İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi 2023/1991 E.
Bu Veriyi Kendi Asistanınızda Kullanın
Soorgla MCP ile karar ve mevzuat arşivine Claude, ChatGPT ya da Cursor içinden erişin. Kurulum perpeek üzerinden, tek token.
Karar Bilgileri
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
bam
2023/1991
2026/740
30 Nisan 2026
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1991
KARAR NO : 2026/740
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 10.05.2023
NUMARASI : 2021/131 E. - 2023/31 K.
DAVANIN KONUSU : Markanın Hükümsüzlüğü
KARAR TARİHİ : 30.04.2026
KARAR YAZIM TARİHİ : 30.04.2026 İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 10.05.2023 tarih 2021/131 E. - 2023/31 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :Davacı vekili, müvekkili tarafından 2012 senesinden bu yana 2012/94994 numarası ile tescilli markası olan yapay organ ve protez imalatında müvekkiline ait gerçek hak sahipliğinin oluşmuş olduğu; '...' markası ile aynı hizmet sınıfında birebir aynı olan '...' markasının davalı tarafından 28.10.2020 tarihinde 2020/21149 tescil no ile kötüniyetli olarak ... adına tescil edildiğini, aynı markanın S.M.K. 5, 6. ve 25.mad. uyarınca hükümsüz kılınarak sicilden terkinini, telafisi imkansız zararların önüne geçmek maksadıyla 2020/21149 tescil numaralı '....' markasının 3.kişilere devrini önlemek amacıyla ihtiıyatı tedbir konulmasını; markanın gerçek hak sahipliğinin müvekkili olduğunun tespiti ile '....' markasının mal ve hizmetler kapsamına 'Yapay organlar ve protezler, Tıbbi ortopedik malzemeler dahil edilmek suretiyle müvekkili şirket adına tescil edilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili, davacı şirketin, 2012 yılında TPMK sicil kayıtlarında yalnızca "...." markasını 10. Hizmet sınıfında tescil ettirmiş olduğunu, emtia grubunun ise "Cerrah Tıbbi ve Diş Hekimliği, Vet. İçin alet cihaz ve mobilyalar, ameliyathane giysileri ve streil örtüler, cinsel amaçlı malzemeler, biberon emzik ve diş kaşıyıcı" olduğunu, müvekkili ...'ın ise 28.10.2020 tarihinde "..." marka ve logosunu 10. Sınıf mal ve hizmetler için tescil edilen markanın emtia grubunun ise "Yapay organlar ve protezler, tıbbi ortopedik malzemeler, tıbbi korseler, ortepedik ayakkabılar, bandajlar, bilezik ve yüzükler" olarak belirtildiğini, Müvekkilinin tescili yapılan markanın, başvurusu sonrası TPMK tarafından, 20.02.2020 tarihinde şekli incelemesi tamamlanması sonrası uzman benzerlik araştırmasından da geçmiş olduğunu, Karşı yanca süresi içerisinde herhangi bir itiraza uğramamış olduğunu ve 28.10.2020 tarihinde tescil edilmiş olduğunu, "...." markasının yaratıcısının müvekkili olduğunu, bu markının müvekkili tarafından bulunmuş ve ilk defa müvekkilince kullanılmış olduğunu, davacı şirket tarafından "...." ismi tescili 2012 yılında yapılmış olduğunu ama TSE kayıtları incelendiğinde logo kaydının tescilinin yapılmadığının görüldüğünü, logo tescilinin yapıldığından bahisle hak iddia etmesi mümkün olmadığını, müvekkilinin tescilini yapmış olduğu marka ünvanının "..." olduğunu, davacının tescilini yapmış olduğunu, markanın ise "...." olduğunu, birbirinden farklı ibareler olduğunu, ...., tek başına ayırt ediciliği yüksek bir ibare olmayıp müvekkilinin markası implat kelimesini de taşıdığını, iki kelimenin birleşmesiyle yüksek ayırt edicilik kazandığını, dolayısıyla karşı yanın... markası hükümsüz olup bilindiği gibi 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’na göre, marka olabilecek işaretlerin ayırt edici (distinctive) olması gerektiğinin hükme bağlandığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, somut olayda taraflara ait markaların 10.sınıf kodunda kayıtlı olduğu, aynı tür medikal mağazalarda satılan ve birbirini tamamlayan bağlantılı mallar olduğu, bu itibarla da taraf markaları ve bunların ilişkin olduğu ürünler arasında bağlantı ve benzerlik olduğunun anlaşıldığı, yine taraf markaları arasında aynı ibareler aynı logo ve aynı renkler kullanılmış olup, markanın aynı olduğunun görüldüğü, yine bu sebeple taraf markaları arasında, bu markalar ile üretilen ürünlerin sunulacağı ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketici kitlesinin büyük bir kısmının karışıklık yaşayabileceği, ürünlerin ve markaların aynı kişi ya da işletmeye ait olduğu algısına kapılabileceği, bu kapsamda taraf markaları arasında bağlantı kurulması, karıştırılma veya ilişkilendirme ihtimalinin bulunduğu, bu ihtimalin yüksek seviyede olduğunun anlaşıldığı, somut olayda davacı tarafça, davalı tarafın marka tescilinde kötü niyetli olduğu ileri sürülmüş ve diğer hükümsüzlük talepleri yanında kötü niyete dayanan hükümsüzlük talebinin de ileri sürüldüğü, bu iddianın mahkemece değerlendirildiği, bu iddia kapsamında 6769 sayılı SMK'nın 6 ve 25. maddeleri kapsamında mahkemece yapılan değerlendirmede markayı tescil eden kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığının tescili kötü niyetli kılmaya yeterli kabul edilebileceği, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesine rağmen tescil edilmesi ya da haksız rekabet saikiyle tescil başvurusunda bulunulması, kullanılması planlanmayan markanın bir başkasının piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil başvurusunda bulunulması gibi hususların kötü niyet kapsamında göz önüne alınması gerektiği, bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde davacının markalarının birebir aynı ibarelerden, birebir aynı işaret ve logolardan oluştuğu, davalının davacı şirket çalışanı olduğu, dolayısıyla davacının markasından haberdar olduğunun anlaşıldığı, bu durumun davalının kötü niyetli olduğunu gösterdiği, mahkemece de bu yönde vicdani kanı oluştuğu, her ne kadar davalı bu markanın davacının markasından farklı olduğunu ve markanın yaratıcısının kendisi olduğunu ileri sürmüş ise de dosya kapsamında bu savunmalarını ispat edemediği, bu itibarla davalı tarafın bu yöne ilişkin savunmalarına mahkemece itibar edilmediği, mahkemece marka ve sınai mülkiyet uzmanı ile sektör uzmanından oluşan bilirkişi heyetinden rapor ve ek raporlar aldırıldığı, söz konusu rapor ve ek raporların bilimsel ve teknik verilere, dosya kapsamına uygun bulunarak mahkemece benimsenmiş ve hükme esas alınabilir kabul edildiği, yukarıda bahsi geçen kabuller ve konuya ilişkin yasal düzenlemeler hep birlikte değerlendirildiğinde, davalı tarafça tescil edilen ... numaralı markanın, davacı tarafça daha önceden tescil edilmiş 2012/94994 numaralı marka ile kelime, renk, logo yönünden birebir aynı olduğu, markaların aynı sınıf kodunda tescilli oldukları, bu kapsamda markaların 6769 sayılı SMK'nın 5 ve 6.maddesinde belirtilen şekilde aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer oldukları, iltibas oluşturacak şekilde benzer oldukları, tüketici kitlesinde karıştırma ihtimaline yol açacak şekilde benzer oldukları, davalı adına tescilli markanın davacı adına tesciline karar verilmesi talebinin mahkemece kabul edilmediği, bu hususun idari bir işlem mahiyetinde olduğu, somut olayda marka veya patentin vasfı gibi bir ihtilaf bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı adına tescilli 2020/21149 başvuru numaralı markanın hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, markanın davacı adına tescil talebinin ise reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı vekili, davanın kabulüne dair verilen kararı kabul etmediklerini, müvekkilinin davalı firmada yetkili ve sigortalı müdür olarak görev aldığını, dosyada davacının dahi beyan ettiği hiç bir delilin gerekli ve yeterli şekilde incelenmediğini, soruşturma dosyalarının 2021 yılından beri derdest olduğunu, müvekkilinin her iki şirketin de yetkin adi ortağı niteliğinde olup, diğer ortakların bilgisi dahilinde bu tescil işlemini gerçekleştirdiğini, bir çok firma ile çalışan, hastanelere ürün veren, resmi halelere giren davacı firmanın, müvekkilinin gerçekleştirdiği tescil işleminden sonra bir yıl boyunca belirtilen tüm eylemleri gerçekleştirmeye devam ettiğini, bu durumda markasının tescilsiz olduğunu düşünmesinin ve tescil evrakı olmadan resmi işlemlere devam etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkilinin davacı firmada yetkin ortak olduğu için ilgili markayı gelebilecek olan hacizlerden koruyabilmek adına kendi adına tescil ettirdiğini, müvekkilinin davacı firmayı zarar sokmak, mağdur etmek gibi bir amacı olmadığını, müvekkilinin haklarını vermeyen davacı firmanın kendisine çek ile ödeme yöntemi oluşturduğunu, onu dahi ödemekten kaçındığını, müvekkilinin bu alacağını marka hakkını satarak elde edebilecekken basiretli bir tacir gibi davrandığını, böyle yollara başvurmadığını istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE :Dava, 6769 sayılı SMK'nın 5, 6 ve 25. maddesi kapsamında markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Somut olayda, davacı şirket adına 14/11/2012 tarih ve 2012/94994 tescil no ile 10 yıl süreli koruma kapsamında tescil edilen markanın davalı yanca birebir aynısı olarak 2020 yılında tescil edilmesi sebebiyle SMK'nın 5 ve 6. Maddesinin ihlalini oluşturduğu iddiasıyla 25. madde kapsamında hükümsüzlüğü talep edilmekle mahkemece sınai mülkiyet uzmanı ve sektör bilirkişilerinden alınan 02/08/2022 tarihli kök ve 16/02/2023 tarihli ek raporlar kapsamında yukarıda belirtilen şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Öncelikle şu hususun belirtilmesinde fayda vardır; her ne kadar davalı tarafça davacı yan tescilli markasının gerçek hak sahibinin davalı olduğu beyan edilmiş ise de bu hususa dair somut bir delil bildirilmediğinden soyut olduğu ve iddiadan öteye geçemediği ve ayrıca davacı markasının iddia edilen gibi olmadığı sadece "..." olduğu davalı yanca iddia edilmiş ise de patent sicili nezdindeki tescil belgesi karşısında bu husus da soyut nitelikte olup iddiadan öteye geçememiştir.
Toplanan tüm deliller ile hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan kök ve ek bilirkişi raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli, dosya kapsamına uygun olmasına, davacı markasının 2012-94994 tescil no ile "..." ibare ve şeklinin bütününe ilişkin olmasına, davalı markasının isee 2020/21149 tescil no ile "..." ibare ve şeklinin bütününe ilişkin olmasına, SMK'nın 5. maddesi kapsamında dosya taraf markaları aynı kod numarasına sahip iseler de aynı veya aynı tür mal ihtiva etme koşulu bulunmadığından söz konusu yasa maddesi kapsamında hükümsüzlük koşullarının oluşmamasına, adı geçen yasanın 6. maddesi kapsamında ise taraf markalarının aynı ibareleri, aynı logoyu, aynı renkleri ihtiva ettiğinden aynılık koşulunun oluşmasına bu kapsamda markalar arası bağlantı kurulma, ilişkilendirme ihtimalinin bulunmasına ve ortalama tüketici nezdinde bağlantı olduğunun düşünülebilmesi bu nedenle de SMK'nın 6/1 maddesi hükmündeki koşulun somut olayda gerçekleşmiş olmasına, davalı yan yönünden kabul edilen kötüniyet durumunun dosya kapsamı ile uyumlu görülmesine, davanın ve talebin niteliğine göre hükümsüzlük ve sicilden terkin kararı ile yetinilmesine, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, davalı tarafın istinaf itirazları yerinde değildir.
Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı yönünden istinaf karar harcı olan 732,00 TL'den peşin alınan 269,85 TL'nin mahsubu ile bakiye 462,15 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 30.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.