SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2022/4281

Karar No

2025/4137

Karar Tarihi

25 Eylül 2025

Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/4281 E. , 2025/4137 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/4281
Karar No : 2025/4137

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...

İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 15/07/2016 tarihinde meydana gelen darbe girişimi esnasında Ankara'da Genelkurmay Başkanlığı önünde açılan ateş sonucu yaralanarak Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nce düzenlenen ... tarihli ve ... sayılı engelli sağlık kurulu raporuna göre %65 oranında engelli hale geldiğinden bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararına karşılık 18.000,00 TL maddi, 750.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 768.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davacıya 2330 sayılı Kanun gereğince tazminat ödendiği, bu sebeple maddi zararının bulunmadığı; mevzuat uyarınca 15 Temmuz darbe teşebbüsü sırasında yaralananlara emekli ikramiyesi, dul ve yetimlere aylık bağlanması, istihdam/ iş hakkı, ücretsiz seyahat kartı, faizsiz konut kredisi, öğrenim hakkı, kira yardımı gibi haklar tanındığı ve ayrıca yaşadığımız coğrafya itibarıyla manevi olarak büyük değeri bulunan gazi unvanı da verildiği, dolayısıyla davacının yaşadığı manevi zararın da idarece birçok tatmin aracıyla karşılandığı, bu sebeple davacının manevi tazminat ödenmesi talebinin de yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, olay nedeniyle yaralandığı, bu sebeple uğradığı zararların giderilmesi gerektiği, bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın verilen kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dava dosyasının incelenmesinden, davacının 15/07/2016 tarihinde Fethullahçı terör örgütü tarafından gerçekleştirilen darbe girişimi kapsamında açılan ateş sonucu yaralandığı, Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nce düzenlenen ... tarihli ve ... sayılı engelli sağlık kurulu raporunda, %65 oranında sürekli engelli olduğunun tespit edildiği, olaya ilişkin olarak davacıya İçişleri Bakanlığı Nakdi Tazminat Komisyonunun farklı tarihlerdeki kararlarıyla toplam 154.683,84 TL nakdi tazminat ödenmesine karar verildiği, davacı tarafından 31/08/2018 tarihinde davalı idareye başvurularak olay nedeniyle uğranılan zararların giderilmesinin talep edildiği, yapılan başvurunun cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir."; 5. maddesinde, "Devletin temel amaç ve görevlerinin, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."; 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açıktır." aynı maddenin son fıkrasında, "İdare eylem ve işlemlerinden doğan (maddi ve manevi) zararı ödemekle yükümlüdür." hükmüne yer verilmiştir.
6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un "Vazife malulü aylığı bağlanması ve diğer haklar" başlıklı 7. maddesinde, "(1) 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemi ile bu eylemin devamı niteliğindeki eylemler sebebiyle hayatını kaybeden veya malul olan sivillere 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (j) bendi kapsamında bağlanacak aylıklarının hesabında aynı fıkranın (h) bendi hükümleri esas alınır ve kendileri ile hak sahipleri, söz konusu (h) bendi kapsamında bulunanlara ilgili mevzuatında sağlanan diğer haklardan aynı şekilde yararlandırılır. Ancak, dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı, malulün ya da ölenin kendisine bağlanacak aylıktan az olamaz. Ayrıca, bunlar hakkında 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun nakdi tazminat hükümleri uygulanır. Bunların aylık başlangıç tarihine kadar olan genel sağlık sigortası primi dahil kendi sigortalılığı sebebiyle tahakkuk eden prim ve prime ilişkin her türlü borçları Sosyal Güvenlik Kurumunca terkin edilir. (2) Birinci fıkra kapsamına giren ve 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu kapsamında emeklilik ikramiyesine müstahak olanların emeklilik ikramiyeleri, en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) 115 katından az olmamak üzere, 3713 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükümleri esas alınarak ödenir. Birinci fıkra kapsamına girmekle birlikte emeklilik ikramiyesine müstahak olmayan sivillerden yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak ve başkasının yardım ve desteğine muhtaç olacak derecede malul olanların kendileri ile ölenlerin kanuni mirasçılarına en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) 170 katı, diğer malullere ise en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) 115 katı tutarında ek tazminat, nakdi tazminata ilişkin esas ve usuller çerçevesinde ilgili kurumlar tarafından ödenir. (3) Birinci fıkra kapsamına giren eylemler sebebiyle hayatını kaybeden, malul olan veya yaralanan kamu görevlileri ve siviller ile bunların hak sahipleri veya kanuni mirasçılarına, bu madde veya ilgili mevzuatı uyarınca ödenen gelir, aylık, emekli ikramiyesi, nakdi tazminat ve ek tazminatlar haczedilemez." hükmüne yer verilmiştir.
6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un "Sorumluluk" başlıklı 37. maddesinin 1. fıkrasında, "15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz."; 2. fıkrasında, "Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır." kuralı bulunmaktadır.
5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun Ek 77. maddesinde, "Bu Kanunun 56 ncı maddesi ile mülga 45 inci ve 64 üncü maddelerine, 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesine ve 2330 sayılı Kanuna veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre harp veya vazife malullüğü aylığı üzerinden aylık bağlananların bu aylıkları, aşağıdaki esaslar dahilinde yükseltilir.
...
Birinci fıkra kapsamında bulunanlardan, başkasının yardım ve desteği olmadan yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak derecede malul olanlara, 16 yaşından büyük işçiler için tespit edilmiş olan otuz günlük asgari ücretin net tutarının iki katı, aylıklarıyla birlikte ayrıca ödenir." hükmü bulunmaktadır.
6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun "Bedensel zarar" başlıklı 54. maddesinde, bedensel zararların; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olduğu; "Belirlenmesi" başlıklı 55. maddesinin 1. fıkrasında, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağı, kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemeyeceği; zarar veya tazminattan indirilemeyeceği, hesaplanan tazminatın, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamayacağı veya azaltılamayacağı; 2. fıkrasında, bu Kanun hükümlerinin, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanacağı hükümlerine yer verilmiştir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 6100 sayılı Kanun'un 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." kuralı yer almaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A)TEMYİZ İSTEMİNE KONU KARARIN, DAVACININ MADDİ TAZMİNAT İSTEMİ YÖNÜNDEN İNCELENMESİ:
Dava konusu olayın ve yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, 15/07/2016 tarihinde Fethullahçı terör örgütü tarafından gerçekleştirilen darbe girişimi karşısında ülkesini savunmak amacıyla Genelkurmay Başkanlığı önünde bulunduğu sırada açılan ateş sonucu yaralanarak ve kendisine gazi unvanı verildiği görülen davacının uğradığı maddi zararların, tıpkı kamu görevlisinin uğradığı zararların giderilmesinde olduğu gibi kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmin edilmesi gerektiği açıktır.
Dava dilekçesinin incelenmesinden, davacının uğradığını ileri sürdüğü zararın geçici ve sürekli iş göremezlik zararı, gelir kaybı ve bakıcı gideri ile eksik ödendiği ileri sürülen 6749 sayılı Kanun'un 7. maddesi uyarınca bağlanan aylık ve nakdi tazminat kalemlerinden oluştuğunu belirttiği, bu nedenle incelemenin de belirtilen kalemleri içerecek şekilde yapılması gerektiği anlaşılmaktadır.
1- Geçici iş göremezlik tazminatı yönünden incelenmesi:
Geçici iş göremezlik tazminatı, çalışma gücünün kullanılamaması nedeniyle çalışma gücünün %100 oranında kaybedildiğinin kabul edildiği "tedavi ve iyileşme süresi" ile sınırlı bir tazminat olup, bu süreçte olay öncesinde çalışılan işe devam edilememesinden dolayı uğranılan kazanç kaybının giderilmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, geçici iş göremezlik zararının tespit edilebilmesi için tedavi ve iyileşme süresi ile davacının olaydan önceki gelirinin tespit edilmesi gerekmektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden, davacının olay tarihi olan 15/07/2016 tarihi ile hakkında Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nce düzenlenen 3308 sayılı engelli sağlık kurulu raporunun düzenlendiği 22/11/2017 tarihi arasındaki zaman diliminde ne kadar süre tedavi gördüğüne ve iyileşme süresinin ne kadar olduğuna ilişkin bir bilgi veya belgenin bulunmadığı görülmektedir.
Öte yandan, davacı tarafından olaydan önce Almanya'da kafede çalıştığı ve 2600 Euro gelirinin bulunduğunun ileri sürüldüğü, Mahkemece bu iddiayı ispatlaması amacıyla çeşitli tarihlerde verilen ara kararlarında davacıdan bu beyanını ispatlayacak belgeleri sunmasının istenildiği, ancak davacı tarafından Almanca olarak sunulan belgelerin davacının bu iddiasının doğruluğunu ortaya koymak için yeterli olmadığı anlaşıldığından, olaydan önceki gelirini ispatlayamayan davacının, zararı doğuran olaydan önce asgari ücret düzeyinde gelirinin bulunduğu kabul edilerek hesaplama yapılması gerekmektedir.
Bu durumda, Bölge İdare Mahkemesince davacının tedavi ve iyileşme süresinin belirlenmesi amacıyla davacıya ait hasta dosyasının işbu dosya kapsamına alınarak ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak varsa davacının geçici iş göremezlik süresinin tespit edilmesi, bu hususun tespitinin ardından davacıya tedavi ve iyileşme süresince çalışamamasından dolayı, bu süreyle sınırlı olarak asgari asgari ücret tutarında (%100 oranında iş göremezliği olduğu kabul edilerek) tazminatın ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir.
2- Sürekli/kalıcı çalışma gücü kaybı ile efor (güç) kaybı yönünden;
Çalışma gücü, zarar görenin iş gücünün, yani beden ve fikir gücünün, gelir getirici şekilde kullanılması demektir. Burada asıl önem arz eden, kazanç kaybı veya azalması değil, kazanma gücünün kaybı veya azalmasıdır. Bu kayıp ve azalmadan doğan olumsuz ekonomik sonuçlar, zararı oluşturmaktadır (Eren, Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 713).
Bu aşamada, Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesinde bedensel zarar kalemlerinden biri olarak sayılan "çalışma gücü kaybı" ile yargısal içtihatlarla geliştirilen, benimsenen ve uygulanan çalışma gücü kaybının özel bir türü olan "efor (güç) kaybı" kavramları arasındaki farkı da ortaya koymak gerekmektedir. İki kavram arasındaki ayrımı netleştirmek için, efor kaybı tazminatının çıkış sebebine bakmakta fayda bulunmaktadır.
Buna göre, gelir getirici bir işte çalışma gücünden kısmen veya tamamen kalıcı olarak yoksun kalan kişilere çalışma gücü kaybı tazminatı ödenmesi gerektiği noktasında bir duraksama bulunmamaktadır. Ancak maddi bir zarar kalemi olan çalışma gücü kaybının, yalnızca "mal varlığında bir azalma ya da artış olanağından yoksun kalma" şartıyla tazmin edileceği anlayışının benimsenmesi sonucu kalıcı sakatlığa maruz kalmış olmalarına rağmen ev hanımları, emekliler, işsizler, yaşlılar ve 0-18 yaş arası küçüklerin, gelir getirici bir işte çalışmamalarına bağlı olarak mal varlığı zararına uğramadıkları gerekçesiyle bedensel zararları tazmin edilmemiştir. Oysa bu kişilerin, kalıcı sakatlık nedeniyle -mal varlığı zararı oluşmamış olsa dahi- günlük yaşamsal faaliyetlerini (yeme, içme, alışveriş yapma, tuvalet vb. zaruri ve yaşamsal ihtiyaçlarını giderme yönünden) eskisine ve emsallerine nazaran daha zor, bir başka ifadeyle daha fazla efor (güç) harcayarak yerine getirdikleri hayatın olağan akışına uygun bir gerçektir. Yine, kalıcı çalışma gücü kaybına uğrayan kişinin, gelir getirici bir işte çalışmaya devam etmesi ve gelirinde herhangi bir azalma olmaması halinde de, kişinin mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere/emsallerine göre bedensel güç kaybı oranında fazladan efor sarf etmek zorunda kalmasına rağmen, kişi, sırf mal varlığında -gelirinde- bir azalma olmaması nedeniyle çalışma gücü kaybı tazminatına müstehak kabul edilmemiştir. Aktarılan her iki durumda da, kalıcı sakatlığa uğrayan bu kişilerin, klasik anlamda bir "mal varlığı zararı" doğmamış olsa bile beden bütünlüğünün ihlalinden kaynaklanan "beden varlığı zararı"na uğramış olmaları gerçeği görmezden gelinerek, çalışma gücü kaybı tazminatı ödenmemiş, bu durum bir yandan bedensel olarak zarara uğrayan kişinin zararın sonuçlarına bizzat katlanmasına (zararın kişinin üzerinde bırakılmasına), diğer yandan bedensel zararın doğmasına neden olan taraftan zararın tazmin edilememesine, dolayısıyla hakkaniyete aykırı bir sonuca yol açmıştır.
Nitekim, sağlık kurulu raporuna göre %20 oranında çalışma gücü kaybına uğrayan bir kişinin güç (efor) tazminatı ödenmesi istemiyle açtığı davanın, olaydan sonra kişinin aynı yerde, aynı görev unvanıyla çalışmaya devam ettiği, maaş ve özlük haklarında herhangi bir değişiklik olmadığı gerekçesiyle İdare Mahkemesince reddi yolunda verilen karardan sonra yapılan bireysel başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, ... tarih ve Başvuru No:... sayılı kararıyla, ilk derece mahkemesi tarafından ulaşılan sonucun başvurucunun fiziksel bütünlüğünü korumak bakımından etkisiz kaldığı, başvuranın Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.
İşte bu noktada ortaya çıkan "efor (güç) kaybı" kavramı, kalıcı iş gücü kaybına uğrayan kişinin, gelir getirici bir işte çalışmaya devam etmesine ve gelirinde herhangi bir azalma olmamasına rağmen mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre, bedensel güç kaybı oranında fazladan efor sarf etmek zorunda kalmasından veya kişinin gelir getirici bir işte çalışmamakla birlikte günlük yaşamını emsallerine göre daha fazla efor sarf ederek sürdürmesinden kaynaklanan zarar olarak tanımlanmış ve zararı, bir anlamda, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu benimsenmiştir. Diğer bir anlatımla, kişinin mevcut zararını bizzat kendisinin "daha fazla güç" harcayarak gidermiş olması nedeniyle zarar verenin tazmin sorumluluğuna gidilmiştir.
Bu bağlamda, çalışma gücü kaybı, efor kaybını da içeren bir bedensel zarar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir diğer ifadeyle, efor kaybı, sürekli çalışma gücü kaybının özel ve istisnai bir görünümü olup, aynen çalışma gücü kaybı gibi maddi ve bedensel bir zarar kalemidir.
Özetlemek gerekirse, terminolojik olarak “efor kaybı” kavramı, sürekli kısmi iş göremezlik kaybına uğramış olup da,
a) gelir getirici bir işte çalışmayan (çalışma hayatına dahil bulunmayan) ev hanımları, emekliler, yaşlılar, işsizler ve 0-18 yaş arası küçükler ile
b) gelir getirici işte çalışmaya devam etmesine ve gelirinde bir azalma olmamasına rağmen mevcut işini eskiye ve emsallerine nazaran daha fazla güç sarf ederek yerine getirebilen kişiler
ile sınırlı olarak kullanılmaktadır. (Esasen, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E:2018/17-142, K:2018/1625 sayılı kararı da aynı yönde olup adli yargı uygulaması da bu şekildedir.)
Yukarıda belirtilen kişiler dışında, sürekli kısmi sakatlığa maruz kalanların uğradıkları bedensel zararın “çalışma gücü kaybı” adı altında tazmini gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, (kişinin gelir getirici bir işte çalışmamasına bağlı olarak bir gelirinin olmaması veya kişinin çalışmasına rağmen gelirinde bir azalma olmaması nedenleriyle) çalışma gücü kaybı tazminatı verilemeyen kişiler bakımından “efor kaybı" kavramı kullanılmaktadır.
Örneğin, çalışan ve fakat kusurlu bir idari eylem sonucu kalıcı sakatlığa uğrayan ve bu sebeple çalışamayacak hale gelen kişiye, (taleple bağlı olarak) aktif dönemi bakımından sakatlığı oranında çalışma gücü kaybı tazminatı ile ayrıca bakıma muhtaç olması halinde bakıcı gideri ödenmesi, ancak efor kaybı tazminatı verilmemesi gerekmektedir. Zira, her iki kavram da (çalışma gücü ve efor) çalışma gücü kaybı zararına ilişkin bulunduğundan, aynı olayda ve aynı dönemde hem çalışma gücü kaybı hem de efor kaybı tazminatına hükmedilmesi mümkün bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle, çalışma gücü kaybı tazminatı ödenebilecek hallerde kişiye ayrıca efor kaybı tazminatı verilememektedir.
İki bedensel zarar kalemindeki (çalışma gücü ve efor) bir başka fark ise, Dairemiz içtihatlarıyla geliştirilen, bu zararlar karşılığında ödenecek tazminatın hesaplanmasına esas tutarın belirlenmesi konusudur. Çalışma gücü kaybı tazminatı, kişinin aktif dönemdeki bedensel gücünü gelir getirici bir işte kısmen veya tamamen kullanamaması, dolayısıyla mal varlığında bedensel güç kaybı oranında azalma olması karşılığında ödendiğinden, beden gücü kaybının maddi/parasal karşılığı olan kalıcı sakatlık oranındaki "gerçek gelir" üzerinden (gerçek gelir x kalıcı sakatlık oranı formulü ile) hesaplanmaktadır. Efor kaybı tazminatı ise, gelir getirici bir işte çalışmayan ev hanımları, emekliler, yaşlılar, işsizler ve 0-18 yaş arası küçüklerin günlük yaşamsal faaliyetlerini emsallerine nazaran daha fazla güç sarf ederek yerine getirmeleri karşılığında ödendiğinden, bu faaliyetlerin maddi karşılığı olan, objektif ve eşit bir tutar niteliğindeki "net asgari ücret (AGİ hariç)" üzerinden, yine kalıcı sakatlık oranında hesap edilmektedir. Öte yandan, gelir getirici işte çalışmaya devam etmek ve gelirinde bir azalma olmamakla birlikte mevcut işini eskiye ve emsallerine nazaran daha fazla güç sarf ederek yapan kişilerin, bu fazladan sarf ettiği eforun maddi karşılığı olarak da kalıcı sakatlık oranındaki "net asgari ücret (AGİ dahil)" esas alınmaktadır. Bu halde, kişinin beden gücü kaybı oranında daha fazla güç sarf etmesi sayesinde çalışmaya devam etmesine, başka bir anlatımla fazladan sarf ettiği efor sayesinde gelir kaybına uğramamasına rağmen gerçek geliri üzerinden hesaplama yapılmamasının nedeni, aynı orandaki kalıcı sakatlık sonucu aynı veya benzer işleri yapan kişilerin alacağı efor kaybı tazminatının, gelirleri arasındaki fark nedeniyle farklılaşmasını önlemek, benzer durumda bulunanların, alacakları tazminat miktarı yönünden aynı hukuki sonuçlara muhatap olmalarını sağlamaktır. Yine, kalıcı sakatlık oranları aynı olmasına karşın, işinin niteliği gereği daha fazla efor sarf ederek çalışan kişinin gelirinin, iş ve çalışma koşulları gereği daha az efor sarf ederek çalışan kişiye nazaran düşük olması halinde oluşan hakkaniyete aykırı durumun bertarafı da amaçlanmaktadır.
a) Sürekli/kalıcı çalışma gücü kaybı yönünden;
Sürekli/kalıcı çalışma gücü kaybı (sürekli iş göremezlik) tazminatı, tedavi ve iyileşme (geçici iş göremezlik) süresinin tamamlanmasını müteakip kişide tedavi ile geçmeyen, bir başka ifadeyle yaşamı süresince kalıcı ve sürekli hale gelen çalışma gücü kaybının tazminini amaçlamaktadır. Dolayısıyla sürekli çalışma gücü kaybı tazminatının başlangıç tarihi, geçici iş göremezlik süresinin sona erdiği tarihtir.
Uyuşmazlıkta, olaydan önce çalıştığını ve elde ettiği geliri ispatlayamayan davacının gelir getirici bir işte fiilen çalıştığının kabulüne olanak bulunmadığından, kalıcı çalışma gücü kaybı tazminatına müstehak olduğundan söz edilemeyeceği açıktır.
b) Efor (güç) kaybı yönünden;
Dava konusu uyuşmazlıkta, her ne kadar davacı zararı doğuran eylemden önce çalıştığını ortaya koyamamış ise de davacının, hakkında düzenlenen Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 3308 sayılı engelli sağlık kurulu raporu gereği %65 oranında kalıcı/sürekli bir bedensel zarara uğradığının da kabulü zorunlu olup bu zararın ise "efor(güç) kaybı tazminatı" ile giderilmesi gerekmektedir.
Buna göre, davacının geçici iş göremezlik süresinin sona erdiği tarihten 5510 sayılı Kanun'a göre içtihadi emeklilik yaşı olarak belirlenen 60 yaşını ikmal ettiği tarihe kadar geçen aktif dönem boyunca beden gücünde meydana gelen azalma nedeniyle oluşan "aktif dönem efor (güç) kaybı zararı"nın (davacının gelecekteki gerçek geliri tespit edilemeyeceğinden asgari ücret esas alınmak suretiyle) davacının kalıcı sakatlık oranı ile asgari geçim indirimi (AGİ) dahil net asgari ücretin (2022 yılına kadar AGİ dahil, 2022 yılından sonra AGİ hariç olmak üzere) çarpımı sonucu hesaplanması, gelecek yılların asgari ücretlerinin, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihte bilinen net asgari ücret miktarı her yıl %10 artırılarak ve %10 iskontoya (progresif rant yöntemine) tabi tutularak belirlenmesi gerekmektedir.
Davacının 5510 sayılı Kanun'a göre içtihadi emeklilik yaşı olarak belirlenen 60 yaşını ikmal ettiği tarihten TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel yaşam süresinin sonuna kadar geçen "pasif dönem efor kaybı zararı"nın ise, bir çalışmanın karşılığı olmaması/günlük yaşamsal faaliyetlerin karşılığı olması nedeniyle- AGİ hariç net asgari ücrete sakatlık oranının uygulanması suretiyle hesaplanması gerekmektedir.
Bu şekilde hesaplanacak zarar kalemleri (geçici iş göremezlik zararı ve efor kaybı zararı) ile davacıya olaydan kaynaklı olarak ifa amacıyla yapılan ödemeler (ödenen nakdi tazminatın ve ek tazminatın yasal faizle güncellenmiş halleri, varsa 6749 sayılı Kanun gereğince 2330 sayılı Kanun kapsamında bağlanıp ödenen ve ödenecek olan aylıkları, terkin edilen prim ve prime bağlı borç tutarları) yarar kabul edilerek, zarar ve yarar kalemleri arasında yapılacak denkleştirme sonucu tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.
3-Gelir kaybından doğan zarar yönünden incelenmesi;
Uyuşmazlıkta, davacı tarafından Almanya'da garsonluk yaparak maaşı dışında bahşişlerden de gelir elde ettiği, olay nedeniyle çalışamaz hale gelmesi sebebiyle bu gelirinden yoksun kaldığı iddia edilmişse de davacı tarafından bu iddianın doğruluğunu ortaya koyacak bir bilgi ve belgenin sunulamadığı görülmüştür.
Bu durumda, davacının geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatını aşan tutarda bir gelir kaybı olduğu ortaya konulamadığından anılan kalem yönünden tazminat isteminin kabulüne olanak bulunmamaktadır.
4- Bakıcı giderine ilişkin kısım yönünden incelenmesi:
“Tam bağımlı engelli”, “ağır özürlü” ya da “bakıma muhtaç” gibi kavramlarla ifade edilir hale gelen ve bu durumu sağlık kurulu/bilirkişi raporuyla tespit edilen kişiye (kalıcı) bakıcı giderinin ödenmesi hususunda tartışma bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, dava dosyasının incelenmesinden, davacının “tam bağımlı engelli”, “ağır özürlü” ya da “bakıma muhtaç” durumda olduğuna ilişkin sağlık kurulu raporunun bulunmadığı görülmektedir.
Mahkemece davacının bakıma muhtaç olduğunun bilirkişi raporu/ sağlık kurulu raporu ile tespiti halinde; mükerrer ödemeye sebebiyet verilmemesi için öncelikle davacıya 5434 sayılı Kanun'un, 6495 sayılı Kanun'un 92. maddesi ile değişik ek 77. maddesi uyarınca vazife malullüğü aylığı dışında asgari ücretin net tutarının iki katı ilave ödeme (bakıcı ücreti ödemesi) yapılıp yapılmadığının araştırılması gerekmektedir.
Davacıya söz konusu Kanun kapsamında bakıcı ücreti ödenmediği tespit edildiği takdirde, tazminatın toplu ödenmesine karar verilen durumlarda, bakıma muhtaç kişinin hesaplanan muhtemel yaşam süresinden daha erken bir tarihte vefatı halinde, idare aleyhine sebepsiz zenginleşme ortaya çıkabildiğinden ve ödenen tazminatlar geri istenebildiğinden, Mahkemece bakıcı giderine ilişkin maddi tazminat hesabının aşağıda belirtilen ilkelere göre yapılması gerekmektedir. Buna göre;
1-Bakımı üstlenilen kişinin hayatta olduğunun belgelendirildiği sürece bakıcı giderlerinin ödenmesine karar verilmesi,
2-Ödemenin her takvim yılı başında yıllık peşin olarak yapılması,
3-Bakımı üstlenilen kişinin bakıcı giderine ilişkin maddi tazminat tutarının, aylık brüt asgari ücret üzerinden hesaplanması,
4-Anılan kriterler dikkate alınarak, olay tarihi ile mahkemece verilecek karar tarihi arasında geçen süre için bakıcı gideri tazminat tutarının bir bütün olarak hesaplanması, bu tutarının yasal faiziyle birlikte tazminat olarak ödenmesine karar verilmesi ve bu kısım açısından nispi vekalet ücretine hükmedilmesi,
5-Mahkemece verilecek karar tarihinden sonraki dönemler için yapılacak bakıcı gideri tazminatına ilişkin ödemelerin, davalı idarece re'sen kişinin yaşadığı tespit edilmek ve ilgili yıldaki brüt asgari ücret üzerinden hesaplanmak suretiyle her takvim yılının başında peşin olarak yapılmasına karar verilmesi ve bu kısım açısından maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir.
Bu durumda, Bölge İdare Mahkemesince, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde yapılacak inceleme sonucu davacının maddi tazminat istemi yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
Öte yandan, davacı tarafından 6749 sayılı Kanun uyarınca 2330 sayılı Kanun kapsamında bağlanan aylık ve ödenen nakdi tazminatın eksik ödendiği ileri sürülerek bu kısım için de maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi istenilmişse de bu zararların doğrudan işbu uyuşmazlığa konu idari eylemden değil, nakdi tazminat ödenmesi ve aylık bağlanmasına ilişkin idari işlemlerden kaynaklanan zarar niteliğinde oldukları göz önünde bulundurulduğunda, Bölge İdare Mahkemesince davacıya 6749 sayılı Kanun kapsamında maaş bağlandığının tespit edilmesi üzerine davacı tarafından bu Kanun kapsamında tesis edilen işlemler nedeniyle doğduğu ileri sürülen zararların tazmini istemiyle ayrıca dava açılabileceği de tabiidir.

B)TEMYİZ İSTEMİNE KONU KARARIN, DAVACININ MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ YÖNÜNDEN İNCELENMESİ:
Manevi zarar; kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, ölüm veya uğranılan diğer cismani zarar nedeniyle duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran belli ağırlıktaki her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmektedir. Uğradığı tecavüz, saldırı veya meydana gelen bir ölüm olayı sonucunda; fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.
Manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır.
İdare Mahkemesince, davacının manevi tazminat istemi; davacıya çeşitli mali haklar tanındığı (emekli ikramiyesi, dul ve yetimlere aylık bağlanması, istihdam / iş hakkı, ücretsiz seyahat kartı, faizsiz konut kredisi, öğrenim hakkı, kira yardımı gibi) ve ayrıca yaşadığımız coğrafya itibarıyla manevi olarak büyük değeri bulunan gazi unvanının da verildiği gerekçesiyle reddedilmiş, Bölge İdare Mahkemesince de davacının anılan kısma yönelik istinaf istemi yerinde görülmemiştir.
Uyuşmazlıkta, davacının olay nedeniyle %65 oranında sürekli engelli hale geldiği göz önünde bulundurulduğunda, davacının mevcut sağlık durumunun kendisinde üzüntüye sebep olacağı açıktır.
Bu durumda, olayın meydana getirdiği manevi zararın kısmen de olsa giderilmesi amacıyla Bölge İdare Mahkemesince uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yukarıda yer verilen gerekçeyle manevi tazminat isteminin reddi yolundaki Mahkeme kararının bu kısmına yönelik istinaf isteminin reddi yolunda verilen temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2\. Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3\. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 25/09/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim