SoorglaÜcretsiz Dene

Danıştay danistay 2022/2670 E. 2025/3885 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2022/2670

Karar No

2025/3885

Karar Tarihi

16 Eylül 2025

Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/2670 E. , 2025/3885 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/2670
Karar No : 2025/3885

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ...
2- ...
3- ...
4- ...
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLLERİ : Huk. Müş. Av. ...
Huk. Müş. ...

İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, 17/01/2018 tarihinde kronik venöz yetmezlik tanısıyla Çorlu Devlet Hastanesinde ameliyat edilen yakınları...'un taburcu edildiği esnada hastaneden ayrılırken fenalaşması neticesinde 21/01/2018 tarihinde vefat etmesi olayında idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık eş ... için 2.000,00 TL maddi, 300.000,00 TL manevi, kızı ... için 2.000,00 TL maddi, 300.000,00 TL manevi, oğlu ... için 2.000,00 TL maddi, 300.000,00 TL manevi, kardeşi ... için 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararla; olayda, dava konusu olaya ilişkin alınan Adli Tıp Kurumu raporunda belirtildiği üzere, müteveffa...'a Çorlu Devlet Hastanesinde yapılan müdahalelerin tıp kurallarına uygun olduğu anlaşıldığından, olayda davalı idareye atfı kabil herhangi bir hizmet kusuru bulunmadığı sonucuna varıldığı, bu durumda, davacıların, davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle meydana geldiği ileri sürülen maddi ve manevi tazminat taleplerinin karşılanma olanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesince; davacıların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, varis ameliyatı öncesinde embolik komplikasyonlara yönelik olarak, kan pıhtılaşmasını önleyici ilaç kullanımı başta olmak üzere hiçbir önlem alınmadığı, ameliyat sonrasında da kan pıhtılaşmasını önleyici ilaç verilmediği, ameliyatı gerçekleştiren doktorun ameliyatın ertesi günü hastasını muayene etmeden, mobilize etmeden ve antiemboli çorabı da giydirmeden taburcu ettiği, maddi gerçek bu olmasına rağmen tıbbi kayıtlara sonradan “Hasta erken dönemde mobilize edildi. İntraoperatif heparin yapıldı. Kompresyon elastik bandajla uygulandı.” şeklinde bir not düşüldüğü, bu notun bulunduğu yer ve yazılma şekli incelendiğinde davalı idarece kendi lehine tıbbi kayıt oluşturmak amacıyla sonradan eklendiğinin açıkça görüldüğü, acil serviste muayene bölümüne dahi sokulmadan kapıda bekletildiği, acil servis doktorunun yakınlarının yanına gelmediği, yakınlarını sadece uzaktan gördüğü, muayene etmediği, ilk kez acil serviste bayıldığı ve şok tablosuna girdiği saat 12.56’da acile getirilmesinden tam 53 dakika sonra gördüğü, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, üniversite bünyesinde görev yapan ve müteveffanın rahatsızlığı ile ilgili branşta profesör seviyesinde en az 3 öğretim üyesinden oluşacak bilirkişi heyetinden tüm iddiaların değerlendirildiği, yeni bir rapor alınması gerektiği, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden, 15/01/2018 tarihinde davacılar yakını ...'un bacaklarında 3-4 aydır devam eden ağrı ve kramp yakınmaları ile Çorlu Devlet Hastanesi kalp ve damar cerrahisi polikliniğine başvurduğu, kronik venöz yetmezlik tanısı konulduğu ve ameliyat önerildiği, 17/01/2018 tarihinde kalp ve damar hastalıkları uzmanı tarafından ameliyat edilerek VSM EVLA (endavenöz ablasyon kateteri) + pake eksizyonu (4 pake) uygulandığı, ertesi gün 18/01/2018 tarihinde taburculuk işlemi yapıldığı, hastaneden ayrılmadan asansördeyken saat 12:00 sıralarında fenalaşması üzerine acil servise kaldırıldığı, burada serum verildiği, öğle arası olması nedeniyle eşi tarafından eşini ameliyat eden doktora ulaşılamadığı, saat 12:50'de verilen serumun bitmesi üzerine oğlu tarafından acil uzmanının yanına gidilerek bilincinin yerine geldiğinin bildirildiği, bunun üzerine acil doktoru tarafından hastanın doğrultulmasının istenildiği ve kendisinin önündeki hastayla işinin biter bitmez yanlarına geleceğinin söylendiği, davacılar yakınının hasta yakınları tarafından doğrultulması esnasında gözlerinin karardığı söylenerek saat 12:55 sıralarında yere düştüğü ve şoka girdiği, bunun üzerine acil servis doktorunun hastanın yanına geldiği ve kol ve bacaklarının istemsiz attığının müşahade edilmesi üzerine sara hastası olup olmadığının sorulduğu, eşi tarafından sara hastası olmadığının bildirilmesi üzerine acil servis doktoru tarafından davacılar yakınını ameliyat eden kalp ve damar hastalıkları uzmanı telefonla aranarak durumun bildirildiği, bu esnada acil servis doktoru tarafından pulmoner emboliden şüphelenilmesi üzerine tomografiye götürülerek acil tomografi çekildiği, pulmoner emboliye yönelik medikal tedavinin başlandığı, bu sırada kardiyak arrest gelişen hastaya CPR yapılırken saat 13:25 sıralarında ameliyatı yapan doktorun acil kırmızı alandaki müşahade odasına geldiği, hastanın değerlendirilmesi sonrası hasta yakınlarına bilgilendirme yapıldığı, acil olarak pulmoner emboli ameliyatı yapılması için gerekli iznin hasta yakınlarından alınması üzerine ameliyata başlandığı, ameliyat sonrası yoğun bakıma alınan hastanın bilincinin açıldığı ve uyandığı, solunum cihazında takip edilmekte iken böbrek ve karaciğer yetmezliği gelişmesi üzerine ilgili bölümlerden konsültasyon istendiği ve tedavi düzenlendiği, ancak multiorgan yetmezliği gelişerek 21/01/2018 tarihinde saat 15:00'da vefat ettiği, davacılar tarafından, yanlış teşhis ve tedavi nedeniyle yakınlarının hayatını kaybettiği ve olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu iddia edilerek davalı idareye zararın tazmini talebiyle başvuruda bulunulduğu, söz konusu talebin zımnen reddi üzerine maddi ve manevi tazminat istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen... tarih ve ... karar numaralı raporda; "1- Zamanında otopsi yapılarak iç organ değişimleri araştırılmamış olmakla birlikte; tıbbi belgelerde kayıtlı bilgi ve bulgulara göre kişinin ölümünün varis operasyonu sonrası gelişen Pulmoner Tromboemboli ve gelişen komplikasyonlar (multiorgan yetmezliği) sonucu meydana geldiği,
2- Kişiye 21/12/2017 tarihinde yapılan venöz doppler USG'de ana, yüzeyel ve derin femoral venler, popliteal venler, her iki V. safena magna ve V. safena parva lümenleri açık olup trombüs izlenmediği, venöz damarlarda dilatasyon ve grade 2-3 venöz yetmezlik ile uyumlu reflü akımları saptandığı, 17/01/2018 tarihinde VSM Evla (Endovenöz Ablasyon Kateteri) + Pake eksizyonu (4 pake) ameliyatı yapıldığı, ameliyat endikasyonunun uygun olduğu, Ulusal Venöz Tromboembolizm Proflaksi ve Tedavi Klavuzuna göre damar cerrahisi hastalarında rutin olarak tromboproflaksi uygulaması önerilmediği, kişide ameliyat sonrası gelişen pulmoner tromboembolinin bir komplikasyon olduğu, Acil Serviste yaklaşık iki saat içerisinde tanısı konulup müdahale edilip ameliyathaneye gönderilmiş olduğu, mevcut şartlarda tanı konulup ameliyata alınma süresinin normalden daha kısa olduğu, dolayısıyla; komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, Çorlu Devlet Hastanesinde kişinin takip ve tedavisinden sorumlu sağlık çalışanlarının uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir.
Öte yandan, davacılar tarafından dosyaya sunulan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ...Anabilim Dalı Başkanlığının Prof. Dr. ... imzalı raporun sonuç kısmında; "......'a Çorlu Devlet Hastanesinde kronik venöz yetmezlik tanısı ile 17/01/2018 tarihinde uygulanan VSM EVLA+ pake eksizyonu uygulamasının doğru endikasyon ile yapıldığı,
Kardiyoloji uzmanı Dr. A.D'nin hazırladığı raporda belirtildiği gibi ameliyat öncesinde yapılan değerlendirmede hastanın pulmoner emboli açısından düşük risk grubunda olduğunun belirlenerek ameliyat öncesi antikoagülan tedaviye gerek duyulmamasının uygun olduğu, ancak proflaktik tedavi verilmemesinin erken mobilizasyon uygulanacak hastalar için kabul edilebilir olduğunun tıbben bilindiği,
Tıbbi evraklar içerisinde yer alan Günlük Gözlem Kağıdı'nda 'Tarih' bölümüne yazılmış olan 'Hasta erken dönemde mobilize edildi. İntraoperatif heparin yapıldı. Kompresyon elastik bandajla uygulandı' notunun tıbbi belgeye sonradan eklendiği konusunda kuvvetle muhtemel şüphe oluştuğu, bu nedenle bu hususun adli tahkikat ile aydınlatılarak netleştirilmesinin zorunlu olduğu,
Söz konusu tıbbi belgenin orijinalinin adli belge inceleme uzmanlarınca değerlendirilmesi neticesinde yukarıda belirtilen eksikliğin giderilebileceği,
Dosya kapsamındaki epikrizlerin, hasta ilaç tabelalarının ve anestezi gözlem formunun incelenmesi ile yukarıda sözü edilen şüpheli evrakta ifade edildiği şekilde ...'a 17/01/2018 tarihinde yapılan ameliyat sırasında heparin verildiğinin adli tıbbi kanıtının mevcut olmadığı, zira bir sarf görülmediği, yine aynı evrakta yer alan hastanın erken dönemde mobilize edildiği bilgisinin tıbbi kayıtlarda görülmediği,
Kardiyoloji uzmanı Dr. A.D. imzalı Ön İnceleme Raporu'nda belirtilen 'hastanın taburculuğu sırasında fenalaşması üzerine getirildiği acil servisteki muayeneleri ile ilgili,' değerlendirme bölümünde ayrıntılı aktarılan çelişkilerin giderilmesinin zorunlu olduğu,
Zira, hastanın acil servise getirildikten ne kadar süre sonra ve hangi hekim tarafından muayene edildiği, öyküsü bilinen hasta için neden iki saate yakın bir süre ameliyat kararı alınamadığı sorularının yanıtlanması gerektiği,
Bu belirlemelerin yapılmasından ve sonradan hazırlandığı kuvvetle muhtemel belgeler konusunun aydınlatılmasından sonra, tarafımızdan yeniden tıbbi uygulama hatası olup olmadığı ve ölümle sürece dahil olan hekimlerin uygulaması arasında nedensellik bağı bulunup bulunmadığı hususunda değerlendirme yapılmasının uygun olacağı kanaatine varıldığı.." görüşüne yer verilmiştir.
İdare Mahkemesince, anılan Adli Tıp Kurumu raporu doğrultusunda olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiş; istinaf aşamasında da Bölge İdare Mahkemesince, anılan karar hukuk ve usule uygun bulunarak davacıların istinaf başvuruları reddedilmiştir.
Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, mahkemenin çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 3. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ve adli birimler ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 16. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Bakılan davada, her ne kadar hükme esas alınan raporda davacılar yakınının ameliyat endikasyonunun uygun olduğu, Ulusal Venöz Tromboembolizm Proflaksi ve Tedavi Klavuzuna göre damar cerrahisi hastalarında rutin olarak tromboproflaksi uygulaması önerilmediği, kişide ameliyat sonrası gelişen pulmoner tromboembolinin bir komplikasyon olduğu, Acil Serviste yaklaşık iki saat içerisinde tanısı konulup müdahale edilip ameliyathaneye gönderilmiş olduğu, mevcut şartlarda tanı konulup ameliyata alınma süresinin normalden daha kısa olduğu, dolayısıyla, komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, Çorlu Devlet Hastanesinde kişinin takip ve tedavisinden sorumlu sağlık çalışanlarının uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu yönünde görüş bildirilmiş ise de; davacılar tarafından, varis ameliyatı öncesinde embolik komplikasyonlara yönelik olarak, kan pıhtılaşmasını önleyici ilaç kullanımı başta olmak üzere hiçbir önlem alınmadığı, ameliyat sonrasında da kan pıhtılaşmasını önleyici ilaç verilmediği, ameliyatı gerçekleştiren doktorun ameliyatın ertesi günü hastasını muayene etmeden, mobilize etmeden ve antiemboli çorabı da giydirmeden taburcu ettiği, maddi gerçek bu olmasına rağmen tıbbi kayıtlara sonradan “Hasta erken dönemde mobilize edildi. İntraoperatif heparin yapıldı. Kompresyon elastik bandajla uygulandı.” şeklinde bir not düşüldüğü, bu notun bulunduğu yer ve yazılma şekli incelendiğinde davalı idarece kendi lehine tıbbi kayıt oluşturmak amacıyla sonradan eklendiğinin açıkça görüldüğü, acil serviste muayene bölümüne dahi sokulmadan kapıda bekletildiği, acil servis doktorunun yakınlarının yanına gelmediği, sadece uzaktan gördüğü, muayene etmediği, ilk kez acil serviste bayıldığı ve şok tablosuna girdiği saat 12.56’da yani acile getirilmesinden tam 53 dakika sonra gördüğü, teşhis ve tedavi sürecinde tıp kurallarına uygun davranılmadığı, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddialarının ileri sürüldüğü, bununla birlikte dosyaya sunulan tek hekim tarafından hazırlanan tıbbi görüşte; proflaktik tedavi verilmemesinin erken mobilizasyon uygulanacak hastalar için kabul edilebilir olduğunun tıbben bilindiği, tıbbi evraklar içerisinde yer alan günlük gözlem kağıdında "Tarih" bölümüne yazılmış olan "Hasta erken dönemde mobilize edildi. İntraoperatif heparin yapıldı. Kompresyon elastik bandajla uygulandı" notunun tıbbi belgeye sonradan eklendiği konusunda kuvvetle muhtemel şüphe oluştuğu, bu nedenle bu hususun adli tahkikat ile aydınlatılarak netleştirilmesinin zorunlu olduğu, söz konusu tıbbi belgenin orijinalinin adli belge inceleme uzmanlarınca değerlendirilmesi neticesinde yukarıda belirtilen eksikliğin giderilebileceği, dosya kapsamındaki epikrizlerin, hasta ilaç tabelalarının ve anestezi gözlem formunun incelenmesi ile yukarıda sözü edilen şüpheli evrakta ifade edildiği şekilde ...'a 17/01/2018 tarihinde yapılan ameliyat sırasında heparin verildiğinin adli tıbbi kanıtının mevcut olmadığı, yine aynı evrakta yer alan hastanın erken dönemde mobilize edildiği bilgisinin tıbbi kayıtlarda görülmediği, hastanın acil servise getirildikten ne kadar süre sonra ve hangi hekim tarafından muayene edildiği, öyküsü bilinen hasta için neden iki saate yakın bir süre ameliyat kararı alınamadığı sorularının yanıtlanması gerektiği, bu belirlemelerin yapılmasından ve sonradan hazırlandığı kuvvetle muhtemel belgeler konusunun aydınlatılmasından sonra, yeniden tıbbi uygulama hatası olup olmadığı ve ölümle sürece dahil olan hekimlerin uygulaması arasında nedensellik bağı bulunup bulunmadığı hususunda değerlendirme yapılmasının uygun olacağı kanaatine varıldığı ancak Adli Tıp Kurumu raporunda anılan hususlarda bir araştırma ve değerlendirme yapılmadığı görülmektedir.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için gerekli görüldüğünden;
1- Müteveffanın taburculuk işlemleri yapılması sonrasında hastaneden ayrılmadan asansördeyken saat 12:00 sıralarında fenalaştığı da dikkate alındığında ameliyat olduktan sonra ertesi gün taburcu edilmesinin uygun olup olmadığı, ameliyat sonrası tedavisinin gerektiği gibi yapılıp yapılmadığı, iyileştirilerek taburcu edildiğinden söz edilip edilemeyeceği,
2- Müteveffada ameliyat sonrası gelişen ve komplikasyon olduğu bildirilen pulmoner tromboemboli durumunun ameliyat öncesi veya sonrasında önlenmesini sağlayacak bir tedavi yönteminin (kanın pıhtılaşmasını önleyen ilaç kullanımı, erken dönemde mobilize edilme, antiemboli çorabı giydirilmesi vb.) bulunup bulunmadığı, tedavi yönteminin bulunması halinde somut olayda gerekli tedavinin uygulanıp uygulanmadığı,
3- Müteveffada gelişen pulmoner tromboemboli tablosunun daha erken tespit imkanı bulunup bulunmadığı, müdahalede gecikme olup olmadığı,
4- Müteveffa acil servise getirildiğinde yapılan muayenesi sonucunda elde edilen tıbbi verilere göre gecikme olmaksızın gerekli tetkik ve tedavinin uygulanıp uygulanmadığı, acil servis doktoru tarafından müteveffayı ameliyat eden doktorun aranarak durumun bildirilmesinde geç kalınıp kalınmadığı, acil servise getirildiği anda ilk muayenesinin ardından ameliyatını yapan kalp ve damar hastalıkları uzmanına haber verilmesi gerekip gerekmediği, öyküsü bilinen bir hasta için pulmoner emboli tanısı koyularak ameliyata alınmasında gecikme olup olmadığı,
hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmekte olup, yukarıda aktarılan konularda yetersiz veya hiç açıklama içermeyen bilirkişi raporuna dayanılarak eksik inceleme sonucu verilen temyize konu kararda hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Öte yandan, anılan bilirkişi raporunda, davacıların, tıbbi evraklar içerisinde yer alan günlük gözlem kağıdında tarih bölümüne yazılmış olan "Hasta erken dönemde mobilize edildi. İntraoperatif heparin yapıldı. Kompresyon elastik bandajla uygulandı" notunun tıbbi belgeye sonradan eklendiği iddialarına yönelik, şüpheye yer vermeyecek şekilde açık bir değerlendirme yapılmadığı da anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, yukarıda belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla, Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan, davacıların iddialarının ve dosyada bulunan tek hekim tarafından hazırlanan tıbbi görüşün de göz önünde bulundurulduğu, tıbbi sürecin bir bütün halinde ele alındığı, yukarıda yer verilen hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik davacıların istinaf istemlerinin reddi yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2\. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3\. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 16/09/2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.


(X)-KARŞI OY :

Davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararı hukuka uygun olduğundan, kararın onanması gerektiği oyuyla, aksi yönde oluşan Daire kararına katılmıyorum.







10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim