SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2023/1514 E.

MCP

Bu Veriyi Kendi Asistanınızda Kullanın

Soorgla MCP ile karar ve mevzuat arşivine Claude, ChatGPT ya da Cursor içinden erişin. Kurulum perpeek üzerinden, tek token.

perpeek’ten Al

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2023/1514

Karar No

2026/776

Karar Tarihi

16 Nisan 2026

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1514 Esas KARAR NO: 2026/776 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI: 2020/433 Esas- 2023/491 Karar TARİH: 07/06/2023 DAVA: İtirazın İptali KARAR TARİHİ: 16/04/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı, müvekkili şirketin ortağı iken şirketteki hisselerini dava dışı ...'a devrettiğini, ...'ın şirketi teslim aldıktan sonra şirket kayıt ve defterleri üzerinde yapmış olduğu araştırma sonucunda davalının şirket hesabından kendi şahsi hesabına para gönderdiğini, bir kısım paranın şirkete iade edildiği halde toplam 348.344-TL'nin şirkete iade edilmediğini, şirket ortağı ve yöneticisi olan davalının şirkete iade etmediği paranın tahsili amacıyla yapmış oldukları icra takibine davalı tarafın haklı bir neden olmaksızın itiraz ettiğini, bu nedenlerle davalı tarafın haksız itirazının iptaliyle %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın iddialarının doğru olmadığını, davacı şirket hesaplarından müvekkili hesaplarına gönderilen paraların şirket adına ifa olunan iş ve işlemler kapsamında kullanıldığını, dolayısıyla müvekkilinin şirketle ilgili yapmış olduğu harcamalar nedeniyle şirkete herhangi bir borcu bulunmadığını, bu nedenlerle yasal dayanağı bulunmayan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 07/06/2023 tarih ve 2020/433 Esas- 2023/491 Karar sayılı kararında; "Davacı tarafın iddiaları kapsamında, davalının kendi şahsi hesabına gönderip iade etmediği ve bu bağlamda davacı tarafın talep edebileceği alacağın bulunup bulunmadığı hususunda dosya bilirkişi ...'a tevdi edilmiş, bilirkişi düzenlemiş olduğu 16/08/2022 tarihli raporunda davalı tarafın 2017 yılına kadar şirketten almış olduğu avansları kapattığı halde 2017 yılı ve sonrasında avans bedeli kadar şirket adına ödeme yaptığına ilişkin tevsik edici belge sunamadığını, bu bağlamda takip tarihi itibariyle davacı tarafın 348.344-TL alacağı bulunduğunu teknik kanaati olarak belirtmiş, iş bu rapora yönelik olarak davalı tarafın itirazı üzerine dosya bilirkişi heyeti ...ve ...'a tevdi edilmiş, bilirkişi heyeti düzenlemiş olduğu 09/05/2022 tarihli raporlarında; davalı tarafından dosyaya sunulan banka dekontlarına göre davalının borçlu olmadığı bilakis 257.270-TL alacaklı olduğunu belirtmişler, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla ve dosyaya sunulan ...'e ait 27/05/2022 tarihli uzman görüşü kapsamında dosya bu kez bilirkişi ...'ye tevdi edilmiş, bilirkişi düzenlemiş olduğu 28/02/2022 tarihli raporunda "davalı tarafın şahsi banka hesapların dan gönderilen tutarlara ilişkin havalelerin şirketin kanuni kayıtlarında bulunmadığı, yapılan havale paralarının çalışan adına gönderildiği, dekontlarda gönderilen paranın ne amaçla gönderildiği hususunda açıklama bulunmadığı, taraflar arasındaki ihtilafın eski ortak olan davalının şirkete olan avans hesap bakiyesi kaynaklı olduğu, usulüne uygun tutulan şirket kayıtlarına göre davalının hisse devri yaptığı tarih dönem sonu 31/12/2018 tarihi itibariyle şirkete 348.344-TL borcunun bulunduğu, iş bu borçtan davalının bilgi sahibi olduğu, davalının şirkete göndermiş olduğu havalelerin şirket kayıtlarında yer almadığı, bu bağlamda iş bu ödemelerin avans tutarından mahsup edilemeyeceği, davalının sorumlu ve yetkili olduğu dönem itibariyle şirketin resmi kayıtlarına göre şirkete 348.344-TL borcu bulunduğunu" teknik kanaati olarak belirtmiş, mahkememizce de dosya kapsamına uygun olan ve ilk raporla örtüşen bilirkişi ...'nin düzenlemiş olduğu 28/02/2022 tarihli raporu hükme esas alınmıştır. Her ne kadar davalı taraf takip konusu alacakla ilgili davacı şirkete borcu bulunmadığını beyan etmiş ise de; davalı vekili tarafından dosyaya sunulan 07/12/2020 tarihli cevap dilekçesinin 4 nolu bendinde açıkça "davacı şirket hesaplarından müvekkil hesaplarına gönderilen paralar müvekkil tarafından, ortağı ve aynı zamanda temsilcisi bulunduğu şirket adına ifa olunan iş ve işlemler kapsamında kullanıldığını" beyan ettiği; bu bağlamda davalı tarafından şirket hesabından kendi hesabına gönderilen ve şirket kayıtlarına göre avans bakiyesi olarak yer alan 348.344-TL'nin davalı tarafından şirketle ilgili iş ve işlemlerde kullanıldığının ispatlanması gerektiği, davalının cevap dilekçesindeki belirtilen beyanı kapsamında ispat külfetinin kendisine ait olduğu, davalı tarafın avans bakiyesi olarak şirket kayıtlarında yer alan 348.344-TL'nin şirketin iş ve işlemleriyle ilgili harcamalarda kullanıldığına ilişkin dosyaya herhangi bir delil sunmadığından, davalının bu yöndeki savunmasına itibar edilmemiştir. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalının şirket hesabından kendi şahsi hesabına gönderdiği ve usulüne uygun tutulmuş şirket kayıtlarına göre avans bakiyesi olarak davalının borcu olarak yer alan 348.344-TL'nin davalı tarafından şirkete ait iş ve işlemler nedeniyle kullanıldığı hususunun ispatlanamadığı, cevap dilekçesindeki beyan kapsamında ispat külfetinin davalıya ait olduğu, bu bağlamda yapılan değerlendirmeye göre son bilirkişi raporunda da ayrıntılı ve gerekçeli olarak belirtildiği üzere davalının, davacı şirkete avans borcu olarak 348.344-TL borçlu olduğu ve bu nedenlerle icra takibine yönelik davalının haksız itirazının iptaline, likit olan alacağa yapılan itiraz nedeniyle davacı lehine %20 icra inkar tazminatına karar vermek gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile, '' 1-Sabit görülen davacının davasının KABULÜNE, davalının, .... İcra Müdürlüğünün ... takip sayılı doyasına yapmış olduğu itirazın iptaline, takibin aynı alacak üzerinden aynı koşullarda devamına, 2-Hükmedilen alacağın %20'si üzerinden hesaplanan 69.668-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Hükme esas alınan bilirkişi raporunu düzenleyen bilirkişi ...'nin, yerinde inceleme yetkisi bulunmamasına rağmen, yetki ve görev sınırını aşarak, keyfi, taraflı ve hukuka aykırı bir şekilde, tarafına haber vermeden, davacı şirket merkezine giderek (yokluklarında), davacı şirket muhasebe çalışanları ve şirket mali müşaviri ile birlikte gerçekleştirdiği inceleme sonrasında hazırladığını raporu bu haliyle davalının adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, Yerel mahkeme tarafından, davacının huzurda görülen alacak talebini açık hesap ilişkisine (cari hesap alacağı) dayandırdığı hususu göz ardı edilmek suretiyle gerekçede hataya düşülmesi himaye edilemez haksız ve hukuki dayanaktan yoksun bir sonuç doğurduğunu, bu durumun doğal sonucu olarak, davacı tarafça söz konusu alacak talebinin açık hesap ilişkisine dayandırıldığı nazara alınarak uyuşmazlığın, davalı ve davacı şirket arasındaki ilişkinin ilk başladığı andan, sona erdiği ana kadar, davacı şirket tarafından davalıya ve davalı tarafından davacı şirkete veya şirket işleri ile alakalı üçüncü şahıslara gönderilen paraların, şirket işleri ile ilgili sarf olunan para hareketlerinin, incelenmek suretiyle çözüme kavuşturulması gerektiğini, yargılama aşamasında tarafınca, davalı tarafından davacı şirkete gönderilen paralara ilişkin dekontlar sunulmuş ve davacının alacak talebinin aksine bilakis davalının davacıdan alacaklı bulunduğunun kanıtlandığını, dosya kapsamında sunulan 06.03.2022 tarihli (ek) ve 09.05.2022 tarihli (kök) raporlarda bu olgunun açıkça ortaya koyulduğunu, hükme esas alınan raporda, kasıt boyutuna ulaşan ve bu haliyle raporda ciddi şaibe uyandıran, fahiş maddi hesap ve yorum hataları mevcut olup, söz konusu hatalara karşı ileri sürülen haklı ve hukuka uygun itirazlarının hiç bir suretle irdelenmeden, irdelenmeme sebebi karar yerinde gösterilmeden tesis olunan yerel mahkeme hükmünün bu yönüyle de hakkaniyete aykırı ve dayanaktan yoksun bulunmakla, kaldırılmasının gerektiğini, Mahkeme tarafından yargılama aşamasında, somut uyuşmazlıkla ilgili, bilirkişi ... (kök ve ek rapor), bilirkişiler ...ve ... (heyet kök ve heyet ek raporu) ve ...’den (tek rapor) alınmış, (3) kök, (2) ek olmak üzere toplam (5) raporun bulunduğunu, bilirkişi ... tarafından düzenlenen 16.08.2021 tarihli kök raporda özetle; “müvekkilimizin davacıya, 348.344 TL borçlu bulunduğu”, bilirkişi ... tarafından düzenlenen 06.03.2022 tarihli ek raporda özetle; “müvekkilimizin davacıdan, 224.606 TL alacaklı bulunduğu”, bilirkişiler ...ve ... tarafından düzenlenen 09.05.2022 tarihli kök raporda özetle; “müvekkilimizin davacıdan, 257.270,37 TL alacaklı olduğu”, bilirkişiler ...ve ... tarafından düzenlenen 10.10.2022 tarihli ek raporda özetle; “müvekkilimizin davacıya, 34.868,27 TL borçlu bulunduğu”, bilirkişi ... tarafından düzenlenen 28.02.2023 tarihli raporda özetle; “müvekkilimizin davalıya, icra takibi tutarı 348.344 TL davacı şirkete borçlu bulunduğu” sonuç ve kanaatine varıldığını, yerel mahkeme tarafından, adil ve tarafsız bir yargılanma yapıldığı intibası uyandırmak adına, bilirkişi ... ve bilirkişiler ...ve ... tarafından hazırlanan raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla dosyanın bu kez bilirkişi ...’ye tevdi edildiğini karar yerinde belirtilmişse de, bu gerekçe mahkeme tarafından aşamalarda gerçekleştirilen usuli işlemlerle örtüşmediğini, 28.09.2022 tarihinde görülen (6). ve 21.12.2022 tarihinde görülen (7). celse tutanakları incelendiğinde; söz konusu gerekçesinin aksine mahkeme tarafından, söz konusu tutanakların tek bir satırında dahi, bilirkişi ... ve bilirkişiler ...ve ... tarafından hazırlanan raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla dosyanın tekrar rapor alınmak üzere bilirkişiye tevdii edildiğine dair bir ibareye yer verilmediğini, bilirkişi ...’ye yaptırılan inceleme, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için değil, bilakis davacı tarafça dosyaya sunulan, ... tarafından hazırlanan tamamen taraflı 27.05.2022 tarihli özel rapor üzerinde tekrar tekrar inceleme yaptırılarak davacı yan lehine rapor tesisi amacıyla, ihdas olunduğunu, bu özel rapor denetime elverişli bir şekilde bilirkişi heyeti ...ve ... tarafından hazırlanan 10.10.2022 tarihli ek raporda değerlendirilmişken, ara kararında bu durumdan bahsedilmeksizin, özel rapor üzerinde bir kez daha inceleme yaptırılmasına karar verilmesinin başkaca hiçbir mukni ve hukuki bir izahı olamayacağını, söz konusu özel raporun bilirkişi heyeti ...ve ... tarafından hazırlanan ek raporda detaylı bir şekilde incelenerek, değerlendirilmesine rağmen, bu durumun mahkeme tarafından gerekçeli kararında belirtilmemesi, hükmü şaibeli kılan esasa dair taraflı, izaha muhtaç ve kabul edilemez bir eksiklik oluşturduğunu, bununla birlikte, gerekçeli kararda belirtilenin aksine, yukarıda zikrolunduğu üzere, bilirkişi ... ve bilirkişiler ...ve ... tarafından hazırlanan denetime elverişli raporlar incelendiğinde her iki raporla da sonuç itibarı ile müvekkil lehine tespit ve değerlendirmelerde bulunulduğu, bu manada birbiriyle tutarlı olduğu ve birbirine karşı herhangi bir çelişki de içermediği hususları nazara alındığında, yerel mahkeme gerekçesinin bu yönüyle de, maddi hakikate aykırı bulunduğu anlaşılmakla, hukuki bir değer arz edemeyeceğini, izahtan vareste olacağını, davalı tarafından, davacı şirket hesaplarına muhtelif tarihlerde toplam 695.450 TL para gönderilmiş olduğunu, banka kanalıyla gönderilen bu paralardan mütevellit, huzurda ileri sürülen talebin aksine bilakis, dvalının davacı şirketten alacaklı bulunduğunu, hükme esas alınan, 28.03.2023 tarihli raporda, davalının, (bir önceki maddede zikrolunan davacı şirket hesaplarına gönderilen 695.450 TL'den kaynaklı alacağından hariç ve ayrıca), davacı şirketten 31.12.2016 tarihi itibarı ile (195.01.001 iş avansları hesabından) alacaklı bulunduğu, 76.075,73 TL’lik tutara ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunulmadığını ve bu tutar bilirkişi tarafından yapılan alacak borç hesabında hiç bir suretle dikkate alınmadığını, Dosyada mübrez, 09.05.2022 tarihli kök, 10.10.2022 tarihli ek raporda ve davacı tarafça dosyaya sunulan 27.05.2022 tarihli özel raporda bu hususun tespit edildiğini, hükme esas alınan raporda bilirkişi tarafından; somut hiç bir belge (banka dekontu, makbuz vb.) ile desteklenmeden, davalı tarafından davacı şirket hesaplarına göderilen ve 331.01.002 ortaklara borçlar hesabına kayıt edilen 695.450 TL'nin (11.01.2017 tarihinde gönderilen, 65.500 TL, 01.02.2017 tarihinde gönderilen 8.000 TL, 01.02.2017 tarihinde gönderilen, 11.950 TL ve 07.09.2017 tarihinde gönderilen, 25.000 TL olmak üzere) toplam 110.450 TL’sinin müvekkilin banka hesabına, 02.17.2017 tarihinde, 44.259 TL, 05.12.2017 tarihinde, 27.000 TL ve 05.12.2017 tarihinde, 39.191 TL olarak gönderilmek suretiyle iade edildiği, tespit ve değerlendirmesinde bulunulduğunu, hiç bir tarih ve suretle, bilirkişi tarafından raporuna derc olunan şekil ve içerikte, davacı şirket hesaplarından müvekkiline ait hesaplara gönderilmiş bir para bulunmadığını, böyle bir durum söz konusu olmuş olsa idi, hükme esas alınan bilirkişi raporundan hariç, dosya kapsamında düzenlenen bilirkişi raporlarında söz konusu ödeme olgusu nun tespit ile raporlarda ortaya koyulmuş olması gerekitiğini; anılan raporlar ve uzman görüşü tetkik edildiğinde bu hususa dair hiç bir açıklama, tespit ve değerlendirmede bulunulmadığı anlaşılabileceğini, bu durum başlı başına, bilirkişinin (somut hiç bir belge ile de destelenmeyen) raporunu, eksik inceleme ile taraflı bir şekilde hazırladığı gerçeğini ortaya koyan önemli bir argüman olduğunu, söz konusu alacak miktarı yönünden hakikate aykırı olarak ortaya konulan madden hatalı sonuç esas alınmak suretiyle tesis olunan yerel mahkeme hükmü bu yönüyle de maden ve hukuken hatalı bulunmakla, kaldırılması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda; müvekkil tarafından davacı şirket hesaplarına gönderilen toplam 695.450 TL'nin, 280.000 TL'lik kısmının sermaye yedekleri hesabına kaydedildiği, 275.000 TL'lik kısmının senet verilmek suretiyle taahhütte bulunulduğu, 110.450 TL'lik kısmının davacı şirket tarafından davalı iade olunduğu, 30.000 TL'lik tutarının ise sermaye yedekleri hesabına kaydedildiği, tespit ve değerlendirmesinde bulunulduğunu, şirket defter ve kayıtlarında, davalı tarafından şirket hesaplarına gönderilen toplam 695.450 TL; 25.01.2016 tarihinde gönderilen, 39.000 TL'sinin, 26.01.2016 tarihinde gönderilen 53.500 TL'sinin, 16.03.2016 tarihinde gönderilen 40.000 TL'sinin, 16.05.2016 tarihinde gönderilen 25.000 TL'sinin, 09.09.2016 tarihinde gönderilen 122.000 TL'sinin, 11.01.2017 tarihinde gönderilen 65.500 TL'sinin,01.02.2017 tarihinde gönderilen 8.000 TL'sinin, 01.02.2017 tarihinde gönderilen 11.950 TL'sinin, 07.09.2017 tarihinde gönderilen 25.000 TL 'sinin olmak üzere toplam 378.000 TL'sinin işletmenin esas faaliyet konusu dışındaki işlemleri dolayısıyla ortaklara olan senetli ve senetsiz olarak borçlu bulunduğu tutarların izlendiği, "331.01.002 ortaklara borçlar hesabına" kaydının yapıldığı, 25.01.2016 tarihinde gönderilen 20.000 TL'sinin, 26.01.2016 tarihinde gönderilen 100.500 TL'sinin, 04.03.2016 tarihinde gönderilen 130.000 TL'sinin, 17.03.2016 tarihinde gönderilen 25.000 TL'sinin olmak üzere toplam 275.000 TL'lik tutarının, işletmenin mal ve hizmet satışı gibi esas faaliyetlerden kaynaklanan ve vadesi bir yılı geçmeyen senetli ve senetsiz alacakların izlendiği, "121.01.001 "alacak senetleri hesabına", 12.06.2017 tarihinde gönderilen 30.000 TL'lık tutarının ise "529.01.001 sermaye yedekleri hesabına" ödeme kaydının yapıldığı, davacı şirketin 200.000 TL sermaye ile kurulmuş olup, davalı anılan şirkette haiz olduğu %50 hissesine isabet eden (koymayı taahhüt ettiği) 100.000 TL sermaye tutarının ¼ ‘ü 25.000 TL’yi şirketin kuruluş aşamasında peşin olarak, bakiye 75.000 TL’sini ise 3 adet 30.11.2015 tanzim 25.01.2016 vade tarihli 20.000 TL meblağlı, 30.11.2015 tanzim, 04.03.2016 vade tarihli 30.000 TL meblağlı, 30.11.2015 tanzim 17.03.2016 vade tarihli 25.000 TL meblağlı, 3 adet senet vermek suretiyle, yine aynı şekilde, 12.04.2016 tarihli Genel Kurul toplantısında alınan sermaye artış kararına binaen şirketin 200.000 TL olan sermayesi, 650.000 TL’ye çıkartıldığını, davacı şirkette haiz olduğu %50 hissesine isabet eden 200.000 TL'lik kısmını sermaye borcunu ödemeyi taahhüt ettiğini, sonuç olarak, anılan senetlerin vade tarihlerinde, şahsi hesabından şirket hesaplarına göndermiş olduğu (sermaye taahhüdü ile örtüşen paralarla, [25.01.2016 tarihinde, 20.000 TL - 26.01.2016 tarihinde, 100.000 TL - 04.03.2016 tarihinde, 130.000 TL ve 17.03.2016 tarihinde, 25.000 TL], sermaye borcunu ifa ettiğini, anılan açıklamalar çerçevesinde, hükme esas alınan raporda; senet vadelerinde şirket hesaplarına gönderilen, paraların sermaye taahhüt borcuna karşılık yapılan ödeme olarak dikkate alınarak, davalı tarafından şirket hesaplarına gönderilen 695.450 TL'den bu bedellerin mahsup edilmesi ve müteakibinde, kalan (695.450 TL - 275.000 TL = 420.450 TL) tutarın, kabul manasına gelmemek üzere, davalının şirkete karşı bulunduğu iddia olunan borcundan mahsubu ile taraflar arasındaki cari alacak borç hesabını tespit ile sonuca gidilmesi gerekirken, davalının davacı şirketten alacaklı bulunduğu hususu göz ardı edilmek suretiyle eksik ve hatalı değerlendir me ile yapılan hesaplama sonrasında davalının davacı şirkete 348.344 TL borçlu bulunduğu yönünde varılan sonuç ve bu sonuç esas alınmak suretiyle verilen kararın hukuken isabetsiz olduğunu, davalı tarafından sahada davacı şirkete sigortalı çalışan şirket personeline, masraflar ve fatura edilemeyen led ekran montaj, kurulum, hamal, taşıyıcı beton dökümü gibi vb. işlerin ifası cihetinde sarf olunmak üzere, banka kanalıyla (...hesaplarından) gönderilen toplam 111.405 TL iş avansı gönderildiğini, şirket adına mal ve hizmet alımlarının veya gider harcamalarının davalı tarafından yapılması sebebiyle, şirketin davalıya borçlu olduğunu bu miktarın da bilirkişi tarafından yapılan hatalı değerlendirmeyle taraflar arasındaki alacak borç hesabında dikkate alınmadığını, kendilerine para gönderilen şahısların, davacı şirketin sigortalı çalışanı olup, davalı ile şirket personeli arasında (işçi – işveren temsilcisi) iş hukuki ilişkisi dışında başkaca bir ilişki bulunmadığını, bu nedenle yapılan havalelerin karz ilişkisi kapsamında değerlendirilemeyeceğini, paraların resmi olarak banka kanalıyla gönderildiğini nazara alındığında, maaş veya ikramiye gibi işçilik alacaklarına mahsuben gönderildiğinden de bahsedilemeyeceğini, yukarıda zikrolunduğu üzere, para gönderilen tüm personelin de, alanda davalı kontrolünde çalıştığı hususları nazara alındığında, bilirkişi tarafından yapılan hesaplamalarda / dikkate alınmaması hakkaniyete aykırı ve hukuken hatalı olduğunu, yerel mahkeme tarafından en azından, söz konusu paraların banka kanalıyla gönderildiği bu nedenle dekontların yazılı delil başlangıcı kapsamındaki belgelerden olduğu hususu, tanık deliline dayadığımız olgusu ile birlikte nazara alınarak, paraların gönderildiği şirket çalışanlarının tanık olarak dinlenilmek suretiyle, şirket çalışanlarına gönderilen paralara ilişkin hukuki nitelendirmenin yapılarak sonuca gidilmesi gerekirken aksi yönde, hiç bir araştırma yapılmadan hukukçu olmayan bilirkişinin hatalı yorum ve değerlendirilmesi ile yetinilmesi hukuken isabetsiz olduğunu, söz konusu alacak talebinin tespiti noktasında önem arz eden, davalı tarafından para gönderilen sigortalı personelin avans hesapları üzerinde herhangi bir inceleme yapılmaması da (personelin hesaplarında davalı tarafından gönderilen paralara ilişkin avans çıkış kaydı yapılıp, yapılmadığının araştırılmak suretiyle her bir personelin avans hesabının ayrı ayrı incelenmesi gerekirken) esasa dair önemli bir eksiklik oluşturulduğunu, davalı tarafından sigortalı şirket çalışanlarına iş avansı olarak toplam 111.405 TL gönderilmiş olmasına rağmen bu tutar dahi, son derece hatalı bir şekilde raporda; ‘‘Dosyaya banka ödemeleri dekontları sunulduğu, davalı taraf vekilinin 20.09.2021 tarihli sunduğu dilekçe ekinde banka dekont, kredi kart ödemeleri tutarları olarak, 715.450 TL olduğu belirtilmiş, tüm ödemeler ... şahsi banka hesabından çalışan personele olan ödemeler olduğu,…’’ şeklinde kaleme alındığını, davalı tarafından, şahsi hesaplarından, davacı şirket hesaplarına gönderilen paraların personele gönderilen bedel olarak dikkate alınması ve bunun üzerinden tespit ve değerlendirmelerde bulunulması, başlı başına raporun ciddiyetten uzak, maddi gerçeklere aykırı olarak hazırlandığı ve bu haliyle de denetime elverişli bulunmamakla hükme esas alınamayacağı gerçeğini ortaya koymaya yeter mahiyette bulunmakta olduğunu, Bilirkişi tarafından, personele gönderilen bahse konu paralardan hariç ve ayrıca, davalı tarafından, davacı şirketin ticari faaliyetlerinin ifası cihetinde sarfolunan ve detay ve belgeleri 20.09.2021 tarihli dilekçenin ekinde dosyaya sunulan toplam, 33.873,96 TL’lik harcamaya yönelik de herhangi inceleme yapılmadığını, yukarıda zikrolunan 76.075,73 TL, 110.450 TL ve 420.450'lik alacak kalemleri yönünden davalının davacı şirketten alacaklı bulunduğu toplam, 606.975,73 TL ile 3.6 ve 3.7 maddelerde zikrolunun, davalı tarafından şirket nam ve hesabına yapılan 111.405 TL ve 33.873,96 TL olmak üzere toplam 145.278,96 TL'lik harcama tutarlarının hükme esas alınan 28.02.2023 tarihli raporda, taraflar arasındaki alacak borç hesabında dikkate alınmamasının hatalı olduğunu, davalının davacı şirketin hissedar ve temsilcisi olduğu dönemde şirkete ait tüm muhasebe kayıt ve işlemlerinin davacı şirketin halihazırda resmi olarak şirket ortağı ve yetkilisi olan dava dışı ...'ın kontrolünde, bilgi ve talimatları doğrultusunda tutulduğunu, davalının herhangi bir bilgi ve dahilinin bulunmadığını, bu sebeple şirket için yapılan harcamalar ve personele yapılan ödemelerin muhasebeleştirilmesinin yapılmasının sorumluluğunun davalıya yüklenemeyeceğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacı şirketin eski ortağı ve yöneticisi olan davalıdan yöneticinin sorumluluğu na dayanan alacağının tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Somut uyuşmazlıkta davacı tarafından davacı şirketin iş avansı hesabında kayıtlı olup davalıya gönderilen, ancak davalı tarafından iade edilmeyen 348.344,00 TL cari hesap alacağının yöneticinin sorumluluğu kapsamında tahsili talep edilmiş, davalı vekili cevap dilekçesinde davacı şirket hesaplarından davalı hesaplarına gönderilen paraların davalı tarafından, ortağı ve aynı zamanda temsilcisi bulunduğu şirket adına ifa olunan iş ve işlemler kapsamında kullanıldığı, davalı tarafından sarfolunan ve belgeleri avans kapama formları ekinde teslim olunan harcamaların, muhasebe kayıtlarına yansıtılmamak suretiyle, davalının davacı şirkete borçlu gösterilmesinin maddi hakikate aykırı olup, kabul edilemez nitelikte bulunduğunu beyan etmiş ve yargılama aşamasında ilk bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde kendisinin de şirkete ve işçilerine şirketin işi için para gönderdiğini ve ayrıca harcama yaptığını, gönderilen paralar ve harcamalar dikkate alındığında şirketten alacaklı olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı şirketin 03/04/2014 tarihinde tescil edildiği, hisse devrinden önce ortaklarının % 50 hisse oranı ile davalı ile dava dışı ... olduğu, ortakların aynı zamanda müşterek müdür olarak şirketin idaresi ve temsil yetkisine haiz olduğu, şirketin kuruluştaki sermayesinin 200.000,00 TL olduğu, bu sermaye borcunun ödendiği, 27/04/2016 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan karara göre 27.04.2016 şirket sermayesinin 650.000,00 TL'ye yükseltildiği, artırılan sermayenin 30.389,22 TL sinin geçmiş yıllar karlarından, 1.599,44 TL'sinin yasal yedeklerden, 18.011,34 TL sinin 2015 yılı net karından, 400.000 TL sinin sermaye yedeklerinden karşılandığı, davalının 08/11/2018 tarihli hisse devir sözleşmesi ile hissesini dava dışı ...'a devrederek ortaklıktan ayrıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin uyuşmazlığın çözümü için şirket defter ve kayıtları ile banka kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir. Bu kapsamda mali müşavir bilirkişi tarafından düzenlenen 1. ek raporda davalının bakiye sermaye borcunun senetler ile ödendiği ve davacıya sermaye borcunun bulunmadığı, iş avansları hesabında 2015-2019 yılları arasında davacı tarafından davalı hesabına gönderilen paralar ile davalı tarafından iade edilen paralar sonrasında 2018 yılı sonu itibariyle davacının davalıdan 348.344,00 TL alacaklı olduğu, bu alacağın verilen sipariş avansları hesabına virmanlandığı, 2019 yılında gönderilen 3.000,00 TL iş avansı ile birlikte davacının davalıdan 351.344,00 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Davalı vekili tarafından davacıya ve davacı sigortalı işçilerine gönderilen paralara ilişkin banka dekontları ile şirket için yapıldığı iddia edilen harcama dökümleri eklenerek bilirkişi raporuna yapılan itiraz üzerine aynı bilirkişiden alınan 1. ek raporda sadece davalı tarafından sunulan banka dekontlarına göre şirkete gönderilen paralar dikkate alınarak davacı şirketin alacağının mahsubu sonrası davalının davacıdan 224.606,00 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Davacı vekilinin ve davalı vekilinin 1. ek rapora itiraz etmesi üzerine Mahkemece bu kez mali müşavir ve bankacı bilirkişiden oluşan heyetten rapor alınmasına karar verilmiş, bu bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 2. kök raporda davalının bakiye sermaye borcuna ilişkin üç adet senet verildiği, söz konusu senetlerin veriliş tarihi olan 30/11/2015 tarihinde sermaye borcundan düşüldüğü, ancak davalı tarafından şirket hesabına 25/01/2016 tarihli 20.000,00 TL ve 17/03/2016 tarihLİ 25.000,00 TL olmak üzere 45.000,00TL para gönderiminin bu senetlere ilişkin olduğu ve cari hesaba ilişkin olmadığı, davalının sermaye borcunun bulunmadığı, 1. kök rapordan farklı olarak iş avansı hesabının 2016 yılında davalı lehine 76.075,73 TL alacak bakiyesi verdiği, 31/12/2017 tarihinde iş avansı hesabına 02516 numaralı fiş içeriğine göre 117.861,36 TL virman açıklaması bulunmasına rağmen bu virmanın yapılmadığı, defterdeki kayıtlara göre 2018 yılı sonu itibariyle davacının davalıdan 348.344,00 TL alacaklı olduğu, bu alacağın verilen sipariş avansları hesabına virmanlandığı, 2019 yılında gönderilen 3.000,00 TL iş avansı ile birlikte davacının davalıdan 351.344,00 TL alacaklı olduğu, ancak yukarıda belirtilen düzeltmeler yapıldığında davacının borç bakiyesinin 393.129,63 TL olduğu, davalı tarafından davacıya banka aracılığı ile gönderilen ödemeler dikkate alındığında davalının davacıdan 650.400,00 TL alacaklı olduğu, bu bedelden davacı alacağı olan 393.129,63 TL'nin mahsubu sonrası davalının davacıdan 257.270,37 TL alacaklı olduğu, personele gönderilen ve şirket için harcanan bedellerin iş avansına kaydı yapılmadığından itibar edilemeyeceği tespit edilmiştir. Bu raporun taraflar aleyhine olan kısımlarına itiraz edilmesi ve davacı tarafından sunulan uzman görüşünün de değerlendirilmesi için alınan 2. Ek raporda sermaye yedekler hesabına davacı adına 310.000,00 TL ödeme kaydı yapıldığı, bu bedel davalı tarafından gönderilen 695.400,00 TL den mahsup edildiğinde bakiye 385.400,00 TL bedelin ne şekilde ve nereye mahsup edildiğinin izaha muhtaç olduğu, davalı için sermaye yedekleri hesabına yapılan 145.000,00 TL senetli ödeme şeklindeki kayda ilişkin ödeme yapılıp yapılmadığının sabit olmadığı, bu bedel oranında davalının borçlu olduğu ve mahsubu sonrası davalının davacıdan 316.47573 TL alacaklı olduğu, bu alacağın davalının davacıya olan borcundan mahsubu sonrası davacının davalıya 34.868,27 TL borçlu olduğu tespit edilmiştir. 2. ek rapora da taraflarca itiraz edilmesi üzerine farklı bir mali müşavirden alınan üçüncü kök raporda ise davalı tarafından sunulan banka dekontlarındaki ödemelerin dava şirket sermaye yedekleri hesabına aktarıldığı, arttırılmış sermaye payının buradan karşılandığı, davacının iş avansı hesabında davalıdan 348.344,00 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Dosyaya sunulan tüm bilirkişi kök ve ek raporlarında davacı şirketin cari hesap hareketlerinin rapora aktarıldığı, davacının iş avansı cari hesabında davalıdan 2019 yılında davalı aleyhine borç olarak kaydedilen 3.000,00 TL dahil olmak üzere 351.344,00 TL davalıdan alacaklı olduğu, davacı tarafından 2018 yılı sonu itibariyle davalıdan olan 348.344,00 TL alacağını icra takibine koyduğu, davalı tarafından davacıya 2016-2017 yıllarında farklı tarihlerde banka aracılığı ile toplam 665.450,00 TL para gönderildiği, söz konusu paranın davacı tarafından sermaye yedekleri hesabına kaydedildiği, son bilirkişi raporunda yapılan detaylı incelemeye göre bu bedellerden 280.000,00 TL'nin sermaye yedekleri hesabına kaydedildiği, 275.000,00 TL'nin ise senet verilerek sermaye taahhüdünde bulunulduğu, 110.450,00 TL'nin ise davacıya iade edildiğinin tespit edildiği, davalı vekili tarafından toplam 275.000,00 TL bedelli senetlere ilişkin tespit ve bedellerin ödenip ödenmediğine ilişkin açıklama yapılmadığının ileri sürüldüğü, ancak söz konusu senetler arasında başlangıçta bakiye sermaye borcu için 30/11/2025 tarihinde verilen 25/01/2016 tarihli 20.000,00 TL, 17/03/2016 tarihli 25.000,00 TL ve 04/03/2016 tarihli 30.000,00 TL senetlerinde bulunduğu ve bunlara itiraz edilmediği, davalının sunduğu banka dekontları içerisinde bu senet ödemelerinin de sunulduğu, davalı tarafından sunulan banka dekontları incelendiğinde davalının itiraz ettiği 04/03/2016 tarihli 130.000,00 TL senet bedelinin 30.000,00 TL'sinin davalı tarafından ilk sermaye borcu için verilen senet olduğu, bu senetler ve 26/012016 tarihli 100.000,00 TL bedelli senet için vade tarihlerinde birebir aynı miktarda davacıya ödeme yapıldığı, sermaye yedekleri içerisinde davalının borçlu olarak gözüktüğü 145.000,00 TL bedelli senet fonuna ilişkin davalının itirazı olmadığı ve bu senetten hisseyi devir alan ortağın borçlu olduğunun ileri sürüldüğü, bu sebeplerle davalının söz konusu senetlere yaptığı itirazlara itibar edilmesinin mümkün olmadığı, davalı tarafından gönderilen banka dekontlarında iş avansı hesabına mahsuben ödeme yapıldığına dair bir kaydın bulunmadığı, sermaye yedeklerine kaydedilen tüm bu ödemeler ile davalıya iade edildiği belirtilen ödemelerin yani davacı şirket defter ve kayıtlarının davalı lehine ve aleyhine olan kısımlarının şirketi temsil yetkisi bulunan, şirket defter ve kayıtlarının usul ve yasaya uygun olarak tutulması, korunması ve denetlenmesi yükümlülüğü bulunan davalının müştereken müdür olduğu dönemde tutulan kayıtlar olduğu, davalının ortak ve müdür olduğu dönemde bu kayıtlara herhangi bir itirazının bulunmadığı, yine şirket personeline kendi hesabından gönderildiği ve şirket için harcandığı iddia edilen ödemelere ilişkin banka dekontlarının açıklama içermediği ve iş avansı hesabına kaydedilmediği, davalı tarafından söz konusu savunmasının yazılı delil ile ispat edilmediği, banka dekontlarının davacı şirket elinden çıkmaması sebebiyle yazılı delil başlangıcı niteliğinde olmadığı ve dava değeri itibariyle tanık ile ispatın yasal olarak mümkün olmadığı, davalı şirket müdürüne kanunen yüklenen görev ve yetkiler kapsamında davacı şirket defter ve kayıtlarının kendisi tarafından tutulmadığı, kendisine bilgi verilmediği, haberinin olmadığı ve gerçeğe aykırı olduğu şeklinde bir savunma ileri sürülemeyeceği gibi bu hususun sorumluluğunu doğuracağı, şirketin kuruluşundan itibaren hisse devrine kadar geçen uzun sürede bu kayıtlardan haberinin olmamasının da mümkün olmadığı, başlangıçla iki ortaklı olan ve her iki ortağın müştereken müdür olduğu şirkette davalı tarafından yapılan ödemelerin sermaye yedeklerine aktarılmasının kararlaştırıldığı, arttırılan sermayenin buradan karşılandığı, bu kayıtlara göre vergi dairesine beyanname verildiği, dolayısıyla bu kısma kaydedilen ödemelerin cari hesaba mahsuben yapıldığının kabulünün mümkün olmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları ile davacı şirket cari hesap dökümünün yapıldığı, bilirkişi raporlarının serbestçe değerlendirme yetkisinin Mahkemeye ait olduğu ve taraflarca sunulan deliller gözetildiğinde son bilirkişiye yerinde inceleme yetkisinin verilmemesinin sonuca bir etkisinin bulunmadığı, bilirkişi raporları taraflara tebliğ edildiğinden ve itiraz hakları kullanıldığından savunma ve adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği, alacak davalının müdür olduğu dönemde tutulan ticari defter ve kayıtlar ile likit olduğundan davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin de isabetli olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 23.795,38 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 5.948,84 TL harcın mahsubu ile bakiye 17.846,54 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 16/04/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
perpeek

Veriye Tarayıcıdan DeğilAsistanınızdan Ulaşın

perpeek bir MCP pazaryeri. Tek uç nokta ve tek token ile onlarca satıcının verisine Claude, ChatGPT ya da Cursor içinden erişirsiniz — hukuktan finansa. Soorgla da bu pazarda.

Tek Pazar, Çok Kaynak

Onlarca satıcının MCP’si aynı yerde.

Tek Token

Her kaynak için ayrı hesap ve anahtar yok.

perpeek AI

Kaynakları birlikte kullanan kendi asistanı.

Mobil ve Masaüstü

Uygulamalarıyla her yerden erişim.