Danıştay danistay 2021/5379 E. 2025/2140 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2021/5379
2025/2140
21 Nisan 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/5379
Karar No : 2025/2140
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMLERİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının davacı tarafından esas yönünden, davalı idarece vekalet ücreti yönünden aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi göz kliniğinde ... tarihinde yapılan ameliyat sonrası gözünde ciddi oranda görme kaybı oluşmasında hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık 1.000,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; Adli Tıp Kurumu Başkanlığı ... Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunda da belirtildiği üzere, davacıya yönelik yapılan tıbbi müdahalelerde idarenin hizmet kusurunun ortaya konulamadığı anlaşılmakla davacının maddi tazminat isteminin reddi gerektiği, davacının manevi tazminat taleplerine gelince, idarenin, sunduğu sağlık hizmetinden sorumluluğu noktasında, maddi tazminat talepleri için doğrudan tıbbi uygulama neticesinde meydana gelen zarar ile idarenin eylemi arasında doğrudan illiyet bağının varlığı gerekli ise de, manevi tazmin noktasında böyle bir gereklilik olmadığı, manevi tazminata hükmedilebilmesi için sunulan sağlık hizmetindeki bir takım eksikliklerin yeterli olacağı, somut olayda idarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için nedensellik bağı içinde hizmet kusurunun ortaya konulamadığı sonucuna ulaşılmış ise de; davacının göz ameliyatına ilişkin bir takım doktor notları ve tıbbi kayıtların tutulmadığının tespitinin yapılmış olması karşısında, bu durumun davacıda, hastanede yapılan tedavisinin gerektiği gibi yürütülmediği yönünde şüphe, endişe ve üzüntüye yol açtığı görüldüğünden, davacının manevi zararının karşılanması sonucuna varılmakla, davacının duyduğu elem ve ızdırabı giderecek ve sebepsiz zenginleşmeye de yol açmayacak ölçüde toplam 20.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesi gerektiği gerekçesiyle maddi tazminat istemi yönünden davanın reddine, davacının 20.000,00 TL'lik manevi tazminat talebinin kabulüne, kabul edilen manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 16/02/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin ise reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; Adli Tıp Kurumu Başkanlığı ... Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunda belirtildiği üzere, davacıya yönelik yapılan tıbbi müdahalelerde idarenin hizmet kusurunun ortaya konulamadığı anlaşılmakla davacının yaşadığı olay nedeniyle idareye atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı görüldüğünden davacının manevi tazminat isteminin reddi gerektiği gerekçesiyle davalı idarenin istinaf isteminin kabulüne, kararın kabule ilişkin kısmının kaldırılmasına (kararda sehven kararın kaldırılmasına yazılmıştır.), yeniden yapılan inceleme sonucunda bu kısım yönünden de davanın reddine (kararda sehven davanın reddine yazılmıştır.) karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, ilk ameliyata ilişkin belgelerin dosyaya alınmadığı, doktorun beyanına göre karar verildiği, yapılan muayeneler ve durumunu gösterir belgelerin değerlendirilmediği, olayda ağır hizmet kusuru bulunduğu, ikinci ameliyatın ilk ameliyattaki eksiklikleri gidermek için yapıldığı, yine de zararın giderilemediği, hatalı eylem ile zarar arasında illiyet bağı bulunduğunun açık olduğu, ameliyat ile ilgili muvafakat verilmesinin ameliyatı yapan doktor hakkında işlem yapılmayacağı anlamına gelmediği iddialarıyla; davalı idare tarafından, maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi durumunda her iki talep için ayrı ayrı nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken her ikisi için tek maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu iddialarıyla temyize konu kararın aleyhlerine olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davacı tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Davacının temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden, davacının 21/12/2016 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesine sağ gözünde görme azlığı şikayeti ile başvurduğu, hekimin ifadesine göre proliferatif diyabetik retinopatiye bağlı retina dekolmanı (retinanın altındaki dokudan ayrılması) tespit edildiği, viteus (göz çukuru içindeki jel) bozukluğu tanısı ile sağ göze aynı tarihte vitroretinal cerrahi ameliyatı yapıldığı, ameliyat sonrası genel durumunun normal olduğu, ... tarihinde silikon yağı çıkarılması ameliyatı yapıldığı, dava dosyasında mevcut tıbbi belgelerde bulunmamakla birlikte, taraf ifadelerine göre davacının anılan hastaneye 26/04/2017 tarihinde görme kaybı şikayetiyle başvurduğu, hekimin yurtdışında olması nedeniyle başka bir göz hastalıkları uzmanı tarafından yapılan muayenesinde nüks retina dekolmanı tespit edilmesi üzerine hekimle telefonda görüşülerek onun da önerisi ile kişinin tedavi için ... Üniversitesi Tıp Fakültesine yönlendirildiği, 27/04/2017 tarihinde ... Üniversitesi Tıp Fakültesine başvurduğu, sağ nüks retina dekolmanı + proliferatif diabetik retinopati + kortikal katarakt tanılarıyla 28/04/2017 tarihinde sağ vitrektomi + FAKO + İOL ameliyatı yapıldığı, 31/07/2017 tarihli muayenesinde; sağ en iyi görme keskinliği 1 MPS, sol en iyi görme 0.7 tespit edildiği, 18/08/2017 tarihinde sağ gözden silikon çıkarılması + ön kamara lavajı + sineşiotomi ameliyatı yapıldığı, akabinde davacı tarafından 16/02/2018 tarihinde sağ gözünde görme duyusunun tamamına yakınını kaybettiği, olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek davalı idareye olay nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın ödenmesi istemiyle başvuru yapıldığı, başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporunun "Sonuç" kısmında özetle; "... kişinin 21/12/2016 tarihinde sağ gözünde görme azlığı şikayetiyle başvurduğu ... Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan muayenesinde elde edilen bulgular, konulan tanı, yapılan ameliyata ait doktor notlarının dava dosyasında bulunmadığı, tıbbi kayıt tutulmamasının eksiklik olduğu, taraf ifadelerinde, kişinin yaklaşık 20 yıldır Tip1 diabetes mellitus hastası olduğu ve davalı hekim tarafından yapılan muayenesinde; proliferatif diyabetik retinopatiye bağlı retina dekolmanı tespit edildiği bildirildiğinden bu hususun mahkemenizce kabulü halinde; bu tanıyla davalı hekim tarafından uygulanan vitroretinal cerrahinin endikasyonunun bulunduğu, ayrıntılı ameliyat notunun dava dosyasında bulunmaması nedeniyle tekniği hususunda değerlendirme yapılamamakla birlikte davalı hekimin ifadesinin tarafınızca kabulü halinde 21/12/2016 tarihinde yapılan pars plana vitrektomi+traksiyonel bantların eksizyonu+panretinal fotokoagüsyon+silikon yağı ameliyatı ve silikon yağının ... tarihinde çıkarılmasının tıbben doğru olduğu, dava dosyasında mevcut tıbbi belgelerde bulunmamakla birlikte, taraf ifadelerine göre kişinin 26/04/2017 tarihinde görme kaybı şikayetiyle aynı sağlık kuruluşuna tekrar başvurduğu, davalı hekimin yurtdışında olması nedeniyle başka bir Göz Hastalıkları Uzmanı tarafından yapılan muayenesinde nüks retina dekolmanı tespit edilmesi üzerine davalı hekimle telefonda görüşülerek onun da önerisi ile kişinin tedavi için ... Üniversitesi Tıp Fakültesine yönlendirildiği, tıbbi belgelere göre; kişinin 27/04/2017 tarihinde başvurduğu ... Üniversitesi Tıp Fakültesinde sağ nüks retina dekolmanı + proliferatif diabetik retinopati + kortikal katarakt tanılarıyla 28/04/2017 tarihinde sağ vitrektomi + FAKO + İOL ameliyatı yapıldığı, 18/08/2017 tarihinde sağ gözden silikon çıkarılması + ön kamara lavajı + sineşiotomi ameliyatı yapıldığı birlikte dikkate alındığında; ameliyattan sonra gelişen nüks retina dekolmanının söz konusu ameliyat sonrasında her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen bir komplikasyon niteliğinde olduğu, söz konusu komplikasyon tanısının zamanında konulduğu, davalı hekimin yurtdışında olması nedeniyle tedavi için kişinin bir üst merkeze yönlendirilmesinin komplikasyon yönetimi açısından tıbben doğru olduğu, komplikasyon tedavisinin ... Üniversitesi Tıp Fakültesinde uygun şekilde yapıldığı, uygun tedaviye rağmen bu hastalık tablosunda tam iyileşme olmayabileceğinin tıbben bilindiği birlikte değerlendirildiğinde; Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. ...'na tıbbi hata atfedilemeyeceği, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği..." görüşlerine yer verilmiştir.
İdare Mahkemesince anılan rapor hükme esas alınarak davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiş, temyize konu Bölge İdare Mahkemesince de davalı idarenin istinaf başvurusu kabul edilerek karar kaldırılmış ve davanın reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Yargılama süreci incelendiğinde İdare Mahkemesinin maddi tazminat isteminin reddi, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü kısmen reddi yolundaki kararına karşı davalı idare tarafından istinaf kanun yoluna gelindiği davacı tarafından gelinmediği görüldüğünden İdare Mahkemesi kararının davacının maddi tazminat isteminin reddine ve manevi tazminat isteminin kısmen reddine yönelik kısımlarının istinaf kanun yoluna taşınmayarak kesinleştiği, sonuç olarak yargılamanın manevi tazminat isteminin kısmen kabulü olan 20.000,00 TL manevi tazminat isteminin kabulü yönünden devam ettiği, temyize konu kararın da bu kısma yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda yer verilen Adli Tıp Kurumu Başkanlığı ... Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunda da belirtildiği üzere, davacıya yönelik yapılan tıbbi müdahalelerde idarenin hizmet kusurunun ortaya konulamadığından maddi tazminata hükmetme koşulları oluşmamıştır.
Bununla birlikte, idarenin, sunduğu sağlık hizmetinden sorumluluğu noktasında, maddi tazminat talepleri için doğrudan tıbbi uygulama neticesinde meydana gelen zarar ile idarenin eylemi arasında doğrudan illiyet bağının varlığı gerekli ise de, manevi tazmin noktasında ise böyle bir gereklilik yoktur. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için sunulan sağlık hizmetindeki bir takım eksiklikler yeterli olacaktır.
Bu durumda, davacının göz ameliyatına ilişkin bir takım doktor notları ve tıbbi kayıtların tutulmadığının tespitinin yapılmış olması karşısında, bu durumun davacıda, hastanede yapılan tedavisinin gerektiği gibi yürütülmediği yönünde şüphe, endişe ve üzüntüye yol açtığı görüldüğünden, davacının manevi zararının karşılanması sonucuna varılmakla, manevi tazminat takdirine gidilmesi gerektiği ve davacının duyduğu elem ve ızdırabı giderecek makul bir tutarda manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, davacı tarafça istinaf başvurusunda bulunulmadığı görüldüğünden işbu bozma kararı sonrası yeniden belirlenecek manevi tazminat miktarının aleyhe bozma yasağı kapsamında ilk derece mahkemesince belirlenen 20.000,00 TL'yi geçemeyeceği de açıktır.
Bu itibarla İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne yönelik kısmına karşı davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerekirken, istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kabule ilişkin kısmının kaldırılmasına, yeniden yapılan inceleme sonucunda bu kısım yönünden de davanın reddine karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Diğer taraftan, işbu bozma kararı üzerine, Bölge İdare Mahkemesince yeniden bir karar verileceğinden davalı idarenin vekalet ücretine yönelik temyiz istemi bu aşamada incelenmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2\. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3\. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 21/04/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.