SoorglaÜcretsiz Dene

Danıştay 6. D 2023/8429 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay 6. Daire Başkanlığı

Daire / Kategori

Danıştay Kararı

Karar No

2023/8429

Karar Tarihi

20 Kasım 2023

Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2022/8126 E. , 2023/8429 K.

"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y

ALTINCI DAİRE

Esas No : 2022/8126

Karar No : 2023/8429

DAVACI: …

VEKİLİ: Av. …

DAVALILAR:

  1. … Bakanlığı. ANKARA

VEKİLLERİ: Av. …

İSTEMİN KONUSU : Diyarbakır ili, Sur ilçesinde ilan edilen riskli alan sınırları içerisinde bulunan ve ekli listede yer alan taşınmazların, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 25/03/2016 tarih ve 29664 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının, Sur İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel (eski … ada, … parsel) sayılı taşınmaz yönünden iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI: Taşınmazın bulunduğu yerde yapılacak konut talebinden bulunan ve davalı idare ile bu konuda anlaşarak konut sözleşmesi imzalayan ve konutun kendisine teslim edilmesini beklerken davalı idarece yerinde yeni konut ya da işyeri yapılmayacağı, hak sahibi olduğu konuta dair Gayrimenkul Satış Sözleşmesinin hazırlandığı, ancak uzlaşma sağlanmadığının tespit edildiği belirtilerek uzlaşma görüşmelerinin sonlandırıldığı, ... İdare Mahkemesinin … tarih … Esas, … Karar sayılı kararıyla Diyarbakır Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü … tarih ve … sayılı işleminin iptaline karar verildiği, anılan iptal kararının gereğini yerine getirmeyen davalı idare tarafından 07/09/2022 tarihinde ... Asliye Hukuk Mahkemesinde bedel tespiti ve tescili davası açıldığı, yargı kararının hüküm ve sonuçlarını etkisiz bırakmaya yönelik olarak dava konusu kamulaştırma işleminin tesis edildiği, mülkiyet hakkının ihlal edildiği, somut olayda kamu yararının ve kamulaştırmanın gerekçesinin bulunmadığı, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

DAVALILARIN SAVUNMASI: Usul yönünden; davanın süresinde açılmadığı, esas yönünden ise; uyuşmazlığa konu taşınmazın bulunduğu alanın 22/10/2012 tarih ve 3900 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla riskli alan olarak ilan edildiği, 2015 yılında Diyarbakır Kalesi ile Hevsel Bahçeleri Kültürel peyzajının dünya mirası olarak tescillendiği, kararın bölgenin Dünya mirasına kazandırılması açısından olumlu katkılar sağlayacağı, alanda yapılacak yenileme, iyileştirme ve dönüşüm uygulamaları ile tehdit altında bulunan tarihi dokunun korunması, mühendislik hizmeti almadan yapılaşmış afet riski taşıyan niteliksiz yapıların bertaraf edilerek güvenli konutlar ile yaşanabilir mekanlar oluşturulması ve kentin yüzleştiği sosyal problemlerin mekânsal kararlar ile çözüme kavuşturulmasının amaçlandığı, kararın Suriçindeki taşınmaz kültür varlıklarının tahribatını engelleyecek olması nedeniyle büyük öneme sahip olduğu, acele kamulaştırmaya yönelik Bakanlar Kurulu kararının dört ayrı sebebe dayalı bulunduğu; bu sebeplerden birincisinin, alanda riskli yapılar olduğu ve bu riskli yapı stoğu içinde yaşayan nufusun can ve mal güvenliğinin sağlanması, riskli yapılardan kaynaklanacak afet risklerinin azaltılması ve nihayetinde ortadan kaldırılması, ikincisinin, ülkemizin ve dünyanın kültürel zenginlikleri arasında yer alan sur içi bölgesinin bu nitelik ile bağdaşmayan, yapı ve kültür bütünlüğünü bozan veya kültürel varlıkları tahrip eden yapıların dokuya uyumlu hale getirilmesi, üçüncüsünün, alanda mevcut kültür varlıklarının restorasyon, bakım, onarım, güçlendirme ve iyileştirme çalışmalarının yapılması, dördüncüsünün de terör olayları sonucu zarar gören yapıların yıkım ve yenileme işlemlerinin gerçekleştirilmesi olduğu, bu dört sebebin birlikte, birbirleriyle koordineli bir biçimde, altyapıları da ele alınmak suretiyle ve bir an önce uygulamaların gerçekleştirilebilmesi için acele kamulaştırma kararının alındığı, uyuşmazlığa konu parselin bitişiğinde tescilli yapıların bulunması sebebiyle … tarih ve … sayılı koruma kurulu kararı uyarınca taşınmaz üzerinde gerçekleştirilecek olan yeni yapı uygulamalarının önünde fiili ve/veya hukuki engel bulunduğu, restorasyon çalışmaları tamamlanana kadar davacıya ait taşınmaz da dahil olmak üzere proje alanının bütününde yeni yapı uygulaması gerçekleştirilemeyeceği, bu itibarla davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK …'IN DÜŞÜNCESİ: Dava konusu acele kamulaştırma kararının 25/03/2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlandığı, davacı tarafından acele kamulaştırma kararının 14/09/2022 tarihinde öğrenildiğinin beyan edildiği, davalı idareler tarafından uyuşmazlığa konu taşınmaza acele el konulmasına dair Mahkeme kararının bulunduğu yönünde bilgiye yer verilmediği, Diyarbakır Koruma Bölge Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı doğrultusunda bitişik tescilli taşınmazlar nedeniyle Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunca yapılan incelemelerin ve değerlendirmelerin henüz sonuçlandırılmadığı, dolayısıyla restorasyon çalışmaları tamamlanana kadar uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerinde yeni yapı inşa edilemeyeceği, Koruma Bölge Kurulunca tescilli yapıların restorasyon uygulaması tamamlandıktan sonra yapı inşa edilip edilmeyeceğinin değerlendirileceği, davacı tarafından yıkılan taşınmazının yerinde konut ya da işyeri verilmesi talebiyle yapılan başvurunun hak sahibi olduğu konuta dair gayrımenkul satış sözleşmesinin imzalanması için irtibata geçilmesine rağmen rızai uzlaşmaya varılamadığı gerekçesiyle reddine ilişkin Diyarbakır Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü … tarih ve … sayılı işleminin ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla iptaline karar verildiği hususları dikkate alındığında, bu aşamada somut olayda acelelik şartlarının bulunmadığı, dava konusu acele kamulaştırma kararının uyuşmazlığa konu parsel yönünden iptaline karar verilmesi gerektiği gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ: Dava, Diyarbakır İli, Sur İlçesinde ilan edilen riskli alan sınırları içerisinde bulunan ve ekli listede yer alan taşınmazların, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 25/03/2016 tarih ve 29664 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının, Sur İlçesi, … Mahallesi, … ada, … (ifraz sonrası … ada, …) parsel sayılı taşınmaz yönünden iptali istemiyle açılmıştır.

Davalı idarelerin usule ilişkin itirazı yerinde görülmemiştir.

Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla Anayasaya uygun olarak yasayla sınırlandırılması mümkündür. Bu hükümlerden hareketle bir taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının kamulaştırma yolu ile kaldırılması (mülkiyetin el değiştirmesi) ancak kamu yararının karşılanması zorunluluğunun özel mülkiyet hakkının korunmasından üstün tutulması şartına bağlıdır.

Anayasa'nın "Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma" başlıklı 90. maddenin 1. fıkrasında: "Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır." son fıkrasında ise: "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07.05.2004 günlü, 5170 sayılı Yasanın 7. maddesi) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." kuralıyla usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası andlaşmaların iç hukuk sistemine yansıtılma yöntemi belirlenerek, bu andlaşmalardan temel hak ve özgürlüklere ilişkin olanlarla yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi durumunda uluslararası andlaşma kurallarının esas alınması anayasal gerekliliktir.

20.03.1952 günü kabul edilen İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokol Türkiye tarafından 19.03.1954 tarihinde onaylanmıştır. Anılan Protokolun "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde ise: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." kuralı yer almıştır.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 3. maddesinde: “İdareler, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya aşağıda belirtilen hallerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler” ve 6. maddesinin son fırkasında “Onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine göre yapılacak hizmetler için ayrıca kamu yararı kararı alınmasına ve onaylanmasına gerek yoktur.” kuralına yer verilmiştir.

2942 sayılı Yasanın 27. maddesinde: "3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Cumhurbaşkanınca (Bakanlar Kurulunca) karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın (Değişik ibare: 24/4/2001 - 4650/15 md.) 10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına (Değişik ibare: 24/4/2001 - 4650/15 md.) 10 uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir.

(Ek fıkra: 19/4/2018-7139/29 md.) Mahkemece verilen taşınmaz mala el koyma kararı tapu müdürlüğüne bildirilir. Taşınmaz malın başkasına devir, ferağ veya temlikinin yapılamayacağı hükmü tapu kütüğüne şerh edilir. El koyma kararından sonra taşınmaz mal 20 nci madde uyarınca boşaltılır.

Bu Kanunun 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrasında belirtilen hallerde yapılacak kamulaştırmalarda yatırılacak miktar, ödenecek ilk taksit bedelidir." kuralına yer verilmiştir.

2942 sayılı Yasanın 27. maddesi incelendiğinde, kamulaştırma işlemlerinde öngörülen yöntemlerin bir kısmının uygulanmayarak taşınmaza acele el konulabilmesi yolu istisnai olarak başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlendiğinden, madde hükmü ile üç durumda acele kamulaştırma yolu ile taşınmaza el konulmasına olanak tanınmıştır. Bu koşullardan ikisi Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya özel kanunlarda öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olması halleri şeklinde açıkça sayılmak suretiyle üstün kamu yararının ve kamu düzeninin korunmasının gerçekleştirilmesi amacıyla acele kamulaştırma yoluna gidilebileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda üçüncü koşul olan aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar verilebilmesi için de kamu yararı ve kamu düzenine ilişkin olma halinin maddede yer alan diğer iki koşula paralel nitelik taşıması gerekmektedir.

Hukuk devletinde idarenin, acele kamulaştırma işlemi tesis edebilmesi için, olağanüstü durumlar karşısında, kamulaştırmaya konu taşınmaza daha acil olarak ihtiyaç duyması, idarenin anılan taşınmazı bir an önce kullanmaya başlamaya muhtaç olması, bir başka ifadeyle, üstün kamu yararının gerçekleşebilmesi için olağan usulden ayrılmasının zorunlu olması gerekir.

Acele kamulaştırmada, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın kanunda belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecek değeri idare tarafından mal sahibi adına bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir. Burada malik lehine olağan kamulaştırmada getirilen usule ilişkin güvenceler bertaraf edilmekte ve taşınmazın mülkiyeti geçmeden, idareye, taşınmazı el koyarak kullanma, ondan yararlanma ve üzerinde birtakım tasarrufta bulunma yetkisi verilmektedir. Bu işlem, malikin mülkiyet hakkını kısıtlayan bir sonuç doğuracağından, taşınmaza el konulmasında amaçlanan kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasındaki dengenin korunması ve bu kapsamda acelelik halinin değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Yani acele kamulaştırma, istisnai bir yöntem olduğundan, olağan kamulaştırma gerekçeleri dışında aceleliğin varlığına dair şartların idarece ortaya konulup konulmadığı değerlendirilmelidir.

Dosyanın UYAP kayıtlarıyla birlikte incelenmesinden, uyuşmazlığa konu taşınmazın da yer aldığı Diyarbakır İli, Sur İlçesi, Suriçi bölgesinin … günlü, … sayılı Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı ile kentsel sit alanı ilan edildiği, ancak zaman içerisinde ruhsatsız yapılaşmalar, geleneksel yapıların yıkılması ve tahribi sonucu bölgenin tarihi kent özelliğini kaybettiği, mevcut yapı stokunun can ve mal güvenliği açısından risk oluşturduğu, bu yapıların aynı zamanda tescilli kültür varlığı değeri taşıyan yapıları da olumsuz etkileyerek tarihi yapı ve dokunun bozulmasına ve çöküntü haline gelmesine neden olduğunun saptanması üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan teknik rapora dayanılarak 22.10.2012 günlü, 2012/3900 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 2. maddesi uyarınca bölgenin riskli alan olarak ilan edildiği, 2015 yılında Diyarbakır Kalesi ve Hevsel bahçeleri kültürel peyzajının Dünya Mirası olarak tescillendiği; Çevre ve Şehircilik Bakanlığının … günlü, … sayılı yazısı ile riskli alan ilan edilen alanda gerçekleştirilecek dönüşüm uygulamaları ile riskli yapı stoku içinde yaşayan nüfusun can ve mal güvenliğinin sağlanması, riskli yapılardan kaynaklanacak afet risklerinin azaltılarak ülkemizin önemli kültürel zenginlikleri arasında bulunan alanda taşınmaz kültür varlıklarının tahribatının engellenmesi, ülkemizin ve dünyanın kültürel zenginlikleri arasında yer alan sur içi bölgesinin bu nitelik ile bağdaşmayan, yapı ve kültür bütünlüğünü bozan veya kültürel varlıkları tahrip eden yapıların dokuya uyumlu hale getirilmesi; alanda mevcut kültür varlıklarının restorasyon, bakım, onarım, güçlendirme ve iyileştirme çalışmalarının yapılması ve bölgede yaşanan terör olayları sonucu zarar gören yapıların yıkım ve yenileme işlemlerinin gerçekleştirilebilmesi için alan bütününde çalışma imkanının sağlanmasının gerektiği hususları gözetildiğinde riskli alan sınırları dahilinde bulunan taşınmazlardan, hazırlanacak Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında malikleri ile anlaşma sağlanamayanların 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu uyarınca Bakanlık tarafından acele kamulaştırılmasına ilişkin karar alınması yolunda yapılan başvuru üzerine dava konusu Bakanlar Kurulu kararının alındığı; davacıya ait taşınmazın … numaralı Diyarbakır İli, Sur İlçesi, Trafo Alanlarının İşlenmesine Yönelik 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı Revizyonunda yapı alanı olarak belirlendiği, bu parsel üzerinde sivil mimarlık örneği olarak korunması gereken yapı yer almadığı, dolayısıyla yapının aynen korunması gerektiği yolunda bir bilgi ve belge bulunmadığı,ancak bu parselin bitişiğindeki … ada, … sayılı parsel üzerinde tescilli yapı bulunduğu, Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla; " ...Diyarbakır İli, Sur İlçesi, Özdemir Mahallesi, Diyarbakır Sur Koruma Amaçlı İmar Planında, Kentsel Sit Alanı içerisinde kalan, tapunun … ada, … parselinde kayıtlı tescilli taşınmazın bitişiğinde inşa edilecek yeni yapının, tescilli yapının mevcut durumu dikkate alındığında restorasyon uygulamasına engel teşkil edeceği anlaşılmıştır. Sur içinde bu ve bu durumda olan tescilli yapıların bitişiğinde inşa edilecek yeni yapıların, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca durdurulmasına, tescilli yapıların Restorasyon uygulaması tamamlandıktan sonra inşa edilmesine karar verildi."şeklinde belirtildiği, ancak uyuşmazlık konusu taşınmazın koruma alanında kaldığına ilişkin dosyada herhangi bir bilgi ve belgenin de bulunmadığı,davacıyla Diyarbakır İli, Sur İlçesi, Özdemir Mahallesi … ada … numaralı parselde bulunan taşınmazına ilişkin ilk olarak 06.04.2017 tarihli "Riskli Alan Sınırları İçerisinde Konutunu Kendisi Yapmak İsteyen Maliklerce İmzalanacak Muvafakatname" başlıklı muvafakatnamesinin imzalandığı, sonrasında 27.07.2018 tarihli "Riskli Alan Sınırları İçerisinde Bakanlık Tarafından Maliklerin Borçlandırılması Suretiyle Konut Yapımına İlişkin Muvafakatname" başlıklı borçlanma muvafakatnamesinin imzalandığı, ardından 24.07.2020 tarihinde noter marifetiyle gerçekleştirilen Surda Konut Kurasına davacının dahil edildiği ve kendisine Sur İlçesi … Mahallesi sınırları içinde bulunan … ada … parsel üzerindeki 3. Etap K-70 nolu konutun çıktığı, davacı tarafından Diyarbakır Çevre Şehircilik İl Müdürlüğüne verilen 30.07.2020 tarihli dilekçeyle kurada çıkan konutu kabul etmediği, kendi arsası üzerine yapılacak olan konut ya da işyerini istediği yönünde dilekçe verildiği, akabinde Diyarbakır Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı yazısıyla kurada çıkan konut için gayrımenkul satış sözleşmesi imzalamak üzere davacının davet edildiği, davacı tarafından verilen 23.12.2020 tarihli dilekçeyle önerilen seçenekleri kabul etmediğini ve kendi yerinde ev verilmesi talebinde bulunulduğu, bunun üzerine Diyarbakır Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nün … tarih ve … sayılı işlemiyle; 30.07.2020 tarihli dilekçeyle davacı tarafından arsası üzerinde yapılacak olan konut veya işyerini kabul edeceğini talep ettiği, anılan taşınmaz üzerinde gün itibariyle Bakanlıkça yeni konut yapılmayacak olup, ticari birimlerinde uzlaşmaya konu edilmediği, hak sahibi olunan konuta dair gayrımenkul satış sözleşmesi hazırlanıp imza için irtibata geçilmesine rağmen rızai varılmadığı ve sözleşme imzalanmadığı( uzlaşmazlık tutanağı 18.01.2021 tarihinde davacının gıyabında düzenlenmiş) Bakanlık talimatları doğrultusunda 20.12.2020 tarihinde uzlaşma görüşmelerinin nihayete vardırıldığı,Bakanlığın belirleyeceği program dahilinde uzlaşmaya varılmayan taşınmazlar 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı doğrultusunda acele kamulaştırmaya konu edileceğinin betirtildiği,davacı tarafından , Diyarbakır İli, Sur İlçesi, … Mahallesi … ada … numaralı parselde bulunan adına kayıtlı taşınmazın 2015 yılında Sur ilçesinde meydana gelen terör olayları esnasında yıkılması nedeniyle hak sahibi kabul edildiğinden bahisle tarafına yıkılan taşınmazının yerinde konut ya da iş yeri verilmesi talebiyle yapılan başvurunun hak sahibi olduğu konuta dair gayrımenkul satış sözleşmesi hazırlanıp imza için irtibata geçilmesine rağmen rızai uzlaşmaya varılamadığı gerekçesiyle reddine ilişkin Diyarbakır Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nün … tarih ve … sayılı işleminin iptali istemiyle açtığı davada, ... İdare Mahkemesinin … tarihli E: …,K:… sayılı kararıyla " davacıya ait taşınmazın bulunduğu alana ilişkin olarak 6306 sayılı Kanun kapsamında alınan Acele Kamulaştırma Kararının esasen 5233 sayılı Kanunun geçici 6. maddesi ile öngörülen aynen tazmin amacı göz ardı edilmek suretiyle uygulanamayacağı, nitekim davalı idarece de davacı ile yapılan uzlaşma görüşmeleri kapsamında davacıya 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında sunulan teklifler yanında, 5233 sayılı Kanun ile öngörülen giderim seçeneklerinin de sunulduğu anlaşılmakta olup, olayda davacının imzaladığı muvafakatnamenin, Bakanlıkça Suriçi Bölgesinde yapılan konutlardan talep edenlerin imzaladığı muvafakatnameden ayrı ve yıkılan konutun yerinde yapılacak konut için borçlanmayı kabul ettiğine ilişkin bir muvafakatname olduğu, davacının imzaladığı muvafakatnameyle aynı muvafakatnameyi imzalayan kişilere yerine konut verilmesine karşın davacıya yerinde konut verilmediği, davalı idarece yerinde konut talebinde bulunan bir kısım hak sahiplerine yerinde konut verilirken bir kısmına verilmediği, davacıya ait yıkılan konutunun yerinde herhangi bir yapı yapılmadığı ve bu taşınmazın olduğu alanla ilgili herhangi bir proje de olmadığı anlaşılmakla birlikte, dosya kapsamında dava konusu parselin bulunduğu alanda koruma amaçlı imar planına uygun olarak konut veya işyeri yapılmasının önünde fiili ve/veya hukuki bir engel bulunduğuna dair herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı göz önünde bulunduğunda, uyuşmazlıkta davacının talebinin fiili imkansızlık nedeniyle yerine getirilememe gibi bir durumun bulunmadığı, idarenin daha önce taahhüt ettiği veya uzlaştığı bir konuda bu taahhüdünü bir kısım hak sahipleri yönünden yerine getirip bir kısmı için taahhüdünün aksi bir eylem ve işlemde bulunmasının eşitlik, hukuk devleti, hukuk güvenliği ve idari istikrar ilkeleriyle bağdaşmayacağı, diğer taraftan, davacının yıkılan taşınmazın yerinde konut yapılması için davalı idare ile borçlanma muvafakatnamesi imzalayarak sürecin başından beri uzlaşma iradesi gösterdiği dikkate alındığında, davalı idarece ön sözleşme olarak nitelendirilen borçlanma muvafakatnamesi ile kabul edildiği ve başka bir alanda yapılacak konutla ilgili herhangi bir borçlanma muvafakatnamesi de bulunmadığı halde, davacının yerinde konut verilmesi talebiyle yaptığı başvurunun hak sahibi olduğu konuta dair gayrımenkul satış sözleşmesi hazırlanıp imza için irtibata geçilmesine rağmen rızai uzlaşmaya varılamadığı gerekçesiyle reddine ilişkin işlemde hukuka ve mevzuata uyarlık bulunmamaktadır." gerekçesiyle anılan işlemin iptaline karar verdiği, bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunulması üzerine dosyanın … İdari Dava Dairesinde E: … sayısına kayıtlı olup henüz karara bağlanmadığı anlaşılmaktadır.

Öte yandan; dava konusu acele kamulaştırma kararının dayanağı olan, dava konusu taşınmazın da bulunduğu alanın 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli alan olarak ilan edilmesine ilişkin 04/11/2012 tarihli, 28457 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 22/10/2012 tarihli, 2012/3900 sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Altıncı ve Ondördüncü Daireleri Müşterek Kurulunun 20/12/2018 tarih ve E:2018/521, K:2018/10450 sayılı kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 19/06/2019 tarih ve E:2019/624, K:2019/3122 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.

Bu durumda,6306 sayılı Kanun uyarınca riskli alanlardaki uygulamalarda, öncelikli olarak malikler ile anlaşma yoluna gidilmesi esas olduğundan,davacı tarafından, Diyarbakır İli, Sur İlçesi, … Mahallesi … ada … numaralı parselde bulunan adına kayıtlı taşınmazın 2015 yılında Sur ilçesinde meydana gelen terör olayları esnasında yıkılması nedeniyle hak sahibi kabul edildiğinden bahisle tarafına yıkılan taşınmazının yerinde konut ya da iş yeri verilmesi talebiyle yapılan başvurunun hak sahibi olduğu konuta dair gayrımenkul satış sözleşmesi hazırlanıp imza için irtibata geçilmesine rağmen rızai uzlaşmaya varılamadığı gerekçesiyle reddine ilişkin Diyarbakır Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nün … tarih ve … sayılı işleminin iptali istemiyle açtığı davada, ... İdare Mahkemesinin dava konusu işlemin iptaline dair verdiği ,… tarihli E: …,K:… sayılı kararın … İdari Dava Dairesinde E: … sayısına kayıtlı olup henüz karara bağlanmadığı dikkate alındığında iş bu davada düşünce verildiği tarih itibariyle kamulaştırma ve de acele kamulaştırmaya ilişkin koşulların oluşmadığı anlaşılmaktadır.

Ayrıca … İdari Dava Dairesi'nce E: … sayısına kayıtlı davada verilecek karara göre davalı idarelerce işlem tesis edileceği tabiidir.

Bu itibarla olayda 2942 sayılı Yasanın 27. maddesinin uygulanabilmesi için gerekli olan olağanüstü durumun, acelelik halinin ve bu yönteme başvurulması ile amaçlanan kamu yararının bulunmadığı sonucuna varıldığından, dava konusu Bakanlar Kurulu kararında uyuşmazlık konusu taşınmaz yönünden mevzuata ve hukuka uyarlık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, iş bu davada düşünce verildiği tarih itibariyle Diyarbakır İli, Sur İlçesinde ilan edilen riskli alan sınırları içerisinde bulunan ve ekli listede yer alan taşınmazların, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 25/03/2016 tarih ve 29664 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının, Sur İlçesi, … Mahallesi, … ada, … ( ifraz sonrası … ada, … )parsel sayılı taşınmaz yönünden iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 20/11/2023 tarihinde, davalılar vekili Av. …'ın geldiği, davacı vekilinin gelmediği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra 2577 sayılı Yasanın 20/A maddesi uyarınca işin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY:

Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 29/09/1998 tarih ve 38 sayılı kararıyla Diyarbakır İli, Sur İlçesi, Suriçi Bölgesi kentsel sit alanı ilan edilmiş ve aynı Karar ile kentsel sit alanı dışında kalan sur dibinden itibaren 50 metre genişliğindeki şerit 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında "Surların Koruma Bandı" olarak belirlenmiştir.

04/11/2012 tarihli, 28457 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 22/10/2012 tarihli, 2012/3900 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile; Diyarbakır İli, Sur İlçesinde uyuşmazlığa konu taşınmazın da dahil olduğu alanın, 6306 sayılı Kanunun 2. maddesi uyarınca riskli alan olarak ilan edilmesine karar verilmiştir.

Dava konusu 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile, Diyarbakır İli, Sur İlçesinde ilan edilen riskli alan içerisinde yer alan uyuşmazlığa konu taşınmazın da dahil olduğu taşınmazların Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına karar verilmiştir.

Davalı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan, "Riskli Alan Sınırları İçerisinde Konutunu Kendisi Yapmak İsteyen Maliklerce İmzalanacak Muvafakatname" 06/04/2017 tarihinde, "Riskli Alan Sınırları İçerisinde Bakanlık tarafından Maliklerin Borçlandırılması Suretiyle Konut Yapımına İlişkin Muvafakatname" ise 27/07/2018 tarihinde davacı ile davalı idare görevlisi tarafından imzalanmıştır. Anılan muvafakatname ile davacı tarafından, uyuşmazlık üzerine Bakanlıkça inşa edilecek yapının koruma amaçlı imar planına uygun olarak hangi alanda kaldığının belirlenmesi sonrasında koruma kurullarından alınacak izin ve Bakanlıkça hazırlanacak proje doğrultusunda yapılması kabul ve taahhüt edilmiştir.

Davacı tarafından verilen 30/07/2020 tarihli ve 23/12/2020 tarihli dilekçeler ile; kendi taşınmazı üzerinde yapılacak konut, ticarethane veya arsasını istediği, bunun dışındaki koşulları kabul etmediği hususu beyan edilmiştir.

Diyarbakır Valiliğinin … tarih ve … sayılı yazısı ile, davacının hak sahibi olduğu konuta dair gayrimenkul satış sözleşmesinin hazırlandığı, sözleşme imzalanmadığının uzlaşma komisyonu tarafından tespit edildiği belirtilerek 30/10/2020 tarihine kadar sözleşme komisyonuna müracaat edilmesi gerektiği, aksi takdirde sözleşmenin ve konut kurasının iptal edileceği hususu davacıya bildirilmiştir.

Davalı idare görevlileri tarafından, davacının davet edilmesine rağmen gelmediğinden bahisle uzlaşma sağlanamadığına dair 18/01/2021 tarihli uzlaşmazlık tutanağı hazırlanmıştır.

Diyarbakır Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün … tarih ve … sayılı yazısı ile; davacının 08/06/2020 tarihli dilekçesine davacının davacının hak sahibi olduğu konuta dair gayrimenkul satış sözleşmesinin hazırlandığı, davacı ile görüşülmesine rağmen uzlaşmaya varılmadığı ve sözleşme imzalanmadığının uzlaşma komisyonu tarafından tespit edildiği, Bakanlık talimatı doğrultusunda 20/12/2020 tarihinde uzlaşma görüşmelerinin nihayete erdirildiği, uzlaşmaya varılmayan taşınmazların 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı doğrultusunda kamulaştırmaya konu edileceği yönünde cevap verilmiştir.

Bakılan dava, dava konusu acele kamulaştırma kararının davacıya ait taşınmaz yönünden iptali istemiyle açılmıştır.

Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun … tarih ve … sayılı yazısı ile; … ada, … parselde kayıtlı tescilli yapının bitişiğinde inşa edilecek yeni yapının tescilli yapının durumu dikkate alındığında restorasyon uygulamasına engel teşkil edeceği, tescilli yapıların bitişiğinde inşa edilecek yeni yapıların durdurulmasına ve tescilli yapıların restorasyon uygulaması tamamlandıktan sonra inşa edilmesine karar verilmiştir.

Davacı tarafından, Diyarbakır ili, Sur ilçesi, Özdemir Mahallesi, 218 ada 27 numaralı parselde bulunan adına kayıtlı taşınmazın 2015 yılında Sur ilçesinde meydana gelen terör olayları esnasında yıkılması nedeniyle hak sahibi kabul edildiğinden bahisle tarafına yıkılan taşınmazının yerinde konut ya da işyeri verilmesi talebiyle yapılan başvurunun hak sahibi olduğu konuta dair gayrımenkul satış sözleşmesinin imzalanması için irtibata geçilmesine rağmen rızai uzlaşmaya varılamadığı gerekçesiyle reddine ilişkin Diyarbakır Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü … tarih ve … sayılı işleminin iptali istemiyle açılan davada, ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş olup, ... İdari dava Dairesinin E:… sayılı dosyasında istinaf yolu incelemesi için beklemektedir.

İLGİLİ MEVZUAT:

Anayasanın 35. maddesinde: "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmü yer almaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Protokolünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." hükmüne yer verilmiştir.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3. maddesinin dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükteki olan şeklinde "İdareler, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya aşağıda belirtilen hallerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler.

Bakanlar Kurulunca kabul olunan, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskan projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla yapılacak kamulaştırmalarda, bir gerçek veya özel hukuk tüzelkişisine ödenecek kamulaştırma bedelinin o yıl Genel Bütçe Kanunu'nda gösterilen miktarı, nakden ve peşin olarak ödenir. Bu miktar, kamulaştırma bedelinin altıda birinden az olamaz. Bu miktarın üstünde olan kamulaştırma bedelleri, peşin ödeme miktarından az olmamak ve en fazla beş yıl içinde faiziyle birlikte ödenmek üzere eşit taksitlere bağlanır. Taksitlere, peşin ödeme gününü takip eden günden itibaren, Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddi uygulanır" hükmüne, aynı Kanunun 5. maddesinde, belediye yararına kamulaştırmalarda belediye encümeni tarafından kamu yararı kararı alınacağı düzenlenmiş, 6. maddesinde ise belediye encümeni tarafından alınmış olan kamu yararı kararının il merkezlerinde Valinin onayı ile tamamlanacağı kurala bağlanmıştır. Aynı maddenin 3. fıkrasında, "Onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine göre yapılacak hizmetler için ayrıca kamu yararı kararı alınmasına ve onaylanmasına gerek yoktur. Bu durumlarda yetkili icra organınca kamulaştırma işlemine başlanıldığını gösteren bir karar alınır." hükmüne, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan 27. maddesinde ise; 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın 10. madde esasları dairesinde ve 15. madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına 10. maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabileceği düzenlemesine yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Usul Yönünden:

Davanın süresinde açılmadığı iddiası bakımından;

İdari işlemlerin nitelikleri gereği özel yasalarında genel dava açma süreleri dışında ayrı dava açma sürelerinin öngörülmüş olması halinde, idare tarafından idari işlemlerin nitelikleri ve tabi oldukları dava açma süreleri gösterilmedikçe özel dava açma sürelerinin işletilmesine olanak bulunmadığından, Anayasa’nın 40. maddesi hükmü uyarınca, özel dava açma süresine tabi olmasına rağmen bu hususun idari işlemde açıklanmaması halinde, dava konusu idari işlemin tebliği tarihinden itibaren özel dava açma süresinin değil, altmış günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerekmektedir.

Acele kamulaştırmaya ilişkin Bakanlar Kurulu kararının Resmi Gazete'de yayımlanması ilgililere tebliğ hükmünde olmadığından acele kamulaştırmaya ilişkin işlemlerin Anayasada yer alan bir temel hak ve özgürlük olan mülkiyet hakkını kısıtlayıcı nitelikte bireysel işlem olması karşısında otuz gün içinde dava açılacak idarenin gösterilmesi suretiyle ilgiliye tebliğ edilmesi, Anayasada güvence altına alınmış olan hak arama özgürlüğünün de gereğidir.

Bu çerçevede, muhatapları açısından subjektif ve kişisel nitelikte olan acele kamulaştırma kararlarının, usulüne uygun yazılı bildirimi üzerine otuz gün içinde veya öğrenme üzerine altmış günlük genel dava açma süresi içinde dava konusu edilebileceği, bu durumda 2577 sayılı kanunun 20/A maddesinin uygulanamayacağı sonucuna ulaşılmaktadır.

Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/03/2015 tarihli, E:2014/5590, K:2015/891 sayılı ve Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararları da bu yöndedir.

Uyuşmazlıkta, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının davacıya tebliğ edildiğine dair belgenin dosyaya sunulmadığı ve davacı tarafından öğrenme tarihi üzerine 30 gün içinde davanın açıldığı anlaşılmış ve davalı idarelerin davada süre aşımı bulunduğu yönündeki itirazı yerinde görülmemiştir.

Esas Yönünden:

Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir.

Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde mülkiyet hakkını korumaya yönelik düzenlemelere yer verilmiş ve mülkiyet hakkı korunması gereken temel insan hakları arasında sayılmıştır. Mülkiyet hakkına müdahalelerin de olabileceği hükme bağlanarak bu müdahalelerde kamu yararı, kanuni düzenleme ve ölçülülük ya da orantılılık gibi uluslararası hukukun genel ilkelerinin varlığının dikkate alınması gerektiği, aksi durumda müdahalenin mülkiyet hakkının ihlaline neden olacağı kabul edilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla da bu hususların açık bir şekilde ortaya konulduğu görülmektedir.

Bu bağlamda idarelerin, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını kamulaştırabileceği 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3. maddesinde hükme bağlanmış ve devam eden maddelerinde kamulaştırmanın usul ve şartları düzenlenmiştir.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanununda, kamulaştırma işlemleri açısından olağan ve acele kamulaştırma olmak üzere iki ayrı usul düzenlenmiştir.

Olağan kamulaştırma usulünde; kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz mallar kamulaştırılırken, öncelikle yeterli ödenek ayrıldıktan sonra, aynı Kanunun 5. ve 6. maddelerinde belirlenen mercilerce kamu yararı kararı alınır. Kamulaştırmayı gerçekleştirecek idarece, sırasıyla, aynı Kanunun 7. maddesinde ayrıntısı belirlendiği üzere taşınmaza ilişkin ölçekli plan yapılır, taşınmazın maliki belirlenir, vergi beyan ve değeri tespit edilir ve tapuya kamulaştırma şerhi verilmesinin ardından aynı Kanunun 8. maddesine göre idarenin uzlaşma yoluyla satın alma usulünün denenmesi gerekir. Bu yolla anlaşmaya varılamaması halinde, aynı Kanunun 10. maddesine göre idarenin ilgili belgelerle birlikte taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescilini sağlamak amacıyla dava açması gerekir ve ancak mahkemece tescil kararı verildikten sonra idare, kamulaştırmaya konu taşınmaz üzerinde tasarruf edebilir hale gelir. Diğer bir deyişle, olağan kamulaştırma usulünde, asliye hukuk mahkemesi, idare adına tescil hükmü kurmadığı sürece, idarenin taşınmaza el atma ve taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi bulunmamaktadır.

Acele kamulaştırma usulü ise, 2942 sayılı Kanunun 27. maddesinde belirlenen “3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacında” veya “aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar alınacak hallerde” veya “özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda” başvurulabilen, olağan kamulaştırma usulünden farklı olarak, idare tarafından kamulaştırma işlemlerine ilişkin prosedürün sonuçlanmasını beklemeden, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere, yapılacak başvuru üzerine, mahkemece, yedi gün içinde o taşınmaz malın Kanun'da belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecek değerinin, mal sahibi adına bankaya yatırılması şartıyla, taşınmaz mala el koyma imkanı tanıyan ayrı bir istisnai usul olarak öngörülmüştür. Diğer bir deyişle, Bakalar Kurulunca acele kamulaştırma kararı alındıktan sonra makul süre içerisinde taşınmaza el konulması amacıyla Asliye Hukuk Mahkemesince ilgili idarenin başvurusu üzerine verilecek el koyma kararı ile, tapuda mülkiyetin el değiştirmesi beklenilmeden el konulan taşınmazdan yararlanma imkanı doğmaktadır.

Dolayısıyla, el koyma kararından sonra, idarenin taşınmazın mülkiyetinin devrini sağlayabilmesi için, kamulaştırma sürecinin diğer aşamalarını, yani olağan kamulaştırma prosedürünün gereklerini yerine getirme zorunluluğu bulunmaktadır. Şöyle ki; taşınmazın uzlaşma yoluyla satın alınmasının denenmesi, uzlaşma sağlanamazsa, idare tarafından 2942 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca “kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil” davası açılması gerekmekte olup, anılan davada, Mahkemece 30 gün içerisinde idari yargıda dava açılabileceği ihtarını içeren meşruhatlı tebligat üzerine, kamulaştırma ve/veya kamu yararı kararının iptali istemiyle görevli ve yetkili İdare Mahkemesinde dava açılabileceği; söz konusu davada, kamulaştırma ve/veya kamu yararı kararının hukuka uygunluk denetiminin yapılacağı ve ilgili taşınmaz malikinin iddialarının anılan davada incelenebileceği açıktır.

Bu anlamda, acele kamulaştırma ile olağan kamulaştırma usulü arasındaki temel fark, olağan kamulaştırmada ancak süreç sonunda mahkemece tescil hükmünün kurulmasıyla idarece kullanılabilir hale gelen taşınmazın, acele kamulaştırma usulünde, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere, sürecin en başında idarece kullanılabilir hale gelmesinden kaynaklanmaktadır.

Görüldüğü üzere, acele kamulaştırma usulü, idareye taşınmazlara olağan kamulaştırma usulüne göre daha hızlı ve kolay biçimde el konulmasını sağladığından, bireyin mülkiyet hakkının korunması bakımından da temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin anayasal ilkelere uygun işlem tesis edilmesi gerekmektedir. İdarelerin kamusal bir hizmetin görülmesinde gecikme yaşanması halinde daha fazla kayba uğramasının önüne geçilebilmesi amacıyla bu istisnai yola başvurması sonucunda, taşınmaz malikinin mülkiyet hakkından yoksun kalmasına yol açılacağından, hizmetin gerçekleştirilmesinde amaçlanan kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil dengenin bozulmamasına özen gösterilmesi gerekmektedir.

Acele kamulaştırma işleminin mülkiyet hakkından yoksun bırakma sonucunu doğuracak olması nedeniyle kesin, açık, öngörülebilir, belirli koşullar altında usulüne uygun olarak tesis edilmesi gerekmekte olup, olağan kamulaştırma usulünün malike sağladığı tüm güvenceleri ortadan kaldırmadığı da gözden uzak tutulmamalıdır. (AYM, Ali Ekber Akyol ve diğerleri, B. No: 2015/17451, 16/2/2017)

Acele kamulaştırmaya ilişkin Bakanlar Kurulu kararının kararının kamu yararı amacına ve hukuka uygun olup olmadığına yönelik hukuki denetiminin diğer idari işlemler gibi yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden incelenerek yapılması gerektiği de açıktır.

Bu kapsamda, acele kamulaştırma kararına yönelik yapılacak incelemede, nihai olarak taşınmazın kamuya devrinin gerçekleşmesi planlandığından, öncelikle acele kamulaştırma yoluyla el konulmak istenilen taşınmazın kamusal bir amaca -plan, proje ve bu konuda yetkili makamlarca alınan kamu yararı kararı gibi- özgülendiğinin ortaya konulması gerekmektedir. Burada acele kamulaştırma işleminin kurucu unsuru olan kamu yararının bulunup bulunmadığı hususu ile sınırlı olarak inceleme yapılacak olup, kamu yararının hukuka uygun olup olmadığına ilişkin incelemenin ise, olağan kamulaştırma sürecine ilişkin işlemlere -kamu yararı/kamulaştırma kararı, proje vb.- karşı ilk derece yargı yeri olarak İdare Mahkemesinde açılacak davalarda yapılacağı tabiidir.

Diğer taraftan, acelilik halinin varlığının ortaya konulması, işlemin temel dayanağını teşkil etmektedir. Acelelik halinin varlığından söz edilebilmesi için, idarenin acele kamulaştırmaya konu taşınmaza bir an önce fiilen müdahalede bulunması için olağan usulden ayrılmasının bir zorunluluktan kaynaklandığının, diğer bir ifadeyle gecikmesinde sakınca bulunan bir faaliyetin gerçekleştirilmesinde üstün kamu yararı bulunduğunun ortaya konulması gerekmektedir.

Acelelik halinin ve olağan kamulaştırma usulünden ayrılmasını gerektiren nedenlerin, kamu yararı ile özel mülkiyet hakkı arasındaki denge gözetilerek gerçekleşip gerçekleşmediğinin her somut olayda, projenin ve hizmetin niteliği, mahalli veya ulusal ihtiyacın ivedilikle karşılanması gerekliliği gibi hususlar da göz önünde bulundurularak yargı yerince değerlendirileceği açıktır.

Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu taşınmazında bulunduğu alanın 22/10/2012 tarih ve 3900 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 2. maddesi uyarınca riskli alan olarak belirlendiği, davalı idareler tarafından savunma dilekçesinde terör olayları sonucunda Sur içi bölgesinde 1295 adet binanın tamamen yıkıldığı, 1335 adet binanın ağır hasar gördüğü, 1269 adet binanın ise az hasar gördüğü, toplam 4500 civarında bağımsız birimin hasar gördüğünün tespit edildiği, bölgede bulunan 97 adet kamu binası ile 8818 adet yapının % 10,29'unun ruhsatının bulunduğu, alanın büyük çoğunluğunun ruhsatsız yapılardan oluştuğu hususlarının belirtildiği, dava konusu işlem ile, uyuşmazlığa konu alanda gerçekleştirilecek dönüşüm uygulamaları ile riskli yapı stoğu içinde yaşayan nüfusun can ve mal güvenliğinin sağlanmasının, proje ile sur içi bölgesinin sağlıksız yapılaşmalardan arındırılarak tarihi ve kültürel dokunun yeniden gün yüzüne çıkarılmasının, riskli yapılardan kaynaklanacak afet risklerinin azaltılması ve nihayetinde ortadan kaldırılmasının, Ülkemizin ve dünyanın kültürel zenginlikleri arasında yer alan sur içi bölgesinin bu nitelik ile bağdaşmayan, yapı ve kültür bütünlüğünü bozan veya kültürel varlıkları tahrip eden yapıların dokuya uyumlu hale getirilmesinin, mevcut kültür varlıklarının restorasyon, bakım, onarım, güçlendirme ve iyileştirme çalışmalarının yapılmasının, terör olayları sonucu zarar gören yapıların yıkım ve yenileme işlemlerinin gerçekleştirilmesinin, yapıların tarihi yapılara ve yöresel mimariye uygun olarak yenilenmesi suretiyle alanın özgün yapısının korunmasının amaçlandığı, yapıların birbirleriyle koordineli bir biçimde, altyapıları da ele alınmak suretiyle riskli yapıların can ve mal güvenliği açısından risk teşkil etmesi sebebiyle yeni yapıların bir an önce yapılabilmesi için acele kamulaştırma kararının alındığı; bölgenin sağlıklı yapılaşmasının taşınmaz kültür varlıklarının ihya ve restorasyon çalışmalarının ivedilikle aslına uygun olarak tamamlanmasının sağlanmasının hedeflendiği, dava konusu taşınmazın sivil mimarlık örneği olarak korunması gerekli taşınmaz kültür varlıkları arasında yer aldığına dair dosyada bilgi ve belge bulunmadığı anlaşılmaktadır.

2942 sayılı Kanunun 3. maddesinin ikinci fıkrası ile dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan şeklinde, Bakanlar Kurulunca kabul olunan, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskan projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla yapılacak kamulaştırmalarda, kamulaştırma yöntemi konusunda özel bir düzenleme getirilmiştir.

Buna göre, Bakanlar Kurulunca kabul olunan bu tür projelerin gerçekleştirilmesi, acelelik kapsamında görülmektedir.

6306 sayılı Kanun ile çarpık kentleşmenin düzeltilmesi, riskli yapıların deprem ve diğer doğal afetlere karşı dayanıklı hale getirilmesi suretiyle yaşanabilecek can ve mal kayıplarının azaltılmasının hedeflendiği, afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemek olarak belirtilen genel amacıyla birlikte değerlendirildiğinde, "riskli alan" ilanının, iskan projesi niteliği taşıdığı açıktır.

Buna göre, "riskli alan" olarak ilan edilen bölgede gerçekleştirilecek projelerde, acelelik halinin bulunduğu tartışmasızdır.

Bu durumda; acele kamulaştırmaya yönelik Bakanlar Kurulu kararının dört ayrı sebebe dayalı bulunduğu; bu sebeplerden birincisinin, alanda riskli yapılar olduğu ve bu riskli yapı stoğu içinde yaşayan nüfusun can ve mal güvenliğinin sağlanması, riskli yapılardan kaynaklanacak afet risklerinin azaltılması ve nihayetinde ortadan kaldırılması, ikincisinin, ülkemizin ve dünyanın kültürel zenginlikleri arasında yer alan sur içi bölgesinin bu nitelik ile bağdaşmayan, yapı ve kültür bütünlüğünü bozan veya kültürel varlıkları tahrip eden yapıların dokuya uyumlu hale getirilmesi, üçüncüsünün, alanda mevcut kültür varlıklarının restorasyon, bakım, onarım, güçlendirme ve iyileştirme çalışmalarının yapılması, dördüncüsünün de terör olayları sonucu zarar gören yapıların yıkım ve yenileme işlemlerinin gerçekleştirilmesi olduğu, bu dört sebebin birlikte, birbirleriyle koordineli bir biçimde, altyapıları da ele alınmak suretiyle ve riskli alan olarak ilan edilen uyuşmazlığa konu bölgenin sağlıklı yapılaşmasının, taşınmaz kültür varlıklarının ihya ve restorasyon çalışmalarının gecikmeksizin aslına uygun olarak tamamlanmasının hedeflendiği, dokusu bozulan ve kullanılamaz hale gelen bölgenin önemi ve özelliği dikkate alınarak bütünlüğünün sağlanması amacı doğrultusunda acele kamulaştırma kararının alındığı ve bu haliyle Kamulaştırma Kanununda öngörülen acelelik halinin bulunduğu sonucuna varıldığından, "riskli alan" olarak ilan edilen bölgede kalan davaya konu taşınmazın acele kamulaştırılması yolundaki dava konusu Bakanlar Kurulu kararında hukuka aykırılık görülmemiştir.

Öte yandan; dava konusu acele kamulaştırma kararının dayanağı olan, dava konusu taşınmazın da bulunduğu alanın 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli alan olarak ilan edilmesine ilişkin 04/11/2012 tarihli, 28457 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 22/10/2012 tarihli, 2012/3900 sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Altıncı ve Ondördüncü Daireleri Müşterek Kurulunun 20/12/2018 tarih ve E:2018/521, K:2018/10450 sayılı kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 19/06/2019 tarih ve E:2019/624, K:2019/3122 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.

Diğer taraftan; dava konusu 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 14/12/2022 tarih ve E:2022/3376, K:2022/11365; 04/04/2023 tarih ve E:2022/4050, K:2023/3360; 04/04/2023 tarih ve E:2022/4537, K:2023/3362 sayılı kararları; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 26/04/2023 tarih ve E:2023/848, K:2023/844; 05/10/2023 tarih ve E:2023/2102, K:2023/1815; 05/10/2023 tarih ve E:2023/2107,K:2023/1816 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.

KARAR SONUCU:

Açıklanan nedenlerle;

1. DAVANIN REDDİNE,

  1. Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,

  2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen ve davacı tarafından yapılan toplam …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, adli yardım talebi kabul edilen davada, dava ret ile sonuçlandığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra aşağıda ayrıntısı belirtilen adli yardım kararından dolayı ertelenmiş … TL yargılama giderinin 12 eşit taksit halinde davacıdan tahsili için ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına,

  3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı davalar için belirlenen …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,

  4. 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(g) maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 20/11/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Kaynak: Mahkeme Veri Tabanı

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim