Danıştay 5. D 2023/15502 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay 5. Daire Başkanlığı
Danıştay Kararı
2023/15502
7 Kasım 2023
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2020/756 E. , 2023/15502 K.
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2020/756
Karar No : 2023/15502
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi …. İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Balıkesir 9. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot üsteğmen olarak görev yapmakta iken, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca kamu görevinden çıkarılan davacı tarafından, kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin Milli Savunma Bakanlığının … tarih ve … sayılı işleminin iptaline karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; Uyap kayıtlarının incelenmesinden davacı hakkında Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen … numaralı FETÖ/PDY soruşturmasının bulunduğu, hakkında yapılan idari soruşturma neticesinde ise FETÖ/PDY terör örgütünün hakim olduğu yıllarda Hava Harp Okuluna girdiği ve uçuş eğitimini tamamladığının tespit edildiği şeklinde istihbari mahiyette bilgi verildiğinin görüldüğü, bu durumda, Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini, temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik 15/07/2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; başta FETÖ/PDY terör örgütü olmak üzere terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin haklarında başlatılan soruşturmalar kapsamında görevi başında kalmasında kamu düzeni ve güvenliği açısından sakınca oluşacağından, davalı idarece yukarıda belirtilen mevzuat uyarınca yapılan incelemeler neticesinde, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı olduğu tespit edilen, hakkında ceza soruşturması yürütülen ve idari soruşturmayla da bu bağlantısı ortaya konulan davacının, kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi …. İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığı belirtilerek istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nda silahlı kuvvetlerden ayırma cezasını gerektirecek fiillerin tahdidi olarak sayıldığı, Kanun'da suç olarak tanımlanmamış hiçbir fiilden dolayı disiplin cezası verilemeyeceği herhangi bir disiplin soruşturması yapılmadan ve savunma hakkı tanınmadan kamu görevinden çıkarıldığı, dava konusu işlemde somut hiçbir delil ve gerekçenin gösterilmediği, iddia edilmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Bölge İdare Mahkemesi kararında usul ve esas bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Balıkesir 9. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot üsteğmen olarak görev yapan davacının, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca Milli Savunma Bakanlığının … tarih ve … işlemi ile kamu görevinden çıkarılmasına karar verilmiştir.
Bunun üzerine, anılan işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
; 141. maddesinin 3. fıkrasında, “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” düzenlemelerine yer verilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 24. maddesinin (e) fıkrasında, kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçe, kararlarda bulunacak hususlar arasında sayılmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil Yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde, herkesin, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiş olup, adil yargılanma hakkının düzenlendiği bu maddede, kanun ile kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davanın görülmesi, davanın makul bir süre içinde sonuçlandırılması, hakkaniyete uygun yargılama ve aleni yargılama ilkelerine açıkça yer verildiği görülmektedir. Hakkaniyete uygun yargılama ilkesi, silahların eşitliği, çelişmeli yargılama ve gerekçeli karar hakkı unsurlarının bir arada mevcut olmasını gerektirmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde, gerekçeli karar hakkı denetiminin, gerekçenin yasal olup olmadığı, yeterli ve makul olup olmadığı, gerekçenin öğrenilip öğrenilmediği, tarafların iddialarının karşılanıp karşılanmadığı, gerekçenin makul sürede yazılıp yazılmadığı ilkeleri açısından yapıldığı görülmektedir.
Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, bir uyuşmazlık ayrıntılı ve yeterli gerekçeye yer verilmeden karara bağlanıyorsa adil ve hakkaniyete uygun yargılama açısından ihlal gerçekleşebilmektedir. Soyut, genel ve belirsiz kavramların veya kanunda yer alan ifadelerin tekrarından ibaret olan, maddi ve hukuki unsurların yüzeysel olarak ele alındığı gerekçelendirme şekli, yetersiz gerekçelendirme olarak ifade edilir. Buna örnek olarak, kararda yalnız yasal ifadelere atıf yapılması, başka bir anlatımla kanunda yer alan terim ve kavramların tekrarlanması hali gösterilebilir. Dolayısıyla, soyut yasal anlatımların tekrarlanması başlı başına yeterli olarak görülmemekte olup, yasadaki soyut kavramların gerekçe aracılığıyla analiz edilerek somutlaştırılması gerekmektedir. Yetersiz gerekçeyle verilmiş bu kararlarda da, aslında gerekçe bulunmakla birlikte, bu gerekçelendirme içerik ve format bakımından tatmin edici düzeyde olmamaktadır. Bu durum ise, tek başına hükmün etkinliğini ve saygınlığını zedelemektedir.
Anayasa Mahkemesinin 13/06/2013 tarih ve Başvuru No: 2013/1235 sayılı kararında da, ilke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının, adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu; mahkemelerin dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanmasını ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varmasında kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorunda olduğu; bu gerekçelerin oluşturulmasında açıkça bir keyfilik görüntüsünün olmaması ve makul bir biçimde gerekçe gösterilmesi halinde adil yargılanma hakkının ihlâlinden söz edilemeyeceği; makul gerekçenin, davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuki düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerektiği; zira tarafların, o dava yönünden hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunmasının zorunlu olduğu; bununla birlikte, derece mahkemelerinin, taraflarca ileri sürülen tüm iddialara cevap verme zorunluluğunun bulunmadığı, hükme esas teşkil eden gerekçelerin nelerden ibaret olduğunu ortaya koymasının yeterli olduğu belirtilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut irtibatı olduğu değerlendirilen davacı, Milli Savunma Bakanlığının … tarih ve … sayılı işlemi ile kamu görevinden çıkarılmıştır.
Bununla birlikte kamu görevinden çıkarılma gerekçelerinden olan "üyelik" unsuru, ceza kanunları ile tanımlanmış bir suç olduğundan idari yargı mercilerinin bu yönde bir inceleme yapmaları ve tespitte bulunmaları mümkün değildir. Zira Anayasa Mahkemesinin 30/06/2022 tarih ve E:2018/137, K:2022/86 sayılı kararıyla, 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 26. maddesiyle 27/06/1989 tarih ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen geçici 35. maddenin (B) fıkrasında yer alan "...üyeliği, mensubiyeti veya..." ibaresinin iptaline karar verilmiştir. Bu nedenle idari yargı yerlerince terör örgütleri ile iltisak ve irtibat noktasında değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Bu bağlamda; ilgililer hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan verilen takipsizlik ya da beraat kararları ilgilinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi, ilgili hakkında örgüt üyeliğinden verilmiş bir mahkumiyet kararı bulunması da anılan mahkumiyetin gerekçesi olan maddi tespitlere yönelik olarak ilgili hakkında irtibat ve iltisak kavramları yönünden idari yargı yerlerince ayrıca bir irdeleme yapılması gerekliliğini ortadan kaldırmayacaktır.
Söz konusu değerlendirmeler ışığında, idari yargı mercilerince, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisakının bulunup bulunmadığı hususunun, davalı idarece dosyaya sunulan tespitler ile davacı hakkında yürütülen ceza soruşturması veya yargılamasında elde edilen maddi delillerin birlikte dikkate alınması suretiyle irdelenmesi gerekmektedir.
Bu durumda, İdare Mahkemesince, davacının kamu görevinden çıkarılmasının sebep unsuru olarak dosyaya sunulan delil ve tespitler hakkında iltisak ve irtibat kavramları yönünden irdeleme ve değerlendirme yapılmadan verilen hükmün, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olan gerekçeli karar hakkına aykırı olduğu açıktır.
Bu itibarla, davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
-
2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne;
-
Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi …. İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
-
Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi …. İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 07/11/2023 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY :
Bölge idare mahkemesi idare dava daireleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkün olup, davacı tarafından ileri sürülen hususlar bunlardan hiçbirisine uymamaktadır.
Bununla birlikte, davacı hakkında yürütülen ceza yargılaması neticesinde verilen …. Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E…, K:… sayılı kararında yer alan; "...tanıklar M.Ç., H.G. ve U.H.'nin dosya kapsamında alınan beyanlarından da anlaşılacağı üzere, sanığın 2006 yılında Denizli ilinde lise son sınıfta iken örgüte ait evlere gittiği, sanığın gittiği bu evlerde B.K. isimli şahsın sorumluluğu altında tanık M.Ç. ile aynı gruba dahil edildiği, bu evde sanığın örgüt tarafından "Asker ve polis okulunun sınavları var, sizin gibi arkadaşların oraya girmesini isteriz" şeklindeki söylemler ile askeri okullara yönlendirildiği, bunun üzerine sanığın askeri okul sınavına müracaat ettiği ve 2007 yılında İstanbul Hava Harp Okulunu kazandığı, sanığın 2007-2011 yılları arasında eğitim gördüğü Harp Okulu döneminde, sanığın tanıklar U.H., K.S. ve H.A.K. ile bir grup oldukları ve kendilerinden sorumlu sivil imamın sorumluluğu (tanık U.H.'nin E. veya S. olarak belirttiği şahıs) altında görüşmelere gittikleri, sanığın 2011 yılında Hava Harp Okulundan mezun olduğu ve tanıklar U.H., K.S. ve H.A.K. ile birlikte İzmir Çiğli 2. Ana Jet Üs Komutanlığına pilot adayı olarak atamalarının yapıldığı, 2011-2014 yılları arasında İzmir ilinde pilotaj eğitimi sırasında sanığın Harp Okulu dönemindeki sivil imamının (tanık U.H.'nin E. veya S. olarak belirttiği şahıs) üstü konumunda bulunan T.K. isimli şahsın talimatı ile İzmir Bornova'da tanıklar U.H., K.S. ve H.A.K. isimli şahıslarla birlikte ev tuttuğu ve bu evde İzmir ilinde kendilerinden sorumlu olan Ö. ad/kod isimli şahsın sorumluluğu altında yine örgüt mensupları ile irtibatını devam ettirdiği, sanığın pilotaj eğitimini tamamlaması ile F-16 pilotu olarak, 2014-2015 yılları arasında Ankara 4. Ana Jet Üs Komutanlığında görev yaptığı, sanığın Ankara ilinde bulunduğu dönem içerisinde, örgütün mahrem yapısındaki işleyişe uygun olarak Ankara ilinde başka sorumlu mahrem/sivil imama aktarımının sağlandığı, burada M. ad/kod isimli şahıs tarafından tanık H.G.'ye yönelik "bu kişilerle haftada veya iki haftada bir görüşürsün, bunlara Fetö kitapları okursun, kuran okursun, namaz kıldırırsın" şeklindeki talimatıyla sanığın, tanık H.G.'nin sorumluluğuna dahil edildiği, sanığın tanık H.G. ile mahrem yapıya özgü buluşmalar gerçekleştirdiği, sanığın bu görüşmelerde örgütün maddi anlamda desteklenmesi adına "Bağış" adı altında para verdiği ve örgütün maddi anlamda desteklenmesine katkıda bulunduğu, sanığın anlatılagelen süreçte gerçekleştirdiği görüşmelerde örgüt ideolojisinin benimsetilmesi adına örgüt ele başına ait kitapların okutulup vaazlarının dinletildiği, sanığın bu şekilde kendisinden sorumlu örgütsel hiyerarşide "Öğretmen" olarak tabir edilen, sivil/mahrem imamları ile tedbir kurallarına uyarak öncelikle yüz yüze/buluşma görüşme iletişim tekniğine uygun olarak hareket ettiği, sanığın yine bu iletişim tekniklerinden olan ankesörlü/kontörlü telefonlardan aranmak suretiyle irtibat kurduğunun anlaşıldığı, bu bağlamda dosya kapsamında bulunan diğer delillerin tanık beyanları ile örtüşmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın örgütsel hiyerarşide "Öğrenci" konumunda yer aldığının anlaşıldığı, ankesör/kontörlü telefonlardan tekil ve ardışık olarak aranmak sureti ile örgütün gizlilik prensibi çerçevesinde aldığı tebdirin gereklerine uygun olarak hareket ettiği..." şeklindeki tespitler bakılmakta olan dava dosyasında yer alan diğer tespitler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna varıldığından, Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararı ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın yukarıda belirtilen gerekçenin eklenmesi suretiyle onanması gerektiği oyuyla, çoğunluk kararına katılmıyorum.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Kaynak: Mahkeme Veri Tabanı