusu Yönetmelik'in 5. Maddesinin 2. Fıkrasının İncelenmesi:
Anılan fıkrada, bu Yönetmelik'te hüküm bulunmayan hâllerde, sivil toplum kuruluşlarının yönetimlerinin seçimlerinde kabul görmüş, yerleşmiş, uygulama ve pratiklerin esas alınacağı belirtilmiştir.
Fıkrada belirtilen sivil toplum kuruluşlarının, hangi sivil toplum kuruluşları olduğunun açık olmadığı, Yönetmelik'te "sivil toplum kuruluşu" tanımının yapılmadığı, bir düzenleyici işlemin uygulanabilmesi için açık ve anlaşılabilir olması gerektiği, anılan fıkranın ise bu niteliğe ve hukuki belirlilik ilkesine uygun olmadığı anlaşılmaktadır.
Dava Konusu Yönetmelik'in 15. Maddesinin İncelenmesi:
Bir cemaat vakfı; kilise, havra, sinagog, mezarlık, okul, hastane gibi dinî, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlardaki faaliyet gösteren bir veya bazen birden çok kuruluştan oluşmaktadır. Bir cemaat vakfının kilisesi varken, başka bir cemaat vakfının okulu, bir diğer cemaat vakfının ise hastanesi bulunabilmektedir. Bu durum bir cemaat vakfının adından da açıkça anlaşılmaktadır: "... Kilisesi Vakfı", "...Sinagogu Vakfı", ...Mezarlığı Vakfı". "...Lisesi Vakfı", "...Hastanesi Vakfı", "...Kilisesi ve ...Mezarlığı Vakfı" gibi.
Yapılan bu düzenleme ile hastanesi olan cemaat vakıfları, seçim işlemleri bakımından, diğer alanlardaki kuruluşlara sahip tüm cemaat vakıflarından ayrılmış; anılan bu cemaat vakıflarının seçim iş ve işlemlerinin, bir başka idarenin de olumlu görüşü doğrultusunda düzenlenen yönetmelik ile belirleneceği kural altına alınmıştır.
Davalı idare tarafından, davacının bu düzenlemeye yönelik hiçbir somut iddiası olmadığı savunulmuşsa da davacılar tarafından seçim iş ve işlemleri bakımından cemaat vakıfları arasında ayrım yapılmasının hukuki bir nedeni olmadığı ileri sürülmüştür. Öte yandan, davalı idare tarafından, yalnızca hastanesi olan cemaat vakıfları bakımından ayrıksı bir düzenleme oluşturulduğu, örneğin eğitim kurumu bulunan cemaat vakıfları yönünden böyle bir düzenleme getirilmediği, ancak bunun sebebinin somut ve nesnel olarak ortaya konulamadığı görülmektedir.
Hastanesi olan cemaat vakıflarının Sağlık Bakanlığı tarafından denetime tabi kuruluşlar olduğu ve yöneticilerinin sağlık mevzuatında aranılan nitelikleri haiz olması gerektiği düşünülerek seçim işlemleri bakımından diğer cemaat vakıflarından ayrı bir düzenlemeye tabi tutulmuş olabileceği düşünülse bile, aynı düşüncenin devamı olarak okulu olan cemaat vakıflarının Milli Eğitim Bakanlığı ile mezarlığı olan cemaat vakıflarının ilgili belediyeler ile ilişkili olduğu değerlendirilebilir. Bu durumda ise, her cemaat vakfının seçim işlemleri için vakfın faaliyet alanına göre ilgili kamu idaresinden olumlu görüş alınması gerektiği şeklinde hukuken geçerliliği olmayan bir sav ortaya çıkmaktadır. Cemaat vakıflarında esas olan faaliyet gösterilen alan değil, bu faaliyeti göstermesine imkan sağlayan hukuki statüdür. Bu statü de vakıflar mevzuatından gelmektedir. Bir başka kamu idaresinin, aynı alanda faaliyet gösteren bir kısım cemaat vakfının seçim işlemlerine müdahil edilmesinin hukuki gerekçelerinin ortaya konulamadığı dikkate alındığında; cemaat vakıflarının seçim işlemlerine yönelik düzenlemelerin, yalnızca Vakıflar Genel Müdürlüğünün gözetimi ve denetiminde yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Esasen bu husus, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 33. maddesinin de zorunlu sonucudur.
Açıklanan nedenle, Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 2. fıkrasının ve 15. maddesinin iptali gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.






10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim