SoorglaÜcretsiz Dene

Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/745 E. 2023/579 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

Daire / Kategori

Mahkeme Kararı

Esas No

2022/745

Karar No

2023/579

Karar Tarihi

30 Mayıs 2023

T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2022/745 Esas

KARAR NO : 2023/579

DAVA : Alacak (Cari Hesap Veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı)

DAVA TARİHİ : 16/08/2022

KARAR TARİHİ : 30/05/2023

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH : 19/06/2023

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Cari Hesap Veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, İstanbul İli, ... İlçesi, ... ada, ...parselde bulunan .... Outletteki A1/Blok, 10. Kat, 64 numaralı 2+1 niteliğindeki bağımsız bölümü, davalı şirkete KDV dahil 228.260,00 TL'ye satmış olduğunu, satılan bağımsız bölümün tapu devrini 2016 yılında davalı şirkete yapmış olduğunu, müvekkili şirketin, söz konusu projeyi bitirip teslimden sonra, söz konusu bağımsız bölümün faturasını keserek davalı şirkete göndermiş olduğunu, davalı şirketin kendisine tapu devri yapılmasına ve taşınmaz teslim edilmesine rağmen, arada geçen süreçte kendisine yapılan tüm şifahi uyarılara rağmen, söz konusu faturadan kaynaklı cari hesap borcunu bugüne kadar ödememiş olduğunu, en son olarak davalı şirkete 23 Haziran 2022 tarihinde, noter kanalıyla ihtarname gönderilmiş olduğunu, gönderilen ihtarnamenin 24.06.2022 tarihinde davalı şirkete tebliğ edilmiş olduğunu, davalı şirketin kendisine gönderilen ödeme ihtarnamesine rağmen faturaya dayalı cari hesap borcunu ödememiş olduğunu, davalı şirketin, müvekkili şirkete 30 Haziran 2022 tarihinde Bakırköy .... Noterliğinin .... yevmiye numarası ile gönderdiği cevabi ihtarname ile, borca itiraz ettiğini ve borcu kabul etmediğini beyan etmiş olduğunu, arabuluculuğa başvuru yapıldığını, ancak anlaşma sağlanamamış olduğunu, davalı şirketin, adına kayıtlı bulunan taşınmazları 3. kişilere devredilmesi olasılığı yüksek olduğunu, davalı şirketin adına kayıtlı taşınmazları 3. kişilere devretmesi halinde, müvekkili şirket açılan işbu davada haklı çıksa dahi bu alacağını tahsil edememe riski ile karşı karşıya kalacak ve büyük zarara uğrayacak olduğunu, bu nedenle, müvekkili şirketin sonradan mağdur olmaması açısında tensip kararı ile birlikte teminatsız olarak ihtiyati haciz niteliğinde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, bunun mümkün olmaması halinde ise tensip kararı ile birlikte mahkememizin uygun göreceği bir teminat karşılığında ihtiyati haciz kararı verilmesini talep ettiklerini beyanla; öncelikle müvekkili şirket adına telafisi güç ve imkansız zararlar vuku bulmaması ve davalı şirketin mal kaçırma olasılığının yüksek olması, müvekkili şirketin sonradan mağdur olmaması açısında: tensip kararı ile birlikte teminatsız olarak ihtiyati haciz niteliğinde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, bunun mümkün olmaması halinde ise tensip kararı ile birlikte mahkememizin uygun göreceği bir teminat karşılığında ihtiyati haciz kararı verilmesine karar verilmesini, davanın kabulü ile 228.260,00 TL cari hesap alacağının 01.07.2022 tarihinden itibaren hesaplanacak ticari reeskont faizi ile birlikte davalı şirketten tahsili ile müvekkili şirkete verilmesine, (faiz başlangıç tarihi, davalıya gönderilen Bakırköy .... Noterliği'nin 23 Haziran 2022 tarih ve .... yevmiye numaralı ödeme ihtarnamesinin davalı şirkete tebliği tarihi olan 24/06/2022 tarihine ödeme için eklenen 7 günlük sürenin eklenmesi ile tespit edilmiştir) yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana tahmiline kara verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın, müvekkili şirkete İstanbul İli, .... İlçesi, ... ada, ... parselde kayıtlı bulunan ...Outletteki A1/Blok 10. Kat 64 numaralı 2+1 bağımsız bölümü KDV dahil 228.260,00 TL ile satmış ve 2016 yılında tapuda devir ve temlik etmiş ve bedelini de teslim almış olduğunu, davacı yanın anılan işlemden yıllar sonra tamamen kötü niyetli olarak 2019 yılında anılan taşınmaza fatura keserek bedelini almamış gibi müvekkili şirketten 2022 yılında talepte bulunmuş ve iş bu davayı açmış olduğunu, davacı şirkete ait olan ve 2016 yılında müvekkiline satılan taşınmazın satış bedelinden kaynaklı cari hesap borcunun ödenmediği iddiası ile iş bu dava açılmış olduğunu, davalı müvekkili ile davacı arasında 2016 yılından önce ve 2018 yılı içerisinde taşınmaz alım satımına yönelik ticari ilişkinin devam etmiş olduğunu, davacı yanın yine 2016 yılında müvekkili şirkete satmış olduğu davaya konu taşınmaz için 2019 yılında fatura kesmiş ve yine her ne hikmetse aradan 6 yıl gibi bir zaman geçtikten sonra iş bu davayla birlikte aynı iddia ile ihtarname çekmiş ve bu kez de 2018 yılında sattığı taşınmazların bedelini almadığı iddiası ile Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi' nin ... E sayılı dosyası ile dava açmış olduğunu, müvekkili ve davacının aynı sektörde hizmet veren ve bir dönem adi ortaklık yapmış iki firma olduğunu, başlarda ticaretleri güvenilir şekilde ilerlese de daha sonraları davacı firmanın yetkilileri ve ortaklarının şahsi saiklerle ticarete ket vurmaya çalışmış olduklarını, müvekkili firmanın, davacı firma ile davaya konu taşınmazın satışının öncesinde ve sonrasında ticari ilişki içerisine girmiş olduğunu, taraflar tacir olduğu ve ticaretlerinin finansmanını satılan taşınmazlardan karşıladığı için, taşınmazların satım anında bedelini de alınmakta olduklarını, fakat davacı tarafın muhasebe hileleri yapabilmek ve vergiden kaçırmak adına hep ödemeleri elden almakta olduğunu, bunun en net göstergesinin ise Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi' nin ... E sayılı dosyada da 2018 yılında müvekkiline satılan taşınmazlar için 2022 tarihinde fatura keşide edilmesi olduğunu, davacının iddiasının aksine taşınmazın yapımının 2016 yılında tamamlanmış, müvekkilinin kendisi ile ticaret yapmaya ara vermesini hazmedemeyen davalının şahsi hırsları için bedelini elden aldığı taşınmaz için her iki davaya konu faturaları keşide etmiş olduğunu, taşınmazın devir tarihi ile fatura tarihi arasındaki üç yıllık zaman dilimi ve 3 yıl sonra da yani toplamda satıştan 6 yıl sonra bedel talep edilmesi dikkate alındığında, davacının vergisel yükümlülüklerden kaçınmak için fatura düzenlememek adına bedeli elden aldığı ve fakat sonrasında şahsi saiklerle müvekkiline fatura düzenlediğinin açıkça ortada olduğunu, müvekkilinin borcu olduğunu iddia etmekteyken yeni borç doğuran bir işlemin yapılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bu hususun dahi müvekkilinin davaya konu taşınmazdan kaynaklı davacıya her hangi bir borcunun olmadığının en net göstergesi olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacı tarafın varlığını iddia ettiği alacak zamanaşımına uğramış olduğundan iş bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını, dava şartlarından olan hukuki yarar eksikliği nedeni ile davanın usulden reddi gerektiğini, müvekkilinin davacıdan aldığı taşınmazın bedelini tapu devri ile birlikte elden ödemiş olduğunu, müvekkili ile davalının ilk ticaretinin bu olmayıp 2016 yılı öncesinde ve 2018 yılına değin tarafların ticarete devam etmiş olduklarını, fakat daha sonra davacı firma ile müvekkili firmanın ortaklarının arası açılmış ve davacının kötü niyetli olarak elden yapılan ödemeleri inkar ederek iş bu davayı açmış olduğunu, fakat tüm resmi kayıtlardan ve davaya konu taşınmaz devrinden anlaşılacağı üzere müvekkili tarafından taşınmazın bedelinin ödenmiş olduğunu, müvekkilinin ve davalı aynı sektörde yer alan ve bir zamanlar ortaklık dahi yapmış iki firma olduğunu, müvekkilinin davacıdan gayrimenkul alıp satmakta olduğunu, davacıdan davaya konu taşınmaz ve sonrasında pek çok taşınmaz satın alınmış olduğunu, bilindiği üzere taşınmaz alım satımının resmi şekilde yapılmakta olduğunu, aksine yazılı bir anlaşma olmadığı sürece taşınmazın bedelinin tapu devri anında ödenmekte olduğunu, kaldı ki davacı tacir olup tapu devri anında bedeli almadığı, yahut ilerde ödeneceğine ilişkin sözleşme yapmadığı iddialarının "basiretli tacir gibi davranma yükümü" karşısında dinlenme imkanı bulunmadığını, taraflar tacir olduğu ve ticaretlerinin finansmanını satılan taşınmazlardan karşıladığı için, taşınmazların satım anında bedelinin de alınmakta olduğunu, fakat davacı tarafın muhasebe hileleri yapabilmek ve vergiden kaçırmak adına hep ödemeleri elden almakta olduğunu, müvekkilinin de gerek dava konusu taşınmazın gerekse de 2018 yılında davacıdan aldığı ... projesinde yer alan kat irtifaklı 520,521,522 numaralı taşınmazların bedelini bu taşınmaz gibi ödemiş olduğunu, hatta öyle ki müvekkili firmanın 17/03/2020 tarihinde geçirdiği vergi incelemesi sırasında da vergi müfettişi tarafından davacıdan alınan .... projesinde yer alan kat irtifaklı 520,521,522 numaralı taşınmazların bedelinin ne şekilde ödendiği sorulmuş ve müvekkili firma temsilcisinin de ödemelerin elden yapıldığını söylemiş olduğunu, aynı inceleme sırasında davacı firmaya da müvekkilininin kendisine ne şekilde ödeme yaptığı sorulmuş ve davacı firma yetkilisinin de tapu devri sırasında ödemenin elden yapıldığını beyan etmesi üzerine inceleme dosyasının yaptırım uygulanmaksızın kapanmış olduğunu, İstanbul Küçük ve Orta Ölçekli Mükellefler Grup Başkanlığı'na müzekkere yazılarak müvekkili firmanın 17/03/2020 tarihindeki incelemeler esnasında davacı firmanın temsilcisi tarafından imzalanan inceleme tutanağının dosya arasına alınmasını talep ediyor olduklarını, söz konusu belgelere bakıldığı vakit davacılara yapılan ödememelerin mutad olduğu üzere elden yapıldığı salt bu belge ile dahi anlaşılmakta olduğunu, kaldı ki taşınmazın resmi satışının yapıldığı dikkate alındığında bedelinin en geç devir anında ödendiğinin kabulü zorunlu olup aksinin davacı tarafından yazılı bir belge ile ispatlanması gerektiğini, zira karşılıklı edimler arasında öncelikli edim borçlusunun borcunu ifa ettikten sonra karşı edim borçlusunun da kendi borcunu ifa edecek olduğunu, taraflar arasında gerçekleşen işleme bakıldığı vakit para borcu ödemekle yükümlü olan müvekkilinin öncelikli edim borçlusu olup ancak müvekkilinin ifasının akabinde davacının tapu devrini vermek yükümünü yerine getirecek olduğunu, tapuda taşınmazın müvekkiline devri yapıldığı dikkate alındığı vakit taşınmazın bedelinin ödendiğine bunun ardından devrin gerçekleştiğine hiç şüphe bulunmadığını, uygulamada da bilindiği üzere tapu devri anında da zaten bedelin ödenip ödenmediğinin sorulmakta ödenmişse işlem tesis edilmekte olduğunu, kaldı ki davaya konu taşınmazın tapu akit tablosunda da ödemelerin alındığının beyan edilmiş olduğunu, o halde hukuken de hayatın olağan akışı çerçevesinde de ödemelerin elden ve tapu devir anında yapıldığının kabulünün zorunlu olduğunu, davacı tarafından geçerli bir hukuki sebebe ve yazılı delile dayanılarak tapu devir anında ödemelerin yapılmaması sebebi ile iş bu davaya konu faturaların keşide edildiğinin ispatlanması aksi halde davasının reddi gerektiğini, yani davacının umduğu gibi faturalar alacağını ispatlayan bir delil olmayıp; davacının resmi evraklarda yazan elden ödeme yapıldığı gerçeğinin aksini aynı nitelikteki resmi bir belge ile ispatlayıp, akabinde alacağı mevcutsa faturaya dayalı olarak talep edilebilmesi gerektiğini, iş bu davaya konu uyuşmazlık faturada yazan borcun ödendiğine yani artık mevcut olmadığına ilişkin olduğu dikkate alındığında faturaların delil mahiyeti bulunmadığını, hem vergi incelemesi sırasında davacı firmanın yetkilisi tarafından da imzalanan tutanak hem de taşınmaz akit tablosu ödemelerin elden yapıldığını açıkça vurgulamakta olup ; söz konusu belgeler resmi belge niteliğinde olduğundan davacının tapu devri anında elden ödeme alınmadığı için müvekkilinin kendisine borçlu olduğunu aynı mahiyette resmi belgelerle ispatlamakla mükellef olduğunu, fakat yine beyan ettikleri üzere müvekkili borcunu elden ödediği için davacının her hangi bir alacağı olmadığından davasının reddinin muhakkak olduğunu, kaldı ki davacının faturaların tebliğ edildiği ve müvekkili tarafından itiraz edilmediği iddialarının da asılsız olduğunu, çünkü müvekkili şirketin adresine değil kendilerinin kontrolünde olan iş merkezinde başkaca bir adrese faturaların tebliğ edilmiş ve kesinlikle şirket yetkilisi ya da çalışanı tarafından böyle bir faturanın teslim alınmamış olduğunu, davacı yanın bu iddiasında da kötü niyetli ve hile ile hareket etmiş ve usulsüz tebliğ yaptırmış olduğunu, müvekkilinin adresine kesinlikle fatura tebliğ yapılmamış olduğunu, davacı taraf her ne kadar müvekkili ile arasında cari hesap sözleşmesi olduğunu ve davaya konu alacağın bundan kaynaklandığını beyan etse de bu hususun gerçeği yansıtmadığını, davacı taraf zamanaşımına takılmamak adına taraflar arasında cari hesap sözleşmesi olduğunu beyan etse de böyle bir sözleşme mevcut olmadığını, o halde uyuşmazlığa sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanması gerektiğini, kaldı ki, kabul anlamına gelmemekle birlikte taraflar arasında geçerli bir cari hesap sözleşmesi olsa dahi yine alacağın zamanaşımına uğrayacağının muhakkak olduğunu, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi olmadığından sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde yargılamanın yürütülmesi gerekmekte olup, bu kapsamda, kabul anlamına gelmemekle birlikte, alacağın zamanaşımına uğramış olduğunu, iş bu sebeplerle davanın reddi gerektiğini, davacının taraflar arasında cari hesap olduğunu ileri sürerek alacağın bu zamana kadar tahsil edilmemesinin elden ödemenin bir diğer delili olmasını engellemeye çalışmak istemiş olduğunu, zira cari hesaplarda hesap kapatılınca ödeme yükümü doğacak olduğunu, fakat davacı tarafından bir hususun göz ardı edilmemekte olduğunu, cari hesapta sırasıyla borçlar ve alacaklar kaydedildiğini, borçlu bir ödeme yaptığı vakit bunu ilk borcuna yapmış sayılacağını, önceki borcun ne zaman ödeneceğine ilişkin bir anlaşma yoksa, sonra gelen borcun ödenmesi önce gelen borcun ödendiğinin ispatı olduğunu, nitekim kabul anlamına gelmemekle birlikte taraflar arasında 2016 ve 2018 yılında alım satım yapılmış olduğunu, müvekkilinin davacıdan 2018 yılında aldığı üç adet taşınmaza ilişkin her hangi bir ihtilaf bulunmamakla birlikte davacının yetkilisi tarafından da vergi incelemesi sırasında ödemelerin elden alındığının açıkça vurgulanmış olduğunu, yani sonra gelen 2018 yılındaki taşınmazların bedeli ödendiğine göre önce gelen 2016 yılında doğmuş borcun ödendiğinin de muhakkak olduğunu, görüleceği üzere davacı cari hesaba dayansa dahi aralarındaki ticarete bakıldığı vakit her türlü olgunun davaya konu taşınmazın bedelinin ödendiğini işaret etmekte olduğunu, yapılan tüm açıklamalardan, hukuki vakıalardan anlaşılacağı üzere davacının davaya konu taşınmazın bedelinin elden ödenmesini fırsata çevirerek, mükerrer tahsilat yaparak sebepsiz zenginleşmeye çalışmakta olduğunu, fakat davacı tarafından davaya konu taşınmazın tarafına devrinin yapıldığı dikkate alındığında karine ve hayatın olağan akışı ve de resmi kayıtlarla bedeli aldığının sabit olduğunu, bu noktada davacının bedeli almadığını ispatlaması gerektiğini, fakat davacı tarafından bedelin alınmadığını ispatlar şekilde ne bir hukuki sebep ne de hukuki delil sunulmamış olduğunu, kaldı ki davacının tacir olup, TTK gereğince aldandığını vb sebeplerle devir anında bedeli almadığını ileri süremeyecek olduğunu, davacı tarafından her ne kadar taraflarına davaya konu taşınmazlardan kaynaklı faturalar keşide edilmişse de davacıya böyle bir borçları bulunmadığını, kaldı ki faturaların borçları olmaması sebebi ile ticari defterlerinde yer almadığını, salt fatura keşide edilmesinin alacağın varlığına da delil olmadığını, davaya konu taşınmazın bedelinin müvekkili tarafından ödendiğinin, taşınmaz akit tablosundan, müvekkilinin geçirdiği vergi incelemesinden ve taraflar arasındaki ticari işleyişten de açıkça görülmekte olduğunu, davacı tarafın resmi kayıtların aksine bedelin tapu devri anında ödenmediğini yazılı bir delile ve hukuksal bir sebebe dayandırmak zorunda olduğu için, taraflar arasında cari hesap anlaşması olduğunu, taşınmaz faturasının inşaatın tamamlanması ile birlikte kesildiğini ileri sürmüş olduğunu, hem resmi koşullara hem hayatın olağan akışına aykırı olduğu açıkça belli olan bu iddialara itibar edilmesinin mümkün olmadığını, zira aradaki temel ilişkide cari hesaba uygun olmadığını, zira cari hesap anlaşmasında tarafların karşılıklı olarak ve sık aralıklı hesap dilimlerinde birbirlerinden alacaklı olmakta ve cari hesapla banka, muhasebe vs gibi işlemlerle uğraşmaksızın alacakları takas ederek bir hesaba varmakta olduklarını, oysa burada her iki tarafın sık aralıklı bir alış verişi olmayıp alacaklı tarafın da hep davacı olmakta olduğunu, davacının burada en uzun zamanaşımı olan cari hesaba dayanmayı ve devir anında bedelin alınmadığını bu yolla ispatlamayı ve haklı göstermeyi amaçlamış olduğunu, fakat taraflar arasında bir cari hesap olmadığı gibi zaten müvekkilinin taşınmazları alım sırasında davacıya da bedellerini elden ödemiş olduğunu, tüm bu açıklamalardan görüleceği üzere davacı şahsi saik ve hırslarla daha evvel tahsil ettiği alacağını bir kez daha tahsil etmeyi amaçlasa da hem hukuken hem de kanunen bunun mümkün olmayacağını beyanla; fazlaya ilişkin her türlü dava ve hakları saklı kalmak kaydı ile davacı tarafından haksız ve kötü niyetli olarak açılan davanın reddine, yargılama masraf ve giderleri ile ücret-i vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Dava, cari hesaba dayalı alacak davası olup, uyuşmazlık; İstanbul ili .... ilçesi ... ada ... parselde kayıtlı 64 nolu bağımsız bölümün davalı şirkete satışı nedeni ile düzenlenen fatura bedelinin davalı şirket tarafından ödenip ödenmediği, davacı şirketin davalı şirketten alacaklı olup olmadığı, alacaklı olması halinde miktarı hususlarındadır.

İstanbul ili ... ilçesi ... ada .... parselde kayıtlı 64 nolu bağımsız bölümün dayanak tapu kaydı ve akit tablosu ilgili tapu müdürlüğünden celp edilmiş olup incelenmesinde taşınmazın 28/09/2016 tarihinde davacı şirket tarafından davalı şirkete satıldığı, satış bedelinin nakden ve tamamen alındığının satışa dair resmi senette belirtildiği görülmüştür.

Dava dilekçesi ekinde davacı şirket tarafından davalı şirket adına tanzim edilen 20/11/2019 tarihli daire bedeli açıklamalı bağımsız bölüm 64, 228.260,00 TL bedelli faturanın yer aldığı görülmüştür.

Dava, taşınmaz satış bedelinin tahsili talepli alacak istemine ilişkindir. Taşınmaza ait tapu kaydı ve taşınmaz satışı nedeni ile düzenlenen ve işbu davaya konu fatura örneği dosya arasında bulunmaktadır. 6098 SayılıBorçlar Kanunu, (m. 237-246)., 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 706., Noterlik Kanununun 60., ve Tapu Kanununun 26. Maddeleri uyarınca taşınmaz satışının resmî şekilde yapılması zorunludur. Buradaki şekil şartı ispat değil, bir geçerlilik şartı olup, resmî şekle uyulmadan yapılan sözleşme kesin hükümsüzlük yaptırımına tabiidir. TBK m.246 yollaması ile TBK m.207/2 uyarınca satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle yükümlü olup talep edilen satış bedelinin taşınmaz satımına ilişkin olması ve resmi yazılı şekil şartının geçerlilik şartı olması nedeni ile ilgili tapu müdürlüğünden celp edilen dosya arasında alınan resmi senette taşınmaz satış bedelinin nakden ve tamamen alındığı hususu belirtildiğinden aksinin aynı mahiyette yazılı delil ile ispatlanması gerekmektedir. Ne var ki davacı vekilince bu mahiyette sunulabilmiş bir delil bulunmamaktadır. Davacı vekilince 20/11/2019 tarihli faturaya dayalı olarak talepte bulunulmuş ise de fatura tek başına resmi senette yer alan kaydın aksini ispatlar mahiyette değildir. Açıklanan bu nedenlerle açılan davanın reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıda belirtildiği şekilde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:

AÇILAN DAVANIN REDDİNE;

  1. Alınması gereken 179,90 TL harcın peşin alınan 3.898,12 TL harçtan mahsubu ile bakiye kalan 3.718,22 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE,

  2. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A. 11. 13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.560,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir KAYDINA,

  3. Davacı tarafça sarf edilen yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,

  4. Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden davalı yararına A.A.Ü.T. gereğince takdir edilen 34.956,40 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,

  5. Davacı tarafça yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE,

Dair davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemelerinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 30/05/2023

Katip ...

¸

Hakim ...

¸

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

Kaynaklı)KrediHesapTicariVeyaSözleşmesi(CarihükümAlacak

Kaynak: karar_mahkeme

Taranan Tarih: 25.01.2026 19:05:59

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim