SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2022/1628

Karar No

2025/4234

Karar Tarihi

30 Eylül 2025

Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/1628 E. , 2025/4234 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/1628
Karar No : 2025/4234

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- Kendi adlarına asaleten ...,
... ve ... adına velayeten
... ve...
2- ...
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...

İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılardan ...'ın, 26/04/2015 tarihinde Şanlıurfa Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesinde yaptığı normal doğum sırasında sıkışma sonucu davacılardan küçük ...'ın sağ kolunun felç kalmasında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık 1.000,00 TL maddi ve ... ile anne ... ve baba ... için ayrı ayrı 100.000,00 TL, diğer davacılar olan kardeşler için ayrı ayrı 20.000,00 TL olmak üzere toplam 360.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davacının hastaneye başvurması ve sonrasında gelişen olaylarla ilgili olarak, alınan ifadeler ve yapılan tetkikler sonucunda sağlık personelinin görevlerinde herhangi bir ihmal ve kusurun olmadığı, davacının doğumu sırasında yaşanan müdahaleler hakkında Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporda da, doğumda görevli ebe ve doktorların uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğunun belirtildiği, dolayısıyla yapılan uygulamanın tıp kurallarına uygun olduğu ve doğum işleminde davalı idareye atfedilebilecek herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığı, davacılar tarafından hizmet kusuruna dayalı olarak talep edilen maddi ve manevi tazminata hükmedilmesine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, müdahale öncesi aydınlatılmış rızalarının alınmadığı, ultrasonda bebek 3800 gram olarak tahmin edilmesine rağmen 5130 gram doğduğu, bu denli bir sapmanın hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bacak uzunluğu, baş çevresi ve karın çevresi ölçümü ile bebeğin iri bebek olduğu tespiti yapılabilecekken bunun yapılmadığı, bu tespit yapılsa idi doğumun sezaryen ile yaptırılmasının mümkün olduğu, gereken dikkat ve özenin gösterilmemesi sonucu normal doğuma alınarak bebeğe zarar verildiği iddialarıyla temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden, davacılardan ...'ın daha önce üç kez normal yoldan doğum yaptığı, 26/04/2015 tarihinde saat 03:15'te doğum için Şanlıurfa Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesinin acil servisine başvurduğu, ilk muayenesinde, diyabetik gebelik, 8 cm açıklık ve %80 silinme tespit edildiği, ultrasonda bebeğin ağırlığının 3800 gram olarak tahmin edildiği, 03.40'ta serviste normal doğum takibine başlandığı, saat 05.10'da tam açıklık ile doğum masasına alındığı, baş doğurtulduktan sonra omuz distosisi (bebeğin omuzunun annenin pelvis kemiğinin arkasına sıkışması) meydana geldiği, öncelikle ...manevrası ardından Wood'sun vida manevrası uygulandığı, ön omuzun doğmaması üzerine arka omuzun doğurtulduğu, bebek ...'ın 2/4 apgar (doğumdan sonraki 1. ve 5. dakikada bebeğin iyilik halini tespit eden 10 üzerinden verilen skor) ile 5130 gram olarak doğduğu, yenidoğan muayenesinde solunum sıkıntısı olduğu için yoğun bakım ihtiyacı nedeniyle Özel Ursu Hastanesine sevk edildiği, burada yapılan muayenesinde, sol humerusta kırık ve sağ kolda paralizi (sinir işlevi sorunu nedeniyle hareketsizlik) tespit edildiği, yapılan yoğun bakım takip ve tedavisi sonrasında 07/05/2015 tarihinde taburcu edildiği, akabinde hatalı tıbbi müdahale nedeni ile ...'ın engelli hale geldiği, olayda idarenin kusur bulunduğu ileri sürülerek oluşan maddi ve manevi zararın karşılanması istemiyle davacılar tarafından 15/09/2015 tarihinde davalı idareye başvuru yapıldığı, başvurunun zımnen reddi üzerine de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Dosya kapsamında, davacı ... hakkında düzenlenen SBÜ Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesinin ... tarih ve ... sayılı "Durum Bildirir Sağlık Kurulu Raporunda"; sağ pleksus zedelenmesi (etkilenmiş ancak ekstremiteyi kullanabiliyor, kendine bakım aktivitelerinde zorlanıyor), EMG'sinde sağ brakial pleksusun alt, orta ve üst turunkusun orta derecede kronik parsiyel lezyonu ile uyumlu olduğu tespitlerine yer verilmiştir.
Olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunca hazırlanan ... tarih ve ... karar sayılı raporda özetle; "... Doğum öncesi doğumun normal koşullar dışında gerçekleşebileceğine dair herhangi bir tıbbi bulguya rastlanmadığı, doğumun vaginal yoldan sonlandırıldığı, geliş muayenesinde; aktif travayda 8 cm açıklık ve %80 silinmesi bulunan multipar gebede söz konusu bulguların normal yoldan doğum yaptırılma sınırları içerisinde olduğu, dolayısıyla normal spontan vaginal doğum yaptırılmasının tıbben uygun olduğu, küçükte saptanan humerus kırığı ve brakial pleksus lezyonunun normal doğum eylemi sırasında tüm özenin gösterildiği durumlarda dahi bebeğin vaginal yoldan çıkartılması sırasındaki manevralara bağlı olarak görülebildiği, bunun normal doğum eyleminin bir komplikasyonu olarak nitelendirildiği, dava konusu olayda doğum öncesi fetal USG’de bebeğin 3800 gr olarak saptandığı, ancak 5130 gr doğduğu, mevcut farkın optimalize edilip edilemeyeceği sorulmakla; bebek çıkımda olduğundan dolayı fetal USG cihazıyla yapılan değerlendirmenin bu dönemde yanılma payı arttığı için optimal yapılamayabileceğinin tıbben bilindiği de birlikte değerlendirildiğinde; doğum eylemi sırasında bebekte brakial pleksus lezyonu oluşması yönünden Şanlıurfa Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi hekimlerinin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, söz konusu sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği ..." yolunda görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince, anılan bilirkişi raporu hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiş, davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusu da reddedilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesi, 1. fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılması ve rızalarının alınmasını gerektirmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) Temyize Konu Kararın Maddi Tazminat İsteminin Reddine Yönelik Kısmının İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın anılan kısmı usul ve hukuka uygun olup, davacılar tarafından ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

B) Temyize Konu Kararın Manevi Tazminat İsteminin Reddine Yönelik Kısmının İncelenmesi:
İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, doğum eylemi sırasında bebekte brakial pleksus lezyonu oluşması yönünden Şanlıurfa Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi hekimlerinin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, söz konusu sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği yönündeki değerlendirmeler dikkate alındığında, ortaya çıkan zararın davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklanmadığı anlaşıldığından, uyuşmazlıkta maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamıştır. Bununla birlikte manevi tazminat istemi yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Dosya içerisinde yer alan hastane kayıtları incelendiğinde, "Hastaneden Teslim Alınan Malzemeler" başlıklı acil serviste tanzim edilen evrakta "Tarafıma yapılacak tüm tetkik tedavi anlaşılır bir şekilde tarafıma anlatıldı, tercüme yoluyla izah edildi. Bana yapılacak olan .... tanısı ile yapılacak tedavinin yol açacağı sorunları ve sonuçlarını öğrendim. Tüm sorumluluğu alarak yatışı kabul ediyorum" ifadeleri altında bulunan bölümün parmak izi kullanmak suretiyle imzalandığı, parmak izi ile imzalayan kişiye, normal doğum işlemine yönelik bilgilendirmeye yer verilmediği, bu haliyle anılan belgenin, normal doğum işlemine ve bu işlem sırasında oluşabilecek komplikasyonlara ilişkin herhangi bir ifade içermediği görüldüğünden, normal doğum için bütün risk ve yararların tartışıldığını gösteren detaylı bir aydınlatılmış onam formu olarak değerlendirilmesi ve davacı ...'ın normal doğum öncesi aydınlatılmış onamının alındığından bahsedilmesi olanaklı değildir.
Bunun yanında, dosyaya sunulan "Normal Doğum İçin Genel Bilgilendirme ve Aydınlatılmış Hasta Onam Formu" başlıklı belgede normal doğuma ve uyuşmazlıkta olduğu gibi bebekte omuz sıkışması durumunun gelişebileceğine yönelik bilgilendirme bulunmasına karşın anılan belgenin üzerinde herhangi bir imza olmadığından bu evrak hukuki sonuç doğurmamaktadır.
Bu durumda, aydınlatılarak onay verme haklarının elinden alınması ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinin yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacılarda endişe ve üzüntüye yol açması sonucu oluşan manevi zararın karşılanmasına yönelik makul bir tutarın ödenmesine karar verilmesi gerekmekte iken, manevi tazminat isteminin reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Bu itibarla, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik davacıların istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin reddine yönelik kısmında hukuki uyarlık bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacıların temyiz isteminin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE,
2\. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının maddi tazminata yönelik kısmının ONANMASINA, manevi tazminata yönelik kısmının BOZULMASINA,
3\. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 30/09/2025 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.











10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim