SoorglaÜcretsiz Dene

Danıştay danistay 2021/7467 E. 2025/2015 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2021/7467

Karar No

2025/2015

Karar Tarihi

14 Nisan 2025

Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/7467 E. , 2025/2015 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/7467
Karar No : 2025/2015

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten ... adına veraseten ... ve ...
VEKİLİ : Av. ...

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. ...

TEMYİZ EDEN
(DAVALI YANINDA MÜDAHİL) : ...
VEKİLLERİ : Av. ...

İSTEMLERİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca ve davalı yanında müdahil tarafından aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından, müvekkili ...'ın ikiz gebelik nedeniyle doğum yapmak için 27/12/2012 tarihinde başvurduğu ... Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinde sezaryen ile doğum yapması gerekirken normal doğuma zorlanması sonucu doğan ...'ın engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık anne ... ve baba ... için ayrı ayrı 1.000,00 TL (miktar artırımı ile ... için 130.113,47 TL, ... için 86.276,27 TL) maddi, 100.000,00 TL manevi; ... için 1.000,00 TL (miktar artırımı ile 29.441,10 TL) maddi, 250.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek avans faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; Adli Tıp Kurulu raporunda normal doğum kararının doğru olduğu sonucuna varılmış ise de, dosyada mevcut bulgulara göre sezaryen doğumun gerekli olduğu, sezaryen doğumu yapılmış olsaydı ikinci bebeğin özürlü olarak doğmayacağı yönünde hekim görüşleri de bulunduğu, Anayasa'da yer alan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına sahip olduğu, Hasta Hakları Yönetmeliği'ne göre tıbbi müdahalelerde hastanın rızasının gerekli olduğu yönündeki düzenlemeler göz önüne alındığında, davacı ...'ın ikiz bebeklere gebe olması sebebiyle sezaryen doğum talep etmesine karşın, normal doğum kararında ısrar edilerek, ikinci bebeğin engelli olarak doğmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, diğer yandan, davacılardan ...'ın dava açıldıktan sonra 13/04/2015 tarihinde hayatını kaybettiği anlaşıldığından, davayı takip hakkı kendilerine geçen mirasçılarının başvurusuna kadar dosyanın ... yönünden işlemden kaldırılmasına karar verildiği, ...'ın mirasçıları olan diğer davacılar anne baba (... ve ...) açısından davayı sürdürme istemi uyarınca, vefat eden davacıya ilişkin söz konusu istemler yönünden dosyanın işleme konulmasına karar verildiği, davacılardan ...'ın 13/04/2015 tarihinde hayatını kaybettiği ve 18 yaşını doldurmadığından herhangi bir gelir getirici işte çalışmayacağından iş gücü kaybı zararının hesaplanmadığı, ...'ın bakıcı giderinin brüt asgari ücret üzerinden hesaplandığı ve bu miktarın 29.441,10 TL olduğu, diğer yandan anne ve babasının vefat edenin desteğinden yoksun kaldıkları ve anne ... için destekten yoksun kalma zararının 130.113,47 TL olduğu, baba ... için destekten yoksun kalma zararının 86.276,27 TL olduğu, ayrıca tedavi giderleri için bir fatura vb. bilgi belge olmadığından hesaplanmadığı, davanın manevi tazminat istemi yönünden incelenmesinden, ameliyat öncesi, esnası ve sonrasından uygulanan teşhis ve tedavilerde idarenin kusuru bulunduğundan, bedensel zararının mahiyeti dikkate alındığında yaralanma sonrasında ...'ın ölümü sonucunda duyulan acı, üzüntü ve ruhsal sıkıntılarının kısmen de olsa dindirilmesi için takdiren yasal mirasçı sıfatıyla ... için 50.000,00 TL, anne ve baba için ayrı ayrı 50.000,00 TL olmak üzere toplam 150.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak davacılara ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, 246.830,84 TL maddi tazminat isteminin 245.830,84 TL'lik kısmının kabulüne, 1.000,00 TL'lik kısmı ile bu kısma ilişkin faiz taleplerinin reddine, 250.000,00 TL manevi tazminat isteminin 150.000,00 TL'lik kısmının kabulüne, 100.000,00 TL'lik kısmının ve bu kısma ilişkin faiz talebinin reddine, hükmedilen 245.830,84 TL maddi tazminatın 2.000,00 TL'lik kısmının idareye başvurunun yapıldığı 25/12/2013 tarihinden itibaren, kalan 243.830,84 TL'lik kısmının ise miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 27/10/2020 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine, hükmedilen 150.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvurunun yapıldığı 25/12/2013 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davalı yanında müdahil Nihat İnan'ın müdahale istemi kabul edilerek istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, istinaf aşamasında müdahale talebinin kabulünün hukuka aykırı olduğu, hükmedilen tazminata miktar artırımı ile artırılan kısım da dahil olmak üzere olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği, hükmedilen manevi tazminatın duyulan acı ve elem kıyasla yetersiz olduğu iddialarıyla; davalı idare tarafından, dosyada mevcut bulunan uzman raporları dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu raporlarında davaya konu eylemlerde kusur bulunmadığının belirtilmesine rağmen tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu, hükmedilen maddi ve manevi tazminatın fahiş olduğu, ...’ın vefat tarihinden sonrası için tazminat hesaplanmaması gerektiği, manevi tazminata faiz işletilemeyeceği, yargılama giderinin hatalı hesaplandığı iddialarıyla; davalı yanında müdahil tarafından ise soruşturma iznine konu raporun Mahkeme kararı ile üç uzman tarafından hazırlanması gerektiği belirtilmesine rağmen bir uzmanın hazırladığı, Adli Tıp Kurumu raporlarında herhangi bir kusurun bulunmadığının belirtildiği, Adli Tıp Kurumu raporlarının neden ihmal edildiğinin ortaya konulamadığı, kurul halinde toplantı üzerine verilen raporlar ile tek uzman tarafından hazırlanan raporların eşdeğer olmadığı, eşdeğer kabul edilse dahi çelişki nedeniyle ayrıca bir rapor alınması gerektiği, gebeyi ilk kez doğum için hastaneye geldiğinde gördüğü, soruşturma izni verilmesine dayanak rapordaki daha önce gebenin takibinde olduğu yönündeki değerlendirmenin de hatalı olduğu, davacı ... yönünden istenilen tazminat kalemlerinin vefatı üzerine hatalı olarak destekten yoksun kalma tazminatına dönüştürüldüğü, bunun için yeni bir dava açılması gerektiği, nitekim daha önce ara kararı ile bu hususun davacılara iletildiği, bakıma muhtaç olan bebeğin anne ve babasına destek olacağı varsayımında bulunmanın hayatın olağan akışına ters düştüğü iddialarıyla aleyhlerine olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü ile temyize konu kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden, ...’ın 27/12/2012 tarihinde ... Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesine miadında ağrılı ikiz gebelik olarak başvurduğu, daha önce 2 kez normal doğum yaptığı, saat 07.10'da yapılan vajinal muayenesinde, ÇKS (çocuk kalp sesi) (+), silinme %80, açıklık 7 cm, baş geliş, posh (amniyon zarı) (+) olduğunun tespit edildiği, saat 07.20'de yapılan gebelik ultrason tetkikinde iki bebek için de baş geliş ve 38 haftalık gebelik haftası olduğunun tespit edildiği, normal doğum onam formu imzalanarak travay (doğum takibi) takibine alındığı, saat 11.20'de normal vajinal yoldan 2790 gr ağırlığında, ilk bebeğin (kız) doğduğu, doğar doğmaz ağlamadığı, aspire (ağız ve burnun sıvı, tükrük ve yabancı cisimden arındırılması) edildiği, sonrasında ağlama ve spontan solunumun başladığı, apgarı (bebeğin iyilik halini gösteren 10 üzerinden verilen skor) 7-9 olduğu, ikinci bebekte fetal distres (bebeğin sıkıntı hali) görülmesi üzerine onam formları imzalanarak acil sezaryene alındığı, ameliyat gözleminde ablasyo plasenta (plasenta dekolmanı) görüldüğü, saat 11.34'te 2570 gr ağırlığında, erkek bebek ...'ın doğurtulduğu, muayenesinde genel durumu kötü, spontan solunumu yok, hipotonik tespitleri yapıldığı, reflekslerinin alınamadığı, resusitasyon uygulandığı, aynı gün İstanbul Hastanesi’ne sevk edilerek yenidoğan yoğun bakım ünitesine yatırıldığı, bebeğin sevk edildiği merkezde hipoksik iskemik ensefalopati tanısı (beyne yeterli oksijen ve kan gitmemesi) ile tedavi gördüğü, bunun yanında ...’ın 29/12/2012 tarihinde taburcu edilmesinden sonra 04/01/2013 tarihinde yara yeri enfeksiyonu nedeni ile tekrar hastaneye yatırıldığı ve 19/01/2013 tarihinde taburcu edildiği, akabinde meydana gelen olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğu iddia edilerek maddi ve manevi tazminat istemiyle 24/12/2013 tarihinde Sağlık Bakanlığına başvuru yapıldığı, başvurunun zımnen reddi üzerine de bakılmakta olan davanın açıldığı, öte yandan ...'ın 13/04/2015 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu olayda, davalı idarenin kusurunun bulunup bulunmadığı hususunun tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 2. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ... tarihli ve ... sayılı raporun "Sonuç" kısmında; "...dava konusu olayda annenin gebelik takiplerinde gerekli tetkik ve tedavinin tıbben doğru yapıldığı, vajinal normal doğum kararının doğru olduğu, ikinci bebekte fetal distres görülmesi üzerine acil sezaryen kararı alınmasının tıbben doğru olduğu, gecikmenin söz konusu olmadığı, sezaryen ameliyatı gözleminde ablasyo plasenta tespit edildiği, dekolman plasentanın öngörülemez önlenemez bir klinik tablo olduğu, dekolman plasenta intrauterin ani gelişen hipoksiye bağlı bebek ölümlerinin yüksek olduğu, 2. bebeğin muayenesinde genel durumu kötü, spontan solunumu olmaması, hipotonik olması, reflekslerin alınamaması üzerine resusitasyon uygulanarak bir üst merkeze yenidoğan yoğun bakım ünitesine sevk kararının doğru olduğu, plasenta dekolmanında kanamaya bağlı anne ölümlerinin yüksek olduğu, bu cihetle annenin doğum öncesi gebelik takiplerine travaya (doğum eylemine), doğum sonrası anne ve bebeğin tedavisine katılan ilgili sağlık çalışanlarına ve idareye atfı kabil kusur bulunmadığı..." şeklinde görüş ve tespitlere yer verilmiştir.
Öte yandan, ... imzalı 22/08/2014 tarihli ön inceleme raporunda; "...... Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Kadın Doğum Biriminde görevli ...'ın hasta ...'a 27/12/2012 tarihinde ikiz gebelik tanısını koyduğu halde ve bu tanıya göre bu gebelik sürecinin 36-38. haftasında en geç sezaryen ile sonlandırması gerekirken sonlandırmadığı, gebeliği miadına bıraktığı, gebeliğinin 40. haftasında hasta sezaryen ile işlem yapmasını talep ettiği halde ve tıbbi olarak da sezaryen endikasyonu olduğu halde doktorun bu kurala uymayıp hastayı normal doğuma bıraktığı, 1. bebeğin normal bir şekilde doğduğu, ancak 2. bebeğin normal doğum ile doğamadığı, uzun süre doğum kanalında beklediği, bu haliyle de beyin hücrelerinin oksijensiz kaldığı ve 2. bebeğin bu nedenle spastik (özürlü) olarak sezaryen ile doğurtulduğu, halbuki baştan beri hasta ile ilgili vermiş olduğu tıbbi kararın doğru verilmesi halinde ikinci bebeğin özürlü doğması ihtimalinin olmayacağı, dolayısı ile ...'ın izah edilen bu olaylardan dolayı açık bir şekilde tıbbi kusurlu olduğu..." görüşüne yer verilmiştir.
Diğer taraftan, Adli Tıp Kurumu raporunda yer verilen İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Perinatoloji Bilim Dalı Başkanı ... imzalı bila tarihli raporda; "...Rahim içindeki bebeklerin çok riskli bir pozisyonda olmasına rağmen -ister USG raporunda belirtildiği gibi bebeklerden biri baş diğeri yan geliş olmasına rağmen veya doktorun raporunda belirttiği gibi her ikisinin de baş gelişi olmasına rağmen- yukarıda belirttiğim sebeplerden ötürü hastaya sezaryen olması gerekirken ve de hasta buna dünden razı iken, hastayı normal doğuma bırakması ve bunun sonucunda 2. bebeğin normal yoldan (yani vaginal yoldan) doğmayıp sezaryen ile doğması baştan itibaren doktorun hatalı kararlarını ve davranışını gösterdiği..." yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince anılan Adli Tıp Kurumu raporu hükme esas alınmamış, yukarıda yer verilen tıbbi görüşler hükme esas alınarak davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiş, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararı ile de tarafların istinaf başvuruları reddedilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken, 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde, yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Yargılama sürecinde alınan Adli Tıp Kurumu raporunda davalı idarenin kusurunun bulunmadığı yönünde görüş bildirildiği, buna karşın Adli Tıp Kurumu raporunun hükme esas alınmadığı, ön incelemeye esas rapor ile Adli Tıp Kurumu raporunda kendine yer bulan tıbbi görüşler baz alınmak suretiyle uyuşmazlıkta hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varılarak tazminata hükmedildiği görülmektedir.
Bu durumda, heyet halinde görüş sunan Adli Tıp Kurumu raporu yerine tek hekim tarafından hazırlanan tıbbi görüşler esas alınarak hüküm kurulmasında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bunun yanında, tek hekim tarafından hazırlanan tıbbi görüşlerde ...'ın sezaryen ile gebeliğin sonlandırılması gerekirken normal doğum takibine alınmasının ağır kusur içerdiği yönünde ifadelere yer verildiği, yargılama sürecinde alınan Adli Tıp Kurumu raporunda ise ...'ın sezaryen ile doğuma alınması gerekliliğinin bulunmadığı, normal doğum takibine alınmasının tıbben uygun olduğu şeklinde görüş verildiği görüldüğünden Adli Tıp Kurumu raporunun da anılan tıbbi görüşler karşısında hüküm kurmaya elverişli olmadığı sonucuna varılmıştır.
Öte yandan davacı ...'ın doğum sonrası taburcu olduktan sonra eksik ve yanlış tedavi sonucu oluşan yara yeri enfeksiyonu nedeniyle tekrar hastanede uzun süre yatarak tedavi görmek zorunda kaldığı da ileri sürüldüğünden bu hususun da hizmet kusuru açısından değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, ilgili Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan, uyuşmazlıkta tıbbi gereklere uygun davranılmadığı yönündeki tıbbi görüşlerin (hekim raporlarının) irdelenerek değerlendirildiği, davacıların iddialarının göz önünde bulundurulduğu, gebelik sürecinin bir bütün halinde ele alındığı, yukarıda yer verilen hususlara açıklık getirecek, tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan hekim görüşlerine dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın kısmen kabulü kısmen reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik tarafların istinaf istemlerinin reddi yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Tarafların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2\. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3\. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 14/04/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim