Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2022/1816
2025/4235
30 Eylül 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/1816
Karar No : 2025/4235
TEMYİZ EDEN (DAVACI) :...
VEKİLİ : Av. ...
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMLERİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 01/06/2016 tarihinde İzmit Seka Devlet Hastanesinde kifoz / kamburluk tanısıyla geçirmiş olduğu operasyon sonrasında belden aşağısının felç kalmasında davalı idarenin hizmet kusuru olduğu bulunduğundan bahisle uğradığını ileri sürdüğü zarara karşılık 5.000,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminatın işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ...İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davacının maddi tazminat istemi yönünden, Adli Tıp Kurumu 7. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda ameliyatın endikasyon ve tekniğinin tıbben uygun olduğu, tedavide görev alan doktorun uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının bulunmadığı tespit edildiğinden dolayı davalı idareye kusur izafe edilemeyeceği anlaşıldığından, maddi tazminat isteminin reddi gerektiği, davacının manevi tazminat istemi yönünden, dava konusu olayda davalı idareye ve operasyonu gerçekleştiren doktora atfedilecek bir kusur olmasa da ameliyat esnasında kullanılan nöromonitörizasyon sisteminde elde edilen verileri yorumlayan raporların bulunmaması nedeniyle nöromonitörizasyon raporlarının teknik açıdan yetersiz olduğu, bu sebeple cerrahi uygulama sırasında gelişecek nörolojik olayların tespit edilmesinde en değerli veri kaynağı olan nöromonitörizasyon kayıtlarına bakılarak hastada cerrahi sırasında ne türlü gelişmeler olduğunun aydınlatılmasına engel olduğu ve bu eksiklikten dolayı davacının ameliyat sonrası felç kalmasının gerçek sebebinin ne olduğunu öğrenememesi ve nöromonitörizasyon sistemi uyarılarına dikkatlice uyulması halinde felç kalmayacağı yönünde ömür boyu şüphe, endişe ve üzüntü duymasına yol açacağı açık olduğundan davacının duyduğu ve yaşamı boyunca duyacağı elem ve üzüntü nedeniyle, manevi zararının kısmen de olsa giderilmesi için davacının tazmin talebinin kısmen kabul edilerek 50.000,00 TL manevi tazminatın davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddine, manevi tazminat isteminin 50.000,00 TL'lik kısmının kabulü ile idareye başvuru tarihi olan 10/02/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin ise reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, dosya kapsamında alınan raporun eksik ve hukuka aykırı olduğu, ameliyat konusunda bilgilendirme yapılmadığı, okuma yazması olmamasına rağmen evrak imzalatıldığı, ameliyat ile ilgili hiçbir sorunla karşılaşmayacağının bildirildiği, doktor hatası olduğunun sabit olduğu, yürüme fonksiyonunu tamamen kaybettiği, ameliyat sonrasında maddi ve manevi çöküş yaşadığı, hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğu iddialarıyla; davalı idare tarafından, olayda idarelerinin kusurlu ya da kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı, tazminata hükmetme koşullarının oluşmadığı, Adli Tıp Kurumu raporu ile olayda ihmal ya da kusurun bulunmadığının ortaya konduğu, raporda kendine yer bulan tıbbi görüşlerde de idarelerinin organizasyon hatasına yönelik bir tespitte bulunulmadığı, hasta ve hasta yakının ameliyat öncesi bilgilendirilerek rızalarının alındığı, maddi tazminatın reddine karar verilirken manevi tazminata hükmetmenin hukuka aykırı olduğu, manevi tazminatın sebepsiz zenginleşme vasıtası haline getirilemeyeceği, manevi tazminata hüküm tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği iddialarıyla temyize konu kararın aleyhlerine olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davacı tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden, davacının 12/05/2016 tarihinde İzmit Seka Devlet Hastanesinde yapılan tetkiklerde kifozda (kamburluk) artış tespit edildiği, 01/06/2016 tarihinde sırtta kamburluk şikayetiyle anılan Hastanenin ortopedi kliniğine başvurduğu, kifoz tanısıyla 08/06/2016 tarihinde nöromonitörizasyon (omurgada, operasyon sırasında omuriliğe herhangi bir hasar verilip verilmediğini gösteren, uygulama esnasında kullanılan implantların omuriliğe ne kadar yaklaştığını hızlı bir şekilde hekime ileten bir sistem) eşliğinde T4-L4 vertebralar arasında posterior enstrümentasyon (omurga arka tarafına vida ve plak yerleştirilmesi işlemi) ve kolon osteotomisi (omurga deformitelerini düzeltmek için kullanılan cerrahi yöntem) uygulandığı, ameliyat sonrası takiplerinde parapleji (alt ekstremitenin kas gücünün ve duyu fonksiyonlarının kaybı) gelişmesi üzerine prednol tedavisi verildiği, 10/06/2016 tarihinde çekilen torakolomber bilgisayarlı tomografi tetkikinde vida ve plakların yerinde olduğunun görüldüğü, sonrasında 13/06/2016 tarihinde fizik, tedavi ve rehabilitasyon bölümüne konsülte edildiği, alt ekstremitelerde hareket olmadığı, gaita (dışkı) ve idrar inkontinansı (kaçırma) tespit edildiği, 19/10/2016 tarihinde taburcu edilerek rehabilitasyon amacıyla Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesine yönlendirildiği, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi Kliniğine 20/10/2016 tarihinde yatışının yapıldığı, muayenesinde, idrar-gaita inkontinansı ve parapleji tespit edildiği, fizik tedavi uygulandığı, 15/11/2016 tarihinde poliklinik kontrolü önerilerek taburcu edildiği, fizik tedavi almaya devam ettiği, akabinde davacı tarafından ameliyat sonrası engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek oluşan maddi ve manevi zararların karşılanması talebiyle 10/02/2017 tarihinde davalı idareye başvuru yapıldığı, başvurunun zımnen reddi üzerine de bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, davacının 20/06/2018 tarihinde Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapılan muayenesinde; alt ekstremitelerde total kuvvet kaybı, T11 altı dermatomlarda tam his kaybı saptandığı görülmektedir.
Uyuşmazlıkta, rahatsızlığı nedeniyle davacıya yönelik tıbbi uygulamalarda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı hususunun tespiti amacıyla ... İdare Mahkemesince bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ... tarih ve ... sayılı raporda özetle; "... kişiye İzmit Seka Devlet Hastanesinde 12/05/2016 tarihinde çekilen torakolomber vertebra BT tetkikinin Kurulumuzca yapılan incelenmesinde elde edilen bulgulara göre; kişinin 01/06/2016 tarihinde sırtta kamburluk şikayetiyle başvurduğu İzmit Seka Devlet Hastanesinde kifoz tanısıyla 08/06/2016 tarihinde nöromonitörizasyon eşliğinde yapılan T4-L4 vertebralar arasında posterior enstrümentasyon uygulanması + T12 vertebraya posterior kolon osteotomisi ameliyatının endikasyon ve tekniğinin tıbben uygun olduğu, ameliyat sonrası gelişen parapleji tablosunun ameliyatın her türlü dikkat ve özene rağmen ortaya çıkabilen komplikasyonu olarak nitelendirildiği, parapleji tespit edildikten sonra Prednol tedavisi verildiği ve fizik tedaviye yönlendirildiği birlikte değerlendirildiğinde, komplikasyon yönetiminin tıbben uygun olduğu, ancak tüm tedavilere rağmen parapleji tablosunda düzelme olmayabileceğinin tıbben bilindiği, tüm bu nedenlerle, ortopedi uzmanı Dr. R.M.'nin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği ..." yönünde görüş belirtilmiştir.
Öte yandan Adli Tıp Kurumu raporunda da açıklamalarına yer verilen, ortopedi uzmanı Dr. ... ve Dr. ... imzalı 14/08/2017 tarihli raporda; "Hastanın cerrahisi esnasında nöromoniterizasyon kullanılmıştır. Ancak cerrahi esnasında elde edilen veriler dosyada bulunmasına ragmen bu verileri yorumlayan rapor dosyada mevcut değildir. Bu durumda cerrahi esnasında bir sorun yaşanıp yaşanmadığına dair kritik bilgi yeterince aydınlatılamamaktadır. .... ameliyat esnasında sorunla karşılaşılıp karşılaşamadığına dair en önemli delil olan nöromonitorizasyon raporunun olmaması nedeni ile tespit yapılamadığı ..." açıklamasında bulunulduğu, yine nöroloji-klinik nörofizyoloji uzmanı Dr. ...'nın 02/05/2018 tarihli raporunda; "... bu dosyada incelemiş olduğum nöromonitorizasyon kayıtlarının teknik açıdan yetersiz olduğu, yorum yapmaya elverişli olmadığı kanaatindeyim. ..." açıklamasına yer verdiği ve bunun yanında Kocaeli İl Sağlık Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı ve ortopedi uzmanı Dr. ... imzalı inceleme raporunda; "... hastanın cerrahi esnasında nöromonitorizasyon kullanıldığı fakat klinik nörofizyoloji uzmanı bilirkişi tarafından incelenen nöromonitörizasyon raporlarının teknik açıdan yetersiz olduğu, bu sebeple cerrahi uygulama sırasında gelişecek nörolojik olayların tespit edilmesinde en değerli veri kaynağı olan nöromonitörizasyon kayıtlarına bakılarak hastada cerrahi sırasında nörolojik defısit gelişip gelişmediği, geliştiyse cerrahinin hangi aşamasında geliştiği hakkında yorum yapmanın mümkün olmadığının görüldüğü ..." görüş ve ifadelerine yer verildiği görülmektedir.
İdare Mahkemesince, anılan Adli Tıp Kurumu raporu hükme esas alınarak davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiş olup, Bölge İdare Mahkemesince, tarafların istinaf başvuruları reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken, 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde, yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Bakılan davada hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda hekimin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği yönünde görüş bildirilmiş ise de; raporun aşağıda belirtilecek hususlar yönünden idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için tatmin edici açıklamalar içermediği kanaatine varılmıştır. Bu hususlar şu şekildedir;
-Öncelikle, 08/06/2016 tarihinde gerçekleşen ameliyatın nöromonitörizasyon eşliğinde yapıldığı belirtildiğinden, anılan sistemin fonksiyonunun ve ameliyata etkisinin ortaya konulması, akabinde nöromonitörizasyon sistemi kullanılmasına rağmen davacıda felç durumu gelişmesinin beklenilebilecek bir komplikasyon olup olmadığının, bu sistemin tıp biliminin kabul ettiği çerçevede kullanılması halinde uyuşmazlıkta meydana gelen felç durumunun engellenip engellenemeyeceğinin açıklanması gerekmektedir.
-Bunun yanında, yukarıda yer verilen hekim raporlarında özet olarak nöromonitörizasyon kayıtlarının rapor oluşturmak için yetersiz olduğu, bu nedenle ameliyatta bir sorunla karşılaşılıp karşılaşılmadığının anlaşılamadığı belirtildiğinden, nöromonitörizasyon kayıtlarının rapor oluşturmak için yeterli olup olmadığının yeniden alınacak raporda tekrar değerlendirilmesi, yetersiz olduğu sonucuna varılması halinde bu kayıtların yetersiz olmasının ameliyatta bir sorunla karşılaşılmasına sebebiyet verip vermediğinin ve olayda bir hizmet kusuru bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulmasına engel olup olmadığının tartışılması gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla, ilgili Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan, davacının iddialarının göz önünde bulundurulduğu, tıbbi sürecin bir bütün halinde ele alındığı, anılan hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın kısmen kabulü kısmen reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik tarafların istinaf istemlerinin reddi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Tarafların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2\. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının BOZULMASINA,
3\. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 30/09/2025 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.