Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/952 E. 2023/1013 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2022/952
2023/1013
9 Kasım 2023
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/952
KARAR NO : 2023/1013
DAVA : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
DAVA TARİHİ : 27/10/2022
KARAR TARİHİ : 09/11/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 29/11/2023
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA:
Davacılar vekilinin Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 27/10/2022 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ; Davalı şirketin, 27.07.2022 tarihli 2020 - 2021 yılı Olağan Genel Kurulunda alınan sermaye arttırımına ilişkin kararda, davalı şirket esas sözleşmesinin “Sermaye” başlıklı 6. Maddesinin değiştirilmesine ve böylece Davalı Şirketin sermayesinin 2.500.000,00-TL'den 25.000.000,00-TL'ye yükseltilmesine karar verildiğini, davalı şirketin 27.07.2022 tarihli 2020-2021 yılı olağan genel kurulunda alınan ... numaralı kararın, TTK m. 456/1'in emredici hükmüne aykırı olduğu gibi, sermaye artırımı kararının davalı şirketin hâkim hissedarları tarafından azınlık pay sahiplerinin haklarını ortadan kaldırmak için kötü niyetle alındığını, Şirket hakim hissedarı müteveffa ...'ın 1.412.659,32 TL sermaye koyma taahhüdünü yerine getirmeden, sermaye artırımı kararı alınmasının, TTK m.456/1'in emredici hükmüne aykırı olduğunu, TTK m. 456/1: "...payların nakdi değeri tamamen ödenmediği sürece sermaye artırılamaz." hükmünü içerdiğini, dış kaynaklardan sermaye artırımı yapılabilmesi için, kural olarak, daha önce ortaklığa konulması taahhüt edilmiş olan nakit sermaye paylarının ortaklığa tamamen ödenmiş olmasının gerektiğini, davalı şirketin sermayesinin 21.04.2008 tarihinde yapılan 2007 yılı olağan genel kurul toplantısında 150.000,00-TL'den 2.500.000,00-TL'ye yükseltildiğini, ...'ın 1.765.056,23-TL sermaye borcunun 1.412.659,32-TL'sini ödemediğini, Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E. sayılı dosyasından davalı şirkete özel denetçi atandığını, özel denetçiler tarafından davalı şirket defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemeler neticesinde şirket ortaklarından ...'ın 1.412.659,32-TL sermaye ödemesini yapmadığının özel denetim raporu ile tespit edildiğini, davalının rapora karşı yasal süresi içinde itirazda bulunmadığını ve denetim raporunun kesinleştiğini, sermaye ödeme borcunu ifa etmeden davalı şirket tarafından sermaye artırımı yapılmasının TTK m. 456/1'in açıkça emredici hükmüne aykırı olduğunu ve sermaye artırımı kararının Sayın Mahkeme tarafından iptaline karar verilmesini talep ettiklerini, davalı şirketin hakim hissedarlarının sermaye artırımı yapmaktaki asıl amacının müvekkillerinin hisselerini azaltmak olduğunu, davalı şirketin bu amaçla, daha evvel 2 kez sermaye artırımı. kararı aldığını ve bu kararların mahkeme tarafından iptal edilerek kesinleştiğini, davalı şirketin 27.01.2017 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında şirketin sermayesinin 2.500.000,00 TL'den 6.000.000,00 TL'ye yükseltilmesine karar verildiğini, bu genel kurulun iptaline ilişkin Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasında açılan davada evvela sermaye artırımı kararının yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiş olup, 08.02.2018 tarihli ... numaralı celsede de sermaye artırımı kararının iptaline karar verildiğini, davalı şirket yönetim kurulu üyelerinin, 27.01.2017 tarihinde aldıkları sermeye artırımı kararının iptal edileceğini anladıklarında, bu kez 07.12.2017 tarihli 2016 yılı Olağan Genel Kurulunda kötü niyetli olarak ikinci kez sermaye artırım kararı alındığını, davalı şirketin Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi'ndeki sermaye artırımı kararının iptaline ilişkin davayı kaybedeceğini anlayınca şirket sermayesinin bu kez 2.500.000,00-TL'den 7.000.000,00-TL'ye yükseltilmesine karar verdiğini, bu kararın iptali için Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasında dava ikame edildiğini, sermaye artırımı kararının Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. ... K. ve 16.02.2021 tarihli kararı ile iptal edildiğini, yukarıda Sayın Mahkemeye sunulan kesinleşmiş mahkeme kararlarına dayanak bilirkişi raporları, kesinleşmiş mahkeme kararları ve kesinleşmiş özel denetçi raporu ile müteveffa ... 'ın 1.412.659,32- TL sermaye ödeme borcunu yerine getirmediğinin ispat edildiğini, kesinleşen kararlarda açıkça ifade edildiği üzere yapılacak sermaye artırımlarının TTK'nın 456 ve 462. Maddelerine aykırı olduğunu, 6102 sayılı TTK'nın 445. maddesi uyarınca kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararlarına karşı iptal davası açılabileceğini, şirketin sermayesinin çeşitli amaç ve nedenlerle değiştirilebileceğini, önemli olan hususun, sermaye artırımının şirketin sermaye ihtiyacından çok pay sahiplerini zarara uğratmak ve onların şirketteki kar, tasfiye payı ve hisse oranlarını azaltmak maksadıyla yapılıp yapılmadığı olduğunu, genel kurulda sermaye artırımı önerisinde bulunan yönetim kurulu başkanı ...'a "hangi gerekçelerle sermaye artırımı. isteniyor" sorusu yöneltildiğinde, yanıt olarak, "paydaş vekili tarafından sorulan soruya daha sonra yazılı olarak cevap vereceğini" ifade ettiğini, davalı şirket yönetim kurulu başkanının %1000 oranı gibi astronomik bir sermaye artışının niçin gerektiğine dair genel kurulda hiçbir izahat yapamadığını, oy çokluğunu elinde bulunduran pay sahiplerinin ortaklığın yarar ve çıkarları yerine kendi özel çıkarlarını ön planda tutarak karara bağladıkları sermaye artırımının, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, Şirketin iktisadi olarak ihtiyacı olmamasına rağmen azınlık hisselerini yok etmek kastıyla artırım . yapıldığını, evvelki yargılamalarda şirketin sermayesinin 2.500.000,00-TL'den 6.000.000,00-TL ve 7.000.000,00-TL'ye çıkarılmasına ihtiyacı olmadığının bilirkişi incelemeleriyle de tespit edildiğini, 2015 yılında şirketin Çerkezköy'deki taşınmazının 7.050.000,00-TL bedelle satıldığını, şirkete yüklü miktarda bir nakit girişi olduğunu, şirketin finansal olarak sermaye artışına ihtiyacı olmadığını, davalı şirketin 2008 yılından bu yana zarar ettiğini, davalı şirkete ve şirketin hâkim hissedarlarına karşı müvekkilleri tarafından davalar açıldığını, 2008 yılından bu yana zarar eden davalı anonim şirketin feshi davasının Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasında derdest olduğunu, davalı şirketin 2008 yılından bu yana "örtülü kazanç transferi" nedeniyle uğradığı zararların tazmini için davalı şirket hakim hissedarlarına karşı açtıkları maddi tazminat davasının Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasında derdest olduğunu, şirket hâkim hissedarları örtülü kazanç transferi nedeniyle şirketi zarara uğrattıkları için haklarında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu, davalı şirket hakim hissedarları aleyhine Bakırköy ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasında ceza davası açıldığını, şirket yönetim kurulu üyesi ... ve ...'ın şirkete ait bir taşınmazı, genel kurul kararı olmaksızın ve piyasa değerinin 2.725.363,00 TL altında satarak davalı şirketi zarara uğratmaları nedeniyle Çerkezköy Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu, ... 'ın 1.765.056,23 TL sermaye ödemesini yapıp yapmadığı, şirket hakim hissedarlarının kendi adlarına kurdukları şirketlere örtülü kazanç transferi yapıp yapmadıkları, şirkete ait taşınmazın değerinin *6 20 altında satılıp satılmadığı, şirket yönetim kurulu üyelerinin kendiyle işlem yasağı ve rekabet yasağını ihlal edip etmediklerinin tespiti için davalı şirkete Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E., ... K. Ve 28.12.2016 tarihli kararı ile özel denetçi atandığını ve özel denetim raporu ile tüm iddialarının ispat edildiğini, davalı şirketin 2008 yılından bu yana örtülü kazanç transferleri nedeniyle zarar ettiğini, davalı şirketin hâkim hissedarlarının, kurdukları şirketlere örtülü kazanç transferi yapmaları, davalı şirketi kendi çıkarları doğrultusunda yönetmeleri, yönetim kurulu üyelerinin rekabet yasağına aykırı hareket etmeleri, davalı şirket gayrimenkullerinin genel kurul kararı olmaksızın ve piyasa değerinin 2.725.363,00-TL altında bir bedelle satılması nedenleriyle davalı şirketin feshi için dava açıldığını, davalı şirketin feshi davasındaki haklı nedenleri ortadan kaldıramayacağını anlayan - davalı ” şirket hakim hissedarlarının, müvekkillerinin hissesini % 10'un altına düşürerek davalı şirketin feshi davasının, dava şartı yokluğundan reddini sağlamaya çalıştığını, müvekkillerinin, 2008 yılında yapılan sermaye artırımı nedeniyle, davalı şirkete olan sermaye borçlarına karşılık 2016 yılında 470.000,00-TL ödeme yaptığını, anonim şirketin feshi davasında alınan ihtiyati tedbir kararı için müvekkillerinin borç harçla 100.000,00-TL ihtiyati tedbir teminatını ödediğini, müvekkillerinin 2016 yılında, eş dosttan borç alarak, davalı şirkete 570.000,00-TL ödeme yaptığını, müvekillerinin hiçbir geliri olmadığını, davalı şirket 2008 yılından beri zarar ettiği için müvekillerine kar payı ödenmediğini, şirket ortaklarından ... 'ın 04/07/2021 tarihinde vefat ettiğini, geriye mirasçı olarak ..., ... ... ve ...'ın mirasçı olarak kaldığını, ... 'ın mirası mirasçılar arasında taksim edilmemiş olup, müteveffanın hisselerine bütün mirasçıların iştirak halinde malik olduğunu, iştirak halinde mülkiyette bütün paydaşların ya oybirliğiyle oy kullanması ya da miras ortaklığını temsil eden bir temsilci marifetiyle kendilerini genel kurulda temsil ettirmeleri gerektiğini, genel kurul tarihinden evvel, 01.04.2022 tarihinde Küçükçekmece ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasında ... terekesine temsilci tayin edilmesi için dava açıldığını, henüz tereke temsilci atanması işleminin tamamlanmadığını, huzurdaki davaya konu genel kurulda müvekkili ...'ı genel kurulda temsil eden ...'nun, yönetim kuruluna soru sorma hakkına dayalı olarak, müvekkili ...'ın hiçbir muvafakati olmadan ve kendisine hiçbir bilgilendirme yapılmadan hangi kanuni hakka dayanarak miras paylaşımının yapılabildiği sorusuna, yönetim kurulu başkanı ...'ın daha sonra yazılı olarak yanıt vereceğini söyleyerek durumu geçiştirdiğini, iptalini talep ettikleri genel kurulda sanki miras hisseleri paylaşılmış gibi her bir hissedarın hisse oranları hazirun cetveline yazılarak genel kurul yapıldığını, bu hususta genel kurul başkanlığı toplantının başlangıcından evvel uyarılmış olsa da genel kurula devam edildiğini, ... 'a ait hisseler iştirak halinde mülkiyete tabi olmasına ve bütün hissedarların oy birliğiyle hareket etmesi gerekirken, miras hisseleri paylaşılmış gibi işlem yapılmasının genel kurulda alınan bütün kararları sakatladığını, bu nedenle genel kurulda alınan bütün kararların iptaline karar verilmesini talep ettiklerini, şirketin yönetim kurulu başkanlığına yeniden seçilen ...'ın genel kurulda sorulan hiçbir soruya yanıt vermediğini, daha sonra yazılı olarak da bu soruları yanıtlamadığını, genel kurulda şirket yönetim kurulu üyeliğinden huzur hakkı almayacağını beyan eden ...'ın kendisini şirkette SGK'lı olarak gösterdiğini ve kendisine maaş bağlanmasını sağladığını, ...'ın yönetim kurulu başkanı seçilmesine ilişkin genel kurul kararının iptaline karar verilmesini talep ettiklerini, neticede; Davalı şirketin 27.07.2022 tarihli 2020 - 2021 yılı Olağan Genel Kurulunda, sermaye artırımına ilişkin ... numaralı kararın yürürlüğünün durdurulmasına, 27.07.2022 tarihli 2020 - 2021 yılı Olağan Genel Kurulunda alınan sermaye artırımına ilişkin ... numaralı kararın ve diğer tüm kararların iptaline, yargılama masrafları ve ücreti vekaletin davalı yana yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA :
Davalı vekili Mahkememize sunmuş olduğu 14/11/2022 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle ; Müteveffa ... 'ın 2008 yılında gerçekleştirilen sermaye artışı sebebiyle oluşan 1412.659,32.-TL. sermaye koyma borcunu yerine getirmediği hususu gerçek olmamasına karşın, davacıların bu yöndeki sürekli itirazlarının ortadan kaldırılması amacıyla, söz konusu tutarın müteveffa tarafından şirket hesaplarına yeniden ödendiğini, bu hususun genel kurul toplantısı öncesinde hazırlanan YMM raporu ile sabit olduğunu, müteveffanın daha önce ödemeyi yapmış olduğuna ilişkin mali müşavir raporu ve davacıların da bu ödemenin yapıldığına ilişkin genel kurulda olumlu oy vermelerine rağmen, bu doğrultudaki ihtilafın ortadan kaldırılması, şirketin yeni dönem ihtiyaçlarının karşılanması ve tıkanmanın önüne geçilmesi amacıyla, müteveffa tarafından vefat öncesinde ödemenin yeniden yapıldığını, şirketin sermaye artırımına ihtiyaç duyduğuna ilişkin genel kurul öncesinde şirket yönetimi tarafından gerekli inceleme ve araştırmaların yapıldığını, sermaye artışının söz konusu rapor esas alınmak suretiyle genel kurula önerildiğini, sermaye artışına ilişkin kararın hangi gerekçe ile MK m. 2 dürüstlük kuralına aykırı olduğunun anlaşılamadığını, sermaye ihtiyacı ve artırılacak sermaye ile sağlanan fonun hangi alanlara harcanmasının gerekli olduğunun, sermaye artışı ihtiyacının somut olarak bulunduğunun uzman raporu ile tespit edildiğini, şirketin daha önce almış olduğu sermaye artışına ilişkin kararın iptal edilmesinin, hiçbir zaman sermaye artışı yapılamayacağı anlamına gelmediğini, söz konusu sermaye artışının iptaline ilişkin gerekçelerle ifade edilen usul eksikleri giderilmesi suretiyle sermaye artışı kararı alındığını, hukuk sisteminde her işlem ve davanın bağımsız olarak ve kendi koşullarında değerlendirildiğini, müteveffa ...'ın vefatı sebebiyle, mirasçılarının hissedar olarak kaydının yapılmasının mümkün olmadığı yönündeki değerlendirmenin doğru olmadığını, mirasın vefat tarihi itibariyle geçtiğini, ancak hissedeki ve diğer mallardaki mülkiyetin iştirak halinde intikal ettiğini, iştik halindeki mülkiyetin çözümünün, malvarlığının niteliğine göre değiştiğini, iştirak halinde ... mirasçılarına geçen malda/şirket hissesinde temsil iştirak halindeki malikler tarafından idare edilmesi gerektiğini, davalı şirketin davaya konu edilen genel kuruluna, ...'ın tüm mirasçıları da dahil olmak üzere, şirketin tüm hissedarlarının katıldığını, toplantı nisabının 96100 olduğunu, iştirak halinde maliklerin tümü toplantıda hazır olup, miras hak ve hisseleri ile ilgili olumlu ve/veya olumsuz oylarını kullandıklarını, iştirak halindeki mirasçıların aynı doğrultuda hareket etmesi zorunluluğu olmadığını, her hissedarın tasarruf dışında kendisinin sahibi olduğu hakkı korumak ve bu hakka yönelik koruyucu tedbirleri almak hakkının bulunduğunu, bu nedenle, hissenin iştirak halinde olması sebebiyle, toplantıda temsilin gerçekleşemeyeceğine ilişkin değerlendirmelerin açıkça hukuka aykırı olduğunu, toplantı çağrısı, toplantıya ilişkin tüm hususların yasal esaslara uygun olarak yapıldığını daha önceki sermaye artışının iptaline gerekçe yapılan hususların tümünün giderildiğini, davalı şirketin yıllardır tüm genel kurul kararlarının iptali yönünde dava açılmasına karşın, sermaye artışına ilişkin genel kurul kararında yapılan usuli eksiklikler sebebiyle gerçekleşen iptal dışında iptal olmadığını, şirketin feshi ve ... üyelerinin sorumluluğu davalarının reddine karar verildiğini, davalı şirketin ortakları arasında sürekli ihtilafın olduğu yönündeki algı ve reddedilen şirketin feshi davasında şirkete ait gayrimenkule konulmuş bulunan ihtiyati tedbir kararının halen devam etmesinin şirketin büyük miktarda zararlara uğramasına sebebiyet verdiğini, neticede; Davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet icretinin davacılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER ve GEREKÇE:
Dava,davalı şirketin 27/07/2022 tarihinde yapılan 2020-2021 yıllarına ait olağan genel kurulunda, alınan kararların iptali istemine ilişkindir.
Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.
Bilirkişiler Prof. Dr. ... ve ... tarafından mahkememize sunulan 20/09/2023 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Huzurdaki davanın üç aylık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, dava şartının mevcut olduğu, murislerden bazılarının miras taksimi yapılmış gibi hazirun cetveline yazılması ve bu şekilde oy kullanılması söz konusu olmasaydı karar nisabı oluşmayacağından, somut uyuşmazlık özelinde alınan kararların yok hükmünde olduğu, -(...) nolu karar bakımından kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırı bir yöne rastlanmadığı, -(...) nolu gündem maddesi ile ilgili olarak ortada iptali talep edilebilecek bir genel kurul kararı bulunmadığı, -(...) nolu gündem maddesinin görüşülmesinin TTK md. 420 hükmü gereğince 1 ay süre ertelendiği, şu halde iptal edilebilecek bir genel kurul kararı bulunmadığı,-(...) nolu gündem maddesinin görüşülmesinin de TTK md. 420 hükmü gereğince ertelendiği, şu halde iptal edilebilecek bir genel kurul kararı bulunmadığı, somut uyuşmazlıkta ...'ın adaylığının oylamaya sunulmuş olması halinde ...'ın Davacılar'ın oylarıyla yönetim kurulu üyesi olarak seçilmesi mümkün idiyse, bu durumda (...) nolu kararın iptal edilebilir olduğunun söylenebileceği, 2020-2021 yılları faaliyet dönemi karlarının geçmiş yıllar zararlarına mahsup edilmesine ilişkin (...) nolu kararda kanuna aykırı bir yön bulunmadığı, -TTK m. 456/1, ikinci cümle hükmünden hareketle, bakiye 20.944,07 TL'nin ödenmemiş olması halinde dahi sermaye artırımının geçerli olduğu, sermaye artırımında tescilin onarıcı/iyileştirici etkisi (TTK m. 456/4 yollamasıyla TTK m. 353/1) nedeniyle 21.04.2008 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan artırım kararının (değerleme raporunun eksik olmasından bahisle) geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği, sermayenin artırılan kısmını, iç kaynaklardan karşılayan tutarın 8.962,197 değil 2.132.412,20 TL olduğu, söz konusu tutarın davalı şirket bünyesinde var olduğu, somut uyuşmazlıkta sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımının bir üst sınırı bulunmadığı, bu sebeple 13.537.803,00.-TL. tutarında nakit artırımda kanuna aykırı bir yön bulunmadığı, dosya kapsamında yapılan incelemeler çerçevesinde, artırım kararının dış kaynaklardan yapılan kısmının dürüstlük kuralına aykırı olduğu, bu sebeple artırım kararının kısmen iptal edilebileceği yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir.
-
Anonim şirketlerde genel kurul, pay sahiplerinin veya temsilcilerinin usulüne uygun çağrı üzerine belirli bir gündemi görüşmek ve karara bağlamak için bir araya gelmesinden oluşan, şirketin karar ve irade organıdır. Hukukî sonuç doğuran bir irade beyanı olması nedeniyle genel kurul kararı, bir hukukî işlem niteliğindedir.
-
Hukukî işlem, bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelik irade açıklamasından oluşan hukukî bir olgudur. İrade açıklamasının yönelmiş olduğu hukukî sonuç, bir hakkın veya hukukî ilişkinin kurulmasından, değiştirilmesinden, devredilmesinden veya ortadan kaldırılmasından ibaret olabilir. Bir hukukî işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise bu hukukî işlemlere iki veya çok taraflı hukukî işlem denir. Çok taraflı hukukî işlemler, sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Karar, aynı gruba dâhil kişilerin ortak bir iş veya amaca ilişkin olarak başkana yöneltilmiş irade beyanıdır. Dolayısıyla hukukî işlemlerin hükümsüzlük hâlleri “karar” için de geçerlidir. Dolayısıyla karar şeklindeki bir hukukî işlemin hükümsüz olması, onun yöneldiği hukukî sonucu gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına gelmektedir.
Anonim şirketlerde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre butlan, yokluk veya iptal edilebilirlik olarak karşımıza çıkmaktadır.
Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, TTK’nın 447. maddesi ile açıkça düzenlenmiştir.Buna göre genel kurulun, özellikle; pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran; pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran; anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. TTK’nın 447. maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla TTK’nın 447. maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uygulanacak; emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır.
Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından res’en göz önünde tutulur.
Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, TTK’da düzenlenmemiştir. Yokluk yaptırımının kanunda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanunî şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dâhi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378).
Şirket genel kurul kararlarının yokluğu, genel hükümlerden kaynaklanabileceği gibi şirketlere ilişkin özel hükümlerden de kaynaklanabilir.Doktrinde, şirketler hukuku bağlamında yokluğun, kurucu şekli emredici hükümlere aykırılık durumunda ortaya çıkacağı
savunulmaktadır. Yokluğun bir hukuki işlemin kurucu unsurundaki eksikliği ifade etmesinden hareket edildiğinde, kurucu unsurun belirlenmesi önem arz eder. Bu sebeple çok taraflı bir hukuki işlem olan limited şirket genel kurul kararlarının kurucu unsurunun ne veya neler olduğu belirlenmelidir. Bir genel kurul kararının varlığından bahsedilebilmesi için iki temel unsur bir arada bulunmalıdır. Bu unsurlar, genel kurul ve karardır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü şekli emredici hükümlere aykırı bir şekilde toplanmış veya karar almışsa, alınan bu karar yoklukla malûldür.
Anonim şirketlerde genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden iptal edilebilirlik ise TTK’nın 445. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Anılan madde gereğince kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açılabilecektir. İptal davasına konu bir genel kurul kararı, şekil veya içeriği bakımından sakat olsa bile iptaline dair hüküm kesinleşinceye kadar geçerli bir karar olarak kabul edilir. Süresinde ve usulüne uygun olarak açılan bir iptal davasında verilen iptal kararı kesinleşirse, bu karar geçmişe etkili olarak hüküm doğurur. Kararın alınmasından itibaren üç ay içinde dava açılmazsa veya açılan dava reddedilirse söz konusu aykırılık ve bu nedenle kararın iptal edilebilirliği artık ileri sürülemez.
Görüldüğü üzere TTK’nın 445. maddesinde genel iptal sebepleri düzenlenmiştir. Dolayısıyla kanuna, esas sözleşme hükümlerine veya dürüstlük kuralına aykırılık nedenlerine dayalı olarak mahkemeden genel kurul kararlarının iptali talep edilebilir. Bu kapsamda kanuna aykırılık, butlan ve yokluk halleri dışındaki hükümlere aykırı olan genel kurul kararlarını ifade etmektedir. Zira iptal davası hukuken mevcut ve geçerli, ancak sakat doğmuş olan bir genel kurul kararına karşı açılabilir. Mutlak emredici hükümlere aykırılık halinde esasen ortada şeklen bir genel kurul kararı yoktur ve dolayısıyla bu karar hükümsüzdür. Hükümsüz sayılan bir genel kurul kararının da iptali değil, hükümsüzlüğünün tespiti söz konusu olur. Kanuna aykırılık, emredici hükümler haricinde yalnızca TTK hükümlerine veya anonim şirketi düzenleyen hükümlere değil yürürlükte bulunan ilgili tüm mevzuat hükümlerine ve yazılı olmayan hukuk kurallarına, özellikle -yasal istisnalar dışında- pay sahipleri arasındaki eşitlik ilkesini de içerir.
Öte yandan esas sözleşmeye aykırı kararlar yönünden de iptal davası açılabilmektedir. Buradaki aykırılık şirket esas sözleşmesinde yer alan herhangi bir hükme muhalefet halinde söz konusu olmaktadır. Örneğin kanunda öngörülen yeter sayıya uygun olarak bir genel kurul kararı alınmış olmasına rağmen bu kararın esas sözleşmede öngörülen ağırlaşmış müzakere nisabına aykırı bir şekilde alınmış olması halinde bu kararın iptali mahkemeden istenebilir. Ayrıca genel kurulda alınan kararlar, görünüşte kanun ve esas sözleşmeye uygun olmasına rağmen, çoğunluğun yetkilerini kötüye kullanarak azınlığın veya münferit pay sahiplerinin meşru çıkarlarını ihlal ediyorsa dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle bu genel kurul kararının iptali gerekir.
Yukarıda yapılan genel açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;davacılar vekili,davalı şirketin 22/07/2022 tarihinde yapılan genel kurulunda alınan kararların iptali istemi ile huzurdaki davayı açmıştır.Genel kurul kararı incelendiğinde davacıların,davalı şirket ortağı olduğu ve iptalini talep ettikleri kararlara muhalif kalıp muhalefet şerhlerini tutanağa işlettikleri ve davanın 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı görülmektedir.
Bahse konu genel kurul kararlarının iptal edilebilir olup olmadıklarının incelenmesinden önce Davacı vekilinin aşağıdaki iddiasının değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. Davacı vekili,“Şirket ortaklarından ... 'ın 04/07/2021 tarihinde vefat ettiğini, geriye mirasçı olarak ..., ... , ... ve ...'ın mirasçı olarak kaldığını, muris ... 'ın mirası mirasçılar arasında taksim edilmemiş olup, müteveffanın hisselerine bütün mirasçıların iştirak halinde malik olduğunu, iştirak halinde mülkiyette bütün paydaşların ya oybirliğiyle oy kullanması ya da miras ortaklığını temsil eden bir temsilci marifetiyle kendilerini genel kurulda temsil ettirmeleri - gerektiğini, genel kurul tarihinden evvel, 01.04.2022 - tarihinde Küçükçekmece ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasında ... terekesine temsilci tayin edilmesi için dava açıldığını, henüz tereke temsilci atanması işleminin tamamlanmadığını, |...) iptalini talep ettikleri genel kurulda sanki miras hisseleri paylaşılmış gibi her bir hissedarın hisse oranları hazirun cetveline yazılarak genel kurul yapıldığını |...) muris ... 'a ait hisseler iştirak halinde mülkiyete tabi olmasına ve bütün hissedarların oybirliğiyle hareket etmesi gerekirken, miras hisseleri paylaşılmış gibi işlem yapılmasının genel kurulda alınan bütün kararları sakatladığını, bu nedenle genel kurulda alınan bütün kararların iptaline karar verilmesini talep ettiklerini” iddia etmektedir.
Bilindiği üzere mirasın taksimi bakımından kural, mirasçıların sözleşme serbestisi çerçevesinde taksim hususunda anlaşmalarıdır (TMK m. 646/2)1. Mirasçılar arasında taksime ilişkin bir anlaşma olmaması halinde ise mirasçılardan her biri, sulh mahkemesine başvurarak taksimin sulh hâkimince yapılmasını talep edebilir (Çonkar, s. 136-137)2. Nitekim somut uyuşmazlıkta mirasçılar arasında miras taksim(paylaşım) anlaşması bulunmadığı, 01.04.2022 tarihinde (yani dava konusu genel kurul tarihinden önce) Küçükçekmece ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin .... E. sayılı dosyasında muris ... terekesine temsilci tayin edilmesi için dava açıldığı ancak henüz tereke temsilci atanması işleminin tamamlanmadığı anlaşılmaktadır. Şu halde dava konusu genel kurul tarihinde mirasın henüz paylaşılmamış olduğu, dolayısıyla murisin payları üzerinde iştirak halinde mülkiyetin (miras ortaklığının) devam ettiği anlaşılmaktadır.
Davacılar vekili, hazirun cetvelinin hatalı olarak düzenlendiğini, hükümsüz hazirun cetveline dayanarak dava konusu genel kurulda alınan kararların sakat olduğunu iddia etmektedir. Bu noktada, murisin paylarının mirasçılar adına pay defterine kaydına ilişkin yönetim kurulu kararının hükümsüz(batıl) sayılmasının (ve batıl YK kararına istinaden hazirun cetvelinin hatalı olarak düzenlenmesinin), dava konusu genel kurül — toplantısında alınan — kararları ” sakatlayıp — sakatlamayacağının — çözümlenmesi gerekmektedir. Dava konusu genel kurul tarihinde mirasın henüz taksim edilmediği, dolayısıyla murisin payları üzerinde iştirak halinde mülkiyetin devam ettiği yukarıda ifade edilmiştir. İşte somut olayda olduğu gibi bir pay, birden çok kişinin ortak mülkiyetindeyse, bunlar içlerinden birini veya üçüncü bir kişiyi, genel kurulda paydan doğan haklarını kullanması için temsilci olarak atayabilirler (TTK m. 432/1. Ayrıca bkz. TTK m. 477/1)3.Ancak somut olayda mirasçıların, genel kurulda paydan doğan haklarını kullanması için ortak bir temsilci atamadıkları görülmektedir.Bu durum “yetkisiz kişilerin toplantıya katılıp oy kullanması” olarak değerlendirilmelidir. TTK m.446/1-(b) uyarınca yetkisiz kişilerin toplantıya katılıp oy kullanması halinde, bu husus kararın alınmasında etkili olmuş ise pay sahiplerine iptal davası açma hakkı tanınmaktadır.Öte yandan, genel kurul toplantı tutanağı incelendiğinde, dava konusu genel kurulda alınan kararların, murise ait olan payların miras taksimi yapılmış gibi paylaştırılması neticesinde görünürde tek başına pay sahibi sıfatı kazanan kişilerin kullandıkları oylar ile alındığı görülmektedir. Yani söz konusu genel kurul kararları, gerçekte tek başına pay sahibi olmamasına rağmen, tek başına pay sahibi gibi oy kullanan pay sahiplerinin oyları ile alınmıştır. Söz konusu oylar mevcut olmasaydı, dava konusu genel kurul kararlarının alınabilmesi için karar nisabının oluşabilmesi mümkün olmayacaktı.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, murislerden bazılarının miras taksimi yapılmış gibi hazirun cetveline yazılması ve bu şekilde oy kullanılması söz konusu olmasaydı karar nisabı oluşmayacağından, somut uyuşmazlık özelinde alınan kararların yok hükmünde olduğu anlaşıldığından davanın kabulü ile davalı şirketin 27/07/2022 tarihinde alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur.
HÜKÜM/Yukarıda açıklandığı üzere;
-
Davanın KABULÜ ile;davalı şirketin 27/07/2022 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduğunun TESPİTİNE,
-
Alınması gerekli 269,85.. TL karar ve ilam harcından peşin alınan 80,70.. TL'nin mahsubu ile bakiye 189,15.. TL harcın davalı şirketten alınarak hazineye İRAT KAYDINA,
-
Davacılar tarafından ödenen 80,70.. TL başvurma harcı ile 80,70.. TL peşin harç ve 11,50.. TL vekâlet harcının davalıdan alınarak davacılara VERİLMESİNE,
-
Davacılar tarafından yapılan 15 adet tebligat+posta ücreti 266,00.. TL, 1 bilirkişi inceleme ücreti 8.000,00 TL olmak üzere toplam 8.266,00 TL yargılama giderinin davalı şirketten alınarak davacılara VERİLMESİNE,
-
Davacıların kendilerini bir vekil ile temsil ettirdikleri anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 17.900,00.. TL ücreti vekaletin davalı şirketten tahsili ile davacılara VERİLMESİNE,
5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacılar vekilleri ile davalı vekilinin yüzlerine karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı. 09/11/2023
Başkan ...
☪e-imzalıdır.☪
Üye ...
☪e-imzalıdır.☪
Üye ...
☪e-imzalıdır.☪
Katip ...
☪e-imzalıdır.☪
"İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:52:38