Danıştay danistay 2022/1671 E. 2025/3996 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2022/1671
2025/3996
23 Eylül 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/1671
Karar No : 2025/3996
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. ...
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ...
VEKİLLERİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının davacı ve davalı idare tarafından aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 16/01/2017 tarihinde yapılan artroskopik mikrokırık ameliyatı sonrasında sol bacak ve dizinde ikinci derece derin ve yüzeysel yanık meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık 1.000,00 TL maddi, 500.000,00 TL manevi tazminatın ameliyat tarihinden işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; maddi tazminat istemi bakımından yapılan değerlendirmede, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Raporunda da belirtildiği üzere davacıya konulan teşhisin ve uygulanan tedavinin genel kabul görmüş tıbbi teşhis ve tedavi kriterlerine uygun olduğu, İstanbul Eğitim ve Araştırma (Samatya) Hastanesinde gerçekleştirilen tıbbi müdahale ve hizmetin işleyişinde idare ajanı rolündeki doktorlara ve davalı idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun bulunmaması nedeniyle davalı idareden talep edilen maddi tazminat isteminin reddi gerektiği, manevi tazminat talebi bakımından yapılan değerlendirmede, uyuşmazlıkta hizmetin yürütülmesinde sağlık personeline atfedilebilen somut bir kusur tespit edilmemekle beraber yürütülen kamu hizmetinin sonucu itibariyle bir zarara yol açması, meydana gelen zararın doğrudan hastanın anatomik yapısından veya hizmet dışı etkenlerden kaynaklandığının açıkça ortaya konulamaması, ayrıca tıbbi müdahalede gerekli dikkat ve özenin gösterilmediği yönündeki endişe ve şüphelerin giderilememesi hususları dikkate alındığında, olayda manevi tazminat ödenmesini gerekli kılan şartların oluştuğu, olayın oluş şekli, zararın niteliği, diz ağrısı şikayetiyle hastaneye başvuran ilgilinin sağlık hizmeti sonucu belirli bir oranda vücut fonksiyonunun hasara uğraması ve hastanelerde uzun bir süre tedavi sürecine devam etmesi nedeniyle duyduğu acı, üzüntü ve ruhsal sıkıntılarının kısmen de olsa dindirilmesi için takdiren 25.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesinin yerinde olduğu gerekçesiyle davacının maddi tazminat talebinin reddine, davacının manevi tazminat 25.000,00 TL'lik kısmının kabulüne, kabul edilen tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 08/05/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacının istinaf istemine ilişkin olarak Mahkeme kararının redde ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun olduğu, davacının istinaf başvurusunun reddi gerektiği, davalı idare ile müdahilin istinaf istemine ilişkin olarak ise, bilirkişi raporunda ameliyatın olası tehlikeleri ve yapılış sebebi hakkındaki onam formunun davacı tarafından okunarak imzalanmış ise de formda hastada gelişen yanık olayı ile ilgili bir uyarının yer almadığı tespitinin yapıldığı, söz konusu onam formunun Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesinde yer alan bilgileri ihtiva etmediğinden aydınlatılmış onam belgesinin usulüne uygun olarak düzenlendiğinden, dolayısıyla davacının tam ve doğru bilgilendirildiğinden bahsetmeye olanak bulunmadığı, bu itibarla aydınlatılma ve onay verme hakkının elinden alınması sebebiyle yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği hususunun davacıda endişe ve üzüntüye yol açacağı sonuç ve kanaatine ulaşıldığı, davacının manevi tazminat talebinin bu gerekçeyle kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun reddine, davalı idare ile müdahilin istinaf başvurularının belirtilen gerekçe ile reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, Adli Tıp Kurumu raporunun hükme esas alınacak nitelikte olmadığı, yanıklar sebebiyle üç kez daha ameliyat olduğu, diğer ameliyatlarda kullanılan solüsyonların bedenine zarar vermediği, bu durumun dahi zararın kendi bünyesinden kaynaklanmadığının ispatı olduğu, kaldı ki solüsyonun büyük bir alana sürülmesine rağmen yalnızca belli yerlerde yanık oluştuğu, öte yandan solüsyondan kaynaklanan bir zarar olsa dahi sürülen solüsyon sonrası bu durumun doktor ya da hemşire tarafından fark edilmesi gerektiği, ameliyat esnasında solüsyona bağlı cilt reaksiyonu gelişip gelişmediği, solüsyonun sürülmesi sırasında standart cilt hazırlığının yapılıp yapılmadığı, uygun solüsyon seçilip seçilmediği hususlarının değerlendirilmediği, hükmedilen tazminatın yaşanan hadise ve maluliyet oranı değerlendirilmeksizin belirlendiği, yaralarının iyileşmesi için vücudunun çeşitli yerlerinden doku alındığı ve kalıcı izler olduğu, uzun süre işgöremez durumda kaldığı, oluşan maluliyeti sebebiyle maddi tazminata da hükmedilmesi gerektiği, yaraları sebebiyle psikolojisinin alt üst olduğu, ruhsal çöküş yaşadığı, doktorlar hakkında tıp biliminin gerektirdiği dikkat ve özeni göstermeyerek vücudunda kısmı yanıklar oluşmasına sebebiyet verdikleri gerekçesiyle soruşturma izni verildiği iddialarıyla; davalı idare tarafından, davacıda meydana gelen depresif bozukluğun ameliyat sonrası geliştiğini ifade etmenin mümkün olmadığı, diz ameliyatı sonrası fonksiyonel bir araz kalmadığı, ağır hizmet kusurunun olması halinde manevi tazminata hükmedilebileceği, olayda manevi tazminata hükmetme koşulları oluşmadığı, hükmedilen manevi tazminatın yüksek olduğu iddialarıyla temyize konu kararın aleyhlerine olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden, davacının sol dizde ağrı şikayeti ile İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurduğu, dizde menisküs hasarı tespit edilerek ameliyat edilmek üzere 15/01/2017 tarihinde ortopedi servisine yatırıldığı, 16/01/2017 tarihinde shaver ve RF cihazları kullanılarak menisküs hasarının onarımına yönelik ameliyat gerçekleştirildiği, ameliyat sonrası davacının dizinde ve bacağında yanıklar meydana gelmesi üzerine 19/01/2017 ve 25/01/2017 tarihinde plastik cerrahi bölümüne konsülte edildiği, sol bacak ve dizde yüzeysel ya da derin ayrımı yapılmayan 2. derece yanık olduğunun tespit edildiği, günlük pansuman önerildiği, 26/01/2017 tarihinde taburcu edildiği, sonrasında Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesine 23/02/2017 tarihinde başvurduğu, sol dizde yaklaşık 15x20 cm alanda 3. derece yanık nekrozu tespiti yapılarak ameliyat planlandığı, 24/02/2017 tarihinde cerrahi operasyon ile nekrotik dokuların debride edildiği ve pansuman yapıldığı, sonrasında iki günde bir pansuman yapılarak 02/03/2017 tarihinde taburcu edildiği, daha sonra 06/03/2017 tarihinde tekrar Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurduğu, cerrahi operasyon ile debridman yapılmasını takiben sol uyluk lateralinden alınan deri grefti yanık bölgeye adepte edilerek 11/03/2017 tarihinde taburcu edildiği, akabinde davacı tarafından 15/01/2017 tarihinde yapılan ameliyatta hatalı tıbbi müdahale ile dizinde ve bacağında yanığa sebebiyet verildiği, meydana gelen olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek maddi ve manevi tazminat istemiyle 08/05/2017 tarihinde davalı idareye başvuru yapıldığı, başvurunun zımnen reddi üzerine de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, İdare Mahkemesince bilirkişiliğine başvurulan İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Tıp Bilimleri Anabilim Dalının ... tarih ve ... sayılı raporunun "Sonuç" kısmında özetle; "... kişide antiseptik solusyana reaksiyon olarak gelişen kimyasal yanık gelişmiş olup bunun operasyonun istenmeyen olası sonucu (komplikasyonu) olduğu; konulan teşhisin ve uygulanan tedavinin genel kabul görmüş tıbbi ve tedavi kriterlerine uygun olduğu, kişide olaya bağlı gelişen ve tedaviyle işlevselliği düzelen depresyon arazının, Çalışma gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre takdiren 9,3 (Yüzde dokuz onda üç) oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı ..." görüşlerine yer verilmiştir.
Öte yandan, Bölge İdare Mahkemesince davacının vücudunda oluşan yanığın, tanı amaçlı ya da cerrahi işlem amacıyla eklem içerisine yerleştirilen kameranın vücut ısısıyla karşılaştığında ısının tam olarak ayarlanamamasından, eklem içerisine yerleştirilen kameranın bağlanmasını önlemek amacıyla yanlış doz ve kimyasalların kullanılmasından, diz eklem ameliyatı sırasında uygun cihaz kullanılmamasından, diz eklem yıkama serumunun miktarı ve cinsinin uygun belirlenmemesinden kaynaklı serum ısısı uygulama basıncı gibi durumlardan oluşabileceğinin ileri sürülmüş olmasına rağmen bilirkişi raporunda söz konusu hususlara değinilmediği, raporda, "Solüsyona bağlı yanıklar literatürde bildirilmiş olgulardır. Bu tür bir reaksiyon kişilere göre değişen önceden öngörülmez bir niteliğe sahiptir. Ameliyatlarda kullanılan solüsyonların çoğu hastada bunu yapmadığı halde, bünyesel sebeplerle bazı hastalıklarda yanık oluşturulabileceği bilinir." saptamasına yer verilmekle birlikte, ameliyat öncesinde kişilere cilt hazırlığı yapılmasının (alerji testi vs.) gerekli olup olmadığı, şayet cilt hazırlığı yapılması gerekmekte ise davacıya, ameliyat öncesinde cilt hazırlığına ilişkin işlemlerin yapılıp yapılmadığı (solüsyon alerji testi vs.), bu kapsamda, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı hususlarında herhangi bir açıklama yapılmadığı, söz konusu hususların açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtilerek ek rapor istenilmesi üzerine hazırlanan İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Tıp Bilimleri Anabilim Dalının ... tarih ve ... sayılı ek raporunun "Değerlendirme ve Sonuç" kısmında; "Heyetimizin önceki raporu, Sn. Binnaz Yıldırım'ın dizinde oluşan yanığın yerleşimi, paterni ve oluşum özellikleri dikkate alınarak verilen tıbbi bir görüşü içermektedir. Buna göre, yanığın ilgili antiseptik maddeye hassasiyetle birlikte oluştuğu düşünülmüş, bu yönde de görüş bildirilmiştir. Heyetimizin bu konudaki görüşünde bir değişiklik bulunmamaktadır. Ameliyat öncesinde hazırlık esnasında, cilt hazırlığı olarak nitelenen safhada, 'alerji testi' amaçlı, standart addedilen bir uygulama bulunmamaktadır. Duyarlılık ve özgünlüğü %100 olmayan bu testlerin ilgili operasyon pratiğinde kullanılması rutin bir uygulama değildir. Bu tip reaksiyonların, daha önce bulgu vermemiş oldukları halde ortaya çıkabildiği bilinmektedir. Söz konusu maddeye karşı ters reaksiyon oranlarının düşüklüğü ve son olarak da, reaksiyon gelişse dahi çoğu zaman bunun örnekte görüldüğü gibi lokal kalabileceği göz önüne alınırsa bu uygulamanın rutinde neden yapılmadığı daha iyi anlaşılabilir. Hastanın ameliyatında kullanılan cihazlar ilgili ameliyat yönteminde kullanılan cihazlardır. Operasyon sonrasında cihazda arıza ya da başka bir uygunsuzlukla ilgili tutanak, hastane belgelerinde bir kayıt bulunmamaktadır. Bu ameliyatlarda, diz eklem yıkama serumu miktarının önceden belirlenmesi mümkün olmadığı gibi, gerekli de değildir. İşlem sırasında kullanılan bu sıvı, işlem süresi ile orantılı miktarda kullanılmış olacaktır. Davaya konu ameliyatta ise operasyon süresi, yapılan işlemin içeriği ile uyumludur. Yıkama sıvısının cinsinin belirlenir kullanılması uygun bir sıvı seçilmiştir. İşlem sırasında uygulanan sıvının basıncının fazla olması bu tip ameliyatlarda pek mümkün olmamakla birlikte aşırı basınç altında işlem yapılması 'Kompartman Sendromu' gibi komplikasyonlara sebep olabilirdi. Hastada böyle bir durum gelişmediği görülmektedir. Artroskopi sırasında kullanılan kameranın 'diz içerisinde vücut ısısı ile karşılaştığı zaman ısının tam ayarlanamaması durumu' geçerli bir ifade değildir. Bu tip kameraların fiziki özellikleri yanık oluşturacak düzeyde ısı oluşumu içermez ve ısı ayarlama özellikleri yoktur. Yine, bu kameraların eklem içine yerleştirildiğinde kameranın buğulanmasını önlemek amacı ile kimyasal kullanımı söz konusu değildir. Dosya incelemesinde de bunları düşündürecek bir durum tespit edilmemiştir. Heyetimizin görüşü antiseptik solüsyon etkisine bağlı reaksiyon olduğu yönündedir. Hastanın operasyon sonrası bakımında uygun takip ve tedavinin uygulandığı; reaksiyonun oluşumunun ise herhangi bir ihmale dayanmadığı görüldüğünden, sağlık hizmetlerinin idarece kötü yürütülmesinden kaynaklanan bir hizmet kusuru olmadığı" yönündeki görüşlerine yer verilmiştir.
İdare Mahkemesince İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Tıp Bilimleri Anabilim Dalının 04/03/2019 tarih ve 002 sayılı kök raporu hükme esas alınarak davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiş, taraflar ve davalı yanında müdahilin istinaf başvurusu üzerine anılan üniversiteden ek rapor alındıktan sonra davacının istinaf başvurusunun reddine, davalı idare ile müdahilin istinaf başvurularının gerekçeli olarak reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken, 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde, yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Dava konusu olay sebebiyle ... Asliye Ceza Mahkemesinde yürütülen ceza kovuşturmasında bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporunda özetle; "... kişinin yapılan muayenesi sonrası konulan sol diz meniskopati tanının ve bu tanıya yönelik olarak verilen artroskopi ameliyat endikasyonunun doğru olduğu, Artroskopi işlemi sırasında eklem içini görmek için sulu ortamda (serum fizyolojik) çalışılması gerektiği, eklem içerisindeki menisküs yırtığı, sinovial patolojiler veya kıkırdak dokusuna yönelik olarak shaver ya da RF (radyofrekans, artrocarede) ile işlemler yapılabileceği, shaverın yüksek hızla dönen ucunun keskin olduğu, RF ve artrocare ise ilgili bölgenin yakılarak, buharlaştırılarak (ablasyon, vaporizasyon) işlemi gerçekleştirdiği, bahsi geçen RF ile ilgili bölgedeki yapılan işlem neticesinde eklem içerisinde yüksek ısı meydana gelmekte olduğu, sulu ortamda çalışıldığı için eklem içerisindeki sıvının bu işlemden dolayı çok yüksek derecelere kadar ısınabildiği ve eklem içerisindeki sıvının dışarı aktığı durumlarda ciltte çeşitli derecelerde yanık meydana gelebildiği, bunun önüne geçebilmek için ameliyat esnasında sıvı akımının özellikle eklem içerisinde olduğunun kontrolü gerektiği, artroskopi portallerinden eklem dışına sızan ya da RF cihazının arkasından damla tarzında çıkan sıcak sıvıların hastanın cildi ile temas ettiği anda 1. ve 2. derece yanıklar meydana gelebileceği, bunun önlenebilmesi için dışarı çıkan sıvının cilt ile temasının önlenmesi gerektiğinin tıbben bilindiği, Artroskopi ameliyatı hemen sonrası ortaya çıkan durumun RF ya da shaver cihazının kullanılması sırasında gerekli önlemlerin alınmaması sonucu meydana geldiğinin anlaşıldığı, dolayısıyla ameliyatı gerçekleştiren ortopedi uzmanının eylemlerinin tıbbın genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı ..." görüş ve tespitlerine yer verildiği görülmektedir.
İdare ve Bölge İdare Mahkemelerince yapılan yargılamalarda her ne kadar hükme esas alınan İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Tıp Bilimleri Anabilim Dalının 04/03/2019 tarihli raporu ve 24/02/2021 tarihli ek raporunda netice olarak davacıda meydana gelen yanığın antiseptik solusyana reaksiyon olarak gelişen kimyasal yanık olduğu, bunun operasyonun istenmeyen komplikasyonu olduğu, konulan teşhisin ve uygulanan tedavinin genel kabul görmüş tıbbi ve tedavi kriterlerine uygun olduğu yönünde görüş bildirilmiş ise de ceza davası dosyası kapsamında bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunun 31/12/2021 tarihli raporunda artroskopi ameliyatı hemen sonrası ortaya çıkan durumun RF ya da shaver cihazının kullanılması sırasında gerekli önlemlerin alınmaması sonucu meydana geldiğinin anlaşıldığı, dolayısıyla ameliyatı gerçekleştiren ortopedi uzmanının eylemlerinin tıbbın genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı yönünde görüş bildirildiği görüldüğünden uyuşmazlığa ilişkin olarak alınan raporlar arasında çelişki bulunduğu anlaşılmış olup, bu çelişki nedeni ile İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Tıp Bilimleri Anabilim Dalının 04/03/2019 tarihli raporu ve 24/02/2021 tarihli ek raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, yeniden alınacak raporda, oluşan çelişkinin giderilmesi amacıyla öncelikle davacının 16/01/2017 tarihinde geçirdiği operasyon sonucu diz ve bacak bölgesinde oluşan yanıkların, antiseptik solusyana reaksiyon sonucu mu, yoksa RF ya da shaver cihazının kullanılması sırasında gerekli önlemlerin alınmaması üzerine eklem içindeki sıvının sızması sonucu mu gerçekleştiği ortaya konulmalı, bu husus açıklığa kavuşturulduktan sonra uyuşmazlığa konu olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.
Bu durumda, Adli Tıp Kurumu ilgili Üst Kurulundan, yukarıda belirtilen hususların tatmin edici biçimde açıklığa kavuşturularak raporlar arasındaki çelişkinin giderildiği, davacı ve davalı tarafın iddialarının da göz önünde bulundurulduğu, davacının tıbbi durumunun bir bütün halinde ele alındığı, tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Bu itibarla, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporlarına dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın kısmen kabulü kısmen reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik davacının istinaf isteminin reddi, davalı idare ve müdahilin istinaf başvurusunun gerekçeli olarak reddi yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacının ve davalı idarenin temyiz isteminin KABULÜNE,
2\. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3\. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 23/09/2025 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.