Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/535 E. 2023/1011 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2022/535
2023/1011
11 Ekim 2023
T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/535
KARAR NO : 2023/1011
DAVA : Munzam Zarar Tazminatı
DAVA TARİHİ : 09/06/2022
KARAR TARİHİ : 11/10/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 16/10/2023
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA DİLEKÇESİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalıların murisi ... aleyhine İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile 09/02/2012 düzenleme tarihli, 20/04/2012 vade tarihli, 750.000,00 TL bedelli bonoya dayalı olarak 795.427,50 TL takip miktarı üzerinden 16/07/2012 tarihinde takip başlatıldığını, borçlunun mallarına haciz konulduğunu, hacizden sonra borçlunun senetteki imzanın kendisine ait olmadığı iddiasıyla suç duyurusunda bulunduğunu, senet üzerindeki imzanın borçluya ait olduğunun belirlendiğini, müvekkili hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, borçlu ... süreç devam ederken gayrimenkullerin satışının gecikmesi ve müvekkilinin alacağına geç kavuşması için İstanbul ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas sayılı davası ile Bakırköy .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin ...Esas sayılı, İstanbul ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin .. Esas sayılı dosyaları ile kıymet takdirine itiraz davalarının açıldığını, ihalesi yapılan satılan gayrimenkuller nedeniyle yine müvekkilinin alacağına geç kavuşması için Bakırköy .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas dosyası, İstanbul .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyaları ile ihalenin feshi davalı açıldığını ve davaların reddedildiğini, davalılar ve murisi, müvekkilinin alacağını kusurları olmaksızın ödemeyerek, temerrüde düştüklerini, malvarlıkları olmasına rağmen müvekkilinin alacağına geç kavuşması için dayanağı olmayan imza itirazlarında bulunduğunu, murisin hiç bir şekilde akıl sağlığı tedavisi görmemesine rağmen akıl sağlığı yerinde değildi iddialarında bulunduklarını ve haksız şekilde müvekkilinin alacağına geç kavuşmasına yol açtıklarını, 10 yıl süren hukuk mücadelesi ile alacağının faiziyle hesaplanan kısmına 18.04.2022 tarihinde kavuşabildiğini, icra dosyasından 18.04.2022 tarihinde 1.365.964,97 TL icra vekalet ücreti, faiz, masralar eklenerek tahsil edildiğini, müvekkilin elde ettiği parası ile Ankara’da yaşadığı Çankaya ilçesinde bir ev alınamadığını, müvekkilinin ileride herhangi bir hak kaybının olmaması için davanın niteliği ve Türkiye'de yaşanan yüksek enflasyon, zamlar ve paranın alım gücündeki fahiş azalma nazara alınarak borçluların, muristen kalan gayrimenkulleri için ihtiyati haciz talep etme zaruretinin hasıl olduğunu, zira müvekkilinin alacağının muaccel bir alacak olduğunu, yaklaşık ispatın gerçekleştiği dikkate alındığında söz konusu alacağın rehin ile temin edilmemiş olduğu da gözetilerek ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini belirterek;
Öncelikle murisin adına kayıtlı malvarlığı üzerine işbu dosyamızdan ihtiyati haciz konulmasına, belirsiz alacak davası olan işbu davamızda fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla eksik harç ikmalinin bilirkişi raporu ile tespit edildiğinde ikmal edilmesi kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL üzerinden; İstanbul ....icra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyasına konu alacağın geç tahsili nedeniyle müvekkilinin aşkın zararının hesaplanarak, davalılardan faiziyle tahsiline, yargılama harç ve giderleri ile ücreti vekâletin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiş;
Yargılama aşamasında vermiş olduğu değer artırım dilekçesi ile; toplam taleplerini 1.342.263,79 TL'ye yükselttiklerini belirterek, 1.342.263,79 TL alacağın, işleyecek faiziyle ile davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP DİLEKÇESİ:
Usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi ibraz olunmadığı anlaşılmıştır.
Bir kısım davalılar vekili Av. ..., 07/07/2023 tarihli duruşmaya katılmış, vekaletnamesini sunmak üzere süre verilmiş, akabinde davalılardan ..., ..., ... ve ...'un vekili olduğuna dair vekaletnamelerini ibraz etmiş olduğu anlaşılmıştır.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davacı tarafından kambiyo senedine dayalı alacağın tahsili amacıyla İstanbul .... İcra Dairesi'nin ... esas sayılı takip dosyası ile davalı mirasçıların murisi aleyhine başlatmış olduğu icra takibinde murisin kötü niyetli bir şekilde alacağın tahsilini geciktirmek amacıyla davalılar açtığı ve bu nedenle temerrüt faiziyle karşılanmayan munzam-aşkın zararın bulunduğu iddiasına dayanan alacak istemine ilişkindir.
Dava konusu senetlerin vade tarihleri ile İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasında tahsil edilen alacak miktarları ve alacağın faizleriyle birlikte tahsil edildiği tarihler gözetilerek, dava konusu alacakla ilgili vade tarihinden tahsil tarihine kadar geçen süredeki enflasyon verileri ( Tefe-Tüfe-Üfe ), banka vadeli mevzuat faiz oranları (Merkez Bankası verileri ), döviz kurlarındaki değişiklikler, devlet tahvil faiz oranları, asgari ücret ve diğer yatırım araçlarının getiri bilgileri ile birlikte dava konusu alacağın bu yatırım araçlarından oluşacak sepete yatırılması ve değerlendirilmesi halinde tahsil tarihlerinde asıl alacakla birlikte getirisinin ulaşabileceği miktar ile tahsil edilen asıl alacak ve bu alacak için temerrüt tarihinden tahsil tarihlerine kadar davacıların tahsil ettikleri faiz miktarı arasındaki farkın belirlenmesi amacıyla, dosyanın hesap alanında uzman bir bilirkişiye tevdi edilerek rapor alınmasına karar verilmiş, alınan 10/03/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Dava dosyadaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi, nihayetinde bilirkişiye verilen görev ile sınırlı olmak üzere, yapılan inceleme, değerlendirmeler ve Sayın Mahkemenin yatırım araçlarından oluşacak sepete yatırılması ve değerlendirilmesi halinde tahsil tarihlerinde asıl alacakla birlikte getirisinin ulaşabileceği miktar ile tahsil edilen asıl alacak ve bu alacak için temerrüt tarihinden tahsil tarihlerine kadar davacıların tahsil tahsil ettikleri faiz miktarı arasındaki fark neticesinde; Eşit ağırlıkla oluşturulan portföyün getirisinin 2.572.248,38 TL, T.C. İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... dosyası anapara ve yasal faizinin 1.230.984,59, Getiri farkının 1.342.263,79 TL olduğu görüş ve kanaati bildirilmiştir.
Dava, munzam zararın tahsili istemidir.
Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak 6098 sayılı TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte ... hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup, esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 816).
Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise, artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, belirli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır (YHGK 29/03/2022 tarih 2021/11-938 Esas, 2022/401 Karar sayılı ilamı )
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. Davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Davacı tarafça bu hususun iddia ve ispat edilmediği, munzam zarar koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla açılan davanın reddine karar verilerek aşağıda yazılı olduğu biçimde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçeli yukarıda açıklandığı üzere;
AÇILAN DAVANIN REDDİNE,
-
Alınması gereken 269,85 TL harçtan, davacı tarafça yatırılan 80,70 TL peşin harç ile 22.905,44 TL tamamlama harcından mahsubu ile bakiye 22.716,29 TL fazla harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
-
Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin yine davacı üzerinde bırakılmasına,
-
Davalılardan ..., ..., ... ve ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT göre bu davalılar yararına takdir edilen 177.649,02 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak bu davalılara verilmesine,
-
Davacı tarafından yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, yapılan yargılama neticesinde kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize müracaatla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi istinaf yolu açık olmak üzere oy çokluğuyla verilen karar açıkça okunup, anlatıldı.11/10/2023
Başkan ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
(M)
Katip ...
¸e-imzalıdır
Muhafelet Şerhi
Mahkememizin ... Esas ... Karar sayılı dosyasında özetle TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-Munzam zarar sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Borçlu para borcunun vadesinde ödemediğinde (temerrüt) oluştuğunda sözleşme veya yasada belirlenen “gecikme faizi” ödeme yükümü altına girer. Bu durumda Türk Borçlar Kanunu 122. Maddesi uyarınca alacaklının mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilmektedir. O nedenle alacaklıya, uğradığı zararı ispat yükümü verilmeksizin, en önemlisi borçlunun kusuru olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği kabul edilen zararı giderme hakkı tanınmıştır.
-Değerli çoğunluğun yukarıda yer verdiği yasal düzenlemeler ve istikrar kazanmış Yargıtay uygulamasına göre munzam zararın varlığını alacaklının somut delillerle kanıtlamak zorunda olduğu kabul edilmiştir. Azınlıkta kalan bir kısım kararlarda ise aşırı fiyat artışları ile gerçekleşen enflasyon karşısında munzam zararın varlığının kanıtlanmış sayılacağı kabul edilmiştir.
-Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. Türk Borçlar Kanunu 122. Maddesi kusur karinesini benimsemiştir.
-Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı, borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak, temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir.
-Anayasa Mahkemesi 21.12.2017 gün ve 2014/2267 başvuru numaralı kararında; "...Ekonomilerde bir değişim vasıtası olan para; çeşitli ticari, sınai, zirai vs. faaliyetlerde kullanılmakla sahibine kazanç, kira, nema gibi yararlar sağlayan ekonomik bir değerdir. Paranın sahibi dışındaki kişi ve kuruluşlarca kullanılması, sahibinin bu ekonomik değerden mahrum bırakılması sonucunu doğurması yanında enflasyon etkisinde olan ekonomilerde değerini yani alım gücünü enflasyon oranına bağlı olarak yitirmesine neden olur.
Enflasyon ve buna bağlı olarak oluşan döviz kuru, mevduat faizi, Hazine bonosu ve devlet tahvili faiz oranlarının sabit yasal ve temerrüt faiz oranlarının çok üstünde gerçekleşmesi; borçlunun yararlanması, alacaklının ise zarara uğraması sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle borçlu borcunu süresinde ödememekte, yargı yoluna başvurulduğunda da yargı süresini uzatma gayreti göstermekte; böylece yargı mercilerindeki dava ve takipler çoğalmakta, yargıya güven azalmakta, kendiliğinden hak almak düşüncesi yaygınlaşarak kamu düzeni bozulmakta, kişi ve toplum güvenliği sarsılmaktadır (AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998).
Mülkiyet hakkı kapsamında alacağın geç ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011).
Anayasa Mahkemesi; kanun koyucunun bir hak olarak öngördüğü veya kamu borcu hâline gelmiş ödemelerin geç yapılması nedeniyle mağdur olunduğu iddiasıyla yapılan başvurularda, alacakta veya hakka konu bedelde meydana gelen değer aşınmalarının başvurucular üzerinde orantısız bir yük oluşturması hâlinde mülkiyet hakkının ihlaline karar vermiştir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri; Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015). Anayasa Mahkemesi ayrıca, mahkemelerce hükmedilen tazminatın yargılamada geçen süre nedeniyle enflasyon karşısında değer kaybettiğinin tespit edildiği bir başvuruda da ölçülülük yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Abdulhalim Bozboğa, B. No: 2013/6880, 23/3/2016). Bunun yanında sosyal güvenlik ödemeleri kapsamında mahkeme kararıyla hükmedilen emekli ikramiyesinin değer kaybına uğratılarak ödenmesinin başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemesi nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlaline karar verilmiştir (Ferda Yeşiltepe [GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017)." hususlarına yer verilmiştir.
-Anayasa Mahkemesi 21.12.2017 gün ve 2014/2267 başvuru numaralı iş bu kararında mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği kabul edilmiş, yine bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamunun yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu tespit edilmiştir.
-Somut olayda davacı tarafça 09/02/2012 düzenleme tarihli, 20/04/2012 vade tarihli senet yönünden davalıların murisi aleyhine icra takibi başlatılmış, davalıların murisi tarafından başlatılan soruşturma dosyaları ve hukuk davaları nedeniyle davacı taraf alacağını 18/04/2022 tarihi itibariyle tahsil edebilmiştir. Dosyada mevcut bilirkişi raporunda yer verilen tespitlerde ise İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün .... dosyasında anapara ve yasal faizin 1.230.984,59 TL olduğu, vadesinde ödenmeyen aynı miktar alacağın enflasyon verileri (tefe-tüfe-üfe ), banka vadeli mevzuat faiz oranları (merkez bankası verileri ), döviz kurlarındaki değişiklikler, devlet tahvil faiz oranları, asgari ücret ve diğer yatırım araçlarının getirisi ile eşit ağırlıkta oluşturulan portföye göre getirisinin 2.572.248,38 TL olduğu, aradaki getiri farkının 1.342.263,79 TL olduğu tespit edilmiştir.
-Buna göre yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararı ile enflasyon ve buna bağlı olarak oluşan döviz kuru, mevduat faizi, Hazine bonosu ve devlet tahvili faiz oranlarının sabit yasal ve temerrüt faiz oranlarının çok üstünde gerçekleşmesi nazara alındığında davacı alacaklının yasal faizi aşan miktarda zarara uğradığı tartışmasız şekilde sabittir.
-Yargıtay tarafından verilen kararlarda alacaklının alacağını zamanında alamaması nedeniyle kredi çekmek zorunda kalması, faizle borç para alması gibi nedenler somut zararın varlığına delil olarak kabul edilmiştir. Fiyatların aşırı yükseldiği, döviz fiyatlarında öngörülmeyen değişikliklerin olduğu dönemlerde gerçekleşen enflasyona bağlı olarak alacaklının alacağını geç alması nedeniyle zarın gerçekleşeceği hayatın olağan akışında herkesçe bilinebilen bir olgu olmakla bu gibi durumlarda munzam zararın gerçekleştiği karine olarak kabul edilmelidir. Zira zarar sadece pasiflerdeki artma ile değil aktiflerdeki erime ile de gerçekleşir. Ayrıca alacağını zamanında alsa idi bir aktiflere katılarak değerin korunacağı bir malvarlığı değerinin (ev, araba vs.), alacak elde edildiğinde alım gücünü aşan malvarlığına katılamayacak derecede fiyatının yükselmiş olması nedeniyle malvarlığına katılamayacak olması da malvarlığı değerindeki azalmaya işaret edecektir.
-Yine yukarıda belirtildiği üzere munzam zarar bakımından davacı alacaklının, borçlunun temerrüde düşmekte olduğunu ispat külfeti bulunmamaktadır. Takip borçlusu tarafından yasal hakların bir sonucu olarak dava açılmış, ilgili davalarda borçlunun iddiaları tartışılmış, yapılan yargılamalar sonucunda borçlunun boca ilişkin itiraz ve iddialarının yerinde olmadığı yargı makamları tarafından tespit edilmiştir. Borçlunun yasal olan itiraz ve dava haklarını kullanma hakkı mevcut ise de bu iddiaların neticeten haksız olduğunun anlaşılması halinde munzam zarar yönünden alacaklının kusurun varlığını ispat külfeti bulunmadığından, munzam zararın varlığının kabul edilmesi hakkaniyete uygun olacaktır. Zira bunun aksinin kabulü halinde takip borçlusu yargı yoluna başvurduğunda yargı süresini uzatma gayreti gösterecek, yargı mercilerindeki dava ve takipler çoğalacak, yargıya güven azalacak, kendiliğinden hak almak düşüncesi yaygınlaşarak kamu düzeni bozulacak, kişi ve toplum güvenliği sarsılacak, alacaklılar tarafından alacağa kavuşulacağına dair inanç ortadan kalkacaktır.
-Yukarıda yer verdiğim nedenlerle munzam zarar yönünden davacı tarafın talebinin haklı ve yerinde olduğu düşüncesiyle değerli çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
Üye ...
¸e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:56:25