Danıştay danistay 2021/6338 E. 2025/2399 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2021/6338
2025/2399
6 Mayıs 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/6338
Karar No : 2025/2399
DAVACI : ... Vakfı
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ... Genel Müdürlüğü / ...
VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri ...
Av. ...
DAVANIN_KONUSU :
1- Cemaat vakıflarının yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin Vakıflar Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı Talimatının,
2- Bu Talimatın İstanbul'daki cemaat vakıflarının yönetim kurullarına bildirilmesine ilişkin Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar I. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işleminin,
3- Anılan işlemler dayanak alınarak tesis edilen Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar II. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işleminin,
iptali istenilmektedir.
DAVACININ_İDDİALARI : Cemaat vakıfları yöneticilerinin atamayla değil seçimle belirlenmesi gerektiği, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun da bu yönde olduğu, bu yasal zorunluluğun Anayasa'dan kaynaklı seçme ve seçilme özgürlüğünün özel bir Kanun'la düzenlenmiş hâli olduğu, cemaat vakfı yöneticilerinin seçimine ilişkin Yönetmelik hükümlerinin 19/01/2013 tarihli Yönetmelikle ilga edildiği ve yerine henüz bir düzenleme getirilmediği, 5737 sayılı Kanun'un, Kanun'un uygulanmasına ilişkin Yönetmelik'in altı ay içerisinde çıkarılacağı yönündeki kuralına rağmen bu konuda düzenleme yapılmamış olmasının hizmet kusuru olduğu, dava konusu işlemlerin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
DAVALININ_SAVUNMASI : Usûl yönünden, görülmekte olan davanın süresinde açılmadığı; esas yönünden ise 11/03/2019 tarihli yazılarının davacıya 13/03/2019 tarihinde tebliğ edildiği ve davacının bu yazıya itiraz etmediği, aradan geçen iki yıl sonra idari işlemin iptali için dava açılmasının iyi niyetle bağdaşmadığı, talimatla cemaat vakıflarının yönetici seçimi ile ilgili yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar yönetim kurulu üye sayısının tamamlanabilmesi için çözüm sunulmasının amaçlandığı, 5737 sayılı Kanun ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kendilerine verilen yetkilerin kullanıldığı, dava konusu genel yazının medeni ve siyasal hakların kullanımına engel teşkil etmediği, tesis edilen işlemlerin usûle ve hukuka uygun olduğu savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Cemaat vakıflarının yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin Vakıflar Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işlemi ile bu işlemin İstanbul'daki cemaat vakıflarının yönetim kurullarına bildirilmesine ilişkin Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar I. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istemleri bakımından konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına; anılan işlemler dayanak alınarak tesis edilen Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar II. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işleminin ise iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava; cemaat vakıflarının yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün ... tarihli, ... sayılı işlemi, bu işlemin İstanbul'daki cemaat vakıflarının yönetim kurullarına bildirilmesine ilişkin Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar I. Bölge Müdürlüğü'nün ... tarihli, ... sayılı işlemi ile anılan işlemler dayanak alınarak tesis edildiği ileri sürülen Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar II. Bölge Müdürlüğü'nün ... tarihli, ... sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
"Vakıf" en genel anlamıyla, bir mal veya mülkün, satılmamak koşuluyla, bir hayır işine tahsis edilmesini; başka bir ifadeyle, bir mülkün menfaatlerinin hayri, sosyal veya kültürel hizmetlere özgülenmesini, böylece özel mülkiyetten çıkarılarak kamunun mülkiyetine geçirilmesini ifade eder. Bu yönüyle kişi ile toplum arasındaki sosyal ilişkileri düzenleyen bir sosyal yardım kurumu niteliğindeki vakıflara, tarihte ne kadar geriye gidilirse gidilsin, yerleşik düzene geçmiş insan topluluklarında, tüm uygarlıklarda ve dinlerde rastlanması olanaklı ise de vakıf kurumu, vakfı "bir aynı Allah'ın mülkü hükmünde olmak ve menfaatleri halka ait olmak üzere hapis ve tevkif etmek" olarak tanımlayan İslam Hukuku içinde gelişmiştir.
Osmanlı Devleti döneminde, müslüman olmayanların dahi İslam Hukukuna göre vakıf kurma haklarının bulunduğu, bu çerçevede sözü edilenlerin vakfiye düzenleyerek mahkemeye başvurup tescil ettirdikleri vakıfların olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte aynı dönemde, müslüman olmayanlar bu şekilde vakıf kurmak yerine, kendi inanç ve geleneklerinden hareketle, kendi cemaatlerinin manevi şahsiyetine "yükümlü bağışlama" yapmayı benimsemişler; padişah fermanı (buyruk) ve irade-i mahsusa (özel izin) ile bu cemaatler; kilise, manastır, okul, hastane, papaz evi, mezarlık, sinagog kurarak, bu cemaatlerin dini, ilmi ve hayri hizmetlerde bulunmalarına olarak tanınmıştır.
16 Şubat 1328 (1912) tarihli Eşhası Hükmiyenin Emval-i Gayrimenkuleye Tasarruflarına Dair Kanun-u Muvakkat'ın 3. maddesi ile "Osmanlı cemaat ve müessesat-ı hayriyesi akar almak ve tekalüf (vergi) ve rüsuma (harca) tabi bulunmak üzere, ancak kasaba ve kariyeler dahilinde emvali gayrimenkule tasarruf edebilirler. Şu kadar ki müessesat-ı hayriyeden birine min'el kadim (eskiden beri) merbut olup da, merbutiyeti Defter-i Hakani'de mukayyet bulunan arazi kemakan (önceden olduğu gibi) tasarruf edilir." hükmü getirilerek, cemaatlerin doğrudan doğruya mal edinmesine olanak tanınmış; bundan önce muvazaa ile edindikleri taşınmaz malların tapu kayıtlarının da kendi adlarına tashih edilmesi hakkı doğmuştur.
24/07/1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması'nın "Akalliyetlerin Himayesi" başlıklı üçüncü faslında yer alan 37 ila 45. maddelerinde, azınlık olarak nitelendirilen "gayrimüslim Türk tebaa"nın kimi bireysel haklarının yanı sıra kollektif/grup haklarının korunması da düzenlenmiş; bu çerçevede Antlaşma'nın 37. maddesi ile Türkiye, bu fasılda yer alan hükümlerin temel yasalar olarak tanınmasını ve hiçbir yasanın, yönetmeliğin, tüzüğün ve resmi işlemin bu hükümlere aykırı ya da çelişir olmamasını ve hiçbir yasanın, yönetmeliğin, tüzüğün ve resmi işlemin bu hükümlerden üstün sayılmamasını yükümlenmiştir.
Antlaşma'nın 39. maddesi, 1. fıkrasında müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk yurttaşlarının müslümanların yararlandıkları aynı yurttaşlık haklarıyla siyasal haklardan yararlanacağı, 42. maddesi, son fıkrasında ise Türkiye Hükümetinin, söz konusu azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki din kurumlarına tam bir koruma sağlayacağı, bu azınlıkların Türkiye'deki vakıflarına, din ve hayır işleri kurumlarına her türlü kolaylığı ve izni sağlayacağı, ayrıca Türkiye Hükümetinin yeniden din ve hayır kurumları kurulması için bu nitelikteki öteki özel kurumlara sağlanmış kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyeceği belirtilmiştir.
Lozan Antlaşması, azınlıkların farklı bir statüye sahip olmaları değil, diğer Türk yurttaşlarıyla aynı haklara ve yükümlülüklere sahip olmaları esası benimsenmiştir.
17/02/1926 tarihli, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 74. maddesi ile, belli bir ırk veya cemaat mensuplarını desteklemek gayesiyle vakıf kurulması yasaklanmış, diğer yandan bu Kanun'un yürürlüğe girdiği 04/10/1926 tarihinden önce kurulmuş eski vakıflar, bu arada cemaat vakıfları Medeni Kanun'a tabi tutulmamıştır. Bunun yerine 19/06/1926 tarihli, 864 sayılı Kanunu Medeninin Sureti Mer'iyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanun'un 8. maddesinde, Medeni Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce kurulan vakıflar hakkında ayrı bir yasal düzenleme yapılacağı belirtilmiş; sözü edilen düzenleme ise 05/06/1935 tarihli, 2762 sayılı Vakıflar Kanunu ile gerçekleştirilmiştir.
2762 sayılı Vakıflar Kanunu ile Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlüğe girdiği 04/10/1926 tarihinden önce, eski hukuka göre kurulan vakıflar hakkında, bunların varlıklarına ve vakfiyelerine zorunlu durumlar dışında dokunmadan, yeni usûl ve esaslar getirilmiştir.
2762 sayılı Kanun ile yukarıda aktarılan tarihsel ve hukuksal süreçte gelişen ve Lozan Antlaşması'yla varlıkları tanınan, Türk uyruklu azınlıklara/cemaatlere ait dini, ilmi, hayri kurumlar ve vakıflara "mülhak vakıf" tüzel kişiliği tanınmıştır.
2762 sayılı Kanun'un 44. maddesi uyarınca, 16/02/1328 sarihli Eşhası Hükmiyenin Emvali Gayrimenkuleye Tasarruflarına Dair Muvakkat Kanun gereğince yapılan bildirimlerle ve anılan Kanun'un Geçici 1. maddesine göre verilen beyannamelere dayanılarak azınlık/cemaat vakıflarının taşınmaz malları vakıf kütüğüne kaydedilmiş; Kanun'un geçici maddesi uyarınca verilen ve "1936 Beyannamesi" olarak adlandırılan beyannameler cemaat vakfının vakfiyesi olarak kabul edilmiştir.
Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlüğe girdiği tarihten sonra cemaat vakfı kurulamayacağı, niteliği itibarıyla bir tasfiye kanunu olan 2762 sayılı Vakıflar Kanunu'nun da Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlüğünden önce vücut bulmuş ve 2762 sayılı Kanun'un geçici maddesi uyarınca beyanname düzenlenmiş olan vakıfları kapsadığı anlaşılmaktadır.
Davacı vakfın hukuki statüsü hakkında Danıştay Onuncu Dairesinin 08/02/2021 tarihli, E:2020/3073, K:2021/309 sayılı kararında tespit ve değerlendirme yapılmıştır.
Bu kararda; "Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlük tarihinden önce vücut bulmadığı gibi 2762 sayılı Kanun'un geçici maddesi uyarınca verilen beyannamesi de bulunmadığı için cemaat vakfı sayılmasına olanak bulunmayan davacı hakkında cemaat vakıflarına ilişkin mevzuat hükümlerinin zaman içerisinde uygulanmış olmasının davacıya cemaat vakfı statüsünü, dolayısıyla vakıf tüzel kişiliğini kazandıramayacağı ... gerek 2762 sayılı Vakıflar Kanun'u, gerekse de bu Kanun'u yürürlükten kaldıran 5737 sayılı Vakıflar Kanunu uyarınca cemaat vakfı olarak kabul edilmesi hukuken mümkün bulunma"dığı gerekçesine yer verilmiş;
Davacı vakfın 24/01/2003 tarihli, 25003 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri, Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları ve Tasarrufları Altında Bulunan Taşınmaz Malların Bu Vakıflar Adına Tescil Edilmesi Hakkında Yönetmelik'in eki olan ve faaliyette bulunan cemaat vakıflarını gösteren listede adına yer verilmemesinde ve anılan düzenleme uyarınca tasarrufu altında bulunan taşınmazların vakıfları adına tescil edilmesi için yaptığı başvurunun reddine yönelik 03/04/2003 tarihli işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen anılan karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 16/02/2022 tarihli, E:2021/1418, K:2022/485 sayılı kararı ile onanmıştır.
Uyuşmazlığa konu olayda, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu uyarınca cemaat vakfı olarak kabul edilmesi hukuken mümkün bulunmayan davacı vakıf, cemaat vakfı statüsünde değerlendirilmek suretiyle cemaat vakıf yöneticilerinin seçimi ile ilgili yeni düzenleme yürürlüğe girinceye kadar mevcut yöneticilerin görevlerine devam etmelerinin sağlanması, mevcut yönetim kurulu üye sayısı eksilen vakıflarda kalan yönetim kurulunun kararıyla kendi cemaati arasından mevcut yönetim kurulu üye sayısını tamamlayabileceğini davacıya bildiren dava konusu Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar I. Bölge Müdürlüğü'nün ... tarihli, ... sayılı işlem ve davacı vakıfın yönetim kuruluna üye seçimine ilişkin iş ve işlemlerin Genel Müdürlük işlemi doğrultusunda yapılması yolunda tesis edilen dava konusu Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar II. Bölge Müdürlüğü'nün ... tarihli, ... sayılı işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından iptali gerekmektedir.
Uyuşmazlık cemaat vakıflarının yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün ... tarihli, ... sayılı işlem yönünden incelendiğinde;
Davacı vakfın, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu uyarınca cemaat vakfı olarak kabul edilmesi hukuken kabulü mümkün olmadığından, davacı yönünden düzenleyici işlem kapsamında bulunmadığı, vakıf yönüyle menfaatini etkileyen bir yönünün olmadığı görülmektedir.
Davacı vakıfta yöneticilik görevi üstlenen kişilerin Lozan Antlaşması'nda ifade edildiği şekilde "müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk yurttaşları" olmaları, Türkiye Hükümetinin, söz konusu azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki din kurumlarına tam bir koruma sağlayacağı, bu azınlıkların Türkiye'deki vakıflarına, din ve hayır işleri kurumlarına her türlü kolaylığı ve izni sağlayacağı, ayrıca Türkiye Hükümetinin yeniden din ve hayır kurumları kurulması için bu nitelikteki öteki özel kurumlara sağlanmış kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyeceği ilkesi çerçevesinde, cemaat vakıfları yönünden işin esası incelenmiştir.
Lozan Antlaşması, azınlıkların farklı bir statüye sahip olmaları değil, diğer Türk yurttaşlarıyla aynı haklara ve yükümlülüklere sahip olmaları esası benimsenmiştir.
5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nda "... vakfı: Vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıfları," olarak tanımlanmış; Kanun'un 6. maddesinin 3. fıkrasında, cemaat vakıflarının yöneticilerinin mensuplarınca kendi aralarından seçilmesi, vakıf yöneticilerinin seçim usûl ve esasları yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüştür.
27/09/2008 tarihli, 27010 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Vakıflar Yönetmeliği'nin “Cemaat Vakfı Yöneticilerinin Seçimi” başlıklı Üçüncü Bölümünde yer alan Cemaat Vakfı Yöneticilerinin seçim çevresi, Yönetim Kurulunun oluşturulması, seçim süresi, seçmenlik şartları, seçileceklerde aranılan şartlar ve seçim usullerine ilişkin olup, cemaat vakfı yöneticilerinin seçimine ve yönetim kurullarının oluşumuna dair ayrıntılı düzenlemeler yapılmıştır. Ancak, 19/01/2013 tarihli, 28553 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Vakıflar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile anılan düzenlemeler (Üçüncü Bölümü ile birlikte 29-33. maddeler) düzenlemeler yürürlükten kaldırılmıştır.
Davanın görümü sırasında, 18/06/2022 tarihli, 31870 sayılı Resmi Gazete'de Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Yönetmelikle davalı idare tarafından düzenlemesi öngörülen cemaat vakıfları yöneticilerinin seçimi yönünden hukuki boşluk oluştuğu dönemde; 5737 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 3. fıkrasında öngörüldüğü seçilde cemaat vakıflarının yöneticilerinin mensuplarınca kendi aralarından seçilmesi kuralı esas alınarak sonradan davalı idarece yayımlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 2. fıkrasında benimsenen ilkede de ifade edildiği üzere, sivil toplum kuruluşlarının yönetimlerinin seçimlerinde kabul görmüş, yerleşmiş, uygulama ve pratikler gibi genel hükümler esas alınmak ve Lozan Antlaşması'nın da gereği yerine getirilecek şekilde öncelikle yönetmelikle düzenleme yapılması gerekirken, yönetmelik de çıkarılmadan hukuken tanımlanmasında son derece güçlük olacak şekilde yönetim kurulunun boşalan üyelerinin "mevcut üyelerin kararı" (üye sayısı, toplanma ve karar oluşturmaya yeterli olup olmadığına bakılmaksızın) ile seçimini öngören işlemde hukuka uyarlık görülmediğinden iptali gerekir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemlerin iptali gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 06/05/2025 tarihinde, davacıyı temsilen Av. ...'in ve davalı Vakıflar Genel Müdürlüğünü temsilen Huk. Müş. ... ile Av. ...'nın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usûlüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
5737 sayılı Vakıflar Kanunu dayanak alınarak hazırlanan, 27/09/2008 tarih ve 27010 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Vakıflar Yönetmeliği'nin "Cemaat Vakfı Yöneticilerinin Seçimi" başlıklı Üçüncü Bölümü ile birlikte 29., 30., 31., 32. ve 33. maddeleri, 19/01/2013 tarih ve 28533 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vakıflar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Vakıflar Genel Müdürlüğünün 21/01/2013 tarihli ve 2013/1 sayılı, "Vakıflar Yönetmeliği 29 ilâ 33. maddelerinin iptali" konulu Genelgesiyle, Vakıflar Yönetmeliği'nin söz konusu maddelerinin yürürlükten kaldırılması nedeniyle cemaat vakfı yöneticilerinin seçimi ile ilgili yeni düzenleme yürürlüğe girinceye kadar mevcut yöneticilerin görevlerine devam etmelerinin sağlanması, yönetim kurulu seçim kararı alan veya seçim tarihi ilan edilen cemaat vakıflarının seçimlerinin yaptırılmaması, bu hususun cemaat vakıflarına duyurulması, ayrıca hazırlanacak yönetmelik ile ilgili cemaat vakfı görüşlerinin Genel Müdürlüğe gönderilmesi hususunda ilgili bölge müdürlükleri talimatlandırılmıştır.
Bilahare Vakıflar Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı dava konusu düzenleyici işlemiyle; yukarıda aktarılan Genelge ile, Vakıflar Yönetmeliği'nin cemaat vakfı yöneticilerinin seçimine ilişkin maddelerinin yürürlükten kaldırılması nedeniyle uygulamada sıkıntı yaşanmaması amacıyla cemaat vakfı yöneticilerinin seçimi ile ilgili yeni düzenleme yürürlüğe girinceye kadar mevcut yöneticilerin görevlerine devam etmelerinin sağlanması talimatlandırılmış ise de, yönetmelik iptalinden bugüne kadar geçen süre içerisinde mevcut yönetim kurulu üye sayılarında ölüm, istifa vb. sebeplerle eksilmeler olduğu görüldüğünden, vakıfların iş ve işlemlerinin devamlılığı için yeni düzenleme yapılıncaya kadar mevcut yönetim kurulu üye sayısı eksilen vakıflarda kalan yönetim kurulunun kararıyla kendi cemaati arasından mevcut yönetim kurulu üye sayısını tamamlayabilecekleri hususunda cemaat vakıflarının bilgilendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar I. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı dava konusu işlemi ile Genel Müdürlüğün bu Talimatı, yetki alanındaki tüm cemaat vakfı yönetimlerine bildirilmiştir.
Davacı vakıf tarafından 15/06/2021 tarihli dilekçe ile vakıf yönetim kurulunun görev süresinin dolmasının üzerinden dokuz yıl geçmiş olduğu, vakıf ve hayratından İstanbul ili genelinin yararlandığı hususu dikkate alınarak, önceki seçimlerde olduğu gibi 03/10/2021 tarihinde yapılması kararlaştırılan seçimde de yedi üyeden oluşan yönetim kurulu üye seçiminin her bir cemaat kilisesi seçim çevresi addedilerek İstanbul ili genelinde saat 08.30 ila 17.00 arasında yapılacağından, durumun ilgili emniyet birimlerine bildirilmesi ve gerekli koruma önlemlerinin alınması için gereğinin ifası idareden istenilmiştir.
Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar II. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı dava konusu işlemi ile vakıf yönetim kurulu üyeliği ile ilgili iş ve işlemlerin 11/03/2019 tarihli yazı doğrultusunda gerçekleştirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Bunun üzerine davacı vakıf tarafından 13/08/2021 tarihli dilekçe ile verilen cevabın seçimin yapılmasına dair karara zımnen engel mahiyette bir işlem olduğunun düşünüldüğü ifade edilerek, bu işlemin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca geri alınması, kaldırılması, değiştirilmesi ve ilk başvuru uyarınca işlem tesis edilmesi istenilmiştir.
Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar II. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işlemi ile cemaat vakfı yöneticilerinin seçimine ilişkin olarak yeni düzenleme tesis edilinceye kadar 21/01/2013 tarihli, 2013/1 sayılı Genelge ve 11/03/2019 tarihli Talimat doğrultusunda işlem yapılması gerektiği ifade edilmiştir.
Sonuç olarak, cemaat vakıflarının yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin Vakıflar Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı Talimatının, bu Talimatın İstanbul'daki cemaat vakıflarının yönetim kurullarına bildirilmesine ilişkin Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar I. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işleminin ve anılan işlemler dayanak alınarak tesis edilen Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar II. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali istemiyle 06/10/2021 tarihinde bakılan dava açılmıştır.
Öte yandan, dava açıldıktan sonra, cemaat vakıflarının yönetim kurullarının belirlenmesi için yapılacak seçimlere ilişkin usûl ve esasları belirlemek amacıyla Vakıflar Genel Müdürlüğünce hazırlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği, 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin 7. maddesinin 4. fıkrasında ise, "İstifa, ölüm, görevden alma ve benzeri nedenlerle boşalan yönetim kurulu üyelikleri yedek üyelerle tamamlanır. Ancak, yönetim kurulunun üye sayısının üçten aşağı düşmesi halinde üç ay içinde yeni yönetim kurulu seçimi yapılır." düzenlemesine; ayrıca geçici maddelerinde de, geçiş hükümlerine yer verilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
USÛL YÖNÜNDEN:
Davalı İdarenin Süre İtirazının İncelenmesi:
Davalı idare tarafından süre itirazında bulunulmuştur.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu; 7. maddesinin 4. fıkrasında, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı; ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabileceği, düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olmasının bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmayacağı; 8. maddesinin 1. fıkrasında, sürelerin tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlayacağı; 11. maddesinin 1. fıkrasında, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurunun, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı; 11. maddesinin 2. fıkrasında, otuz gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı ve 11. maddesinin 3. fıkrasında, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması hâlinde dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı kurala bağlanmıştır.
Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar II. Bölge Müdürlüğünün uygulama işlemi niteliğindeki ... tarih ve ... sayılı işleminin davacıya 28/06/2021 tarihinde tebliğ edildiği, anılan tarih itibarıyla gerek bu işleme gerekse bu işleme dayanak olabilecek işlemlere karşı dava açma süresinin işlemeye başladığı; davacı tarafından 21/06/2021 tarihli işleme yönelik olarak 2577 sayılı Kanun'un, 7331 sayılı Kanunla değişik 11. maddesi uyarınca 13/08/2021 tarihinde (46. gün) idareye başvurulduğu, her ne kadar idarece 20/09/2021 tarihinde cevap verilmiş ise de 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca idareye başvuru tarihini takip eden 30. günün sonunda (12/09/2021 tarihinde) zımni ret işleminin tesis edilmiş olduğu ve bu tarih itibarıyla duran dava açma süresinin kalan 14 gününün işlemeye başladığı, sonuç olarak dava açma süresinin son gününün 26/09/2021 tarihine denk geldiği, ancak bakılan davanın bu tarihten sonra 06/10/2021 tarihinde açıldığı ve bu yönüyle süresinde bulunmadığı anlaşılmıştır.
Bununla birlikte, cemaat vakıfları yöneticilerinin seçimlerinin, seçimin usul ve esaslarının düzenlendiği Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliğinin yürürlüğe girdiği 18/06/2022 tarihine kadar yapılmasının, dava konusu Genelgeler gereği mümkün olmadığı, dolayısıyla anılan Genelgelerin yürürlükte bulunduğu ve Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliğinin yürürlüğe girdiği 18/06/2022 tarihine kadar cemaat vakıflarının seçimlerine yönelik davalı idare müdahalesinin süregelen nitelik arz ettiği ve süregelen müdahalelerde, müdahalenin işlem ya da eylemle yapılması fark etmeksizin, müdahale kesintiye uğramadığı sürece dava açma süresinin sona erdiğinden bahsedilemeyeceği sonucuna varıldığından, bahse konu 18/06/2022 tarihinden önce, 06/10/2021 tarihinde açılan davanın süresinde bulunduğu anlaşılmış ve davalı idarenin süre itirazı yerinde görülmemiştir.
ESAS YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat:
24/07/1923 tarihinde imzalanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisince 23/08/1923 tarihli ve 340 ila 343 sayılı Kanun'lar ile onaylanan Lozan Barış Antlaşması'nın 37. maddesi ile Türkiye'nin, 38 ila 48 sayılı maddelerde belirtilen hükümlerin temel yasalar olarak tanınmasını ve hiçbir yasa, hiçbir yönetmelik ve hiçbir resmi işlemin bu hükümlerle çelişkili ya da onlara aykırı olmamasını ve hiçbir yasanın, hiçbir yönetmeliğin ve hiçbir resmi işlemin söz konusu hükümlere üstün sayılmamasını yükümlendiği; 42. maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, azınlıkların kiliseleri, havraları, mezarlıkları ve öteki dinsel kurumlarına her türlü koruyuculuğu göstermeyi yükümlendiği, bu azınlıkların bugün Türkiye’de bulunan vakıflarına, dinsel ve yardım kurumlarına her türlü kolaylığı göstereceği ve izinleri vereceği ve yeni dinsel ve yardım kurumları kurulması için benzeri öteki özel kurumlara sağlanmış olan gerekli kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyeceği kural altına alınmıştır.
27/02/2008 tarihli ve 26800 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde,
"Bu Kanunun uygulanmasında;
Genel Müdürlük veya Denetim Makamı: Vakıflar Genel Müdürlüğünü,
...
Vakıflar: Mazbut, mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıfları,
...
1936 Beyannamesi: Cemaat vakıflarının 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince verdikleri beyannameyi,
...
Cemaat vakfı: Vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıfları,
...
Vakıf yönetimi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ve bu Kanuna göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili organı,
Vakıf yöneticisi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ve bu Kanuna göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili kişi veya yetkili organlarda görev alan kişileri,
...
ifade eder." hükmüne;
"Yönetim ve temsil şekli" başlıklı 6. maddesinde,
"...
Cemaat vakıflarının yöneticileri mensuplarınca kendi aralarından seçilir. Vakıf yöneticilerinin seçim usûl ve esasları yönetmelikle düzenlenir.
..." hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1- Vakıflar Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... Sayılı İşlemi ve Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar I. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... Sayılı İşlemi Yönünden Davanın İncelenmesi:
Cemaat vakıflarının yönetim kurullarının belirlenmesi için yapılacak seçimlere ilişkin usûl ve esasları tespit etmek amacıyla Vakıflar Genel Müdürlüğünce hazırlanan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin yürürlüğe girmesi ile yeni düzenleme yürürlüğe girinceye kadar cemaat vakıflarının yönetim kurulu üyeliklerinde boşalma olması hâlinde izlenecek yönteme dair kural içeren Vakıflar Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı düzenleyici işlemi ile bu işlemin ilgili cemaat vakıfları yönetimlerine bildirilmesine ilişkin Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar I. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işleminin uygulanma kabiliyeti kalmadığından; bir diğer ifadeyle, yeni düzenleme yapılıncaya kadar geçerli bulunan dava konusu işlemler, yeni düzenleme olan Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'nin yayımı ile kendiliğinden hükümsüz hâle geldiğinden, bu işlemlerin iptali isteminin esasının incelenmesine ve konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.
2- Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar II. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... Sayılı İşlemi Yönünden Davanın İncelenmesi:
Her ne kadar karar tarihi itibarıyla uygulanabilirliği kalmamışsa da dava konusu uygulama işleminin tesis edilmesinde dayanak olarak alınması sebebiyle Vakıflar Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işlemi ile Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar I. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işleminin de hukuka uygunluk incelemesinin yapılması gerektiği açıktır.
1826 yılından 1984 yılına kadar Evkaf-ı Hümayun Nezareti, Şeriyye ve Evkaf Vekâleti ve Evkaf Umum Müdürlüğü adları ile varlığını sürdüren -1984 yılından bu yana günümüzdeki adıyla- Vakıflar Genel Müdürlüğü, mazbut vakıfların yönetimi ve denetiminde; mülhak vakıflar, esnaf vakıfları, cemaat vakıfları ve yeni vakıfların denetiminde yetkili kamu idaresi konumundadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü bu yetkisini Cumhuriyet dönemi ile başlayan çeşitli dönemlerde, mülga olan 2762 sayılı Vakıflar Kanunu, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ve 227 sayılı Vakıflar Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname uyarınca kullanmışken; mer'i mevzuata göre ise 5737 sayılı Vakıflar Kanunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Vakıflar Yönetmeliği ve ilgili diğer kanunlar ve düzenleyici işlemler uyarınca kullanmaktadır.
Lozan Barış Antlaşması ile gayrimüslim azınlıklara mensup Türk vatandaşlarının Müslüman Türk vatandaşlarının sahip olduğu tüm vatandaşlık ve siyasal haklara sahip olacağı vurgulanmış, bu anlaşma ile Türkiye Cumhuriyeti; azınlıkların kiliseleri, havraları, mezarlıkları ve öteki dinsel kurumlarına her türlü koruyuculuğu göstereceğini; azınlıkların bugün Türkiye’de bulunan vakıflarına, dinsel ve yardım kuruluşlarına her türlü kolaylığı sağlayacağını ve izinleri vereceğini; yeni dinsel ve yardım kuruluşları kurulması için benzeri öteki özel kuruluşlara sağlanmış olan kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyeceğini kabul etmiştir. Anayasa'nın 10. maddesi uyarınca da herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, öte yandan, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü gibi Anayasa'nın 10. maddesi de Lozan Barış Antlaşması'nda özellikle ifade edilen hususlara benzer şekilde, hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm Türk vatandaşlarının kanun önünde eşit olduğunu vurgulamış, azınlık veya başka ayırıcı ifadeler ile vatandaşlar arasında bir sınıflandırma yapmamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin yükümlülüklerinin yerine getirilebilmesi, gayrimüslim Türk vatandaşlarına ve mensup oldukları cemaat vakıflarına ait hakların korunabilmesi ve yükümlülüklerin icra edilebilmesi; sınırları, Anayasa'ya ve uluslararası antlaşmalara uygun biçimde yürürlüğe konulan yasalarla ve düzenleyici işlemlerle çizilmiş bir hukuk düzeni içerisinde mümkündür. Yine bu hukuk düzeninin devamlılığının sağlanabilmesi için de yasal düzenlemelere ve düzenlemeleri uygulayacak kamu idaresine ihtiyaç bulunmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi bu kamu idaresi de Vakıflar Genel Müdürlüğüdür. Belirtilen hukuk düzeni içerisinde yetkili olan Vakıflar Genel Müdürlüğünün Anayasa, uluslararası antlaşmalar ve yasalar uyarınca görevini yerine getirmesi için daha ayrıntılı düzenlemelere ihtiyaç duyması hukukun bir gerekliliğidir. İdarenin bu yetkisini kullanmak için yürürlüğe koyduğu her kuralın anılan üst hukuk normlarına uygun olması gerektiğinde şüphe bulunmamaktadır.
5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 6. maddesi de cemaat vakıflarının yöneticilerinin mensuplarınca kendi aralarından seçileceğini, vakıf yöneticilerinin seçim usûl ve esaslarının yönetmelikle düzenleneceğini kural altına almış, buna istinaden 5737 sayılı Vakıflar Kanunu dayanak alınarak hazırlanan, 27/09/2008 tarih ve 27010 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Vakıflar Yönetmeliği'nin "Cemaat Vakfı Yöneticilerinin Seçimi" başlıklı Üçüncü Bölümünün 29., 30., 31., 32. ve 33. maddelerinde cemaat vakfı seçim usûl ve esasları düzenlenmiş ise de 19/01/2013 tarih ve 28533 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vakıflar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesi ile anılan Bölüm ile birlikte söz konusu maddeler yürürlükten kaldırılmıştır.
Dava konusu düzenleyici işlemlerde ise, söz konusu maddelerin yürürlükten kaldırılması nedeniyle uygulamada sıkıntı yaşanmaması amacıyla, cemaat vakfı yöneticilerinin seçimi ile ilgili yeni düzenleme yürürlüğe girinceye kadar mevcut yöneticilerin görevlerine devam etmelerinin sağlanması ve bu hususun cemaat vakıflarına duyurulması hususunun 2013 yılında Genelge ile talimatlandırıldığı; ancak yönetmelik iptalinden bugüne kadar geçen süre içerisinde mevcut yönetim kurulu üye sayılarında ölüm, istifa vb. sebeplerle eksilmeler olduğu görüldüğünden, vakıfların iş ve işlemlerinin devamlılığı için yeni düzenleme yapılıncaya kadar mevcut yönetim kurulu üye sayısı eksilen vakıflarda kalan yönetim kurulunun kararıyla kendi cemaati arasından mevcut yönetim kurulu üye sayısını tamamlayabilecekleri hususunda cemaat vakıflarının bilgilendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Sonuç olarak, 19/01/2013 tarihinden itibaren cemaat vakıflarının seçim usûl ve esaslarını belirleyen bir yönetmelik düzenlemesi olmadığından cemaat vakıflarının yönetim kurulu seçimleri yapılamamış; davacı vakıf da belirledikleri 13/10/2021 tarihinde seçimin yapılabilmesi için davalı idareye başvurmuş, davalı idare tarafından olumlu bir cevap verilmemesi üzerine buna yönelik Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar II. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işlemi ile birlikte yukarıda anılan düzenleyici işlem niteliğindeki işlemlerin iptali istemiyle bakılan davayı açmıştır.
Gerek Lozan Barış Antlaşması'nın ilgili hükümlerine gerekse 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 6. maddesindeki, cemaat vakıflarının yöneticilerinin mensuplarınca kendi aralarından seçileceği, vakıf yöneticilerinin seçim usûl ve esaslarının yönetmelikle düzenleneceği kuralına istinaden seçimlerin yapılabilmesi için gerekli yönetmelik çalışmalarının ivedilikle yapılması ve buna göre cemaat vakıflarının seçimlerinin gerçekleştirilmesi gerekirken, 18/06/2022 tarihinde yürürlüğe giren Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği'ne kadar dokuz buçuk yıl boyunca seçim işlemlerinin gerçekleştirilememesinin idarenin kusurundan kaynaklandığı, söz konusu gecikmenin makul ve haklı bir sebebinin ortaya konulamadığı, gerek bu gecikmenin gerekse bu süreçte tesis edilen davaya konu Vakıflar Genel Müdürlüğünün düzenleyici işlemlerinin cemaat vakıflarının Lozan Barış Antlaşmasından ve 5737 sayılı Kanun'dan kaynaklanan seçim hakkının kullanılamamasına neden olduğu, bu durumun cemaat vakıflarının seçme ve seçilme hakkı ile örgütlenme özgürlüğüne gereksiz ve orantısız bir müdahale teşkil ettiği dikkate alındığında, bu işlemlerde ve bu işlemlere istinaden tesis edilen bireysel işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Nitekim, bir başka cemaatin mensubu olan gayrimüslim Türk vatandaşlarının cemaat vakfı yönetimi seçimi yapılması taleplerinin reddedilmesi nedeniyle örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası ile yaptıkları bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince verilen 02/10/2024 tarihli ve 2021/27147 sayılı kararda; Devletin uzun bir süre boyunca üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmeyerek yönetmelik düzenlemesi yapmadığı, bu durumun, başvurucuların cemaat vakfı yönetim kurulu seçimleri yapılmaması ile ilgili şikâyetinin uzunca bir süre çözümsüz bırakılarak örgütlenme özgürlüğünün getirdiği haklara erişimlerini imkânsız kıldığı, netice olarak Devletin, başvurucuların sözü edilen vakıflarda kendileri ve vakfın üyeleri adına örgütlü bir biçimde hareket etme hakkından etkin bir şekilde yararlanmalarını sağlamak konusundaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği ifade edilmiştir. Anılan Anayasa Mahkemesi kararı da dava konusu işlemlerin hukuka uyarlı olmadığına yönelik olarak yapılan tespitleri destekler niteliktedir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. Vakıflar Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı Talimatı ile bu Talimatın İstanbul'daki cemaat vakıflarının yönetim kurullarına bildirilmesine ilişkin Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar I. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali istemleri bakımından konusu kalmayan dava hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
2\. Anılan işlemler dayanak alınarak tesis edilen Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar II. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işleminin İPTALİNE,
3\. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
4\. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
5\. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6\. Bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 06/05/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.