SoorglaÜcretsiz Dene

Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/650 E. 2023/1048 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

Daire / Kategori

Mahkeme Kararı

Esas No

2022/650

Karar No

2023/1048

Karar Tarihi

20 Ekim 2023

T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2022/650 Esas

KARAR NO : 2023/1048

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ : 13/07/2022

KARAR TARİHİ : 20/10/2023

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH : 20/10/2023

Davacı tarafından mahkememize açılan dava dosyasının incelenmesi sonunda;

İSTEM:

Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 21-25 Nisan 2020 tarihleri arasında gerçekleşecek olan ''.... Fuarı''na katılım hususunda sözleşme yapıldığını, tarafların belirlediği 11.978,06 USD tutarındaki fuar katılım ücretini anlaşmaya uygun olarak alacaklının kabul ettiği ödeme yoluyla ifa edildiğini ancak davalı tarafın iş bu tarih itibariyle üzerine düşen edimi yerine getirmemiş olduğunu, sözleşmeye konu fuar organizasyonunun gerçekleştirilmediğini, bahsedilen fuarın uluslararası bir fuar olduğunu, bahsedilen fuarın uluslararası bir fuar olduğunu ve dolar bazında katılımcılara kiralandığını, davalı firmanın farklı tarihlerde yaptıkları sözleşmelerde farklı kur üzerinden m2 değer belirlemesi yaptığını, ekte başkat bir katılımcı ile imzalanan farklı dolar kuru üzerinden yapılan sözleşmeyi delil olarak sunduklarını, davalı tarafın hiçbir haklı nedene dayanmayan oyalama çabaları ve belirsizlikleri nedeniyle müvekkili tarafından Bursa ...... Noterliğinin 12.05.2022 Tarih. ..... Yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşme feshedilmiş olduğunu, bu kapsamda bedel iadesi talep edildiğini, davalı tarafça iade yapılmadığından Bakırköy ...... İcra Müdürlüğünün ...... E. numaralı dosyası ile davalı aleyhine takibe geçildiğini, davalı tarafından yapılan itirazın haksız olduğunu, davalı tarafın diğer fuar katılımcılarının iradesini fesada uğratarak sözleşme yapmalarını sağladığını ancak akabinde çeşitli bahanelerle fuarı gerçekleştirmediğini, sözleşme imzalandıktan sonra ..... Nisan 2020 de gerçekleştirileceği bilinen bu fuarın davalı tarafından pandemi gerekçe gösterilerek ..... Eylül 2021 tarihlerine ertelendiğini, daha sonrasında ise ..... Eylül 2021 tarihleri arasında gerçekleşeceği bildirilen fuar tarihinden 10 gün önce yine tek taraflı alınan bir karar ile fuarın Mayıs 2022’ye ertelendiğinin açıklandığını, bu açıklamadan sonra yeni yapılan duyuruya göre fuarın ..... Kasım 2022 tarihine ertelendiğini, davalı tarafın ertelemeleri yapmasında haklı hiçbir nedeni bulunmadığını, davalı tarafın en baştan niyetinin zaten bu fuarı söylenen tarihte gerçekleştirmemek olduğunu, ..... Eylül 2021 tarihlerinde gıda fuarı , .... Eylül 2021 tarihleri arasında ..... fuarı ve yine zamanında .... gibi sektörel bir çok fuar gerçekleştirdiğini, dolayısıyla davalı tarafın açıklamalarında yer alan pandemi nedeni ile erteleme gerekçesinin dayanaktan yoksun olduğunu, gıda fuarı dahi pandemi nedeniyle ertelenmeyip davalı firma tarafından önceden belirlenen tarihlerde gerçekleştiriliyorsa tekstil fuarının gerçekleştirilmemesinin mantıklı hiç bir açıklamasının bulunmadığını, ekonomik olarak tekstilcilerin de hat safhada etkilendiği bu dönemde piyasaları hareketlendirecek olan ve tekstilciler için bir fırsat olarak görülen bu etkinliklerin söz verilen tarihlerde gerçekleştirilmemesinin fuar katılımcılarının tamamının zarara uğramasına sebep olduğunu, fuarın tek taraflı keyfi bir uygulama neticesinde ertelenmesi hem ülkemizi hem de müvekkilini ve diğer fuar katılımcılarını oldukça zor durumda bıraktığını, 2021 eylül ayına gelindiğinde ülkemizde ve dünyada pandeminin mücbir sebep olacak şekilde devam etmediğini, müvekkilinin taraflar arasında akdedilen sözleşmeden beklediği yararı sağlayamadığını, küresel salgın nedeniyle 2020 yılında gerçekleştirilemeyen 2021 yılında ...... Eylül tarihleri arasında yapılacağı ilan edilen, ancak tek taraflı olarak tekrar ertelendiği duyurulan fuar için ödenen bedellerin fuar katılımcılarına iadesi gerektiğini, fuarın tek taraflı olarak davalı itf tarafından ertelenmesi durumunda pandeminin 2021 yılı eylül ayı için mücbir sebep teşkil etmediğini, müvekkilinin ve diğer fuar katılımcılarının bu sözleşmeyi yapmalarındaki esaslı unsur fuarın ..... Nisan 2020 yılında söz verilen tarihte gerçekleştirilmesi olduğunu, davalı taraf ise önce 2020 yılında gerçekleşecek olan fuarı .... Eylül 2021 tarihine ertelemiş akabinde bu fuar tarihine yalnızca 10 gün kala fuarı iptal etmek suretiyle Mayıs 2022 tarihine ertelediğini geçerli bir sebebi olmadan bildirdiğini,. ..... Holding tarafından ..... Fuarı, Mayıs 2022 tarihlerinde gerçekleştireceği açıklamasında bulunulmuş olsa da ekte sunulan yeni duyurudan anlaşılmaktadır ki yeniden yapılan bir değişiklikle fuar ... Kasım 2022 ye ertelendiğini, bir anlığına, malum tarihlerdeki pandeminin beklenmeyen hal olduğu kabul edilecek dahi olsa ifa tarihinin muayyen bir zamanda yapılacak olması ve ifa zamanının alacaklı için önem taşıdığı bu olayda ne yazık ki -ertelemelerin sürekli hal alması karşısında- müvekkilin sözleşmeden dönme talebinin kabul edilerek sözleşme bedelinin iade edilmesi gerektiğini, açıklanan nedenlerle avalı borçlunun haksız ve hukuki dayanaktan yoksun esasa ilişkin itirazının iptali ile takibin devamını, müvekkili firma lehine %20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini,

yargılama giderleri ile vekil ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür.

YANIT:

Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin pandemi nedeniyle devlet tarafından alınan kararlar ve yayınlanan genelgeler nedeni ile fuarı ertelemek zorunda kaldığını, belirlenen tarihte yurt dışından misafirlerin pandemi nedeniyle katılamayacak olmalarını bildirmeleri nedeniyle fuar katılımcılarının fuarın ertelenmesini talep ettiğini, .... Mart 2020 tarihinde ülkemizde görülen Covid-19 vakaları ile birlikte başlayan süreçte sokağa çıkma yasakları nedeniyle ülke genelinde tüm toplantı, gösteri, konser vb. organizasyonların yasaklanmasıyla ..... Fuarının da müvekkili şirket tarafından yapılamadığını, bu sebeple fuarın 20-24 Eylül 2021 tarihine ertelendiğini, bu tarihte de ülkemizde ve tüm dünyada pandeminin etkilerinin devam etmesi, Amerika, Avrupa ülkeleri ve diğer bazı ülkelerin Türkiye'yi kırmızı listeye alması yani Türkiye'ye seyahat kısıtlaması getirmesi, yine pandemi kaynaklı seyahat prosedürlerinin zorlaşması, aşı zorunluluğunun getirilmesi, karantina süreçleri, bu dönemde bilet fiyatlarının fahiş oranda artması gibi sebeplerden dolayı yurt dışından gelecek birçok katılımcının fuara katılamayacağını bildirmesi nedeniyle, birçok şirketten tekstil sektörünün yurt dışına hitap etmesi ve dolayısıyla fuara yurt dışından misafirlerin katılmasının çok önemli olduğu, fuarların yapılış amacın yurt dışından müşteri kazanmak, yurt dışı pazarına açılmak olduğundan yurt dışından misafirlerin gelmemesi halinde fuarın yapılmasının bir anlamı olmayacağı belirtilerek fuarın ertelenmesinin talep edildiğini, müvekkili şirketin söz konusu fuarları yapabilmek için fuar alanını en az 1 yıl önceden kiralamakta olduğunu, bunun için reklam ajanslarıyla anlaşmalar yaptığını, personel alımı gerçekleştirdiğini, ses ve görüntü sistemleri için anlaşmalar yaptığını, bir fuarın organize edilmesi bedelinin milyon liraları bulduğunu, ayrıca Ticaret Bakanlığı, TOBB, Belediye ve diğer ilgili kurum ve kuruluşlardan prosedür gereği izinler alındığını, söz konusu fuarların pandemi nedeniyle yapılamamasından dolayı müvekkili şirketin de telafisi zor zararlara uğradığını, fuarın sanki keyfe keder nedenlerle yapılmadığı ve bu durumdan müvekkili şirketin bir menfaati varmış gibi lanse edilmesinin ve müvekkil şirkete kusur ve kötüniyet yüklenilmesinin mümkün olmadığını, aynı dönemde başka fuarların yapıldığına yönelik iddiaların da yerinde olmadığını zira her fuarın dinamiklerinin farklı olduğunu, dava konusu fuarın uluslararası nitelikte olduğunu, diğer fuarlarla karşılaştırılmasının mümkün olmadığını, Yargıtay kararlarında, mücbir sebeple ertelenen fuarlardan organizatör şirketin sorumlu tutulamayacağının, bu sebeple sözleşmeden dönme ve ödenen bedelin iadesinin istenemeyeceğinin ifade edildiğini, fuarın ertelenmesi nedeniyle Ticaret Bakanlığı tarafından müvekkil şirket aleyhine inceleme başlatıldığını, bu soruşturma kapsamında müvekkile herhangi bir müeyyide uygulanmadığını ve müvekkili lehine sonuç çıktığını, müvekkili şirketin, fuarın tarihini değiştirme hakkı bulunduğunu, fuar tarihinin değiştirilmesinin katılımcılara sözleşmeyi fesih ve ödenen bedelin iadesi hakkı vermediğini, davalı şirket ile yapılan "Fuar Katılım Sözleşmesi"nin 2. Maddesinde; "Fuar Katılım Sözleşmesini imzalayarak işbu Form'da belirtilen Düzenleyici'nin organize ettiği sergi veya fuara katılmayı kabul eden katılımcı, bu imzadan sonra fuara katılmayı reddetse dahi Katılımcı'nın maddi ve manevi yükümlülükleri devam eder. Katılımcı, fuar katılım koşulları, sergi veya fuarın yeri, Katılımcı'nın fuar alanındaki yeri, düzenleme tarihleri, unvanı vb. hususlarda, Düzenleyici'nin, sektörün talebi, ekonomik durumu, organizasyon gerekleri veya kendi takdiri ile yapacağı değişiklikleri (fuarın kısmen veya tamamen iptali dahil) peşinen kabul eder. Bu durum sözleşmenin fesih sebebi değildir. Katılımcı'nın ücret ödeme yükümlülüğü devam eder. Katılımcı, ancak Düzenleyici'nin yazılı teyidi ile fuardan çekilme hakkına sahiptir. Düzenleyici, Fuardan 3 gün öncesine kadar, hiçbir sebep göstermeksizin yazılı bildirimde bulunarak sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilir ve Katılımcı'yı fuardan çıkarabilir." hükmünün yer aldığını, bu maddeye göre müvekkili şirketin sektörden gelen talepler, organizasyon gerekleri yahut hiçbir sebep göstermeksizin fuar tarihini değiştirme hakkına sahip olduğunu, bu duruma katılımcının itiraz etme hakkı olmadığını ve fesih sebebi yapılamayacağını, davacı yanın her ne kadar protokol hükümlerine dayansa da protokol müvekkil şirket ile dava dışı ....... arasında yapıldığını, bununla birlikte protokolun süreli olup süresinin sona erdiğini, ayrıca dayanılan hükümde, fuar tarihinin değiştirilmesinde mücbir sebeplerin ayrık tutulduğunu, davacı şirketin fuar katılım bedelini Türk Lirası cinsinden ödemesine rağmen Usd cinsinden iadesini talep ettiğini, bunun hukuken mümkün olmadığı gibi davacının kötü niyetini de ortaya koyduğunu, müvekkili şirketin dolar cinsinden ödeme almadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davanın kabulüne karar verilmesi halinde, müvekkil şirketin Türk Lirası olarak aldığı ödemeyi Dolar olarak ödeyeceğini, arada geçen süre için dolar kurunda meydana gelen artışın yükünün de müvekkil şirkete yüklenececeğini, sözleşmenin hiçbir yerinde dolarla ödemeye ilişkin bir hükümbulunmadığını, birim metrekare fiyatı, yekün tutar, ödeme planı, taksit planı her şeyin Türk Lirası olarak yapıldığını, tam 4 sayfalık sözleşmenin sadece ve sadece toplamda 1 santimetrekaresini kaplayacak yerinde "dolar kuru 5,44" yazmakta olduğunu, sözleşmenin imzalandığı gün Dolar Kurunun 6,05 TL olduğunu, müvekkili şirketi katılımcılardan aldığı ücretler ile fuar organizasyonu harcamaları yaptığını, personelini çalıştırdığını, devlete vergilerini ödediğini, müvekkili şirket müvekkilin iradesi dışında doğan, bir mücbir sebep olan pandemi süreci nedeniyle fuarın ertelendiğini, taraflar arasından menfaatler dengesi dikkate alınmalı, ahde vefa ilkesinin göz önünde bulundurulması gerektiğini, davacı tarafın anonim şirket olması nedeniyle Türk Ticaret Kanunu'na tabi olduğunu, bu nedenle fuar katılım sözleşmesinin genel işlem koşulları niteliğinde olması nedeniyle davacının sözleşmenin sonuçlarından sorumlu olmadığına ilişkin iddialarının yerinde olmadığını, anılan tüm bu nedenlerle haksız, kötüniyetli ve hukuki mesnetten yoksun huzurdaki davanın reddini, asıl alacağın %20'sinden az olmamak kaydıyla kötüniyet tazminatına hükmedilmesini, tüm yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı taraf yüklenmesine karar verilmesini iddia ve talep ettiği görülmüştür.

KANITLAR VE GEREKÇE:

-Dava, davacı tarafından davalı aleyhine Bakırköy ....... İcra Müdürlüğü'nün ...... esas sayılı takip dosyası ile "düzenlenmeyen ....... fuarı için ödenen bedelin iadesi" istemine dayanılarak başlatılan ilamsız icra takibine davalı tarafından yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.

-Mahkememizce ..... , .......... kayıtları, davalı hakkında Ticaret Bakanlığı nezdinden yürütülen soruşturma dosyası, salgın dönemine ilişkin İstanbul Valiliği, İstanbul İl Hıfzısıhha Kurulu, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü kayıtları celp edilerek dosya arasına alınmış, taraf delilleri toplanmıştır.

-Bakırköy ....... İcra Müdürlüğü'nün ....... esas sayılı takip dosyasının celp edilerek incelenmesinde; davacı tarafından davalı aleyhine 11.978,06 USD asıl alacak, 11.81 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 11.989,87 işlemiş üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, takip dayanağının "Düzenlenmeyen ...... Fuarı İçin Ödenen Bedelin İadesi" olduğu, davalı borçlu tarafından takibe süresi içerisinde itiraz edilmesi nedeniyle takibin durduğu görülmüştür.

-2004 Sayılı İİK 67. maddesi gereğince itirazın iptali davalarının görülüp hükme bağlanabilmesi için geçerli bir icra takibi bulunması, süresinde borca itiraz edilmesi ve 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması dava şartı niteliğindedir.

-İtirazın iptali davası icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir (YHGK. 2017/19-1634 Esas - 2018/633 Karar sayılı ilamı).

-Somut olayda davacı taraf, ....... Ev Tekstili Fuarı’na katılım için fuar katılım sözleşmesinin imzalandığını ancak fuarın ...... Nisan 2020 tarihlerinde yapılması gerekirken davalı tarafça birden ertelendiğini, bu nedenle sözleşmeden tek taraflı olarak döndüklerini beyan etmiş ve sözleşme kapsamında davalıya ödenen bedelin iadesi isteminde bulunmuş, davalı taraf ise söz konusu fuarın pandemi sebebi ile mücbir sebeple ertelendiğini, fuarın ilerleyen tarihlerde gerçekleştirildiğini, buna rağmen davalının fuara katılmadığını, aksi düşünülse dahi taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafa tek taraflı olarak fuar tarihi değiştirme hakkı tanıdığını iddia etmiştir.

-Buna göre taraflar arasında çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dava konusu ....... Fuarına katılım için taraflar arasında imzalanan sözleşmenin davacı tarafından tek taraflı olarak feshedilmesinin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı, davalının fuarın ertelenmesine gerekçe gösterdiği mücbir sebep ve sözleşme maddelerine ilişkin iddialarının yerinde olup olmadığı ve neticeten davacının sözleşmenin tek taraflı feshi karşısında davalı tarafa ödediği bedelin iadesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

-Bu doğrultuda uyuşmazlığın iki yönden ele alınması gerekmektedir. Bunlardan biri davalı tarafın mücbir sebep iddiasının irdelenmesi, bir diğeri ise taraflar arasında ihtilafsız olan ve davalı tarafa fuarın yeri ve tarihini değiştirme, kısmen veya tamamen iptali hakkı tanıyan fuar katılım sözleşmenin 2. Maddesi'nin uygulanma imkanının bulunup bulunmadığıdır.

-Mücbir sebep, günümüzde akdedilen sözleşmelerde sıklıkla yer alan bir kavram olmakla birlikte, Türk Hukuku'ndaki uygulamasının hangi esaslar çerçevesinde gerçekleşeceği doktrin görüşleri ve Yargıtay içtihatları ile şekillenmektedir.

-Öğretiye göre; mücbir sebep, teori ve uygulamada genel olarak “borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun ya da borcun ihlaline, kaçınılmaz ve mutlak şekilde neden olan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olay” olarak tanımlanmaktadır. Bir olayın mücbir sebep sayılabilmesi için zorunlu veya zorlayıcı bir olay gerçekleşmiş olmalıdır. Bu olay, doğal, sosyal ve hukuki bir olay olabilir, insana bağlı bir davranış da olabilir. Deprem, kasırga bunlardan birincisine örnek verilebilirken, savaş, darbe gibi olaylar ikincisine örnek olabilir. Bundan başka, mücbir sebep, borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında kalan harici bir olay olmalıdır. Diğer bir ifade ile zarar veren olay ile olayın meydana geldiği işletme arasında bir bağlantı olmamalıdır. Buna ek olarak mücbir sebep kaçınılmaz bir olay olmalıdır. Kaçınılmazlık kavramı aynı zamanda önlenmezlik kavramını da içerir. Zira mücbir sebebin diğer bir unsuru öngörülemezlik olarak karşımıza çıkmaktadır. Önceden öngörülemeyen husus, olayın doğuracağı sonuçlar olarak algılanmalıdır.

-Tanımdan da anlaşılabileceği üzere bir olayın mücbir sebep olarak nitelendirilebilmesi için bazı unsurları birlikte barındırıyor olması gerekir. Bunlar; öngörülemezlik, karşı konulamazlık, dışsallık ve kusursuzluktur. Bununla birlikte meydana gelen olağanüstü olay ile borcun ifa edilememesi arasında uygun illiyet bağının da olması gerekir. Bir başka anlatımla borcun ifa edilmesinin aşırı güçleşmesine veya imkânsız hale gelmesine tüm bu unsurları bir arada bulunduran bir olayın sebep olması gerekmektedir.

-Yargıtay'a göre; sorumlu ya da borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen genel bir davranış normunun veya borcun ihlaline mutlak ve kaçınılmaz şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır. Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır.

-Yargıtay ...... Hukuk Dairesi'nin ...... Esas ...... Karar, 11.2.2016 tarihli ilamında; “..davalının kuş gribi ve bombalamaların mücbir sebep oluşturduğu savunmasına tarafların tacir olmaları, olayların etkisinin sınırlı olduğunun belirlenmesi ve aralarındaki sözleşme nazara alınarak kabul görmediği, davalının doldurulmayan odalardan dolayı davacının tasarruf ettiği ve bunların düşülmesi gerektiği savunması da sözleşme hükümleri gereğince yerinde görülmediği..” hususlarına yer verilmiştir.

-Dolayısıyla her somut olay nezdinde mücbir sebep nitelendirmesine neden olacak unsurların bir arada bulunup bulunmadığını değerlendirmek gerekecektir.

-Mücbir sebep teşkil eden olay sebebiyle borçlunun, imkânsızlaşan ediminin karşılığında kusursuz olduğu için tazminat ödeme yükümlülüğü olmadığı gibi alacaklı tarafından aynen ifaya da zorlanamamaktadır. Fakat alacaklı mücbir sebep halinde iki yola başvurabilecektir. Bunlar;

Sözleşmenin sona ermesi

Sözleşme var olduğu müddetçe yükümlülüklerin askıya alınmasıdır.

  • Borçlu taraf ifasını mücbir sebep teşkil eden olaydan dolayı gerçekleştiremediğinde alacaklı taraf, sözleşme sona ermediği ve borçlu, edimini ifa etmediği müddetçe sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğünün ifasını askıya alabilmektedir.

-Yukarıdaki yer verilen unsurlar ve kriterler çerçevesinde tanımı yapılan mücbir sebep, şartları oluşmuş ise bazı durumlarda borçlunun edimi ifa etmesini imkânsız hale getirmektedir. Kanun koyucunun, sözleşme sorumluluğunda esas aldığı kavram mücbir sebebin aksine “imkânsızlık” kavramıdır.

-İfa imkânsızlığı, edimin ifa edilememe durumudur. Ancak bu kapsamda hangi hal ve şartların ifanın imkânsızlığına neden olacağının belirlenmesi gerekmektedir.

-İmkânsızlığa neden olan olayın niteliğine göre fiili veya hukuki imkânsızlık ayrımı yapılmaktadır. İmkânsızlık tabi bir olaydan veya şahsın fiilinden doğabilir. İmkânsızlık fiili (maddi) bir sebepten ileri gelebileceği gibi, hukuki bir sebepten de doğabilir.

-İfa imkânsızlığı, sürekli ifa imkânsızlığı ve geçici ifa imkânsızlığı olarak karşımıza çıkabilmektedir. Sürekli ifa imkânsızlığı, borcun ifa edilememesine yol açan engelin ortadan kalkmasının mümkün olmaması halinde gündeme gelmektedir. Sözleşmede kararlaştırılan edimin hukuki nedenlerle sürekli olarak imkânsız hale gelmesi, borçlunun ifa yükümünü, alacaklının da aynen ifayı talep hakkını sona erdiren sebeplerden biridir. İfa imkânsızlığının gerçekleştiği an itibariyle ifa yükümü kanun gereği (ipso iure) sona erer. İmkânsızlığın sözü edilen etkisi, yalnızca kararlaştırılan (birincil) edimi ifa yükümü üzerinde kendisini gösterir ve bu etki, imkânsızlıktan hangi tarafın sorumlu olduğu konusundan bağımsız olarak ortaya çıkar. Diğer bir ifadeyle, borçlu, imkânsızlıktan sorumlu olsa da olmasa da ifanın imkânsız hale gelmesiyle, aynen ifa yükümü sona erer.

-Borçlunun aynen ifa yükümünün sona ermiş olması, tek başına geniş anlamda borcun da sona ermesi anlamına gelmez. Çünkü imkânsız hale gelen edimi yerine getirmekle yükümlü olan borçlunun aynı zamanda imkânsızlıktan sorumlu olması halinde, sona eren ifa yükümünün yerine, karşı tarafın bu nedenle uğradığı zararları tazmin yükümü doğar (TBK 112). Borçlunun imkânsızlıktan sorumlu olmaması halinde ise, ifa yükümü, yerine tazminat yükümü doğmaksızın sona ermiş olur (TBK 136/1).

-Ancak bu halde borçlu, tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde karşı edimi talep hakkını da kaybeder (TBK 136/1l). Bu durumda ise imkânsız hale gelen edimin alacaklısının imkânsızlıktan sorumlu olup olmadığı önem kazanır. Zira eğer ifa, alacaklının sorumlu olduğu bir sebeple imkânsız hale gelmiş ise bu, TBK 136/ll hükmü gereğince karşı edimi talep etme hakkını kaybeden borçlunun ifa gerçekleşebilseydi elde edeceği menfaatten, alacaklıdan kaynaklanan bir sebeple yoksun kalması anlamına gelir. Bu durumda, sona eren edim yükümünün alacaklısının, borçlunun, belirtilen nedenle uğradığı zararı tazmin etmesi gerekir.

  • Türk Borçlar Kanunu'nun 131. maddesi ile düzenleme getirilmiş olup sözleşme ile saklı tutulmamış ise asıl borcun sona ermesi halinde buna bağlı hak ve borçların da sona ereceği düzenlenmiştir. İlgili madde metninde: “Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur. İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler ve ceza koşulu istenebilir. Taşınmaz rehnine, kıymetli evraka ve konkordatoya ilişkin özel hükümler saklıdır.” düzenlemelerine yer verilmiştir.

-Mücbir sebebin geçici olması ise kural olarak sadece borcun zamanında ifasını engeller. Bu hâlde, borçlu gecikmeden sorumlu olmasa da ifası hâlâ mümkün olan borcunu ifa etmekle yükümlüdür.

-Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.04.2010 gün ve ........ sayılı ilamında; “İfa imkânsızlığı borcu sona erdiren nedenlerdendir. Gerçekten BK. md. 117/1'e göre ” borçluya isnat olunamayan haller münasebetiyle borcun ifası mümkün olmazsa borç sakıt olur”, İfa imkânsızlığı ortaya çıkış nedenlerine göre bazı ayırımlara tabi tutulmaktadır. Bu ayırımlardan birisi de objektif imkânsızlık (daimi imkânsızlık)- geçici imkânsızlık ayırımıdır. Şayet ifa imkânsızlığı sadece sözleşmenin tarafları bakımından değil, herkes için söz konusu ise buna objektif imkânsızlık denilmektedir. Objektif imkânsızlıkta sözleşme esasen BK. md.20 uyarınca butlanla batıldır (geçersizdir) ve ayrıca feshi gerekmez. Hâlbuki geçici imkânsızlıkta akdin ifası (icrasının istenmesi) bir hadisenin gerçekleşmesine bağlıdır. Ancak o hadise tahakkuk ederse akdin icrası istenebilir. (...) Şüphesiz geçici imkânsızlığın varlığı, beraberinde tarafların bu sözleşmeyle ne kadar süre bağlı kalacakları sorununu getirir. Bu konudaki kural “ahde vefa-söze sadakat” ilkesi gereği tarafların sözleşmeyle bağlı tutulmasıdır. Ancak bazı özel durumlar vardır ki, tarafları o sözleşmeyle bağlı saymak hem onların ekonomik özgürlüklerini engeller, hem de bir başkası ile sözleşme yapma fırsatını ortadan kaldırır. Uygulamada, geçici imkânsızlık halinde tarafların o sözleşmeyle bağlı tutulma süresine “akde tahammül süresi” denilmektedir. Bu sürenin gerçekleşip gerçekleşmediğini de her somut olaya göre ve onun çerçevesinde değerlendirmek gerekir” hususlarına yer verilmiştir.

-Buna göre süresi her somut olaya göre ayrı ayrı belirlenmesi gereken bir “akde tahammül süresi” aramaktadır. Akde tahammül süresi geçtikten sonra ise alacaklı temerrüt hükümleri uyarınca sözleşmeden dönme hakkını kullanabileceği gibi edimler arası dengenin aşırı derecede bozulmasını sebep göstererek TBK 138.md uyarınca sözleşmenin uyarlanmasını hâkimden talep edebilir veya uyarlama mümkün değilse yine TBK 138.md uyarınca sözleşmeden dönme veya fesih hakkını kullanabilir. Buna göre alacaklının TBK m.125 uyarınca şu seçimlik hakları vardır;

Aynen ifayla birlikte gecikme tazminatı,

İfadan vazgeçerek zararın tazmin edilmesi

Sözleşmeden dönerek menfi zararın tazmini

-Bu kapsamda vurgulamak gerekir ki, mücbir sebep sonucu borçlunun asli edim borcunun tamamı imkânsızlaşabileceği gibi bir kısmı da imkânsızlaşabilir.

-Maddi olarak bölünebilir edimin bir kısmının ifasının imkânsızlaşmasının kısmi imkânsızlığa neden olabilmesi için kısmi ifanın aynı zamanda tarafların sözleşmeyi kurdukları sıradaki iradelerine ve sözleşmenin amacına uygun olması gerekir. Zira TBK m. 137/l maddesinde, “.. kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer.” şeklinde hüküm altına alınmıştır. (23) Dolayısıyla kısmi ifanın aynı zamanda tarafların sözleşmeyi kurdukları sıradaki iradelerine ve sözleşmenin amacına da uygun olması gerekmekte olup aksi halde borcun tamamı sona erecektir.

-Yukarıda yer verilen açıklamaların somut olaya uyarlanması bakımından yapılan değerlendirmede; taraflar arasındaki fuar katılım sözleşmesinin imzalanmasının ardından dünya genelinde ortaya çıkan Covid-19 pandemisi ve bu bağlamda yasa koyucu tarafından alınan önlemler ve bu minvalde yapılan düzenlemelerin sosyal hayat ve doğal sonucu olarak iş hayatına etkileri oldukça açıktır.

-Dünya genelinde ortaya çıkan pandemi şartlarının; mutlak, kaçınılmaz, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan, dış etkenlerden kaynaklanan, olağanüstü bir olay olduğu, bu olayda sözleşmenin taraflarının bir kusurunun bulunmadığı ve bu olayın mücbir sebep kapsamında değerlendirilmesi gerektiği izahtan varestedir.

-Bu nedenle iş bu mücbir sebep nedeniyle ifa imkansızlığı şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

-Taraflar arasındaki sözleşme hükümleri uyarınca dava konusu fuarın ilk olarak ....... Nisan 2020 tarihleri arasında yapılmasının planlandığı anlaşılmaktadır. Yine tarafların beyanlarına göre davacı tarafın iş bu fuara ilk ertelemeden sonra ....... Eylül 2021 tarihleri arasında katılım göstermeyi kabul ettiği ancak fuarın bu tarihte gerçekleşmeyerek yeniden ertelendiği görülmektedir. Davalı taraf yargılama sırasındaki beyanlarında fuarın ...... Eylül 2022 tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirildiğini ve davacı tarafın iş bu fuara katılım sağlamadığını beyan etmiştir.

-Salgın nedeniyle 2020 yılı Mart ayından itibaren hastalığın yayılmasının kontrol altına alınması amacıyla ülkemizde ve dünya genelinde çeşitli tedbirlere başvurulmuştur. Bu tedbirler kapsamında sokağa çıkma yasağı uygulanması, iş yerlerinin kapatılması veya esnek çalışma, düğün törenlerinin ertelenmesi, evden çalışma gibi değişkenlik gösteren tedbirler uygulanmıştır.

-Yaşanılan salgın süresince, bu durumun mücbir bir sebep olduğu ve sözleşmenin imzalandığı aşamada taraflarca öngörülemeyen bir durum olduğu ve yine bu salgın nedeniyle sözleşmede kararlaştırıldığı şekilde ...... Nisan 2020 tarihleri arasında fuarın gerçekleştirilemeyeceği sabittir. Dosyada mevcut İstanbul Valiliği, İstanbul İl Hıfzısıhha Kurulu, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nden gelen müzekkere cevapları da bu hususu doğrulamaktadır. Bu doğrultuda salgın hastalık sürecinin mücbir sebep hali olduğu, Türk Borçlar Kanunu'nun 136.maddesinde belirtilen ve tarafların kusurundan kaynaklanmayan imkansızlık sebebi sayılması gerektiği Mahkememizce kabul edilmiştir.

-Davalı tarafın iş bu tespitin aksine, mücbir sebep halinin geçici sebepten kaynaklandığını ve söz konusu fuarın ilerleyen tarihlerde ( 10-14/09/2022 tarihleri arasında ) gerçekleştirildiğini ve davacı tarafa bildirimde bulunulmasına rağmen fuara katılım sağlamadığını bildirdiği görülmüştür.

-Ancak taraflar arasındaki sözleşmenin niteliği ve tarafların sözleşmeden bekledikleri yarar göz önüne alındığında davacı tarafın belirlenen tarihlerde fuara katılım sağlayarak kendi sektöründe tanıtım ve reklam amacı taşıdığı görülmektedir. Sözleşme kapsamındaki edimlerin imkansızlık sebebi olan salgın şartları ortadan kalktıktan sonra ifa edilebileceği düşünülse dahi taraflarca müzakere edilmeden ve davacının sözleşme ile elde etmek istediği yararı sağlamayacak bir tarihte fuarın gerçekleştirilmesine davacı tarafın katlanma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Zira ifa imkansızlığının ortaya çıkmasında yukarıda ayrıntılarına yer verildiği üzere tarafların kusurlu davranışı etkili olmadığı gibi, süresiz bir şekilde davacı tarafın sözleşmeyle bağlı tutulması tarafların ekonomik ve ticari özgürlüğünü zedeler nitelikte olacaktır.

-Tüm bu hususlara ek olarak söz konusu fuarın birden fazla kez ertelendiği ve davacı tarafın yapılmasını beklediği tarih olan "...... Eylül 2021" tarihlerinde de yapılmadığı, fuarın ilk kararlaştırılan tarihten yaklaşık 2 yıl sonra ve farklı bir ilde gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu hususa sözleşme kapsamında davacının katlanmasının beklenemeyeceği gibi, bu durumun davacının sözleşme ile elde etmek istediği yararı sağlayamayacağı açıktır.

-Her ne kadar davalı tarafça fuarın yeri ve tarihini değiştirme, kısmen veya tamamen iptali hakkının fuar katılım sözleşmenin 2. Maddesi ile tanındığı, davacı tarafın tacir olması nedeniyle sözleşme hükümlerine katlanması gerektiği iddia edilmiş ise de; sözleşmenin 2. Maddesi ile davalı tarafa verilen tek taraflı hakların dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılması gerekmektedir. Sözleşmede yer verilen bu hakkın taraflarca keyfi olarak ve sözleşmeden beklenen yararı engelleyecek şekilde kullanılması mümkün değildir. ........ Nisan 2020 tarihleri arasında yapılması kararlaştırılan fuarın 10-14/09/2022 tarihleri arasında ve farklı bir ilde yapılmasına davacı tarafın katlanmak ve uymak zorunda olmadığı, katlanmaya zorlanması halinde davacının sözleşmeyi imzalarken beklediği faydayı elde etmesinin mümkün olmadığı kanaatine varıldığından davalının bu yöndeki iddialarına Mahkememizce itibar edilmemiştir.

-Davalı tarafın cevap dilekçesi ile "katılımcılardan aldığı ücretler ile fuar organizasyonu harcamaları yaptığını, personelin çalıştırdığını, maaşlarını vererek istihdam sağladığını ve devlete vergilerini ödediği" gerekçesiyle bir takım masraflar yapıldığını beyan ettiği görülmektedir. Davalı tarafın iş bu sözleşme kapsamında ifaya hazırlık aşamasında bir takım zorunlu masraflar yapması gerektiği şüpheye vermeyecek şekilde kuşkusuzdur. Ancak davalının bu masrafları davacı taraftan talep etmesi mümkün değildir. Zira yukarıda da ayrıntılarına yer verildiği üzere dava konusu sözleşme mücbir sebep / ifa imkansızlığı ile sona ermiş olup, bu imkansızlıkta kusuru bulunmayan davacıdan sözleşme kapsamında yapılan zorunlu masrafların talep edilmesi de mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle davalı tarafın bu yöndeki taleplerine Mahkememizce itibar edilmemiştir.

-Bu doğrultuda davacı tarafın bu süreçte “akde tahammül süresi” bakımından, seçimlik hakkını kullanarak sözleşmeden dönmesi, taraflar arasında ihtilaflı olmayan ve davacı tarafından ödendiği sabit olan bedelin iadesi talebinin yerinde olduğu Mahkememizce kabul edilmiştir.

-Davacının sözleşmeden dönme talebi ile bedel iadesi talebinin yerinde olduğunun belirlenmesinin akabinde irdelenmesi gereken husus davacı tarafından TL para cinsinden yapılan ödemenin USD cinsinden talep edilip edilemeyeceği noktasındadır. Davacı taraf sözleşmenin USD cinsinden yapıldığını ve ödeme tarihindeki kur üzerinden TL'ye çevrilerek ödemenin yapıldığını iddia etmekte iken davalı tarafın taraflar arasında USD cinsinden bir bedel belirlenmediğini iddia ettiği görülmektedir.

-Bu kapsamda her ne kadar davacı tarafça aynı fuara ilişkin davaya taraf olmayan diğer katılımcıların davalı yan ile yaptıkları emsal sözleşmeler dosyaya ibraz edilmiş ve bu sözleşmelerin de dikkate alınması talep edilmiş ise de davaya taraf olmayan 3. Kişilerin davalı ile yaptıkları sözleşmeler iş davanın konusu olmayıp somut uyuşmazlık emsal olarak dikkate alınması mümkün değildir.

-Taraflar arasında imzalanan 26/04/2019 tarihli Fuar Katılımcı Sözleşmesi'nin incelenmesinde sözleşme bedelinin vergiler dahil 65.160,70 TL olarak belirlendiği ve bu ödemelerin peşin ve çeşitli vade tarihli çekler ile yapılacağının hüküm altına görülmektedir. Bu kapsamda ayrıca Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtları incelenmek suretiyle bilirkişi incelemesi yapılmış, alınan raporda da tarafların defter ve kayıtlarında yabancı para cinsinden bir kayıt, ödeme ya da açıklamaya yer verilmediği görülmüştür.

-Buna göre taraflar arasında yabancı para cinsinden sözleşme bedelinin kararlaştırıldığına ilişkin bir bilgi ya da belgenin dosyaya ibraz edilmediği, sözleşme kapsamında ödenen bedel TL para cinsinden olduğundan bu miktarın yine aynı şekilde davacıya iade edilmesi gerektiği, davacı tarafın sözleşmede yer almayan USD cinsinden talepte bulunmasının yerinde olmadığı Mahkememizce kabul edilmiştir

-Bu doğrultuda her ne kadar davacı tarafça USD cinsinden takibe geçilmiş ve talepte bulunulmuş ise de Mahkememizce bu husus doğrudan red sebebi olarak görülmemiş, çoğun içinde azı da vardır ilkesi uyarınca davacının ödeme yaptığı TL cinsinden alacak isteminin yerinde olduğu, iş bu ödediği bedele fesih tarihinden itibaren işlemiş faiz talep edebileceği nazara alınarak davalı tarafından takip dosyasına yapılan itirazın kısmen iptali ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

-Davacı vekili, itirazın iptali talebi ile birlikte icra inkar tazminatı talebinde bulunmuştur. Borçlu aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için likit ve belirlenebilir bir alacağın mevcut olması gerekmektedir. Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması, böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir.

-Buna göre davalı borçlu tarafından, davacının sözleşme kapsamında ödediği bedelin açık bir şekilde tespit edilebileceği, alacağın miktarı bakımından taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığı sabit olduğundan, alacağın tereddütsüz bir şekilde likit ve belirlenebilir olması nedeni ile davalı borçlu aleyhine kabul edilen alacak miktarı üzerinden %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Ayrıntıları yukarıda açıklandığı üzere;

  1. Davanın KISMEN KABULÜ ile;

-Bakırköy ...... İcra Müdürlüğü'nün ....... esas sayılı takip dosyasında davalı takip borçlusu tarafından yapılan itirazın kısmen iptali ile 65.160,70 TL asıl alacak, 224,94 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 65.385,64 TL alacak ve takip tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz üzerinden devamına,

-Alacak likit ve belirlenebilir olduğundan kabul edilen miktarın %20'si üzerinden hesap edilen 13.077,12 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

-Fazlaya ilişkin talebin reddine,

  1. Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 4.466,49. TL karar ve ilam harcından peşin alınan 2.378,05. TL harcın mahsubu ile bakiye 2.088,44. TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,

  2. Davacı tarafından peşin olarak yatırılan 2.378,05. TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

  3. Davacı tarafından yargılama sırasında sarf edilen 80,70. TL başvurma harcı, 3.000,00. TL bilirkişi ücreti, 136,00. TL tebligat ve posta masrafı olmak üzere toplam 3.216,70. TL yargılama giderinden davanın kabul red oranına (%33,20) göre hesap edilen 1.068,19. TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına,

  4. Davalı tarafça yargılama sırasında sarf edilen yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,

  5. Kabul edilen miktar yönünden davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap edilen 17.900,00. TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

  6. Reddine karar verilen miktar yönünden davalı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap edilen 21.042,11. TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

  7. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A. 11. 13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Bakırköy Arabuluculuk Bürosu'nun ...... numaralı arabuluculuk dosyasında suç üstü ödeneğinden karşılanarak ödenen 1.560,00 TL'nin davanın kabul red oranına (%33,20) göre hesap edilen 518,04. TL'sinin davalıdan, 1.041,96. TL'sinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,

  8. Bakiye gider/delil avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa derhal iadesine,

Dair; tebliğden itibaren İKİ HAFTA içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından incelenecek olan istinaf yolu açık olmak üzere davacı vekilinin e-duruşma ortamında yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 20/10/2023

Katip ........

e-imzalıdır

Hakim ......

e-imzalıdır

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

NiteliktekihaftaHizmetyanıtİtirazınİptali(TicariistemSözleşmesindenhükümKaynaklanan)

Kaynak: karar_mahkeme

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:55:10

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim