SoorglaÜcretsiz Dene

Danıştay danistay 2022/861 E. 2025/3250 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2022/861

Karar No

2025/3250

Karar Tarihi

25 Haziran 2025

Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/861 E. , 2025/3250 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/861
Karar No : 2025/3250

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ...
2- ...
3- ...
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü / ...
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'in Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde gerçekleştirilen triodektomi ameliyatı esnasında ve sonrasında uygulanan hatalı tedavi sonucu hayatını kaybetmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık her biri için ayrı ayrı 1.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dosyada mevcut tüm bilgi ve belgelerin ve Adli Tıp Kurumu raporunun birlikte değerlendirilmesinden, müteveffaya uygulanan tedaviye katılan hekim ve yardımcı sağlık personelinin tıbbi uygulama hatasının bulunmadığı, tedavi ve teşhisin tıp bilimi kurallarına uygun olarak yapıldığı, davalı idare nezdinde bir kusur bulunmadığının ortaya konulduğu, bu haliyle söz konusu zararın meydana gelmesinde davalı idareye atfedilecek bir hizmet kusuru bulunmaması nedeniyle, idarenin sorumluluğu cihetine gitme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, ameliyatın normal bir guatr ameliyatı olmadığı, troit loblarının büyüklüğü dikkate alındığında yapılan ameliyat sonucu biriken kanın tahliyesi için sadece bir dren konulmasının hatalı olup olmadığının değerlendirilmediği, saat 15.20’de 100 cc kan boşaltıldığı, bundan sonra drende kan birikip birikmediğinin kontrol edilmediği, 15.45’e kadar servis odasında bu konuda gerekli kontrolün yapılmadığı, drenin tıkanması sonucu kanın boşaltılamadığı ve solunumun durduğu, ameliyat sonrası guatr ameliyatının büyüklüğü dikkate alındığında yeterince takip edilmediği, 15.20’de kontrol edildiğinde drenden gelenin yetersiz olduğu görülerek acil ameliyata alınması gerekirken 15.45’e kadar beklenilmesinin hatalı olduğu, ikinci ameliyatta iki adet dren konulmasının ilk ameliyatta yapılan hatanın da göstergesi olduğu, iki adet dren konulsa idi kanın dışarı akacağı ve solunum durmasının gerçekleşmeyeceği, kalp ritim bozukluğu rahatsızlığı bulunduğunun ameliyat öncesi kardiyoloji konsültasyonu ile tespit edildiği, buna karşın gereken dikkat ve özenin gösterilmediği, kısa süreli dahi olsa kalp ritim bozukluğu ile birlikte solunum durması yaşamasının geri dönülemez sonuçlara yol açacağının bilinmesi gerektiği, guatr ameliyatı sonrası yatağa bağımlı hale geldiği, solunum cihazına ve yatağa bağımlı halde uzun süre kalması sonucu akciğerlerinin işlevini yitirdiği ve vefat ettiği, ameliyat ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğu iddialarıyla temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ..
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dava dosyasının incelenmesinden, davacılar yakını ...'in 20/12/2010 tarihinde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesine boynunda şişlik şikayetinin artması ile başvurduğu, triodektomi (troid bezinin alınması) ameliyatı için yatırıldığı, kardiyoloji konsültasyonu yapıldığı, operasyon açısından orta-ileri derece risk bulunduğunun belirtildiği, dahiliye konsültasyonu yapıldığı, troid fonksiyonlarının yüksek seyretmesi üzerine medikal tedavi önerildiği, tekrar değerlendirilmek üzere 24/12/2010 tarihinde taburcu edildiği, 17/02/2011 tarihinde tekrar başvurduğu, kardiyoloji konsültasyonu sonrası operasyon hazırlığına başlandığı ve aynı gün total triodektomi ameliyatı yapıldığı, 1 adet dren yerleştirildiği, operasyon sonrası dördüncü saatte 15.30 civarı muayenesinin normal olduğu, doktor ifadelerine göre drenden gelen 100 cc kan boşaltıldığı, yara yerinde hematom (kanamanın doku içinde birikimi) görüntüsü olmadığı, yaklaşık 15 dakika sonra hemşire tarafından genel durumunda bozulma bulunduğu söylenmesi üzerine yatak başında görüldüğü, solunum sıkıntısı başladığının ve boynunda hematom oluştuğunun gözlemlendiği, 5. katta bulunan servisten acil olarak ameliyathaneye indirildiği, ameliyathaneye indirilirken dikişleri açılarak biriken kanın boşaltılmaya çalışıldığı, ameliyathaneye indirilirken kalbinin durduğu, yeniden canlandırma işlemini yanıt verdiği ve ameliyata alındığı, ameliyatta iki adet arter yaralanması tespit edildiği, kanamaların durdurulduğu ve iki adet dren yerleştirilerek operasyona son verildiği, ameliyat sonrası nöroloji yoğun bakımda tedavi gördüğü, sık sık nöbet geçirdiği ve bilinç bulanıklığı geliştiği, takiplerinde koma tablosunun devam ettiği, beyinde atrofik (körelme) görünüm tespit edildiği, 28/04/2011 tarihinde taburcu edildiği, 02/02/2014 tarihinde vefat ettiği, akabinde davacılar tarafından 02/05/2017 tarihinde davalı idareye olay nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini için başvuru yapıldığı, başvurunun zımnen reddi üzerine de bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporunda özetle; "... her ne kadar kişiye zamanında otopsi yapılarak gerekli makroskopik, toksikolojik, histopatolojik ve mikrobiyolojik incelemeler yapılmamış olsa da mevcut verilere göre; total tiroidektomi cerrahisi sonrası gelişen hematom komplikasyonu sonucunda solunum arresti olan ve hipoksik beyin hasarı gelişen trakeostomili ve ev tipi solunum cihazına bağlı olan kişinin ölümünün akciğer enfeksiyonu sonucu geliştiğinin kabulü gerektiği, multinodüler guatr tanısı alan kişinin total tiroidektomi ameliyatının endikasyonunun olduğu, hastanın gerekli hazırlıklar yapılarak 22/02/2011 tarihinde operasyona alınmasının uygun olduğu, yapılan ameliyat tekniğinin doğru olduğu, hastanın operasyon sonrası serviste takibinin uygun olduğu, hastanın operasyondan sonra yaklaşık 4 saat sonra ani solunum sıkıntısı çekmesi üzerine hastanın acil operasyona alınmasının doğru olduğu, ameliyathaneye indirildiği sırada arrest olan hastaya gerekli yeniden canlandırma işleminin yapıldığı, hastanın ikinci ameliyatında bazalde 2 adet küçük arter kanamasının tespit edildiği, tespit edilen arter kanamasının hastanın ilk operasyonu olan total tiroidektomi cerrahisinin bir komplikasyonu olduğu, bu komplikasyona yönelik yapılan ameliyat tekniğinin doğru olduğu, genel durumu kötü olan hastanın operasyon sonrası yoğun bakım ünitesinde takibinin doğru olduğu, hastaya gerekli konsültasyon, tetkik ve tedavilerin verildiği, hipoksik iskemik ensefalopati tanısı alan hastanın nöroloji anabilim dalına devredilmesinin doğru olduğu, hastada gelişen komplikasyonların yönetiminin uygun olduğu, mevcut bulgu ve belgelere göre; kişinin Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde tedavisine katılan hekim ve yardımcı sağlık personelinin tıbbi uygulama hatasının bulunmadığı, tedavi hizmetini sağlık çalışanları vasıtası ile yürüten Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi idaresinin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, tıbbi uygulama hatası bulunmadığı oy birliği ile mütalaa olunur." görüş ve kanaatine yer verilmiştir.
İdare Mahkemesince anılan rapor hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiş, temyize konu Bölge İdare Mahkemesince de davacıların istinaf başvurusu reddedilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği düzenlenmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken, 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde, yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
Diğer taraftan, Anayasa'nın 56. maddesi de "Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle" ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminat miktarının idarenin kusurunun ağırlığını ya da sorumluluğunu ve zarar doğuran olayla ilgisini ortaya koyacak şekilde belirlenmesi, olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli bir tutarı aşmaması gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Bakılan davada, her ne kadar hükme esas alınan raporda kişinin Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde tedavisine katılan hekim ve yardımcı sağlık personelinin tıbbi uygulama hatasının bulunmadığı, tedavi hizmetini sağlık çalışanları vasıtası ile yürüten Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi idaresinin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, tıbbi uygulama hatası bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de; raporun aşağıda belirtilecek hususlar yönünden idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu hususlar şu şekildedir:
-Müteveffanın operasyon öncesi kardiyoloji konsültasyonu yapılarak ameliyat için orta-ileri derece risk tespiti yapıldığı dikkate alındığında, ameliyattan sonra yoğun bakım ünitesinde takip edilmesi yerine servise çıkarılmasının tıbben uygun bir yaklaşım olup olmadığı, 5. katta bulunan servisten ameliyathaneye indirilene kadar olan süreçte solunum durmasının oluşan koma tablosuna etkisi olup olmadığı, yoğun bakımda takip edilse idi daha hızlı müdahale edilip edilemeyeceği, müdahalede gecikme bulunup bulunmadığı hususlarının yeterince irdelenmediği görülmektedir.
-Öte yandan, müteveffaya ilk ameliyatında 1 dren yerleştirilmesine karşın ikinci ameliyatında 2 dren yerleştirildiğinin anlaşıldığı, bu durumda ilk ameliyatta 1 dren yerleştirilmesinin tıp kurallarına uygun olup olmadığı, ameliyat bölgesinde oluşan kanamayı tahliye etmek için konulan 1 drenin yeterli olup olmadığı, ilk ameliyatta da 2 dren konulsa idi hematom oluşup oluşmayacağı, uyuşmazlık konusu hadisenin gelişip gelişmeyeceği hususlarının açıklanması gerekmektedir.
-Diğer taraftan, müteveffa ameliyat sonrası muayene edildiğinde, doktor ifadelerine göre drenden gelen 100 cc kanın boşaltıldığı belirtildiğinden, drene gelen kanın yeterli olup olmadığı, kanın içeride birikmeye başladığının göstergesi olup olmadığı, sonuç olarak müteveffada gelişen hematom tablosunun daha erken tespit imkanı bulunup bulunmadığı, müdahalede gecikme olup olmadığı hususlarının da tartışılması gerekmektedir.
Bu itibarla, yukarıda belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla, Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan, davacıların iddialarının göz önünde bulundurulduğu, tıbbi sürecin bir bütün halinde ele alındığı, yukarıda yer verilen hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Bununla birlikte, total triedoktomi ameliyatı öncesi risklerin müteveffaya anlatılıp yazılı onamının alınmamış olması durumunda, yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca müteveffanın aydınlatılarak onay verme hakkı elinden alınmış olacağından, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle davacıların uğradığı manevi zararın, manevi tazminatın yukarıda aktarılan nitelikleri de gözetilerek takdiren belirlenecek, manevi tatmin sağlayacak makul bir miktarın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karşılanması gerekmektedir.
Bu nedenle, davalı idare tarafından müteveffa ...'e 17/02/2011 tarihinde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan total triodektomi ameliyatının sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve müteveffanın bu işleme rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onamının alınıp alınmadığı araştırılarak, sonucuna göre manevi tazminat isteminin değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik davacıların istinaf istemlerinin reddi yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2\. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3\. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 25/06/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim