Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2022/5502
2025/4797
23 Ekim 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/5502
Karar No : 2025/4797
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten ...'a Velayeten
... ve ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından, müvekkili ...'ın ... Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde 21/09/2012 tarihinde yapmış olduğu doğum esnasında bebek ...'ın sol kolunda sinir zedelenmesi (brakial pleksus yaralanması) meydana gelmesi sonucunda sol kolunun sakat kalmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık ... için 2.000,00 TL, baba ... için 4.000,00 TL ve anne ... için 4.000,00 TL olmak üzere toplam 10.000,00 TL maddi, ... için 200.000,00 TL, baba ... için 50.000,00 TL ve anne ... için 50.000,00 TL olmak üzere toplam 300.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; ... Üniversitesi Adli Tıp ve Adli Tıp Bilimler Enstitüsünce düzenlenen ... tarih ve ... sayılı raporda özetle, 4.900 gram ağırlığında doğan bebeğin doğumdan önce yaklaşık doğum kilosunun tam olarak tespit edilemeyeceği, tespit edilmesi halinde dahi kayıtlı tıbbi bulgulara göre anneye normal doğum yöntemi ile doğum yaptırılmasının tıbben uygun kabul edildiği, yenidoğan brakiyel pleksusu hasarının normal doğum yöntemi yerine diğer doğum yöntemleri uygulanmış olsa bile gerçekleşebileceği, esasen doğumun dinamik bir süreç olduğu, annenin ıkınması, uterusun kasılması sonucu bebeğin doğum yoluna doğru itilmesi yani iç kuvvetler ve doğumu gerçekleştiren kişi tarafından uygulanan traksiyon yani dış kuvvetlerin rol aldığı, son 20 yıldaki çalışmalara göre iç faktörlerin yenidoğan brakiyel pleksusu hasarında önemli bir rol oynadığı, yenidoğan brakiyel pleksusu hasarının erken teşhisinin mümkün olmadığı, daha önce 3 kere normal doğum yapan, hastaneye yatışından doğum anına kadarki kayıtlarda doğum seyrinde bir patoloji düşündürecek anormallik saptanmayan ve herhangi bir manevra uygulanmadan normal doğumla gerçekleşen olguda gelişen yenidoğan brakiyel pleksusu hasarının doğumun önlenemez ve öngörülemez bir komplikasyonu olarak kabul edilmesi gerektiği görüş ve kanaatine yer verildiği, tazminat istemine esas olayın meydana gelmesinde idareye atfedilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı, idarenin kusursuz sorumluluğunu gerektirecek herhangi bir durumun da uyuşmazlıkta mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, doğum öncesinde ultrasonografi (USG) ile bebeğin kafa çevresi uzunluğu, kilosu ve annenin leğen kemiği çapının tespit edilerek normal doğumun mu, yoksa sezaryen ile doğumun mu daha uygun olduğuna doktor tarafından karar verilmesi gerektiği, ultrasonografi sonrasında 4000 gram üstü bebekler için normal doğumun sakıncalı olduğu, sezaryen ile doğum yaptırılması gerektiği, doğum öncesinde gerekli testlerin yapılmadığı, sezaryanla doğum istenilmesine rağmen normal doğum yaptırıldığı, doğum neticesinde kızlarının sakat kalmasına neden olunduğu, sağlık hizmetinin kusurlu işletildiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacılardan ...’ın miadında (40-41 haftalık) ağrılı gebelik nedeniyle 20/09/2012 tarihinde ... Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine başvurduğu, yapılan ultrasonografiye göre; baş geliş, FKA + amnion mayi yeterli plasenta posterior yerleşimli gebe olarak değerlendirildiği ve yatışı yapılarak takibine başlanıldığı, aralıklı muayeneler ve NST ile travay takibi yapıldığı, 21/09/2012 tarihinde saat 07:00'de normal vajinal yolla 4900 gram ağırlığında, 55 cm boyunda, baş çevresi 38 cm, apgarı 8-10 olan canlı bir kız bebek doğurtulduğu, bebeğin yenidoğan muayenelerinde sol kolunda güçsüzlük olduğu, Erb-Duchenne paralizi olarak değerlendirildiği, ailenin kendi isteğiyle aynı gün taburcu edildiği; bebek ...'ın brakial pleksus yaralanması nedeniyle ... Hastanesinde fizik tedavi gördüğü, tedaviye yanıt vermemesi üzerine 22/12/2016 tarihinde ... Üniversitesi ... Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalında opere edildiği görülmekte olup, davacılar tarafından, ... Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde 21/09/2012 tarihinde gerçekleştirilen doğum esnasında bebek ...'ın sol kolunda sinir zedelenmesi (brakial pleksus yaralanması) meydana gelmesi ve sonrasında sol kolunun sakat kalmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle maddi ve manevi tazminat ödenmesi amacıyla davalı idareye yapılan 26/12/2016 tarihli başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunca düzenlenen ... tarih ve ... sayılı raporda; "miadında normal doğum olarak hastaneye yatırılan davacılardan ...'ın doğum öncesi muayenesinin ilgili hekim tarafından yapıldığının anlaşıldığı, doğumun vajinal yoldan sonlandırıldığı, mevcut tıbbi belgelerde bebeğin fiziksel gelişiminin normal olduğu, söz konusu bulguların normal yoldan doğum yaptırılma sınırları içinde değerlendirildiği, sezaryen endikasyonunun bulunmadığı, doğum eyleminde uzama ya da aksaklık bildirilmediği, söz konusu bulgularla kişiye normal doğum yaptırılmasının doğru bir yaklaşım olduğu, davacılardan ...'da saptanan brakial pleksus lezyonunun normal doğum eylemi sırasında tüm özenin gösterildiği durumlarda dahi bebeğin vajinal yoldan çıkartılması sırasındaki manevralara bağlı olarak görülebildiği, öngörülemeyen ve önlenemeyen bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, bebeğin fiziksel gelişimi, doğum öncesi tetkik sonuçları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, uygulamaların tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığı ile yürüten idareye atfı kabil kusur bulunmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir.
Mahkemenin ... tarih ve E:... sayılı ara kararı ile;
"-4.900 gram ağırlığında doğan bebeğin, doğumdan önce yaklaşık doğum kilosunun tespit edilmesi halinde, genel olarak hangi doğum yönteminin uygulanacağı, bu ağırlıkta bir bebek için anneye normal doğum yöntemi ile doğum yaptırılmasının risk taşıyıp taşımayacağı,
-Normal doğum yöntemi ile 4.900 gram ağırlığında doğan bebeğin doğum sonrasında kolunda meydana gelen brakiyel pleksus yaralanmasının normal doğum yöntemi yerine diğer doğum yöntemleri uygulansaydı yine gerçekleşip gerçekleşmeyeceği,
-Hastaneye başvuran gebenin doğuma hazırlanma ve doğum süreci zarfında idare personelince gerekli tetkiklerinin yapılıp yapılmadığı, doğumdan önce bebeğin yaklaşık kilosunun tespit edilip edilmediği (travay takibine ilişkin kayıtlar ile, USG, NST kayıtları ve doğum sırasındaki kayıtlar dikkate alınmak suretiyle), annenin doğumda sezaryen endikasyonunun bulunup bulunmadığı," hususlarının açıklığa kavuşturulması amacıyla ... Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü marifetiyle dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir.
İstanbul Üniversitesi Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsünce düzenlenen ... tarih ve ... sayılı raporda özetle;
-Yenidoğan brakiyal pleksusu hasarının gelişmesi için doğumda omuz takılmasının olmasının şart olmadığı, sezaryen doğumlarında da gelişme ihtimalinin bulunduğu, ACOG raporunda yenidoğan brakiyel pleksusu paralizisine yol açan bir çok risk faktörünün bulunmasına karşın bu risk faktörleri ile yenidoğan brakiyel pleksusu paralizi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin saptanamadığı, örneğin risk farktörleri arasında tek başına veya anne diyabetiyle beraber görülen fetal makrozomi sayılsa da son 20 yılda yayımlanan 7 çalışmada yenidoğan brakiyel pleksusu hasarı gözlenen olguların çoğunda annede diyabet olmadığı ve doğum tartısının 4000 gramın altında olduğu, özellikle diyabetik annelerde olguların fetal makrozomi kabul edilerek direk sezaryenle alınmasının yenidoğan brakiyel pleksusu paralizi görülme sıklığını azaltması açısından pozitif öngörme değerinin %5, materyal diabet olmayan olgularda ise %2 olduğu, yapılan diğer çalışmalarda da makrozomi şüpheli olgularda direk sezaryen yapılmasının yenidoğan brakiyel pleksusu hasarı sıklığının azaltılmasındaki etkisinin sınırlı olduğu,
-4.900 gram ağırlığında doğan bebeğin doğumdan önce yaklaşık doğum kilosunun tam olarak tespit edilemeyeceği, tespit edilmesi halinde dahi kayıtlı tıbbi bulgulara göre anneye normal doğum yöntemi ile doğum yaptırılmasının tıbben uygun kabul edildiği,
-ACOG raporunda bulunan 12 çalışmada, geçici ve kalıcı yenidoğan brakiyel pleksusu hasarının olguların %46'sında herhangi bir omuz takılması olmadan gerçekleştiği, 1 yıldan uzun süreli yenidoğan brakiyel pleksusu hasarının varlığında bile bu oranın %26 düzeyinde olduğu, 4 çalışmanın da 240.000 sezaryen olgusunu araştırdığı ve bu grupta yenidoğan brakiyel pleksusu hasar oranının 0,3-1,5/1000 canlı doğum olarak saptandığı, yenidoğan brakiyel pleksusu hasarının sezaryenle doğumda da gerçekleşebileceği,
-Dolayısıyla yenidoğan brakiyel pleksusu hasarının normal doğum yöntemi yerine diğer doğum yöntemleri uygulanmış olsa bile gerçekleşebileceği,
-Doğumla gelişebilen yenidoğan brakiyel sinir paralizilerinin halen adli obstetrik dava konularının başında geldiği, bu konuda referans olarak kabul edilen ACOG bülteninin 2002 de yazıldığı, 2013 de yeniden gözden geçirildiği, bu raporlarda yenidoğan brakiyel pleksusu hasarının önceden belirlenmesinde ultrasonografisinin yardımının bulunmadığı, doğum tartısı ile ultrasonografide belirlenen tahmini fetüs ağırlığı arasında %15-20 oranında oynama olabileceği, ultrasonografinin doğum tartısının belirlenmesindeki duyarlılığının %40 olduğu, ultrosonografi kullanılmasının yenidoğan brakiyel pleksusu hasarı görülmesini engelleyeceği yönünde herhangi bir veri bulunmadığı, ACOG raporunda midpelvik operatif vaginal doğum yapılması planlanan olgularda fetusun kilo tahminin 4000 gramın üzerinde olması durumunda annede daha önce omuz takılması ve yenidoğanda ağır hasar kalma hikayesi olması durumunda ve diabetik annelerde fetus kilo tahminin 4500 gram ve üzeri diabeti olmayan annelerde ise 5000 gram ve üzeri olması halinde daha temkinli davranılması gerektiğinin belirtildiği, temkinliliğin normal doğum yapılamayacağı anlamına gelmediği, mevcut bilgilere göre normal doğum kararı verilmesinin tıbbi kurallara uygun olduğu, hekimlerin bebeğin mevcut ölçüleri ile annenin durumunu birlikte değerlendireceği, elde ettiği ölçüleri ve annenin muayenesi sonrası elde ettiği bulguları karşılaştıracağı, buna göre doğum şekline karar vereceği, olayda değerlendirmenin yapılmadığı yönünde herhangi bir belgenin bulunmadığı, doğumdan bir gün önce yapılan ultrasound incelemesinde anne karnındaki bebeğin kafa vücut ölçülerinin alındığı, annenin muayenesinin yapıldığı, herhangi bir uygunsuzluk saptanmadığı, tüm belgelerin incelenmesi sonucu doğumun mutlaka sezaryen ile yaptırılması yönünde tıbbi bir zorunluluk bulunmadığı,
-Yenidoğan brakiyel pleksusu hasarı insidansının ACOG raporunda 1.5 olgu/1000 doğum olarak verildiği, uygun şartların sağlanması durumunda %50-%80 olguda tam şifa bildirildiği, bu hasarın 12 ay geçici olabileceği, kalıca hale de dönüşebileceği, raporda 12 ayda kalıca hale gelme olasılığının %3 ile %33 arasında değiştiğinin belirtildiği, esasen doğumun dinamik bir süreç olduğu, annenin ıkınması, uterusun kasılması sonucu bebeğin doğum yoluna doğru itilmesi yani iç kuvvetler ve doğumu gerçekleştiren kişi tarafından uygulanan traksiyon yani dış kuvvetlerin rol aldığı, son 20 yıldaki çalışmalara göre iç faktörlerin yenidoğan brakiyel pleksusu hasarında önemli bir rol oynadığı, yenidoğan brakiyel pleksusu hasarının erken teşhisinin mümkün olmadığı, daha önce 3 kere normal doğum yapan, hastaneye yatışından doğum anına kadarki kayıtlarda doğum seyrinde bir patoloji düşündürecek anormallik saptanmayan ve herhangi bir manevra uygulanmadan normal doğumla gerçekleşen olguda gelişen yenidoğan brakiyel pleksusu hasarının doğumun önlenemez ve öngörülemez bir komplikasyonu olarak kabul edilmesi gerektiği" görüş ve kanaatine yer verilmiştir.
İdare Mahkemesince anılan raporlar doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş olup, davacıların istinaf başvuruları da reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü tarafından 2010 yılında hazırlanan Doğum ve Sezaryen Eylemi Yönetim Rehberinin 49. ve 50. sayfalarında, fetusun doğum ağırlığının 4000 gram ve üzerinde olmasının fetal makrozomi olarak tanımlandığı, ultrasonografik yöntemlerin dahi kilogram başına 125-150 gram hata payı taşıdığı, 4000-4500 gram tahmini fetal ağırlığı olan nondiyabetik (diyabet hastalığı bulunmayan) gebelerde normal vajinal yolla doğumun denenebileceği (anne ile bütün riskler ve yararlar tartışıldıktan sonra), tahmini fetus ağırlığının 4000 gramdan fazla olduğu diyabetik anne adaylarına sezaryen önerildiği; söz konusu Rehber'in 51. sayfasında yer alan Fetal Makrozomi Akış Şeması'nda ise, tahmini fetal ağırlığı 4500 gram ile 5000 gram arasında olan gebelerde anne ile bütün riskler ve yararlar tartışıldıktan ve anne tarafından tercih edilmesi halinde vajinal yolla doğumun denenebileceği, 5000 gram ve üzeri tahmini fetal ağırlığı olan gebelerde ise, diyabet hastalığı bulunmasa dahi daha önce doğum yapıp yapmadığına da bakılmaksızın sezaryen doğum yapılmasının tercih edilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Bakılan davada, her ne kadar hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu ve İstanbul Üniversitesi Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü raporlarında; doğum eylemini gerçekleştiren hekimin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu yönünde değerlendirme yapılmış ise de; yukarıda anılan Rehber'de tahmini fetus ağırlığının 4000 gramdan fazla olduğu nondiyabetik (diyabet hastalığı bulunmayan) gebelerde anne ile bütün riskler ve yararlar tartışıldıktan sonra normal yolla doğumun denenebileceğinin belirtildiği, tahmini fetus ağırlığının 5000 gramdan fazla olan gebelerde ise annenin nondiyabetik olup olmadığına veya daha önce doğum yapıp yapmadığına bakılmaksızın sezeryanla doğum yapılmasının zorunlu kılındığı; olayda, 4900 gr. doğan bebeğin tahmini fetal ağırlığını gösteren herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmadığı görüldüğünden, bebeğin tahmini fetal ağırlığının ölçülmesi amacıyla bir tetkik yapılıp yapılmadığı, bebeğin tahmini ağırlığını ölçmeye yönelik bir tetkik yapılmamasının tıbbi bir eksiklik ya da kusur teşkil edip etmediği, böyle bir tetkik yapılmışsa yapılan tetkikin sonucuna göre normal doğum kararının alınmasının yerinde olup olmadığı ve bu kararın anne ile bütün riskler ve yararlar tartışıldıktan sonra alınıp alınmadığı hususlarının aydınlatılıp açıklığa kavuşturulması, olayda hizmet kusuruna ilişkin değerlendirmenin tam ve eksiksiz olarak yapılabilmesi açısından önem arz etmektedir.
Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan raporların yukarıda belirtilen hususları karşılamadığı açık olup, konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak davalı idarenin olayda hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, alınacak rapor sonrası davalı idarenin sağlık hizmetini yürütmesinde kusuru bulunmadığı kanaatine varılsa bile, yukarıda anılan Rehber kapsamında bütün risk ve yararların tartışıldığını gösteren detaylı bir aydınlatılmış onam formunun bulunmadığı dosya kapsamından anlaşıldığından, onamın alınıp alınmadığı hususunun araştırılması suretiyle davacıların manevi tazminat istemleri hakkında karar verilmesi gerekmektedir.
Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik davacıların istinaf başvurularının reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2\. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3\. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 23/10/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.