Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi 2026/830 E.
Bu Veriyi Kendi Asistanınızda Kullanın
Soorgla MCP ile karar ve mevzuat arşivine Claude, ChatGPT ya da Cursor içinden erişin. Kurulum perpeek üzerinden, tek token.
Karar Bilgileri
Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
bam
2026/830
2026/1031
6 Mayıs 2026
T.C. KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2026/830 KARAR NO: 2026/1031 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 24/02/2026 NUMARASI: 2024/666Esas - 2026/199Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 06/05/2026 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 06/05/2026 Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2024/666 Esas 2026/199 Karar sayılı ilamına karşı , davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinden özetle; Müvekkilinin ... yönetimindeki ... bünyesinde faaliyet gösteren, sünger üretimi yapan ve ürettiği bu ürünleri ulusal ve uluslararası alanda satış ve pazarlaması ile iştigal eden bir işletme olduğunu, taraflar arasındaki ticari anlaşmaya göre davalıya ihraç kayıtlı faturalara istinaden mallar satıldığını, davalı tarafından ürün bedellerinin ödenmediğini, alacağın tahsili amacıyla Kayseri Genel İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosya ile takip yapıldığını, davalının itirazı ile takibin durduğunu, tarafların ticari defterleri ve mutabakatlar incelendiğinde ödeme emrinde belirtilen borcun ortaya çıkacağını, toplam borcun 67.279,92 USD'lik kısmının ödenmeyen ürün bedeli 77.877,98 TL'sinin ise ihraç kayıtlı satışın gerçekleşmemesi nedeniyle KDV alacağı olduğunu belirterek, Kayseri Genel İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası üzerinden takibin devamına, haksız itiraz nedeniyle %20'den aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinden özetle; Davacının başlattığı icra takibinde alacağın cari hesaptan kaynaklı alacak olarak belirtildiğini, davalının davacıya cari hesaptan kaynaklanan bir borcu olmadığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2019 yılından bugüne kadar devam ettiğini, davacının faturasını keserek teslim ettiği tüm ürün bedellerinin ödendiğini, taraflar arasındaki ihtilafın davalının yaptığı ödemelerin hesaba katılmamasından kaynaklandığını düşündüklerini, ödeme dekontlarını dosyaya sunduklarını belirterek davanın reddine, davacının haksız ve mesnetsiz başlattığı takip konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;" Hemen burada açıklanması gereken bir diğer husus mutabakat meselesidir; davacı tarafça dosyaya sunulan mutabakat mektubu incelendiğinde 30.11.2022 tarihi itibariyle davacının davalıdan 44.076,97 USD alacaklı olduğunun belirtildiği görülmektedir. Ancak mutabakattaki imza davalı tarafça kabul edilmemektedir. Her ne kadar davacı vekiline mutabakat mektubu aslını dosyaya sunmak üzere süre verilmiş ise de sözkonusu belgenin mail ortamında düzenlendiği dolayısıyla belge aslının bulunmadığı bu itibarla imza incelenmesi yapılmasının mümkün olmadığı görülmektedir. Davacı tarafça mutabakat mektubu belgesinin davalı şirket çalışanı olan ...'ın şirket uzantılı mail hesabı olan ... adresine gönderildiği belirtilmekte olup ... SGK kayıtlarına göre davalı şirket çalışanı ise de ticaret sicil müdürlüğü kayıtlarına göre ...'ın davalı şirket yetkilisi olmadığı, davalı şirket tarafından adı geçen kişiye böyle bir yetki verilmediğinin belirtilmesi nedeniyle mutabakat mektubuna itibar edilmemiştir. Bu durumda davacının dava dilekçesinde yemin deliline dayandığı gözetilerek yemin hakkı hatırlatılmış olup davacı yemin deliline dayanmıştır. Her ne kadar davacı vekilince yemin metni sunulmuş ise de Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2017/920 E. 2018/10852 K. Sayılı emsal ilamı dikkate alınarak davacı tarafça sunulan yemin metninden yararlanılarak yemin sorusu mahkememizce hazırlanmış olup davalıya HMK'nun 233. maddesine göre; " Kayseri Genel İcra Müdürlüğünün ... E sayılı takip dosyasına konu alacağa ilişkin taraflar arasında 30.11.2022 tarihi itibariyle davacının davalıdan 44.076,97 USD alacaklı olduğuna ilişkin mutabakatname bulunmadığına, davalı şirket çalışanı olan ...'a davalı şirket adına mutabakatname imzalama konusunda yetki verilmediğine, dosyaya sunulan muvafakatnameye onay verilmediğine, ... ve ... isimli şirketlerin davacı şirkete borçlarının davalı şirketin cari hesabından veya ödemelerinden mahsup edilmesi hususunda talimat ve onayın bulunmadığına, Kayseri Genel İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı takip nedeniyle borçlu olunmadığına" yönelik yemin yöneltilmiş olup davalı şirket yetkilisinin yemini usulüne uygun olarak ifa ettiği gözetilerek ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş ayrıca yasal şartlar mevcut olmadığından kötüniyet tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına dair...." gerekçesiyle DAVANIN REDDİNE, Yasal şartlar mevcut olmadığından kötüniyet tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İşbu kararı davacı vekili süresinde istinaf etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkeme kararında davanın reddine karar verdiğini, 28.10.2026 tarihli celsede ismi geçen şirket personelinin SGK kayıtlarının tespiti ile isticvap edilmesini talep ettiğini, mahkeme SGK kayıtlarının celbi için ilgili kuruma yazı yazdığını, kurumdan gelen cevaba göre bu kişinin davalı şirkette çalıştığı ortaya çıkmış ancak mahkeme bu kişinin isticvabı yönünde karar almadığını, davalı şirket, bu personeline mail adresi tahsis ederek ve muhasebe kayıtlarına erişim/yönetim yetkisi vererek, personelin bu tür mutabakatları yapabileceği yönünde müvekkil şirkette bir güven oluşturduğunu, davalı tarafın, işine geldiğinde bu personelin işlemlerini kabul edip, borç bakiyesi söz konusu olduğunda "yetkisiz" savunması haksız ve hukuksuz olduğunu, dava konusu mutabakatta imzası olan şirket çalışanın mahkeme huzurunda dinlenilmesi maddi gerçeğe ulaşma anlamında gerekli iken mahkemece eksik inceleme neticesinde davanın reddi kararı verildiğini, somut uyuşmazlıkta, müvekkil şirket ile davalı taraf arasında 30.11.2022 tarihi itibarıyla 44.076,97 USD bakiye borç üzerinde mutabık kalındığına dair belge, davalı şirketin kurumsal kimliğini temsil eden "..." uzantılı resmi mail adresi üzerinden (...) müvekkil şirkete iletildiğini, HMK m. 199 uyarınca; uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metinler, veriler, elektronik iletiler belge hükmünde olduğunu, davalı tarafın, yargılamanın en başından itibaren dosyada mevcut olan bu mail yazışmasına ve mutabakat içeriğine, ancak bilirkişi raporu aleyhlerine geldikten sonra "yetkisiz temsil" savunmasıyla karşı çıkması, belgenin teknik varlığını değil, sadece hukuki sonucunu inkâr etmeye yönelik olduğunu, somut uyuşmazlıkta, davalı şirket çalışanı ... ve ... gibi isimlerin, davalı şirketin kurumsal mail uzantısını kullanarak yıllarca davacı ile yazışmış olması, ödeme bildirimlerinde bulunması ve mahsuplaşma detaylarını teyit etmesi, bu kişilerin davalı nezdinde en azından "ticari vekil" veya "yetkili personel" sıfatıyla hareket ettiklerini ve davalının bu duruma icazet verdiğini gösterdiğini, davalının, işine geldiğinde bu personeller aracılığıyla mal sevkiyatı ve ödeme planı organize edip, borç bakiyesi söz konusu olduğunda "yetkisiz temsil" def'ine sığınması, yukarıdaki içtihatla da sabit olduğu üzere hukuk düzenince korunamadığını, zira davalı şirket, bu şahısların işlemlerini yıllarca benimseyerek davacıda haklı bir güven oluşturduğunu, yerel mahkeme, mutabakatı onaylayan ...'ın ticaret sicilinde kayıtlı bir temsil yetkisinin bulunmadığını gerekçe gösterdiğini, bir şirketin muhasebe departmanında görevli olan, şirketin resmi mail uzantısını kullanan ve dış dünyaya karşı "hesap teyidi" yapma salahiyetiyle hareket eden personelin yaptığı işlemler, "zımni temsil" ve "temsil yetkisinin dış görünüşü" prensipleri uyarınca şirketi bağladığını, 30.11.2022 tarihli mutabakat sonrası ticari ilişkinin kesilmemiş olması, davalının bu mutabakatı zımnen benimsediğini ve icazet verdiğini gösterdiğini, mutabakat tarihinden sonra davalı tarafından 30.000 USD tutarında bir ödeme yapılmış olması da, borcun varlığına ve mutabakatın sıhhatine duyulan güvenin bir tezahürü olduğunu, yazılı bir mutabakatın ve şirket uzantılı mail teyitlerinin bulunduğu bir dosyada, ispat yükünü tamamen davacı tarafa yükleyip, davalının soyut yemin beyanına üstünlük tanımak, HMK'nın delillerin takdiri hükümlerine ve ticari hayatın gerçeklerine aykırı olup, kararın bu yönden kaldırılması gerektiğini, yerel mahkemenin davanın reddine gerekçe kıldığı en temel yanılgı, taraflar arasındaki ticari ilişkinin yalnızca iki tüzel kişilik arasındaki bir alışverişten ibaret olduğu varsayımı olduğunu, somut olayda da davalı ..., ... ve ... şirketleri arasında sadece isim benzerliği değil, aynı yönetim ve muhasebe havuzundan idare edilen bir yapısı mevcut olduğunu, davacı müvekkil ... A.Ş., ... yönetimindeki bir holding iştiraki olarak tüm kayıtlarını şeffaf ve denetlenebilir şekilde tuttuğunu, bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere, davalı tarafından yapılan toplam 955.276,49 USD tutarındaki ödemenin 130.000 USD'lik kısmı, bizzat davalının muhasebe birimiyle yapılan mutabakatlar ve talimatlar doğrultusunda diğer grup şirketlerinin (... ve ...) borçlarına sayıldığını, yerel mahkeme kararının aksine, davacı müvekkilin kayıtlarında "eksik" görünen 130.000 USD tutarındaki ödemeler, davacı tarafından keyfi olarak değil, davalı tarafın bilgisiyle mahsup edildiğini, bilirkişi raporunun 8. sayfasında detaylandırıldığı üzere; 16.12.2019 tarihli 50.000 USD, 29.01.2020 tarihli 30.000 USD ve 20.04.2020 tarihli 50.000 USD tutarındaki ödemelerin tamamı, davalının grup şirketleri olan ... ve ...'nun davacıya olan borçlarından düşüldüğünü, bu işlemlerin tamamı, davalı şirket muhasebe personeli ...’a gönderilen maillerle teyit edildiğini, özellikle dosyaya sunduğu ... tarihli mailde, söz konusu ödemelerin diğer şirket borçlarına sayıldığı açıkça belirtildiğini ve davalı taraf bu bilgilendirmeye o tarihte hiçbir itirazda bulunmadığını, davalı taraf, yemin beyanında "başka şirketlerin borçlarına mahsup edilmesi hususunda talimatımız yoktur" diyerek, aslında mevcut ödeme belgelerinin (dekontların) davacı kayıtlarındaki mahsup nedenini tek taraflı olarak değiştirmeye çalıştığını, yerel mahkeme, davalı şirket yetkilisine yemin teklif ederken ve bu yeminin sonuçlarını hükme esas alırken "yeminde talil" (yeminin niteliğinin değiştirilmesi) müessesesini tamamen göz ardı ettiğini, davalı taraf, huzurdaki davada taraflar arasındaki ticari ilişkiyi kabul etmiş, ancak bu ilişkinin bir parçası olan mahsuplaşma işlemlerini ve mutabakatı "yetki" ve "talimat" eksikliği üzerinden reddettiğini, davalı, borcu doğuran temel ilişkiyi kabul edip, bu borcun söndürüldüğünü veya borcu teyit eden mutabakatın geçersiz olduğunu ileri sürdüğü noktada, ispat yükünü kendi üzerine almış sayılması gerektiğini , dava konusu alacağın bir diğer önemli kalemini, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 11/1-c maddesi kapsamında gerçekleştirilen ihraç kayıtlı satışlardan doğan KDV bedeli oluşturduğunu, müvekkil şirket, imalatçı sıfatıyla davalıya ürünleri KDV tahsil etmeksizin teslim etmiş; ancak davalı taraf yasal süresi içinde ihracat işlemini gerçekleştiremediği için bu vergi yükü mevzuat gereği müvekkil şirketin üzerine kaldığını, davalı tarafın bu faturayı kendi defterlerine kaydetmiş olması, faturaya konu borcun sebebini ve miktarını zımnen kabul ettiği anlamına gelir. Türk Ticaret Kanunu m. 21/2 uyarınca, faturayı alan kişi 8 gün içinde itiraz etmezse içeriğini kabul etmiş sayıldığını, somut olayda davalı, faturayı itirazsız defterine işleyerek borcun varlığını teknik olarak ikrar ettiğini, bilirkişi raporu, bu faturanın "ihraç kayıtlı satışın ihracatının gerçekleşmemesinden kaynaklanan KDV alacağı" olduğunu teknik bir veri olarak dosyaya sunduğunu, yerel mahkemenin, davalının USD cinsinden "fazla ödemesi" olduğu varsayımıyla bu TL alacağını da reddetmesi hatalı olduğunu, zira bilirkişi raporunda bu mahsup ancak 130.000 USD tutarındaki grup şirketi ödemelerinin davalıya iade edilmesi durumunda mümkün kılındığını, o ödemeler, davalının talimatıyla başka şirketlerin borcunu söndürmüş olup, davalıya iade edilmesi hukuken mümkün olmayan bedeller olduğunu, dolayısıyla 77.877,98 TL tutarındaki KDV alacağı, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde likit ve ispatlanmış bir alacak olduğunu, bilirkişi raporu, müvekkil şirketin sunduğu verilerin doğruluğunu teknik olarak onayladığını, bu teknik tespitlerin hukuki sonuç doğurması, ancak yerel mahkemenin hatalı kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi ile mümkün olduğunu, takip konusu alacağın tamamı üzerinden %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi, hem yasal bir zorunluluk hem de adaletin gereği olduğunu, arz ve izah edilen nedenler ve Sayın Başkanlığınızca resen gözetilecek hususlar çerçevesinde; Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/666 Esas ve 2026/199 Karar sayılı usul ve yasaya aykırı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesine karşı sunduğu cevap dilekçesinde özetle ;Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde ikame edilen itirazın iptali davasında verilen davanın reddi kararı; dosya kapsamındaki somut deliller, banka kayıtları ve denetime elverişli bilirkişi raporu ile sabit olan gerçek durumu yansıttığını, davacı tarafın istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinde ileri sürdüğü iddialar, taraflar arasındaki ticari ilişkinin gerçek mahiyetini karartmaya ve müvekkil şirket tarafından gerçekleştirilen yüklü miktardaki ödemeleri hukuka aykırı şekilde bertaraf etmeye yönelik olduğunu, işbu bölümde, davacı tarafın müvekkil şirkete ait ödemeleri hangi hukuki dayanakla ve basiretli tacir yükümlülüğüne aykırı olarak üçüncü kişilerin borçlarına mahsup ettiği, bu durumun ticari defterlerin ispat gücünü nasıl ortadan kaldırdığı ve yerel mahkemenin bu yöndeki isabetli değerlendirmeleri detaylandırılacağını, taraflar arasındaki uyuşmazlığın temelini, müvekkil şirket tarafından davacıya yapılan ancak davacı tarafça müvekkilin cari hesabına işlenmek yerine, müvekkilin rızası ve talimatı olmaksızın dava dışı üçüncü şirketlerin borçlarına mahsup edilen toplam 130.000 USD tutarındaki üç ayrı ödeme oluşturduğunu, dosya kapsamında sunulan banka dekontları ve 03.07.2025 tarihli bilirkişi raporunun "Davacıda Kayıtlı Olmayan Ödeme" başlıklı bölümünde (Rapor s. 8) açıkça tespit edildiği üzere; müvekkil şirket tarafından 16.12.2019 tarihinde 50.000 USD, 29.01.2020 tarihinde 30.000 USD ve 20.04.2020 tarihinde 50.000 USD olmak üzere toplam 130.000 USD ödeme yapıldığını, davacı taraf, bu ödemelerin müvekkil şirketin borcuna mahsuben değil, dava dışı ... ve ... isimli şirketlerin borçlarına mahsuben yapıldığını iddia ettiğini, müvekkil şirket tarafından gönderilen havale ve EFT kayıtlarında, ödemenin müvekkil şirketin kendi borcuna ilişkin olduğu açık olup, bu bedellerin davacı tarafından tek taraflı bir tasarrufla üçüncü kişilerin hesabına virmanlanması hukuken "ödeme" olgusunu ortadan kaldırmadığını , davacı, müvekkilin parasını tahsil etmiş ancak bu tahsilatı müvekkilin cari hesabında gizleyerek üçüncü kişilerden olan alacaklarını kapatma yoluna gittiğini, somut olayda müvekkil şirket, davacıya olan mal borcu için bu ödemeleri gerçekleştirmiş olup, davacı taraf bu ödemelerin "üçüncü kişilerin borcu için yapıldığına" dair müvekkilden alınmış yazılı bir talimat veya onay sunamadığını, davacının, müvekkilin ödemelerini kendi defterlerinde başka şirketlerin borcundan düşmesi, müvekkilin borcunu söndüren bu maddi gerçeği değiştirmediğini, bilirkişi raporunda da vurgulandığı üzere, bu 130.000 USD tutarındaki ödemelerin müvekkil hesabına dahil edilmesi durumunda, müvekkilin davacıya borcu olmadığı teknik bir kesinlikle hesaplandığını, davacı tarafın istinaf dilekçesinde dayandığı temel argüman, kendi ticari defterlerinde müvekkilin borçlu göründüğünü, ancak HMK m. 222 uyarınca, ticari defterlerin sahibi lehine delil teşkil edebilmesi için defterlerin usulüne uygun tutulması ve kayıtların birbirini doğrulaması şart olduğunu, davacı, müvekkil tarafından banka kanalıyla gönderilen 130.000 USD'yi "başka hesaba virmanlayarak" oluşturduğu defter kayıtlarıyla alacak ispat etmeye çalıştığını, oysa defterlerin ispat gücü, maddi gerçekle çeliştiği anda sona erdiğini, müvekkil şirketin defterleri ile davacı şirketin defterleri faturalar bazında tam uyumlu olduğunu, uyuşmazlık sadece ödemelerin kaydedilme biçiminden kaynaklandığını, davacı, ticari defterlerinde yaptığı usulsüz kayıtlarla adeta müvekkilin malvarlığını, diğer şirketlerin borçlarını kapatmak için bir "havuz" olarak kullandığını, davacı Türk Ticaret Sicilinde kaydı dahi bulunmayan üçüncü kişi şirketlerden olan alacağını tahsil edememiş olacak ki müvekkil üzerinden tahsil etme girişiminde bulunduğunu, hukuk da her şirket kendi borcundan kendi malvarlığı ile sorumlu olduğunu, bir şirketin yaptığı ödemenin, sırf isim benzerliği veya dolaylı ortaklık iddialarıyla başka bir şirketin cari hesabına aktarılması, "basiretli tacir" gibi davranması gereken davacı şirketin ağır kusurunu ve kötü niyetini ortaya koyduğunu, davacı tarafın istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların merkezinde, 30.11.2022 tarihli bir "mutabakat mektubu" yer aldığını, davacı, bu belgenin müvekkil şirket tarafından gönderildiğini ve borcun ikrarı niteliğinde olduğunu iddia ederek, yerel mahkemenin reddi kararının hatalı olduğunu savunduğunu, bir personelin şirket uzantılı e-posta adresine sahip olması, o personelin şirketi borç altına sokacak veya milyonluk alacak iddialarını ikrar edecek bir temsil yetkisine sahip olduğu anlamına gelmediğini, söz konusu mailin çalışanın şahsi mail adresinden şirket mail adresine gönderildiği ve daha sonrasına şirket mailinden davacıya iletildiği davalının sunduğu belgelerden de anlaşıldığını, basiretli bir tacir gibi davranması gereken davacı taraf, bu denli yüksek meblağlı bir mutabakatın şirket yetkilisi (müdürü) tarafından imzalanıp imzalanmadığını denetlemekle yükümlü olduğunu, somut olayda, ...'ın müvekkil şirketi temsil ve ilzam yetkisinin bulunmadığı Ticaret Sicil Gazetesi kayıtlarıyla sabit olduğunu, yetkisiz bir personelin, müvekkil şirketin ticari defter kayıtlarıyla dahi çelişen bir belgeyi e-posta yoluyla iletmiş olması, müvekkil şirketin iradesini yansıtmadığını, davacı tarafın, bu yetkisiz temsil işlemini müvekkile rücu ettirme çabası, dürüstlük kuralına ve basiretli tacir ilkesine aykırı olduğunu, huzurdaki davada müvekkil, mutabakatın aksini hem ticari defterleriyle hem de kesin yemin deliliyle ispatladığını, davanın en kırılma noktası, yerel mahkemenin 5. celsesinde (24.02.2026) gerçekleşen yemin merasimi olduğunu, davacı taraf, ispat yükü kendisinde olmasına rağmen alacağını kanıtlayamadığı için müvekkil şirkete yemin teklif ettiğini, müvekkil şirket yetkilisi ... da bu teklifi kabul ederek usulüne uygun şekilde yeminini eda ettiğini, HMK m. 225 ve devamı maddeleri uyarınca yemin, taraflardan birinin bir vakıanın doğruluğu hakkında kanunda belirtilen şekilde beyanda bulunmasıdır ve "kesin delil" niteliğinde olduğunu, yerel mahkemenin delilleri hatalı takdir ettiğine dair iddiaları, yemin delilinin hukuk sistemimizdeki yeri ile taban tabana zıt olduğunu, yemin, takdiri bir delil değil, hâkimi bağlayan kesin bir delil olduğunu, mahkemece, davacının alacak iddiasını ispatlayamadığı, ticari defterlerin müvekkil lehine sonuç verdiği ve en nihayetinde yemin ile borçsuzluk durumunun perçinlendiği bir ortamda davanın reddine karar verilmesi hukuki bir zorunluluk olduğunu, davacı taraf, istinaf dilekçesinde müvekkilin "... ve ..." şirketleriyle organik bağı olduğunu ileri sürerek yapılan usulsüz mahsupları meşrulaştırmaya çalıştığını, şirketlerin tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirecek hiçbir somut veri dosyada mevcut olmadığını, huzurdaki olayda, müvekkil fatura bedellerini banka yoluyla ödediğini ispatlamış; davacı ise bu ödemeleri haksız mahsuplarla yok saymaya çalıştığını, yerel mahkeme, davacının bu haksız mahsup girişimini ve sahte mutabakatnamenin dayatılmasını yemin deliliyle birlikte değerlendirerek yerinde bir red kararı kurduğunu, sonuç olarak, Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin davanın reddine dair kararı; eksiksiz bir tahkikat aşamasından geçmiş, tarafların tüm delilleri toplanmış, teknik bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve nihayetinde davacı tarafın teklif ettiği kesin yemin delili ile borçsuzluk durumu tescillendiğini, davacının istinaf dilekçesindeki itirazları, dosyadaki somut gerçekleri değiştirmeye yönelik olup hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, HMK m. 353/1-b-1 uyarınca, usul ve yasaya uygun olan yerel mahkeme kararının onanması, adaletin tesisi ve ticari hayatın güvenliği açısından zorunluluk arz ettiğini, müvekkil şirketin davacıya hiçbir borcu bulunmadığı gibi, davacının haksız mahsuplar yoluyla dava dışı şirketlerin borçlarını müvekkil şirketten tahsil etme gayesi yargı eliyle engellendiğini, davacı tarafın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun istinaf başvurusunun HMK m. 353/1-b-1 uyarınca ESASTAN REDDİNE, Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/02/2026 tarihli, 2024/666 Esas ve 2026/85 Karar sayılı davanın reddine dair usul ve yasaya uygun hükmünün ONANMASINA, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Dava, cari hesaptan kaynaklı davalı aleyhine başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır. İlk derece mahkemesine sunulan bilirkişi raporunda faturaların taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, davacının davalıya düzenlemiş olduğu USD cinsinden faturalar toplamı 892.556,41 USD olduğu, bu faturaların tamamının tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, taraf defterlerinin faturalar yönünden birbirini teyit ettiği belirtilmiştir. Davalının davacıya 955.276,49 USD ödeme yaptığı bu ödemeler içinde yer alan ve 16.12.2019 tarihindeki 50.000 USD ödeme, 29.01.2020 tarihli 30.000 USD ödeme ve 20.04.2020 tarihli 50.000 USD ödeme davacıda kayıtlı değildir. Ancak söz konusu ödemelere ilişkin banka dekontları mevcuttur. Dekontlarda bir açıklaması yok ise de davalının yaptığı bu ödemenin grup şirketlerin borcu için yapıldığına dair bir talimatı, beyanı olmadığı görülmüştür. Bu nedenle davalının 130.000 USD'yi davacıya yaptığı ödemeler içine dahil edilmesi yerinde görülmüştür. Davacının iddiasına dayanak teşkil eden mutabakat mektubunun incelenmesinde, davalı adına imzası bulunanların davalı temsilcisi olmadığı görülmektedir. Mutabakat mektubunun kabulüne yönelik davalı beyanı veya davranışı da bulunmamaktadır. Bu durumda, söz konusu mutabakatın davalı yönünden bağlayıcılığından söz edilemez. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/988 Esas 2024/4342 Karar) Davacının davalıya düzenlediği faturalar ile davalı ödemesi karşılaştırıldığında davacının davalıdan USD cinsinden alacağı kalmamakta, aksine fazla tahsilattan kaynaklanan (892.556,41 USD fatura - 955.276,49 USDödeme =) 62.720,08 USD borcu hesaplanmaktadır. Davacının davalıdan Türk lirası cinsinden olan alacakları incelendiğinde 01.05.2023 tarihli ... numaralı ve 77.877,98 TL bedelli faturadan alacağı bulunduğu ancak davalının davacıdan 62.720,08 USD alacaklı olduğu için bu alacağın da söndürülmüş olacağı açıktır. Davacı tarafından teklif edilen yeminin davalı tarafından eda edilişi de nazara alındığında davacının alacaklı olduğunu ispatlayamadığı kanaatiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Yukarıda belirtilen gerekçelerle ve HMK'nın 355. Maddesi gereğince istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda davacı vekilinin yukarıda yazılı söz konusu istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden ilk derece mahkemesinin istinafa konu edilen nihai kararının HMK'nın 353/1-b.1.maddesi gereğince usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu değerlendirilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ; Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2024/666 Esas 2026/199 sayılı kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK. 'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacıdan peşin olarak alındığından harçla ilgili yeniden karar verilmesine yer olmadığına, Davacı tarafından yapılan istinaf kanun yoluna başvuru harcı ve istinaf posta giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına , İstinaf incelemesi aşamasında duruşma yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına , Kararın tebliğ işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde , 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verildi. 06/05/2026
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.