SoorglaÜcretsiz Dene

Danıştay danistay 2022/3510 E. 2025/4008 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2022/3510

Karar No

2025/4008

Karar Tarihi

23 Eylül 2025

Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/3510 E. , 2025/4008 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/3510
Karar No : 2025/4008

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLLERİ : Huk. Müş. Av. ...
Huk. Müş. ...
2- ... Üniversitesi Rektörlüğü
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, boynundaki rahatsızlık sebebiyle başvurduğu Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirilen hatalı tıbbi uygulamalar nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığından ve olayda davalı idarelerin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık 450,00 TL maddi, 300.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 09/10/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dava konusu olaya ilişkin alınan Adli Tıp raporunda belirtildiği üzere, ilgiliye uygulanan tıp tekniklerinin uygun olduğu, ameliyatta stabilizasyon için uygulanan materyallerin yerlerinin uygun olduğu, stabilizasyon materyallerinde kırık oluşabileceği, bunun herhangi bir özen ya da dikkat eksikliğinden kaynaklanmayan ameliyat komplikasyonu olduğu, ikinci ameliyat sonrası yara yeri enfeksiyonu geliştiği, bu durumun bu hastalarda her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyon olduğu, kişinin takip ve tedavisinden sorumlu sağlık personeline atfı kabil tıbbi kusur saptanmadığı, sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığıyla yerine getiren idarenin organizasyon hatasının bulunmadığı, idarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için ağır hizmet kusurunun bulunması gerektiği tartışmasız olduğundan burada davalı idarenin hizmet kusurundan söz edilemeyeceği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, hükme dayanak alınan Adli Tıp Kurumu raporunu düzenleyen heyet içerisinde yeterli sayıda beyin ve sinir cerrahisi uzmanı ile nöroloji uzmanı bulunmadığı, yeterli uzmanın bulunmadığı rapora dayanılarak davanın reddine karar verilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı, Adli Tıp Kurumu raporunda ikinci ameliyat sonrasındaki vaziyet hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, oluşan durumun komplikasyon olarak nitelenebilmesinin mümkün olmadığı, ikinci ameliyat yapılmasına karar verilinceye kadar sürenin uzun olup olmadığı, bunun geç alınmış bir karar olup olmadığı hususlarına yönelik olarak bir değerlendirme yapılmadığı, komplikasyon yönetiminde herhangi bir eksiklik olup olmadığı hususunun yeterince ve olması gerektiği gibi tartışılmadığı, komplikasyon yönetiminde eksiklik bulunduğu, hastanın kontrol ve takibinde gerekli dikkat ve özenin gösterilmediği, Adli Tıp Kurumu Üst Kuruldan rapor alınması gerektiği, hukuka uygun aydınlatılmış onam alınıp alınmadığının incelenmediği, olay bir komplikasyon olarak nitelendirilse ve olay ile idarenin eylemi arasında doğrudan bir illiyet bağı kurulmasa dahi tedavisinin gerektiği gibi yürütülmemesi yönünde şüphe, endişe ve üzüntüye yol açıldığından manevi tazminata karar verilmesi gerektiği, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI :Davalı idareler tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden; davacının sol el ve kolda uyuşma, sol orta parmakta ağrı şikayetiyle başvurduğu Marmara Üniversitesi Nörolojik Bilimler Enstitüsünde yapılan tetkikler sonucu servikal dar kanal tanısıyla 02/08/2016 tarihinde opere edildiği, operasyon sonrası stabilizasyon materyalinde gevşeme olduğu için 22/06/2017 tarihinde revizyon ameliyatı yapıldığı, ikinci ameliyat sonrası yara yerinde akıntı gelişmesi sebebiyle yatırılarak tedavi edildiği ve boyun ağrısı şikayetinin geçmemesi üzerine başvurduğu Özel ... Hastanesinde 14/03/2018 tarihinde yapılan operasyonla eski operasyonlara ait materyaller çıkarılarak yenilerinin takıldığı, davacı tarafından, meydana gelen zararın hizmet kusurundan kaynaklandığı iddiasıyla maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle davalı idarelere yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan son durum muayenesi neticesinde düzenlenen, 07/01/2020 tarihli raporda, boyun ağrısı şikayetinin mevcut olduğu, yürümesi doğal, kol ve bacaklarda güç kaybı ve motor defisiti olmadığı, boyunda rijidite ve hareket kısıtlılığı mevcut olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı raporda; " Kişiye servikal dar kanal ve OPLL tanısı ile yapılan C4-5-6 laminektomi + bilateral C3-4-5 sağ C6 lateral mass + C7 transpediküler enstrümantasyon operasyonunun endikasyon ve tekniğinin uygun olduğu, ameliyatta stabilizasyon için uygulanan materyallerin yerlerinin uygun olduğu, stabilizasyon materyallerinde kırık oluşabileceği, bunun herhangi bir özen ya da dikkat eksikliğinden kaynaklanmayan ameliyat komplikasyonu olarak değerlendirildiği, stabilizasyon materyalinde instabilite saptanması üzerine Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon konsültasyonu istenmesinin uygun olduğu, şikayetleri geçmemesi nedeniyle kişiye yapılan revizyon ameliyatının endikasyonu olduğu, ikinci ameliyat sonrası yara yeri enfeksiyonu geliştiğinin anlaşıldığı, bu durumun bu hastalarda her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyon olduğunun bilindiği, kişinin kliniğe yatırıldığı, kültür ve hemogram tetkiklerinin alındığı ve antibiyoterapi uygulanarak taburcu edildiği, komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, ameliyat öncesi saptanan sol üst ekstremitedeki motor güç kaybının ameliyatlar neticesinde gerilediği ancak boyun ağrısı şikayetinin devam etmesi üzerine ... Hastanesine başvurduğu, burada yapılan operasyon ile eski materyaller çıkarılarak aynı seansta C3-Th1 anterior servikal plak-vida ile enstrümentasyon uygulandığının anlaşıldığı, bu tür ameliyatlardan sonra her zaman tam şifa halinin olmayabileceği, şikayetlerin kısmen devam edebileceği tıbben bilindiğinden kişinin takip ve tedavisinden sorumlu sağlık personeline atfı kabil tıbbi kusur saptanmadığı, sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığıyla yerine getiren idarenin organizasyon hatasının bulunmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince, anılan rapor doğrultusunda olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiş; istinaf aşamasında da Bölge İdare Mahkemesince, anılan karar hukuk ve usule uygun bulunarak davacının istinaf başvurusu reddedilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Ayrıca, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, Mahkemenin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 3. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ve adli bilimler ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 16. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir.
Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Bakılan davada, her ne kadar hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda sağlık personeline atfedilecek tıbbi hata bulunmadığı, sağlık hizmetini sağlık çalışanları vasıtasıyla yürüten idarenin hatasının bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de; raporun aşağıda belirtilecek hususlar yönünden idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için tatmin edici açıklamalar içermediği kanaatine varılmıştır.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için gerekli görüldüğünden;
Davacının ilk ameliyat sonrası 29/05/2017 tarihli kontrol Servikal Vertebra BT incelemesinde "sağda C7 vertabra korpusundaki transpedinküler vidada fraktür mevcut olduğu"nun tespiti üzerine cerrahi operasyon yapılmadan takip edilerek 22/06/2017 tarihinde ameliyata alınmasında herhangi bir gecikmenin söz konusu olup olmadığı,
22/06/2017 tarihli revizyon ameliyatının tıbben uygun bir şekilde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, tekniğinin uygun olup olmadığı, ameliyatta herhangi bir özen ya da dikkat eksikliğinin bulunup bulunmadığı,
22/06/2017 tarihli revizyon ameliyatı sonrasında yara yeri enfeksiyonu dışında gelişen bir komplikasyon bulunup bulunmadığı, komplikasyonun varlığının tespiti halinde komplikasyon yönetiminin tıbben uygun olup olmadığı,
Davacının revizyon ameliyatından yaklaşık dokuz ay sonra özel bir hastanede 14/03/2018 tarihinde servikal kifotik deformite tanısıyla eski materyaller çıkarılarak aynı seansta C3-Th1 anterior servikal pklak-vida ile enstrümentasyon operasyonu olduğu dikkate alındığında, servikal kifotik deformite durumunun oluşmasının revizyon ameliyatındaki herhangi bir özen ya da dikkat eksikliğinden ya da tıbbi bir hatadan kaynaklanıp kaynaklanmadığı,
Bir buçuk yıllık süre zarfında üç kez ameliyat olmak zorunda kalan davacının sağlık durumunun gelinen son noktada olağan bir durum olup olmadığı,
hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmekte olup, yukarıda aktarılan konularda yetersiz veya hiç açıklama içermeyen bilirkişi raporuna dayanılarak eksik inceleme sonucu verilen temyize konu kararda hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Bu itibarla, konu ile ilgili uzmanlardan oluşacak Adli Tıp Üst Kurulundan yukarıda yer verilen hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan davacının istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2\. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3\. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 23/09/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim