SoorglaÜcretsiz Dene

Danıştay 13. D 2023/4706 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay 13. Daire Başkanlığı

Daire / Kategori

Danıştay Kararı

Karar No

2023/4706

Karar Tarihi

13 Kasım 2023

Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2018/4235 E. , 2023/4706 K.

"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y

ONÜÇÜNCÜ DAİRE

Esas No : 2018/4235

Karar No : 2023/4706

DAVACI : ... A.Ş. (...)

VEKİLİ : Av. ...

DAVALI : … Kurumu

VEKİLİ : Av. …

MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : … A.Ş. (…)

VEKİLLERİ : Av. ..., Av. ...

DAVANIN KONUSU : Davacı şirketin taşıma bedeli üst sınırının belirlenmesine ilişkin 11/11/2009 tarih ve 27403 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 03/11/2009 tarih ve 2300 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI :

Kurul tarafından belirlenen tarifelerin hizmet maliyetini karşılayıp yatırıma imkân sağlayacak makûl ölçüde kârlılık içermesi gerektiği, uyuşmazlık konusu tarifenin işletme gideri, amortisman ve faiz geri ödemelerini bile karşılamaktan uzak olduğu, 2007 yılı sonu itibarıyla yaptıkları toplam 25 milyon TL tutarındaki yatırım için 10,5 milyon TL gelir tavanı öngörülürken, 2009 yılı tarifesine esas olmak üzere 2008 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 50 milyon TL'lik yatırıma ise 14,9 milyon TL gelir tavanı öngörülmesinin kendi içinde çeliştiği, Kurul tarafından belirlenen bu gelir tavanından 9 milyon TL işletme gideri ve 2,5 milyon TL amortisman gideri düşüldükten sonra geriye 3,5 milyon TL tutarında bir kaynağın kaldığı, oysa hâlâ ödenmesi gereken 9 milyon TL borç faizi ve geri ödemesinin bulunduğu göz önüne alındığında belirlenen bu gelir tavanıyla yatırım yapılıp kâr elde edilmesinin mümkün olmadığı, idarenin Danıştay tarafından verilen 10/09/2009 tarih ve E:2009/2851 sayılı yürütmenin durdurulması kararının gereklerini yerine getirmediği, idarenin yargı kararlarının gereklerine uygun işlem tesis etmesinin zorunlu olduğu, (1) 2009 tarifesi yapılırken 5.044.000-TL kur farkının net varlık değerine ilave edilmesi gerekirken ilave edilmemesi nedeniyle en az 550.000-TL zarara uğradıkları, (2) 2003-2008 yılları arasında yaptıkları yatırımların enflasyonla değerlendirilmemesi nedeniyle 6.400.000-TL'nin 2009 yılı tarifesinde net varlık değerine ilave edilmediği ve bu miktar kadar zararlarının olduğu, (3) tarife belirlenirken kullanılan reel makûl getiri oranı hesaplanırken yıllık hazine bonosu ortalama faiz oranından Merkez Bankası yıllık enflasyon beklentisinin düşülerek reel tarife belirlenmesi nedeniyle 2008-2009 yıllarında 3,8 milyon TL zarara uğradıkları, (4) hazine bonosu faiz oranının belirlenmesinde yatırımın gerçekleştirildiği geçmiş yılın ortalaması alınması gerekirken keyfi olarak farklı zamanlardaki hazine bonosu faiz oranlarının esas alınması nedeniyle en az 3 milyon TL zararlarının olduğu, (5) eksik tarifelendirme nedeniyle 2003-2008 yılları arasında 11.562.403-TL zararlarının oluştuğu, (6) 2008 yılında gerçekleştirilen 49 milyon TL yatırımın 2008 yılında tarife hesaplamalarına dâhil edilmemesi sonucunda en az 7,5 milyon TL zarara uğradıkları ileri sürülmüştür.

DAVALININ SAVUNMASI :

Danıştay tarafından verilen yürütmenin durdurulması kararının gereklerinin yerine getirildiği, tarife belirlenirken kullandıkları metodolojinin mevzuata uygun olduğunun yargı kararıyla da ortaya konulduğu, Enka Santrali'nin devre dışında kaldığı dönem için davacının herhangi bir zararının oluşmasının söz konusu olmadığı, dağıtım şirketleri tarafından yapılan yatırımların tamamının aynı yıl tarife yoluyla karşılanmasının mümkün olmadığı, yatırımların yapılmasından önce tarifede dikkate alınamayacağı, davacının basiretli bir tacir olarak yatırımlarını yıllara yayması gerekirken son yıla bıraktığı, davacı tarafından enflasyon etkisinin tarifelerde mükerrer olarak dikkate alınmasının talep edildiği, tarifeye esas giderlerin daha sonra düzeltilmesi talebiyle şirketin verimsiz çalışmasının sonuçlarının kamuya yükletilmeye çalışıldığı, davacının eksik amortisman yoluyla zarara uğratılmasının söz konusu olmadığı, davacının yüksek faizle borç almasının mali sonuçlarına kendisinin katlanması gerektiği, davacı şirketin zarar etmesinin verimsiz finansman politikası uygulamasından kaynaklandığı, makûl getiri oranlarındaki farklılıkların şirketlerin borç-özkaynak oranları arasındaki farklılıktan kaynaklandığı belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DAVALI YANINDA MÜDAHİLİN SAVUNMASI:

Taşınan doğal gazın miktarının artmasıyla taşıma tarifesinin yükselmesinin de beklenilemeyeceği, davacının tarifesi makûl kâr elde etmesine olanak sağlayacak nitelikte olmasına rağmen davacının fazla kâr elde etmek amacıyla tarifeye karşı bakılan davayı açtığı, davacı şirketin tarifesinin artırılması durumunda bu artışın doğrudan serbest tüketiciye yansıyacağı, davacı şirketin yirmi iki yılda alması gereken amortismanı tek seferde almak istediği, davacı şirketin karşılanmamış hiçbir gelir eksikliğinin bulunmadığı, davacı şirketin aynı yatırım kalemlerine ilişkin bedelleri birçok davada karşılanmamış geliri olarak talep ettiği, Enka Santrali'nin tüketimi esas alınmadan belirlenmiş bir tarife üzerinden davacının zararının hesaplanamayacağı, dava konusu tarifenin makûl ölçüde kârlılık içerdiği belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NIN DÜŞÜNCESİ : Dava konusu işlemin iptali gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'UN DÜŞÜNCESİ :

Davacı şirketin taşıma bedeli üst sınırının belirlenmesine ilişkin 11/11/2009 tarih ve 27403 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 03/11/2009 tarih ve 2300 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararının iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 11/12/2014 günlü, E:2009/7423, K:2014/4237 sayılı kararıyla; 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan Doğal Gaz Piyasası Tarifeler Yönetmeliği'nde yer verilen düzenlemeler uyarınca; dağıtım şirketlerinin, ilgili yıla ilişkin tarife önerilerini Kurul'a sunduğu, Kurul tarafından, dağıtım şirketlerinin abone ve serbest tüketici müşterileri için perakende satış fiyatlarının belirlendiği, abonelere perakende satış fiyatının, dağıtım şirketlerinin birim doğal gaz alım fiyatının üzerine ilgili dağıtım şirketi için belirlenen birim hizmet ve taşıma bedelinin eklenmesi ile oluştuğu, söz konusu Yönetmelik uyarınca, serbest tüketiciler için saptanan perakende satış fiyatının, birim gaz alım bedeli hariç kısmına, diğer bir deyişle Kurul tarafından ilgili dağıtım şirketi için verilen taşıma bedeline ulaşıldığı, gerçekleştirilen dağıtım lisansı ihalelerinde tek bir birim bedelin, birim hizmet amortisman bedeli ve taşıma bedeli olarak saptandığı ve 4646 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce alınmış bir hak, belge, izin ve yetkilendirmeye müsteniden doğal gaz dağıtım faaliyetinde bulunan şehir içi doğal gaz dağıtım tüzel kişileri ile özelleştirilen şirketlerin birim hizmet ve amortisman bedeli ile taşıma bedelinin ayrı ayrı dikkate alınarak perakende satış tarifelerinin oluşturulduğu, 26/02/2009 günlü, 1996 sayılı Kurul kararı ile davacının 2009 yılı mart ayından itibaren uygulayacağı perakende satış tarifelerinin birim hizmet ve amortisman bedeli (BHAB) üst sınırının 0,132474 TL/m³ (0,01245056 TL/kWh), taşıma bedeli (TB) üst sınırının ise 0,002536 TL/m³ (0,00023835 TL/kWh) olarak tespit edildiği, davacı tarafından, söz konusu Kurul kararının taşıma bedeline ilişkin kısmının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açılan davada Dairelerince yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi üzerine dava konusu … günlü, … sayılı Kurul kararının tesis edildiği, Dairelerinin 11/10/2010 günlü, E:2009/7423 sayılı kararıyla, dava konusu tarifenin davacı şirketin yürüttüğü faaliyet için yatırıma olanak verecek ölçüde kârlılık sağlayıp sağlamadığının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 06/07/2011 tarihinde dava dosyasına sunulan bilirkişi raporunda "Tarife Yılı Gelir Gereksiniminin (20.899.634-TL- 14.860.046-TL=) 6.039.588-TL düşük alındığı" sonucuna varıldığı, raporun esas aldığı veriler ve içeriğinin yeterli olması nedeniyle, bilirkişi raporuna yönelik davalı idare ve müdahilin itirazlarının yerinde görülmediği, bu durumda; uyuşmazlık konusu olay ve bilirkişi raporunda yer alan açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, davalı idarece belirlenen dava konusu tarifenin şirketin yürüttüğü faaliyet için yatırıma imkân verecek makûl ölçüde kârlılık sağlamadığı anlaşıldığından, dava konusu Kurul kararında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, anılan kararın davalı idare ve yanında davaya katılan tarafından temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 21/12/2017 tarih, E:2015/1984, K:2017/4467 sayılı kararıyla; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesi ile bilirkişi incelemesi yaptırılması ile ilgili hususlarda yollamada bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, mahkemenin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceğinin, 281. maddesinde, mahkemenin, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceğinin hükme bağlandığı, bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuz olup, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerektiği, sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmaması veya taraflarca yapılan itirazları karşılamaması hâlinde bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği gibi, verilen rapor dikkate alınmadan uyuşmazlığın çözümüne engel bir düzenlemenin bulunmadığı, dosyada yer alan belgelerin incelenmesinden; Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 11/10/2010 günlü, E:2009/7423 sayılı kararıyla, dava konusu tarifenin davacı şirketin yürüttüğü faaliyet için yatırıma olanak verecek ölçüde kârlılık sağlayıp sağlamadığının tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, Daire kararında da belirtildiği gibi, bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan ve 06/07/2011 tarihinde dosyaya sunulan bilirkişi raporunda özetle; "Mevzuatta yer alan düzenlemelere göre perakende satış tarifesinin belirlenmesinde,

-enflasyon,

-diğer hususlar,

-hizmet maliyeti,

-yatırıma imkân sağlayacak makûl ölçüde kârlılık,

-piyasada cari olan doğal gaz alım fiyatları,

-benzeri durumların dikkate alınması gerekmektedir.

Davalı idare dağıtım ve perakende satış tarifelerini belirlerken şirketlerin yaptıkları yatırım tutarlarını izleyen yıl tarifesinde dikkate alarak tarife belirlemektedir. Söz konusu yatırım tutarı ile yatırımların itfa edilmemiş kısmı için kullandığı sermaye (borç) dikkate alınarak, şirketlere enflasyondan arındırılmış reel bir getiri sağlanması hedeflenmektedir. Ancak, idare tarafından mevzuat hâline getirilmiş ve yayınlanmış bir tarife metodolojisi bulunmamaktadır.

Buna göre, davacı şirketin yürüttüğü faaliyet için imkân verecek makûl ölçüde kârlılık sağlayıp sağlamadığının tespiti için iki ana unsur vardır. Birincisi, makûl getiri oranının belirlenmesi, ikincisi ise makûl getiri oranının uygulanacağı varlık tabanının tespitidir.

Düzenlemeye tâbi faaliyetlerde Kurum tarafından belirlenecek tarifelerin hizmetin sürdürülebilir olmasını sağlaması, bu cümleden olarak işletme giderleri ve ilgili yılda yapılan yatırım giderlerinin amortismanlarının ilgili yıla düşen kısmını karşılaması ve girişimciye makûl bir kâr bırakmasını sağlaması ana hedeftir. Bu açıdan tarifelerin yapılmasında enflasyon, amortismanlar, risksiz getiri oranları, borçlanma risk primi, sektörel göstergeler (beta kat sayısı) vb. ekonomik parametreler ile öz kaynak borç oranları gibi göstergelerin ve varlık tabanının dikkate alınması gerekmektedir. Nitekim önceki bölümde açıklanan mevzuat düzenlemelerinde Kurum, tarifenin belirlenmesinde, enflasyon, diğer hususlar, hizmet maliyeti, yatırıma imkân sağlayacak makûl ölçüde kârlılık, piyasada cari olan doğal gaz alım fiyatları ve benzeri durumları dikkate alınacağı şeklinde belirleme yapmıştır. Bu belirlemelerin dışındaki diğer ticari riskler ise girişimciye aittir.

İdare tarafından 2008 yılı mart ayından başlamak üzere uygulanan tarife metodolojisinde, tarifeler, ilgili yıl için şirketin gelir ihtiyacı dikkate alınarak belirlenmektedir. Belirlenen gelir ihtiyacı toplam gaza bölünerek birim bedellere ulaşılmaktadır.

1.  Bu çerçevede ilgili dağıtım şirketinin yıllık yatırım harcamalarından "bağlantı bedeli" olarak tanımlanan geliri düşüldükten sonra "tarifeye esas yıllık net yatırım harcaması" değeri bulunmaktadır. 

2.  Tarifeye esas yıllık net yatırım harcamasından yirmi iki yıl olarak belirlenen amortisman süresi esas alınarak amortisman ayrılmaktadır (düzenlenmiş amortisman değeri).  Böylece "düzenlenmiş varlık değeri olarak tanımlanan varlık değeri belirlenmektedir.  Düzenlenmiş varlık değeri üzerinden dağıtım şirketinin tarifeye esas makûl getirisi hesaplanmaktadır.  Bu amaçla öncelikle düzenlenmiş varlık değerine uygulanacak makûl getiri oranının hesabı gerekmektedir.  Makûl getiri oranı, Ağırlıklı Ortalama Sermaye Maliyeti (WACC) yöntemi ve Sermaye Varlıkları Fiyatlandırma Modeli (CAPM) yöntemi esas alınarak hesaplanmaktadır. 

3.  Makûl getiri oranın hesabında kullanılan risksiz getiri oranı için Hazine tarafından yapılan bono ihalelerinde oluşan ağırlıklı ortalama faiz oranı alınmaktadır.  İdare ilgili yıl tarifesi için geçmiş yıl yatırımlarını esas alırken, hazine bonosu faiz oranlarının tespitinde ise para piyasalarında oluşan en son faiz değerini dikkate almaktadır. 

4.  Hesaplanan makûl getiri oranından Merkez Bankası tarafından ilan edilen tarife yılı beklenen enflasyon oranı düşülerek ilgili şirketin reel makûl getiri oranı belirlenmektedir. 

5.  Bağlantı geliri düşülmüş ve yirmi iki yıl üzerinden amortisman ayrılarak bulunan düzenlenmiş varlık tabanı değeri reel makûl getiri oranı çarpılarak dağıtım şirketinin makûl getiri tutarı hesaplanmaktadır. 

6.  Beş büyük bankanın bir yıl vadeli mevduat faiz oranları ortalaması ile beklenen enflasyon oranı arasındaki fark alınarak bulunan reel faiz oranı kullanılarak dağıtım şirketinin müşterilerinden nakit olarak tahsil ettiği güvence bedeli toplam tutarı üzerinden güvence bedeli reel getirisi hesaplanmaktadır. 

7.  Dağıtım şirketinin sayaç açma-kapama bedeli, İç Tesisat Onay Bedeli ve Güvence Bedeli gelirleri dışında dağıtım faaliyeti kapsamında tahsil ettiği diğer gelirleri ile güvence bedeli reel getirisini makûl getiri tutarından düşülerek net makûl getiri tutarı hesaplanmaktadır. 

8.  Dağıtım şirketinin tarife yılı işletme gideri olarak idarenin kabul ettiği değerden, iç tesisat onay bedeli ve sayaç açma-kapama bedeli gelirleri düşülerek yıllık işletme giderleri toplamına ulaşılmaktadır. 

9.  Dağıtım şirketinin net makûl getiri tutarı yirmi iki yıl üzerinden hesaplanan düzenlenmiş amortisman tutarı ve işletme gideri toplamı ilgili tarife yılındaki gelir gereksinimini oluşturmaktadır. 

10. Kullanılan metodoloji ile tarife adı altında abone grubu tüketicilerden tahsil edilmek üzere BHAB ile serbest tüketicilerden tahsil edilmek üzere TB hesaplanmaktadır. Bu nedenle BHAB kapsamında tahsil edilecek gelir gereksiniminin ve TB kapsamında tahsil edilecek gelir gereksiniminin hesaplanması için net makûl getiri tutarının, düzenlenmiş amortisman tutarının ve işletme giderinin abonelere (BHAB'ye) ve serbest tüketicilere (TB'ye) dağıtılması gerekmektedir.

  1. Dağıtım şirketinin net makûl getiri tutarı ile düzenlenmiş amortisman giderleri abone (BHAB) ve serbest tüketicilere (TB) dağıtılması sistem kullanım oranları kullanılmaktadır.

  2. Tüketici gruplarının sistem kullanım oranları, şebekeden pik günde geçen toplam gaz içinde abonelerin ve serbest tüketicilerin payları dikkate alınarak hesaplanmaktadır. Pik günde abonelerin ve serbest tüketicilerin kullandıkları gaz miktarı ayrı ayrı toplam gaz miktarına oranlanmaktadır.

  3. Yıllık işletme giderlerinin abone ve serbest tüketici müşteri gruplarına dağıtımı ise;

-Tüketime göre değişen işletme giderleri müşteri gruplarının toplam tüketim içindeki oranlarına göre,

-Müşteri sayısına göre değişkenlik gösteren işletme giderleri müşteri gruplarının toplam içindeki oranına göre yapılırken,

-Sabit işletme giderieri ise abone ve serbest tüketici grubunun sistem kullanım oranına göre dağıtılmaktadır.

  1. Net makûl getiri tutarı, düzenlenmiş amortisman tutarı ve işletme giderinden abone gruplarına düşen pay toplanarak BHAB kapsamında tahsil edilecek gelir gereksinimi bulunurken, aynı şekilde net makûl getiri tutan, düzenlenmiş amortisman tutarı ve işletme giderinden serbest tüketici grubuna düşen pay toplanarak TB kapsamında tahsil edilecek gelir gereksinimi hesaplanmaktadır.

  2. Abone grubu tüketicilerden BHAB kapsamında tahsil edilecek gelir gereksinimi öngörülen abone tüketim miktarına bölünerek BHAB hesaplanmaktadır. Aynı şekilde serbest tüketici grubundan TB kapsamında tahsil edilecek gelir gereksinimi ise öngörülen serbest tüketici tüketimine bölünerek TB hesaplanmaktadır.

İdare tarafından 2009 yılı için şirkete verilen tarife yılı gelir gereksinimi 14.860.046-TL'dir. Tarife yılı düzenlenmiş varlık tabanı 74.850.841-TL, makûl getiri oranı %12,63'tür.

Söz konusu hesaplamalar yatırımları bir yıl gecikmeli olarak tarifeye yansıttığı için, minimum değerleri ifade etmektedir. Yatırımlar yapıldığı yılın tarifesinden finanse edilmesi gereken kalemlerdir. Bilirkişilik görevi kapsamında mukayese gerektiğinden hesaplamalarda yatırımlar bir yıl gecikmeli olarak dikkate alınmıştır. İlgili yılda tarifeden alınmasına yönelik olarak yapılacak bir hesaplamada gelir gereksinimi tutarının artacağı izahtan varestedir. Bilirkişi incelemesinin konusu olarak '... uyuşmazlığa konu tarifenin davacı şirketin yürüttüğü faaliyet için yatırıma imkân verecek makûl ölçüde kârlılık sağlayıp sağlamadığının saptanması' talep edilmiştir. Bu yüzden bu tür bir hesaplamaya girilmemiştir. EPDK uygulamaları genel olarak regülasyona tâbi piyasa uygulamalarından itfa süresi ve yatırımların ilgili yıl tarifelerinden geri alınması konularında farklılık göstermektedir. Yirmi iki yıl olarak uygulanan metodolojinin şeffaf olarak yayınlanması, iç işlem olarak kalmaması gereklidir, zira düzenlemeye tâbi tarife metodolojileri tebliği vb. idari düzenlemelere konu edilmektedir. İdarenin 30/05/2011 tarihli ara karar gereği bulunduğu beyanlara ilişkin yazısı ile vermiş olduğu bilgilerde ağırlıklı sermaye maliyetinin elektrik dağıtım sektörü ile ilgili olarak %10,49 olarak belirlendiği belirtilmektedir. Ancak elektrik dağıtım sektörü için itfa süresinin on yıl olduğu belirtilmemektedir. Parametre karşılaştırmasında parametrenin hesaplanmasını oluşturan baz süre ve değerlerin eşit bazda olması gerekir ve karşılaştırma yapılarak anlamlı sonuçlara ancak bu şekilde ulaşılabilir. Öte yandan idare tarafından elektrik dağıtım şirketleri için verilen örnek, elektrik dağıtım şirketlerinin perakende satış faaliyetinde de bulunmaları ve elektrik satışında %2,33 oranında perakende satış kârı elde etmeleri ve gaz dağıtımında bu tür bir uygulamanın olmaması açısından da eksiktir.

Düzenlemeye tâbi tarife metodolojilerinde yatırımlar yapılmadan önce ilgili yıl tarifesinde değerlendirmeye alınmaktadır. Ayrıca işletme giderleri önceki yılda gerçekleşen işletme giderleri değil, ilgili yıl için öngörülen işletme giderleri dikkate alınmaktadır. İdare uygulamasında makûl getiri hesaplamasına esas varlık tabanı güncellenmemekte ve enflasyon yansıtılmamaktadır. Düşük varlık bedeli üzerinden hesaplanan tarifenin enflasyon oranı ile güncellenmesi varlık tabanı güncellenmediğinden reel sonucu vermemektedir. Diğer taraftan gaz satışının mevsimsel özellik göstermesi nedeniyle de tarifeye enflasyon oranı uygulaması reel durumu kavramamaktadır. Bağlantı bedellerinin tahsilinde sadece ilgili yıla düşen kısmın gelir olarak dikkate alınmaması da ayrı metodoloji sorunudur. Bağlantı bedellerinin tahakkuk ettiği yılın geliri olarak değerlendirilmesi ve tahsil edildiği yılın sonuç hesaplarına intikal ettirilerek brüt tutarın varlık tabanından düşülmesi, bağlantı bedellerinin şirketin tasarrufunda bulunmayan %20 vergi yükü taşıdığı, vergi yükünden arındırılmış tutarların dikkate alınarak reel hesaplama yapılması gerektiği, metodoloji çerçevesinde varlık tabanından düşülebilecek bağlantı bedeli tutarının, en fazla reel tutar olan vergi yükünden arındırılmış tutar olabileceği, öte yandan metodolojik olarak bağlantı bedellerinin tahsilinde sadece ilgili yıla düşen kısmın gelir olarak dikkate alınması ve varlık tabanından her yıl 1/22'sinin düşülmesi gerekirken tam tersi uygulamalar yapıldığı görülmektedir. Sonuç olarak, idare tarafından uygulanan metodolojinin regülasyona tâbi faaliyetlerde bulunması gereken temel metodolojik özellikleri kapsamadığı görülmektedir." denildikten ve bu hususa ilişkin olarak yapılan hesaplamalardan sonra;

"5.044.000-TL tutarındaki kur farkı tutarının 2009 yılı tarife hesaplanmasında net varlık değerine ilave edilmesi (Raporun 3.2.2.1. Kur Farklarının Durumu),

Özelleştirme bedeli ile ilgili olarak ortakların iktisap ettikleri hisse alış bedelleri varlık tabanında dikkate alınmaması (Raporun 3.2.2.2. Özelleştirme İle İlgili Olarak Ödenmiş Bulunan Hisse Devir Bedellerinin Durumu Bölümü),

Varlık tabanı hesabında ilgili yıllarda yapılan harcamalarını ifade eden yatırım (varlık) tutarlarının bugünün (2009 yıl sonu) değerine ÜFE (üretici fiyat endeksi) ile getirilerek reel bir hesaplama yapılması (Raporun 3.2.2.3. Varlık Tabanı Hesaplaması Bölümü),

Yasal defter ve belgeler ile mali tablolarda şirketin toplam borcunun (yabancı kaynak) 72.887.757,89-TL olduğu, alınan kredilerin yatırımların finansmanında kullanıldığı, kredi kullanımı ile elde edilen fonların şirketten amaç dışı olarak çekilmediği (Raporun 3.2.2.3.2. Borçlanmalar Bölümü),

Bağlantı bedellerinin tahakkuk ettiği yılın geliri olarak değerlendirildiği ve sonuç hesaplarına intikal ettirildiği, şirketin tasarrufunda bulunmayan %20 vergi yükü taşıdığı, vergi yükünden arındırılmış tutarların dikkate alınarak reel hesaplama yapılması gerektiği, metodoloji çerçevesinde varlık tabanından düşülebilecek bağlantı bedeli tutarının, en fazla reel tutar olan vergi yükünden arındırılmış tutar olabileceği, metodolojik olarak bağlantı bedellerinin tahsilinde sadece ilgili yıla düşen kısmın gelir olarak dikkate alınması (mukayese açısından Raporda EPDK uygulamasına paralel değerlendirilmiştir) ve varlık tabanından her yıl 1/22'sinin düşülmesi gerektiği, (Raporun 3.2.2.3.3 Bağlantı Bedelleri Bölümü ve Tablo VIII Varlık Tabanı İcmali),

Düzenlemeye tâbi bir faaliyette ve tarife yapısında ana faaliyete ilişkin giderlerin (faiz hariç, amortisman dâhil) tarifeden karşılanması temel ilkesi uyarınca, şirketin 2002-2009 yılları arasında karşılanmayan gider tutarı toplamı 10.475.823-TL ilgili yıl tarife hesaplamalarında dikkate alınması veya geçmiş yıl özelliği nedeniyle varlık tabanına eklenerek şirkete tarife yoluyla verilmesi (Raporun 3.2.2.3.5. Ana Faaliyete İlişkin Geçmiş Yıl Gelir-Gider Farkları Bölümü),

Dava dosyasında yer alan ve şirket tarafından eksik tarifelendirildiği iddia edilen 2008 tarife yılı amortisman bedeli eksik tarifelendirme, 2008 yılı tüketim öngörüsünden kaynaklanan idare tarafından 2009 tarife döneminde yapılan düzeltme tutarı tarifelendirme, 2008 yılı tarife dönemi faiz geliri zararı, kalemlerinin tarifelere ve gelir gereksinimine yansıtılmasının metolodojik dayanağının bulunmadığı, belirtilen nedenlerle bu tutarların hesaplamalarda dikkate alınmasının yasal olarak mümkün görülmediği (Raporun 3.2.2.3.5. Dayanağı Olmayan Talepler Bölümü),

Düzenlemeye tâbi tarife metodolojilerinde yatırımların yapılmadan önce ilgili yıl tarifesinde değerlendirmeye alınması, işletme giderlerinin ilgili yıl için öngörülen işletme giderleri olarak tarifeye yansıtılmasının gerektiği, karşılaştırma yapılması açısından raporda bu şekilde hesaplama yapılmadığı, bu yüzden raporda yapılan hesaplamaların minimum tutarlar olarak değerlendirilmesi, (Raporun 4. Yatırıma İmkân Verecek Makûl Kârlılık Mukayesi Bölümü)

2009 tarife yılı için makûl getiri oranının EPDK tarafından hesaplanan %11,10 yerine fiili oran olan (18,56-5,93=) %12,63 oranının uygulanmasının gerektiği (Raporun 3.2.1. Makûl Getiri Oranı Bölümü),

Bu durumda; varlık tabanının (74.850.841-TL-49.322.944-TL=) 25.527.897-TL,

Makûl getiri oranının (% 12.63- % 11,10=) %1,53

Net Makûl Getirinin (8.781.005-TL-4.689.580-TL=) 4.091.425-TL

BHAB ve TB'ye Düşen Yıllık İşletme Giderlerinin (8.716.318-TL-7.741.246-TL=) 975.072-TL

Düzenlenmiş yıllık amortisman giderlerinin (3.402.311-TL-2.254.482-TL=) 1,147.829-TL ve sonuçta,

Tarife Yılı Gelir Gereksiniminin (20.899.634-TL - 14.860.046-TL=) 6.039.588-TL düşük alındığı sonuçlarına varılmıştır." açıklamalarına yer verildiği, bilirkişi raporunun taraflara tebliği üzerine davalı idare ve yanında davaya katılan tarafından rapora itiraz edildiğinin anlaşıldığı, davalı idarenin 20/07/2011 tarihinde kayda giren itiraz dilekçesinde; bilirkişi raporunun 3.2.1. Makul Getiri Oranı, 3.2.2. Düzenlemeye Tâbi Varlık Tabanı bölümü altındaki 3.2.2.1. Kur Farklarının Durumu, 3.2.2.3. Varlık Tabanı Hesaplaması, 3.2.2.3.3. Bağlantı Bedelleri, 3.2.2.3.4. Düzenlenmiş Amortismanlar (İtfa Tutarları), 3.2.2.3.5. Ana Faaliyete İlişkin Geçmiş Yıl Gelir - Gider Farkları bölüm ve alt bölümleri ile raporun geneline ilişkin olarak gerek hesaplama metodolojisi, gerekse metotta yer alacak parametlere ilişkin olarak itirazda bulunduğu ve bu hususları temyiz dilekçesinde de tekrarladığı, davalı idare yanında davaya katılanın da 28/07/2011 tarihinde kayda giren itiraz dilekçesinde, raporun geneline ilişkin olarak davalı idare ile benzer itirazlarda bulunduğu, bu itibarla, Daire tarafından, davalı idarenin ve yanında davaya katılanın bilirkişi raporuna itirazlarında belirttiği hususların açığa kavuşturulması amacıyla ek bilirkişi raporu alınması ve bu raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olması durumunda bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan rapora göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir.

Söz konusu bozma kararı üzerine Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 03/05/2019 tarih ve E: 2018/4235 sayılı ara kararı ile, dava konusu Kurul kararıyla belirlenen tarifenin, davacı şirketin yürüttüğü faaliyet için yatırıma olanak verecek ölçüde kârlılık sağlayıp sağlamadığının yukarıda gerekçesine yer verilen bozma kararı çerçevesinde tespiti amacıyla dosya üzerinden yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, bilirkişilerce 21/05/2021 tarihinde dosyaya sunulan bilirkişi raporunda özetle; "net mâkul getiri hesaplamasında gerçekleşen enflasyon yerine beklenen enflasyonun kullanılması gerektiği, şirketin 2008 yılında maliyet bedeline eklemiş olduğu kur farkları toplamı olan ve 2009 tarife düzenlemesinde varlık tabanında dikkate alınmayan 5.044.000,00-TL tutarındaki kur farkının 2009 yılı tarife hesaplamasında net varlık değerine ilave edilmesi gerektiği, 2009 yılı itibarıyla gelir gereksinimi hesaplanırken 2002-2009 dönemine isabet eden paranın zaman değerindeki değişmenin hesaplamada dikkate alınması gerektiği, bağlantı hasılatının içindeki %20’lik vergi yükünün indirilerek varlık tabanı hesabına dâhil edilmesi gerektiği, varlık tabanı hesaplamasında 2002-2009 dönemine isabet eden işletme gider farkının da hesaplamada yer alması gerektiği, amortisman süresinin 22 yıl olarak belirlenmesinin uygun olduğu kanaatine varıldığı"nın ifade edilmesi üzerine bu kez Dairenin 05/07/2021 tarihli ara kararı ile; "Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun bozma kararı gerekçesinde yer alan '3.2.2.3.3. Bağlantı Bedelleri'ne yönelik itirazın raporda karşılanmadığı, bu çerçevede, uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için 06/07/2011 tarihli bilirkişi raporuna yönelik itirazın açıklığa kavuşturulması amacıyla bilirkişilerce yeniden düzenlenecek bir raporun alınmasının zorunlu olduğu anlaşıldığından;

  1. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 21/12/2017 tarih ve E:2015/1984, K:2017/4467 sayılı bozma kararındaki başlıklar altında bilirkişi raporunun şekil itibarıyla yeniden düzenlenmesi gerektiğine;

  2. Davalı idarenin 06/07/2011 tarihli bilirkişi raporundaki "3.2.2.3.3. Bağlantı Bedelleri"ne yönelik itirazının, şekil itibarıyla yeniden düzenlenecek raporda ayrıca incelenmesine;

  3. Uyuşmazlık konusunun 2300 sayılı Kurul kararının iptali istemi olduğu, ancak bilirkişiler tarafından … sayılı Kurul kararıyla belirlenen taşıma bedeli üst sınırının iptali istemiyle açılan ve Dairemizin E:2018/1482 sayısında derdest olan davaya ilişkin olarak hazırlanan raporun sunulduğu dikkate alındığında, bilirkişiler tarafından şekil itibarıyla yeniden düzenlenecek raporda, sadece 2300 sayılı Kurul kararıyla belirlenen tarifenin davacı şirketin yürüttüğü faaliyet için yatırıma imkân sağlayacak mâkul ölçüde kârlılık sağlayıp sağlamadığının tarife mevzuatı uyarınca tespit edilmesine" karar verilmiştir.

Anılan ara kararı uyarınca bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan ve 14/01/2022 tarihinde dosyaya sunulan ek bilirkişi raporunda özetle; "Heyetimizce, doğal gaz piyasasındaki mevcut şirket statüsündeki doğal gaz dağıtım şirketlerinin, taşıma miktarların artışı ile birlikte taşıma tarifesinin nasıl seyrettiğinin tespit edilmesi için, 2002-2009 yılları arasındaki taşıma miktarları ve tarifeleri, düzenleyici Kurum olan EPDK'dan istenilmiş ve EPDK tarafından bu bilgiler CD içeriğinde 'Taşıma Bedelleri ve Miktarları-2002-2009' belgesinde gönderilmiştir. Tablo içeriği bilgiler incelendiğinde, taşıma miktarının artışı ile birlikte taşıma bedellerinin de düşmeyip aksine artış gösterebildiği durumlar söz konusu olabilmektedir. Taşınan doğal gaz miktarı ile taşıma bedeli arasında doğrusal bir ilişki bulunmamaktadır. Dolayısıyla, taşıma tarifesinin belirlenmesinde taşıma miktarı doğrudan bir unsur olmayıp, şirket için belirlenecek yıllık gelir gereksinimi taşıma tarifesini belirleyen unsur olmaktadır.

Doğal gaz piyasası tarife hesaplamalarında ilk defa ayrıntılı metodolojinin belirlendiği 31/12/2011 tarih ve 28159 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3580 sayılı Kurul kararı öncesinde, mevcut şirketler açısından tarife hesaplamalarında farklı uygulamaların dikkate alınabildiği durumların mevcut olduğu görülmüştür.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca bağlantı bedeli gelirlerinin tamamı tahakkuk ettiği dönemin geliri olarak muhasebeleştirilmektedir. Ancak bağlantı bedeline ilişkin harcamaların 1/22'si ilgili yılda gider olarak tahakkuk etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bağlantı bedeli gelirleri %20 vergi yükü içermekte olup, bağlantı geliri ile gideri arasındaki farkın %20'si Kurumlar Vergisi olarak ödenmektedir. Bu nedenle, varlık tabanı hesaplamasında kalemler paranın zaman değerindeki değişmeye göre düzeltilmesinin yanı sıra, bağlantı bedeli gelirleri içerisindeki %20'lik vergi yükü de indirilerek varlık tabanı hesabına dâhil edilmelidir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, EPDK'nın 2008-2009 yılları uygulamalarında yapılan ve vergi yükü dikkate alınmadan bağlantı hasılatının tamamının varlık tabanından düşülmesi hususu, aynı zamanda kamuya ödenen vergi tutarı kadar bir bedelin varlık tabanından düşülmesi sonucunu doğuran bir uygulamadır.

3. 2. 1. 1 Kur Farklarının Durumu

Dava konusu tarife döneminde, yatırım tutarını oluşturan kalemlerin hangilerinin kabul edileceğine ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Ancak, dava konusu gelir gereksinimi hesaplanırken kur farklarının varlık tabanına eklenmeyeceğine dair herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu bağlamda kur farklarının, Türkiye Finansal Raporlama Standartları ve Vergi Usul Kanunu gibi düzenlemelerin öngördüğü hususların dikkate alınarak dahil edilmesi gerektiği kanaati oluşmuştur.

Buna göre; Şirketin 2008 yılında maliyet bedeline eklemiş olduğu kur farkları toplamı olan ve 2009 tarife düzenlemesinde varlık tabanında dikkate alınmayan 5.044.000-TL tutarındaki kur farkı tutarının 2009 yılı tarife hesaplamasında net varlık değerine ilave edilmesi gerekir. Şirketin 2002-2009 yılları arasında yatırım harcamalarının toplamı kur farkı yatırım tutarına eklendikten sonra nominal değerle 85.656.183-TL olacaktır.

3. 2. 1. 2.  Özelleştirmeyle İlgili Olarak Ödenmiş Bulunan Hisse Devir Bedellerinin Durumu

Şirket ortaklarının, özelleşen ... hisselerini satın almaları nedeniyle katlanmış oldukları 2.819.892-TL tutarındaki bedel varlık tabanına eklenemez. Zira, yapılan özelleştirme nedeniyle hisse satış/alışının şirket varlık tabanı ile ilgilisi bulunmamaktadır. Hisse devri için yapılan ödeme, şirket tarafından değil şirket ortakları tarafından şirketin devralınması amacıyla yapılmıştır. Şirketin varlık tabanında artış olmamaktadır.

3. 2. 2.  Varlık Tabanının Hesaplanması

Varlık tabanı hesabında ilgili yıllarda yapılan harcamaları ifade eden yatırım (varlık) tutarının 2009 yıl sonu değerine getirilerek reel bir hesaplama yapılması gerekmektedir. Bu gereklilik, varlık tabanı hesaplanmasında, varlık tabanını oluşturan yatırım kalemlerinin paranın zaman değerine göre düzeltilmesi olarak da ifade edilebilir.

Şirketin uygulayacağı tarife, tarife dönemine ilişkin hesaplanan gelir gereksinimine göre belirlenecektir. Tarife dönemi olarak ifade edilen 2002-2009 yılına ilişkin gelir gereksinimi tutarı paranın zaman değerindeki değişmeden etkilenecektir. Bu nedenle 2009 yılı itibarıyla gelir gereksinimi hesaplanırken, varlık tabanını oluşturan kalemlerin 2002-2009 yıllarına isabet eden paranın zaman değerindeki değişmenin etkisinin hesaba katılması gerekir. Finansal raporlama ve finans teori ve uygulaması paranın zamanı değerinin dikkate alınmasını zorunlu kılmaktadır.

Paranın zaman değerinin hesaplamaya katılması, gelir gereksinimini oluşturan varlık tabanı bileşenlerinin (toplam yatırım tutarı ve bağlantı hasılatı) enflasyona göre düzeltilmesi veya makul getiri oranın enflasyona göre düzeltilmesi şeklinde olacaktır. Somut olaydaki tarife döneminde paranın zaman değerinin nasıl dikkate alınacağı düzenlenmediği için bu iki yöntemden biri ile hesaplamanın düzeltilmesi gerekecektir.

Enflasyon etkisinin tarifeye eklenmesi yaklaşık bir düzeltme yöntemi olarak ifade edilebilir. Toplulaştırılmış bir düzeltme olarak ifade edilecek bu yöntem yerine, varlık tabanını oluşturan kalemlerin paranın satın alınma gücündeki azalmayı içerecek şekilde tek tek düzeltilmesi somut olayda daha doğru sonuca ulaşılmasını sağlayacaktır.

3. 2. 2. 1.  Varlık Tabanı Bileşenlerinin 2009 Yılı Sonu Değerine Getirilmesi (Varlık tabanı bileşenlerinin paranın zaman değerine göre düzeltilmesi)

Bu yaklaşımda; Şirketin 2009 yılında uygulayacağı tarifeye temel oluşturacak varlık tabanı hesaplanırken, 2002-2009 yılları arasındaki sekiz yıla isabet eden paranın zaman değeri etkisinin dikkate alınarak varlık tabanı tutarı düzeltilir. Paranın zaman değerinin hesaplamaya dahil edilmemesi durumunda 2009 yılından önceki yıllara ait yatırım tutarları, 2009 yılının tutarı ile aynı bazda değerlendirilecektir. Bu şekilde paranın zaman değerindeki değişimin etkisi yatırım tutarına eklenmemiş olacaktır.

3. 2. 2. 1. 1.  Şebeke Yatırımlarının Paranın Zaman Değerine Göre Düzeltilmesi

Yatırım tutarının toplamı 80.612.183-TL iken, yatırım tutarlarının paranın zaman değeri ile düzeltilmesi sonucunda toplam değer 93.927.533-TL'ye yükselecektir. Bir başka ifadeyle, tarife dönemine isabet eden paranın zaman değeri düzeltmesi, toplam yatırım tutarı için 14.700.519-TL olacaktır.

3. 2. 2. 1. 2.  Bağlantı Hasılatının Paranın Zaman Değerine Göre Düzeltilmesi

Bağlantı hasılatının toplamı 23.282.614-TL iken paranın zaman değeri ile düzeltilmesi sonucunda 27.778.827-TL'ye yükselecektir. Tarife dönemine isabet eden paranın zaman değeri düzeltmesi toplam bağlantı hasılatı için 4.496.213-TL olacaktır.

3. 2. 3.  Varlık Tabanı İcmali

3. 2. 3. 1.  Varlık Tabanı İcmalinde Bağlantı Bedellerinin Durumu

Bağlantı hasılatı tahakkuk ettiği dönemin gideri olarak tahakkuk etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bağlantı hasılatı %20 vergi yükü içermektedir. Varlık tabanı hesaplamasında kalemlerinin paranın zaman değerindeki değişmeye göre düzeltilmesinin yanı sıra bağlantı hasılatının içindeki %20'lik vergi yükü de indirilerek varlık tabanı hesabına dahil edilmelidir.

Gelir gereksiniminin hesaplanmasında faaliyet kârının esas olması, Şirketin hasılat harcamalarından kaynaklanan vergi yükünün hesaplamaya dahil edilmemesi anlamına gelmez.

3. 2. 3. 2.  Varlık Tabanı İcmalinde Ana Faaliyete İlişkin Geçmiş Yıllar Gelir Gider Farklarının Durumu

Varlık tabanı hesaplamasında 2002-2009 yıllarına isabet eden işletme gider farkının da hesaplamada yer alması gerekir. Zira tarife hesaplamaya esas olan tarife yazını dikkate alındığında (yukarı da ifade edildiği üzere) dağıtım şirketinin gelir gereksinimi, düzenlemeye tabi faaliyet karından geri alınmasına izin verilen maliyet kalemleri dikkate alınarak belirlenir.

3. 2. 3. 3.  Varlık Tabanı İcmalinde İtfa Tutarları

EPDK uygulamasında toplam şebeke yatırımlarından tahakkuk eden bağlantı bedelleri mahsup edildikten sonra kalan tutar 22 yıla bölünerek, düzenlenmiş amortisman (itfa) tutarı hesaplanmaktadır. Bu uygulamanın yatırımların itfa süresi bakımından yaygın uygulama olduğundan bahisle hesaplamalarda bu süre esas alınacaktır.

3. 2. 3. 4.  Varlık Tabanı İcmalinin Hesaplanması

Varlık tabanı bileşenlerinin paranın zaman değerine göre düzeltilmesi sonucunda 2009 yılı itibarıyla net varlık tabanı 88.609.193-TL, düzeltilmiş net varlık tabanı ise 74.578.739-TL olarak hesaplanacaktır.

Şirket, 2002-2008 yılları arasında doğal gaz şebekesini işletmek için 12.101.579-TL işletme gideri harcaması yapmıştır. Bu nedenle, geçmiş yıllar olan 2002-2008 arasındaki işletme gideri farkının (gelir-gider farkının) telafi edilmesi gerekmektedir. Bu farkın telafi edilmesi iki şekilde mümkün olmaktadır.

1.  2002. 2008 yılları arasında tarife yoluyla karşılanmayan 12.101.579. TL'nin 2008 yılı gelir gereksinimine eklenerek tek bir seferde telafi edilmesidir. Eğer bu yöntem tercih edilirse geçmiş yıllar işletme gideri farkı, sadece 2008 yılı tarifesinde dikkate alınmış olacak 2009 yılı ve takip eden yıllar tarifesinde artık dikkate alınmayacaktır.

2.  İlgili geçmiş yıllara sari işletme gideri için harcanan tutar ile gelir arasındaki fark (gelir. gider farkı), ilk hangi yıl hesaplanıyorsa o yılın varlık tabanı değerine eklenerek tıpkı ilgili yıllara ilişkin yapılan şebeke yatırımı gibi değerlendirilerek telafi edilmesidir. Bu yöntemde, şirketin geçmiş yıllar geliri ile karşılayamadığı işletme gider farkının 22 yılda yatırımcıya geri ödenmesi (itfa edilmesi) ve makul getiri oranı dikkate alınarak şirketin kendi kaynakları ile geçmiş yıllarda yapmış olduğu harcamaya bir getiri verilmesi yolu tercih edilmiş olacaktır.

Nitekim, şirket için EPDK tarafından alınan … tarihli ve … sayılı Kurul kararında belirlenen Varlık Tabanı tutarı tespit edilirken (87.579.971-TL), ilk bilirkişi raporunda hesaplanmış olan 2009 yılı Varlık Tabanı tutarı (74.850.841-TL) dikkate alınarak, bu varlık tabanı tutarı enflasyonla güncellenmek suretiyle 2012 yılı başına getirilerek hesaplanmıştır. Bu ilk bilirkişi raporunda geçmiş yıllar işletme gelir-gider farkı, yukarıda zikredilen ikinci yöntem tercih edilmek suretiyle tarife hesaplamasında dikkate alınmıştır.

Bu nedenle, 2009 yılı gelir gereksinmesinin hesaplanmasında ikinci yöntem tercih edilmiş, gider farkı yıllara sari şekilde telafi edilecek şekilde hesaplamaya dahil edilmiştir.

3. 2. 4.  Makul Getiri Oranı 

Net makul getiri hesaplamasında gerçekleşen enflasyon (fiili oran) yerine beklenen enflasyonun kullanılması gereklidir. Zira, yukarıda ifade edildiği gibi, EPDK'nın kullandığı doğal gaz dağıtım tarife metodolojisi düzenleme dönemi öncesinde dağıtım şirketinin maliyet kalemlerine dair projeksiyonlarını sunması ve Kurul tarafından kabul edilen maliyet kalemleri bazında tarifenin takdir edilmesine dayanmaktadır. Söz konusu projeksiyonların değerlendirilmesinde düzenleme dönemine dair beklenen enflasyon dikkate alınmaktadır. Söz konusu döneme ilişkin beklenen enflasyon oranı %7,46'dır. Beklenen enflasyon oranının makul getiri oranından indirilmesi sonucunda net makul getiri oranı %11,10 olacaktır.

3. 2. 5.  Yatırıma İmkân Verecek Makul Kârlılık (Gelir Gereksinmesi)

Makul getiri oranı ve varlık tabanı tutarının hesaplanmasına ilişkin yapılan düzeltmeler sonucunda Şirketin tarife yılı olan 2009 yılı gelir gereksinimi 19.708.289-TL olacaktır. Tarife dönemine ilişkin gelir gereksinmesinin hesaplanmasında, varlık tabanı bileşenlerinin 2009 yılı sonu değeri itibarıyla ifade edilmesi gerektiği yukarıda ifade edilmiştir. Gelir gereksiniminin hesaplanmasında, hesaplanacak gelir gereksiniminin 2009 yılı sonu değeri ile ifade edilmesinde, makul getiri oranının reel olarak değil, enflasyon etkisini içerecek şekilde alınması (makul getiri oranının net olarak alınmaması yoluyla hesaplamaya dahil edilmesi) da söz konusu olabilecektir. Bu durumda hesaplanacak gelir gereksinimi değerinin farklılaşacağı açıktır. Bu yaklaşımda, uygulanacak makul getiri oranının enflasyon oranını içerecek şekilde uygulanması gerekecektir. Bir başka ifadeyle, makul getiri oranı olan %18,56 oranı uygulanacaktır. Aynı şekilde varlık tabanı bileşenlerinin de nominal değeri ile hesaplamaya dahil edilmesi gerekir.

Varlık tabanın bileşenlerinin paranın zaman değerine göre düzeltilmemesi durumunda düzetilmiş net varlık tabanı tutarı 66.172.075-TL olarak hesaplanacaktır.

Varlık tabanı bileşenlerinin paranın zaman değerine göre düzeltilmemesi, sermaye maliyetini yansıtan makul getiri oranının reel değil nominal uygulanması durumunda tarife yılı gelir gereksinimi 23.329.465-TL olacaktır.

Sonuç olarak;

Taşıma miktarının artışı ile birlikte taşıma bedellerinin de düşmeyip aksine artış gösterebildiği durumlar söz konusu olabildiği, dolayısıyla taşınan doğal gaz miktarı ile taşıma bedeli arasında bir ilişki bulunmadığı,

Doğal gaz piyasası tarife hesaplamalarında 3580 sayılı Kurul kararı öncesinde, mevcut şirketler açısından tarife hesaplamalarında farklı uygulamaların dikkate alınabildiği durumların mevcut olduğu,

Varlık tabanı bileşenleri üzerindeki paranın satın alma gücündeki azalmanın etkisinin hesaplanmasında, varlık bileşenleri kalemlerinin düzeltilmesi sonucunda gelir gereksiniminin 19.708.289-TL olacağı,

EPDK tarafından 2009 yılı için belirlenen tarifelerin yatırıma imkân verecek makul ölçüde kârlılık sağlamadığı,

2300 sayılı Kurul kararının yürütmesinin durdurulmasına ilişkin olarak Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 27/7/2011 tarihli ve E:2009/7423 sayılı kararının gereğini yerine getirmek maksadıyla alınan 24/08/2011 tarihli 3403 sayılı Kurul Kararı ile ilgili diğer kararların İdare tarafından dikkate alınması gerektiği" açıklamalarına yer verilmiştir.

Söz konusu raporun taraflara tebliği üzerine davalı idarece; Kurumlarınca dosyaya sunulan bilgi ve belgelerde, dağıtım şirketlerinin yatırımları üzerinden makul bir gelir elde etmesine imkân sağlamak adına reel makul getiri oranı hesaplandığı ve kur farkı gibi finansman maliyetlerinin reel makul getiri tutarı içerisinde dağıtım şirketine zaten verilmiş olduğu ayrıntılı şekilde gösterilmesine rağmen bilirkişi heyetince, 5.044.000-TL döviz kuru farkının 2009 yılı tarifesine eklenmesi gerektiği yönünde görüş bildirildiği, bilirkişi raporunda yer alan paranın zaman değeri ile güncellenmesine ilişkin yorum ve açıklamaların hukuki geçerliliğinin bulunmadığı, bilirkişi raporundaki eksikliklerden birinin de, yatırım giderlerinin aboneler ile serbest tüketiciler arasında hangi oranda dağıtıldığının belli olmaması olduğu, ayrıca dava konusu işlemde taşıma bedeli üst sınırı Sm3 /TL cinsinden birim bedel olarak ifade edildiği hâlde, bilirkişi raporunda sadece gelir gereksinimi alternatifleri oluşturulduğu fakat bu gelir gereksinimi alternatiflerine göre uygulanması gereken birim taşıma bedellerinin somut olarak gösterilmediği, davalı yanında davaya katılan tarafından ise; dağıtım şirketi tarafından taşınan ve tüketici tarafından çekilen doğal gaz miktarı ile taşıma bedeli arasında ters orantı bulunduğu, buna göre taşınan doğal gaz miktarı arttıkça, taşıma bedelinin düştüğü bir formülasyonla, dağıtım bölgesi içerisinde örneğin çok büyük miktarlarda doğal gaz tüketimleri olan elektrik üreten santraller gibi tüketicilerin bulunduğu dağıtım şirketlerinin, fahiş kârlar ve ciddi meblağlara ulaşan haksız kazançlar elde etmesinin önüne geçilmek istendiği ve aynı zamanda tüketici menfaatlerinin korunduğu, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun bozma kararında katılan sıfatıyla Kurumlarının itirazlarında belirttiği hususların açığa kavuşturulması amacıyla ek bilirkişi raporu alınması gerektiği gerekçesine yer verilmesine rağmen bilirkişi raporunun söz konusu itirazları (Davacı şirketin ilgili yıl gerçekleştirmiş olduğu yatırımlarının bedelinin tarifeler ile karşılanmadığı iddiası ile açtığı her davada aynı yatırım kalemlerinin birden fazla kez dava konusu edildiği ve mahkemelerce bu hukuka aykırı durum fark edilmeyerek verilen iptal kararları sonrasında, EPDK tarafından mahkeme kararlarının gereklerini yerine getirmek bakımından alınan yeni Kurul kararları ile aynı yatırım kalemleri üzerinden hesaplanan gelir ihtiyacının mükerrer olarak davacı şirkete ödenmesine neden olunduğu, dolayısıyla aynı maliyetlerin mükerrer olarak birden fazla tarifede esas alınmasının davacıya haksız kazanç sağlanacağı anlamına geldiği, davacı şirketin 2008 yılında devraldığı Enka Santraline gaz arzı sağlayan ve davacı şirkete devri gereken hattın başına MS istasyonu kurması gerekirken, tamamen kendi tasarrufu ile mezkür dava konusu hattı devralmaktan vazgeçmiş olduğundan MS/A istasyonunun kurulmasına ihtiyaç kalmadığı, keza söz konusu istasyon için devir müzakerelerinin başladığı dönemde taraflarca yer tespiti yapılmakla birlikte, sonraki süreçte hattın mülkiyetinin BOTAŞ'ta kalmasına yönelik varılan mutabakatın, istasyonun kurulumunu gereksiz hâle getirdiği ve hiçbir inşa çalışması yapılmadığı, ancak gerek 2008 gerekse 2009 yılı tarifesine baz alınan çalışmalarda esasen hiç kurulmamış söz konusu istasyonunun dahi sanki bir yatırım kalemiymiş gibi bilirkişilerce yapılan hesaplamalarda dikkate alındığı, bilirkişi raporunda, dava konusu edilen Kurul kararları sonucunda verilen iptal karalarının gereğinin yerine getirilmesi için tesis edilen ve davacı şirkete fark bedel ödenmesine karar verilen 3975 ve 3403 sayılı Kurul kararlarından söz edilmediği gibi, bu Kurul kararlarına istinaden davacı şirkete ödenen bedellerin de mahsubu yoluna gidilmediği)

karşılar mahiyette düzenlenmediği ileri sürülerek itiraz edilmiştir.

Söz konusu itirazlar çerçevesinde yapılan değerlendirmede, raporun esas aldığı veriler ve içeriğinin yeterli olduğu sonucuna varılması nedeniyle, bilirkişi raporuna yönelik davalı idare ve davaya yanında katılanın, MS/A istasyonuna yönelik itirazı dışındaki, itirazları yerinde görülmemiştir.

Bilirkişi raporunun MS/A istasyonuna ilişkin müdahil BOTAŞ itirazı yönünden değerlendirilmesine gelince;

Davacı şirketin gelir gereksinimi belirlenirken yapılan yatırım harcamalarının dikkate alınması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.

Dava dosyasının incelenmesinden; davacı şirket tarafından EPDK'ya sunulan 2008 yılı tarife önerileri içinde 4.157.9997,80-TL maliyet ile ilave ölçüm istasyonunun da (MS/A) yer aldığı, istasyonun inşaat çalışmalarına davacı şirket tarafından başlanıldıktan ve yukarıda yer verilen harcama yapıldıktan sonra BOTAŞ'ın bu istasyonun yapımından 26/02/2008 tarihinde imzaladığı mutabakat zaptı ile vazgeçtiği anlaşıldığından, yapımından vazgeçilmesi nedeniyle faaliyete geçmeyen ve bu nedenle de davacı şirket tarafından dağıtım faaliyetinde kullanılmayan söz konusu istasyona ilişkin yatırım tutarının tarife hesaplamasında dikkate alınması yönüyle bilirkişi raporunda hukuki isabet görülmemiş olup, bilirkişi raporunun bu kısmı dikkate alınmadan davacı şirketin tarifesinin belirlenmesi gerekmektedir.

Bu durumda; uyuşmazlık konusu olay ve bilirkişi raporunda yer alan açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, davalı idarece belirlenen dava konusu tarifenin şirketin yürüttüğü faaliyet için yatırıma imkân verecek makûl ölçüde kârlılık sağlamadığı sonucuna varıldığından, dava konusu Kurul kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle; davacı şirketin taşıma bedeli üst sınırının belirlenmesine ilişkin 03/11/2009 tarih ve 2300 sayılı Kurul kararının iptaline karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Dairemizin 11/12/2014 tarih ve E:2009/7423, K:2014/4237 sayılı dava konusu işlemin iptali yolundaki kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 21/12/2017 tarih ve E:2015/1984, K:2017/4467 sayılı kararıyla bozulması ve davacının karar düzeltme isteminin de İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 15/10/2018 tarih ve E:2018/2089, K:2018/4127 sayılı kararıyla reddedilmesi üzerine gereği yeniden görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :

26/02/2009 tarih ve 1996 sayılı Kurul kararı ile davacının 2009 yılı mart ayından itibaren uygulayacağı perakende satış tarifelerinin belirlendiği, söz konusu karar ile şirketin Mart ayı için uygulayacağı birim hizmet ve amortisman bedeli (BHAB) üst sınırının 0,132474 TL/m³ (0,01245056 TL/kWh) olarak, taşıma bedeli (TB) üst sınırının ise 0,002536 TL/m³ (0,00023835 TL/kWh) olarak tespit edildiği, davacı tarafından, söz konusu Kurul kararının taşıma bedeline ilişkin kısmının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Dairemizin 2009/2851 sayılı esasına kayden açılan davada, dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmesi üzerine dava konusu 03/11/2009 tarih ve 2300 sayılı Kurul kararının tesis edildiği anlaşılmaktadır.

Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE:

1.   Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun Bozma Gerekçesi:

Dairemizin 11/12/2014 tarih ve E:2009/7423, K:2014/4237 sayılı dava konusu işlemin iptali yolundaki kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 21/12/2017 tarih ve E:2015/1984, K:2017/4467 sayılı kararı ile;

"Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 11/10/2010 günlü, E:2009/7423 sayılı kararıyla, dava konusu tarifenin davacı şirketin yürüttüğü faaliyet için yatırıma olanak verecek ölçüde kârlılık sağlayıp sağlamadığının tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, Daire kararında da belirtildiği gibi, bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan ve 06/07/2011 tarihinde dosyaya sunulan bilirkişi raporunda özetle;

'(...) Tarife Yılı Gelir Gereksiniminin (20.899.634-TL - 14.860.046-TL=) 6.039.588-TL düşük alındığı sonuçlarına varılmıştır.' açıklamalarına yer verildiği, bilirkişi raporunun taraflara tebliği üzerine davalı idare ve yanında davaya katılan tarafından rapora itiraz edildiği anlaşılmıştır.

Davalı idare, 20/07/2011 tarihinde kayda giren itiraz dilekçesinde; bilirkişi raporunun 3.2.1. Makul Getiri Oranı, 3.2.2. Düzenlemeye Tâbi Varlık Tabanı bölümü altındaki 3.2.2.1. Kur Farklarının Durumu, 3.2.2.3. Varlık Tabanı Hesaplaması, 3.2.2.3.3. Bağlantı Bedelleri, 3.2.2.3.4. Düzenlenmiş Amortismanlar (İtfa Tutarları), 3.2.2.3.5. Ana Faaliyete İlişkin Geçmiş Yıl Gelir - Gider Farkları bölüm ve alt bölümleri ile raporun geneline ilişkin olarak gerek hesaplama metodolojisi, gerekse metotta yer alacak parametlere ilişkin olarak itirazda bulunmuş, bu hususları temyiz dilekçesinde de tekrarlamış, davalı idare yanında davaya katılan da 28/07/2011 tarihinde kayda giren itiraz dilekçesinde, raporun geneline ilişkin olarak davalı idare ile benzer itirazlarda bulunmuştur.

Bu itibarla, Daire tarafından, davalı idarenin ve yanında davaya katılanın bilirkişi raporuna itirazlarında belirttiği hususların açığa kavuşturulması amacıyla ek bilirkişi raporu alınması ve bu raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olması durumunda bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan rapora göre bir karar verilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin ve yanında davaya katılanın temyiz istemlerinin kabulüne, Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 11/12/2014 günlü, E:2009/7423, K:2014/4237 sayılı kararının bozulmasına" karar verildiği anlaşılmaktadır.

2.  Bozma Kararı Üzerine Yapılan İşlemler:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46. maddesinin birinci fıkrasında, Danıştay dava dairelerinin nihaî kararlarının Danıştay'da temyiz edilebileceği; 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 38. maddesinde, İdari Dava Daireleri Kurulu'nun, idari dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararları temyizen inceleyeceği; 2577 sayılı Kanun'un 49/4 ve 50. maddelerinde Danıştay dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdiği kararların temyizen bozulması hâlinde ise Danıştay dava dairelerine ısrar imkânı tanımayıp, Danıştay İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurulları kararlarına uyulmasının zorunlu olduğu kurala bağlanmıştır.

Aktarılan kanun hükümlerine göre, Danıştay dava dairelerince ilk derece mahkemesi olarak verilen kararların Danıştay İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurullarınca bozulması hâlinde Danıştay dava dairelerine ısrar imkânı tanınmadığından, bozma kararına uyularak İdari Dava Daireleri Kurulu kararında belirtilen gerekçelerle 03/05/2019 tarih ve E:2018/4235 sayılı ara kararı ile dosya üzerinden yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir.

21/05/2021 tarihinde dosyaya bilirkişi raporunun sunulması üzerine, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun anılan bozma kararı gerekçesinde yer alan "3.2.2.3.3. Bağlantı Bedelleri"ne yönelik itirazın raporda karşılanmadığı, uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için 06/07/2011 tarihli bilirkişi raporuna yapılan yukarıda zikredilen itirazın açıklığa kavuşturulması amacıyla bilirkişilerce yeniden düzenlenecek bir raporun alınmasının zorunlu olduğu anlaşılmış olup; 05/07/2021 tarih ve E:2018/4235 sayılı kararı ile;

  1. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 21/12/2017 tarih ve E:2015/1984, K:2017/4467 sayılı bozma kararındaki başlıklar altında bilirkişi raporunun şekil itibarıyla yeniden düzenlenmesi gerektiğine;

  2. Davalı idarenin 06/07/2011 tarihli bilirkişi raporundaki "3.2.2.3.3. Bağlantı Bedelleri"ne yönelik itirazının, şekil itibarıyla yeniden düzenlenecek raporda ayrıca incelenmesine;

  3. Uyuşmazlık konusunun 2300 sayılı Kurul kararının iptali istemi olduğu, ancak bilirkişiler tarafından 1525 sayılı Kurul kararıyla belirlenen taşıma bedeli üst sınırının iptali istemiyle açılan ve Dairemizin E:2018/1482 sayısında derdest olan davaya ilişkin olarak hazırlanan raporun sunulduğu dikkate alındığında, bilirkişiler tarafından şekil itibarıyla yeniden düzenlenecek raporda, sadece 2300 sayılı Kurul kararıyla belirlenen tarifenin davacı şirketin yürüttüğü faaliyet için yatırıma imkân sağlayacak mâkul ölçüde kârlılık sağlayıp sağlamadığının tarife mevzuatı uyarınca tespit edilmesine karar verilmiştir. Bunun üzerine bilirkişilerce hazırlanan 19/01/2022 tarihli Nihai Bilirkişi Raporu teslim edilmiştir.

Dava dosyasına sunulan 19/01/2022 tarihli Nihai Bilirkişi Raporu'nda sonuç olarak;

  • Taşınan doğal gaz miktarı ile taşıma bedeli arasında bir ilişkinin bulunmadığı,

  • Doğal gaz piyasası tarife hesaplamalarında 3580 sayılı Kurul kararı öncesinde mevcut şirketler açısından tarife hesaplamalarında farklı uygulamaların olabildiği,

  • Varlık tabanı bileşenleri üzerindeki paranın satın alma gücündeki azalmanın etkisinin hesaplanmasıyla varlık bileşenleri kalemlerinin düzeltilmesi sonucunda gelir gereksiniminin 19.708.289-TL olacağı,

  • EPDK tarafından 2009 yılı için belirlenen tarifelerin yatırıma imkân verecek makul ölçüde kârlılık sağlamadığı,

  • 2300 sayılı Kurul kararının yürütmesinin durdurulmasına ilişkin olarak Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 27/07/2011 tarih ve 2009/7423 sayılı kararının gereği yerine getirmek maksadıyla alınan 3403 sayılı Kurul kararı ile diğer ilgili kararların davalı idare tarafından dikkate alınması gerektiği kanaatine varılmıştır.

    1. Nihai Bilirkişi Raporu Üzerine Dairece Yapılan İncelemenin Kapsamı:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir."; 282. maddesinde, "Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." kurallarına yer verilmiştir.

Bilirkişilik kurumu, hâkime, önüne gelen bir ihtilafı çözmek için gerekli olan özel ve teknik bilgiyi sağlamak amacıyla ortaya çıkmış olup uyuşmazlığı çözen kararı verme görev ve yetkisi sadece hâkime aittir. Hâkim, bilirkişi raporunda varılan sonucu uygun görmemekle birlikte raporda yazılı özel ve teknik açıklamalardan bakılan davada başlangıçta eksik olan özel ve teknik bilginin sağlandığı kanaatine ulaşırsa yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmadan gerekçesini göstererek raporun aksine de karar verilebilecektir.

Bu itibarla, 19/01/2022 tarihli Nihai Bilirkişi Raporu, tarafların iddia ve savunmaları ile dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgeler bir bütün olarak incelenerek Rapor'daki tespitlerin Kurul kararına olan etkisi sırayla değerlendirilmiştir.

4.  İlgili Mevzuat:

4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 5/A maddesinde, Kurulun doğal gaz piyasası ile ilgili görevleri sayılmıştır. Buna göre, doğal gaz piyasa faaliyetlerine ilişkin plan, politika ve uygulamalarla ilgili Kurum görüş ve önerilerini belirlemek, Kanun ile Kuruma yetki verilen konularda, doğal gaz piyasa faaliyetlerine ilişkin her türlü düzenlemeleri onaylamak ve bunların yürütülmesini sağlamak, Kanun'da belirlenen faaliyetlere ilişkin tarifeleri onaylamak veya tarife revizyonları hakkında karar almak Kurul'un görevleri arasında bulunmaktadır.

Aynı Kanun'un Ek 2. maddesinde de, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun, doğal gazın ithali, iletimi, dağıtımı, depolanması, ticareti ve ihracatı ile bu faaliyetlerine ilişkin tüm gerçek ve tüzel kişilerin hak ve yükümlülüklerini tanımlayan lisans ve sertifikaların verilmesinden, piyasa ve sistem işleyişinin incelenmesinden, dağıtım ve müşteri hizmetleri yönetmeliklerinin oluşturulmasından, tadilinden ve uygulattırılmasından, denetlenmesinden, maliyeti yansıtan fiyatların incelenmesinden ve piyasada Doğal Gaz Piyasası Kanunu'na uygun şekilde davranılmasını sağlamaktan yetkili ve sorumlu olduğu kurala bağlanmıştır.

4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu'nun 1. maddesinde, doğal gazın kaliteli, sürekli, ucuz, rekabete dayalı esaslar çerçevesinde çevreye zarar vermeyecek şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, doğal gaz piyasasının serbestleştirilerek malî açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir doğal gaz piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin sağlanması Kanun'un amacı olarak belirtilmiş; "Tarifeler" başlıklı 11. maddesi dördüncü bendinde ise, "Dağıtım şirketleri en ucuz kaynaktan gaz temin ettiklerini, verimli ve güvenli işletmecilik yaptıklarını ispat etmek zorunda olup, lisans süresi içerisinde de bu yükümlülüğe uymak zorundadır. Dağıtım şirketinin birim gaz alım fiyatı, birim hizmet bedeli, amortisman bedelleri ve diğer faktörlerden meydana gelecek olan perakende satış fiyatları ve tarife esasları Kurumca belirlenir. Belirlenen perakende satış fiyatının dışında tüketicilerden herhangi bir ad altında ücret talep edilemez. Perakende satış tarifeleri enflasyon ve diğer hususlar göz önüne alınarak, dağıtım şirketlerinin Kuruma başvurması hâlinde yeniden tespit edilebilir. Kurum bu fiyatların tespitinde hizmet maliyeti, yatırıma imkân sağlayacak makûl ölçüde kârlılık ve piyasada cari olan doğal gaz alış fiyatlarını ve benzeri durumları dikkate alır. Kurulun onayladığı tarifelerin hüküm ve şartları, bu tarifelere tâbi olan tüm gerçek ve tüzel kişileri bağlar." kuralına yer verilmiştir.

5.  Nihai Bilirkişi Raporu'nda Yer Verilen Tespitlerin İncelenmesi:

5. 1.  Taşınan doğal gaz miktarının artması hâlinde taşıma bedelinin azalıp azaltılamayacağı hususu:

Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, taşıma bedelinin hesaplanmasında taşınan gaz miktarının tek başına bir gösterge olmayıp yapılan yatırımlar, bakım ve işletme giderleri, amortisman ve sermaye yatırımları ve makul getiri oranı dikkate alınarak hesaplanan yıllık gelir gereksinimi tutarının önemli unsur olarak ortaya çıktığı, dolayısıyla taşıma miktarı artış gösterse bile şirketin yıllık gelir gereksinimine bağlı olarak taşıma tarifesinin düşmeyip artabilmesinin söz konusu olabileceği, taşınan doğal gaz miktarı ile taşıma bedeli arasında doğrusal bir ilişkinin bulunmadığı tespitine yer verilerek, taşıma tarifesinin belirlenmesinde taşıma miktarı doğrudan bir unsur olmayıp şirket için belirlenecek yıllık gelir gereksiniminin taşıma tarifesini belirleyen unsur olacağı sonucuna varılmıştır.

Bakılan davada davacının doğal gaz taşıma tarifesinin kendisi uyuşmazlığa konu edildiğinden, tarifede bir bütün olarak hukuka uygunluk denetimi yapılmaktadır. Taşıma miktarının artması ile tarifenin artması ya da azalması arasında doğrusal bir ilişkinin olmadığı; taşıma bedelinde asıl önemli olanın gelir gereksinimi olduğu, gelir gereksiniminin taşınacak doğal gaz miktarına bölünmesi ile birim taşıma bedelinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, bilirkişilerce yapılan bu değerlendirmenin bakılan davada varılacak sonuca doğrudan bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

5. 2.  Diğer dağıtım şirketleri için doğal gaz taşıma tarifelerinin ne şekilde belirlendiği hususu:

Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, doğal gaz piyasası tarife hesaplamalarında ilk defa ayrıntılı metodolojinin belirlendiği 31/12/2011 tarih ve 28159 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3580 sayılı Kurul kararı öncesinde, mevcut şirketler açısından tarife hesaplamalarında farklı uygulamaların dikkate alınabildiği durumların mevcut olduğu tespit edilmiştir.

4646 sayılı Kanun'un 11. maddesinde, fiyatların Kurul tarafından tespitinde, hizmet kalitesi, yatırıma imkân sağlayacak makul ölçüde kârlılık ve piyasada cari olan doğal gaz alış fiyatları ve benzeri durumların dikkate alınacağı belirtilmekle beraber söz konusu uyuşmazlık tarihinde ikincil mevzuatta hesaplamaların nasıl yapılacağına dair ayrıntılı metodolojik bir yaklaşımın bulunmadığı, ilk defa ayrıntılı metodolojinin 2011 yılında yapılarak 2012 yılından itibaren uygulandığı görülmektedir.

2012 yılı öncesinde mevcut şirketlerin tarifelerinin belirlenmesinde farklı uygulamalar olduğu, bu uygulamaların ise şirketlerin gelişim süreci, özelleştirme durumu, kamu ya da özel mülkiyet olması ve mali kayıtlardan kaynaklandığı, davacı şirket ile aynı statüde olan şirketler lehine davacının aleyhine farklı uygulamaların ise söz konusu olmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda, mevzuat gereği farklı statüye sahip şirketler bakımından tarife belirlenmesi sırasında uygulama farklılıklarının oluşmasında eşitlik ilkesine aykırılık, dava konusu işlemde ise bu husus açısından hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

5. 3.  Özelleştirme ile ilgili olarak ödenmiş bulunan hisse devir bedellerinin durumu:

Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, şirket ortaklarının özelleşen davacı şirketin hisselerini satın almaları nedeniyle katlanmış oldukları maliyetin varlık tabanına eklenmesinin söz konusu olamayacağı, zira yapılan özelleştirmede hisse satışı bedelinin şirket varlık tabanı ile ilgisinin bulunmadığı, bu ödemenin şirket tarafından değil şirket ortakları tarafından şirketin devralınması amacıyla yapıldığı tespitine yer verilmiştir.

Yukarıda aktarılan mevzuatta belirtildiği üzere, 4646 sayılı Kanun'un amacı, aynı Kanun'da doğal gaz piyasasına ve tarifelere ilişkin belirlenen ilkeler ile 4628 sayılı Kanun'la Kurul'a verilen görev ve yetkiler dikkate alındığında, bilirkişilerce varılan sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir husus olmadığından dava konusu işlemde özelleştirme ile ilgili ödenmiş hisse devir bedellerinin varlık tabanına eklenmemesi açısından hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

5. 4.  Varlık tabanı icmalinde itfa tutarları hakkında:

Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, EPDK uygulamasında toplam şebeke yatırımlarından tahakkuk eden bağlantı bedelleri mahsup edildikten sonra kalan tutar 22 yıla bölünerek düzenlenmiş amortisman tutarının hesaplandığı, bu uygulamanın yatırımların itfa süresi bakımından yaygın uygulama olduğundan bahisle hesaplamalarda da esas alındığı belirtilmiştir.

Yukarıda aktarılan mevzuatta belirtildiği üzere, 4646 sayılı Kanun'un amacı, aynı Kanun'da doğal gaz piyasasına ve tarifelere ilişkin belirlenen ilkeler ile 4628 sayılı Kanun'la Kurul'a verilen görev ve yetkiler dikkate alındığında, bilirkişilerce varılan sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir husus olmadığından, dava konusu işlemde bu açıdan hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

5. 5.  Makul getiri oranında enflasyon oranı hakkında:  

Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, taraflar arasındaki tartışmanın esasının makul getiri oranından indirilmesi gereken enflasyon oranının beklenen enflasyon oranı mı gerçekleşen enflasyon oranı mı olduğu tespit edilerek; Kurul tarafından yapılan hesaplamada projeksiyonların değerlendirilmesi ilkesine uygun olarak beklenen enflasyon oranı üzerinden hesaplamanın yapıldığı, 2011 tarihli bilirkişi raporunda ise gerçekleşen enflasyon oranı üzerinden hesaplama yapıldığı, oysa dikkate alınması gereken oranın beklenen enflasyon oranı olduğu sonucuna varılmıştır.

Yukarıda aktarılan mevzuatta belirtildiği üzere, 4646 sayılı Kanun'un amacı, aynı Kanun'da doğal gaz piyasasına ve tarifelere ilişkin belirlenen ilkeler ile 4628 sayılı Kanun'la Kurul'a verilen görev ve yetkiler dikkate alındığında, bilirkişilerce varılan sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir husus olmadığından, dava konusu işlemde bu açıdan hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

5. 6.  Bağlantı bedellerine ilişkin husus:

Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, bağlantı gelirlerinin tamamının tahakkuk ettiği dönemin geliri olarak muhasebeleştirileceği, ancak bağlantı bedeline ilişkin harcamaların 1/22'sinin ilgili yılda gider olarak tahakkuk ettirildiği, bağlantı bedeli gelirleri ile gideri arasındaki farkın %20'sinin Kurumlar Vergisi olarak ödendiği, bu açıdan bağlantı bedeli gelirlerinin %20 vergi yükü içerdiği, bu nedenle varlık tabanı hesaplamasında ilgili kalemlerin paranın zaman değerindeki değişmeye göre düzeltilmesinin yanı sıra bağlantı bedeli gelirleri içerisindeki %20'lik vergi yükünün de indirilmesi gerektiği, bu açıdan Kurul tarafından 2008-2009 yılları uygulamalarında vergi yükü dikkate alınmadan, bağlantı gelirinin tamamının varlık tabanından düşülmesinin aynı zamanda kamuya ödenen vergi tutarı kadar bir bedelin varlık tabanından düşülmesi sonucunu doğurduğu, tarife hesaplamalarına ilişkin 2012 yılından itibaren uygulanmaya başlanan 3580 sayılı Kurul kararıyla bağlantı bedellerinin vergi yükünden arındırılmak suretiyle varlık tabanı hesaplamalarında dikkate alınmaya başlandığı tespitine yer verilmiştir.

Davalı idare tarafından, vergi giderlerinin makul getiri oranı içerisinde dikkate alındığı, tarifelerde vergi öncesi makul getiri oranının kullanıldığı, şirketin bu dönemleri için gelir tabloları incelendiğinde herhangi bir vergi giderinin oluşmadığının görüldüğü, fakat tarife hesaplamalarında bu doğrultuda bir düzeltme yapılmadığı, ayrıca şirketin söz konusu bağlantılar için oluşan maliyetlerini maddi duran varlıklara ekleyerek amortisman yoluyla ilerleyen dönemlerde vergi yükünden kurtulduğu ileri sürülmüştür.

Yapılan incelemede, bağlantı bedellerinin tarifede dikkate alındığı anda dağıtım şirketi açısından Kurumlar Vergisi giderinin oluşup oluşmayacağının henüz belli olmadığı, Kurumlar Vergisi'nin dağıtım şirketi açısından yalnızca taşıma bedellerine özel olarak değil, tüm gelir ve giderlerine bağlı olarak doğduğu, vergi yükünün oluşması hâlinde ise tarifede zaten dikkate alındığı anlaşıldığından, bilirkişiler tarafından yapılan bu tespitin hukuken kabul edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.

Bilirkişilerce varılan sonuç hukuka uygun görülmemekle birlikte, bağlantı bedellerine ilişkin uyuşmazlık bu aşamada teknik yönden açıklığa kavuştuğundan bu hususta yeniden bir bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek görülmemiştir.

Bu itibarla, dava konusu işlemde bağlantı bedeli gelirleri açısından hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

5. 7.  Gelir gereksiniminin hesaplanmasında kur farklarının durumu:

Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, finansal raporlama standartlarının Türkiye Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yayımlandığı ve bu standartların uluslararası geçerliliğinin olduğu, uluslararası finansal raporlama standartlarının geliştirilmesinin amacının açıklanmaya çalışılan işlem veya olayın gerçeğe en uygun şekilde raporlanmasının sağlanması olduğu vurgulanarak, kur farklarına ilişkin uyuşmazlığın da bu muhasebe standartlarına uygun olarak çözümlenmesi gerektiği, Vergi Usul Kanunu'nun 262. maddesine göre kur farklarının oluştukları yıl doğrudan vergi matrahından indirilmediği, söz konusu varlıkla birlikte amortisman yoluyla yıllara yayılarak indirildiği, dava konusu tarife döneminde yatırım tutarını oluşturan kalemlerin hangilerinin kabul edileceğine ilişkin açık bir hukuki düzenleme bulunmadığı, ancak dava konusu gelir gereksinimi hesaplanırken kur farklarının varlık tabanına eklenmeyeceğine dair de herhangi bir düzenleme bulunmadığı, bu nedenle Türkiye Finansal Raporlama Standartları ve Vergi Usul Kanunu'nda yer verilen düzenlemeler dikkate alınarak kur farklarının yatırım tutarına dâhil edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Bilirkişiler tarafından yapılan değerlendirmenin dayanağının mali mevzuat ve finansal raporlama standartları olduğu, gerek 4628 sayılı Kanun'da gerekse de 4646 sayılı Kanun'da ya da ikincil mevzuatta bu durum hakkında açık bir kurala yer verilmediği görülmektedir.

Doğal gaz piyasasında, tarifelerin, 4646 sayılı Kanun'un amacı ve belirlenen ilkeler uyarınca 4628 sayılı Kanun'da Kurul'a verilen görev ve yetkiler kapsamında belirlenmesi gerekmekle birlikte tarifelerin hazırlanmasında dikkate alınan parametreler belirlenirken EPDK tarafından diğer emredici kanun hükümlerine aykırı işlem tesisi edilmesi hukuken mümkün değildir. Öte yandan, bilirkişilerce yaptıkları tespite dayanak gösterilen mali mevzuatta ya da finansal raporlama standartlarında tarife hukuku açısından emredici kural bulunmadığı gibi bu kurallardan kıyasen de olsa bir sonuç çıkarılması mümkün değildir.

Bu kapsamda, davacı şirketin taşıma bedeli tarifesinde kur farkı gibi finansman maliyetlerinin reel makul getiri oranı içerisinde dikkate alındığı, davacı şirketin yatırımları için en uygun finansman alternatiflerini buna göre değerlendirmesi, duruma göre öz kaynakla finansman yanında yerli ya da yabancı para cinsinden borçlanması gerektiği anlaşılmaktadır. Aksinin kabulü durumunda, dağıtım şirketlerinin Kurul'un piyasayı düzenleme ve denetleme görev ve yetkisi kapsamında belirlediği parametrelerden vareste olarak tercih ettiği finansman modelinin sonuçlarına her hâlükârda tüketicilerin katlanması gerektiği sonucu ortaya çıkacaktır. Bu durumun ise, 4646 sayılı Kanun'un amacı, aynı Kanun'da doğal gaz piyasasına ve tarifelere ilişkin belirlenen ilkeler ile 4628 sayılı Kanun'la Kurul'a verilen görev ve yetkiler dikkate alındığında kabulü mümkün değildir. Öte yandan, uyuşmazlığa konu uygulamanın muhataplarına eşit olarak uygulandığı da görülmüştür. Bu nedenle bilirkişilerce bu hususta varılan sonucun kabul edilmesinin hukuken mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.

Bilirkişilerce varılan sonuç hukuka uygun görülmemekle birlikte, kur farklarına ilişkin uyuşmazlık bu aşamada teknik yönden açıklığa kavuştuğundan bu hususta yeniden bir bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek görülmemiştir.

Bu itibarla, dava konusu işlemde kur farklarının yatırım bedeline eklenmemesi açısından hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

5. 8.  Varlık tabanının hesaplanmasında bileşenlerin 2009 yılı sonu değerine getirilmesi:

Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, davacı şirketin 2009 yılında uygulayacağı tarifeye temel oluşturacak varlık tabanı hesaplanırken, 2002 - 2009 yılları arasındaki sekiz yıla isabet eden paranın zaman değeri etkisi dikkate alınarak varlık tabanı tutarının düzeltilmesi ve düzeltilen varlık tabanı tutarına net makul getiri oranı uygulanarak gelir gereksinimine ulaşılması gerektiği, bu yaklaşımda enflasyon etkisinin mükerrer olarak hesaplamaya dâhil edilmemesi için net makul getiri oranının kullanılması gerekeceği, makul getiri oranının içindeki enflasyon etkisi arındırılarak bu getiri oranına ulaşılacağı, böylece makul getiri oranı içindeki enflasyon etkisinin indirilerek mükerrerliğin ortadan kaldırılacağı, şirket 2004 yılına kadar enflasyon muhasebesi uyguladığı için 2005 yılından önceki yıllara ilişkin varlık tabanının bileşeni olan şebeke yatırımlarının paranın zaman değeri dikkate alınarak düzeltilmesi mükerrer olacağından 2005 yılından itibaren şebeke yatırımlarında düzeltme uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Davalı idare tarafından, doğal gaz piyasasında mevcut şirket statüsünde bulunan şirketlerin baz varlık tabanına 2012 yılı öncesi için enflasyon güncellenmesinin uygulanmadığı, 2012 yılı öncesi dönemdeki tarihlere ilişkin olarak farklı uygulamaların bu şirketlerin gelişim süreci, özelleştirme durumu, kamu ya da özel sektör mülkiyetinde olması, mali kayıtları gibi başlıklarda farklı özelliklere sahip olmasından kaynaklandığı gerekçesiyle bilirkişi görüşüne itiraz edilmektedir

Davacı tarafından ise, EPDK tarafından uygulanmakta olan tarife metodolojisinde şirketin net varlık değerinin hesaplanmasında enflasyon değerlemesi yapılmayarak, şirketin aktif değerlerinin enflasyonun eritici etkisine maruz bırakıldığı, yıllık yatırım tutarı üzerine dağıtım şirketinin gelir ihtiyacını belirlemek amacıyla kullanılan reel makul getiri oranı hesabında da yıllık hazine bonosu ortalama faiz oranında Merkez Bankası yıllık enflasyon beklentisinin düşüldüğü, bu durumda yıllık getiri tutarının beklenen enflasyon oranı kadar eksik tespit edildiği, yatırımcının ikinci kez enflasyona ezdirilerek varlık tabanı reel getirisinin verilmediği, her ne kadar belirlenen tarifeler yıl içinde aylık ÜFE oranında arttırılsa da gelirlerinin tüm sene içerisine yayıldığı dikkate alındığında yatırımcı şirkete enflasyonunun yarısı kadar koruma sağlandığı ileri sürülmüştür.

Varlık tabanı, dağıtım şirketlerinin yükümlü olduğu hizmeti yerine getirmesi için gerekli olan sabit sermaye yatırımları, yapılmakta olan yatırımlar ve günlük faaliyetleri sürdürmek için gereken işletme sermayesinden oluşmakta, tarife dönemi için belirlenmesi sürecinde değişik yöntemler kullanılabilmektedir. Kullanılacak yöntemin seçimi ise ilgili dağıtım şirketinin gelirini ve dolayısıyla tüketicilerin ödeyeceği bedeli etkilemesi açısından oldukça önemlidir. Bir taraftan dağıtıcı şirketin yatırıma imkân sağlayacak makûl ölçüde kârlılık elde etmesinin engellenmesi ihtimali bulunmaktayken diğer taraftan mevcut varlıklar için daha önce ödediği bedelleri tüketiciye tekrar ödetme ihtimalinin bulunması, düzenlenmiş varlık tabanının doğru belirlenmesinin önemini artırmaktadır.

4646 sayılı Kanun, bir taraftan perakende satış fiyatları ve tarife esaslarının, hizmet maliyeti, yatırıma imkân sağlayacak makul ölçüde kârlılık ve piyasada cari olan doğal gaz alış fiyatları ve benzeri durumların dikkate alınarak belirleneceği kuralıyla Kurul'un bu konudaki takdir yetkisinin sınırlarını belirlerken; aynı zamanda dağıtım şirketlerinin en ucuz kaynaktan gaz temin etmeleri, verimli ve güvenli işletmecilik yapmaları gerektiğini kurala bağlamaktadır. Öte yandan, tarife oluşturma işlemleri sırasında tarifede yer alan unsurların objektif kıstaslara göre belirlenmesi ve bu kıstasların gerekçesinin idari yargı denetimini mümkün kılacak şekilde ortaya koyulabilmesi gerekmektedir.

Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan inceleme ve değerlendirme raporunda, mevcut tarife yapısında varlık değerinin getirisini ve itfasını da içeren taşıma bedelinin aylık olarak enflasyonla güncellendiği, literatürde enflasyonun tarife kapsamında değerlendirilmesinin üç şekilde yapıldığı, bunların (1) tarife hesaplamalarına esas varlıkların enflasyonla güncellenmesi, (2) sermaye maliyetini yansıtan getiri oranının reel değil nominal uygulanması, (3) hesaplanan nihai birim bedellerin enflasyonla güncellenmesi şeklinde olduğu, kurumlarınca üçüncü sistemin tercih edildiği; yürütülen tarife çalışmaları sırasında tarifesi düzenlenen şirketlerin enflasyon etkisinden kurtarılmasına yönelik bu üç alternatif uygulamanın avantaj ve dezavantajları ile birlikte değerlendirildiği, şirketlerin enflasyona ezdirilmesinin söz konusu olmadığı, bu uygulama ile hem dağıtım şirketlerinin enflasyona ezdirilmesinin önlendiği hem de gerçekleşen enflasyonun beklenen enflasyondan yüksek çıkması durumunda aradaki farktan dolayı oluşacak mağduriyetlerin giderildiği belirtilmiştir.

Düzenleyici kurumlar, ilgili bulundukları piyasada düzenleme ve denetleme görevi üstlenmekte olup, bu kuruluşların temel işlevi, toplumsal ve ekonomik hayatın temel hak ve özgürlükler ile yakından ilişkili alanlarındaki kamusal ve özel kesim etkinliklerini, birtakım kurallar koyarak düzenlemek, konulan kurallara uyulup uyulmadığını izlemek ve denetlemektir. Doğal gaz piyasası ile ilgili olarak düzenleme yapma ve tarife belirleme yetkisine sahip olan Kurul'un, 4628 sayılı ve 4646 sayılı Kanunlarda kendisine tanınan yetkiyi nihai birim bedellerin enflasyon ile güncellenmesini tercih etmek suretiyle kullandığı görülmektedir.

4646 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yer verilen Kanun'un amaçları incelendiğinde, Kanun'un amacının iki farklı unsurdan yola çıkılarak belirlendiği, buna göre, (1) hizmetin sunulmasına yönelik olarak; kaliteli, sürekli, ucuz, rekabete dayalı esaslar çerçevesinde çevreye zarar vermeyecek şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması amacı; (2) piyasanın kurulmasına yönelik olarak ise piyasasının serbestleştirilerek mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir doğal gaz piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin sağlanması amaçları olduğu, Kurul tarafından enflasyon uygulamasında tercih edilen yöntemin Kanun tarafından ortaya konan hem hizmetin sunumuna hem de piyasanın kurulmasına yönelik amaçlarla ilgili olduğu görülmektedir.

Bu durumda, davalı idare tarafından enflasyonun tarife sisteminde nasıl dikkate alınabileceğine ilişkin üç sistemden nihai birim bedellerin enflasyonla güncellenmesi şeklindeki sistemi tercih etmesinin objektif ölçütlere uygun olduğu, maliyede her zaman paranın zaman içindeki değerinin dikkate alınması gerektiği gerekçesinin, tercih edilen bu sistemi kusurlandırmadığı, aksine bu konuda mevcut olan farklı sistemler arasından Kurul'un takdir yetkisi kapsamında kalan bir tercihin yapıldığı görülmektedir. Bununla birlikte, benzer durumda olan doğal gaz dağıtım şirketlerin hepsinde enflasyon uygulamasının uyuşmazlık döneminde aynı şekilde uygulandığı, eşitlik ilkesine aykırılığın da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle bilirkişilerce varılan sonucun hukuken kabulü mümkün değildir.

Bilirkişilerce varılan sonuç hukuka uygun görülmemekle birlikte, tarife hesaplamalarında enflasyon güncellemesine ilişkin uyuşmazlık bu aşamada teknik yönden açıklığa kavuştuğundan, bu hususta yeniden bir bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek görülmemiştir.

Bu itibarla, tarifede tercih edilen "hesaplanan nihai birim bedellerinin enflasyonla güncellemesi" metodu açısından dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

5. 9.  MS/A ölçüm istasyonu maliyetinin tarifede dikkate alınıp alınamayacağı hakkında: 

Davacı şirket tarafından EPDK'ya sunulan 2008 yılı tarife önerileri içinde 4.157.9997,80-TL maliyet ile ilave ölçüm istasyonunun da (MS/A) yer aldığı, istasyonun yapımının doğal gaz hattının devri için ... tarih ve ... sayılı yazı ile BOTAŞ tarafından talep edildiği, davacının iddiasına göre istasyonun yapımından BOTAŞ'ın talebi ile vazgeçildiği ancak istasyonun faturasının kesilerek ödemesinin yapıldığı, tarife hesaplamalarında ölçüm istasyonu bedelinin de dikkate alınması gerektiği ileri sürülmüştür.

Davalı yanında müdahil BOTAŞ tarafından ise, mahkeme kararının uygulanmasını teminen hattın davacı şirkete devri için çalışmalara başlanması sonrasında yüksek basınçlı bir hattın da devri gündeme geldiğinden hat başında teslim edilen gazın ölçülebilmesi için bir ölçüm istasyonunun kurulmasının teknik ve ticarî bir zorunluluk olması nedeniyle hattın başına bir ölçüm istasyonu kurulması gerektiği, ancak, taşıma bedeli alabilmek için ENKA santralini besleyen hattın sonunda yer alan basınç düşürme istasyonunun işletilmesinin yeterli olduğunu bilen davacı şirketin talebi üzerine taraflar arasında bir mutabakat zaptı imzalanarak yüksek basınçlı hattın devrinden vazgeçildiği, davacı şirketin tamamen kendi tasarrufu ile dava konusu hattı almaktan vazgeçtiği, bu nedenle istasyonun kurulmasının gerekli olmadığı, hiçbir inşaat çalışması yapılmamış, hiç kurulmamış ve dağıtım faaliyetinde hiç kullanılmamış bir istasyonun net varlık değeri olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı savunulmuştur.

Davalı idarece bu hususun ... tarih ve ... sayılı Kurul kararının iptali istemiyle Dairemizin 2009/2851 sayılı esasına kayden açılan davada, dava konusu Kurul kararının yürütmesinin durdurulması hakkında verilen kararda yer alan gerekçe uyarınca, yargı kararın uygulanmasını teminen dikkate alındığı, ancak anılan Kurul kararının iptali yolunda verilen Dairemizin 27/12/2011 tarih ve E:2009/2851, K:2011/6136 sayılı kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 21/12/2017 tarih ve E:2015/3879, K:2017/4466 sayılı kararı ile bozulduğu, bunun üzerine Dairemizin 13/11/2023 tarih ve E:2018/1521, K:2023/4705 sayılı kararında MS/A ölçüm istasyonu maliyetinin tarifede dikkate alınıp alınamayacağı hususuna ilişkin olarak, "Yapılan incelemede, taraflar arasında 'Mutabakat Zaptı' isimli bir anlaşmanın 29/02/2008 tarihinde imzalandığı, bu Mutabakat'ın 1. maddesinde, 'Taraflar arasında sürdürülen devir süreci görüşmelerinde bir mutabakata varılamayan; "...'a devri yapılması söz konusu bağlantı hattının BOTAŞ'ın İletim Hattı'na bağlandığı noktada ...'dan yapımı istenen ve inşaatı devam eden MS (Ölçüm İstasyonu) ile ENKA Santralini besleyen RMS-A arasındaki muhtemel ölçüm farklılığı toleransı ve MS'de meydana gelecek basınç kaybı hesaplaması" konularının çözümüne yönelik olarak ve devri müteakip ...'ın taşıma bedeli tahsil etme hakkına hiçbir şekilde menfi bir etkisi olmamak kaydıyla, ENKA bağlantı hattının ENKA RMS-A giriş flanşından itibaren olan hat ve RMS-A ...'a devredilecek ve dolayısıyla MS (Ölçüm İstasyonu) kurulmayacaktır' ifadelerine yer verildiği, mutabakatın hiçbir maddesinde istasyonun yapımından kim tarafından vazgeçildiğine ilişkin bir kaydın olmadığı görülmektedir.

Yatırım kalemlerinin varlık tabanına eklenmesiyle tüketicilerin ödeyeceği fiyat yükseleceğinden, bu kalemlerin düzenleyici kurum tarafından denetlenerek tarife hesaplamalarında dikkate alınması, bu denetimin ise hem nicel hususlarda hem de nitel hususlarda yapılması gerekmektedir. Böylece, tarifeler hazırlanırken, fiyat yapısı içine piyasa faaliyetleri ile doğrudan ilişkisi olmayan bir unsur eklenmemiş olacaktır. Yukarıda aktarılan Mutabakat'ta istasyon yapımından kimin vazgeçtiğine ilişkin bir kaydın olmamasının tarife hukuku açısından bir sonucu bulunmamaktadır. Ölçüm istasyonunun yapımından hangi sebeple vazgeçilmiş olursa olsun bu durum BOTAŞ ile davacı firma arasında ayrıca çözümlenmesi gereken bir sorun olduğundan davacı şirket tarafından dağıtım faaliyetinde kullanılmayan söz konusu istasyona ilişkin yatırım tutarının tarife yoluyla tüketicilere yansıtılması hukuken mümkün değildir.

Bu nedenle, faaliyete geçmeyen ve davacı şirket tarafından dağıtım faaliyetinde kullanılmayan söz konusu istasyona ilişkin yatırım tutarı dikkate alınmadan tesis edilen Kurul kararında bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamaktadır." gerekçesine yer verildiği, MS/A ölçüm istasyonu maliyetinin tarifede dikkate alınmasına ilişkin Dairemiz kararının bozularak ortadan kalktığı görüldüğünden MS/A ölçüm istasyonu maliyeti açısından, yargı kararları ile oluşan yeni hukukî duruma göre işlem tesis edileceği açıktır.

5. 10.  Varlık tabanı icmalinde ana faaliyete ilişkin geçmiş yıllar gelir gider farklarının durumu:

Bilirkişilerce yapılan değerlendirmede, varlık tabanı hesaplamasında 2002-2009 yıllarına isabet eden işletme gider farkının da hesaplamada yer alması gerektiği, zira hesaplamaya esas tarife teorisi dikkate alındığında dağıtım şirketinin gelir gereksiniminin, düzenlemeye tâbi faaliyet kârından geri alınmasına izin verilen maliyet kalemleri dikkate alınarak belirleneceği, burada geri alınmasına izin verilen maliyet kalemleri; işletme ve bakım maliyetleri, amortisman, şirketin varlıkları için bir getiriyi içeren sermaye maliyetleri olduğu, bu metodolojinin, 31/12/2011 tarihinde yayımlanan “Doğal Gaz Dağıtım Şirketleri İçin Tarife Hesaplama Usul ve Esasları”nda da benimsendiği, bu nedenle işletme ve bakım maliyetlerinin tarifeye esas olarak hesaplamaya dahil edilmesi; tarife dönemi olan 2002-2009 yıllarına isabet eden gider farkının gelir gereksinimi içinde yer alması gerektiği sonucuna varılmıştır. Öte yandan, Nihai Bilirkişi Raporu'na göre davacı şirket tarafından 2002-2008 yılları arasında doğal gaz şebekesini işletmek için 12.101.579,00-TL (2009 yılı işletme farkının dikkate alınması hâlinde 10.475.823-TL) işletme gideri farkının telafi edilmesi gerektiği tespit edilmiştir.

Davalı idare tarafından, 2003-2008 yılları arasında kuruma davacı şirket tarafından muhtelif zamanlarda sunulan gelir tabloları incelendiğinde sadece 2003 yılında faaliyet zararının bulunduğu, ilgili yıllarda davacı şirket tarafından tarifeye dava açılmadığı, ... sayılı Kurul kararının kapsadığı 2009 yılında şirketin kârının ne kadar yükseldiğinin aşikar olduğu, şirketlerin tamamının tarifelerinin aynı metodoloji ile hesaplandığı, davacı şirketin diğer şirketlere oranla yatırım ve finansman maliyetlerinin belirgin şekilde yüksek olduğu savunulmuştur.

Yapılan incelemede, yukarıda aktarılan mevzuatta belirtildiği üzere, 4646 sayılı Kanun'un amacı, aynı Kanun'da doğal gaz piyasasına ve tarifelere ilişkin belirlenen ilkeler ile 4628 sayılı Kanun'la Kurul'a verilen görev ve yetkiler ve davalı idare tarafından işletme gider farklarının neden dikkate alınmadığına ilişkin yapılan savunma değerlendirildiğinde, bilirkişilerce varılan sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir husus görülmediğinden ana faaliyete ilişkin geçmiş yıllar gelir gider farkları açısından dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

5. 11.  Davacı şirketin mükerrer gelir elde ettiği iddası:

BOTAŞ tarafından, davacının çok sayıda açmış olduğu dava nedeniyle mükerrer gelir elde ettiği iddia edilmektedir.

Dağıtım şirketlerinin gelirlerinin geçmiş verilerden hareketle geleceğe yönelik tahminlerle oluşturulan tarifeler yoluyla düzenlendiği, tarifelerde menfaatleri birbiriyle çelişen tarafların menfaatlerinin gözetilmesi ve bunların dengelenmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, bilirkişilerce Rapor'un sonuç kısmında da yer verildiği üzere belirlenecek yeni tarifede ilgili diğer Mahkeme kararları gereği tesis edilmiş işlemlerin sonucu oluşmuş son durumun idare tarafından dikkate alınması kaçınılmazdır.

6.  Sonuç 

Bu durumda; uyuşmazlık konusu olay ve bilirkişi raporunda yer alan açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, davalı idarece belirlenen dava konusu tarifede ana faaliyete ilişkin geçmiş yıllar gelir gider farkları dikkate alınmadan belirlendiğinden, şirketin yürüttüğü faaliyet için yatırıma imkân verecek makûl ölçüde kârlılık sağlayamayacağı sonucuna varılmıştır.

Bu itibarla, dava konusu Kurul kararında bu açıdan hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :

Açıklanan nedenlerle;

1.  Dava konusu . . .  tarih ve . . .  sayılı Kurul kararının İPTALİNE,

2.  Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam . . . -TL yargılama gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen . . . -TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacı şirkete verilmesine,

3.  Davalı idare tarafından yapılan …-TL yargılama gideri ile müdahil tarafından yapılan …-TL yargılama giderlerinin ayrı ayrı kendi üzerlerinde bırakılmasına,

4.  Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra taraflara ve davalı yanında müdahile iadesine,

5.  Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 13/11/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Kaynak: Mahkeme Veri Tabanı

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim