SoorglaÜcretsiz Dene

Danıştay 10. D 2023/5908 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay 10. Daire Başkanlığı

Daire / Kategori

Danıştay Kararı

Karar No

2023/5908

Karar Tarihi

25 Ekim 2023

Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/861 E. , 2023/5908 K.

"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y

ONUNCU DAİRE

Esas No : 2020/861

Karar No : 2023/5908

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...

VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- ... Bakanlığı

VEKİLİ : Av. ...

	 2.  ...  Üniversitesi Rektörlüğü 

VEKİLİ : Av. ...

MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ...

VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN_KONUSU :... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: Davacı tarafından, soğuk algınlığı şikayetiyle başvurduğu Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanan enjeksiyon ile sonrasında yapılan muayene ve tetkiklerdeki tıbbi uygulama hataları nedeniyle ameliyat olmak zorunda kaldığı iddiasıyla, davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdüğü zararlarına karşılık 2.000,00 TL maddi, 500.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, enjeksiyona ve muhtemel komplikasyonlara yönelik aydınlatılmış rızasının alınmadığı, enjeksiyon nedeniyle oluşan apsenin komplikasyon olmadığı ve oluşan apseye yönelik gerekli tedavinin uygulanmadığı, ret kararının dayanağı olan Adli Tıp Kurumu raporunun hatalı ve eksik olduğu, yeterli bir gerekçe ortaya konulmadığı ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idareler ve müdahil tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...

DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :

Dosyanın incelenmesinden;

Davacının 14/10/2016 tarihinde soğuk algınlığı şikayetiyle Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurduğu, muayenesi sonucunda tedavi amaçlı sağ kalçasından enjeksiyon yapıldığı, enjeksiyon sonrası sağ kalçasında ağrı şikayetiyle 17/10/2016 tarihinde tekrar aynı hastanenin acil servisine başvurduğu, acil servis ve genel cerrahi polikliniğinde tekrar muayene edildiği, şikayetlerin geçmemesi üzerine 15/11/2016 tarihinde İzmir Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurduğu, yapılan tetkikler sonrası sağ gluteal bölgede apse tespit edildiği, 17/11/2016 tarihinde ameliyat edildiği,

Davacı tarafından, enjeksiyon sırasında kanama ve sterilizasyon kurallarına riayet edilmemesi nedeniyle enjeksiyon uygulanan yerde iç kanama ve abse geliştiği, tedavi ve ameliyat süreçlerinde görevli hekimlerce sadece elle muayene yapıldığı, tanı koymaya yardımcı herhangi bir tıbbi müdahalede bulunulmadığı ve sürekli başka hekimlere sevk edildiği, basit öksürük şikayeti ile hastaneye başvuran hastada; hekim ve hemşirelerin yanlış tıbbi müdahaleleri ile ihmallerinin hayati risk taşıyan bir enfeksiyona neden olduğu belirtilerek zararlarının tazmini istemiyle açılan davada idari merci tecavüzü oluştuğundan bahisle verilen merciine tevdi kararı üzerine davalı idareye tebliğ edilen başvurunun reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı,

Olayda Muğla Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında bilirkişiliğine başvurulan İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı raporda, ''...'un 14/10/2016 tarihinde Muğla Sıtkı Koçman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne başvurduğu, muayenesi sonucunda tedavi amaçlı sağ kalçasından İM enjeksiyon yapıldığı, enjeksiyon sonrası ağrı olduğu, bu şikayetlerle tekrar başvurduğu Muğla Sıtkı Koçman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi ve Genel Cerrahi polikliniğinde tekrar muayene edildiği, daha sonra İzmir Suat Seren Göğüs Hastanesi ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan tetkikler sonrası sağ gluteal bölgede apse tespit edildiği ve ameliyat edildiği cihetle, enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile sinir hasarına ve apseye neden olabileceklerinin tıbben bilindiği, dosyada ortam sterilitesiyle ilgili herhangi bir bilgi olmadığı, bu durumun enjeksiyonun tekniğine uygun yapılması durumunda da önceden öngörülemeyecek ve önlenemeyecek arazlara sebep olabildiği, mevcut tablonun her türlü özene rağmen oluşabilecek, herhangi bir kusur ve ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uyumsuzluğu yönünden bir delil de tanımlanmadığından, tüm bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde enjeksiyonu uygulayan sağlık personeline ve enjeksiyon yapılma talimatı veren ilgili hekime herhangi bir kusur izafe edilemediği...'' yönünde görüş bildirildiği,

İdare Mahkemesince, bilirkişi raporunda belirtildiği üzere davacının teşhis ve tedavi sürecinde görev alan ilgili sağlık personellerinin kusurlarının bulunmadığı, bu nedenle davalı idarelere atfedilebilecek bir hizmet kusurunun da söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği,

Bölge İdare Mahkemesince, istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun reddine karar verdiği görülmüştür.

İLGİLİ MEVZUAT:

Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.

İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.

İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.

Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.

Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).

11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.

5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.

Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.

01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesi, 1. fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.

Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılması ve rızalarının alınmasını öngörmektedir.

Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.

Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı(lar) yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı(lar) yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.

Ayrıca, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; aynı Kanun'un 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; 281. maddesinin 1. fıkrasında, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.

Öte yandan, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, Mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen Adli Tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından, soğuk algınlığı şikayetiyle başvurduğu Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanan enjeksiyon ile sonrasında yapılan muayene ve tetkiklerde yeterli dikkat ve özenin gösterilmemiş olması nedeniyle ameliyat olmak zorunda kaldığının iddia edildiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığının raporunda ise, enjeksiyonun tekniğine uygun yapılması durumunda da önceden öngörülemeyecek ve önlenemeyecek arazlara sebep olabildiği, mevcut tablonun her türlü özene rağmen oluşabilecek, herhangi bir kusur ve ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak açıklandığı görülmektedir.

Uyuşmazlık; davacının, soğuk algınlığı şikayetiyle gittiği Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan hatalı enjeksiyon sırasında kanama ve sterilizasyon kurallarına riayet edilmediği, enjeksiyon sonrasında meydana gelen apsenin tedavi ve ameliyat süreçlerinde görevli hekimlerce sadece elle muayene yapıldığı, tanı koymaya yardımcı herhangi bir tıbbi müdahalede bulunulmadığı ve sürekli başka hekimlere sevk edildiği iddialarına dayalı olarak ortaya çıkmıştır.

İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı rapor incelendiğinde, sadece meydana gelen zararın komplikasyon olduğuna yönelik bir değerlendirme yapıldığı, enjeksiyon sırasında kanama ve sterilizasyon kurallarına riayet edilip edilmediği, enjeksiyon işleminden sonra hastanelere yapılan başvuru, tedavi ve ameliyatların tıbben uygun olup olmadığı, dikkat ve özen yükümlülüğüne uygun hareket edilip edilmediği noktasında bir değerlendirme yapmadığı görülmektedir.

Hal böyle olunca, enjeksiyon işlemi ile enjeksiyon işleminden sonra hastanelere yapılan başvuru, tedavi ve ameliyatların tıbben uygun olup olmadığı, dikkat ve özen yükümlülüğüne uygun hareket edilip edilmediği hususlarında değerlendirme içeren, Adli Tıp Kurumu Başkanlığının ilgili ihtisas kurulundan alıncak bilirkişi raporu uyarınca karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Öte yandan, davacı tarafından uygulanan enjeksiyon önceside usulüne uygun olarak aydınlatma ve bilgilendirme yapılmadığı belirtilmiş olmakla birlikte; yapılan yargılamada, davacının bu iddiasına yönelik herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmadığı görülmektedir.

Bu durumda, hizmet kusurunun tespiti için yeniden alınacak olan bilirkişi raporu uyarınca yapılacak olan yargılama neticesinde, meydana geldiği iddia edilen zararın tıbbi uygulama hatasından kaynaklanmadığı ve davacıya maddi tazminat ödenmesi koşullarının oluşmadığı sonucuna varılsa dahi, davacının usulüne uygun olarak aydınlatılıp aydınlatılmadığına yönelik bir inceleme yapılmak suretiyle, usulüne uygun olarak bilgilendirilmemiş ve aydınlatılmamışsa, bu hakkının elinden alınmış olması nedeniyle oluşan manevi zararının tazmininin gerekeceği kuşkusuzdur.

Bu haliyle; Bölge İdare Mahkemesince, yukarıda belirtilen eksikliğin giderilmesine yönelik gerekli inceleme yapılmak ve Adli Tıp Kurumu Başkanlığının ilgili ihtisas kurulundan yukarıda belirtilen hususların ayınlatıldığı ve davacının iddialarının karşılandığı yeni bir bilirkişi raporu alınmak suretiyle, davacının istinaf başvurusu hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği açıktır.

Bu itibarla, Bölge İdare Mahkemesince verilen temyize konu kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:

Açıklanan nedenlerle;

  1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,

  2. Davanın reddine ilişkin . . . İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu . . . Bölge İdare Mahkemesi . . . İdari Dava Dairesinin . . . tarih ve E:. . . , K:. . . sayılı kararının BOZULMASINA,

  3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın . . . Bölge İdare Mahkemesi . . . İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 25/10/2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Kaynak: Mahkeme Veri Tabanı

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim