Danıştay 10. D 2023/6410 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay 10. Daire Başkanlığı
Danıştay Kararı
2023/6410
2 Kasım 2023
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/10551 E. , 2023/6410 K.
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/10551
Karar No : 2023/6410
DAVACI : ... Birliği
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ... Bakanlığı
VEKİLLERİ : ...
DAVANIN KONUSU : Davacı tarafından, 27/03/2002 tarih ve 24708 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliğinin, 31/05/2019 tarih ve 30790 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle değişik 49. maddesinin 4. fıkrasının, Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendinin, Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin (5) numaralı alt bendinin hukuka aykırı oldukları iddiasıyla, 69. maddesinin 1. fıkrasının eksik düzenleme nedeniyle iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu Yönetmeliğin 49. maddesinin 4. fıkrasının önceki halinin 22/03/2017 tarihinde yürürlüğe konulduğu, Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin E:2017/1071 sayılı dosyasında değişikliğin yürütmesinin durdurulduğu, Daire kararında sağlık verilerinin işlenmesinde alınması gerekli olan önlemlerin Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından belirlenmediğine, mevzuat taslağı hakkında Kurul görüşünün alınmadığına yer verildiği, dava konusu Yönetmeliğin bu hukuka aykırılıkla birlikte tesis edildiği, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun uygulanabilmesi için gereken kurum ve kurulların henüz oluşturulmadığı, Kurul tarafından belirlenmesi gereken önlemlerin tanımlanmadığı ve veri sorumlusu sicili oluşturulmadığı, bu noksanlık giderilmeden, hastaların her türlü bilgisinin anonim hale getirilmeden verilerin merkezi olarak kaydedildiği, dava konusu değişikliğin kişisel verilerin kötüye kullanıma karşı hak sahiplerin mahremiyetini güvence altına almadığı, bireyi özel hayatın gizliliğine haksız müdahalelerden koruması gereken davalı idarenin, verilen yargı kararlarına rağmen hukuka uyma konusunda direnç gösterdiği ve hukuka aykırılığı tespit edilmiş düzenlemeleri salt biçimsel değişikliklerle tekrar yürürlüğe koyduğu, bu ısrarın altında günümüzde bu bilgilerin ekonomik anlamda özellikle yurt dışında ciddi bir değer taşımasının yattığı, işlenen kişisel sağlık verilerinin nasıl korunacağı konusunda hiçbir somut düzenlemeye gerek duymayan idarenin, çıkardığı hemen her düzenlemede sağlık hizmetinin planlanması görevinin dışına çıktığı; 108 sayılı Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Kişilerin Korunmasına Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesinin 6669 sayılı Kanun'la kabul edilerek 18/02/2016 tarihinde yürürlüğe girdiği, 108 sayılı Sözleşme ile kişisel verilerin toplanması, işlenmesi, saklanması ve transferi gibi işlemlerin birtakım kurallara bağlandığı, sağlıkla ilgili kişisel verilerin özellikli veri kategorileri arasında sayılarak otomatik işleme tabi tutulmalarının yasaklandığı, buna getirilen istisnaların da “a-Devlet güvenliğinin korunması, kamu güvenliği, devletin mali menfaatleri veya suçların önlenmesi için zorunlu bir önlem teşkil ediyorsa, b-İlgili şahsın korunması ve başkasının hak ve özgürlükleri için zorunlu bir önlem teşkil ediyorsa” şeklinde belirlendiği, Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan değişiklikte, otomatik işleme tabi tutulması kararlaştırılan kişisel sağlık verileri için, bu Sözleşmede belirlenen istisnalardan hiçbirinin bulunmadığı, iptali talep edilen düzenlemenin 108 sayılı Sözleşme ve Avrupa Konseyi düzenlemeleri ile dolayısıyla Anayasa'nın 90. maddesi ile çeliştiği, ayrıca insan haklarına saygılı bir devlet olma yükümlülüğü ile uyumsuzluk teşkil ettiği, değişiklikte Kanuna ve ikincil düzenlemelere uygun bir şekilde verilerin işleneceğinin belirtildiği, ikincil düzenlemeden mevzuattaki hangi düzenlemelerin kastedildiğinin anlaşılmadığı;
Yönetmeliğin 69. maddesinin 1. fıkrasındaki, "Her ne sebeple olursa olsun devir talep tarihi itibariyle aktif olarak faaliyet göstermeyen özel hastaneler devredilemez. Faaliyette olan hastanenin devri halinde;" ibaresinin "Özel hastanelerin bu Yönetmelik kapsamındaki kişilere devri halinde;" şeklinde değiştirildiği, değişiklikle sermaye sahiplerine parasal kaynak yaratıldığı, ancak devir için aranacak şarlar arasında çalışanların haklarının ödendiğine dair bir koşul öngörülmediği, güncel ve birikmiş ücret alacağı olan çalışanların devirden olumsuz etkilenmesinin önüne geçilebilmesinin sosyal devlet olmanın gereği olduğu, sağlık ekonomi politikaları sonucunda küçük ve orta ölçekli özel hastanelerin kapanmaya başlarken, sermayesi büyük sağlık grupları için bu hastanelerin ruhsat ve kadrolarının cazip hale geldiği, ardından dava konusu değişikliğin tesis edildiği, 2002 yılında 271 olan özel hastane sayısının sağlık istatistikleri verilerine göre günümüzde 660'a yükseldiği, bununla birlikte son üç yılda 110 hastanenin borç vb. gerekçelerle kapandığı, 100'den fazla hastanenin ruhsatının askıya alındığı, kapanan sağlık kuruluşlarında çalışan tüm sağlık çalışanlarının yanı sıra hekimlerin de güncel ve geriye dönük emeklerinin karşılığı ücret alacaklarının gasp edildiği, emeklerinin karşılığını alamayan hekimlerin haklarını aramak için hukuksal yollara başvurmak zorunda bırakıldığı, özel hastanelere başvuran hasta sayısındaki azalmanın, dış finansman kullanan özel hastanelerin, yine dövizle tıbbi cihaz ve araç gereç temin eden sağlık kuruluşlarının içerisinde bulunduğu ekonomik sıkıntıların hekim ve sağlık çalışanlarının ücret baskısı ile karşı karşıya kalmasına yol açtığı, önümüzdeki dönemde özelde çalışan hekimler için başta işsizlik sorunu olmak üzere birçok sorunun ortaya çıkmasının kaçınılmaz hale geldiği, bu gerekçelerle, ücretlere zam yapılmaması, hak ediş ve ücretlerde kesintiler olması, kazanılmış haklardan vazgeçilmesinin istenmesi, iş sözleşmesi ile çalışanların SGK primlerinin ödenmemesi, kapanan sağlık işletmeleri nedeniyle hekimlerin alacaklarını tahsil edememesi ve kazanılmış haklarını kaybetmesinin söz konusu olduğu, iş güvencesine, Avrupa Sosyal Şartının Bölüm II, Madde 24 de "İş akdinin sona erdiği durumlarda korunma hakkı" başlığı altında yer verildiği, buna göre, "akit taraflar çalışanların iş aktinin sona erdiği durumlarda korunma hakkının etkili biçimde kullanılmasının sağlamak amacıyla; a-Tüm çalışanların, yetenekleri ya da davranışlarıyla bağlantılı olarak ya da işletmenin, kuruluşun ya da hizmetin işleyişinin gereklerine dayanarak, iş akitlerinin geçerli nedenler olmadan sona erdirilmesini hakkını; b- İş akitleri geçerli bir neden olmaksızın sona erdirilen çalışanların yeterli tazminat ya da diğer uygun yardımlar alma hakkını tanımayı" taahhüt ettiği, Avrupa Sosyal Şartının ana hatlarıyla akit taraflarını iş güvencesi hakkını çalışanlara tanımayı yükümlü kıldığı, aynı şekilde iş güvencesinin 1982 Anayasası'nın 49. maddesinde de belirtilen çalışma hakkı kapsamında ve onu etkinleştiren bir unsur olarak görüldüğü, özel hastanenin devrinde ücretli çalışanlar yönünden güvence sağlayan ibarenin olmamasının, çalışanların haklarının ödendiğine dair koşulun bulunmamasının Anayasal ilkeler ile onayladığımız Avrupa Sosyal Şartının güvencelerine aykırı olduğu;
Yönetmeliğin Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendinin değiştirildiği, değişikliğin “asgari uzman hekim kadroları birlikte devredilir.” ibaresinin sağlık hizmetlerinin insan gücü planlaması ve gereksinimler üzerinden örgütlenmediğini gösterdiği, bu değişikliğin özelde sağlık hizmet sunumunun esas dinamiğinin kadronun değişim değeri olduğunu gösterdiği, nitekim özel hastane bünyesindeki ünite ve merkezlerin devir işlemleri başlığı altında değişiklikle kadroların satımına olanak tanındığı, planlama ilkelerinin özünün zedelendiği, Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 7. maddesi uyarınca hastane kadrolarının, kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarında uzmanlık dallarına göre mevcut uzman hekim sayıları, bunların kamu ve özel sektördeki dağılımları, özel hastanelerin yatak sayıları ve doluluk oranları, ameliyathane, yoğun bakım ve özellikli üniteleri ile bu birimlerin kullanım durumları, ilgili alanda ve bölgedeki ihtiyaç çerçevesinde ve hizmet biriminin devamlılığı için gerekli sayıları dikkate alınarak, Bakanlıkça belirlendiği, kadro planlamasının amacının Anayasa'nın 56. maddesinin 2. fıkrası ile 3359 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (c) bendi uyarınca sağlık kurumlarının ülke sathında dengeli dağılımı olduğu, bu anlamı ile kadrolara ticari bir içerik kazandırılması, kadroların hastane açısından kazanılmış hak olarak nitelendirilmesinin planlamanın getiriliş amacına aykırı olduğu, sağlık emek sürecinin toplumun ihtiyaçları doğrultusunda yeniden örgütlenmesinin gerekliliğinin değil kadroların ticari bir görünümle rant haline getirilmesine olanak sağlayan düzenlemenin bu nedenle iptalinin istendiği, hizmet gereksinimlerine göre belirlenmesi gereken kadronun, hastaneye özgülenmiş bir hak olarak tanınmasının, planlama kapsamındaki ünite ve merkezlerinin devri başlığında kadro satışına izin verilmesinin, sağlık alanında sanal bir piyasaya yol açtığı, sağlık alanının üzerinde rekabet edilebilir bir ticari meta haline dönüştürülmesinin engellenmesi ve bu yolla kamu sağlığının korunmasının sosyal devlet olmanın gereklerinden olduğu;
Yönetmeliğin Ek 5. maddesinin (e) bendinin (5) numaralı alt bendinde yapılan değişiklikle, özel hastane kadrosunda çalışan tabip ve uzman tabiplerin, hastanedeki çalışma saatleri dışında 1219 sayılı Kanun'un 12. maddesine uygun olmak kaydıyla kurumsal sözleşme yapılarak bir özel hastane veya tıp merkezinde daha çalıştırılabileceğinin düzenlendiği, sözleşmeye çalışacak olan doktorun muvafakat göstermesi gerektiğinin belirtildiği, hekimin çalışma hakkını Yasaya aykırı biçimde sınırlandıran bu değişikliğin hekimin kendi emek gücünü belirleme iradesini de ortadan kaldırdığı; Yönetmelik niteliğinde bir düzenleme ile hekimlere 1219 sayılı Kanun ile tanınan hakkın sınırlandırılması, çalışma yasağı getirilmesinin mümkün olmadığı, Anayasa'nın 13. maddesinin temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın ancak kanunla sınırlanabileceğini düzenlemekte olduğu, çalışma hakkı ve hürriyetinin de, Anayasa'nın 49. maddesinde ve konuya ilişkin uluslararası düzenlemelerde temel hak ve hürriyetlerden biri olarak sayıldığı, bu nedenle alana ilişkin düzenlemelerin çalışma hakkının özünü zedelemeksizin kanunla yapılmasının hukuk devleti olmanın gereği olduğu, Yönetmeliğin Ek 5. maddesinin (e) bendinin (1) numaralı alt bendinde "Özel hastanelerde çalışan tabip ve diş tabipleri, 1219 sayılı Kanunun 12 nci maddesine uygun olmak kaydıyla bulunduğu ilde planlama kapsamındaki birden daha fazla özel sağlık kuruluşunda çalışabilir. Diğer sağlık çalışanları ise planlama kapsamındaki en fazla bir özel sağlık kuruluşunda daha çalışabilir." şeklinde düzenleme bulunduğu, 1219 sayılı Kanun'un 12. maddesine uygun olmak şartıyla hekimlerin birden çok özel sağlık kuruluşunda çalışma izni ile dava konusu değişikliğin birbiri ile çelişkili olduğu, öte yandan özel hastane kadrosunda çalışan hekimin bir özel hastane veya tıp merkezinde daha çalışabilmesinin hekimin iradesine değil çalıştığı hastanenin işverenin bir başka sağlık kuruluşunda çalışmasını istemesine bağlı kılınmasının da hukuka aykırı olduğu, bu düzenleme ile hekimin iradesinin yok sayıldığı, özel hastane sahibi zincir hastane veya anlaşmalı olduğu bir başka sağlık kuruluşu ile anlaşarak, hekimin ikinci yerde çalışmasını zorunlu kıldığı, hekimden muvafakat istenmesinin bu gerçeği değiştirmediği; çalışma zorunluluğu bulunan, işten atılma tehdidi altındaki hekimin kurumsal sözleşmeye muvafakat vermemesinin olanaklı olmayacağı, ayrıca birden çok yerde çalışmanın, hekimin çalışma özgürlüğünün artacağı ve "daha fazla kâr" edeceği öngörüsü ile cazip kılınmaya çalışılsa da bugüne kadar yaşanan gerçekler hekimlerin daha çok çalışma ve sorumluluk almak zorunda bırakılması, hastaların nitelikli sağlık hizmetine erişiminin zorlanması şeklinde olduğu, birden çok yerde çalışmanın, toplum yararı, sağlık hakkı, bilimsel gerekçeler ve hekimin özlük hakları göz önüne alınmadan büyük ölçüde ticari kaygılara ve çıkara dayalı olarak kurumsal sözleşme öncelenerek ortaya konulduğu, bir hak olmaktan çok baskı aracı durumunda uygulandığı düzenlemenin hukukun genel ilkelerine, üst hukuk normlarına aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesi’nce E:2017/1071 esas sayılı dosyada 31/10/2017 tarihinde verilen kararla, taslak hakkında Kişisel Verileri Koruma Kurumundan görüş alınmamış olması sebebiyle hükmün yürütmesinin durdurulmasına karar verildiğinden Anayasa’nın 2., 138. ve 2577 sayılı Kanun’un 28. maddeleri gereğince yargı kararının uygulanmasını sağlamak üzere, anılan Kuruldan görüş alınarak ve yine Kurul tarafından önerilen metin aynen benimsenerek, Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 49. maddesinin 4. fıkrasının, “Özel hastaneler tarafından kayıt altına alınan kişisel sağlık verileri, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve ikincil düzenlemelere uygun bir şekilde Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde merkezi sağlık veri sistemine aktarılır ve işlenir. Bakanlık tarafından kurulan kayıt ve bildirim sistemine ve Bakanlıkça yapılacak diğer iş ve işlemlere esas olmak üzere, istenilen bilgi ve belgelerin Bakanlığa gönderilmesi zorunludur.” şeklinde düzenlendiği, Yönetmelik hükmünün atıfta bulunduğu 6698 sayılı Kanun'un Anayasa uygunluk denetiminde Anayasa Mahkemesinin, bu Kanun hükümlerini 108 sayılı Sözleşme’yi de dikkate alarak incelediği ve Kanun’un 6. maddesinin 3. fıkrasının, “Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir.” hükmünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine karar verdiği, dava konusu hükmün, kişisel sağlık verilerinin merkezi sağlık veri sistemine aktarılması ve işlenmesi hususunda, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve ayrıca bu Kanun'un 6. maddesinin 4. fıkrası ve Anayasa Mahkemesi kararı kapsamında, “Kurul tarafından alınacak yeterli önlemler uygulanmak üzere” Kurul tarafından yapılan ikincil düzenlemelere uygunluğunu açıkça öngördüğü;
- maddenin 1. fıkrasında davaya konu Yönetmelikle yapılan değişikliğin, “Özel hastanelerin bu Yönetmelik kapsamındaki kişilere devri halinde;” ibaresinden ibaret olduğu, dolayısıyla bu davada, son değişikliğin, 21/3/2014 tarih ve 28948 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yönetmelikle yapılan fıkrada, anılan ibare haricindeki düzenlemelerin ve bu bağlamda, “devir halinde aranılan belgelerin eksik olup olmadığının” tartışılmasına süreaşımı sebebiyle hukuken imkân bulunmadığı, aktif olarak faaliyet göstermeyen özel hastanelerin devrine imkân verilmesinin, atıl durumda olan özel hastanelerin ekonomiye kazandırılması demek olduğu, Bakanlık açısından bu durumun, 3359 sayılı Kanun'un 3. maddesinin (b) bendinin, “… kamu ve özel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinde kaynak israfı ve atıl kapasiteye yol açılmaksızın...” hükmüyle yüklenen ödevin hayata geçirilmesi olduğu, özel hastanelerin aynı zamanda ekonomik işletme oldukları gözetildiğinde faaliyette olmayan işletmelerin faaliyete geçmelerinin, çalışmak isteyenlere istihdam imkânı vereceği ve aynı zamanda evvelce bu işletmelerde çalışanların var ise hak ve alacaklarına kavuşmalarını temin edeceği, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 6. maddesi ile devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçeceği, devralan işverenin, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlü olduğu, devreden veya devralan işverenin, iş sözleşmesini sırf işyerinin veya işyerinin bir bölümünün devrinden dolayı feshedemeyeceği ve devrin işçi yönünden fesih için haklı sebep oluşturmayacağının düzenlendiği ve aynı Kanun ve ilgili diğer mevzuatta devir işçi alacaklarını sona erdiren bir sebep kabul edilmediği, dolayısıyla iş hukukunun konusunu oluşturan ve ilgili kanun hükümleriyle zaten güvence altına hususların her bir işletmenin devri bazında tek tek ayrıca düzenlenmesinin doğru ve yerinde olmayacağı, esasen bir işletme veya ticari işletme olarak özel hastanenin devrinin sözleşme hürriyeti kapsamında Türk Ticaret Kanunu ile Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde devreden ve devralanın karşılıklı ve birbirine uygun iradeleri ile tekemmül eden hukukî muamele olduğu işletmenin aktif olup olmamasının da yine tarafları alâkadar eden sözleşme koşullarıyla ilgili bir husus olduğu;
Yönetmeliğin Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendinde, “Özel hastaneler ve tıp merkezleri; Bakanlığın izni ve planlamalarına uygun olmak kaydıyla toplam uzman hekim kadrosundan 33’ün üstünde olanları aynı il içerisinde özel hastaneler veya tıp merkezlerine devredebilir.” hükmü mevcut iken, değişikliğe dair Yönetmeliğin 9. maddesi ile bu bent, “Özel hastaneler Bakanlığın izni ile planlama kapsamındaki ünite ve merkezleri ilgili mevzuatına uygun olmak kaydıyla başka özel hastaneye devredebilir. Ancak, il dışına ve birden fazla sağlık hizmet bölgesi olan illerde bölge dışına ünite ve merkez devri, Bakanlık planlamalarına uygun bulunması halinde yapılabilir. Planlama kapsamındaki ünite ve merkezlerin devrinde, devre konu edilen ünite ve merkezlerin Bakanlıkça belirlenen asgari tıbbi cihazları ve asgari uzman hekim kadroları birlikte devredilir. Devreden özel hastane bünyesinde kalan tıbbi cihaz ve uzman hekim kadroları bu hastaneye ünite ve merkez kurma hakkı vermez. Devir işlemi gerçekleştikten sonra devreden hastanenin faaliyet izin belgesinden özellikli ünite ve merkezler çıkarılır. Bu fıkra kapsamında özel hastaneye devredilen ünite ve merkezler başka bir özel hastaneye devredilemez. Devir alınan planlama kapsamındaki ünite ve merkezler en geç 2 yıl içerisinde faaliyete başlamak zorundadır.” şeklinde değiştirildiği, Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında sağlığa ayrılan kaynakların rasyonel kullanılması ve atıl kapasite yaratılmaması amacıyla ülkemizin coğrafi yapısı ve nüfus dağılımı, nüfusun sağlık merkezine uzaklıkları, bölgenin ulaşım kriterleri ve mevcut sağlık envanterleri dikkate alınarak bölgesel planlanma çalışmalarının başlatıldığı, bu anlayış çerçevesinde 29 Sağlık Hizmet Bölgesinin oluşturulduğu, bölge merkezli sağlık planlamasında, nüfus yoğunluğu, sosyo-ekonomik yapı, kentleşme ve sanayileşme, ulaşım alt yapısı, sağlık hizmeti sunumunun kalitesi ve kapasitesi gibi temel göstergeler baz alınarak bölge sağlık merkezi statüsünü üstlenebilecek illerin sağlık bölgesinin merkez ili olarak saptandığı, sağlık bölge merkezi olarak belirlenen illerden ileri seviyede sağlık hizmeti almak üzere alt bölge merkezi iller ve sağlık hizmeti sunumu bakımından bu illere bağlı güçlendirilmiş ilçelerin tespit edildiği; toplam ve merkez nüfusu ile sosyo-ekonomik yapılanması bakımından ikinci basamak yataklı tedavi kurumu planlanması rantabl olmayan küçük ilçelerin ise sağlık bölgesi yapılanması içerisinde güçlendirilmiş ilçelere bağlandığı, ayrıca, ülke genelinde tesis ve donanım bakımından ileri teknoloji ve yüksek maliyet gerektiren, alanında uzmanlaşmış nitelikli sağlık insan gücü gerektiren özellikli sağlık hizmetlerinin (kemik iliği, organ nakli merkezleri, robotik cerrahi sistemleri, cyberknife, mikrocerrahi uygulamaları vb.) planlanması kapsamında 10 üst bölge merkezinin belirlendiği, sağlık hizmet sunumunda kurumların üstlenecekleri rollerin, bölge merkezli sağlık yapılanması anlayışı içerisinde, Sağlık Bakanlığı, üniversite, kamuya ait diğer yataklı sağlık tesisleri ve özel sektöre ait sağlık kuruluşları ile birlikte bir bütün olarak değerlendirilerek belirlendiği, Sağlık Bakanlığı ve diğer sağlık hizmeti sunanların yatak, klinik, tıbbî teknoloji, uzman tabip ve diğer sağlık insan gücü bakımından sağlık hizmet kapasitesine ilişkin mevcut durum tespiti yapıldığı, özel sektöre ait mevcut sağlık tesisleri için izin verilecek ilave kapasite ve yeni yatırımlar için azami kapasitenin, mevcut durum tespitine ve yapılan nihai planlamalara göre belirlendiği ve yatırım planlamalarının sağlık insan gücü planlaması ile birlikte yürütüldüğü, Bakanlıkça asıl olarak bölge merkezli sağlık planlamasının yapıldığı ve planlamada kamu ve özel sektör ayrımına gidilmediği gibi, ileri teknoloji ve yüksek maliyet ve alanında uzmanlaşmış nitelikli sağlık insan gücü gerektiren özellikli sağlık hizmetlerinin (kemik iliği, organ nakli merkezleri, robotik cerrahi sistemleri, cyberknife, mikrocerrahi uygulamaları vb.) planlanmasının bütüncül bir yaklaşımla yapıldığı, davaya konu hükümle bu çerçevede özel hastanelerin planlama kapsamındaki ünite ve merkezlerini il içerisinde başka özel hastaneye devrine ilgili mevzuatına uygun olmak kaydıyla Bakanlıkça izin verilebileceğinin öngörüldüğü, hükümde, “Planlama kapsamındaki ünite ve merkezlerin devrinde, devre konu edilen ünite ve merkezlerin Bakanlıkça belirlenen asgari tıbbi cihazları ve asgari uzman hekim kadroları birlikte devredilir.” denilir iken de özellikli sağlık hizmetlerini sunma yetkinliğine sahip olan alanında uzmanlaşmış nitelikli sağlık insan gücünün de birlikte devri aynı yaklaşımın sonucunda getirildiği, bu düzenlemelerin dava dilekçesinde yer alan iddialarla alâkasının olmadığı, değişiklikten önce sadece hekim kadrolarının devri mümkün iken bu durumun devreden sağlık tesisinde kadrosu devredilen hekimin görev aldığı ünite ve merkezlerdeki tıbbî cihaz ve donanımların atıl hale gelmesine ve kaynak israfına neden olduğu anlaşıldığından ünite ve merkezlerin Bakanlıkça belirlenen asgari tıbbi cihazları ve asgarî uzman hekim kadroları ile birlikte devredilmesi kural altına alınarak atıl kapasiteye mahal verilmediği;
Yönetmeliğin Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin 5. alt bendindeki, “diğer özel hastane veya tıp merkezlerinde” ibaresinin “bir özel hastane veya tıp merkezinde daha” ibaresi ile değiştirildiği, davaya konu Yönetmelikle yapılan değişiklik bu ibareyle sınırlı olduğundan, davacının bu ibare dışındaki hususlardan hareketle yargısal denetimin kapsamı genişletmesine imkân bulunmadığı, kurumsal çalışmanın, davaya konu Yönetmelikle düzenlenmiş bir husus olmayıp daha önceki Yönetmeliklerle öngörüldüğü, davacının iddialarının da davaya konu ibare ile ilgili olmayıp kurumsal sözleşme yoluyla çalışma/çalıştırmaya ilişkin olduğu, 28/09/2019 tarii ve 30902 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 5. maddesi ile Yönetmeliğin ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin (5) numaralı alt bendinin, “Özel Sağlık Kuruluşlarında çalışan tabip/uzman tabipler, 1219 sayılı Kanunun 12 nci maddesine uygun olmak kaydıyla, çalıştıkları sağlık kuruluşundaki çalışma saatleri dışında başka bir özel hastanenin acil servis, klinik servis ve ünitelerinde nöbet tutabilir. Bu tabiplerin nöbet listesi aylık olarak düzenlenir ve Müdürlükçe onaylanır. Muayenehaneler hariç planlama kapsamındaki özel sağlık kuruluşlarında çalışan tabip ve diş tabipleri, Bakanlığın istihdam planlamaları gereğince, 1219 sayılı Kanun'un 12 nci maddesine uygun olmak kaydıyla kadrolu çalıştığı özel sağlık kuruluşu dışında planlama kapsamındaki iki özel sağlık kuruluşunda daha çalışabilir. Bu kuruluşlardan bir tanesi kadrolu çalıştığı il dışındaki planlama kapsamındaki bir özel sağlık kuruluşu da olabilir.” şeklinde değiştirildiği, 1219 sayılı Kanun'un 12. maddesine uygun olarak Bakanlığın istihdam planlamaları çerçevesinde hekimlerin birden fazla yerde çalışma kurallarının yeniden düzenlendiği ve hekimlerin lehine olan bu düzenlemenin kapsamının yine hekimlerin lehine olacak şekilde genişletildiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava; 27/03/2002 tarihli, 24708 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliğinin, 31/05/2019 tarihli, 30790 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle değişik 49. maddesinin 4. fıkrasının Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendinin, Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin 5 numaralı alt bendinin hukuka aykırılıkları, 69. maddesinin 1. fıkrasının ise noksan düzenleme nedeniyle iptali istemiyle açılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 56. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu; 3. fıkrasında, Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği; 4. fıkrasında da, Devletin, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği öngörülmüştür.
Anayasanın 124. maddesine göre de Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3. maddesinin a) fıkrasındaki, sağlık kurum ve kuruluşlarının yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak plânlanacağı, koordine edileceği, mali yönden destekleneceği ve geliştirileceği; 9. maddesinin (c) fıkrasındaki, bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel kıstaslarının belirlenmesinin, sağlık kurum ve kuruluşlarının sınıflandırılmasının ve sınıflarının değiştirilmesinin, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarının, sağlık hizmet zinciri oluşturulmasının, hizmet içi eğitim usul ve esasları ile sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususların Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği; sağlık hizmeti sunumu ile ilgili tüm iş ve işlemlerin Sağlık Bakanlığınca denetlenmesini düzenleyen Ek 11. maddesindeki kurallarına dayanılarak 27/03/2002 tarihli, 24708 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliği (Ana Yönetmelik) çıkarılmıştır.
Ana Yönetmeliğin 49. maddesinin 4. fıkrası incelendiğinde:
Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 49. maddesinin 4. fıkrasının ilk şeklinde; "Kanunun 3 üncü maddesi uyarınca Bakanlık tarafından kurulacak kayıt ve bildirim sistemine ve Bakanlıkça yapılacak diğer iş ve işlemlere esas olmak üzere, istenilen bilgi ve belgelerin Bakanlığa gönderilmesi zorunludur." kuralı yer almaktaydı.
Bu kural, 22/03/2017 tarihli, 30015 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmeliğin 26. maddesi ile değiştirilmiş ve anılan fıkra "Özel hastaneler tarafından kayıt altına alınan kişisel sağlık verileri, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununa uygun bir şekilde işlenir ve Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun bir şekilde merkezi sağlık veri sistemine aktarılır. Bakanlık tarafından kurulan kayıt ve bildirim sistemine ve Bakanlıkça yapılacak diğer iş ve işlemlere esas olmak üzere, istenilen bilgi ve belgelerin Bakanlığa gönderilmesi zorunludur." şeklinde düzenlenmiştir.
22/03/2017 tarihli, 30015 sayılı Yönetmelik değişikliğinin iptali istemiyle açılan davada Danıştay Onbeşinci Dairesinin 31/10/2017 tarihli, E:2014/1071 sayılı kararıyla yürütmenin durdurulduğu ve kararın gerekçesinde; 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na göre sağlık gibi özel nitelikli verilerin işlenmesinde uyulacak önlemleri belirlemekle yetkili olan Kişisel Verileri Koruma Kurulu oluşturulmadan, adı geçen Kurul tarafından bu alana ilişkin yeterli önlemler belirlenmeden ve mevzuat taslağı hakkında Kurul görüşü alınmadan işlem tesis edildiğinin belirtildiği, davalı idare tarafından yargı kararının uygulanması amacıyla anılan Kuruldan görüş alınıp önerilen metin aynen benimsenerek değişikliğe gidildiği yolunda açıklama yapılmıştır.
Davaya konu edilen değişiklik sonucunda ana Yönetmeliğin 49. maddesinin 4. fıkrası “Özel hastaneler tarafından kayıt altına alınan kişisel sağlık verileri, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve ikincil düzenlemelere uygun bir şekilde Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde merkezi sağlık veri sistemine aktarılır ve işlenir. Bakanlık tarafından kurulan kayıt ve bildirim sistemine ve Bakanlıkça yapılacak diğer iş ve işlemlere esas olmak üzere, istenilen bilgi ve belgelerin Bakanlığa gönderilmesi zorunludur.” şeklinde düzenlenmiştir.
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 6. maddesinin 1. fıkrasında kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel verileri olarak gösterilmiş; 3. fıkrasında da, 1. fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceği, Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceği öngörülmüştür. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 6. maddesinin 3. fıkrasının da içerisinde yer aldığı muhtelif maddelerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesinin 28/09/2017 tarihli, E:2016/125, K:2017/143 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Anayasa Mahkemesi kararının 6698 sayılı Kanunun 6. maddesinin 3. fıkrasına yönelik gerekçesinde; kanun koyucunun söz konusu kuralla, halk sağlığının korunması ve geliştirilmesi, hastalık risklerinin azaltılması ve önlenmesi suretiyle kamu sağlığının korunmasını; sağlık hizmetleri ile bu hizmetlerin finansmanının planlanması ve yönetimi suretiyle teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerinin yürütülmesi, eğitim ve araştırma faaliyetlerinin geliştirilmesi, insan gücü ve maddi kaynaklarda tasarruf sağlanması ve verimin artırılmasını amaçladığı, dolayısıyla Anayasada devlete verilen görevlerin gereği olarak kişilerin sağlıklı bir şekilde yaşam sürdürmeleri için genel sağlığın korunması amacıyla düzenlenen kuralın demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken tedbirler kapsamında kaldığı, ilgilinin kişisel verilerinin açık rızası olmaksızın kamu yararı amacıyla işlenebileceği hâllerin kapsam, amaç ve sınırların kanunda açıkça yer alması ve maddenin (4) numaralı fıkrasında belirtildiği gibi özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınacağı dikkate alındığında söz konusu kuralın belirsiz olduğunun söylenemeyeceği belirtilmiştir.
Ayrıca, davaya konu edilen Yönetmelik değişikliğinden sonra, Sağlık Bakanlığı tarafından kişisel sağlık verisi işleyen özel hukuk gerçek ve tüzel kişileri ile kamu hukuku tüzel kişilerinin, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülmekte olan süreç ve uygulamalara ilişkin faaliyetlerini kapsayan Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelik taslağına ilişkin Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 22. maddesinin 1. fıkrasının h) bendi uyarınca görüşünü bildirdiği Yönetmelik 21.06.2019 tarihli, 30808 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş, önceki düzenleme olan ve Danıştay Onbeşinci Dairesinin 06/07/2017 tarihli, E:2016/10500 sayılı kararıyla yürütmesi durdurulan 20/10/2016 tarihli, 29863 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kişisel Sağlık Verilerinin İşlenmesi ve Mahremiyetinin Sağlanması Hakkında Yönetmelik ise yürürlükten kaldırılmıştır.
Kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından işlenmesi, kişilerin sağlıklı bir şekilde yaşam sürdürmeleri için genel sağlığın korunması amaçlayan ve buna uygun ve orantılı şekilde kullanılmasını sağlayacak güvencelere yer veren ve anayasa yargısının denetiminde de geçen yasal düzenlemenin özel hastaneler konusunda hayata geçirilmesine dönük olarak; yargı kararı gereğince Yönetmelik taslağı için Kişisel Verileri Koruma Kurulundan alınan görüş doğrultusunda Yönetmelikteki düzenlemenin yapılması, anılan Kurul tarafından belirlenen/belirlenecek ilke ve kurallara uyulması, önlemlerin alınması ve ikincil düzenlemelere uygun şekilde Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde özel hastaneler tarafından kayıt altına alınan kişisel sağlık verilerinin merkezi sağlık veri sistemine aktarılması ve işlenmesini, bu amaçla istenilen bilgi ve belgelerin Bakanlığa gönderilmesini öngören dava konusu düzenleme hukuka aykırılık görülmemiştir.
Ana Yönetmeliğin Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendi incelendiğinde:
Özel Hastaneler Yönetmeliğinin Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendinde 21/03/2014 tarihli, 30015 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan değişiklikle “Özel hastaneler Bakanlığın izni ile; planlama kapsamındaki ünite ve merkezleri ilgili mevzuatına uygun olmak kaydıyla başka özel hastaneye devredebilir veya özel hastaneler kendi aralarında veya tıp merkezleri ile karşılıklı kadro değişimi yapabilir. Ancak, il dışına ünite ve merkez devri ile karşılıklı kadro değişimi, Bakanlık planlamalarına uygun bulunması halinde yapılabilir.” şeklinde düzenleme yapılmıştı.
"Özel hastaneler Bakanlığın izni ile planlama kapsamındaki ünite ve merkezleri ilgili mevzuatına uygun olmak kaydıyla başka özel hastaneye devredebilir. Ancak, il dışına ve birden fazla sağlık hizmet bölgesi olan illerde bölge dışına ünite ve merkez devri, Bakanlık planlamalarına uygun bulunması halinde yapılabilir. Planlama kapsamındaki ünite ve merkezlerin devrinde, devre konu edilen ünite ve merkezlerin Bakanlıkça belirlenen asgari tıbbi cihazları ve asgari uzman hekim kadroları birlikte devredilir. Devreden özel hastane bünyesinde kalan tıbbi cihaz ve uzman hekim kadroları bu hastaneye ünite ve merkez kurma hakkı vermez. Devir işlemi gerçekleştikten sonra devreden hastanenin faaliyet izin belgesinden özellikli ünite ve merkezler çıkarılır. Bu fıkra kapsamında özel hastaneye devredilen ünite ve merkezler başka bir özel hastaneye devredilemez. Devir alınan planlama kapsamındaki ünite ve merkezler en geç 2 yıl içerisinde faaliyete başlamak zorundadır.” kuralı dava konusu edilen Yönetmelikte yapılan değişiklikle getirilmiştir.
Dava dilekçesinde özel hastane bünyesindeki ünite ve merkezlerin devir işlemleri başlığı altında değişiklikle kadroların satımına olanak tanındığı, kadro planlamasının amacına uygun olmadığı, kadrolara ticari bir içerik kazandırılmasına yol açtığı ileri sürülürken davalı idare tarafından, özel hastaneler ve tıp merkezleri; Bakanlığın izni ve planlamalarına uygun olmak kaydıyla toplam uzman hekim kadrosundan 33’ün üstünde olanları aynı il içerisinde özel hastaneler veya tıp merkezlerine devredebilmesine ilişkin kural değiştirilerek davaya konu edilen kuralın getirildiği, değişiklikten önce sadece hekim kadrolarının devri mümkün iken bu durumun devreden sağlık tesisinde kadrosu devredilen hekimin görev aldığı ünite ve merkezlerdeki tıbbî cihaz ve donanımların atıl hale gelmesine ve kaynak israfına neden olduğu anlaşıldığından ünite ve merkezlerin Bakanlıkça belirlenen asgari tıbbi cihazları ve asgari uzman hekim kadroları ile birlikte devredilmesi kural altına alınarak atıl kapasiteye mahal verilmesinin amaçlandığı savunulmaktadır.
Kalite ve verimliliği artırmak amacıyla Bakanlıkça, Yönetmeliğin Ek-4. maddesindeki; Bakanlıkça faaliyetine ihtiyaç duyulan sağlık kurum ve kuruluşları ile bunlara ait sağlık insan gücü, tıbbi hizmet birimleri ve nitelikleri ile teknoloji yoğunluklu tıbbi cihaz dağılımı alanlarında kamu ve özel sektörü kapsayacak şekilde yapılan planlamadan istisna olarak ruhsatlı hastanelere izin verilebilecek haller kapsamında; devreden sağlık tesisinde kadrosu devredilen hekimin görev aldığı ünite ve merkezlerdeki tıbbî cihaz ve donanımların atıl hale gelmesine ve kaynak israfına neden olduğunun tespiti üzerine belirlenen asgari tıbbi cihazları ve asgari uzman hekim kadroları ile birlikte devredilmesini öngören ve tekrar tekrar devrin uygulamada yaratacağı sorunlar dikkate alınarak tesis edilen dava konusu düzenleme davalı idareye yasayla verilen planlama yükümlülüğü ve sağlık hizmeti gereklerine aykırılık görülmemiştir.
Ana Yönetmeliğin Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin 5 numaralı alt bendinde değiştirilen ibare yönünden incelendiğinde:
Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair 22/03/2017 tarihli, 30015 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmeliğin 36. maddesiyle değişik şeklinde; “Özel Sağlık Kuruluşlarında çalışan tabip/uzman tabipler, 1219 sayılı Kanunun 12 nci maddesine uygun olmak kaydıyla, çalıştıkları sağlık kuruluşundaki çalışma saatleri dışında başka bir özel hastanenin acil servis, klinik servis ve ünitelerinde nöbet tutabilir. Bu tabiplerin nöbet listesi aylık olarak düzenlenir ve Müdürlükçe onaylanır. Özel hastane kadrosunda çalışan tabip ve uzman tabipler, hastanedeki çalışma saatleri dışında 1219 sayılı Kanunun 12 nci maddesine uygun olmak kaydıyla kurumsal sözleşme yapılarak diğer özel hastane veya tıp merkezlerinde çalıştırılabilir. Ancak, bu durumda tabip ve uzman tabiplerin muvafakatinin alınması zorunludur. Sözleşme Müdürlüğe bildirilir ve ilgili tabip ve uzman tabiplere çalışma belgesi düzenlenir. Özel hastanenin kadrosunda çalışan sözleşmeye konu tabip ve uzman tabiplerin kadrodan ayrılmaları halinde sözleşme sona erer.” kuralında yer alan yukarıda altı çizilen "diğer özel hastane veya tıp merkezlerinde" ibaresi dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesiyle; "bir özel hastane veya tıp merkezinde daha" şeklinde değiştirilmiştir.
Uyuşmazlığa konu alt bent 3 ay sonra 28/09/2019 tarihli, 30902 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan değişiklikle (Danıştay Onuncu Dairesinin 2019/12197 esasında davacı tarafından iptali istenilmiştir.); "Özel Sağlık Kuruluşlarında çalışan tabip/uzman tabipler, 1219 sayılı Kanunun 12 nci maddesine uygun olmak kaydıyla, çalıştıkları sağlık kuruluşundaki çalışma saatleri dışında başka bir özel hastanenin acil servis, klinik servis ve ünitelerinde nöbet tutabilir. Bu tabiplerin nöbet listesi aylık olarak düzenlenir ve Müdürlükçe onaylanır. Muayenehaneler hariç planlama kapsamındaki özel sağlık kuruluşlarında çalışan tabip ve diş tabipleri, Bakanlığın istihdam planlamaları gereğince, 1219 sayılı Kanunun 12 nci maddesine uygun olmak kaydıyla kadrolu çalıştığı özel sağlık kuruluşu dışında planlama kapsamındaki iki özel sağlık kuruluşunda daha çalışabilir. Bu kuruluşlardan bir tanesi kadrolu çalıştığı il dışındaki planlama kapsamındaki bir özel sağlık kuruluşu da olabilir.” şeklinde yeniden düzenlenmiş, nöbet dışında farklılaşan kısmın altı çizilmiştir.
Dava konusu edilen ibareyi içeren ibareyi içeren Ek-5. maddenin 1. fıkrasının e) bendinin 5 numaralı alt bendinde değişikliğe gidilmiş ve nöbet dışındaki kısmı yeniden düzenlendiği, 3 ay sonra düzenlenen halinin dava konusu edilmesi karşısında bu dava kapsamında incelenmesinde hukuki yarar bulunmadığı, görülen davanın bu yönden konusuz kalmıştır. Diğer taraftan dava dilekçesindeki yönetmelik düzenlemesinin hekimin iradesine değil çalıştığı hastanenin işverenin bir başka sağlık kuruluşunda çalışmasını istemesine bağlı kılınmasının çalışma özgürlüğüne aykırı olduğu iddiasının ibarenin iptal istemi kapsamında değil bendin tümüne ilişkin iptal istemi içerisinde incelenip değerlendirilmesi mümkündür.
Ana Yönetmeliğin 69. maddesinin 1. fıkrası eksik düzenleme yönünden incelendiğinde:
Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 69. maddesinin 1. fıkrasındaki, "Her ne sebeple olursa olsun devir talep tarihi itibariyle aktif olarak faaliyet göstermeyen özel hastaneler devredilemez. Faaliyette olan hastanenin devri halinde;" ibaresi "Özel hastanelerin bu Yönetmelik kapsamındaki kişilere devri halinde;" şeklinde değiştirilmiştir.
Dava dilekçesinde; değişiklikle sermaye sahiplerine parasal kaynak yaratıldığı, ancak devir için aranacak şarlar arasında çalışanların haklarının ödendiğine dair bir koşul öngörülmediği; güncel ve birikmiş ücret alacağı olan çalışanların devirden olumsuz etkilenmesinin önüne geçilebilmesinin sosyal devlet olmanın gereği olduğu; kapanan sağlık kuruluşlarında çalışan tüm sağlık çalışanlarının yanı sıra hekimlerin de güncel ve geriye dönük emeklerinin karşılığı ücret alacaklarının gasp edildiği, emeklerinin karşılığını alamayan hekimlerin haklarını aramak için hukuksal yollara başvurmak zorunda bırakıldığı; iş sözleşmesi ile çalışanların SGK primlerinin ödenmemesi, kapanan sağlık işletmeleri nedeniyle hekimlerin alacaklarını tahsil edememesi ve kazanılmış haklarını kaybetmesinin söz konusu olduğu; hastanenin devrinde ücretli çalışanlar yönünden güvence sağlayan ibarenin olmamasının, çalışanların haklarının ödendiğine dair koşulun bulunmamasının Anayasal ilkeler ile onayladığımız Avrupa Sosyal Şartının güvencelerine aykırı olduğu, düzenlemenin bu yönlerden eksik olduğu ileri sürülerek iptal talebinde bulunulmaktadır.
Davalı idare savunmasında, aktif olarak faaliyet göstermeyen özel hastanelerin devrine imkân verilmesinin, atıl durumda olan özel hastanelerin ekonomiye kazandırılmasının amaçlandığı, 3359 sayılı Kanunun 3/b) maddesindeki kamu ve özel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinde kaynak israfı ve atıl kapasiteye yol açılmaksızın şeklinde davalı idareye yüklenen ödevin hayata geçirilmesinden ibaret olduğu; özel hastanelerin aynı zamanda ekonomik işletme oldukları, 4857 sayılı İş Kanununun 6. maddesi ile devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçeceği, devralan işverenin, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlü olduğu savunulmaktadır.
Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında sağlığa ayrılan kaynakların rasyonel kullanılması ve atıl kapasite yaratılmaması amacıyla 3359 sayılı Kanun uyarınca planlama çalışmaları yapıldığı, özel sektöre ait mevcut sağlık tesisleri için izin verilecek ilave kapasite ve yatırımlar için azami kapasitenin de bu kapsamda belirlendiği ve yatırım planlarının sağlık insan gücü planlaması ile birlikte yürütüldüğü davalı idarenin cevap dilekçelerinde açıklanmaktadır.
Sağlık insan gücü planlaması, özel sektör yönünden sadece kadro ya da kadrodışı gibi çalışmalar gibi alanlarda davalı idarenin görev ve sorumluluğunun bulunduğu şeklinde sınırlı yaklaşım, sağlık hizmetinin kamu-özel bütün sağlık kurum ve kuruluşları eliyle devamlılığının sağlanması açısından yeterli olarak kabul edilemez. Aynı zamanda sağlık çalışanlarının ekonomik ve sosyal haklarına ilişkin olarak pozitif ödev üstlenerek, denetim görevini, özellikle birleşme, devir, taşınmaz gibi aşamalarda yerine getirmek üzere çalışanlarına borçlu olmaması şeklinde şart getirmek suretiyle yerine getirmesi, sağlık hizmetlerinin devamlılığının bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum sosyal devlet olmanın bir gereğini de ifade etmekte olup, eksik düzenleme içerdiğinden bu yönden iptalini gerektirir.
Açıklanan nedenlerle, Özel Hastaneler Yönetmeliğinde 31/05/2019 tarihli, 30790 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle değişik 49. maddesinin 4. Fıkrası ile Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendi yönünden davanın reddine, Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin 5 numaralı alt bendinde yapılan değişiklik yönünden karar verilmesine yer olmadığına, 69. maddesinin 1. fıkrasının ise eksik düzenleme nedeniyle iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren, Danıştay Onuncu Dairesince, duruşma için önceden taraflara bildirilen 30/05/2023 tarihinde davacı vekili Av. ... ile davalı idareyi temsilen Huk. Müş. ...'ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Dava konusu maddelerin bir kısmının 28/09/2019 ve 25/03/2021 tarihli Resmi Gazete nüshalarında yayımlanan Yönetmelikler ile değiştirildiği, ancak bu değişikliklerin düzenlemelerin esasını etkilemediği, düzenlemelere aynı veya benzer şekilde yer verildiği anlaşıldığından, değişikliğe uğrayan, ancak aynı veya benzer şekilde yeniden düzenlenmiş bulunan bu düzenlemeler yönünden uyuşmazlığın konusuz kaldığından bahsedilemeyeceği sonucuna varılarak işin esasına geçildi:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
27/03/2002 tarihli ve 24708 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliğinin bazı maddelerinde, 31/05/2019 tarihli ve 30790 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile birtakım değişiklikler yapılması üzerine davacı tarafından bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
Anayasa’nın 56. maddesinde, Devletin; herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlardan yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği düzenlenmiştir.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 1. maddesinde, Kanunun amacının, sağlık hizmetleri ile ilgili temel esasları belirlemek olduğu; 2. maddesinde, Milli Savunma Bakanlığı hariç bütün kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzelkişileri ve gerçek kişileri kapsadığı; 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, sağlık kurum ve kuruluşlarının yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak plânlanacağı, koordine edileceği, mali yönden destekleneceği ve geliştirileceği; (c) bendinde, bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile sağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılmasının esas olduğu, sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinin bu esas içerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenleneceği; 9. maddesinin (c) bendinde, bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel, kıstaslarını belirlemeye, sağlık kurum ve kuruluşlarını sınıflandırmaya ve sınıflarının değiştirilmesine, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık hizmet zinciri oluşturulmasına, hizmet içi eğitim usul ve esasları ile sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususların Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle tespit edileceği hükme bağlanmıştır.
10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 355. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, her türlü koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini planlamak, teknik düzenleme yapmak, standartları belirlemek ve bu hizmetler ile sunucularını sınıflandırmak, bununla ilgili iş ve işlemleri yaptırmak; (c) bendinde, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere ait sağlık kurum ve kuruluşlarına izin vermek ve ruhsatlandırmak, bu izin ve ruhsatları gerektiğinde süreli veya süresiz iptal etmek; (k) bendinde, sağlık insan gücü planlaması yapmak, sayı ve nitelik olarak ihtiyaca uygun insan gücü yetiştirilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak; (l) bendinde ise, mevcut sağlık insan gücünü, kamu ve özel kurum ve kuruluşlar düzeyinde planlamak ve istihdamın bu plan çerçevesinde yürütülmesini denetlemek Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Aynı Kararname'nin 508. maddesi ile de Bakanlıklara görev, yetki ve sorumluluk alanına giren konularda idari düzenlemeler yapabilme yetkisi verilmiştir.
Anılan mevzuat hükümlerine dayanılarak; etkin, verimli ve kaliteli sağlık hizmeti sunulmasını sağlamak üzere, bütün özel hastanelerin tesis, hizmet ve personel standartlarının tespit edilmesine, sınıflandırılmasına, sınıflarının değiştirilmesine, amaca uygun olarak teşkilatlandırılmasına ve bunların açılmalarına, faaliyetlerine, kapanmalarına ve denetlenmelerine ilişkin usûl ve esasları düzenlemek amacıyla Özel Hastaneler Yönetmeliği hazırlanmış ve 27/03/2002 tarih ve 24708 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Anılan Yönetmeliğin "Sağlık kurum ve kuruluşlarının planlanması" başlıklı ek 4. maddesinin birinci fıkrasında, "Bakanlıkça aşağıdaki amaçlar doğrultusunda, faaliyetine ihtiyaç duyulan sağlık kurum ve kuruluşları ile bunlara ait sağlık insan gücü, tıbbi hizmet birimleri ve nitelikleri ile teknoloji yoğunluklu tıbbi cihaz dağılımı alanlarında kamu ve özel sektörü kapsayacak şekilde planlama yapılır:
a) Sağlık hizmetlerinin, demografik yapı ve epidemiyolojik özellikler de göz önünde bulundurulmak suretiyle kaliteli, hakkaniyete uygun ve verimli şekilde sunulması,
b) Sağlık kurum ve kuruluşlarının hizmet kapasiteleri, sağlık insan gücü ile çağdaş tıbbi bilgi ve teknolojinin ülke düzeyinde dengeli dağılımının sağlanması,
c) Koruyucu sağlık ve acil sağlık hizmetleri gibi işbirliği halinde hizmet sunumunun gerekli olduğu alanlarda uygun kapasitenin oluşturulması,
ç) Kaynak israfı ve atıl kapasiteye yol açılmaması." düzenlemesine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
A) Yönetmeliğin 49. maddesinin 4. fıkrasının incelenmesi :
27/03/2002 tarih ve 24708 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 49. maddesinin 4. fıkrasında, "Kanunun 3 üncü maddesi uyarınca Bakanlık tarafından kurulacak kayıt ve bildirim sistemine ve Bakanlıkça yapılacak diğer iş ve işlemlere esas olmak üzere, istenilen bilgi ve belgelerin Bakanlığa gönderilmesi zorunludur." hükmü yer almakta iken;
Anılan fıkra, 22/03/2017 tarih ve 30015 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 26. maddesi ile, "Özel hastaneler tarafından kayıt altına alınan kişisel sağlık verileri, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununa uygun bir şekilde işlenir ve Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun bir şekilde merkezi sağlık veri sistemine aktarılır. Bakanlık tarafından kurulan kayıt ve bildirim sistemine ve Bakanlıkça yapılacak diğer iş ve işlemlere esas olmak üzere, istenilen bilgi ve belgelerin Bakanlığa gönderilmesi zorunludur." şeklinde;
Dava konusu değişiklik ile de, "Özel hastaneler tarafından kayıt altına alınan kişisel sağlık verileri, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve ikincil düzenlemelere uygun bir şekilde Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde merkezi sağlık veri sistemine aktarılır ve işlenir. Bakanlık tarafından kurulan kayıt ve bildirim sistemine ve Bakanlıkça yapılacak diğer iş ve işlemlere esas olmak üzere, istenilen bilgi ve belgelerin Bakanlığa gönderilmesi zorunludur." şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
07/04/2016 tarih ve 29677 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulan genel gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, kişisel verilerin korunması konusunun pek çok sektörü ve kamu ya da özel kurumu ilgilendirmesi nedeniyle bir "çerçeve kanun" olarak hazırlanmıştır.
Bu Kanun'a duyulan ihtiyacı açıklayan genel gerekçede, Türk Ceza Kanunu'nun 135. ve devamı maddelerinde kişisel verilerin hukuka aykırı olarak elde edilmesi, kaydedilmesi veya ifşa edilmesi fiillerinin suç olarak düzenlendiği ve yaptırıma bağlandığı, ancak kişisel verilerin işlenmesine yönelik özel bir kanun bulunmaması sebebiyle, bu fiillerin ne zaman hukuka aykırı ne zaman hukuka uygun olduğunun belirlenmesinde tereddütler yaşandığı vurgulanmaktadır.
Ayrıca 2010 yılında Anayasa'nın 20. maddesinde yapılan düzenlemeyle kişisel verilerin korunması temel bir insan hakkı olarak güvence altına alınmış ve konuya ilişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceği öngörülmüştür.
Genel gerekçede, kişisel verilerin korunmasına yönelik bir kanunî düzenleme olmamasının uluslararası ilişkiler açısından da sorunlar yarattığı, EUROPOL, EUROJUST gibi Avrupa kurumları ile ilişkilerin sekteye uğradığı, sağlık kuruluşlarınca tutulan kişisel verilerin güvenliğinin sağlanmasında yeterli yasal önlem olmamasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince özel hayatın gizliliğine müdahale olarak kabul edildiği ve bu nedenle ihlal kararları verildiği belirtilmektedir. Yine genel gerekçede, bu Kanunun Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik süreci açısından da önemine dikkat çekilmekte, Türkiye'nin, Avrupa Konseyi tarafından tüm üye ülkelerde kişisel verilerin aynı standartlarda korunması ve sınır ötesi veri akışı ilkelerinin belirlenmesi amacıyla hazırlanan 108 sayılı "Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi"ne de 1981 yılından itibaren taraf olduğu ifade edilmektedir.
Bütün bu hususlardan anlaşılacağı üzere 6698 sayılı Kanun, kişisel verilerin korunması konusunda önemli bir yasal boşluğu doldurmak amacıyla kabul edilen çerçeve niteliğinde bir yasal düzenlemedir. Genel gerekçede yer verilen şu tespit Kanun ile oluşturulan Kişisel Verileri Koruma Kurulunun genel kontrol ve denetleme işlevlerine dikkat çekmesi bakımından önemlidir: "Ülkemizde kişisel verilerin işlenmesi sürecini kontrol edecek ve denetleyecek bir kurum bulunmamaktadır. Bunun bir sonucu olarak halen kişisel veriler yeterli düzenleme ve denetime tabi olmaksızın, birçok kişi veya kurum tarafından kullanılabilmekte ve bu durum bazı hak ihlallerinin yaşanmasına sebep olabilmektedir."
Bu bağlamda, 6698 sayılı Kanun'un 21. maddesi hükümlerine göre oluşturulan Kişisel Verileri Koruma Kurulunun görev ve yetkileri, aynı Kanun'un 22. maddesiyle belirlenmiştir. 22. maddenin 1. fıkrasının (h) bendinde, "Diğer kurum ve kuruluşlarca hazırlanan ve kişisel verilere ilişkin hüküm içeren mevzuat taslakları hakkında görüş bildirmek" hükmüne yer verilmiştir.
Anılan Kanun'un, "Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında, dava konusu Yönetmelikle düzenlenen, sağlık verilerinin de özel nitelikli kişisel veri olduğu belirtilmiş; maddenin 4. fıkrasında, "Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır." hükmü getirilmiştir.
Dava konusu fıkranın 22/03/2017 tarihli Yönetmelik ile değişik halinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle açılan davada, öncelikle Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 31/10/2017 tarih ve E:2017/1071 sayılı kararıyla, "6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na göre sağlık gibi özel nitelikli verilerin işlenmesinde uyulacak önlemleri belirlemekle yetkili olan Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından bu alana ilişkin yeterli önlemler belirlenmeden ve mevzuat taslağı hakkında Kurul görüşü alınmadan tesis olunan dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık bulunmadığı" gerekçesiyle anılan düzenlemenin yürütmesi durdurulmuş, devamında Danıştay Onuncu Dairesinin 29/12/2020 tarih ve E:2019/7049, K:2020/7089 sayılı kararıyla, aynı gerekçeyle anılan düzenlemenin iptaline karar verilmiş, bu karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca onanarak kesinleşmiştir.
Bakılan davada, davalı idare tarafından, savunma dilekçesinde, Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin anılan kararı üzerine, yargı kararının uygulanmasını sağlamak üzere, Kişisel Verileri Koruma Kurulundan görüş alınarak ve yine anılan Kurul tarafından önerilen metin aynen benimsenerek dava konusu değişikliğin yapıldığı belirtilmiş, Yönetmeliğin hazırlık aşamasına ilişkin Kişisel Verileri Koruma Kurulunun görüşü dosyaya sunulmamıştır.
Dairemizin 30/05/2023 tarihli ara kararıyla, davalı idareden, dava konusu Yönetmeliğin hazırlık aşamasında görüşleri alınmak üzere Kişisel Verileri Koruma Kuruluna gönderilen taslağın, bu Kurulun taslağa ilişkin görüşlerinin, bu görüşler sonrası düzenlenen nihaî taslağın yer aldığı evrâkın ve ilgili diğer bilgi ve belgelerin gönderilmesi istenilmiş, davalı idarece verilen ara kararı cevabının ekinde yer alan belgeler incelendiğinde de, Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı yazısıyla, Kişisel Verileri Korumu Kurumundan, söz konusu düzenlemenin 22/03/2017 tarihli Yönetmelik ile değişik haline yönelik Kurul görüşlerinin bildirilmesinin istenildiği, Kişisel Verileri Koruma Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla da, düzenlemenin "Özel hastaneler tarafından kayıt altına alınan kişisel sağlık verileri, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve ilgili ikincil düzenlemelere uygun bir şekilde Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde merkezi sağlık veri sistemine aktarılır ve işlenir. Bakanlık tarafından kurulan kayıt ve bildirim sistemine ve Bakanlıkça yapılacak diğer iş ve işlemlere esas olmak üzere, istenilen bilgi ve belgelerin Bakanlığa gönderilmesi zorunludur." şeklinde düzenlenmesinin yerinde olacağına karar verildiği, bu hususun da Kişisel Verileri Koruma Kurumunun ... tarih ve ... sayılı yazısıyla Sağlık Bakanlığına bildirildiği görülmüştür.
Buna göre, dava konusu değişikliğin, düzenlemenin daha önceki halinin iptali istemiyle açılan davada verilen yargı kararı doğrultusunda alınan Kişisel Verileri Koruma Kurulunun görüşüne uygun şekilde yapıldığı anlaşıldığından, anılan düzenlemede üst hukuk normlarına ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
B) Yönetmeliğin Ek 5. maddesinin 1. fıkrasında yapılan dava konusu değişikliklerin incelenmesi :
Dava konusu Yönetmeliğin "Özel hastanenin kalite ve verimliliğini artırmak amacıyla izin verilebilecek hususlar" başlıklı Ek 5. maddesinin 1. fıkrasında, "... e) Ayrıca;
- Özel hastanelerde çalışan tabip ve diş tabipleri, 1219 sayılı Kanunun 12 nci maddesine uygun olmak kaydıyla bulunduğu ilde planlama kapsamındaki birden daha fazla özel sağlık kuruluşunda çalışabilir. Diğer sağlık çalışanları ise planlama kapsamındaki en fazla bir özel sağlık kuruluşunda daha çalışabilir.
...
- Özel Sağlık Kuruluşlarında çalışan tabip/uzman tabipler, 1219 sayılı Kanunun 12 nci maddesine uygun olmak kaydıyla, çalıştıkları sağlık kuruluşundaki çalışma saatleri dışında başka bir özel hastanenin acil servis, klinik servis ve ünitelerinde nöbet tutabilir. Bu tabiplerin nöbet listesi aylık olarak düzenlenir ve Müdürlükçe onaylanır. Özel hastane kadrosunda çalışan tabip ve uzman tabipler, hastanedeki çalışma saatleri dışında 1219 sayılı Kanunun 12 nci maddesine uygun olmak kaydıyla kurumsal sözleşme yapılarak diğer özel hastane veya tıp merkezlerinde çalıştırılabilir. Ancak, bu durumda tabip ve uzman tabiplerin muvafakatinin alınması zorunludur. Sözleşme Müdürlüğe bildirilir ve ilgili tabip ve uzman tabiplere çalışma belgesi düzenlenir. Özel hastanenin kadrosunda çalışan sözleşmeye konu tabip ve uzman tabiplerin kadrodan ayrılmaları halinde sözleşme sona erer. ...
m) Özel hastaneler Bakanlığın izni ile; planlama kapsamındaki ünite ve merkezleri ilgili mevzuatına uygun olmak kaydıyla başka özel hastaneye devredebilir veya özel hastaneler kendi aralarında veya tıp merkezleri ile karşılıklı kadro değişimi yapabilir. Ancak, il dışına ünite ve merkez devri ile karşılıklı kadro değişimi, Bakanlık planlamalarına uygun bulunması halinde yapılabilir. ..." hükmü yer almakta iken; 31/05/2019 tarihli ve 30790 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yönetmeliğin 9. maddesi ile, Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı fıkranın (e) bendinin (5) numaralı alt bendindeki “diğer özel hastane veya tıp merkezlerinde” ibaresi “bir özel hastane veya tıp merkezinde daha” şeklinde değiştirilmiştir;
“m) Özel hastaneler Bakanlığın izni ile planlama kapsamındaki ünite ve merkezleri ilgili mevzuatına uygun olmak kaydıyla başka özel hastaneye devredebilir. Ancak, il dışına ve birden fazla sağlık hizmet bölgesi olan illerde bölge dışına ünite ve merkez devri, Bakanlık planlamalarına uygun bulunması halinde yapılabilir. Planlama kapsamındaki ünite ve merkezlerin devrinde, devre konu edilen ünite ve merkezlerin Bakanlıkça belirlenen asgari tıbbi cihazları ve asgari uzman hekim kadroları birlikte devredilir. Devreden özel hastane bünyesinde kalan tıbbi cihaz ve uzman hekim kadroları bu hastaneye ünite ve merkez kurma hakkı vermez. Devir işlemi gerçekleştikten sonra devreden hastanenin faaliyet izin belgesinden özellikli ünite ve merkezler çıkarılır. Bu fıkra kapsamında özel hastaneye devredilen ünite ve merkezler başka bir özel hastaneye devredilemez. Devir alınan planlama kapsamındaki ünite ve merkezler en geç 2 yıl içerisinde faaliyete başlamak zorundadır.”
- (e) bendinin (5) numaralı alt bendi :
1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 12. maddesi 2. fıkrasında, "Tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar; 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 28 inci maddesi, 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun ek 27 nci maddesi, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 36 ncı maddesi ile 17/11/1983 tarihli ve 2955 sayılı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun 32 nci maddesi saklı kalmak kaydıyla, aşağıdaki sağlık kurum ve kuruluşlarında mesleklerini icra edebilir:
a) Kamu kurum ve kuruluşları.
b) Sosyal Güvenlik Kurumu ve kamu kurumları ile sözleşmeli çalışan özel sağlık kurum ve kuruluşları, Sosyal Güvenlik Kurumu ve kamu kurumları ile sözleşmeli çalışan vakıf üniversiteleri.
c) Sosyal Güvenlik Kurumu ve kamu kurumları ile sözleşmesi bulunmayan özel sağlık kurum ve kuruluşları, Sosyal Güvenlik Kurumu ve kamu kurumları ile sözleşmesi bulunmayan vakıf üniversiteleri, serbest meslek icrası." düzenlemesine yer verilmiş; aynı maddenin 3. fıkrasında, tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların, Sağlık Bakanlığınca yapılan istihdam planlamaları çerçevesinde ve ikinci fıkranın her bir bendi kapsamında olmak kaydıyla birden fazla sağlık kurum ve kuruluşunda çalışabileceği hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda yer verilen 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 3. maddesi, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 355. maddesi ve bu düzenlemelere dayanılarak çıkarılan Özel Hastaneler Yönetmeliği hükümleri gereği Sağlık Bakanlığının, mevcut sağlık insan gücünü, kamu ve özel kurum ve kuruluşlar düzeyinde planlamaya ve istihdamın bu plan çerçevesinde yürütülmesini sağlamaya ve bunu denetlemeye yetkili olduğu hususu yerleşik Danıştay içtihatları ile sabittir.
Dava konusu bentte, kadrolu çalışmanın istisnalarının düzenlendiği, anılan bendin, (1) numaralı alt bendinde, özel hastanelerde çalışan tabip ve diş tabiplerinin, planlama kapsamındaki birden daha fazla özel sağlık kuruluşunda çalışabileceği kuralı belirtildikten sonra, (5) numaralı alt bendinde, özel hastanedeki çalışmanın dışında diğer özel sağlık kuruluşlarında yapılacak çalışmanın şartlarına/detaylarına yer verildiği, bu kapsamda da bir özel hastanede kadrolu çalışan tabibe, kurumsal sözleşme yapılarak, kadro şartı aranmaksızın bir özel hastane veya tıp merkezinde daha çalışma imkânı sağlandığı, bu şekilde çalışmanın hekimin muvafakati şartına bağlandığı, ayrıca tabiplere çalıştıkları sağlık kuruluşundaki çalışma saatleri dışında bir özel hastanenin acil servis, klinik servis ve ünitelerinde nöbet tutabilme imkânı getirildiği de dikkate alındığında, dava konusu değişiklik ile planlama kapsamındaki kısıtlı tabip insan gücünün kaliteli ve verimli kullanılabilmesinin, hastaların sağlık hizmetine yeterli ve nitelikli düzeyde erişebilmesinin amaçlandığı ve değişikliğin 1219 sayılı Kanun'a uygun olduğu anlaşılmakla anılan düzenlemede kamu yararı ve hizmet gerekleri ile hukuka aykırılık görülmemiştir.
- (m) bendi :
Dava konusu kuralın, mevzuatla davalı idareye tanınan planlama ve denetleme yetkisi çerçevesinde, planlamanın işlevsiz kalmasının önlenmesi, istihdamda belirliliğin sağlanması, özel hastanelerin özellikli sağlık hizmetlerinin sunulduğu ünite ve merkezlerinin takibinin ve denetiminin yapılabilmesi ve suistimallerin önüne geçilmesini teminen, ünite ve merkezlerin ülke genelinde dengeli ve adil dağılımının gerçekleştirilmesi amacıyla getirildiği açık olup, dava konusu düzenlemede üst hukuk normlarına, kamu yararına ve hizmet gereklerine aykırılık görülmemiştir.
C) Yönetmeliğin 69. maddesinin 1. fıkrasının eksik düzenleme yönünden incelenmesi :
Davacı tarafından, özel hastanenin devrinde ücretli çalışanlar yönünden güvence sağlayan ibarenin olmamasının, çalışanların haklarının ödendiğine dair koşulun bulunmamasının eksik düzenleme niteliğinde olduğu iddia edilerek düzenlemenin bu yönden iptali istenilmekte; davalı idare tarafından ise, savunma dilekçesinde, iş hukukunun konusunu oluşturan ve ilgili kanun hükümleriyle zaten güvence altına hususların her bir işletmenin devri bazında tek tek ayrıca düzenlenmesinin doğru ve yerinde olmayacağı belirtilmektedir.
4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşyerinin veya bir bölümünün devri" başlıklı 6. maddesinde, "İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer.
Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür.
Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır.
Tüzel kişiliğin birleşme veya katılma ya da türünün değişmesiyle sona erme halinde birlikte sorumluluk hükümleri uygulanmaz.
Devreden veya devralan işveren iş sözleşmesini sırf işyerinin veya işyerinin bir bölümünün devrinden dolayı feshedemez ve devir işçi yönünden fesih için haklı sebep oluşturmaz. Devreden veya devralan işverenin ekonomik ve teknolojik sebeplerin yahut iş organizasyonu değişikliğinin gerekli kıldığı fesih hakları veya işçi ve işverenlerin haklı sebeplerden derhal fesih hakları saklıdır.
Yukarıdaki hükümler, iflas dolayısıyla malvarlığının tasfiyesi sonucu işyerinin veya bir bölümünün başkasına devri halinde uygulanmaz." hükmü yer almıştır.
Bakılan davada, özel hastanenin devri söz konusu olduğunda çalışanların parasal haklarının ödenip ödenmeyeceği veya kim tarafından ödeneceği hususunun iş hukukunu ilgilendirdiği, 4857 sayılı Kanun'da da, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçeceği yönündeki ana kuralın belirlendiği, bu konuda bir ihtilaf meydana gelmesi durumunda uygulanacak olan kanuni düzenlemeye dava konusu Yönetmelikte ayrıca yer verilmesinin Kanun'un uygulamasını gösterme kabiliyetini haiz de olmayacağı, dolayısıyla dava konusu düzenlemenin eksik düzenleme niteliğinde olmadığı sonucuna varılmaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
-
Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam . . . TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
-
Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen . . . TL duruşmalı vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
-
Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
-
Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 02/11/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Kaynak: Mahkeme Veri Tabanı