Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2022/2549
2025/4203
29 Eylül 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/2549
Karar No : 2025/4203
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü
VEKİLİ : Av. ...
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı vekili tarafından, müvekkilinin Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezinde geçirdiği ameliyat sonucunda sol bacağının kısa kalmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık 50.000,00 TL maddi ve 150.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dosyada yer alan bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporu ve ... tarih ve ... sayılı ek raporunun değerlendirilmesinden; dava konusu olayda sağlık görevlilerinin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, dolayısıyla davalı idarenin sorumlu tutulamayacağının anlaşıldığı, davacının maddi ve manevi tazminat talebinin reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, Gazi Üniversitesi Hastanesinde 2016 yılında yapılan ameliyattan sonra sol bacağının 8 cm kısa kaldığı, hastalık bazlı değil ameliyat bazlı rapor alınması gerektiği, bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağı, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Müdahil tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:
A) Temyize konu kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi:
Bölge idare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyize konu kararın manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden; 1996 yılında 12 yaşında iken Juvenil Romatoid Artrit (JRA) tanısı konulan davacıya 1999 yılında sol kalça inflamatuar artrit nedeniyle Total Kalça Protezi ve 08/05/2003 tarihinde kalça revizyon ameliyatı yapıldığı, 15/09/2009 tarihinde sol el 2. ve 3. parmaklarda şekil bozukluğu ve ağrı şikayeti ile başvuran davacıya 2. parmağa artrodez yapıldığı, 22/12/2009'da ise sol el 2. parmak implant çıkarma ve 3. parmak artrodezi uygulandığı,10/08/2015'te sol ayak 5. metatars bunion deformitesi olan davacıya bunıonektomi uygulandığı, davacının sol kalçasında başlayan ağrılar ve implantındaki gevşeme nedeniyle hastaya ikinci revizyon Total Kalça Protezi ameliyatı planlandığı ve 12/06/2016 tarihinde femoral stem revizyonu uygulandığı, eski protezin çıkarılması ve kemik çimentosunun temizlenmesi için osteotomi uygulandığı, hastanın takibinde problem olmaması üzerine taburcu edildiği, ağrılarının şiddetlenmesi ve hareket kısıtlılığı nedeniyle acil servise başvurduktan sonra 25/06/2016 tarihinde tekrar servise yatırıldığı, yapılan tetkiklerinde femoral stem distal ucuna yakın bölgede fissür tarzında bir kırık tespit edildiği, hastaya uygun analjezi ve yük vermeme önerilerek takibinde ağrısı geçen hastanın taburcu edildiği, sonrasında davacı tarafından Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezinde geçirdiği ameliyat sonucunda sol bacağının 8 cm kısa kaldığı ve uygulanan tıbbi işlemlerde davalı idarenin hizmet kusuru olduğundan bahisle maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle 03/01/2017 tarihinde davalı idareye yaptığı başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Mahkemece, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ... tarih ve ... karar numaralı raporda; "Kişinin 08/05/2003-16/06/2003 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezinde total protez işlemi yapıldığı, 06/06/2016 tarihinde gevşeme olması nedenli kalça revizyon operasyonu yapıldığı, 25/06/2016 tarihinde periprostetik kırık tanısı ile yatırıldığı ve ağrısına yönelik medikal tedavi başlandığı, plasebo tedavisi sonrası ağrısının olmaması üzerine uygun analjezi ve öneriler ile taburcu edildiği, 13/11/2017 tarihinde ... Hastanesinde sol kalça hareketleri ağrılı, kısıtlı, şişlik minimal, ısı artışı-, sol alt ektremitede 4 cm kısalık tespit edildiği ve sol kalça femoral stemin baş boyun bileşkesindeki kablonun çıkarılması operasyonu yapıldığı, 04/07/2018 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde aks filminde 3 cm uzunluk farkı, sol taraf kısa, klinik uzunluk ölçümünde (sıas medıal malleol) 6 cm fark, sol kalça fleksiyon 45 derece, ekstansiyon 10 derece, iç rotasyon 0 derece, dış rotasyon 20 derece sol diz fleksiyon 90 derece, ekstansiyon 0 derece tespit edildiği anlaşılmakla; Kurulumuzun ... tarih, ... sayılı mütalaası ile söz konusu 06/06/2016 tarihli ameliyat öncesi grafiler istenmiş olsada, temin edilemediği, dosyadaki mevcut grafi ve muayene bulgularına göre Juvenil Romatoid Artrit hastası olduğu bilinen kişinin kalça protezi ameliyatları esnasında ya da sonrasında hastalığı ve buna bağlı mevcut osteoporozun periprostetik kırık gelişme olasılığını arttırdığının tıbben bilindiği, bunun her türlü özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyon olarak değerlendirildiği, Juvenil Romatoid Artrit nedeni ile 14-15 yaşlarından itibaren kalça ameliyatı yapılmaya başlandığının anlaşıldığı, adelosan dönemde yapılan protez ameliyatlarından sonra hasta büyümeye devam ettiği için ekstremite kısalığının bu tip ameliyatlardan sonra beklenen bir durum olduğu, dolayısıyla ilgili sağlık çalışanlarının eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği" yönünde görüş bildirilmiş, davacının hastalık bazlı değil ameliyat bazlı rapor alınması gerektiğine ilişkin itirazı üzerine Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 7. Adli Tıp İhtisas Kurulu Taraından düzenlenen... tarih ve ... sayılı ek raporda; "Kişiye kalça protezinde gevşeme nedeniyle 06/06/2016 tarihinde Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezinde yapılan sol kalça protezi revizyon (düzeltme) ameliyatının endikasyon ve tekniğinin doğru olduğu, kişide ameliyat sonrasında periprostetik kırık geliştiği, dosyadaki mevcut grafi ve muayene bulgularına göre Juvenil Romatoid Artrit hastası olduğu bilinen kişinin kalça protezi ameliyatları esnasında ya da sonrasında hastalığı ve buna bağlı mevcut osteoporozun periprostetik kırık gelişme olasılığını artırdığının tıbben bilindiği, bu durumun komplikasyon olarak nitelendirildiği, kırığa yönelik verilen analjezik ilaç ve önerilerin uygun olduğu, kişiye ait grafilerin Kurulumuzda incelenmesinde sağ ve sol femur (uyluk kemiği) arasında 2.2 cm’lik uzunluk farkı tespit edildiği, bu uzunluk farkının adölasan dönemde kalça protezi yapılmış ve 2. kez revizyon ameliyatı yapılmak zorunda kalınan durumlarda olabileceğinin tıbben bilindiği, yine kişiye ait grafilerin Kurulumuzda incelenmesinde 06/06/2016 tarihinde yapılan revizyon ameliyatında protezin boyunun uzatılarak bacaktaki kısalığı düzeltmeye yönelik gerekli tedavinin yapılmış olduğu, dolayısıyla kişinin tedavisine katılan doktorların uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu ve sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği" şeklinde görüş belirtilmiştir.
Mahkemece anılan bilirkişi raporu hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiş, davacının istinaf başvurusunun ise temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararıyla reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün hizmet kusuruna dayanması asli prensip olmakla beraber, zararın idarenin de dahil olduğu bir faaliyet sırasında meydana gelmesi ve öncesinde ya da sonrasında aksayan bazı durumların tespiti de önem arz etmektedir.
Özellikle de sağlık hizmeti gibi bünyesinde risk unsuru taşıyan hizmet alanlarında, sağlıktan sorumlu olan idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Esasen Anayasa'nın 56. maddesi de "Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle" ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesinde, "Hastaya; a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, ç) Muhtemel komplikasyonları, d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği, hususlarında bilgi verilir.", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın verdiği rıza, tıbbi müdahalenin gerektirdiği sürecin devamı olan ve zorunlu sayılabilecek rutin işlemleri de kapsar. Tıbbi müdahale, hasta tarafından verilen rızanın sınırları içerisinde olması gerekir. Hastaya tıbbi müdahalede bulunulurken yapılan işlemin genişletilmesi gereği doğduğunda müdahale genişletilmediği takdirde hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açabilecek tıbbi zaruret hâlinde rıza aranmaksızın tıbbi müdahale genişletilebilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava konusu olayda, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıkça ortaya konulamadığından maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamıştır. Öte yandan, davacıdan tarafına yapılan ameliyat işlemine rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onam alınmamışsa, manevi tazminat talebinin, olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dosya içerisinde yer alan hastane kayıtları incelendiğinde, davacının geçirdiği ameliyata ilişkin olarak Gazi Hastanesi bilgilendirilmiş rıza ve onam formunun dosyada bulunduğu, fakat formda davacının imzasının ve düzenleme tarihinin bulunmadığı, ayrıca bu belgede, yalnızca cerrahi işlemlere müsaade edildiği yönünde genel bir ifadeye yer verildiği, ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçların neler olduğunun, davacıya yapılan ameliyata özgü açıklamaların ve risklerin belirtilmediği, özellikle de somut olayda davacıda komplikasyon olarak düşük ayak geliştiği göz önünde bulundurulduğunda, anılan onam belgesinde, gerçekleştirilen ameliyatın risk ve komplikasyonlarına ilişkin olarak "düşük ayak gelişebileceği" bilgisine de yer verilmediği, dolayısıyla davacıdan alınan onam belgesinin, aydınlatma yükümlüğünün yerine getirilmesini sağlayacak nitelikte bir belge olmadığı görülmektedir.
Bu durumda; yapılan müdahalenin komplikasyonları ve riskleri hakkında davacının bilgilendirilerek rızasının alındığına ilişkin aydınlatılmış onam belgesinin mevcut olmadığı, dolayısıyla tıbbi müdahale öncesi komplikasyonlar hakkında bilgilendirme yapılarak onam alınmamış olmasının, davacının aydınlatılma ve onay verme hakkının elinden alınmasına dolayısıyla da sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği konusunda davacıda endişe ve üzüntüye yol açtığı görüldüğünden, dava konusu olayda davalı idarenin yukarıda belirtilen yükümlülükleri yerine getirmemesinden kaynaklı olarak uğranılan manevi zararın, manevi tazminatın yukarıda belirtilen niteliği gözetilerek takdiren belirlenecek makul bir miktarın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karşılanması gerekmektedir.
Bu itibarla, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminat isteminin reddine yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacının temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2\. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı temyize konu kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3\. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 29/09/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.