SoorglaÜcretsiz Dene

Danıştay danistay 2022/1355 E. 2025/3109 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2022/1355

Karar No

2025/3109

Karar Tarihi

19 Haziran 2025

Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/1355 E. , 2025/3109 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/1355
Karar No : 2025/3109

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü
VEKİLİ : Av. ...

MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ...
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı vekili tarafından, myom ve kist teşhisi ile ... tarihinde ... Üniversitesi Hastanesinde ameliyat olan müvekkilinin ameliyat esnasında vücudunda bir adet klips unutulduğu, klipsin çıkarılması için ikinci kez ameliyat olmak zorunda kaldığı, sonrasında bağırsaklarının ve idrar kesesinin kaydığı ve rahme yapıştığının tespit edilmesi üzerine 17/07/2016 tarihinde üçüncü kez ameliyat olduğu ve rahminin alınmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık 20.000,00 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminatın 15/03/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; her ne kadar davacı tarafından, gerçekleştirilen ilk ameliyatta vücudunda klips unutulduğu, bu ameliyata bağlı olarak birden çok kez ameliyat geçirmek zorunda kaldığı, geçmeyen sağlık sorunlarına sebep olduğu ileri sürülmekte ise de, dosyada yer alan bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumu raporunun birlikte değerlendirilmesinden, karın ameliyatları sonrasında kesi yerlerinde fıtık ve karın içi yapışıklıkların oluşabileceği, bunun her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen bir komplikasyon olduğu, ... Hastanesinde gerçekleştirilen 09/10/2015 tarihli ikinci ameliyatta çıkarıldığı bildirilen klipsin dikkat ve özensizlik nedeniyle unutulan bir materyal olmadığı, tedavi amaçlı konan bir materyal olduğu, 11/07/2016 tarihinde yapılan rahim ve iki yumurtalığın alınmasına dair üçüncü ameliyatın ise ilk ameliyatla arasında herhangi bir neden sonuç ilişkisinin bulunmadığı anlaşılmakla, davalı idareye atfedilebilecek hizmet kusuru bulunmadığı sonucuna varıldığından, maddi tazminat isteminin reddi gerektiği, manevi tazminat istemine gelince; davalı idare kayıtlarında yer alan hasta dosyasının incelenmesinden; Anestezi Hizmetleri İçin Bilgilendirme ve Rıza Formu, Kan ve Kan Ürünleri Nakli İçin Bilgilendirme ve Rıza Formu İle Cerrahi İşlemler Hasta Bilgilendirme ve Rıza Formunun bulunduğu, bunlardan; anestezi hizmetleri için alınan rıza formunda olası risklerin yer aldığı ve ilgili anestezi hekimi tarafından da hangi risklerin söz konusu olduğunun açıklandığının belirtildiği, ve söz konusu formun davacı ve anestezi hekimi tarafından tarih ve saat belirtilerek imzalandığı, aynı şekilde kan ve kan ürünleri nakli için alınan rıza formunda da olası risklere yer verildiği ve formun hasta yakını olarak eşi Özkan Öğürt ve adı ve soyadı belirtilen ilgili hemşire tarafından imzalandığı, ancak yapılacak cerrahi işleme ilişkin hasta bilgilendirme ve rıza formunda matbu olarak sayılan cerrahi işlemin genel riskleri arasında, kesi yerlerinde fıtık ve karın içi yapışıklıklar oluşabileceğine veya buna benzer sağlık sorunlarına sebep olacağına dair ifadelerin yer almadığı, ayrıca davacının imzası bulunmakta ise de ilgili doktorun ismi ve imzası ile tarih ve saat bilgilerinin de yer almadığı, bu itibarla ameliyatın sonuçlarına dair bizzat ilgili hekim tarafından ayrıntılı bir bilgilendirmenin yapılmadığının, dolayısıyla davacıya uygulanan ameliyat öncesinde davalı idarenin aydınlatma yükümlüğünü yerine getirmediği, davalı idarenin bu yönüyle hizmet kusuru işlediği anlaşıldığından, davacının ameliyat sonrasında yaşadığı fizyolojik rahatsızlıklar ve bu rahatsızlıkların manevi etkileri dikkate alınarak, duyulan acı ve üzüntüye karşılık olarak 15.000,00 TL manevi tazminatın davacıya ödenmesi gerektiği, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda, idareye ve sağlık çalışanlarına atfı kabil herhangi bir kusurun bulunmadığının tespitine yönelik görüş ve kanaatin belirtildiği, bu kanaatin oy birliğiyle alındığı, anılan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğunun görüldüğü, bu durumda, davacı vekili tarafından bu olayın idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı iddia edilmekte ise de; davacının maddi ve manevi yönden zararına neden olan olayın idarenin hizmet kusurundan kaynaklanmadığının, sağlık personelinin olayda kusurunun bulunmadığının Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu'nun raporu ile açık olması karşısında, meydana gelen zarar ile idari faaliyet arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davacının istinaf isteminin reddine, davalı idarenin istinaf isteminin kabulüne, Mahkeme kararının manevi tazminata ilişkin kabul edilen kısmı yönünden kaldırılmasına. manevi tazminat istemi yönünden yapılan inceleme sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılması ve rızalarının alınması gerektiği, yabancı cisim unutulmasının başlı başına hizmet kusuru teşkil ettiği, klips unutulması sebebiyle birden fazla ameliyat geçirmek zorunda kaldığı ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
A) Temyize konu kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi:
Bölge idare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyize konu kararın manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden; 2011 yılından bu yana değişik tarihlerde benzer şikayetlerle hastaneye başvuran davacının adet düzensizliği şikayetiyle son olarak 05/03/2013 tarihinde başvurduğu ... Üniversitesi Hastanesince yapılan muayenesi sonucu myoma uteri+sağ over kisti tanısı konularak cerrahi tedavi önerildiği, 15/03/2013 tarihinde ameliyata alınan davacının 19/03/2013 tarihinde taburcu edildiği, davacının 22/04/2014 tarihinde karında şişlik, kasık ağrısı, idrar kaçırma, kabızlık, kanama şikayetleri ile dahiliye ve kadın doğum kliniklerine başvurduğu, karın bölgesinde ağrı, hassasiyet ve sertlik şikayetleriyle ... Hastanesi'nde 09/10/2015 tarihinde ameliyat olduğu, bu ameliyatta peritoneal ve ince barsak yapışıklıklarının ayrıştırıldığı, ameliyat esnasında görülen klipsin çıkarıldığı, davacının yaklaşık 9 ay sonra aynı hastaneye karın bölgesinde ağrı ve hassasiyet, çok fazla ve ağrılı adet şikayetleri ile yeniden başvurduğu, adı geçen hastane tarafından 11/07/2016 tarihinde gerçekleştirilen ikinci ameliyatta rahim ve iki yumurtalığının çıkarıldığı, davacı tarafından tüm bu ameliyat süreçleri sona erdikten sonra ameliyat esnasında vücudunda bir adet klips unutulduğu, klipsin çıkarılması için ikinci kez ameliyat olmak zorunda kaldığı, sonrasında bağırsaklarının ve idrar kesesinin kaydığı ve rahme yapıştığının tespit edilmesi üzerine 17/07/2016 tarihinde üçüncü kez ameliyat olduğu ve rahminin alınmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık 20.000,00 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminatın 15/03/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ... tarih ve ... karar numaralı raporda; "Kişiye inramural miyom ve sağ over kisti nedeni ile yapılan miyomektomi ve sağ over kisti eksizyonu ameliyatının endikasyonunun ve tekniğinin uygun olduğu, sonrasında oluşan insizyonel herninin batın ameliyatlarından sonra her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, tüm batın ameliyatlarında karın içi yapışıklıklar oluşmasının beklenen bir durum olduğu, 09/10/2015 tarihli ameliyatta çıkarıldığı bildirilen klipsin dosyada mevcut radyolojik görüntülemelerde mevcut olmadığı, ancak klips olsa bile bunun ameliyatta bilinçli olarak tedavi amaçlı konan bir materyal olduğu, kişiye 11/07/2016 tarihinde yapılan total abdominal histerektomi ve bilateral salpingooferektomi ameliyatının yapılan ilk ameliyatla herhangi bir neden sonuç ilişkisinin bulunmadığı, tüm veriler birlikte değerlendirildiğinde; ... Üniversitesi Hastanesinde yapılan işlemlerin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği" yönünde görüş bildirilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün hizmet kusuruna dayanması asli prensip olmakla beraber, zararın idarenin de dahil olduğu bir faaliyet sırasında meydana gelmesi ve öncesinde ya da sonrasında aksayan bazı durumların tespiti de önem arz etmektedir.
Özellikle de sağlık hizmeti gibi bünyesinde risk unsuru taşıyan hizmet alanlarında, sağlıktan sorumlu olan idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Esasen Anayasa'nın 56. maddesi de "Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle" ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan hasta dosyasının incelenmesinden, yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca, davacıya uygulanan ameliyat öncesi işlemin komplikasyonları hakkında bilgilendirilerek rızasının alındığına ilişkin aydınlatılmış onam belgesinin olmadığı görülmekte olup, belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmemiş olmasının sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği konusunda davacıda endişeye, üzüntüye yol açacağı tabiidir.
Dava konusu olayda davacının, ameliyat öncesi aydınlatılmış onamın alınmamış olması nedeniyle uğradığı manevi zararın, manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı ilkesi de gözetilerek manevi tatmin sağlayacak, idarenin kusurunu ortaya koyacak makul bir tutarın ödenmesine karar verilmek suretiyle giderilmesi gerekirken, manevi tazminat talebinin de reddi yolunda verilen temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacının temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2\. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3\. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 19/06/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim