Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/1311 E. 2023/1150 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2022/1311
2023/1150
13 Aralık 2023
T.C. BURSA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/1311 Esas - 2023/1150
T.C.
BURSA
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2022/1311
KARAR NO : 2023/1150
BAŞKAN : ,,,,
ÜYE : ,,
ÜYE :,,,,,,
KATİP :,,
DAVACI : ... ET ÜRÜNLERİ İNŞAAT GIDA SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ - . ... İsabey Mah. Demetevler Cad. No:80/2 Yıldırım/Bursa
VEKİLİ : Av. ..... - [16309-03984-..] UETS
DAVALILAR : 1- ... - Çobançeşme Mah. Kalender Sk. No:12 Yenibosna Bahçelievler/ İSTANBUL
VEKİLİ : Av. ... - [16712-17273-...] UETS
: 2- ... - Çobançeşme Mah. Kalender Sk. No:12 Yenibosna Bahçelievler/ İSTANBUL
3. ... GAZETECİLİK VE MATBAACILIK ANONİM ŞİRKETİ . . Çobançeşme Mah.Kalender Sok. No.12 Bahçelievler/İstanbul. Bahçelievler/ İSTANBUL
VEKİLİ : Av. .. - [16828-28882-.....] UETS
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 18/02/2021
KARAR TARİHİ : 13/12/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 27/12/2023
Öncesinde Bursa 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/106 esas 2021/94 sayılı görevsizlik kararı verilerek gönderilen Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dosyanın öncesinde Bursa 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/106 Esas 2021/94 Sayılı gerekçeli kararı ile görevsizlikle gönderildiği, ... Gazetesinin 09.01.2021 tarihli nüshasında davalılardan ... tarafından kaleme alman "İlanın Perde Arkasındaki Hileli Et Skandali" başlıklı yazı ile müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu, uğranılan manevi zararın giderilmesini talep ettiğini, yazıda, "... Aslında olayın perde arkasında 2019 yılına ait büyük bir skandallar zinciri ve 100 milyon TL kamu zararı yatıyor. Et fiyatlarındaki fahiş fiyatlar sonrasında Tarım Orman Bakanlığı bu duruma müdahale etmişti. Et ve Süt Kurumu tarafından piyasaya ucuz et vermek için karkas etler ithal edilmiş ve bu etler Bim, A101, Migros gibi marketlerde satılmaya başlandığını, fakat bu dağıtım sırasında Bursa merkezli ... firması hakkında şikayetler gelmeye başladığını, anlaşıldı. firma bakanlıktan dağıtılmak üzere kilosu 20 TL ye aldığı eti parçalayarak marketler yerine iç piyasaya 24 TL ye sattı. verdi, firma(davacı-müvekkil) karkas etleri kendisine saklayıp, BÎM, A101, Mîgros gibi marketlere inek eti verdiği, ucuza aldığı kaliteli etleri de daha yüksek fiyatla iç piyasaya satarak büyük bir kar elde etti. Denetlenmeyen firma, şikayetler üzerine marketlerde inceleme yapıldı. Hakikaten de %20 kadarının inek eti olduğu anlaşıldı. Firmaya ceza kesildi. Fakat ne olduysa araya kim girdiyse aynı firmadan et alınmaya devam edildi. Üstelik bu kez 20, TL ye alınan etler 15,00 TL ye alınmaya başlandı. Belli ki Bakan Pakdemirli firma sahiplerinin baskısına boyun eğerek olayın üstünü örtmeye çalışmış fakat hileli etleri vatandaş çoktan yemiş." Müvekkil şirket, sadece zincir marketlerin getirmiş olduğu etleri parçaya ayırıp paketlediğini, müvekkil şirket paketleme işini yapan 11 şirketten sadece biri olduğunu, ancak sadece ... Et ürünleri A.Ş. asılsız habere konu olduğunu, Sadece A101 firmasının getirdiği karkas etler parçalanıp paketlendiğini, bu hizmetin karşılığı da Al01 firmasından alındığını, bu işlemler hem Al01 firmasının hem de bakanlığın resmi veteriner hekimleri gözetiminde yapıldığını, davacının yaptığı tek şey ücret karşılığında Al01 firmasının getirdiği etleri parçalamak ve paketlemek ve tekrar geri vermek olduğunu, davacının başka kişi veya kurumlarla ilgisi, dahi olmadığını, davacı bu asılsız ve dayanaksız haberi, Halk Radyo Televizyon ve Yayıncılık A.Ş ( halk tv) de "Kayda Geçsin" programında ve Kültür Radyo ve Televizyon Yayıncılı A.Ş.(krt tv) "Akşam Haberleri" programında da dile getirdiğini, söz konusu yayınlar hakkında Bursa 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 2021/466 D. iş ve 2021/468 D. İş sayılı kararları ile taraflarına cevap ve düzeltme yayınlanmasına karar verildiğini, asılsız haber çok sayıda internet sitesi ve internet gazeteleri tarafından haber yapıldığını, Bursa 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 2021/711 D. iş ve Bursa 6. Sulh Ceza Hakimliğinin 2021/800 D. iş sayılı kararları ile erişimin engellenmesi ve içeriğin kaldırılmasına karar verildiğini, müvekkil şirket, çok yüksek cirolarda, faaliyet alanında, Türkiye'nin ilk üç firması olduğunu, yüzlerce çalışanı bulunduğunu, medyada işlenen bu haber nedeniyle ticari itibarı, saygınlığı zedelendiğini, kişilik hakları ihlal edildiğini, bu nedenlerle 1.000.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderlerinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı ... vekili davaya cevap dilekçesi ile, Demokratik Hukuk Düzenlerinde Basın Özgürlüğünün kaynağını Anayasa oluşturmakta olduğunu, nitekim Anayasamızın 28. Maddesi ; “basın Hürdür,sansür edilemaz …” hükmünü ihtiva etmekte olduğunu, normatif dayanağını Anayasadan alan Basın Özgürlüğünün sınırlarını öğrenmek için YÜKSEK MAHKEMENİN İSTİKRAR bulmuş kararlarına bakmak gerekmekte olduğunu, Yargıtay 4. H.D 2005/10608 E ve 2005/10129 K sayılı kararında ; “……Dava , yayın yolu ile kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava,yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürüldüğünü, böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmekte olduğunu, bunun nedeninin Anayasanın 28. maddesinde ki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın yasasının 1. maddesinde ki düzenleme olduğunu, bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmekte olduğunu, basına sağlanan güvencenin nedeninin toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi için olduğunu, bunun içinde kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklı olduğunu, başka bir anlatımla basının,olayları izleme ,araştırma,değerlendirme,yayma ve böylece kişileri bilgilendirme,öğretme ,aydınlatma,yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahip olduğunu, bunun içindir ki basının yayın yaparken,yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi,genel olaylarda ki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşıdığını, işte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmesi gerektiğini, basın dışı bir olayda ki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda,basın yoluyla yapılan bir yayında ki olay hukuka aykırılık oluşturmayabileceğini, işte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmakta olduğunu, ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü,tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığını, bundan dolayıdır ki yayınlarda kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse M.K ‘nun 24 ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse M.K ‘nun 24 ve 25 maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gereklilik olduğunu, açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere,basın özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmakta olduğunu, halbuki hukuk düzeninin,çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına almasının düşünülemeyeceğini, aksi halde hukukun kendisinin kendi kuralları ile çatışmış olacağını, aslında yapılan düzenlemenin hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıklarını, somut olayda ki olgular itibari ile koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiğinin anlaşılacağını, bunun sonucunda da daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında,o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edileceğini, bunun için temel ölçüt kamu yararı olduğunu, diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılması gerektiğini, toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmaması gerektiğini, haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkının yer almadığını, gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken özellikle yayının geçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını konunun güncelliğini,ve haber verilirken öz biçim arasında ki dengeyi de koruması gerektiğini, bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturduğunu ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olduğunu, aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmesi gerektiğini, yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapması gerektiğini, o an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen, bilinen her şeyi araştırmak,incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlaması gerektiğini, bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basının ,somut gerçeği değil ,o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeyde ki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlaması gerektiğini, o anda ve görünür de var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmaması gerektiğini, basın özgürlüğünün sınırlarını, kamu yararı, güncellik
öz biçim dengesi ve görünürde ki gerçeklik oluşturmakta olduğunu, yüksek mahkemenin çizdiği bu ölçüler içinde dava konusu yazıya baktıkları zaman haberde davacıya yönelik bir hakaret olmadığı ve manevi tazminatı gerektiren bir durum da olmadığı açıkça görüleceğini, davacı tarafın istemiş olduğu 1.000.000.TL manevi tazminat istemi fahiş olduğunu, Yargıtay müstekar kararlarında manevi tazminatın zenginleşme ve fakirleşmeye yol açmaması gerektiğini açıkça belirttiğini, yazarın maaşla geçinen bir gazeteci ve ... Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş nin bölgesel yayın yapan bir gazete olduğu, tirajı ve gelirleri göz önüne alındığında istenen miktarın astronomik olduğunun açıkça görüleceğini belirterek hukuki mesnetten yoksun mezkur davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar... ile ... Gazetecilik Matbaacılık A.Ş vekili cevap dilekçesinde özetle; Demokratik Hukuk Düzenlerinde Basın Özgürlüğünün kaynağını Anayasa oluşturmakta olup, nitekim Anayasamızın 28. Maddesi ; “basın Hürdür,sansür edilemaz …” hükmünü ihtiva etmekte, normatif dayanağını Anayasadan alan Basın Özgürlüğünün sınırlarını öğrenmek için YÜKSEK MAHKEMENİN İSTİKRAR bulmuş kararlarına bakmak gerekmekte olduğunu, basına sağlanan güvencenin nedeninin; toplumun sağlıklı,mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi için olduğunu, bunun içinde kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklı olduğunu, diğer bir anlatımla basının, olayları izleme, araştırma, değerlendirme,yayma ve böylece kişileri bilgilendirme,öğretme ,aydınlatma,yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahip olduğunu, bunun içindir ki basının yayın yaparken,yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi,genel olaylarda ki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşıyacağını, işte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmesi gerektiğini, basın dışı bir olayda ki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayında ki olay hukuka aykırılık oluşturmayabileceğini, işte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmakta olduğunu, ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğünün tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığını, bundan dolayıdır ki yayınlarda kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse M.K ‘nun 24 ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse M.K ‘nun 24 ve 25 maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gereklilik olduğunu, açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basın özgürlüğü ile kişilerin ,kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği diğer bir anlatımla ,hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmakta olduğunu, halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına almasının düşünülemeyeceğini, aksi halde hukukun kendisinin kendi kuralları ile çatışmış olacağını, aslında yapılan düzenlemenin, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıklarını, somut olayda ki olgular itibari ile koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiğinin anlaşılacağını, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın,daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında,o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edileceğini, bunun için temel ölçütün kamu yararı olduğunu, yayının salt toplumun yararı gözetilerek yapılması gerektiğini, toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkarın gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmaması gerektiğini, haberin olduğu biçimi ile verilmesi gerektiğini ve kişisel katkının yer almaması gerektiğini, gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken özellikle yayının geçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını konunun güncelliğini ve haber verilirken öz biçim arasında ki dengeyi de koruması gerektiğini, bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayının hukuka aykırılığı oluşturacağını ve böylece kişilik haklarının saldırıya uğramış olacağını, aksi bir yayının ise gerek Anayasa ve Basın yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmesi gerektiğini, yine basının objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapması gerektiğini, o an için o olay veya konu ile ilgili olan,görünen, bilinen her şeyi araştırmak,incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlaması gerektiğini, bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basının, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeyde ki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlaması gerektiğini, o anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basının sorumlu tutulmaması gerektiğini, yüksek mahkemenin çizdiği bu ölçüler içinde dava konusu yazıya baktıkları zaman haberde davacıya yönelik bir hakaret olmadığı ve manevi tazminatı gerektiren bir durum da olmadığının açıkça görüleceğini, yazar ...'in köşe yazısında Türkiye’de yurtdışından ithal edilen etlerin satılması ile ilgili bir yazı kaleme aldığını, bu yazıda kendisine iletilen şikayetleri kamuoyuna duyurduğunu, basının en önemli görevinin kamuoyunu aydınlatmak ve gündemden haber vermek olduğunu, yazıldığı sırada güncel olan bir durum söz konusu olduğunu, Yargıtay kriterlerinde belirtilen kamu yararının, özbiçim dengesi, görünürdeki gerçeklik unsurlarının da yazıda tamamen mevcut olduğu, müvekkilinin yazmış olduğu konu davacı ile ilgili iddialardan ibaret olup; herhangi bir suçlama içermediğini, bu bilgiler ışığında müvekkilinin yazmış olduğu yazıda davacıya yönelik herhangi bir hakaret, manevi tazminatı gerektiren bir husus bulunmadığını, davacı tarafın istemiş olduğu 1.000.000.TL manevi tazminat isteminin fahiş olduğunu belirterek hukuki mesnetten yoksun mezkur Davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
KANITLARIN DEĞERLENDİRMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME :
Dava;basın yolu ile hakaret sureti ile davacının kişilik haklarının zedelenip zedelenmediği, söz konusu haberin basın ve haber alma özgürlüğü sınırları içerisinde kalıp kalmadığı, tazminat verilmesi gerekli olduğu durumda ise tutarın neden ibaret olması gerekeceğine ilişkindir.
Mahkememizce davalı delilleri kapsamında Milli Gazete 03/01/2019 tarihli gazete nüshasının celbine, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğüne yazı yazılarak cevap dilekçesi ekinde görseli paylaşılan 28/12/2018 tarihli şikayet dilekçesi ve akıbeti ile sonrasında yapılan işlemler konusundaki tüm bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenmesine karar verildiği, ... Gazetesi, Milli Gazete, Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğüne yazılan yazılara cevap verildiği, Bursa 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2021/468 D.iş Sayılı dosyası, Bursa 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2021/711 Ceza D.İş sayılı dosyası, Bursa 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2021/466 D.iş sayılı dosyalarının dosyamız içerisine geldiği, Bursa 6. Sulh Ceza mahkemesine yazılan yazıya cevap verilmediği görülmekle yazılan yazının tekidine, davaya konu edilen basın yolu ile hakarete konu olduğu iddia edilen olaya ilişkin olarak Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından davacı firmaya ceza kesilip kesilmediği konusunda bilgi ve belgelerin gönderilmesi için ilgili bakanlığa yazı yazılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Mahkememizce yapılan değerlendirmede; eldeki davada davacının davalı ... tarafından kaleme alınan ve diğer davalı ... Gazetesi tarafından yayınlanan “İlanın Perde Arkasındaki Hileli Et Skandalı” başlıklı köşe yazısı sebebiyle kişilik haklarının zedelendiği iddiasıyla 1.000.000,00 -TL manevi tazminat talep edildiği, mahkememizce “Davaya konu edilen basın yolu ile hakarete konu olduğu iddia edilen olaya ilişkin olarak Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından davacı firmaya ceza kesilip kesilmediği konusunda bilgi ve belgelerin gönderilmesi için ilgili bakanlığa yazı yazılmasına” karar verilmiş, davalı ...'in kaleme almış olduğu davaya konu olan yazının içeriğinde; Et ve Süt Kurumu tarafından piyasaya ucuz et vermek için karkas etler ithal edildiği ve bu etlerin BİM, A101, MİGROS gibi markerlerde satılmaya başlandığı, fakat bu dağıtım sırasında Bursa merkezli ... firması hakkında şikayetler gelmeye başladığı, firma bakanlıktan dağıtılmak üzere kilosu 20 TL ye aldığı eti parçalayarak marketler yerine iç piyasaya 24 TL ye sattığı, firmanın karkas etleri kendine saklayıp BİM, A101, MİGROS gibi marketlere inek eti verdiği, ucuza aldığı kaliteli etleri de daha yüksek fiyatla iç piyasaya satarak büyük bir kar elde ettiği, denetlenmeyen firmanın, şikayetler üzerine marketlerde inceleme yapıldığı, hakikatten de %20 kadarının inek eti olduğunun anlaşıldığı, firmaya ceza kesildiği, fakat ne olduysa araya kim girdiyse aynı firmadan et alınmaya devam edildiği, üstelik bu kez 20 TL ye alınan etlerin 15,00.-TL'ye alınmaya başladığını, belli ki Bakan Pakdemirli firma sahiplerimin baskısına boyun eğerek olayın üstünü örtmeye çalışmış, fakat hileli etleri vatandaş çoktan yemiş.” şeklinde olduğu anlaşılmıştır.
Öncelikle, temel hak ve özgürlüklerin "sınırsız" (mutlak) olduğunu kabul etmekle birlikte, günümüzde özgürlüğün sahibi olan bireyin tek başına değil, toplumun içinde yaşadığının kabulü gerekir. Bireylerin toplum halinde yaşama zorunluluğu dikkate alındığında, tüm bireylerin mümkün olduğunca özgür biçimde hareket etmesi ancak bununla birlikte belli bir düzenin, dirlik ve esenliğin sağlandığı ortamın oluşması gerekir. Başkalarının özgürlüklerinin gözetilmediği ve kamu düzeninin sağlanmadığı bir ortamda karmaşanın ortaya çıkacağı açıktır. Özgürlük ve düzen bu bakımdan birbirini tamamlayan kavramlardır. Hiçbir temel hak uçsuz bucaksız anlamda sınırsız olmadığı gibi düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü de sınırsız değildir. Özgürlüklerin objektif sınırları her bir özgürlük için farklı olmakla birlikte örneğin düşünce özgürlüğünün başkalarına açıkça hakaret etmeyi ve rencide edici sözleri bünyesinde barındırmadığı açıktır. Anayasa Mahkemesi de örnek kararlarında demokrasinin temel taşlarından biri olan düşünce ve ifade özgürlüğünün barışçıl şekilde açığa vurulmasının ve dış dünyaya ifade edilmesinin önemini vurgulamıştır.
Düşünce ve ifade özgürlüğünün temel bir hak olarak Anayasa tarafından güvence altına alınarak kişilere tanınmış olması da ancak basın özgürlüğü ile desteklenmiş olması halinde gerçek anlamına kavuşacaktır. Basın özgürlüğü Anayasa'nın 28. Maddesinde "Basın hürdür sansür edilemez." şeklinde ve 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. Maddesinde "Basın özgürdür." denilerek güvence altına alınmıştır. Üstelik Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/1519E 2019/3205K sayılı örnek ilamında "AİHM’in yerleşik içtihatlarında, ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan bilgi ya da düşünceler için değil, ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğu ifade edilmekte, kamu yararı bakımından özel bir önem atfedilen basın özgürlüğünün ise bir derece abartıyı ve hatta tahriki bile sınırları kapsamına aldığı belirtilerek, basının okuyucuların ilgisini çekebilme adına sansasyonel ve rahatsız edici ifadeler kullanarak haber yapabileceği ve basın yoluyla bu şekilde görüş açıklanabileceği kabul edilmektedir." şeklindeki ifadelerle basın özgürlüğünün bir miktar abartıyı dahi barındırabileceği belirtilmiştir. Bu sebeple tüm veriler ışığında davaya konu davalı ... tarafından kaleme alınan ve diğer davalı ... Gazetesi tarafından yayınlanan “İlanın Perde Arkasındaki Hileli Et Skandalı” başlıklı köşe yazısında Anayasa'nın temel hak ve özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse de diğer kanunlarda yer alan kişilik haklarına aykırı, objektif bilgi vermenin ve eleştirmenin sınırı dışında, hakaret niteliğinde ya da yersiz, onur kırıcı söz ve deyimlerin kullanıldığına dair kanaat getirilmemiş olup aksi düşünülse dahi basın özgürlüğünün içinde bir derece abartıyı taşıyabileceği ve haberin de bu kapsamda değerlendirilebileceği gözetilerek davanın reddine karar verilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis olunmuştur.
HÜKÜM:Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
Davanın REDDİNE,
-
Harçlar Yasası gereğince alınması gereken 269,85.. TL harcın peşin alınan 17.077,50.. TL harçtan mahsubu ile bakiye 16.807,65.. TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı yana İADESİNE,
-
Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden; karar tarihi itibari ile yürürlükte bulunan Asgari Avukatluk Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve takdir olunan 17.900,00.. TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekil ile temsil ettiren davalılara VERİLMESİNE,
-
Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
-
Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın hükmün kesinleşmesinden sonra 6100 Sayılı HMK'nun 333.maddesi uyarınca yatıran tarafa İADESİNE,
Dair, davacı vekili ile davalı ... vekilinin yüzünde, diğer davalı tarafların yokluğunda, kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde İstinaf Yargı yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 13/12/2023
Başkan ..
e-imza
Üye ..
e-imza
Üye ...
e-imza
Katip ..
e-imza
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:48:49