Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/521 E. 2024/636 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2024/521
2024/636
31 Mayıs 2024
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
BURSA
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/
KARAR NO : 2024/
HAKİM :
KATİP :
DAVACILAR :1- ...
2. ...
3. ...
VEKİLİ : Av.
DAVALILAR 1-...
2. ...
3-... ANONİM TÜRK SİGORTA ŞİRKETİ
4-... SİGORTA ANONİM ŞİRKETİ -
5-... ÖZEL SAĞLIK HİZMETLERİ ANONİM ŞİRKETİ -
DAVA : Maddi ve Manevi Tazminat
DAVA TARİHİ : 28/05/2024
KARAR TARİHİ : 31/05/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 03/06/2024
Mahkememizde görülmekte olan Maddi ve Manevi Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle:müvekkilleri ... ile...'in 03.03.2017 tarihinde evlilik birliğini gerçekleştirmiş olup bu birliktelikten 26.12.2022 tarihinde ... adında bir bebeklerinin dünyaya geldiğini,müvekkili...'in ilk hamilelik belirtileri üzerine Özel ... ... Hastanesi’nde ilk muayenesini olduğunu, devamında bebeğin doğumu gerçekleşene kadar tüm hamilelik sürecindeki muayene, test ve kontroller aynı hastanede kadın doğum uzmanı Dr. ... gözetiminde gerçekleştirildiini, yapılan tüm kontrol ve muayenelerde hastane ve doktor tarafından müvekkillerine gebelik durumunun normal ve bebeğin sağlıklı olduğu, herhangi bir problemin olmadığının bildirildiğini, hamileliğin 38.haftasında 26.12.2022 tarihinde yine Özel ... ... Hastanesi’nde sezeryan doğum gerçekleştirildiğini ve ...'in dünyaya geldğini, sezeryan ameliyatı esnasında bebeğin sırt kısmında parmak kalınlık ve uzunluğunda sarkan anormal bir et parçasının olduğunun gözlemlendiğini, doktor tarafından müvekkillerine bu et parçasının önemsiz bir yağ bezesi olduğunun söylendiğini, teşhis ve tedaviye yönelik herhangi bir müdahale de yapılmadığını, doğumun gerçekleştiği Özel ... ... Hastane'sinde herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanmadığından müvekkillerinin devam eden süreçte ... Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuruda bulunmuş olup doğumdan yaklaşık iki hafta sonra 05.01.2024 tarihinde bebeğe "Spina Bifida" tanısının konulduğunu, halk arasında “Ayrık Omurga Hastalığı” olarak da bilinen Spina Bifida, omurgayı oluşturan kemiklerin omuriliği tamamen örtmediği ve omurilik ve ilişkili sinirlerin açıkta kaldığı hamileliğin ilk ayında anne karnında oluşan bir hastalık olduğunu, Spina Bifida’da omurilik ve sinirler, açık kalan omurların arasından çıkar ve bebeğin sırtında bir yumru oluşturduğunu, bunun da vücuttaki bazı işlevleri kontrol eden sinirlere zarar verdiğini, çocukta kısmi felç, yürüme problemleri, hidrosefali, bağırsak ve mesane problemleri, ileride skolyoz gibi sorunlar görülebileceğini, müvekkilinin tüm hamilelik sürecinde 22 kez Özel ... ... Hastanesi’nde muayene olduğunu, gebelik ve bebeğin durumu ile ilgili tüm testlerin aynı hastanede gerçekleştirildiğini, tüm muayene ve kontrollerde ultrason çekildiğini, günümüz tıp teknolojisinin geldiği nokta düşünüldüğünde hamileliğin ilk aylarında anne karnında başlayan spina bifida hastalığının ayrıntılı ultrason ile teşhis edilememesi; yahut ultrason görüntüleri uyarınca hastalıktan şüphe duyulup ileri testlerin yaptırılmamasının kabul edilemez bir durum olduğunu, müvekkillerinin hastalığın kesin teşhisi için yapılması gereken tarama ve tanı testleri hususunda kadın doğum uzmanı doktor ve hastane tarafından yeterince aydınlatılmadığını, bilgilendirilmediğini ve yönlendirilmediğini, hastalığın erken teşhisinin yapılmamış olmasının müvekkillerini ve müşterek çocuk ... açısından iki yönden telafisi güç mağduriyetlere sebebiyet verdiğini, birinci olarak hastalığın erken teşhisi halinde hastane ve doktorun müvekkilleri bilgilendirme ve aydınlatma yükümlülüğü bulunduğunu, ikinci olarak anne karnında teşhis yapılmadığı gibi doğum sonrası önemsiz bir yağ bezesi denerek teşhis ve tedaviye ilişkin hiçbir müdahale yapılmayarak taburcu edildiğini, bunun yanında tüm kontrollerde defalarca yapılan detaylı ultrasonografiye rağmen bebeğin omurgasında ortaya çıkan, sırt kısmında parmak kalınlığında beliren anormal bir et parçasına rağmen spina bifida hastalığının teşhis edilmemesi en azından durumdan şüphelenilip kesin tanı için gerekli testlerin yaptırılmaması, doğumdan hemen sonra teşhis ve acil müdahaleye yönelik hiçbir işlem yapılmamasının hekimin özen yükümlülüğünün ihlal edildiğinin apaçık göstergesi olduğunu beyanla, davacılar açısından yargılama harç ve giderleri ile alakalı adli yardım talepleri ile davanın kabulü ile HMK 107.maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik; Davacı ... açısından 100,00 TL özel bakım ve bakıcı masrafı tazminatı, Davacı ... açısından 100,00 TL kalıcı maluliyet tazminatı, Davacı ... açısından 100,00 TL tedavi giderlerinin, Davacı... açısından 100,00 TL gelir kaybı tazminatı, Davacı... ve ... açısından 100,00'er TL destekten yoksun kalma tazminatı ile tüm davacılar yönünden 500.000,00'er TL manevi tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleriyle birlikte tüm davalılar tarafından kusurları oranında müştereken ve müteselsilen tahsiline, her türlü yargılama giderleri ile vekalet ücretinin tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:
28/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 1. maddesinin "Bu Kanunun amacı; kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemleri almak, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konulardaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir." ve 2. maddesinin "Bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar." hükümlerini içermesi yanında 3(1) maddesinin "k" bendinde ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiler "tüketici", "ı" bendinde kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan ya da hizmet sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler "sağlayıcı", "l" bendinde ise mal ve hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekalet, bankacılık vb. sözleşmeler de dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemler "tüketici işlemi" olarak tanımlanmıştır. Adı geçen Kanunun 73(1) maddesinde tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiş, 83(2) maddesinde ise taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği düzenlenmiştir. Somut olayda, dosyadaki bilgi ve belge örnekleri ile; davaya konu sağlık hizmetinin ve bu kapsamda yapılan tıbbi operasyonların hekim tarafından davalı şirkete ait hastanede yapıldığı, hekimin davalı şirketin ve hastanenin çalışanı olduğu, davacılara, davaya konu tıbbi hizmetin, davalı şirket tarafından ve bu şirkete ait hastanede verildiği, yapılan işin niteliği ve tarafların konumuna göre davacıların 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 3(1)/k maddesinde tanımlanan "tüketici", davalı şirketin ise davaya konu tıbbi hizmetlerin verildiği hastanenin bağlı bulunduğu özel hukuk tüzel kişiliği olduğu, hekim ile davalı şirketin, tüketici davacılara hizmet sunan gerçek ve özel hukuk tüzel kişisi sıfatıyla, aynı maddenin "ı" bendinde tanımlanan "sağlayıcı" olması yanında davaya konu tıbbi hizmet faaliyeti nedeniyle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin vekalet akdi ilişkisi olması nedeniyle ve buna bağlı olarak uyuşmazlık konusu işlemin ilgili maddenin "l" bendinde tanımlanan "tüketici işlemi" olarak kabul edilmesi açıklanan yasal düzenlemelerin gereğidir. Davalı şirket ile hekim arasındaki ilişkinin vekalet akdi olup, vekalet akdinin 28/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Kanun kapsamına alınmasından sonra, tarafı tüketici olan vekalet akdine dayalı uyuşmazlıklarda Tüketici Mahkemeleri görevlidir. Davalılardan birinin sigorta şirketi olması ve sigorta hukukunun TTK'nunda düzenlenmiş olması davacıların tüketici sıfatlarının bulunması karşısında 6502 sayılı yasanın 83(2) maddesinin hükmü gereği davanın ticari dava olarak nitelendirilmesini ve buna bağlı olarak uyuşmazlığın Asliye Ticaret Mahkemesinde çözülmesini gerektirmeyeceği gibi her iki davalı şirketin sorumluluğunun aynı maddi olaydan kaynaklanması ve zararın tek ve aynı olması nedeniyle davalı sigorta şirketi hakkındaki davanın tefrik edilmesi de mümkün olmayıp, davaların birlikte görülmesi usul ve yasa gereğidir. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ışığında somut olayda; davacıların tüketici, davalı sağlık hizmeti sunan şirketin sağlayıcı, davalı şirket ile davacılar arasındaki ilişkinin vekalet akdi ilişkisi olup uyuşmazlık konusu işlemin tüketici işlemi niteliğinde olduğu anlaşılmakla; taraflar arasındaki uyuşmazlığın Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun hükümleri çerçevesinde çözülmesinin gerektiği, davalılar arasında sigorta şirketlerinin bulunmasının ve sigorta sözleşmesine ilişkin hükümlerin Türk Ticaret Kanun'unda düzenlenmiş olmasının 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu'nun 83(2) maddesi hükmü gereği davanın ticari dava olarak nitelendirilmesini sağlamayacağı gibi davaya konu işlemin tüketici işlemi sayılmasına engel olmadığı ve buna bağlı olarak Tüketici Mahkemesinin görevli olduğuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını engellemeyeceği, tüm davalılar hakkındaki aynı maddi olaydan kaynaklanan ve aynı zarara ilişkin uyuşmazlığın aynı davada daha özel niteliği olan mahkemede birlikte görülmesinin zorunlu olduğu dikkate alınarak; mahkememiz görevsiz olup, görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesinin zorunlu olduğu, görevin HMK'nun 114(1)/c maddesi uyarınca dava şartlarından olup HMK'nun 115(1) maddesi uyarınca davanın her aşamasında resen gözetilmesi gerektiği, dosyanın sürüncemede kalmaması için ön inceleme duruşması yapmaksızın HMK'nun 138(1) maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme ile görevsizlik kararı verilmesinin usul ve yasa ile HMK'nun 115(1) maddesindeki yasal düzenlemenin ruhuna uygun olduğu anlaşılmakla mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğu yönünden HMK'nun 115(2) maddesi uyarınca usulden reddine, dosyanın görevli Tüketici Mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1. Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,
2. Davanın Görev Dava Şartı Yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE,
3. Davanın konusu itibariyle davaya bakmaya görevli mahkeme TÜKETİCİ MAHKEMESİ olduğundan HMK 20. Maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık süre içinde talep edilmesi halinde Görevli ... NÖBETÇİ TÜKETİCİ MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, aksi takdirde davanın açılmamış sayılacağının ihtarına,
4. Adli yardım talebinin görevli mahkemece karara bağlanmasına, herhangi bir sebeple görevli mahkemede yargılamaya devam olunmaması halinde mahkememize iletilecek bir dilekçe ile yargılama giderlerine hükmedilebileceğine,
Dair, tarafların yokluğunda, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize iletilecek bir dilekçe ile ... Bölge Adliye Mahkemeleri Nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda karar verildi.31/05/2024
Katip
E-Imzalıdır.
Hakim
E-Imzalıdır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:39:27