Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/755 E. 2023/872 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2014/755
2023/872
24 Ekim 2023
T.C. BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2014/755 Esas
KARAR NO : 2023/872
DAVA : Menfi Tespit
DAVA TARİHİ : 06/04/2012
KARAR TARİHİ : 24/10/2023
KARAR YAZIM TARİHİ : 06/11/2023
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı-alacaklı tarafından, müvekkili ..... aleyhine Bakırköy ...... İcra Müd. ..... E sayılı dosyası ile, borçlusu müvekkili olan 250.000,00 TL bedelli bono nedeniyle kambiyo senetlerine müstenit icra takibinin yapıldığını, takip miktarının asıl borç ve faiziyle birlikte 255.856,16 TL olduğunu, müvekkilinin böyle bir borcunun olmadığını, müvekkilinin takibe konu senedi borçlanma iradesiyle vermediğini, müvekkilinin 1997-2011 tarihleri arasında, yaklaşık 14 yıl süreyle..... Kooperatifinin başkanlığını yaptıktan sonra, Eylül ayında kooperatif başkanlığı görevinden istifa edeceğini beyan ettiğini, müvekkilinin istifasını kabul etmek istemeyen bazı kişilerin, kooperatif hesapları kontrol edilip ibra edildikten sonra istifanın kabul edilebileceğini söyleyerek hesapları incelemeye başladıkları 14 yıllık hesapların incelenmesinin gergin bir ortamda gece 02.00 sularına kadar sürdüğünü, bitmeyeceği anlaşılınca da müvekkilinin "incelemenin günlerce sürebileceğini, hesaplarda hiçbir eksik bulunmamakla birlikte; gerekirse açık senet bırakarak gitmek istediğini” söyledikten sonra, boş bir senet imzalayarak yönetim kurulu üyeterinin yanında kooperstif sekreteri ...... ' a verdiğini, dava konusu senedin verilmesi olayı, ...... ve koopesatif yönetim kurulu üyelerinin Bakırköy ..... Ağır Ceza Mah. ..... E. sayılı dosyasındaki şikayet dilekçelerinde ve ifadelerinde de (senede 250.000 TL bedel yazılı olduğu ve müvekkilimin borcu kabul ettiği şeklindeki gerçeğe aykarı heyanlar hariç) anlatıldığını, dolayısıyla senedin davalı tarafa hangi şartlar altında, nasıl ve ne amaçla verildiği, kooperatif yöneticilerinin beyanlarıyla sabit hale geldiğini, bu konuyu gerekirse tanık beyanlarıyla tekrar ispatlayacaklarını, boş senedin müvekkilinin rızası hilafına doldurulduğunu, istifa olayından bir süre sonra, müvekkilinin imzalayıp yönetim kuruluna verdiği boş senedin, davalı Kooperatif yöneticileri tarafından sonradan 250.000TL bedeli 25.11.2011 vade, 07.10.2011 tanzim tarihi, malen" seklinde doldurulmak suretiyle icra takibine geçildiğini, takibe konu bono üzerinde imza dışındaki yazıların müvekkiline ait olmayıp, müvekkilinin rızası hilafına doldurulduğunu, senet üzerinde yapılacak inceleme ile senetteki yazıların müvekkilinin eli ürünü olmadığının ortaya çıkacağını, senede, gerçekte müvekkilinin borçlu olmadığı yüksek bir meblağ yazılmak suretiyle müvekkilinin borçlandırıldığını, davalı- takip alacaklısı bilerek borçlunun zararına hareket ettiğini, taraflar arasında hakka ilişkin mevcut müvekkilinin davalı ile herhangi bir borcunun olmadığını, bu nedenle dava konusu senedin bedelsiz olduğunu, bugüne kadar davalı hesaplarında müvekkilinden kaynaklanmış herhangi açık bulunmadığını, böyle bir iddianın dava yoluyla ispatlanması gerektiğini, dava konusu senette “bedeli malen ahzolunmuştur” ibaresi bulunduğunu, oysa müvekkilinin davalı kooperatiften herhangi bir mal almadığını, müyekkilinin davalı kooperatiften 20 yıl önce taşınmaz aldığını ve 20 yıl önce bu taşınmazın bedelinin ödendiği, müvekkilinin davalıya senet verecek herhangi bir mal satırı almadığını, davalının senet karşılığı vermiş olan malın ne olduğunun açıklanmasının gerektiğini, Kooperatif tüzel kişitiğince, satın alınan veya satılarak gelir elde edilen, maddi sonuç doğuran tüm hukuki işlemler kooperatif defterlerine kaydedildiğini, eğer davalı senet karşılığında müvekkiline malen bir edimde bulundu ise bu hususun karar defteri ve diğer muhasebe kayıtlarına işlenmiş olmasının gerektiğini, davalı tüzel kişiliğin ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi halinde, tanzim tarihi olan 07.10.2011 itibariyle müvekkiline senet karşılığı herhangi bir mal satılmadığının ispatlanacağını, diğer yandan senedin mal karşılığı alınmadığının kooperatif yöneticilerinin ifadesi ile sabit olduğunu, eğer davalı tarafından müvekkiline bir mal satılmadı ise müvekkili tarafından tarızim edilen senedin bedelsiz kalmış olacağını, bunun da senedin ve yapılan icra takibinin iptalini gerektirdiğini belirterek; davanın kabulü ile davalı tarafından Bakırköy ..... İcra Müd. ..... E sayılı dosyası ile takibe konulan senet nedeniyle 255.856,16TL borçlu olmadığının tespitine - bedelsizlik nedeniyle dava konusu senedin ve takibin iptaline, haksız ve kötü niyetle yapılan takip nedeniyle davalının müvekkiline %40 oranında tazminat ödemesine, dava masrafı ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili Davalı ..... Kooperatifi 114 üyeli, üyelerinin oto tamirciliği ve sair işlerle iştigal ettiği bir Kooperatif olduğunu, üyelerinden her ay topladığı aidatlar ile üyelerinin işyeri olarak kullandığı dükkanların bulunduğu yaklaşık 20 dönümlük arazi üzerindeki taşınmazın malikleri olan kiralayanları olan ..... Müdürlüğü İstanbul (1.) Bölge Müdürlüğü'ne her ay düzenli olarak kira bedellerini, aylık ve sair her türlü masraf ve giderlerini ödeyen bir Kooperatif olduğunu ve kar gütme amacı ve saikinin bulunmadığını, davacının ise, 1997-2011 yılları arasında aralıksız ve fasılasız, müvekkili davalı Kooperatifin başkanlığını yaptığını davacının özellikle Kooperatifte sözleşmelerin hazırlanması, kira sözleşmelerinin yenilenmesi, kiraların her ay düzenli bir şekilde yukarıda adları verilen kiralarını her iki Vakfin hesabına düzenli bir şekilde yatırılması ve sair ödemelerin yapılması, aidatların düzenli olarak üyelerden tahsili hususlarında, tek yetkili ve söz sahibi, sorumlu kişi olduğunu, davacının müvekkili Kooperatifi uzun yıllar “Başkan ” sıfatı ile bizzat kendisi yönetmiş olduğundan, Kooperatifi ilgilendiren konularda da sorumlu olduğunu, davacının, kira bedelinin ödenmesi için parayı aldığı halde, 2013 yılı Nisan ayı kira bedelini zamanında yönetim kurulu üyesi ....... tarafından öğrenildiğini, Yönetim Kurulu üyelerince Kooperatif merkezinde yapılan incelemede, 2010 yılı Ağustos ve 2011 yılı Şubat ayı kira bedellerinin de davacı tarafından ..... Vakfına yatırılmadığının tespit edildiğini, bu süreçte, davacıya bu durumun sorulduğunu, davacının Kooperatif yönetim kurulu üyelerine her defasında makbuz getireceğini beyan ederek yönetim kurulu üyelerini oyaladığını, davacının Kooperatif Başkanı olarak kira bedellerini zamanında ödemediğini, bu konuda yönetim kurulu üyelerini bilgilendirmeyerek Kooperatifin kiralayanı .... Vakfı tarafından Kooperatif aleyhine toplam üç aylık kira bedeli tutarı olan 57.000.- TL tutarındaki kira bedelinin ödenmesi için tahliye ve haciz talepli icra takibi başlatılmasına sebep olduğunu, Kooperatif yönetim kurulu üyeleri tarafından diğer kiralayan ..... Vakıflar ...... Bölge Müdürlüğü 'nün Taksim / Gümüşsuyu'ndaki binasına birkaç kez gidildiğini, Kooperatifin borcunun olup olmadığı, eğer bir borç var ise bu borcun ne kadar hangi döneme/yıla aylara ait olduğu hususunda da sağlıklı ve güncel bir bilgi olmadığı, daha sonra, Kooperatif aleyhine ..... Müdürlüğü lehine, 12.2003-31.12.2006 tarihleri arasında toplam 35 aylık kira bedelinin ödenmemiş olması sebebi ile tahliye ve haciz talepli icra takibi başlatıldığını ve icra dosyasının derdest olduğunun öğrenildiğini, davacının, yapılan genel kurulların hiçbirinde 2003 yılı Aralık-2006 yılı Aralık aylarına ait dönemdeki borçla ilgili Kooperatif üyelerini de bilgilendirmediğini, .... Müdürlüğüne ait olan icra takibine konu borcun, 2003-2006 yılları arasına ait borçlar olduğunu, mahkemede açılan davanın da bu olduğunu, 2003-2006 dönemindeki bu borçların Kooperatifin muhasebe kayıtlarında da gözükmediğini, ayrıca 2011 yılı Ekim ayında, denetçiler ...... ve ..... tarafından muhasebe kayıtlarında yapıları incelemede, Kooperatif kasasında mevcut olması gereken 160.000,00TL mevcudun da Kooperatif kasasında olmadığı, davacının uhdesinde olduğu kasanın açık olduğunun görüldüğünü, bu gelişmeler üzerine, davacınıın Kooperatif yönetim binasında, birden çok kez çağrıldığını, Kooperatif yönetim kurulu üyeleri ve bir kısım üyelerin de hazır bulunduğu toplantılar yapıldığını, davacı tarafından bir kısım Kooperatif zararını karşılamak üzere icra takibine konu 07.10.2013 tanzim tarihli, 25.10.2011 ödeme tarihli, 250.000.-TL bedelli bir adet senet imzalanarak Kooperatif e verildiğini, bu senedin, 31.12.2012 tarihli bilançoda da görüleceği üzere Kooperatifin ticari alacaklar hanesinde Kooperatif alacağı olarak işlendiğini, davacı tarafırdan yönetim kurulu üyelerine ve denetçilere Kooperatif Başkanı sıfatı ile yetkili ve sorumlu olduğu dönemdeki borçları davalı Kooperatife ödeyeceği, defalarca beyan edilmiş ise de, davacı ... tarafından müvekkili davalı Kooperatife bugüne kadar herhangi bir ödeme yapılmadığını, davacının günlerce ve aylarca gerçeğe aykırı beyanlarda bulunduğunu, Kooperatif yönetim kurulu üyelerini ve denetçileri yanılttığını ve oyaladığını, bu sebeple, görevi ihmal ve zimmet suçundan suç duyurusunda bulunulduğunu, yapılan soruşturmada bilirkişiler tarafından 2010 ve 2011 yılı Kooperatif defterleri ve evrakları incelendiğini, bilirkişiler tarafından hazırlanan raporda, davacının .... Müdürlüğü .... Müdürlüğü'ne ait olduğu iddia edilen ..... sıra nolu 06,11.2006 tarihli, 72.000,00.-TL tutarında, .... sıra nolu 07.11.2006 tarihli, 78.000,00TL tutarındaki makbuzların sahte olduğunun tespit edildiğini, makbuzların Savcılık emanetinde olduğunu, bilirkişi raporunun (6.) sayfasında ...... başlıklı kısırada ayrıca, 160.000,00TL kasa mevcudunun kasada bulunmadığı ve davacının zimmet suçunu işlediği, kasa mevcudu sayımı yapılmadığı halde yapıldığını belirterek kasa mevcudu konusunda sunulan bilançolarda Kooperatif ortaklarını yanılttığı tespit ve tayin edilmiştir” hususlarına yer verildiği, davacı aleyhine Bakırköy ..... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasından, görevi kötüye kullanma ve zimmet ile resmi belgede sahtecilik suçlarından kamu davası açıldığını, davacının dava dilekçesindeki iddialarının tümünün yersiz ve haksız olduğunu, dava konusu bono ile ilgili olarak rızai hilafına doldurulduğu vb. tüm iddialarının asılsız olduğunu, irade sakatlığı iddiasının dinlenemeyeceği, davacının soyut iddialarda bulunduğunu, davacı tarafın itirazlarının tek sebebinin borcunu hiç ödememek yada ödemeyi geciktirmek olduğunu, belirterek huzurdaki davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Dava, takibe konu senet nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu (İİK)'nun 72. maddesinde düzenlenmiştir.
Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.
Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir.Başka bir deyişle hukuki bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır.Dayanılan hukuki ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi, icra takibinden sonrada ileri sürülebilir.Borçlunun icra takibinden önce veya sonra menfi tespit davası açabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde hukuki yararının bulunması şarttır.Buna rağmen, borçlunun, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunabilir. Bu tür bir yararının bulunması halinde borçlu, borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir.Bunun dışında, icra takibi taraflar arasındaki maddi ilişkiyi tespit edecek nitelikte olmadığından, alacaklının takibe girişmesinden sonra, hatta takip kesinleştikten sonra da borçlunun, borçlu olmadığının tespitini mahkemeden istemesi mümkündür.Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açar; bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur.Ancak, borçlu borcunu icra dairesine ödedikten sonra, artık menfi tespit davası açamaz. Bu halde, borçlunun sırf borçlu olmadığının tespitinde, hukuki bir yararı yoktur. Bundan sonra, ödediği paranın geri alınması için bir dava açması söz konusu olur ki, bu da istirdat davasıdır (Prof. Dr. Hakan Pencanıtez, Prof. Dr. Oğuz Atalay, Doç. Dr. Meral Sungurtekin Özkan, Doç. Dr. Muhammet Özekes, İcra ve İflas Hukuku, s.156-164).
Davacı takip konusu senette keşideci olup 250.000,00 TL bedelli senedi imzalayarak kooperatife verdiği, anılan senette “malen” kaydının bulunduğu görülmüştür.
Mahkememizce bilirkişi incelemeleri yapılmış olup 29/06/2015 tarihli bilirkişi raporunda; davacının yöneticilik yaptığı dönemlerde ibra edilmiş olmasına rağmen, bilanço gelir gider hesapları, defter kayıt ve belgelerin incelemesi sonucu, bu bilgi ve belgelerin gerçeği yansıtıp yansıtmadığının, kooperatifin zarara uğratılıp uğratılmadığının, uğratılmışsa bu zararın ne kadar olduğunun, yapılacak mali inceleme ile tespitinin gerekeceği, yapılan mali inceleme sonucu, dosyada yer alan bilgi ve belgeler ile tanık anlatımlarından davacının dava konusu 250.000.- TL bedelli senedi davalıya kasa açığı vb. hususlara karşılık olarak verdiği ve bu senedin 160.000.- TL tutarında kasa açığı ile ..... Vakfina 2011 yılı mayıs, hazirarı ve temmuz aylarına ait icra dosyasındaki ferileriyle birlikte toplam 57.000- TL tutarındaki kira borcuna karşılık eşleştirildiğinin anlaşıldığı, söz konusu senet karşılığında eşleştirilen borç tutarının 217.000.- TL olduğu, bu tutarı aşan kısımla (250.000- 217.000 =33.000 - TL) ilgili olarak bedelsizlik iddiasının kabul edilebileceği, belirtilmiştir.
10/12/2015 tarihli bilirkişi raporunda; dosyada mevcut deliller kapsamında, davalı tarafın iddiasında bulunan 160.000,00 TL'lik kasa açığının nasıl oluştuğunun ispata muhtaç olduğu, dosyada beyan ve açıklamaların dışında bu hususu ispat edecek somut delil bulunmadığı, dvacının ve denetim kurulu üyelerinin bu konudan dolayı Bakırköy ..... nci Ağır Ceza Mahkemesinde ..... E. Sayılı dosyada) yargılamasının devam ettiği, 2007 yılından bu yana takipte bulunduğu halde kayıtlarda yer almayan 2003-2006 yılı kiraları nedeniyle hali hazırda 274.439,00 TL'yi bulan zararda, geriye doğru görev yapmış olan tüm yönetim kurulu üyelerinin sorumlu olabileceği dikkate alınarak, konunun öncelikle genel kurulda tartışılması ve karara bağlarıması gerektiği, 2006 yılına ait iki makbuzun sahte olduğuna dair iddia ile ilgili olarak davacının Bakırköy ...... nci Ağır Ceza Mahkemesinde ( ..... E. sayılı dosyada) yargılamasının devam ettiği, davalı iddialarının ispatlanamamış olması sebebiyle, Bakırköy ..... ncı İcra Müdürlüğünün .... E sayılı dosyasından icra takibine konu edilen 250.000,00 TL tutarındaki senedin bedelsizliğinden bahsedilebileceği, belirtilmiştir.
Çelişkinin ve raporlara ilişkin itirazların giderilmesi için alınan 04/10/2016 tarihli bilirkişi raporunda; davacının kooperatif adına 250.000,00 TL tutarında senet imzalamış olduğu ve senedin bedelsiz olduğu gerekçesiyle bu davayı ikame ettiği, ancak davacının davalı kooperatife keşide ettiği senet yönünden borçlu olduğu ve ayrıca kooperatife 60.000,00 TL tutarında borcunun daha bulunduğu, bütün bunlar dikkate alındığında , davacının takibin iptali talebinin reddi gerektiği, toplam tutarı 150.000,00 TL. olan iki adet makbuz bakımından, ceza dosyasının kesinleşinceye kadar beklenmesinin uygun olacağı, belirtilmiştir.
Takip ve dava konusu bonodaki “malen” kaydını her iki taraf da talil etmiş olmakla birlikte, söz konusu senedin düzenleyen davacı tarafından, lehtar-davalı kooperatife hesaplarda çıkacak açık/davacının sebep olduğu kooperatif zararları için verildiği hususu her iki tarafın da kabulündedir. Bu itibarla söz konusu bononun ne için verildiğine dair bir ispat sorunu bulunmamaktadır.
Davacının yönetim kurulu başkanı olduğu davalı Kooperatife ait kasa sayımı neticesinde kasada eksik olduğu tespit edilen 160.000,00 TL'den sorumlu olduğu yönünde davalı kooperatif tarafından Bakırköy ...... Ağır Ceza Mahkemesi ....... E. sayılı dosyası ile davacı aleyhine açılan “Resmi Belgede Sahtecilik, Zimmet” suçlarından yargılandığı, yargılama sonucunda, mahkemece sanık ...'ın “Zimmet” suçundan ve “Resmi Belgede Sahtecilik” suçundan suçlu bulunduğu ve eylemine
uyan cezalarla ayrı ayrı cezalandırıldığı görülmüştür. Davacının, yöneticisi bulunduğu Kooperatif kasasındaki 160.000,00 TL eksik tutardan sorumlu olduğu bu davaya dayanak teşkil eden Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Bilirkişi ...... 'a hazırlatılan bila tarihli, “160.000,00 TL kasa mevcudunun kasada bulunmadığı, ........ nun uhdesinde olduğu gerek tanık gerekse müşteki ifadelerinde belirtildiği, şüpheli ....... 'nun zimmet suçunu işlediği tespit edilmiştir” şeklindeki raporundan anlaşılmaktadır. Keza, ...... Müdürlüğü ........ Müdürlüğü'ne ait olan 06.11.2006 tarihli 72.000,00 TL tutarında ve 07.11.2006 tarihli 78.000,00 TL bedelli makbuzların
sahte olduğu, bilirkişi raporuyla tespit edilmiş ve ceza mahkemesi tarafından karara bağlanmıştır.
Bu nedenler, mahkememizce, zimmet, resmi belgede sahtecilik yönünden dava konusu bono ile ilgili olarak sahte makbuzlara ilişkin açılan ceza dosyasının kesinleşmesinin beklenilmesine karar verilmiştir.
Bekletici mesele yapılan Bakırköy ..... Ağır Ceza Mahkemesinin ......... esas sayılı dosyası incelendiğinde, sanık ...'ın zimmet ve resmi belgede sahtecilik suçlarından cezalandırıldığı ve verilen kararın kesinleştiği anlaşılmıştır.
Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine (davasına) etkisi, hukukumuzda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesinde düzenlenmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 74. maddesine göre,
“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.
Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” şeklindedir.
Görüldüğü üzere gerek 6098 sayılı Kanunun 74. maddeleri uyarınca hukuk hakimi ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında esas hukuku bakımından ilke olarak bağımsız kılınmıştır.
Maddenin açık hükmü uyarınca ve ayrıca hukuk ile ceza davalarının konuları, tarafları ve amaçları farklı olduğundan ceza mahkemesi kararları kural olarak hukuk mahkemesi için kesin hüküm oluşturmaz; hukuk hakimi kural olarak ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değildir.
T.B.K.nun 74. maddesiyle Ceza Hukuku ile Medeni Hukuk arasındaki ilişkiye yer verilmiştir. Madde irdelenirken Ceza Mahkemesinin “delil yetersizliğine dayanan beraat kararının” hukuk hakimini bağlamıyacağı ancak beraat kararı bir maddi olguyu tesbit ediyorsa bu kararın hukuk hakimini bağlayacağı, beraat kararı suçun sanıklar tarafından işlenmediğinin kesin olarak tesbiti olgusuna dayanıyorsa, bu kararın hukuk hakimini de bağlayacağı, bundan başka kusurun takdiri ve zararın miktarını tayini hususundaki kararın hukuk hakimini bağlamıyacağı hüküm altına alınmıştır (Turgut Uygur-Borçlar Kanunu 1 cilt Sh.844). Bu durumda, ceza mahkemesi kararının kusurun varlığı ve zarar miktarının belirlenmesi konusunda hukuk hakimini bağlamıyacağı kuşkusuzdur (...K. 10.12.1975 T. E.11-406 K, 25.11.1983 T. E.4-261, K.1220).
Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi, yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hakimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hakimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O halde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hakimini bağlamasına, Türk Borçlar Kanununun 74. maddesi bir engel oluşturmaz (HGK’nun 16.9.1981 gün 1979/1-131 E. ve 1981/587 K. sayılı ilamı, Mustafa Çemberci, Hukuk Davalarında Kesin Hüküm, 1965, s.22 vd.).
Hukuk Genel Kurulu’nun 17.06.1998 gün ....... E., ....... K. sayılı; 06.02.2002 gün ...... E. ......... K. sayılı ve 01.05.2002 gün ...... E., ....... K. sayılı kararlarında da; “hukuk davasına konu olay sebebiyle açılan ceza davasında, ceza mahkemesince saptanan maddi olguların hukuk hakimini bağlayacağı” hususuna işaret olunmuştur.
Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Bu nedenle ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemleri saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. Bunun nedeni, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından ceza hakiminin, hukuk hakiminden çok daha elverişli bir konumda olmasıdır.
Yukarıda açıklanan ilkelerin ışığında somut uyuşmazlığın incelenmesinde, davanın dayanağını teşkil eden ve tarafların ayrı ayrı suç duyurusuna da konu ettiği sahte belge düzenlenmesi ve dolandırıcılık suçlarından dolayı ceza yargılamasında verilen karar, eylemin kimin tarafından gerçekleştirildiğine veya davalılar tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğine ilişkin yapılacak saptama yönünden hukuk yargılamasına da etkili olacaktır.
Açıklandığı şekilde, hukuk hakimi kural olarak ceza mahkemesi kararıyla bağlı olmamakla birlikte eylemin taraflarca veya tarafların katılımı ile gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin tespiti halinde, bu saptama hukuk hakimini bağlayacak niteliktedir.
Tüm bu belirlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının, davalı kooperatifin yönetim kurulu başkanı olduğu, dava konusu senedin tarafların da kabulünde olduğu üzere senedin hesaplarda çıkacak açık/davacının sebep olduğu kooperatif zararları için verildiği, davacının sahte makbuz ibrazı ile kasadan çıkışı yapılan 2 adet toplam 150.000,00 TL tutarındaki makbuz bedelinin de kasadan alınarak 310.000,00 TL parayı çektiği, 250.000,00 TL senet yönünden borçlu olduğu gibi 60.000,00 TL yönünden borçlu olduğu da 04/10/2016 tarihli bilirkişi raporuyla tespit edilmiştir. Ayrıca, zimmete ve söz konusu makbuzların sahte olduğuna ilişkin ceza davası da mahkumiyetle sonuçlanmıştır. Mahkememizin ceza dosyasındaki maddi olaylarla bağlı olması ve söz konusu dava dosyası bütün olarak değerlendirildiğinde davacının kötüniyetli olduğu kanaatine varılarak davanın reddi ile birlikte %20 oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmiştir.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
Davanın REDDİNE,
-
Davalı ....... Kooperatifinin kötüniyet tazminat talebinin KISMEN KABULÜ ile takip bedelinin %20'si olan 51.171,23TL'nin davacıdan alınarak davacıya verilmesine,
-
Harçlar Kanunu'na göre belirlenen 269,85TL ilam harcından peşin alınan 3.799,50TL harcın mahsubu ile bakiye 3.529,65TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
-
Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
-
Davalı tarafından sarf edilen 1.800,00TL bilirkişi ücreti, 47,00TL posta gideri toplamı olan 1.847,00TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
-
Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 40.378,42TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalıya verilmesine,
-
HMK’nın 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra artan avansın taraflara iadesine,
Dair davalı vekilinin yüzüne karşı davacı tarafın yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 24/10/2023
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:55:10