Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2022/3627
2025/4891
28 Ekim 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/3627
Karar No : 2025/4891
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ...
2- ...
3- ...
VEKİLİ : Av. ...
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMLERİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından; müvekkili ...'in 18/04/2014 tarihinde ... Devlet Hastanesinde gerçekleşen doğum eyleminde gebelik kontrolünün gereği gibi yapılmaması sonucu doğumun altı gün sonra gerçekleşmesi ile bebeğin engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık her biri için ayrı ayrı 500,00 TL (miktar artırımı ile birlikte 2.000.591,97 TL) maddi, 200.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumu raporunun birlikte değerlendirilmesinden, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varıldığı, bu sebeple davacı küçükte oluşan zararda idarenin kusuru bulunduğu hususu açık şekilde ortaya konulduğu (4/8 oranında tıbbi hata) için ve söz konusu zararın meydana gelmesinde davalı idarenin de hizmet kusuru bulunması nedeniyle, idarenin sorumluluğu cihetine gidilerek davacılar tarafından talep edilen maddi tazminat isteminin aktüerya bilirkişisinin raporu ile Adli Tıp Kurumu'nun raporu doğrultusunda ve dosya içerisindeki diğer bilgi ve belgeler çerçevesinde karşılanması gerektiği, ...'in sürekli iş göremezlik zararı yönünden hesaplama yapıldığında; hesap bilirkişisi tarafından tespit edilen 1.799.557,86 TL tutara, Adli Tıp Kurumu'nun 1/2 kusur oranını uygulandığında toplam; 899.778,93 TL tutarın, dava tarihi olan 06/09/2017 tarihinden itibaren yasal faizi ile ödenmesi, davacıların bakıcı ihtiyacı ve bakıcı gideri yönünden hesaplama yapıldığında; hesap bilirkişisi tarafından tespit edilen 105.361,05 TL tutara, Adli Tıp Kurumu'nun 1/2 kusur oranını uygulandığında toplam 52.680,52 TL tutarın, dava tarihi olan 06/09/2017 tarihinden itibaren yasal faizi ile ödenmesi, davacıların tedavi giderleri yönünden hesaplama yapıldığında; hesap bilirkişisi tarafından tespit edilen 95.673,06 TL tutardan, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından geri ödeme kapsamında yapılan 12.338,00 TL tutarı mahsup yapıldığında geriye kalan 83.335,06 TL tutara, Adli Tıp Kurumu'nun 1/2 kusur oranını uygulandığında toplam; 41.667,53 TL tutarın, dava tarihi olan 06/09/2017 tarihinden itibaren yasal faizi ile ödenmesi gerektiği, davacı küçükte meydana gelen bedensel zarar sonucu serebral palsi hastası olarak kalıcı engellilik halinin oluşmasına sebebiyet verildiğinden bahisle davacıların yaşadığı elem ve üzüntünün kısmen de olsa giderilmesi amacıyla takdiren Küçük ... için 100.000,00 TL manevi tazminatın, anne ... için 100.000,00 TL manevi tazminatın ve baba ... için 100.000,00 TL manevi tazminatın, dava tarihi olan 06/09/2017 tarihinden itibaren hesaplanarak yasal faizi ile birlikte ödenmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacının istinaf başvurusunun bakıcı giderinin bakımı üstlenilen ...'in hayatta olduğunun belgelendirildiği sürece, aylık brüt asgari ücret üzerinden (davalı idarenin 4/8 oranında kusurlu olduğu dikkate alınarak) hesaplanarak, her takvim yılı başında ve yıllık peşin olarak ödenmesi ile bu kısım açısından karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT uyarınca duruşmalı işler için öngörülen 3.890,00 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmesine ve kısmen kabul edilen 994.126,98 TL maddi tazminata ve kısmen kabul edilen 300.000,00 TL manevi tazminata idareye başvuru tarihinden (24/04/2017) itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine şeklinde düzeltilerek reddine, davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen reddine, kısmen kabulüne, Mahkeme kararının davalı idare lehine hükmedilen maktu vekalet ücreti yönünden kısmen kaldırılmasına, " karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarı için hükmedilecek vekalet ücreti, karşı taraf lehine hükmedilen vekalet ücretini geçemeyeceğinden reddedilen maddi tazminat üzerinden hesaplanan 66.756,35 TL nispi vekalet ücretinin ve reddedilen manevi tazminat üzerinden hesaplanan 29.450,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine" ibaresinin hüküm fıkrasına eklenmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar vekili tarafından, davalı idarenin "1/2 oranında" hizmet kusurunun bulunduğu kabul edilerek bu oranlama üzerinden tazminat miktarının belirlendiği, Adli Tıp Kurumu raporundan da anlaşıldığı üzere olayın meydana gelişinde zarar gören müvekkillere atfedilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığı, ...'ın "Görevi Kötüye Kullanma" suçundan yargılandığı davada ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... tarih ve E..., K:... sayılı kararı ile 8 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bakıcı ve tedavi giderleri yönünden eksik hesaplama yapıldığı, muhtemel yaşam süresi dikkate alınarak bakıcı giderinin hesaplanması gerektiği, muhtemel yaşam süresine göre daha sonraki devam eden yıllara ilişkin de bakıcı gideri tazminatının hesaplanması gerekirken, sadece 2017 yılından 2020 yılına kadar olan bakıcı giderleri hesaplandığı, daha sonraki yıllara ilişkin bir hesaplama yapılmadığı, bu sebeple mahkemece eksik bakıcı giderine hükmedildiği, hükmolunan manevi tazminat miktarının düşük olduğu, davalı idare tarafından, olayla ilgili yapılan idari soruşturmadan da anlaşılacağı üzere .... tarafından doğum öncesi gerekli tetkiklerin yapıldığı, hastada meydana gelen zararın ....'ın eylemi veya eylemsizliği sebebiyle oluştuğuna dair hiç bir kanıtın dosya kapsamında bulunmadığı, bu durumun meydana gelen zararla, fiil arasındaki illiyet bağını ortadan kaldırdığı, davacı çocuğun bakımının annesi tarafından yerine getirildiği, hizmet kusurunun bulunmadığı ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden; davacı ...'in 18/04/2014 tarihinde ... Devlet Hastanesine başvuruda bulunduğu, doktor ... tarafından kontrollerinin yapıldığı, bebeğin durumunun iyi olduğunun söylendiği ve doğum için 3 gün sonrasına gün verilerek evine gönderildiği, aynı gün içerisinde vajenden koyu kıvamlı sıvı gelmesi üzerine doktor ...'yı arayarak bilgi verildiği; ancak doktor ...'nın doğumu kendisinin değil nöbetçi doktorun yaptıracağını beyan etmesi üzerine, hastanedeki nöbetçi doktor ... tarafından acilen sezaryen ile doğuma alındığı, ağır mekonyum aspirasyonlu ve düşük kilolu olarak doğan bebeğin entübe halde ambulans ve doktor eşliğinde bebek yoğun bakım ünitesine sahip olan ... Park Hastanesine sevkinin sağlandığı, bebek ...'in %98 engelli olduğunun öğrenilmesi üzerine, gerçekleşen doğum olayında görevli doktor ... tarafından gebelik kontrolünün gereği gibi yapılmaması sonucu doğumun normal gününden altı gün sonra gerçekleşmesi ve bebeğin engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık maddi ve manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İdare Mahkemesince olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunca düzenlenen ... tarih ve ... sayılı raporda; -özetle- "Anne ...’in düzenli olarak gebelik takiplerinin yapıldığı ... Devlet Hastanesi'nde 33. gebelik haftasından itibaren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı .... tarafından yapılan muayenelerinde bebekte gelişme geriliğini düşündüren bulgu tespit edilmediği, her ne kadar davalı hekimin ifadesinde; 18/04/2014 tarihli NST tetkikinin reaktif, bebek hareketlerinin iyi saptandığını belirtmiş olsa da, 18/04/2014 tarihinde saat 08:30’da çekilen NST tetkikinin 2. İhtisas Kurulu'nda yapılan incelenmesinde; nonreaktif olduğunun tespit edildiği ve bu tarihte kişiye obstetrik ultrasonografi tetkiki yapıldığına dair kayıt bulunmadığı, 18/04/2014 tarihli (saat 08:30) NST tetkikindeki mevcut bulgular nedeniyle fetusun iyilik halinin obstetrik ve doppler ultrasonografi gibi tetkikler ile bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği, dolayısıyla; gebeye söz konusu tetkikler yapılmadan iki gün sonrasına sezaryen ameliyatı önerilerek taburcu edilmesinin tıbbi hata olarak değerlendirildiği, tüm bu nedenlerle; Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ...’ın uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı, söz konusu tıbbi hatanın küçükte oluşan zarar üzerine etkisinin 4/8 (dörtbölüsekiz) oranında olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği" yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince söz konusu bilirkişi raporu hükme esas alınmış, davacıların maddi tazminat istemlerinin hesaplanması amacıyla dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bu bilirkişi raporuna göre davacıların maddi zararına, Adli Tıp Kurumunun anılan raporunda belirtilen 4/8 kusur oranının uygulanması suretiyle yapılan hesaplamaya dayanılarak davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesince, davacının istinaf başvurusunun bakıcı giderinin bakımı üstlenilen ...'in hayatta olduğunun belgelendirildiği sürece, aylık brüt asgari ücret üzerinden (davalı idarenin 4/8 oranında kusurlu olduğu dikkate alınarak) hesaplanarak, her takvim yılı başında ve yıllık peşin olarak ödenmesi ile bu kısım açısından karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT uyarınca duruşmalı işler için öngörülen 3.890,00 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmesine ve kısmen kabul edilen 994.126,98 TL maddi tazminata ve kısmen kabul edilen 300.000,00 TL manevi tazminata idareye başvuru tarihinden (24/04/2017) itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine şeklinde düzeltilerek reddine, davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen reddine, kısmen kabulüne, Mahkeme kararının davalı idare lehine hükmedilen maktu vekalet ücreti yönünden kısmen kaldırılmasına, " karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarı için hükmedilecek vekalet ücreti, karşı taraf lehine hükmedilen vekalet ücretini geçemeyeceğinden reddedilen maddi tazminat üzerinden hesaplanan 66.756,35 TL nispi vekalet ücretinin ve reddedilen manevi tazminat üzerinden hesaplanan 29.450,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine" ibaresinin hüküm fıkrasına eklenmesine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yaraı aracılığıyla yerine getirilmesini sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarının çözümü, maddi olayın tespitini gerekli kıldığından, bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem ve/veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit etmekle yükümlü bulunmaktadır. Başka bir anlatımla, tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Kamu tüzel kişisi olan veya tüzel kişiliği bulunmamakla birlikte soyut bir örgüt olan idarelerin, ancak organ ve ajanları (personeli) aracılığıyla hizmet sunabilmelerine bağlı olarak, idare hukukunda "hizmet kusuru", özel hukuktaki sübjektif niteliğinden uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe bürünmüştür. Başka bir deyişle, personelin faaliyeti (işlem veya eylemi), kamu hizmeti ve yararı amacıyla yapıldığı için idari hizmet ile tam anlamıyla bütünleşip kaynaştığından, faaliyet sırasında işlenen kusur, artık bireysel ve bağımsız olmaktan çıkmakta ve hizmetin kusurlu işletilmesine neden olan kamu görevlisine değil, adına kamu hizmeti yürütülen idareye izafe olunmaktadır. Bu bakımdan hizmet kusuru, ajanlardan sadır olmakla beraber, onların şahıslarına atıf ve izafe edilemeyen, mal edilemeyen faaliyetler sırasında ortaya çıkmaktadır.
Bu bağlamda, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmının incelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, anılan kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının davacıların maddi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmının incelenmesi:
Adli Tıp Kurumunun ... tarih ve ... sayılı raporunda, anne ...’in düzenli olarak gebelik takiplerinin yapıldığı ... Devlet Hastanesinde 33. gebelik haftasından itibaren kadın hastalıkları ve doğum uzmanı .... tarafından yapılan muayenelerinde bebekte gelişme geriliğini düşündüren bulgu tespit edilmediği, her ne kadar davalı hekimin ifadesinde; 18/04/2014 tarihli NST tetkikinin reaktif, bebek hareketlerinin iyi saptandığı belirtilmiş olsa da, 18/04/2014 tarihinde saat 08:30’da çekilen NST tetkikinin 2. İhtisas Kurulu'nda yapılan incelenmesinde; nonreaktif olduğunun tespit edildiği ve bu tarihte kişiye obstetrik ultrasonografi tetkiki yapıldığına dair kayıt bulunmadığı, 18/04/2014 tarihli (saat 08:30) NST tetkikindeki mevcut bulgular nedeniyle fetüsun iyilik halinin obstetrik ve doppler ultrasonografi gibi tetkikler ile bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği, dolayısıyla; gebeye söz konusu tetkikler yapılmadan iki gün sonrasına sezaryen ameliyatı önerilerek taburcu edilmesinin tıbbi hata olarak değerlendirildiği, tüm bu nedenlerle; kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ...’ın uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı, söz konusu tıbbi hatanın küçükte oluşan zarar üzerine etkisinin 4/8 (dörtbölüsekiz) oranında olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği görüşüne yer verildiği, dolayısıyla olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıktır.
İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumunun anılan raporunda, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ...’ın uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı, söz konusu tıbbi hatanın küçükte oluşan zarar üzerine etkisinin 4/8 (dörtbölüsekiz) oranında olduğunun belirtildiği; hesap bilirkişisi raporunda da, davacıların maddi zararlarının, davalı idarenin 4/8 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek 4/8 oranı üzerinden hesaplandığı görülmektedir.
Öncelikle, Adli Tıp Kurumu raporunda belirtilen oranın, hesaplanan destekten yoksun kalma tazminatına uygulanıp uygulanamayacağı hususunun ele alınması gerekmektedir.
Her ne kadar Adli Tıp Kurumu raporunda, söz konusu tıbbi hatanın küçükte oluşan zarar üzerine etkisinin 4/8 (dörtbölüsekiz) oranında olduğu belirtilmiş ise de, bu oranın, müteveffanın ölümüne sebep olan unsurlar arasında mukayeseyi belirten anlamda bir oran (mukayeseli kusur oranı) olarak kabul edilemeyeceği, aksi halde geriye kalan 4/8 oranındaki kusurun kime ait olduğu, davacıların maddi zararının 4/8'lik kısmını kimin karşılayacağı sorularının yanıtsız kalacağı, olayda (kendilerinin veya müteveffa yakınlarının) herhangi bir kusurları bulunmadığından bakiye 4/8 oranına tekabül eden zarara davacıların katlanması düşüncesinin hakkaniyet ile bağdaşmayacağı, söz konusu oranın olaydaki toplam kusur oranına yönelik bir belirleme niteliğinde de olmadığı, yalnızca her bir sağlık çalışanının uygulamalarının diğer koşullar ve hekimlerin fiillerinden bağımsız olarak tek başına zararlı sonuca etki ve kusur oranını ifade ettiği, dolayısıyla davacıların maddi zararlarından, davalı idarenin kusuru oranında indirim yapılmasında hukuki isabet bulunmadığı, idarenin zararın tamamından sorumlu olduğu sonucuna varılmakta olup bu yönüyle temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Öte yandan, dosyanın incelenmesinden, davacılar tarafından, muhtemel yaşam süresi dikkate alınarak bakıcı giderinin hesaplanması gerektiği, muhtemel yaşam süresine göre daha sonraki devam eden yıllara ilişkin de bakıcı gideri tazminatının hesaplanması gerekirken, sadece 2017 yılından 2020 yılına kadar olan bakıcı giderleri hesaplandığı, daha sonraki yıllara ilişkin bir hesaplama yapılmadığı, bu sebeple Mahkemece eksik bakıcı giderine hükmedildiği hususlarının ileri sürüldüğü, hesap bilirkişisi raporunda davacının doğumundan itibaren %98 özürlü olduğu anlaşılmakla, özür durumunun bilincine varması yaşamını olumsuz etkilemeye başlaması 3 yaşından itibaren tamamlanmış olacağı kabul edilerek efor tazminatının ve normal doğan çocukların bakım ihtiyacından fazlasının davacı için 3 yaşından itibaren başlamış olacağı kabul edilerek bakıcı gideri hesaplandığı ve Mahkemece anılan hesaplama yapılarak hüküm kurulduğu, bununla birlikte hüküm fıkrasında " Bakımı üstlenilen kişinin hayatta olduğunun belgelendirildiği sürece bakıcı giderlerinin ödenmesine karar verilmesi" şeklindeki ibareye yer verilmediği görülmektedir.
Bakıcı giderine ilişkin maddi tazminat hesabının yerleşik içtihatlar gereği aşağıda belirtilen ilkelere göre yapılması gerekmektedir. Buna göre;
1- Bakımı üstlenilen kişinin hayatta olduğunun belgelendirildiği sürece bakıcı giderlerinin ödenmesine karar verilmesi,
2- Ödemenin her takvim yılı başında yıllık peşin olarak yapılması,
3- Bakımı üstlenilen kişinin bakıcı giderine ilişkin maddi tazminat tutarının, aylık brüt asgari ücret üzerinden hesaplanması,
4- Anılan kriterler dikkate alınarak, olay tarihi ile mahkemece verilecek karar tarihi arasında geçen süre için bakıcı gideri tazminat tutarının bir bütün olarak hesaplanması, bu tutarın yasal faiziyle birlikte tazminat olarak ödenmesine karar verilmesi ve bu kısım açısından nispi vekalet ücretine hükmedilmesi,
5- Mahkemece verilecek karar tarihinden sonraki dönemler için yapılacak bakıcı gideri tazminatına ilişkin ödemelerin, davalı idarece re'sen kişinin yaşadığı tespit edilmek ve ilgili yıldaki brüt asgari ücret üzerinden hesaplanmak suretiyle her takvim yılının başında peşin olarak yapılmasına karar verilmesi ve bu kısım açısından maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, Bölge İdare Mahkemesince, yukarıda belirtilen ilkelere uygun olarak yapılmayan bakıcı giderine ilişkin maddi tazminat hesabına dayalı olarak karar verilmesinde bu yönüyle de hukuki isabet bulunmamaktadır.
C) Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarına yasal faiz işletilmesine ilişkin kısmının incelenmesi:
Usûl hukukunun temel ilkelerinden olan taleple bağlılık ilkesine göre, Mahkeme tarafından davacının talepleri aşılarak karar verilmesi mümkün olmamakta, davacının istemleri ile bağlı olunup, istemleri genişletecek şekilde karar verilmesine olanak bulunmamaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Taleple bağlılık ilkesi" başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında da, "Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." hükmü ile taleple bağlılık ilkesi açıklanmıştır.
Bakılan uyuşmazlıkta; davacıların, dava dilekçesinde maddi ve manevi tazminat istemlerine faiz işletilmesi talebinin bulunmadığı anlaşılmakta olup, Bölge İdare Mahkemesince kabul edilen maddi ve manevi tazminat miktarlarına faiz işletilmesi taleple bağlılık ilkesine dolayısıyla usul kurallarına aykırılık oluşturmaktadır.
Öte yandan, dava dilekçesinde talep edilmediği halde miktar artırımı dilekçesinde yapılan yasal faiz talebinin, "taleple bağlılık" kuralının istisnası olan miktar artırımı kapsamında olduğunu kabul etmeye hukuken olanak bulunmamaktadır. Zira, 2577 sayılı Kanun'un 16/4. maddesiyle getirilen "artırım" hakkı dava dilekçesinde gösterilen "miktar" ile sınırlı olup dava dilekçesinde yer verilmeyen yeni bir talepte bulunulmasına imkan veren bir mahiyet taşımamaktadır. Bu nedenle, miktar artırım dilekçesinde talep edilen "yasal faiz" "davanın genişletilmesi" kapsamında olduğundan ve davacı dava dilekçesinde faiz talebinde bulunmadığından kabul edilen manevi tazminat miktarlarına yasal faiz işletilemeyeceği açıktır.
Bu itibarla, Bölge İdare Mahkemesi kararının kabul edilen maddi ve manevi tazminat tutarlarına yasal faiz işletilmesine ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Tarafların temyiz istemlerinin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2\. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının, manevi tazminata yönelik kısmının ONANMASINA, maddi tazminata yönelik kısmı ile hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarına yasal faiz işletilmesine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3\. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 28/10/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.