Danıştay danistay 2021/1379 E. 2025/4306 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2021/1379
2025/4306
6 Ekim 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/1379
Karar No : 2025/4306
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1) ... 2) ... 3)... 4) ...
VEKİLLERİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALILAR): 1) ... Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. ...
2) ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
3) ... Belediye Başkanlığı / ...
VEKİLİ : Av. ...
4) ... Birliği / ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'ın (1 yaş, 10 aylık) 08/10/2017 tarihinde evlerinin önünden geçen sulama kanalına üç tekerlekli bisikletiyle düşmesi neticesinde boğulmak suretiyle hayatını kaybetmesinde davalı idarelerin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek müteveffanın annesi ... ve babası ...için ayrı ayrı 5.000,00 TL maddi, 400.000,00 TL manevi, dedesi ... ve babaannesi ... için ayrı ayrı 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dava konusu olayın meydana geldiği sulama kanalının 1975 yılında tarımsal sulama amacıyla yapılmış, iç ağız genişliği 38 cm iç yüksekliği 46 cm olan bir kanalet olduğu, kanaletin akışa göre sağında kadastral yol bulunduğu, kanaletin bakım ve işletmesinin 18/03/1996 tarihli sözleşme ile Nazilli Sağ Sahil Sulama Birliği'ne (sonradan sağ ve sol sahil sulama birliklerinin birleşmesiyle Nazilli Sulama Birliği adını almış) devredilmiş olduğu ve tarımsal arazi nitelikli arazinin sulamasında halen faal olarak kullanılmakta olduğu, davacıların yaşadığı kanalete bitişik olarak inşa edilmiş bulunan evin ruhsatsız ve (imar barışı kapsamında yapı kayıt belgesi alınmış) kaçak yapılaşma olduğu, evin bulunduğu alana ilişkin dosyada mevcut uydu fotoğrafının incelenmesinden, alanın tarımsal arazi niteliğini sürdürdüğü, dosyada mevcut tapu kaydına bakıldığında ise bu arazinin davacılar tarafından 01/03/1994 tarihinde tarla vasfıyla satın alındığı, müessif olayın 08/10/2017 tarihinde meydana geldiği, 20/11/2015 doğumlu olan müteveffanın olay tarihi itibariyle 1 yaş 10 ay 18 günlük olduğu ve otopsi raporunda belirtildiği üzere 87 cm boyunda olduğu, adli soruşturma kapsamındaki ifadelerden ve otopsi raporuna yansıyan olay anlatımlarından, 08/10/2017 tarihinde saat 12:35 civarında, ... Mahallesi ... sokak no:... adresinde ... isimli bir şahsın sulama kanalına düşen çocuğu bulduğu ve 112 acil servisi arayarak çocuğun hastaneye sevkini sağladığı, çocuğun hastaneye geldiğinde ölü olduğunun anlaşıldığı, ...'in çocuğu bulduğunda yanında yakını olan 2 kişinin daha bulunduğu, olay yerinde başkaca kimsenin bulunmadığı, daha sonra haber verilmekle müteveffanın yakınlarının olay yerine geldiği, olay anında müteveffanın bisiklet sürdüğü ve bisikletininde kanalette bulunduğu, uyuşmazlığa ilişkin olarak davalı idarelere yüklenebilecek herhangi bir hukuki sorumluluk bulunup bulunmadığı yönünden değerlendirme yapıldığında; davacıların ikamet ettiği evin inşasından daha önce yapıldığı anlaşılan sulama kanaletine, arazinin tarımsal arazi niteliğini koruması ve tarımsal faaliyetin devam ediyor olması nedeniyle ihtiyacın devam ettiği, davacıların tarımsal arazide sulama kanaletinin bitişiğine ruhsatsız olarak yapı inşa ederek burada ikamet etmeye başladığı, bu yönüyle davacıların ikamet ettiği alanın küçük çocuklar için tehlike oluşturduğunun belirgin olduğu, sulama birliğince sulama sezonu başladığında ana kanala su verildiğinin mahalle muhtarlıklarında ilan edilerek boğulmalara karşı önlem alınması hususunda bölgede yaşayan insanların uyarıldığı, ancak bu uyarılara ve kanaletin müteveffa küçük için tehlike oluşturacağının öngörülebilir olmasına karşın davacılar tarafından küçüğün bakım ve gözetim yükümlüğü ihlal edilerek kanalete bitişik olan kadastral yolda bisiklet sürmek üzere tek başına bırakıldığı, müteveffa küçüğün 87 cm, kanaletin ise 46 cm yükseklikte olduğu dolayısıyla müteveffanın boyunun kanalet boyundan yüksek olması nedeniyle, kanalete düştüğünde ayağa kalkarak veya tutunarak kanalette boğulmaktan kendini kurtarabilmesi fiziksel olarak (bedeni yönden) mümkün gözükse de, olay tarihi itibariyle henüz 1 yaş 10 aylık olan küçüğün kanaletin tehlikesini sezecek veya kanalete düştüğünde kendisini nasıl kurtarabileceği hususunda akli olgunluğa ve bilince henüz sahip olmadığının açık olduğu, üstelik bu durumun yanı sıra küçüğün bisiklet sürmesinin, maruz kaldığı tehlikenin boyutunu artırarak, sulama kanaletine düştüğünde kendisini kurtarabilme ihtimalini azalttığı, sulama kanaletinin müteveffa için böylesine tehlikeli bir durumu oluşturabileceği herkes tarafından öngörülebilecek kadar ortada iken olay sırasında ikametgahlarında bulunan davacıların da müteveffayı kanalet etrafında bisiklet sürmek üzere yalnız bırakmasının, küçüğün bakım ve gözetim yükümlülüğünün ağır bir şekilde ihlali olduğu,
kanaletin derinliği ve yüksekliği göz önüne alındığında, küçüğün bir yakınının gözetimi altında bulunması halinde kanaletten kolaylıkla alınarak boğulmasının engellenmesine imkan bulunduğu anlaşılmakta olup davacıların bakım ve gözetim yükümlülüğünün ağır bir şekilde ihlali sonucunda küçüğün hayatını kaybetmesi ile sonuçlanan müessif olayda, kanaletin niteliği ile davacıların kusuru göz önüne alındığında, yürütülen idari faaliyet ile meydana geldiği ileri sürülen zarar arasında doğrudan bir illiyet bağının bulunmadığı anlaşıldığından, davacıların uğradığı ileri sürülen zararların, davalı idarelerce tazmin edilmesine hukuken imkan bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesince; istinafa konu bakılan davada her ne kadar İdare Mahkemesince, müteveffa küçüğün ölüm sebebinin suda boğulma olduğunun, olaya ilişkin olarak ... Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan... sayılı soruşturma kapsamında İzmir Adli Tıp Kurumunca düzenlenen ... tarih ve ... sayılı otopsi raporu ile kesinleştiği ancak bu rapor davacılara tebliğ edilmediğinden, müteveffanın kesin ölüm sebebinin (ve dolayısıyla eylemin idariliğinin) davalı idarelere başvurunun yapıldığı 11/01/2019 tarihinde öğrenildiği olarak kabul edilerek davada süreaşımı bulunmadığı sonucuna varılarak davanın esasının incelendiği görülmüş ise de müteveffa küçüğün 08/10/2017 tarihinde vefat ettiği, olayın 10/10/2017 tarihinde ulusal basında yer aldığı, olaya ilişkin olarak ... Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan ... sayılı soruşturma kapsamında İzmir Adli Tıp Kurumunca düzenlenen ... tarih ve .../.../... sayılı otopsi raporu ile ölüm sebebinin kesinleştiği, her ne kadar otopsi raporunun davacılara tebliğini gösterir belge bulunmamakta ise de davaya konu sulama kanalına düşme sonucu boğulmaya bağlı vefat olayının 08/10/2017 tarihinde meydana geldiği, söz konusu ölüm olayına yönelik ceza yargılaması sürecine girilmediği, bu haliyle otopsi raporu sonucunun öğrenilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, basında dahi yer alan müteveffanın "sulama kanalına düşme sonucu suda boğulma" kesin ölüm sebebinin ve dolayısıyla eylemin idariliğinin en son 14/12/2017 tarihli otopsi raporu ile kesinleştiğinin kabulü gerektiği, eylemin idariliğinin öğrenilmesinden sonra 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde yer verilen 1 (bir) yıllık dava açma veya başvurma süresi geçtikten sonra 11/01/2019 tarihinde yapılan başvuruların reddi üzerine açılan davanın süre aşımı nedeniyle incelenmesine olanak bulunmadığı, bakılmakta olan davada, "davanın süre aşımı yönünden reddine" karar verilmesi gerekirken, davanın esasının incelenerek "davanın reddine" karar verilmesi sonucu itibariyle yerinde görüldüğü gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacılar tarafından, verilen temyiz dilekçesi ile davalarının süresinde olduğu, temyiz dilekçesi sonrasında sunulan beyan dilekçelerinde de ceza yargılamasının devam ettiği, dava konusu olaya ilişkin Sulama Birliği Başkanlığı müdürü ile Belediye Fen İşleri Müdürünün yargılandığı, Nazilli Asliye Ceza Mahkemesinde sanıkların taksirle ölüme sebebiyet vermekten ceza aldıklarına ilişkin Mahkeme kararı ile ... Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf istemlerinin kısmen kabulüne kısmen reddine ilişkin 19/11/2024 tarihli kararın dosyaya ibraz edildiği, esasa ilişkin olarak da dava konusu olayda idarelerin hizmet kusuru bulunduğu ve davanın kabulü gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ...
DÜŞÜNCESİ : Davacıların temyiz istemlerinin kabulüyle Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun Ek 1. maddesi uyarınca Danıştay Onuncu ve Sekizinci Dairelerinden oluşan Müşterek Kurulca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacıların duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacılar tarafından, yakınları ...'ın (1 yaş, 10 aylık) 08/10/2017 tarihinde evlerinin önünden geçen sulama kanalına üç tekerlekli bisikletiyle düşmesi neticesinde boğulmak suretiyle hayatını kaybetmesinde davalı idarelerin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek müteveffanın annesi ... ve babası ... için ayrı ayrı 5.000,00 TL maddi, 400.000,00 TL manevi, dedesi... ve babaannesi ... için ayrı ayrı 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrasında; "İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabilir." kuralına yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Yukarıda anılan usul kuralı ile idari eylemlerden hakları ihlal edilen ilgililerin, idari eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve herhalde idari eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği hükme bağlanmıştır.
İdari eylemlerden kaynaklanan tam yargı davaları, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini talebiyle açılmaktadır. Bu nedenle tam yargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir olayı, bir tutumu; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem bulunmayan salt maddi tasarrufları anlatır.
Söz konusu eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılaması sonucu ortaya çıkabilmektedir.
Anılan düzenlemede, öngörülen bir yıllık idareye başvuru süresinin, zarara yol açtığı ileri sürülen idari eylemin yazılı bildirim veya öğrenme tarihinden itibaren başlayacağı ifade edilmekle birlikte, zararın ortaya çıkışının veya öğrenilmesinin idari eylemin öğrenilmesinden sonraya rastladığı durumlarda söz konusu sürenin zararın öğrenildiği tarihten başlatılması hakkaniyet gereğidir. Dolayısıyla, bir idari eylemin süregelen zararlara neden olduğu durumlarda idari eylem daha önce öğrenilmiş olsa bile geçmişteki idari eylemden kaynaklandığı açık olmak kaydıyla sonradan ortaya çıkan zararlar nedeniyle, zararın bütün yönleriyle ortaya çıktığı/öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde, giderilmesi için idareye başvurulabileceğinin ve reddi halinde dava açılabileceğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir ifade ile, zararın giderilmesi talebiyle idareye yapılan başvuru tarihinden geriye doğru bir yıl içerisinde meydana gelen/öğrenilen zararlar için tam yargı davası açılabilecek, bundan daha önce meydana gelmiş/öğrenilmiş zararlara yönelik davaların ise süre aşımı nedeniyle reddi gerekecektir.
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanunun 13. maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin ve/veya zararın bütün yönleriyle ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun zarara yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.
Ancak; idari istikrar ve idarenin sürekli dava tehdidi altında tutulmamasını amaçlayan ve hak düşürücü nitelikteki dava açma sürelerinin de; yukarıdaki ilke ve gerekler göz önünde bulundurulup, hak arama özgürlüğü ile idari istikrar ilkesi arasındaki denge korunarak maddi olaya özgülenerek uygulanması gerekmektedir.
Bakılan davada; dava konusu olayın 08/10/2017 tarihinde meydana geldiği, müteveffa küçüğün ölüm sebebinin suda boğulma olduğunun olaya ilişkin olarak ... Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan ...sayılı soruşturma kapsamında İzmir Adli Tıp Kurumunca düzenlenen ... tarih ve ... sayılı otopsi raporu ile kesinleştiği, Sulama Birliği Müdürü ve Belediye Fen İşleri Müdürü hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan açılan davada ... Asliye Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla ceza verildiği, ceza yargılamasına ilişkin yapılan istinaf incelemesiyle ... Bölge Adliye Mahkemesi .... Ceza Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla Belediye Fen İşleri Müdürü yönünden istinaf isteminin kabulüyle beraat kararı, Sulama Birliği Müdürü yönünden verilen cezaya ilişkin istinaf ret kararı kesin olarak verildiği dosya kapsamından anlaşılmakla ceza yargılaması bakımından olayda cezai sorumluluğu bulunanlar yönünden henüz yargı yerlerince verilen kararlar kesinleşmeden ve buna dair yargılamalar devam ederken davacılar tarafından 11/01/2019 tarihinde idareye yapılan başvurunun 18/01/2019 tarihinde idarece reddi üzerine 22/02/2019 tarihinde açılan davanın süresinde olduğu sonucuna varıldığından Bölge İdare Mahkemesince idare mahkemesinin esasa ilişkin vermiş olduğu davanın reddine ilişkin kararının esastan incelenerek bir karar verilmesi gerekirken "davanın süre aşımı yönünden reddine" karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddi yolunda verilen kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2\. Davanın reddine ilişkin ...İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ......Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3\. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 06/10/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.