SoorglaÜcretsiz Dene

Danıştay danistay 2022/6611 E. 2025/2400 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2022/6611

Karar No

2025/2400

Karar Tarihi

6 Mayıs 2025

Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/6611 E. , 2025/2400 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/6611
Karar No : 2025/2400

DAVACILAR : 1- ...
2- ...
3- ...
VEKİLİ : Av. ...

DAVALI : ... Genel Müdürlüğü / ...
VEKİLLERİ : Huk. Müş. ...
Av. ...

DAVANIN_KONUSU : 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin;
1- Anayasa'ya, Lozan Barış Antlaşması'na ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'na aykırı olduğu iddiası ile tamamının,
2- 6. maddesinin,
3- 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin,
4- 10. maddesinin,
5- 12. maddesinin,
6- 15. maddesinin,
7- Geçici 1. maddesinin,
iptali istenilmektedir.

DAVACILARIN_İDDİALARI : Davacılardan ...'in İstanbul ili, Şişli ilçesinde bulunan ... Vakfının seçim çevresinde ve seçmen kütüğünde kayıtlı olan, ... ve ...’ın ise İstanbul ili, Kadıköy ilçesinde bulunan ...Vakfının seçim çevresinde ve seçmen kütüğünde kayıtlı olan Ermeni cemaatine mensup kişiler olduğu; Yönetmelik’in tamamına bakıldığında, gerek mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 1. maddesi gerekse yürürlükteki 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 6. maddesinin 2. fıkrası uyarınca cemaat vakfı yöneticilerinin atamayla değil mensuplarınca kendi aralarından seçilecek kişilerce yönetileceği, bu yasal zorunluluğun, Anayasa'dan da kaynaklanan seçme ve seçilme özgürlüğünün özel bir kanunla düzenlenmiş hâli olduğu, 5737 sayılı Kanun’da öngörülen ve 27/09/2008 tarih ve 27010 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vakıflar Yönetmeliği’nin Üçüncü Bölümünde cemaat vakfı yöneticilerinin seçiminin yapılış usulüne dair 29., 30., 31., 32. ve 33. maddelerin 19/01/2013 tarih ve 28533 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik ile yürürlükten kaldırıldığı, bunun üzerine davalı idare tarafından, cemaat vakıflarına tebliğ edilen 11/02/2013 tarihli genelge ile kaldırılan yönetmelik hükümleri yerine yenisi yürürlüğe girinceye kadar mevcut yönetim kurulu üyelerinin görevinin devam edeceği, yönetim kurulu seçimlerinin yapılmayacağı ve seçim çevresi değişikliği talebinde bulunulamayacağı hususunun bildirildiği, 5737 sayılı Kanun’un Cumhurbaşkanlığı sistemi ile sonradan yürürlükten kaldırılan geçici 2. maddesi uyarınca seçime ilişkin olan ve yürürlükten kaldırılan yönetmelik maddeleri yerine altı ay içinde yeni bir düzenleme yapılması gerekirken, dokuz yıl sonra demokratik hak ve özgürlükler içermeyen, cemaat vakıflarının yönetici seçimlerini vesayet altına alan ve özgürlükleri kısıtlayan, aynı hukuki tavsif içinde bulunan bazı cemaat vakıflarının seçimini ayrımcı şekilde atiye bırakan, seçimlerin yapılmasına dokuz yıl gibi bir süre engel konulduktan sonra ihdas edilen usûli birtakım prosedürler eklenmesi suretiyle seçimin mutlaka 2022 yılı sonuna kadar yapılmasını öngören, Anayasa’ya ve yürürlükteki seçim uygulamalarına tamamen aykırı, adil olmayan yeni bir yönetmeliğin yürürlüğe konulduğu, Osmanlı Devletinden bu yana Ermeni toplumunun kendine özgü teamülleri gereğince cemaat vakıflarının; cemaatin dini, kültürel ve sosyal ihtiyaçlarını karşılarken, mensuplarının dini ve sosyal yaşama aktif bir şekilde katılabilmesine, inanç, kültür ve geleneklerini uygulamasına, bunların geliştirilmesine ve bunlara uygun bir yaşam sürdürülmesine olanak sağladığı ve kimliğe özgü bir yaşam biçiminin sürdürülebilmesi için olmazsa olmaz bir işlev gördüğü, bu nedenle, bu vakıflara yönelik seçimlerin de azınlık toplumları için büyük önem arz ettiği, dava konusu Yönetmelik’in uygulanması hâlinde Anayasa’nın 5. maddesinde düzenlenen, Devletin temel amaç ve görevleri arasında bulunan “kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak” şeklinde ifade edilen hükme tamamen aykırı bir ortamın oluşmasının kaçınılmaz olacağı, Yönetmelik’in Anayasa’ya, Kanun’a, Lozan Antlaşması’na ve bazı uluslararası sözleşmelerdeki yazılı hükümlere aykırı olduğu, bu nedenle, dava konusu Yönetmelik hukuken sakat olup anılan Yönetmelik'in yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden hukuka aykırı olduğu ve tamamen iptal edilmesi gerektiği; Yönetmelik’in 6. maddesi ile seçim çevresinin cemaat vakıflarının bulunduğu il olduğu esasının getirildiği; ancak devamında İstanbul ili için seçim çevresinin belirlenmesinde milletvekili seçimlerinde uygulanan seçim çevrelerinin esas alınacağının kural altına alındığı, yapılacak olanın sadece bir cemaat vakfına yönetici seçmek olmasına rağmen Milletvekili Seçimi Kanunu’nun seçim çevrelerinin esas alınmasının ve konuya uygulanmaya çalışılmasının çelişkili bir durumun doğmasına neden olduğu, İstanbul’da belirli sayıda cemaat vakfı bulunduğu, bu vakıflardan yararlanan cemaat mensuplarının zaman içinde çoğunlukla seçim yapılacak vakfın seçim çevresi dışına çıktığı, bunun sonucu olarak bazı vakıfların seçmen çoğunluğunun artarken bazı vakıfların ise azaldığı, buna paralel olarak yönetim kuruluna seçilecek olan kişi sayısının da arttığı ya da azaldığı, Yönetmelik’teki bu sistemle bazı vakıflara seçmen veya yönetici adayı bulmanın imkansız hâle geleceği, diğer bir ifade ile bazı vakıfların seçimlerinde oy çokluğu yaşanırken bazı vakıflarda yetersiz kalacak sayıda seçmenin kullanacağı oyla seçimin gerçekleşeceği ve liyakatsiz kişilerin yönetici olması sonucunun doğacağı, hâl böyle iken cemaatin demografik dağılımı gözetilmeden böyle bir bölge esası getirilmesinin; seçimin özgür, eşit ve adil bir şekilde gerçekleşmesini engelleyeceği, Yönetmelik’in 6. maddesinin Anayasa’nın 13. ve 23. maddelerine ve 5737 sayılı Kanun’un 6. maddesine aykırı olduğu; Yönetmelik’in 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendine bakıldığında, anılan maddede, seçmenler ve yönetim kurulu adayları için en az altı aydan beri seçim çevresinde ikamet etme koşulu arandığı, bu hükmün iptali istenilen 6. maddeye de aykırı olduğu, bir kimsenin, milletvekili seçimlerinde seçim çevresi dışında her yerden aday olabilmesi mümkünken, cemaat vakıfları seçimlerinde adayların son altı ay içinde seçim çevresinde ikamet etmesi gerektiği, bu kuralın, seçmen iradesini kısıtlayıcı ve seçime katılma hak ve özgürlüğünü engelleyici bir sonucun doğmasına neden olacağı, Yönetmelik’in 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin Anayasa’nın 10. ve 67. maddelerine, 5737 sayılı Kanun’un 6. maddesine ve Lozan Antlaşması’nın 37. ve 45. maddelerine aykırı olduğu; Yönetmelik’in 10. maddesine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne geniş bir vesayet yetkisi verildiği, artık cemaat vakıflarında özgür ve adil bir seçimin yapılmasından bahsetmenin hukuken mümkün olmadığı, bugüne kadarki seçimle ilgili uygulamalarda ve metinlerde Vakıflar İdaresinin vesayet şeklinde bir müdahalesinin söz konusu olmadığı, nitekim gerek seçmen listelerinin gerekse adayların doğrudan Vakıflar İdaresinin onayı ile yürürlük ve geçerlik kazanmasının, gerçekten, cemaatlerin kendi vakıf örgütlenmelerinin özgürce gerçekleştirilmesinin önünde önemli bir engel teşkil ettiği, kaldı ki madde çerçevesinde Vakıflar İdaresine tanınan, vakıflara seçimin yapılabileceğine dair yetki belgesi verilmesi yolundaki düzenlemenin bizzat 5737 sayılı Kanun’da bulunmayan bir uygulamayı getirdiği, bu müdahale ile cemaat vakıflarının, kendine özgü ayrı bir vakıf kuruluşu iken adeta mazbut vakıflar mertebesine indirgendiği, bu maddenin Yönetmelik’in 5. maddesine de aykırı olduğu, bunun dışında belgelerdeki eksikliklerin tamamlanmaması ve süresi dolmasına rağmen seçim kararı alamayan vakıfların yerine geçip seçim tertip heyeti oluşturmak suretiyle seçim yapma yetkisinin kuralsız bir biçimde Vakıflar İdaresine verilmesinin; otonom kuruluşlar olan cemaat vakıflarının bu hak ve yetkilerinin kısıtlanması anlamına geldiği, 5737 sayılı Kanun’un 12. maddesi uyarınca vakıfların mal edinebileceği ve malları üzerinde tasarrufta bulunabileceği hükmüne aykırı olarak Yönetmelik’in 10. maddesinin 4. fıkrasında yer alan “temliki tasarruflar yapılamayacağına” dair düzenlemenin mülkiyet hakkının ihlâli olduğu, Yönetmelik’in 10. maddesinin Anayasa’nın 10. ve 67. maddelerine, 5737 sayılı Kanun’un 6. maddesine ve Lozan Antlaşması’nın 37. ve 45. maddelerine aykırı olduğu; Yönetmelik’in 12. maddesi ile seçim tertip heyetine yüklenen görevlerin, yerine getirilmesi mümkün olmayan görevler olması gibi bir durumun oluşmasına neden olunduğu, bu heyetin, Nüfus Kayıt Sistemine girmesinin, gerek adayların gerekse seçmenlerin 5490 sayılı Nüfus Kanunu uyarınca yerleşim yeri adreslerini tespit etmesinin yasal olarak mümkün olmadığı, Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde yetkisi olmayan bir heyetin söz konusu araştırmaları yapmasının ve başta seçmen listelerini oluşturmak olmak üzere seçimin yapılmasını yürütebilmesinin fiilen imkansız hâle geldiği, Yönetmelik’in 12. maddesinin Anayasa’nın 67. maddesine, 5737 sayılı Kanun’un 6. maddesine, 5490 sayılı Kanun’a ve Lozan Antlaşması’nın 37. ve 45. maddelerine aykırı olduğu; Yönetmelik’in 15. maddesi ile bünyesinde hastane hayratı olan vakıfların yönetim kurullarının seçimlerine ilişkin usûl ve esasların ayrıca düzenlenecek bir yönetmelik ile seçimlerinin 31/12/2023 tarihine kadar sonuçlandırılmasının kural altına alındığı, aynı Kanun’a tabi ve aynı hukuki sınıflandırma içinde bulunan bu tür cemaat vakıflarına yönetici seçimlerinin ayrı bir yönetmelik ile düzenlenmesinin ve seçimin farklı bir tarihte yapılmasının yasal olmadığı, bu durumun temel kanunun lafzına ve ruhuna aykırı olduğu, Yönetmelik’in 15. maddesinin Anayasa’nın 10. ve 67. maddelerine, 5737 sayılı Kanun’un 6. maddesine ve Lozan Antlaşması’nın 37. ve 45. maddelerine aykırı olduğu; Yönetmelik’in geçici 1. maddesi ile seçim sürecinin, Yönetmelik'in yürürlüğü ile başlayacağı ve 31/12/2022 tarihine kadar tamamlanacağı şeklindeki düzenlemenin özgür bir ortamda seçimin gerçekleştirilmesine engel teşkil eden baskıcı ve müdahaleci bir hüküm olduğu, Kanun’da seçim takviminin Vakıflar Genel Müdürlüğünce belirleneceğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, Yönetmelik’in geçici 1. maddesinin Anayasa’nın 10. ve 67. maddelerine, 5737 sayılı Kanun’un 6. maddesine ve Lozan Antlaşması’nın 37. ve 45. maddelerine aykırı olduğu,
ileri sürülmektedir.

DAVALININ_SAVUNMASI : Usûl yönünden, davanın ehliyet ve süre nedeniyle reddi gerektiği; esas yönünden, cemaat vakıflarının, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıflar olduğu, cemaatlerin kendi mensuplarının seçtiği yönetim kurulları tarafından yönetilen bu vakıfların 167 adet olduğu, Türk Medeni Kanunu’na göre belli bir cemaati desteklemek amacıyla vakıf kurulması mümkün olmadığından, yeni cemaat vakfı kurulmasının hukuken mümkün olmadığı, Cumhuriyet öncesinde gayrimüslim Türk vatandaşlarının oluşturduğu hayır kurumları olan cemaat vakıflarının 1936 yılında düzenledikleri beyannameler ile Vakıflar Genel Müdürlüğündeki kütüğe tescil ve kayıtlarının yapıldığı ve böylece cemaatlere ait bu hayır kurumlarının vakıf olarak kabul edildiği, cemaat vakfı olarak kabul edilen bu kurumların, gerçek anlamda vakıf olmadığı, yalnızca hayır kurumu olduklarından; vakfiyeleri, bölge kadısının tescile ilişkin kararı ve mütevellileri olmadığı; mallarının genelde tapuda din adamları ve cemaatin güvenilir insanları üzerinde kayıtlı olduğu ve bu hayır kurumlarının ve mallarının patriğin, hahambaşının başkanlık ettiği cismani ve ruhani meclislerce yönetildiği, Osmanlı Devleti döneminde, 16 Şubat 1328 (1912)’de Eşhas-ı Hükmiyenin Emval-i Gayrimenkuleye Tasarruflarına Dair Kanun uyarınca şirketlere, derneklere, vakıflara ve hayır kurumlarına taşınmaz mallara tasarruf etme yetkisi verildiği, Cumhuriyet döneminde ise Lozan Barış Antlaşması’nın 37 ila 45. maddeleri ve mülga 2762 sayılı Kanun gereğince, 1935 yılına kadar Vakıflar İdaresine hesap vermemiş olan bütün hayır kurumlarının mütevelli heyetlerinden birtakım bilgileri içeren beyanname vermelerinin istenildiği; 1936 yılında çıkan Vakıflar Tüzüğü’nün 33. maddesi ile bu konunun perçinlendiği, böylece azınlıklara ait hayır kurumlarının vakıf hâline getirilmiş olduğu, 2762 sayılı Kanun ile önce mülhak vakıf statüsünde olan bu vakıfların; 1949 tarih ve 5404 sayılı Kanun ile cemaat vakfı statüsünde gösterildiği, 5737 sayılı Kanun ile de cemaat vakıflarının hukuki statüsünün korunduğu, anılan Kanun gereğince bu vakıfların özel hukuk tüzel kişisi olduğu ve kendi mensuplarının seçtiği yönetim kurulları tarafından yönetildiği, cemaat vakıflarının yönetici seçimlerine ilişkin düzenlemenin 27/09/2008 tarih ve 27010 sayılı Resmî Gazete ile yürürlüğe giren Vakıflar Yönetmeliği’nin 29 ila 33. maddeleri arasında yer aldığı; ancak 19/01/2013 tarih ve 28533 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan değişiklik ile yürürlükten kaldırıldığı, yeni yönetmelik hükümleri yürürlüğe girinceye kadar, mevcut yöneticilerin görevlerine devam etmelerinin sağlanmasının 21/01/2013 tarih ve 2013/1 sayılı genelge ile talimatlandırıldığı, İçişleri Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü yetkililerince hem cemaat vakıflarının yöneticileri hem kanaat önderleri ile zaman zaman bir araya gelinerek seçim yönetmeliği taslağı üzerinde görüş alışverişinde bulunulduğu; alınan görüş, öneri ve talepler de dikkate alınarak Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığın da uygun görüşleri ile taslağın hazırlandığı, sonuç olarak dava konusu Yönetmelik’in 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandığı, uygulamada aksaklık yaşanabileceği öngörülerek cemaat temsilcilerinin isteği doğrultusunda bazı maddelerde değişiklik yapıldığı ve bu değişikliklerin 17/09/2022 tarih ve 31956 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandığı, Yönetmelik’in yayımlanmasının ardından olumlu geri dönüşler alındığı, Ermeni Vakıflar Birliği Başkanı Bedros Şirinoğlu ve Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan’ın Kültür ve Turizm Bakanına teşekkür mektupları gönderdiği; usûl bakımından, davacıların herhangi bir cemaat vakfının seçim çevresinde yaşayıp yaşamadığının bile belirsiz olduğu, davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği, davanın süresinde açılıp açılmadığı hususunun incelenmesi gerektiği; esas bakımından, Yönetmelik’in tamamına yönelik hukuka aykırılık iddialarında bulunulmuşsa da Anayasa’nın 24 ve 67. maddesine aykırılık iddialarının dava konusu Yönetmelik ile ilgili olamayacağı, zira iptal istemine konu idari işlemin 24. maddede düzenlenen din ve vicdan hürriyeti ile herhangi bir ilgisinin olmadığı, 67. maddede siyasette seçme ve seçilme hakkının düzenlendiği, bu Yönetmelik’in ise herhangi bir siyasi faaliyetle ilgisinin olmadığı, Yönetmelik’in medeni ve siyasi hakların kullanımına engel teşkil etme olanağı da bulunmadığı; Yönetmelik'in 6. maddesi ile seçim çevresinin milletvekili seçimlerinde uygulanan seçim çevreleri esas alınarak belirlenmesinin nedeninin; herhangi bir tereddüte ve taraflı davranışa mahal verilmeksizin seçimlerin yapılmasının sağlanması olduğu, vakıfların tüzel kişiliğinin adresinin genel olarak hayratların bulunduğu yer olduğu, cemaatlerin de genel olarak vakfın bulunduğu yerde olduğu, bu durumda seçim çevreleri belirlenirken cemaat üyelerinin oturdukları yere göre oy kullanması gerekeceği, İstanbul kadar büyük bir kentte ise seçim çevreleri belirlenirken, objektif kriterler belirlenmesi gerektiğinden bu şekilde bir düzenleme yapıldığı, davacılar dışında 167 cemaat vakfının bu hususa yönelik herhangi bir itirazının bulunmadığı, cemaatin demografik dağılımı gözetilmeden bu düzenlemenin yapıldığı iddiasının yersiz olduğu, demografik yapının idarece dikkate alınması hâlinde kişilerin veri güvenliklerinin ihlal edildiği ve cemaatin nerelerde yaşadığının neden tespit edildiğine ilişkin sorgulara neden olunabileceğinin ortada olduğu, bu nedenle, tüm vatandaşların hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla demografik yapıya göre değil, objektif kriterlere göre düzenleme yapıldığı, ayrıca demografik yapının hiçbir zaman sabit olmadığı; Yönetmelik’in 8. maddesine bakıldığında, vakfın hayratı civarında oturan kişinin genelde o hayratı kullanmasının bekleneceği, eğer seçim çevresi daha geniş tutulursa bu durumda hayratı kullanmayan kişinin vakıf yöneticisini seçmesi veya yönetici olmasına neden olabileceği, düzenlemenin tamamen objektif ve hakların kötüye kullanılmadığı bir seçim yapılabilmesi için getirildiği, seçme ve seçilme hakkının kısıtlanmadığı, davacının iddia ettiğinin tam tersine seçimin nasıl yapılacağının düzenlendiği, Lozan Barış Antlaşması’nda belirlenen hakların kullanılması için çıkartılan bir Yönetmelik’in Antlaşma’da tanınan haklara aykırı olduğunun iddia edilemeyeceği; Yönetmelik’in 10. maddesi ile seçimlerin Yönetmelik’e uygun yapılması için Vakıflar Genel Müdürlüğüne görev verilmesinin vesayet yetkisi olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, sadece seçmen ve aday listelerinin seçmenlik şartına ve kayıtlara uygun olup olmadığının tespitinin yapılması için verilen bir görevin, cemaat vakıflarına talimat verme anlamına gelmeyeceğinin açık olduğu, idarenin keyfi bir uygulama yapmasının mümkün olmadığı, eldeki verilere göre bir tespit yapacağının ortada olduğu, yönetim kurulunun kendi seçtiği seçim tertip heyeti marifetiyle seçimin yapılmasının son derece adil, tarafsız ve demokratik bir rol sağladığı, temliki tasarruf işlemlerine ilişkin karar alınamayacağına ilişkin hükmün; vakfın hak ve menfaatlerini korumaya yönelik olduğu ve yalnızca seçim sürecinin kapsayan geçici bir düzenleme olduğu, mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden söz edilemeyeceği, seçime ilişkin her türlü düzenlemenin Kanun ile yapılmasının mümkün olmadığı, cemaat vakıflarının mazbut vakıflara indirgendiği iddiasının yerinde olmadığı, seçim yapma hakkının ihmal veya kötü niyetle kullanılması hâlinde yetkisiz yöneticiler eliyle yönetilmesinin önüne geçilmesi veya seçimlerin yapılmadığına ilişkin olası şikayetlerin önlenmesi amacıyla da gerekli olması durumunda idarece seçim tertip heyeti belirlenmesinin öngörüldüğü; Yönetmelik’in 12. maddesine bakıldığında, Yönetmelik’in 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin uygulamasının; seçim tertip heyetince idareye verilen seçmen listeleri üzerinden İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünce MERNİS sorgulaması yaptırılarak idarece, vakıfların seçim tertip heyetine yazı ekinde/dijital ortamda teslim edilmekte olup gerekli kolaylığın sağlandığı; Yönetmelik’in 15. maddesinin iptal edilmesini gerektirecek somut bir iddianın davacılar tarafından ileri sürülmediği, sadece mevzuatın parçalandığının iddia edildiği, daha önceden Vakıflar Yönetmeliği’nde düzenlenmiş olan cemaat vakıflarının seçimine ilişkin düzenlemenin yeniden Vakıflar Yönetmeliği’ne alınmasının, yönetmelik maddelerinin sayısını artıracak olması nedeniyle zorluğa neden olacağı hem de uygulamada yönetmelik maddelerindeki değişikliklerin takibini güçleştireceği,
Kanun’da açıkça “Vakıflar Yönetmeliği’nde düzenlenir” şeklinde bir hüküm olmadığından ayrı bir yönetmelik yapılmasının Kanun’un ne ruhuna ne de lafzına aykırılık teşkil ettiği; Yönetmelik’in geçici 1. maddesine bakıldığında, seçimlerin özgür bir ortamda yapılamayacağına ilişkin iddianın doğru olmadığı, şu ana kadar hiçbir cemaat vakfı tarafından bu süre içinde vakıflarının seçimleri tamamlayamayacağına yönelik bir eleştiri gelmediği, zaten dilekçelerinin sunulduğu tarih itibarıyla da anılan maddenin yürürlüğünün sona erdiği, ayrıca, söz konusu hükmün uzun süredir mevzuat eksikliği nedeniyle seçimlerini yapamamış olan ve bu nedenle mağduriyetlerini sıkça dile getiren cemaat vakıflarının seçimlerini bir an önce yapmalarını sağladığı, tüm bu nedenlerle davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin 10. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesinin, bir cemaat vakfının seçim yapabilmesi için ilgili bölge müdürlüğünün onayını almak zorunda olması sonucunu doğurduğu dikkate alındığında; cemaat vakıflarının seçim hakkının, yönetmelik düzenlemesi ile kısıtlanmasının hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır. Yönetmelik'in 15. maddesinde ise hastanesi olan cemaat vakıflarının seçim işlemlerinin Sağlık Bakanlığının olumlu görüşü de alınmak suretiyle başka bir yönetmelik ile düzenlemesi gerektiği kuralına yer verilmiştir. Davalı idarece, seçim işlemleri bakımından, hastanesi olan cemaat vakıflarının, başka kuruluşlara sahip diğer cemaat vakıflarından ayrı tutulmasının ve başka bir idarenin de bu sürece dahil edilmesinin hukuki gerekçelerinin ortaya konulamadığı anlaşılmaktadır. Yönetmelik'in ve Yönetmelik'te yer alan davaya konu diğer düzenlemelerinin ise yasal mevzuat uyarınca Vakıflar Genel Müdürlüğüne verilen yetkiler çerçevesinde belirlenen kurallar içerdiği ve bu düzenlemelerde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı görülmektedir. Açıklanan nedenlerle, Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin 10. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesinin ve 15. maddesinin iptali; Yönetmelik'in tamamının, 6. maddesinin, 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin, 10. maddesinin (2. fıkrasının birinci cümlesi hariç), 12. maddesinin ve geçici 1. maddesinin iptali istemleri bakımından davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava, 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin; mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 1. maddesi ve yürürlükteki 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 6. maddesinin 2. fıkrası uyarınca cemaat vakfı yöneticilerinin atamayla değil mensuplarınca kendi aralarından seçilecek kişilerce yönetileceği, bu yasal zorunluluğun, Anayasa'dan da kaynaklanan seçme ve seçilme özgürlüğünün özel bir kanunla düzenlenmiş hâli olduğu, 5737 sayılı Kanun’da öngörülen Vakıflar Yönetmeliği’nin Üçüncü Bölümünde cemaat vakfı yöneticilerinin seçiminin yapılış usulüne dair 29., 30., 31., 32. ve 33. maddelerinin 19/01/2013 tarih ve 28533 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik ile yürürlükten kaldırıldığı, bunun üzerine davalı idare tarafından, cemaat vakıflarına tebliğ edilen 11/02/2013 tarihli genelge ile kaldırılan yönetmelik hükümleri yerine yenisi yürürlüğe girinceye kadar mevcut yönetim kurulu üyelerinin görevinin devam edeceği, yönetim kurulu seçimlerinin yapılmayacağı ve seçim çevresi değişikliği talebinde bulunulamayacağı hususunun bildirildiği, usuli birtakım prosedürler eklenmesi suretiyle seçimin mutlaka 2022 yılı sonuna kadar yapılmasını öngören, Anayasa’ya ve yürürlükteki seçim uygulamalarına tamamen aykırı, adil olmayan yeni bir yönetmeliğin yürürlüğe konulduğu, Yönetmelik’in Anayasa’ya, Kanun’a, Lozan Antlaşması’na ve bazı uluslararası sözleşmelerdeki yazılı hükümlere aykırı olduğu, yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden hukuka aykırı olan Yönetmeliğin tamamen, yine Yönetmeliğin 6. maddesinin; İstanbul’da belirli sayıda cemaat vakfı bulunduğu, bu vakıflardan yararlanan cemaat mensuplarının zaman içinde çoğunlukla seçim yapılacak vakfın seçim çevresi dışına çıktığı, bunun sonucu olarak bazı vakıfların seçmen çoğunluğunun artarken bazı vakıfların ise azaldığı, buna paralel olarak yönetim kuruluna seçilecek olan kişi sayısının da arttığı ya da azaldığı, Yönetmelik’teki bu sistemle bazı vakıflara seçmen veya yönetici adayı bulmanın imkansız hâle geldiği, diğer bir ifade ile bazı vakıfların seçimlerinde oy çokluğu yaşanırken bazı vakıflarda yetersiz kalacak sayıda seçmenin kullanacağı oyla seçimin gerçekleşeceği ve liyakatsiz kişilerin yönetici olması sonucunun doğacağı, hâl böyle iken cemaatin demografik dağılımı gözetilmeden böyle bir bölge esası getirilmesinin; seçimin özgür, eşit ve adil bir şekilde gerçekleşmesini engelleyeceği, 8. maddesinin 1. fıkrası (ç) bendinin; bir kimsenin, milletvekili seçimlerinde seçim çevresi dışında her yerden aday olabilmesi mümkünken, cemaat vakıfları seçimlerinde adayların son altı ay içinde seçim çevresinde ikamet etmesi gerektiği kuralının, seçmen iradesini kısıtlayıcı ve seçime katılma hak ve özgürlüğünü engelleyici bir sonucun doğmasına neden olacağı, 10.maddesinin; gerek seçmen listelerinin gerekse adayların doğrudan Vakıflar İdaresinin onayı ile yürürlük ve geçerlik kazanmasının, cemaatlerin kendi vakıf örgütlenmelerinin özgürce gerçekleştirilmesinin önünde önemli bir engel teşkil ettiği, kaldı ki madde çerçevesinde Vakıflar İdaresine tanınan, vakıflara seçimin yapılabileceğine dair yetki belgesi verilmesi yolundaki düzenlemenin bizzat 5737 sayılı Kanun’da bulunmayan bir uygulamayı getirdiği, bu müdahale ile cemaat vakıflarının, kendine özgü ayrı bir vakıf kuruluşu iken adeta mazbut vakıflar mertebesine indirgendiği, bu maddenin Yönetmelik’in 5.maddesine de aykırı olduğu, bunun dışında belgelerdeki eksikliklerin tamamlanmaması ve süresi dolmasına rağmen seçim kararı alamayan vakıfların yerine geçip seçim tertip heyeti oluşturmak suretiyle seçim yapma yetkisinin kuralsız bir biçimde Vakıflar İdaresine verilmesinin; otonom kuruluşlar olan cemaat vakıflarının bu hak ve yetkilerinin kısıtlanması anlamına geldiği, 12. maddesinin; seçim tertip heyetine yüklenen görevlerin yerine getirilmesinin, bu heyetin, Nüfus Kayıt Sistemine girmesinin, gerek adayların gerekse seçmenlerin yerleşim yeri adreslerini tespit etmesinin yasal olarak mümkün olmadığı, Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde yetkisi olmayan bir heyetin söz konusu araştırmaları yapmasının ve başta seçmen listelerini oluşturmak üzere seçimin yapılmasını yürütebilmesinin fiilen imkansız hâle geldiği, 15. maddesinin; Kanun’a tabi ve aynı hukuki sınıflandırma içinde bulunan bu tür cemaat vakıflarına yönetici seçimlerinin ayrı bir yönetmelik ile düzenlenmesinin ve seçimin farklı bir tarihte yapılmasının yasal olmadığı, bu durumun temel kanunun lafzına ve ruhuna aykırı olduğu, Geçici 1. maddesinin; Yönetmelik'in yürürlüğü ile başlayacağı ve 31/12/2022 tarihine kadar tamamlanacağı şeklindeki düzenlemenin özgür bir ortamda seçimin gerçekleştirilmesine engel teşkil eden baskıcı ve müdahaleci bir hüküm olduğu ileri sürülerek, iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasamızın “Din ve vicdan hürriyeti” başlıklı 24. maddesinde; “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir.(...)." hükmüne yer verilmiştir.
Anayasanın 13. maddesine göre de temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilecektir.
Azınlıklara mensup Türk yurtdaşlarının haklarını düzenleyen Lozan Barış Antlaşması’nın, "Azınlıkların Korunması" başlıklı bölümü 37. maddesinde; "Türkiye, 38.den 48.e dek maddelerde belirtilen hükümlerin temel yasalar [Les Lois fondamentales] olarak tanınmasını ve hiç bir yasa, hiç bir yönetmelik ve hiç bir resmi işlemin bu hükümlerle çelişkili ya da onlara aykırı olmamasını ve biç bir yasanın, hiç bir yönetmeliğin ve hiçbir resmi işlemin söz konusu hükümlere üstün sayılmamasını yükümlenir.", 38. maddesinde; "Türkiye Hükümeti, doğum, milliyet, dil, soy, ya da din ayırt etmeksizin, Türk halkının tümünün yaşam ve özgürlüklerini, en geniş biçimde, korumayı yükümlenir. Türkiye’nin tüm halkı, kamu düzeni ve genel ahlak ile bağdaşmazlık göstermeyen her din, mezhep ya da inanışın gerek genel, gerek özel biçimde özgürce kullanılması hakkına sahip olacaktır. Müslüman olmayan azınlıklar, Türkiye Hükümetince ulusal savunma amacı ile veya kamu düzeninin korunması için ülkenin her yerinde ya da bir bölümünde alınan ve tüm Türk yurttaşlarına uygulanan önlemler saklı kalmak koşulu ile, dolaşım ve göç özgürlüğünden bütünü ile yararlanacaklardır.", 39. maddesinde; "Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk yurtdaşları Müslümanlarla özdeş medeni ve siyasal haklardan yararlanacaklardır. Türkiye’nin tüm halkı, din ayırtedilmeksizin, yasa önünde eşit olacaktır. Din, inanç ya da mezhep farkı hiçbir Türk Yurtdaşının medeni ve siyasal haklardan yararlanmasına ve özellikle genel hizmetlere kabulüne, memurluğa ve yukarı derecelere ulaşmasına, ya da çeşitli meslekleri ve sanatları yapmasına bir engel sayılmayacaktır.(...).", 40. maddesinde; Müslüman olmayan azınlıklara ilintili olan Türk yurttaşları hukuk bakımından ve fiilen öteki Türk yurttaşlarına uygulanan işlemlerin ve sağlanan güvencelerin tıpkısından yararlanacaklar ve özellikle, harcamaları kendilerince yapılmak üzere, her türlü yardım, dinsel ya da sosyal kurumları, her türlü okul ve benzeri öğretim ve eğitim kurumları kurma, yönetme ve denetleme ve buralarda kendi dillerini özgürce kullanma ve dinsel ayinlerini serbestçe yapına bakımından eşit bir hakka sahip bulunacaklardır.", 42. maddesinin son fıkrasında; Türkiye Hükümeti söz konusu azınlıkların Kiliseleri, Havraları, mezarlıkları ve öteki dinsel kurumlarına her türlü koruyuculuğu göstermeyi yükümlenir. Bu azınlıkların bugün Türkiye’de bulunan Vakıflarına ve dinsel ve yardım kurumlarına her türlü kolaylığı gösterecek ve izinleri verecek ve yeni dinsel ve yardım kurumları kurulması için, benzeri öteki özel kurumlara sağlanmış olan gerekli kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyecektir." hükmü yer almıştır.
5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun, "Yönetim ve temsil şekli" başlıklı 6. maddesinde, "Cemaat vakıflarının yöneticileri mensuplarınca kendi aralarından seçilir. Vakıf yöneticilerinin seçim usûl ve esasları yönetmelikle düzenlenir." hükmü getirilmiştir.
Kanunun verdiği yetkiye istinaden istinaden hazırlanan Vakıflar Yönetmeliği 27/09/2008 tarihli ve 27010 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olup, 16/9/2004 tarihli ve 25585 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış olan Cemaat Vakıfları Yönetim Kurulu Seçimlerinin Seçim Esas ve Usullerine İlişkin Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır. 19/01/2013 tarih ve 28533 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelik ise Vakıflar Yönetmeliği'nin Cemaat Vakfı Yöneticilerinin Seçimi başlığı ile düzenlenen Üçüncü Bölümü ile birlikte 29, 30, 31, 32 ve 33. maddelerini yürürlükten kaldırılmıştır. Dava konusu Yönetmelik yayımlanıncaya kadar bu konuda yeni bir yönetmelik çıkarılmamıştır.
18/06/2022 tarihli ve 31870 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği, seçimlere ilişkin usul ve esasları belirlemiş, "Seçim çevresi" başlıklı 6. maddesinde; "(1) Seçim çevresi, cemaat vakfının bulunduğu ildir. İstanbul ili için seçim çevresinin belirlenmesinde, milletvekili seçimlerinde uygulanan seçim çevreleri esas alınır. (2) İstanbul ili dışındaki cemaat vakıfları, gerekçelerini hazırlayarak seçim çevresi değişikliği talebinde bulunabilirler. Seçim çevresi ile ilgili değişiklik talepleri, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından incelenerek karara bağlanır." kuralı, 8. maddesinin 1. fıkrası "ç" bendinde; "Seçim tarihi itibarıyla en az altı aydan beri seçim çevresinde ikamet etmesi, şarttır." kuralı getirilmiştir.
Dava konusu düzenleme Yasanın tanıdığı yetkiye istinaden hazırlanıp yürürlüğe konulmuştur. Ancak bu düzenleme yapılırken kullanılan yetkinin sınırsız olmadığı üst hukuk normları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bu itibarla Yönetmeliğin bütünü değil iptali istenilen maddeleri yönünden hukuka aykırılığın değerlendirilmesi gerekmektedir.
Cemaat vakfı yöneticilerinin seçiminin usul ve esaslarını düzenleyen 2004 yılında yayımlanan Yönetmelik ile cemaat vakfı hayratının bulunduğu ilçe o vakfın seçim çevresi, yeterli cemaatin bulunmaması halinde vakfın bulunduğu il sınırı, il sınırında da yeterli cemaatin bulunmaması halinde cemaati en fazla olan çevrenin, seçim çevresi olarak belirlenebileceği ve vakıf yönetim kurulu seçimlerine vakfın hayratından yararlanan ve vakfın seçim çevresinde ikamet edenlerin katılabileceği, yine seçmenler için de diğer koşulların yanında seçim çevresinde ikamet etmiş olma koşulunun arandığı görülmektedir. Bu Yönetmeliğin yürürlükten kaldırılması üzerine yayımlanan Vakıflar Yönetmeliğinde de, seçim çevresi aynı şekilde belirlenmiş, vakfın bulunduğu ilde yeterli cemaatin bulunmaması halinde il mücavir alanı da seçim çevresi olarak eklenmiş, seçmenlik için de seçim çevresinde ikamet koşulu aranmıştır.
Davaya konu Yönetmelik ile bu kez genel olarak seçim çevresi vakfın bulunduğu il seçim çevresi olarak belirlenirken, İstanbul için farklı bir yöntem benimsenmiş ve milletvekili seçimlerinde uygulanan seçim çevrelerinin esas alınması öngörülmüş ve seçmenler için de seçim tarihi itibarıyla en az altı aydan beri seçim çevresinde ikamet etme şartı getirilmiştir. Davalı idarece bu belirlemenin gerekçesinin; cemaatin aynı ilde birden fazla hayratı var ise ikamet ettiği yerdeki vakıf hayratını kullanması bekleneceğinden bulunduğu yerin seçim çevresi olması, seçim çevresinin geniş tutulması halinde kullanmadığı hayratın yöneticisini seçme durumunun ortaya çıkacağı, dolayısıyla seçmen ve yönetici adaylarının objektif olarak belirlenmesi seçme ve seçilme hakkının kötüye kullanımının engellenmesi için bu düzenlemenin yapıldığı açıklamasında bulunulmuş olmakla, İstanbul ilinde birden çok cemaat vakfının varlığı ve cemaat üyelerinin ikamet ettiği yerler ve mesafeler göz önüne alınarak, adaylar ve seçmen sayılarının dağılımı yönünden seçim bölgesine göre daha kolay uygulanabilir bir sistemin oluşturulmaya çalışıldığı açıktır. Ancak oluşturulan seçim bölgesinde ikamet eden seçmenler ve adayların sayısının üye olunan bir cemaat vakfı yönünden diğer vakıflara göre olumsuz bir durum yaratması ya da yetersiz sayıda seçmen ve adayın olması hali dikkate alındığında, 6. maddenin 2. fıkrası İstanbul dışındaki vakıflar için getirilen gerekçeleri ortaya konularak seçim çevresi değişikliği talebinin İstanbul ilindeki seçim çevreleri yönünden de tanınması, bu husustaki taleplerin gerekçelerinin idarece değerlendirilmesi olanağının ortadan kaldırılmaması gerekmekte, eksik düzenlemede hakkaniyete uyarlık bulunmamaktadır.
Öte yandan, Yönetmeliğin 8/1ç maddesinde, seçim çevresine göre vakıflar için oy kullanacak olan seçmenlerin o ilde ya da İstanbul için milletvekili seçim çevresinde ikamet etmesi esas koşul olmakla birlikte, dava konusu düzenleme ile ikamet, seçim tarihi itibariyle en az altı aylık süreye tabi kılınmıştır. Bir başka deyişle seçim tarihi itibariyle altı aydan beri o ilde ikamet etmekte olanların ikamet ettikleri seçim çevresinde bulunan vakfın seçmeni olabilmelerine olanak tanınmış, ancak aynı vakıf ve hayratından yararlanan ancak beş ay ya da beş buçuk ay veya dört ay gibi bir süreyle seçim bölgesinde ikamet eden seçmen ve adayın oyunu nasıl kullanacağı konusunda bir açıklama yapılmamıştır. Bu durum yönetmeliğin çıkarılma amacı yani Yasa hükümlerinin uygulanmasını sağlamaya yönelik, kolaylaştırıcı, anlaşılır kılma, uyuşmazlık doğurmama amacıyla bağdaşmamakta, davalı idarece ikamet koşulu yanında altı ay süreyle ikamet koşulu getirilmesinin, vakıf yönetiminin belirlenmesi için yapılacak oylamada neden gerekli olduğu yönünde hukuki bir açıklama yapılmamıştır.
Bu halde, İstanbul ili seçim çevreleri için değişiklik talebinde bulunulması üzerine gerekçelerin haklılığı yönünden yapılacak bir değerlendirmeyi ortadan kaldıran 6. maddenin 2. fıkrasında ve seçim çevresi belirlenirken vakfın ve hayratından yararlananların oluşturduğu bir seçim çevresinde ikamet etme koşulu yanında bu koşulun kabulü için altı aylık bir süreyle ikametin aranması koşulunda hukuki isabet bulunmamıştır.
Dava konusu Yönetmeliğin, "Seçim öncesi işlemler" başlığıyla düzenlenen 10. maddesinde; "(1) Vakıf, seçime ilişkin yönetim kurulu kararını, seçim çevresini, seçim tarihini, vakıfta kayıtlı seçmen listelerini, seçim tertip heyetinin kimlerden oluştuğunu, seçim tarihinden en az altmış gün önceden ilgili bölge müdürlüğüne yazı ile bildirir. (2) Seçim için gerekli bilgi ve belgeler incelendikten sonra bölge müdürlüğünce ilgili vakfa seçimin yapılabileceğine dair yetki belgesi verilir. Yazı ekinde eksik veya mevzuatına uymayan belge bulunması halinde vakfa, eksikliklerin tamamlanması veya mevzuata uygun olmayan belgelerin düzeltilmesi için yedi gün süre verilir. (3) Bu süre içinde de eksiklikleri tamamlayamayan veya belgelerini düzeltmeyen vakıflar ile yönetim süresi dolmasına rağmen seçim kararı almayan vakıfların yönetim kurulu seçimi; yönetim kurulunun görev süresinin dolmasından itibaren otuz gün içinde bölge müdürlüğünce belirlenen seçim tertip heyeti marifetiyle yapılır. (4) Mevcut vakıf yönetimi, idare ve temsil görevini yeni seçilecek vakıf yönetimi göreve başlayıncaya kadar sürdürür. Seçim kararının alındığı tarih itibarıyla vakıf malları üzerinde temliki tasarruf işlemlerine ilişkin karar alınamaz, işlem yapılamaz." kuralı getirilmiştir.
Cemaat vakıflarının kendi yönetimlerini oluşturabilmesi adına tabi olunacak kuralların önceden bilinmesi uygulama kolaylığının ve düzenin sağlanması için kuşkusuzdur. Bu doğrultuda seçim sürecinde izlenmesi gereken yol ve yöntem belirlenirken, getirilen yeni kuralların hukuki gerekçelerinin de ortaya konulması gerekmektedir. 2004 yılında hazırlanmış olan Cemaat Vakıflarının yönetim kurullarının seçim usul ve esasları daha sonra yürürlüğe konulmuş olan Vakıflar Yönetmeliğinde belirlenen usul ve esaslarda da; seçmen listelerinin ve seçim tertip heyetinin, tarihinin, yerin, saatinin belli süre önceden idareye bildirilmesi şeklinde benimsenmiş, bildirim sonrasında mevcut yönetim kurulunun görev süresi sona ermesine kadar seçime müdahil olunmamış ancak bu sürenin sonunda hala yönetim kurulu seçimi gerçekleştirilmemiş ise idarece cemaat mensupları arasından belirlenecek bir seçim tertip heyetince seçimin gerçekleştirilmesi sağlanmış iken, uyuşmazlığa konu maddede aynı yönde düzenleme yapılmış olmasına karşın, bu kez seçmen listeleri ve seçim tertip heyetinin belirlenen süre öncesinde bildirimi aranmakla birlikte, seçimin yapılabilmesi, bir yetki belgesi verilmesi koşuluna bağlanmıştır. Bu koşul cemaat vakıflarına yönelik temel hükümleri koyan üst hukuk normları ile bağdaşmamaktadır.
Yönetmeliğin, "Seçmen ve aday listelerinin belirlenmesi" başlıklı 12. maddesinde; (1) Seçim tertip heyeti, seçmen listesinin 8 inci madde hükümlerine uygunluğunu kontrol eder. Vakfın seçim çevresi esas olmak üzere yerleşim yeri adresi temelinde gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra seçmen listelerini oluşturur. (2) Seçim tertip heyeti, aday ve aday liste başvurularının 8 inci ve 9 uncu madde hükümlerine uygunluğunu kontrol eder ve seçimden en az otuz gün önce bölge müdürlüğüne bildirir. Bölge müdürlüğünce, 8 ve 9 uncu madde hükümlerine göre tekrar kontrol edildikten sonra kesin aday listesi seçim tertip heyetine bildirilir. Seçim tertip heyeti, belirlenen kesin aday listesini seçimden yirmi bir gün önce vakıf merkezi ve vakfın hayratına asar. Ayrıca ilan usulünde belirtilen şekillerde seçmenlere duyurur. Seçmenler ilanda yer alan hususlara, ilan tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde itiraz edebilir. (3) Seçim tertip heyeti, adaylarla ilgili itirazları alır ve başvuru tarihini takiben en geç beş gün içinde başvuru konusunda karar vererek ilgilisine tebliğ eder, ayrıca bölge müdürlüğüne bilgi verir." kuralı bulunmaktadır.
Davacı tarafından seçmen listelerinin oluşturulması sırasında her birinin ve adayların ikamet adreslerinin tek tek incelenmesi gerekeceği bu bilgilere ulaşmalarının mümkün olmayacağı, kişisel verilerin korunması kanunu yönünden bu işlemlerin tamamlanarak seçim yapılmasının fiilen imkansız hale geleceği ileri sürülmekte ise de, davalı idarece yetkili kurum tarafından MERNİS sorgulaması yaptırılarak, vakıfların seçim tertip heyetine iletildiğinin açıklanmış olması nedeniyle bu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Yönetmeliğin 15. maddesinde; "(1) Hastanesi olan cemaat vakıflarının yönetim kurullarının seçimlerine ilişkin usul ve esaslar bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Sağlık Bakanlığının olumlu görüşü doğrultusunda düzenlenen Yönetmelikle belirlenir. Bu vakıfların yönetim kurulu seçimlerinin 31/12/2023 tarihine kadar sonuçlandırılması esastır." kuralı yer almaktadır.
Yönetmeliğe dayanak oluşturan Yasa ile cemaat vakıfların yöneticilerini seçme usul ve esaslarını düzenleme yetkisi tanınan idarece, hastanesi olan cemaat vakıflarını, vakıf sayılarını esas alarak ayrı bir düzenlemeye tabi kılmasında ve seçimlerin tamamlanması sürecinin ayrıca belirlenmesinde mevzuata aykırılık görülmemiştir.
Yönetmeliğin Geçici 1. maddesinde de; "(1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle birlikte cemaat vakıflarının yönetim kurulları seçimlerine dair süreç başlar ve seçimler 31/12/2022 tarihine kadar tamamlanır." kuralına yer verilmiştir.
Cemaat vakıflarının yönetimlerini belirleyebilmesi için yapılması gereken seçimin tüm vakıflar yönünden objektif bir süreçte gerçekleştirilebilmesi gerekmekte olup, seçim usul ve esaslarının yeniden düzenlenmiş olması nedeniyle tüm vakıfların yönetimlerinin aynı usulle oluşturulmasını sağlamaya yönelik olarak bir başlangıç seçim tarihinin belirlenmesinde hukuki isabetsizlik bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasının, 8. maddesinin 1/(ç) bendinin, 10. maddesinin 2. fıkrası birinci cümlesinin iptali, davanın; yönetmeliğin dava konusu diğer kuralları yönünden reddi gerektiği, düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 06/05/2025 tarihinde, davacıları temsilen Av. ...'in ve davalı Vakıflar Genel Müdürlüğünü temsilen Huk. Müş. ... ile Av. ...'nın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usûlüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Dava konusu Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği 18/06/2022 tarihli ve 31870 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Davacılar tarafından 11/08/2022 tarihli dava dilekçesinde herhangi bir madde belirtilmeksizin Yönetmelik’in iptali istenildiğinden, Dairemizin 18/08/2022 tarih ve E:2022/5296, K:2022/3729 sayılı kararı ile dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
Dava konusu Yönetmelik’te bazı değişiklikler yapılmasına ilişkin Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik 17/09/2022 tarihli ve 31956 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Dairemizin dilekçe ret kararı davacılara 24/09/2022 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Bunun üzerine yenilenen 07/10/2022 tarihli dilekçenin "netice-i talep" kısmında Yönetmelik'in tamamının yanı sıra 6., 8., 9., 10., 12., 15. ve geçici 1. maddelerinin de tamamının iptalinin istenildiği; ancak dava dilekçesinin içeriğinde 8. maddeye yönelik hukuka aykırılık iddialarının yalnızca maddenin 1. fıkrasının (ç) bendine yönelik olduğu, 9. maddesine yönelik olarak ise hiçbir somut hukuka aykırılık iddiasına yer verilmediği görülmüştür.
Her ne kadar re'sen inceleme ilkesi gereği idari yargı yerleri davacıların iddiaları ile bağlı bulunmamakta ise de, bu ilkenin davacılar tarafından hiçbir hukuki ilgi ve menfaat kurulmaksızın ve hiçbir neden belirtilmeksizin dava açılmasını meşru kılması da hakkın kötüye kullanımının önünü açacağından ve tarafsız yargılama yapmakla yükümlü bulunan yargı yerlerinin davacılar yerine geçerek onların menfaatlerini ve hukuka aykırılık iddialarını tahmin suretiyle karar vermesine, hatta davacıların gerçek iradelerinin bilinmemesine bağlı olarak taleple bağlılık ilkesinin de ihlal edilmesine yol açacağından mümkün ve meşru görülmemektedir.
Bu nedenle, Dairemizin 19/10/2022 tarihli ve E:2022/6611 sayılı kararında, “Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince; dava dilekçesinin "açıklamalar" kısmında iptali ve yürütmesinin durdurulması istenilen maddelere ilişkin hukuka aykırılık iddialarına yer verildiği, 8. ve 9. maddeye yönelik iddiaların ise yalnızca 8. maddenin 1. fıkrasının (ç) bendine ilişkin olduğu dikkate alınarak; davacıların istemi, Yönetmelik'in yukarıda yer alan düzenlemeleri bakımından incelendi, gereği görüşüldü:” şeklinde açıklamaya yer verilerek iddialar doğrultusunda hasren inceleme yapılması uygun görülmüştür.
Sonuç olarak, işbu davada, 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin Anayasa'ya, Lozan Barış Antlaşması'na ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'na aykırı olduğu iddiası ile tamamı, 6. maddesi, 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi, 10., 12., 15. ve geçici 1. maddesi bakımından hukuki inceleme yapılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE:

USÛL YÖNÜNDEN:
1- Davalı İdarenin Ehliyet İtirazının İncelenmesi:
Davalı idare tarafından ehliyet itirazında bulunulmuştur.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinde, iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.
Davacılardan ...'in İstanbul ili, Şişli ilçesinde bulunan ... Vakfının; ... ve ...’ın ise İstanbul ili, Kadıköy ilçesinde bulunan ... Vakfının seçim çevresinde ve seçmen kütüğünde kayıtlı olan Ermeni cemaatine mensup kişiler olduğu dikkate alındığında, ehliyet itirazı yerinde görülmemiştir.

2- Davalı İdarenin Süre İtirazının İncelenmesi:
Davalı idare tarafından süre itirazında bulunulmuşsa da davanın Yönetmelik'in yayımlandığı 18/06/2022 tarihinden itibaren altmış günlük yasal dava açma süresinde 11/08/2022 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, davacılar tarafından 11/08/2022 tarihli dava dilekçesinde herhangi bir madde belirtilmeksizin Yönetmelik’in iptali istenildiğinden, Dairemizin 18/08/2022 tarih ve E:2022/5296, K:2022/3729 sayılı kararı ile dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
Dairemizin dilekçe ret kararı davacılara 24/09/2022 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bu tarihten itibaren 30 günlük yenileme süresi dolmadan 07/10/2022 tarihli dilekçe ile davanın yenilendiği dikkate alındığında, davanın süresinde açıldığı anlaşılmaktadır.

ESAS YÖNÜNDEN:
Cemaat Vakıflarının Tüzel Kişiliklerine Yönelik Açıklama:
Osmanlı Dönemi'nde ilk defa 16 Şubat 1328 (1912) tarihli "Eşhası Hükmiyenin Emvali Gayrimenkuleye Tasarruflarına Mahsus Kanun-u Muvakkat" ile tüzel kişilere taşınmaz mal edinebilme olanağı tanınmıştır. Bu nedenle gayrimüslim cemaat vakıflarının tasarruflarında bulunan taşınmazlar söz konusu düzenlemenin yürürlüğe girdiği 1912 yılına kadar üçüncü kişiler adına tescil edilmiş olup bu işleme "nam-ı müstear" veya "nam-ı mevhum" denilmiştir. Anılan Kanun'la tüzel kişilere bu tarihten sonra taşınmazlarda temellük ve tasarruf imkânı tanınmış, ayrıca tüzel kişilerin bu tarihte fiilen tasarrufları altında olup başkaları adına tapuya tescil ettirdikleri mallarının da Kanun'da öngörülen koşullar dâhilinde kendi adlarına tescil edilmesine olanak sağlanmıştır.
Cumhuriyet Dönemi'nde, (mülga) 17/02/1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin kabulünden sonra, (mülga) 29/05/1926 tarihli ve 864 sayılı Kanunu Medeninin Sureti Mer’iyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanun'un 8. maddesiyle, 743 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce kurulan vakıflar için ayrı bir tatbikat kanunu çıkarılması gerektiği, yeni kurulan vakıfların ise 743 sayılı Kanun'a tabi olacağı belirtilmiştir.
Bu doğrultuda 05/06/1935 tarihinde kabul edilen 2762 sayılı mülga Vakıflar Kanunu'nun 1. maddesinde, gayrimüslim cemaatlerce idare edilen vakıflar, mütevellileri veya seçilmiş heyetleri tarafından idare olunmak üzere "mülhak vakıflar" arasında sayılmış; bu Kanun'un 44. maddesinde de vakıfların tasarruflarında bulunan taşınmazların vakıf kütüğüne ve tapu siciline tescil edilmesi öngörülmüştür. Ayrıca aynı Kanun’un geçici 1. maddesinde, gayrimüslim cemaat vakıflarını idare eden kişilerce bu vakıflara ait bütün malların, gelirlerin ve bunları sarf ettikleri yerlerin birer beyanname ile Vakıflar İdaresine bildirilmesi gerektiği düzenlenmiştir. "1936 Beyannamesi" olarak adlandırılan bu bildirimler, Yargıtay tarafından vakıf senedi olarak kabul edilmiştir.

2762 sayılı Kanun’un 1. maddesine, 03/08/2002 tarihli ve 4771 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen fıkralarla yapılan değişiklikle, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın cemaat vakıflarının Bakanlar Kurulunun izniyle dinî, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz mal edinebilmelerine ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunabilmelerine olanak sağlanmıştır. Bu kanun değişikliğinin iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru Anayasa Mahkemesinin 27/12/2002 tarihli ve E.2002/146, K.2002/201 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Anılan karardan sonra da 02/01/2003 tarihli ve 4778 sayılı Kanun’la yapılan düzenleme ile Bakanlar Kurulu yerine Vakıflar Genel Müdürlüğünün izninin yeterli olacağı hükmü getirilmiştir.
27/02/2008 tarihinde yürürlüğe giren 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 80. maddesi ile 2762 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. 5737 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, "cemaat vakıfları", vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı mülga Kanun gereğince tüzel kişilik kazanmış ve mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıflar olarak tanımlanmıştır. Bu Kanun'un 12. maddesiyle de önceki yasal düzenlemelerden farklı olarak cemaat vakıflarına herhangi bir makamdan izin almaksızın ve vakıf amacıyla öngörülen hizmetleri gerçekleştirme koşulu aranmaksızın mal edinebilme olanağı tanınmıştır. Anılan maddenin iptali için yapılan başvuru ise Anayasa Mahkemesinin 17/06/2010 tarihli ve E.2008/22, K.2010/82 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

İlgili Mevzuat:
24/07/1923 tarihinde imzalanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisince 23/08/1923 tarihli ve 340 ila 343 sayılı Kanun'lar ile onaylanan Lozan Barış Antlaşması'nın 37. maddesi ile Türkiye'nin, 38 ila 48 sayılı maddelerde belirtilen hükümlerin temel yasalar olarak tanınmasını ve hiçbir yasa, hiçbir yönetmelik ve hiçbir resmi işlemin bu hükümlerle çelişkili ya da onlara aykırı olmamasını ve hiçbir yasanın, hiçbir yönetmeliğin ve hiçbir resmi işlemin söz konusu hükümlere üstün sayılmamasını yükümlendiği; 42. maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, azınlıkların kiliseleri, havraları, mezarlıkları ve öteki dinsel kurumlarına her türlü koruyuculuğu göstermeyi yükümlendiği, bu azınlıkların bugün Türkiye’de bulunan vakıflarına, dinsel ve yardım kurumlarına her türlü kolaylığı göstereceği ve izinleri vereceği ve yeni dinsel ve yardım kurumları kurulması için benzeri öteki özel kurumlara sağlanmış olan gerekli kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyeceği kural altına alınmıştır.
09/11/1982 tarihli ve 17863 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın;
"X. Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10. maddesinde,
"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
...
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." hükmüne;
"II. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesinde,
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." hükmüne;
V. Yerleşme ve seyahat hürriyeti" başlıklı 23. maddesinde,
"Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.
Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;
Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek;
Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir."hükmüne;
"II. Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları" başlıklı 67. maddesinde,
"Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.
...
Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir." hükmüne yer verilmiştir.
27/02/2008 tarihli ve 26800 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde,
"Bu Kanunun uygulanmasında;
Genel Müdürlük veya Denetim Makamı: Vakıflar Genel Müdürlüğünü,
...
Vakıflar: Mazbut, mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıfları,
...
1936 Beyannamesi: Cemaat vakıflarının 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince verdikleri beyannameyi,
...
Cemaat vakfı: Vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıfları,
...
Vakıf yönetimi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ve bu Kanuna göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili organı,
Vakıf yöneticisi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ve bu Kanuna göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili kişi veya yetkili organlarda görev alan kişileri,
...
ifade eder." hükmüne;
"Yönetim ve temsil şekli" başlıklı 6. maddesinde,
"...
Cemaat vakıflarının yöneticileri mensuplarınca kendi aralarından seçilir. Vakıf yöneticilerinin seçim usûl ve esasları yönetmelikle düzenlenir.
..." hükmüne yer verilmiştir.
15/07/2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin "Vakıflar Genel Müdürlüğü" başlıklı Kırkdokuzuncu Bölümü'nde yer alan;
"Genel Müdürlüğün görevleri" başlıklı 693. maddesinde,
"(1) Genel Müdürlüğün görevleri şunlardır:
a) Mazbut vakıfların vakfiyelerinde veya vakfiye yerine geçen hüccet, berat, ferman gibi belgelerinde yazılı hayrî, sosyal, kültürel ve ekonomik şart ve hizmetleri yerine getirmek.
b) Vakfiyelerde öngörülen hizmetlerin en iyi şekilde yerine getirilebilmesini sağlamak amacıyla Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara ait paralar ile malları değerlendirmek, daha fazla gelir getirici yatırımlara tahsis etmek.
c) Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara ait paralar ile işletmeler kurma, kurulmuş şirketlere iştirak etme, bunların sermaye artışları hususlarında karar vermek.
ç) Yurtiçinde vakıf kültür varlıklarını ihya etmek ve onarmak; yurtdışında ilgili ülke mevzuatı ve standartlarına da uyularak vakıf kültür varlıklarını ihya etmek ve onarmak, yurtdışındaki vakıflara ait taşınmazlar üzerinde yeni yapı inşa etmek ve bunları onarmak, ihtiyaç halinde onarılan, ihya veya inşa edilen taşınmazların tefrişini yapmak.
d) Mülhak, cemaat ve yeni vakıflar ile esnaf vakıflarının denetimini yapmak.
e) Vakıflarla ilgili konularda araştırma, geliştirme, eğitim, kültür ve yayın faaliyetlerinde bulunmak, ulusal ve uluslararası koordinasyonu sağlamak.
f) Vakıf kültür varlıklarından oluşan koleksiyonlar meydana getirmek; müze, kütüphane ve kültür merkezleri kurmak.
g) Bu Bölüm ve ilgili diğer mevzuat ile Genel Müdürlüğe verilen görevleri yapmak.
(2) Genel Müdürlük, vakıflara ilişkin görevlerle ilgili olarak diğer kurum ve kuruluşlarla işbirliği içerisinde çalışır ve koordinasyonun sağlanması hususunda gerekli tedbirleri alır." hükmüne;
"Meclisin görevleri" başlıklı 699. maddesinde,
"(1) 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu ile belirlenen görevlerinin yanı sıra, Meclis aşağıdaki görevleri de yerine getirir:
a) Genel Müdürlüğe, mazbut ve mülhak vakıflara ait akar ve hayrat taşınmazların tahsis, satış ve trampasına yönelik tasarruflarla, kamulaştırmalarda kamu yararı kararını vermek.
b) Genel Müdürlük ve işletme müdürlüklerinin bütçelerini onaylamak.
c) Genel Müdürlük ve vakıflarla ilgili yönetmelik taslaklarını karara bağlamak.
ç) Genel Müdürlükçe gerek görülen hususları karara bağlamak." hükmüne yer verilmiştir.
5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 6. maddesine dayanarak hazırlanan, 18/06/2022 tarihli ve 31870 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin;
"Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde,
"(1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Adres Kayıt Sistemi: 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununda belirtilen sistemi,
b) Bölge Müdürlüğü: Vakfın bağlı olduğu Vakıflar Bölge Müdürlüğünü,
c) Genel Müdürlük: Vakıflar Genel Müdürlüğünü,
ç) Kanun: 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanununu,
d) Seçim tertip heyeti: Seçimle ilgili iş ve işlemleri yürüten heyeti,
e) Vakıf: Kanunda tanımlanan cemaat vakfını,
f) Yerleşim yeri adresi: 5490 sayılı Kanunda tanımlanan adresi,
ifade eder." düzenlemesine;
"Genel hükümler" başlıklı 5. maddesinde,
"(1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında; Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşma hükümleri saklıdır.
(2) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, sivil toplum kuruluşlarının yönetimlerinin seçimlerinde kabul görmüş, yerleşmiş, uygulama ve pratikler esas alınır." düzenlemesine;
"Seçim çevresi" başlıklı 6. maddesinde,
"(1) Seçim çevresi, cemaat vakfının bulunduğu ildir. İstanbul ili için seçim çevresinin belirlenmesinde, milletvekili seçimlerinde uygulanan seçim çevreleri esas alınır.
(2) İstanbul ili dışındaki cemaat vakıfları, gerekçelerini hazırlayarak seçim çevresi değişikliği talebinde bulunabilirler. Seçim çevresi ile ilgili değişiklik talepleri, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından incelenerek karara bağlanır." düzenlemesine;
"Seçim dönemi ve yönetim kurulunun oluşturulması" başlıklı 7. maddesinde,
"(1) Her bir cemaat vakfı tüzel kişiliği için ayrı bir yönetim kurulu seçimi yapılır ve yönetim kurulu seçimleri beş yılda bir yapılır.
(2) Cemaat vakfı yönetim kurulunun yedi üyeden oluşturulması esastır.
(3) Cemaat mensubu çok olan ve vakfın işleyişi açısından yediden fazla üyeye ihtiyaç duyulan vakıflarda yönetim kurulu, tek sayı olmak üzere en fazla on bir üyeden oluşturulabilir. Ayrıca asıl üye sayısının salt çoğunluğu kadar yedek üye seçilir.
(4) İstifa, ölüm, görevden alma ve benzeri nedenlerle boşalan yönetim kurulu üyelikleri yedek üyelerle tamamlanır. Ancak, yönetim kurulunun üye sayısının üçten aşağı düşmesi halinde üç ay içinde yeni yönetim kurulu seçimi yapılır." düzenlemesine;
"Seçmenlik şartları" başlıklı 8. maddesinde,
"(1) Seçmenlerin;
a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması,
b) On sekiz yaşını doldurması,
c) Vakfın bünyesinde bulunduğu cemaate mensup olması,
ç) Seçim tarihi itibarıyla en az altı aydan beri seçim çevresinde ikamet etmesi,
şarttır." düzenlemesine;
"Seçileceklerde aranacak şartlar" başlıklı 9. maddesinde,
"(1) Yönetim kurulu adaylarının; 8 inci maddede belirtilen şartlara ek olarak;
a) Milli Eğitim Bakanlığınca onaylı okur-yazarlık belgesine ya da öğrenim belgesine sahip olmak,
b) Kanunun 9 uncu maddesinde belirtilen suçların birinden mahkûm edilmemiş olmak,
şartlarını taşıması gerekir.
(2) Bir kişi en fazla üç cemaat vakfında yönetim kurulu üyesi olabilir.
(3) Yönetim kurulunda birinci derece kan bağı olan en fazla iki kişi görev yapabilir." düzenlemesine;
"Seçim öncesi işlemler" başlıklı 10. maddesinde,
"(1) Vakıf, seçime ilişkin yönetim kurulu kararını, seçim çevresini, seçim tarihini, vakıfta kayıtlı seçmen listelerini, seçim tertip heyetinin kimlerden oluştuğunu, seçim tarihinden en az altmış gün önceden ilgili bölge müdürlüğüne yazı ile bildirir.
(2) Seçim için gerekli bilgi ve belgeler incelendikten sonra bölge müdürlüğünce ilgili vakfa seçimin yapılabileceğine dair yetki belgesi verilir. Yazı ekinde eksik veya mevzuatına uymayan belge bulunması halinde vakfa, eksikliklerin tamamlanması veya mevzuata uygun olmayan belgelerin düzeltilmesi için yedi gün süre verilir.
(3) Bu süre içinde de eksiklikleri tamamlayamayan veya belgelerini düzeltmeyen vakıflar ile yönetim süresi dolmasına rağmen seçim kararı almayan vakıfların yönetim kurulu seçimi; yönetim kurulunun görev süresinin dolmasından itibaren otuz gün içinde bölge müdürlüğünce belirlenen seçim tertip heyeti marifetiyle yapılır.
(4) Mevcut vakıf yönetimi, idare ve temsil görevini yeni seçilecek vakıf yönetimi göreve başlayıncaya kadar sürdürür. Seçim kararının alındığı tarih itibarıyla vakıf malları üzerinde temliki tasarruf işlemlerine ilişkin karar alınamaz, işlem yapılamaz." düzenlemesine;
"Seçmen ve aday listelerinin belirlenmesi" başlıklı 12. maddesinde,
"(1) Seçim tertip heyeti, seçmen listesinin 8 inci madde hükümlerine uygunluğunu kontrol eder. Vakfın seçim çevresi esas olmak üzere yerleşim yeri adresi temelinde gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra seçmen listelerini oluşturur.
(2) Seçim tertip heyeti, aday ve aday liste başvurularının 8 inci ve 9 uncu madde hükümlerine uygunluğunu kontrol eder ve seçimden en az otuz gün önce bölge müdürlüğüne bildirir. Bölge müdürlüğünce, 8 ve 9 uncu madde hükümlerine göre tekrar kontrol edildikten sonra kesin aday listesi seçim tertip heyetine bildirilir. Seçim tertip heyeti, belirlenen kesin aday listesini seçimden yirmi bir gün önce vakıf merkezi ve vakfın hayratına asar. Ayrıca ilan usulünde belirtilen şekillerde seçmenlere duyurur. Seçmenler ilanda yer alan hususlara, ilan tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde itiraz edebilir.
(3) Seçim tertip heyeti, adaylarla ilgili itirazları alır ve başvuru tarihini takiben en geç beş gün içinde başvuru konusunda karar vererek ilgilisine tebliğ eder, ayrıca bölge müdürlüğüne bilgi verir." düzenlemesine;
"İlan" başlıklı 13. maddesinde,
"(1) Seçim tertip heyeti; seçim tarihini, seçim çevresini, vakıfta kayıtlı seçmen listesini, askıya çıkış ve kesinleşme tarihleri ile listelerin nerelerde asılacağını, oy kullanma yerlerini ve hangi saatler arasında yapılacağını, oy sandıklarının nerelere konulacağını, yönetim kuruluna adaylık için blok/çarşaf liste ile adaylık başvurusunda nasıl bulunulabileceğini, liste halinde aday başvurularının kesinleşeceği tarihi ve seçim tertip heyetince belirlenen diğer hususları on beş gün süreyle askıda kalacak şekilde seçimden en az kırk beş gün öncesinden ilan eder. Ayrıca bölge müdürlüğüne bilgi verir. Seçmenler ilanda yer alan hususlara, ilan tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde itiraz edebilir. Seçim tertip heyeti seçmenlerle ilgili itirazları alır ve başvuru tarihini takiben en geç beş gün içinde başvuru konusunda karar vererek ilgilisine tebliğ eder.
(2) İlan, vakıf merkezine ve cemaat mensuplarının faydalandığı hayrata asılır. Ayrıca cemaat gazetesinde, seçim çevresinde yayımlanan bir gazetede, cemaat mensuplarının gittikleri sosyal kulüplerde, vakfa ait internet sitesinde yayınlanabileceği gibi elektronik posta, sosyal medya hesapları, mesaj ve benzeri iletişim araçları aracılığıyla da seçmenlere duyurulabilir." düzenlemesine;
"Seçim" başlıklı 14. maddesinde,
"(1) Seçimler bir gün içinde sonuçlandırılır.
(2) Seçmen listelerinde ve oy pusulalarında, vakıf ismi başa gelmek suretiyle, "...vakfı yönetim kurulu seçimi" ibaresinden başka ibare kullanılamaz.
(3) Vakıf yönetim kurulu seçimleri gizli oy açık tasnifle yapılır. Seçim tertip heyetince talep edilmesi halinde bölge müdürlüğünden yeterli personel gözetmen olarak görev yapar.
(4) Seçmenler sandık görevlisince kimlikleri kontrol edilerek oyunu bizzat kullanır.
(5) Seçim sandıkları, seçim günü ilanda belirtilen saatten önce yerlerine konur. Seçim tertip heyeti, kendi içinden veya uygun göreceği kişilerden her sandık için ayrı bir sandık kurulu oluşturur. Ayrıca tasnif heyeti de oluşturabilir.
(6) Seçim blok liste ile yapılıyorsa en çok oyu alan liste yönetim kurulunu oluşturur. Çarşaf liste ile seçim yapılacaksa yönetim kurulu asıl üyeliğe aday olmak isteyenler oy pusulalarında asıl üye olarak, yedek üyeliğe aday olmak isteyenler oy pusulalarında yedek üye olarak belirtilir. Oyların eşit olması halinde yönetim kurulu üyeleri kura ile belirlenir.
(7) Adaylar aldıkları oy sayısına göre sıralanarak, vakıf yönetim kurulunun asıl ve yedek üyeleri düzenlenen seçim tutanağı ile belirlenir. Seçim tertip heyetince seçim sonuçları tutanağı zabıt altına alınır.
(8) Seçimlerin güvenliği seçimin yapıldığı il valiliğince sağlanır.
(9) Seçim işlemleri tamamlandıktan sonra yedi gün içinde, seçilenlerin isim listesi, 8 inci ve 9 uncu maddelerinde belirtilen şartları taşıdıklarına dair belgeleri, T.C. kimlik numaraları, adres beyanları ve seçim tutanağının bir sureti ve seçim tertip heyetince bölge müdürlüğüne verilmesi ile seçim tertip heyetinin görevi sona erer.
(10) Seçim işlemleri, sonuçları ve seçilen kişiler ile ilgili itirazlar bölge müdürlüğüne yapılır. Bölge müdürlüğünce yapılacak araştırma sonucunda, seçim sonuçlarına etki edecek şekilde mevzuata aykırı bir durum veya usulsüzlük tespit edilmesi halinde yedi gün içinde seçim yenilenir.
(11) Seçimin mevzuata uygunluğunun tespiti halinde bölge müdürlüğünce, yeni seçilen vakıf yönetim kurulu üyelerine yedi gün içinde yetki belgesi verilir.
(12) Vakıf yönetim kurulunun görev süresi, yetki belgesinin seçilen yönetim kurulu üyelerine tebliğ tarihinden itibaren başlar.
(13) Yetki belgesi alan vakıf yönetim kurulu yedi gün içinde vakfı eski yönetim kurulundan tutanakla teslim alarak ilk toplantısını gerçekleştirir ve kendi içinde görev dağılımını yapar.
(14) Seçim giderleri ilgili vakfın bütçesinden karşılanır." düzenlemesine;
"İstisna" başlıklı 15. maddesinde,
"(1) Hastanesi olan cemaat vakıflarının yönetim kurullarının seçimlerine ilişkin usul ve esaslar bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Sağlık Bakanlığının olumlu görüşü doğrultusunda düzenlenen Yönetmelikle belirlenir. Bu vakıfların yönetim kurulu seçimlerinin 31/12/2023 tarihine kadar sonuçlandırılması esastır." düzenlemesine;
"İlk seçimler" başlıklı geçici 1. maddesinde,
"(1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle birlikte cemaat vakıflarının yönetim kurulları seçimlerine dair süreç başlar ve seçimler 31/12/2022 tarihine kadar tamamlanır." düzenlemesine yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME
1- Dava Konusu Yönetmelik'in Tamamının İncelenmesi:
1826 yılından 1984 yılına kadar Evkaf-ı Hümayun Nezareti, Şer‘iyye ve Evkaf Vekâleti ve Evkaf Umum Müdürlüğü adları ile varlığını sürdüren -1984 yılından bu yana günümüzdeki adıyla- Vakıflar Genel Müdürlüğü, mazbut vakıfların yönetimi ve denetiminde; mülhak vakıflar, esnaf vakıfları, cemaat vakıfları ve yeni vakıfların denetiminde yetkili kamu idaresi konumundadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü bu yetkisini Cumhuriyet dönemi ile başlayan çeşitli dönemlerde, mülga olan 2762 sayılı Vakıflar Kanunu, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ve 227 sayılı Vakıflar Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname uyarınca kullanmışken; mer'i mevzuata göre ise 5737 sayılı Vakıflar Kanunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Vakıflar Yönetmeliği ve ilgili diğer kanunlar ve düzenleyici işlemler uyarınca kullanmaktadır.
Lozan Barış Antlaşması ile gayrimüslim azınlıklara mensup Türk vatandaşlarının Müslüman Türk vatandaşlarının sahip olduğu tüm vatandaşlık ve siyasal haklara sahip olacağı vurgulanmış, bu anlaşma ile Türkiye Cumhuriyeti; azınlıkların kiliseleri, havraları, mezarlıkları ve öteki dinsel kurumlarına her türlü koruyuculuğu göstereceğini; azınlıkların bugün Türkiye’de bulunan vakıflarına, dinsel ve yardım kuruluşlarına her türlü kolaylığı sağlayacağını ve izinleri vereceğini; yeni dinsel ve yardım kuruluşları kurulması için benzeri öteki özel kuruluşlara sağlanmış olan gerekli kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyeceğini kabul etmiştir. Anayasa'nın 10. maddesi uyarınca da herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, öte yandan, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü gibi Anayasa'nın 10. maddesi de Lozan Barış Antlaşması'nda özellikle ifade edilen hususlara benzer şekilde, hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm Türk vatandaşlarının kanun önünde eşit olduğunu vurgulamış, azınlık veya başka ayırıcı ifadeler ile vatandaşlar arasında bir sınıflandırma yapmamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin yükümlülüklerinin yerine getirilebilmesi, gayrimüslim Türk vatandaşlarına ve mensup oldukları cemaat vakıflarına ait hakların korunabilmesi ve icra edilebilmesi; sınırları, Anayasa'ya ve uluslararası antlaşmalara uygun biçimde yürürlüğe konulan yasalarla ve düzenleyici işlemlerle çizilmiş bir hukuk düzeni içerisinde mümkündür. Yine bu hukuk düzeninin devamlılığının sağlanabilmesi için de yasal düzenlemelere ve düzenlemeleri uygulayacak kamu idaresine ihtiyaç bulunmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi bu kamu idaresi de Vakıflar Genel Müdürlüğüdür. Belirtilen hukuk düzeni içerisinde yetkili olan Vakıflar Genel Müdürlüğünün Anayasa, uluslararası antlaşmalar ve yasalar uyarınca görevini yerine getirmesi için daha ayrıntılı düzenlemelere ihtiyaç duyması hukukun bir gerekliliğidir. İdarenin bu yetkisini kullanmak için yürürlüğe koyduğu her kuralın anılan üst hukuk normlarına uygun olması gerektiğinde şüphe bulunmamaktadır. Öte yandan, davalı Vakıflar Genel Müdürlüğünün, belirtilen hukuk düzeninin korunması ve devamlılığın sağlanması amacıyla hareket ettiği göz önüne alınarak getirilen her düzenlemenin cemaat mensuplarını ve vakıflarını vesayet altına alma girişimi olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Diğer tüm vakıfların denetimi hususunda belirlenen kurallar, bu kurallar ile getirilen sınırlamalar veya ayrıcalıklar; Lozan Barış Antlaşması'nda ayrı bir başlık ile hakları muhafaza altına alınmış gayrimüslim Türk vatandaşları için de Antlaşma'ya aykırı olmamak kaydıyla geçerlidir. Esasen Lozan Antlaşması, azınlık cemaatlerine ait vakıfların yönetiminin bir düzen altına alınmasını yasaklamamaktadır.
5737 sayılı Kanun'un 6. maddesi ve 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 693. ve 699. maddeleri uyarınca, davalı Vakıflar Genel Müdürlüğünün, cemaat vakfı yöneticilerinin seçim usûl ve esaslarını yönetmelik ile düzenleme yetkisine sahip olduğu, dava konusu Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin de davalı idare tarafından usûlüne uygun bir şekilde hazırlanarak Resmî Gazete'de yayımlandığı dikkate alındığında; dava konusu Yönetmelik'in yetki ve şekil unsurları bakımından hukuka uygun olduğu anlaşılmaktadır.
5737 sayılı Vakıflar Kanunu dayanak alınarak hazırlanan, 27/09/2008 tarih ve 27010 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Vakıflar Yönetmeliği'nin "Cemaat Vakfı Yöneticilerinin Seçimi" başlıklı Üçüncü Bölümü ile birlikte 29., 30., 31., 32. ve 33. maddeleri, 19/01/2013 tarihli ve 28533 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vakıflar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Cemaat vakıflarının yönetim kurullarının belirlenmesi için yapılacak seçimlere ilişkin usûl ve esasları belirlemek amacıyla Vakıflar Genel Müdürlüğünce hazırlanan dava konusu Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği ise 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Görüldüğü üzere, uzunca bir süre cemaat vakıflarının seçimine yönelik herhangi bir yönetmelik düzenlemesi yürürlükte bulunmamıştır. Yönetim kurulu üyeliklerinin seçimi hususunda mevzuatta yer alan boşluğun doldurulması ve seçimlerin çözüme kavuşturulması için dava konusu Yönetmelik yürürlüğe girmiştir.
Bu durumda, Yönetmelik'in sebep, konu ve amaç unsurları bakımından da hukuka, ulusal ve uluslararası mevzuata uygun olduğu sonucuna varılmaktadır.

2- Dava Konusu Yönetmelik'in 6. Maddesinin İncelenmesi:
Yönetmelik'in 6. maddesinin dava konusu hâlinde, seçim çevresinin, cemaat vakfının bulunduğu il olduğu, İstanbul ili için seçim çevresinin belirlenmesinde, milletvekili seçimlerinde uygulanan seçim çevrelerinin esas alınacağı, İstanbul ili dışındaki cemaat vakıflarının, gerekçelerini hazırlayarak seçim çevresi değişikliği talebinde bulunabileceği, seçim çevresi ile ilgili değişiklik taleplerinin Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından incelenerek karara bağlanacağı düzenlenmiştir.
Bu madde ile davalı idare tarafından, cemaat vakıflarının yönetim kurullarının seçimi hususunda cemaat mensuplarının oy kullanabileceği çevrenin belirlenmesinde belirli esaslar getirilmiştir. Kural olarak seçim çevresi, cemaat vakfının bulunduğu, dolayısıyla vakfın hizmet ve faaliyetlerinin yürütüldüğü il olarak tespit edilmiştir. Anayasa'nın 126. maddesi uyarınca, ülkemizin idari yapılanması dikkate alınarak yapılan bu belirlemede hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Öte yandan, İstanbul ili için bir istisna getirilmiş, milletvekili seçimlerinde uygulanan seçim çevrelerinin esas alınacağı kural altına alınmıştır. Cemaat vakıflarının büyük bir çoğunluğunun İstanbul ilinde bulunduğu, İstanbul'un nüfusu ve nüfus yoğunluğu, coğrafi yapısı gereği iki ayrı yakada bulunması, fiziki olarak anakaraya uzak bulunan adalar da dahil olmak üzere Türkiye'de en fazla ilçeye sahip il olması gibi hususlar gözetilerek, genel seçimlerde esas alınan objektif bir kriter ortaya konulmuştur. Ayrıca İstanbul dışındaki illerde, belirli bir cemaate mensup kişilerin birden fazla seçim çevresine ayrılabilecek sayıda olmaması ve bu durumda seçimlerin yeterli katılım sağlanamamasından dolayı yapılamaması sonucunun ortaya çıkabileceği dikkate alınarak, olası olumsuz durumların bertarafı amacıyla İstanbul ili dışındaki cemaat vakıflarının, gerekçelerini hazırlayarak seçim çevresi değişikliği talebinde bulunabileceği, seçim çevresi ile ilgili değişiklik taleplerinin Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından incelenerek karara bağlanacağı kural altına alınmıştır. Maddede yer alan tüm bu düzenlemelerin, seçim sürecindeki eksiklikler veya yaşanabilecek olumsuz durumlar göz önünde bulundurularak getirildiği anlaşıldığından, dava konusu Yönetmelik maddesinde hukuka ve mevzuata aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Kaldı ki, seçim çevrelerine ilişkin dava konusu kural ve koşullar, 17/09/2022 tarih ve 31956 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik'le bu maddeye eklenen cümle ile İstanbul'da bulunan bazı cemaat vakıfları yönünden daha da hafifletilmiştir.

3- Dava Konusu Yönetmelik'in 8. Maddesinin 1. Fıkrasının (ç) Bendinin İncelenmesi:
Yönetmelik'in dava konusu bendinde, seçmenlerin seçim tarihi itibarıyla en az altı aydan beri seçim çevresinde ikamet etmesi şartı getirilmiştir.
Seçmenlerin hangi seçim çevresinde seçime katılacağının seçimlerden belirli bir süre önce tespit edilmesi ve buna göre seçmen listelerinin seçimden makul bir süre önce açıklanması gerekmektedir.
Dava konusu düzenlemenin, yönetim kurulu seçimlerinde seçmen sıfatıyla oy kullanacak kişilerin, seçime giren cemaat vakfının hizmetinden fiilen yararlanan aktif mensupları olmasını; adaylar, vakıf ve faaliyetleri, vakfın ve üyelerinin ihtiyaç duyduğu hizmetler, adayların yapmayı vaadettiği faaliyetler konusunda ilgi ve bilgi sahibi olmasını, dolayısıyla ilgili cemaat vakıflarının menfaatini korumayı amaçladığı, seçme ve seçilme hakkı ile örgütlenme özgürlüğüne yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu (5737 s. K. md. 6/2), demokratik bir toplumda zorunlu bir ihtiyaçtan kaynaklandığı, 6 aylık süre ile ikamet koşulunun da anılan amaçlara ulaşmak bakımından elverişli, gerekli ve orantılı olduğu, yerleşme hürriyetine ise doğrudan bir müdahalenin söz konusu olmadığı, seçmenlerin bu kuralı gözeterek yerleşim yerine karar vermesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki söz konusu koşul, seçim çevresine ilişkin olarak 17/09/2022 tarih ve 31956 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile yapılan değişiklikle bazı cemaat vakıfları yönünden daha da hafifletilmiştir.
Bu itibarla, seçim sonuçlarının, aktif cemaat mensuplarının iradesini olabildiğince yansıtabilmesi ve seçmen listelerinin seçimden belirli bir süre önce hazırlanması için getirilen düzenlemede hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.

4- Dava Konusu Yönetmelik'in 10. ve 12. Maddelerinin İncelenmesi:
Yönetmelik'in 10. maddesinin 1. fıkrasının, 17/09/2022 tarih ve 31956 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile yeniden düzenlenip, fıkra metninin tamamının Resmî Gazete'de yayımlandığı görülmekle birlikte, esasen fıkra metninde yer alan değişikliğin yalnızca "vakıfta kayıtlı" ibaresinin metinden çıkartılmasından ibaret olduğu, davacıların ise bu ibareye yönelik hukuka aykırılık iddiasının bulunmadığı dikkate alındığında, davacıların iddialarıyla sınırlı inceleme yapıldığından, anılan ibare yönünden davanın konusuz kaldığından bahsetmek mümkün değildir. Bu itibarla, anılan fıkra yönünden iptal isteminin esasının incelenmesine geçilmiştir.

Yönetmelik'in 10. ve 12. maddeleri genel olarak, seçim öncesinde, davalı Genel Müdürlüğün denetim ve gözetim yetkisi kapsamında yapacağı işlemler ve alacağı önlemlere, cemaat vakıflarınca oluşturulan seçim tertip heyetlerinin seçime hazırlık sürecindeki görevleri ile izlemesi gereken yol ve yöntemlere yönelik kurallar içermektedir.
Bu kurallar arasında yer alan ve davacılar tarafından özellikle hukuka aykırı bulunduğu belirtilen, bölge müdürlüğünce seçim belgelerinin uygunluğunun tespiti sonrası vakfın seçim yapabileceğine dair "yetki belgesi" verilmesi, vakıfça seçim kararı alınmaması ya da zamanında eksikliklerin tamamlanmaması hâlinde bölge müdürlüğünce "re'sen seçim tertip heyeti" belirlenmesi ve seçim kararının alındığı tarih itibarıyla mevcut vakıf yönetiminin vakıf malları üzerinde tasarruf işlemleri yapamayacağı yolundaki kurallar yer almaktadır.
Yapılacak seçimlerin sağlıklı bir şekilde başlaması, ilerlemesi ve sonlandırılmasının kamu otoritesinin denetim ve gözetimi altında olmasının, cemaat vakıfları üzerinde vesayet kurulması anlamı taşımadığı, cemaat vakıfları da dahil tüm vakıfların denetiminin yanı sıra cemaat vakıflarının yöneticilerinin seçim usûl ve esaslarını belirleme hususunda yetkili idare konumunda olan Vakıflar Genel Müdürlüğünün, dava konusu kuralları, demokratik bir toplumda zorunlu ihtiyaç niteliğinde bulunan seçim işlemlerinin geçerliliğini ve güvenliğini sağlamak, seçim sürecini düzenli hâle getirmek, hukuk düzenini korumak amacıyla öngördüğü anlaşıldığından, yetki belgesi düzenlenmesi, re'sen seçim tertip heyeti belirlenmesi de dahil olmak üzere seçim usûlüne ve esaslarına dair dava konusu kurallarda hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Ayrıca, Yönetmelik'in 10. maddesinin 2. fıkrası uyarınca seçim için gerekli bilgi ve belgeler incelendikten sonra bölge müdürlüğünce ilgili vakfa seçimin yapılabileceğine dair yetki belgesi verilmesinin; ilgili vakfın bilgi ve belgelerinin uygun olup olmadığı, herhangi bir eksikliğin bulunup bulunmadığından ibaret olduğu, fıkranın devamında da vakıfça verilen yazı ekinde eksik veya mevzuatına uymayan belge bulunması hâlinde vakfa, eksikliklerin tamamlanması veya mevzuata uygun olmayan belgelerin düzeltilmesi için yedi gün süre verileceği kuralına yer verilmesinin de varılan bu sonucu destekler nitelikte olduğu, sonuç itibarıyla yetki belgesi uygulamasının, idareye 5737 sayılı Kanun'un 33. maddesiyle verilen mevzuata uygunluk denetiminin sınırları içinde kaldığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, davacılar tarafından seçim kararının alındığı tarih itibarıyla mevcut vakıf yönetiminin vakıf malları üzerinde tasarruf edemeyeceği veya bu konuda karar alamayacağı yolundaki Yönetmelik'in 10. maddesinin 4. fıkrasının ikinci cümlesindeki düzenlemenin, 5737 sayılı Kanun'un, vakıfların mal edinmekte ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunmakta serbest olduğunu hükme bağlayan 12. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüşse de; dava konusu kuralın, Kanun'un anılan maddesinde tanınan hakkın ortadan kaldırılmasını amaçlamadığı, seçim sonrası yönetim değişikliği ihtimaline binaen yeni yönetim tarafından uygun görülmeyecek ve/veya vakfın menfaatine aykırı düşecek vakfın mal varlığının kaçırılması gibi mevcut yetkinin suistimali sonucunu doğuracak işlemlerin önlenerek cemaat vakıfları ile mensuplarının korunması amacına hizmet ettiği anlaşıldığından, dava konusu kuralda bu yönüyle de hukuka aykırılık görülmemektedir.
Yine, Yönetmelik'in 10. maddesinin 1. fıkrasında, vakfın, seçime ilişkin yönetim kurulu kararını, seçim çevresini, seçim tarihini, seçmen listelerini, seçim tertip heyetini seçim tarihinden en az altmış gün önce ilgili bölge müdürlüğüne bildireceği; 12. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesinde, seçim tertip heyetinin, aday ve aday liste başvurularının 8. ve 9. madde hükümlerine uygunluğunu kontrol edeceği ve seçimden en az otuz gün önce bölge müdürlüğüne bildireceği düzenlenmiştir.
Davacılar tarafından, seçime ilişkin bilgi ve belgelerin Yönetmelik'in 10. maddesinin 1. fıkrasında vakıf yönetimince, 12. maddesinin 2. fıkrasında ise seçim tertip heyetince bölge müdürlüğüne iletilmesi öngörülerek mükerrerliğe ve dolayısıyla gereksiz kırtasiyeciliğe neden olunduğu ileri sürülmüş ise de, 10. maddenin 1. fıkrası uyarınca vakıf yönetimince bölge müdürlüğüne iletilmesi gereken belgeler arasında yönetim kurulu adaylarına ilişkin listenin yer almadığı, bu belgenin ilk defa 12. maddenin 2. fıkrası uyarınca seçim tertip heyetince bölge müdürlüğüne gönderileceği anlaşıldığından, anılan iddia yersiz bulunmuştur.
Davacıların, Yönetmelik'in 10. maddesinin 1. fıkrasına yönelik diğer hukuka aykırılık sebebi olan, en az 6 aydır seçim çevresinde ikamet eden seçmenlerin tespitinin, vakıfça ancak Merkezi Nüfus İdare Sistemi (MERNİS)'ne erişim sağlanması ile mümkün olduğu, bu durumun ise hukuken olanaksız bulunması karşısında, vakfa getirilen yükümlülük ile vakfın bu yükümlülüğü yerine getirme bakımından sahip olduğu olanak ve donanımların orantısız olduğu iddiasına gelince, cemaat vakıflarınca Merkezi Nüfus İdare Sistemi isimli, adrese dayalı nüfus kayıt bilgilerinin yer aldığı veri tabanına erişimi mümkün değil ise de, erişilmek istenen bilgi ve belgelerin, ilgili bölge müdürlükleri aracılığıyla ve/veya seçmenlerin e-devlet sistemi üzerinden sunacakları yerleşim yeri belgelerinin ibrazı ile temininin mümkün olduğu anlaşıldığından, anılan iddiaya da itibar edilmemiştir.
Son olarak davacılar tarafından, seçim tertip heyetine yüklenen görevlerin, yerine getirilmesi mümkün olmayan görevler olduğu, bu heyetin, söz konusu iş ve işlemleri yürütebilmesinin fiilen imkansız hâle geldiği ileri sürülmüşse de söz konusu iddiaların soyut nitelikte bulunduğu gibi, heyete yüklenen görevlerin makul süreler tanınarak ifasının öngörüldüğü anlaşıldığından, bahse konu iddiaların dayanaktan yoksun olduğu, bu hâliyle seçimin düzenli ve güvenli yürütülmesi amacıyla getirilen düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, anılan maddelerde yer alan düzenlemelerin, seçim sürecinin güvenli ve tarafsız bir ortamda gerçekleştirilebilmesi için ilgili kamu idaresi olan Vakıflar Genel Müdürlüğüne ve vakıfların bünyesinde oluşturulan seçim tertip heyetlerine verilen yetkilerden ibaret olduğu, cemaat vakıflarının ve mensuplarının üzerlerinde vesayet kurulması anlamına gelmeyeceği, hukuka ve mevzuata uygun olduğu anlaşılmaktadır.

5- Dava Konusu Yönetmelik'in 15. Maddesinin İncelenmesi:
Anılan maddede, hastanesi olan cemaat vakıflarının yönetim kurullarının seçimlerine ilişkin usûl ve esasların, bu Yönetmelik'in yürürlüğe girdiği tarihten, yani 18/06/2022'den itibaren bir yıl içinde Sağlık Bakanlığının olumlu görüşü doğrultusunda düzenlenen bir başka yönetmelikle belirleneceği, bu vakıfların yönetim kurulu seçimlerinin 31/12/2023 tarihine kadar sonuçlandırılmasının esas olduğu belirtilmiştir.
Hastanesi olan cemaat vakıflarının, esas itibarıyla cemaat vakfı niteliğinde olmakla birlikte, Sağlık Bakanlığının denetimine tabi kamusal hizmet sunan sağlık kuruluşlarını haiz oldukları ve buna bağlı olarak diğer cemaat vakıflarından farklı bir yapıya sahip bulundukları, yönetimsel yapılanmalarında sağlık mevzuatının da göz önünde bulundurulması gerektiği dikkate alınarak getirilen, diğer cemaat vakıflarından ayrı bir seçim koşuluna tabi tutulmasını öngören düzenlemede, hukuka, ulusal ve uluslararası mevzuata aykırılık olmadığı sonucuna varılmaktadır.

6- Dava Konusu Yönetmelik'in Geçici 1. Maddesinin İncelenmesi:
Dava konusu madde ile Vakıflar Yönetmeliği'nde cemaat vakfı yöneticilerinin seçimine yönelik kuralların 19/01/2013 tarihinde yürürlükten kaldırıldığı ve bu tarih ile dava konusu Yönetmelik'in yürürlüğe girdiği 18/06/2022 tarihleri araında hukuki boşluk doğmasına bağlı olarak vakıf yönetimi seçimlerinin Vakıflar Genel Müdürlüğünün 21/01/2013 tarih ve 2013/1 sayılı Genelgesi ile 11/03/2019 tarih ve 38094 sayılı Talimatı gereği hiç ya da düzenli ve yeknesak şekilde yapılmadığı gözetilerek söz konusu eksiklik ve aksaklıkların giderilmesini teminen seçimlerin tamamlanması için nihai, objektif ve hastanesi olan cemaat vakıfları hariç tüm cemaat vakıfları bakımından aynı olacak şekilde bir tarih öngörüldüğü, cemaat vakıflarının seçimlerini belirli bir tarihe kadar yapması ve bu suretle mevzuata uygunluklarını sağlaması amacıyla bir sınır çizilmesinin, belirli bir tarih belirlenmesinin seçime müdahale olarak kabul edilse dahi söz konusu müdahalenin kanuni dayanağı ve yukarıda detaylıca aktarılan meşru amacı haiz olduğu, ayrıca belirlenen tarihin Yönetmelik'in yürürlüğünden itibaren yaklaşık 6 aylık bir süreyi ifade ettiği dikkate alındığında makul, yani ulaşılmak istenilen amaç bakımından elverişli, zorunlu ve orantılı olduğu anlaşıldığından, anılan maddede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin tamamının, 6. maddesinin, 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin, 10. maddesinin (2. fıkrasının birinci cümlesi hariç), 12. maddesinin ve geçici 1. maddesinin iptali istemleri bakımından oy birliğiyle DAVANIN REDDİNE,
2\. 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin 10. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesinin ve 15. maddesinin iptali istemleri bakımından oy çokluğuyla DAVANIN REDDİNE,
3\. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacıların üzerinde bırakılmasına,
4\. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine,
5\. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacılara iadesine,
6\. Bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 06/05/2025 tarihinde karar verildi.


(X)-KARŞI OY:
Dava konusu Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin "Seçim öncesi işlemler" başlıklı 10. maddesinde,
"(1) Vakıf, seçime ilişkin yönetim kurulu kararını, seçim çevresini, seçim tarihini, vakıfta kayıtlı seçmen listelerini, seçim tertip heyetinin kimlerden oluştuğunu, seçim tarihinden en az altmış gün önceden ilgili bölge müdürlüğüne yazı ile bildirir.
(2) Seçim için gerekli bilgi ve belgeler incelendikten sonra bölge müdürlüğünce ilgili vakfa seçimin yapılabileceğine dair yetki belgesi verilir. Yazı ekinde eksik veya mevzuatına uymayan belge bulunması halinde vakfa, eksikliklerin tamamlanması veya mevzuata uygun olmayan belgelerin düzeltilmesi için yedi gün süre verilir.
..." düzenlemesine yer verilmiştir.
Yönetim kurulu seçimi yapılacak cemaat vakfının, seçim için gerekli bilgi ve belgeleri seçim tarihinden en az altmış gün önceden ilgili bölge müdürlüğüne yazı ile bildireceği, bölge müdürlüğünce gerekli bilgi ve belgeler incelendikten sonra, başvurucu cemaat vakfına seçimin yapılabileceğine dair yetki belgesi verileceği kural altına alınmıştır.
Madde bir bütün hâlinde incelendiğinde, seçim yapılabileceğine dair yetki belgesi alamayan cemaat vakfının seçime gidemeyeceği; cemaat mensuplarının seçme veya seçilme hakkını kullanmasının, bölge müdürlüğünce verilecek bir yetki belgesine bağlandığı anlaşılmaktadır.
Seçime gidecek herhangi bir vakfın, derneğin veya sivil toplum kuruluşunun, seçim yapabilmesi için ilgili kamu otoritesinden yetkilendirilmesi gerektiğine yönelik herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.
Bu nedenle, Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin 10. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesinin, uluslararası ve ulusal mevzuat uyarınca cemaat vakıflarına verilen seçim hakkının, idarece kısıtlanması sonucunu ortaya çıkardığı anlaşıldığından hukuka aykırı görülmektedir.
Açıklanan nedenle, Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin 10. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesinin iptali gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyoruz.


(XX)-KARŞI OY:
Dava konusu Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin "İstisna" başlıklı 15. maddesinde,
"(1) Hastanesi olan cemaat vakıflarının yönetim kurullarının seçimlerine ilişkin usul ve esaslar bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Sağlık Bakanlığının olumlu görüşü doğrultusunda düzenlenen Yönetmelikle belirlenir. Bu vakıfların yönetim kurulu seçimlerinin 31/12/2023 tarihine kadar sonuçlandırılması esastır." düzenlemesine yer verilmiştir.
Bir cemaat vakfı; kilise, havra, sinagog, mezarlık, okul, hastane gibi dinî, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlardaki faaliyet gösteren bir veya bazen birden çok kuruluştan oluşmaktadır. Bir cemaat vakfının kilisesi varken, başka bir cemaat vakfının okulu, bir diğer cemaat vakfının ise hastanesi bulunabilmektedir. Bu durum, bir cemaat vakfının adından da açıkça anlaşılmaktadır: "... Kilisesi Vakfı", "...Sinagogu Vakfı", ...Mezarlığı Vakfı". "...Lisesi Vakfı", "...Hastanesi Vakfı", "...Kilisesi ve ...Mezarlığı Vakfı" gibi.
Yapılan bu düzenleme ile hastanesi olan cemaat vakıfları, seçim işlemleri bakımından, diğer alanlardaki kuruluşlara sahip tüm cemaat vakıflarından ayrılmış; anılan bu cemaat vakıflarının seçim iş ve işlemlerinin, bir başka idarenin de olumlu görüşü doğrultusunda düzenlenen yönetmelik ile belirleneceği kural altına alınmıştır.
Davalı idare tarafından, davacının bu düzenlemeye yönelik hiçbir somut iddiası olmadığı savunulmuşsa da davacılar tarafından seçim iş ve işlemleri bakımından cemaat vakıfları arasında ayrım yapılmasının hukuki bir nedeni olmadığı ileri sürülmüştür. Öte yandan, davalı idare tarafından, yalnızca hastanesi olan cemaat vakıfları bakımından ayrıksı bir düzenleme oluşturulduğu, örneğin eğitim kurumu bulunan cemaat vakıfları yönünden böyle bir düzenleme getirilmediği, ancak bunun sebebinin somut ve nesnel olarak ortaya konulamadığı görülmektedir.
Hastanesi olan cemaat vakıflarının Sağlık Bakanlığı tarafından denetime tabi kuruluşlar olduğu ve yöneticilerinin sağlık mevzuatında aranılan nitelikleri haiz olması gerektiği düşünülerek seçim işlemleri bakımından diğer cemaat vakıflarından ayrı bir düzenlemeye tabi tutulmuş olabileceği düşünülse bile, aynı düşüncenin devamı olarak okulu olan cemaat vakıflarının Milli Eğitim Bakanlığı ile mezarlığı olan cemaat vakıflarının ilgili belediyeler ile ilişkili olduğu da değerlendirilebilir. Bu durumda ise, her cemaat vakfının seçim işlemleri için vakfın faaliyet alanına göre ilgili kamu idaresinden olumlu görüş alınması gerektiği şeklinde hukuken geçerliliği olmayan bir sav ortaya çıkmaktadır. Cemaat vakıflarında esas olan faaliyet gösterilen alan değil, bu faaliyeti göstermesine imkan sağlayan hukuki statüdür. Bu statü de vakıflar mevzuatından gelmektedir. Bir başka kamu idaresinin, aynı alanda faaliyet gösteren bir kısım cemaat vakfının seçim işlemlerine müdahil edilmesinin hukuki gerekçelerinin ortaya konulamadığı dikkate alındığında; cemaat vakıflarının seçim işlemlerine yönelik düzenlemelerin, yalnızca Vakıflar Genel Müdürlüğünün gözetimi ve denetiminde yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Esasen bu husus, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 33. maddesinin de zorunlu sonucudur.
Açıklanan nedenle, Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin 15. maddesinin iptali gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.




10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim