Antalya BAM 11. HD 2021/1302 E. 2024/553 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
bam
2021/1302
2024/553
15 Mart 2024
T.C.
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : DENİZLİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: 06/03/2020
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ: 15/03/2024
İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili, müvekkili şirketin ... nolu poliçe ile sigortaladığı ... - ... - ... Adi Ortaklığının ... Mah. ... sok. No:... Daire No:... ... adresindeki taşınmazda 12/01/2015 tarihinde davalı şirketin maliki olduğu işyeri olarak kullandığı taşınmazın temiz su borusunun patlaması sonucu hasar meydana geldiğini, meydana gelen hasarın 37.702,00-TL olduğunun belirlenerek sigortalıya ödendiğini, bunun ödenmesi için davalıya ihtar çekildiğini, sonuç alınamadığını, alacağın tahsili için Denizli 3. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı nedeni ile takibin durduğunu, davalının haksız itirazının iptaline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davalı vekili, davaya bakma görevinin Ticaret Mahkemesi olduğunu, meydana gelen hasarın il genelinde yaşanan aşırı soğuk nedeniyle su borusunun donmasından kaynaklandığını, doğal afet olması nedeniyle illiyet bağının kesildiğini, haksız davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "Davacının sigortalısının iş yerinde meydana gelen zarardan davalının sorumlu olduğu ve davacının halefiyet kuralı çerçevesinde ödemiş olduğu tazminatı davalıdan isteme hakkının olduğu kanaatine varılarak davanın kabulü ile, Denizli 3. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasından icra takibine yapılan itirazın iptali ile; takibin 37.702,00-TL üzerinden aynı koşullarla ve 37.702,00-TL ye ödeme tarihi olan 31.03.2015 den tahsile kadar işleyecek reeskont faizi ile devamına" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi tarafından yalnızca ekspertiz raporuna dayanılarak rapor oluşturulmasının gerçeğin ortaya çıkarılmasından uzak olduğunu, bilirkişinin esasen, olayın oluş şeklinin dahi tespit edilemediği hususuna bizzat yer verdiğini, olayın aydınlatılması için, bizzat bilgi ve görgüsü olan şahısların tanık olarak dinlenilmesi taleplerinin mahkemece reddedildiğini, hasardan tümüyle davalı müvekkil şirketin sorumlu olduğuna ilişkin tespitin yerinde olmadığını, davalı şirkete ait bina ile sigortalı iş yerinin bulunduğu binalar bitişik olduğunu, meydana gelen zararın yalnızca davalı müvekkil şirkete yükletilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, bilirkişice belediye tarafından binaya verilen ortak temiz su bağlantısının davalı müvekkil şirkete ait iş yerinde bulunduğu ve tüm maliklerin bu vasıta ile su kullandığının belirtildiğini ancak tüm hasar davalı tarafın sorumluluğuna dâhil edilerek çelişki ortaya çıktığını, bilirkişi raporunda temiz su borusunun zamana bağlı çürümesi veya standartlara uygun malzeme kullanılmamış olmasından kaynaklı hasarın meydana geldiği belirtilmişse de; su bataryasının ortak kullanıma dayalı olduğundan meydana gelen zarardan kat malikleri müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerektiğini, bilirkişi tarafından uzmanlık alanına girmeyen Meteoroloji Genel Müdürlüğü kayıtlarına ilişkin değerlendirme yapılması da kabul edilemeyeceğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereği bilirkişilerce hukuki konularda görüş bildiremeyeceği gibi, spesifik konularda da yalnızca görev alanı kapsamında görüşlerini bildirebileceğini, bilirkişice uzmanlık alanına girmediği bizzat belirtilir iken aynı zamanda sigortalı iş yerindeki tekstil ürünlerine ilişkin 39.489,67 - TL tutarlı hesaplama yapmış olması, tekstil mühendisi bilirkişisi ve elektrik-elektronik mühendisi bilirkişisi tarafından, meydana gelen hasarın ve bu hasarın sigorta ödemesi ile uyumlu olup olmadığı yönünde inceleme yapılması gerektiğini, dahili su hasarının poliçe teminatına dahil olduğu yönünde, poliçenin "genel kapsam" başlıklı bölümünde bulunan "açıkta bulunan emtialar" için teminat verilmeyeceği yazılı iken bunu dikkate almayarak kanaat bildirmiş olması konuları etrafında şekillendiğini, raporların hiç birinde, ilgili poliçede yer alan özel şartlar incelenmediğini, iş yerinde meydana gelen hasarın kloz kapsamında kalıp kalmadığı hususunun değerlendirilmediğini, yalnızca ekspertiz raporunun hesaba baz alındığını, yargılamanın aşamalarında da poliçenin genel kapsam başlıklı bölümünde “ açıkça bulunan emtialar ” için teminat verilmediğinin açıkça belirtilmekle birlikte poliçenin dördüncü sayfasında “ dâhili su riski için riziko mahallinde depolanan emtianın palet ve / veya raf sisteminde bulunması ” şartı da arandığını, somut olayda davacı sigorta şirketinin söz konusu poliçe hükümlerine aykırı şekilde hem açıkta bulunan eşyalar için hasar bedelini tazmin ettiğini, hem de zemin katta bulunan sigortalı işyeri için gerekli şartların sağlanmamasına rağmen sigortalısının talebini kabul ettiğini, aktüerya hesap bilirkişi raporunun da bir takım çelişkiler barındırdığını, yerel mahkemenin, 29.03.2019 tarihli ve ( 2 ) numaralı ara kararı ile 36.760,30 - TL asıl alacağa işleyecek faizin hesaplanmasını istemiş iken bilirkişi raporunda asıl alacak miktarının 37.702,00 - TL olarak kabul edilerek buna göre hesaplama yoluna gidildiğini, hüküm de yine daha önce kurulmuş ara karar ile çelişki barındırır şekilde 37.702,00 - TL asıl alacak üzerinden işleyecek faiz ile davanın kabulüne karar verdiğini, açıklanan nedenlerle, bilirkişi raporlarında mevcut eksiklikler ve hatalı değerlendirmeler neticesinde bu raporları esas alarak hüküm kuran yerel mahkeme kararına karşı başvurdukları istinaf talebiinin kabulü ile yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, işyeri sigorta poliçesi kapsamında ödenen hasar bedelinin rücuen tahsili amacı ile başlatılan icra takibine karşı itirazın iptali davasıdır.
Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamına göre; dava dışı sigortalı ... - ... - ... Adi Ortaklığının ... Mah. ... sok. No:... Daire No:... ... adresindeki taşınmazda bulunan ürünlerin depolandığı iş yerinin 30/12/2014-2015 döneminde davacı sigorta şirketi nezdinde "Kobi Finansal Güvence Paketi Sigorta Poliçesi" ile sigortalandığı, olay günü davalı şirkete ait işyerinin temiz su borusunun patlaması sonucu tavandan işyerine içine sızmak suretiyle işyerinin içindeki malzemelere zarar verdiği, davacı sigorta şirketince, sigortalısına 37.702,62-TL ödendiğinden bahisle, sigortalıya yapılan ödemenin, davalının bina maliki olması sebebiyle bu kapsamda sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle rücuen tazmini amacıyla Antalya 3. İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyası ile davalı aleyhine toplamda 40.229,07-TL alacak üzerinden icra takibi başlatıldığı, davalı yanın takibe vaki itirazı üzerine takibin iptali amacıyla işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Dosyaya ibraz edilen bilirkişi raporlarından anlaşıldığı üzere; hasarın, davalı yana ait işyerinin 2. kat tuvaletinde bulunan temiz su borusunun patlaması sonucu oluştuğu, hasarın mevcut su bataryasının veya borusunun zamana bağlı çürümesi veya standartlara uygun malzeme kullanılmamış olmasından kaynaklandığını, davalı yanın su borusunun çürümesini engelleyecek etkenlerin önlenmesine yönelik tedbirlerin alınmaması ve bakımlarının gereği gibi yapılmamasından kaynaklanmaktadır. Somut olayda; davalının bakım ve kontrol yükümlülüğünü kusuru nedeniyle tam olarak ifa edememesi nedeniyle sigortalının maruz kaldığı zarardan sorumluluğu bulunmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu'nda yapı malikinin sorumluluğu 69. maddede düzenlenmiştir. TBK.'nın 69. maddesinde; “Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür.” denilmektedir. Görüldüğü üzere kanun hükmü, bina ve yapı eserleri nedeniyle sorumluluğu, bunların yapım bozukluğu veya bakım eksikliğine dayandırmaktadır. Burada yasa koyucu, her geçen gün artan yapılaşma nedeniyle, başkalarının zarar görmesini engellemeyi amaçlamıştır. Bu sebeple, bu yapılar nedeniyle zarar tehlikesinin önlenmesi amacıyla yasa koyucu kusursuz sorumluluk ilkesini kabul etmiştir. "TBK bu sorumluluğu "özen" ilkesine dayanan kusursuz sorumluluk halleri arasında saymıştır. Bina ve diğer yapı eseri sahibinin sorumluluğu bir kusursuz sorumluluk olduğundan, zarar gören kişinin, sorumlunun kusurunu kanıtlaması gerekmediği gibi, sorumlu kişi de kusursuzluğunu kanıtlayarak sorumluluktan kurtulamayacaktır." (Ahmet M. Kılıçoğlu, Borçlar Hukuk Genel Hükümler, 23. Bası, Ankara 2019, S. 452-453) "Kusura dayanmayan sorumlulukta; sorumluluğu doğuran olay, zarar ve zararla söz konusu olay arasında bir illiyet bağı bulunması sorumluluğu doğurmak için yeterlidir (Tandoğan Halûk, Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku, Ankara 1981, s. 3-10; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, Tekinay Borçlar Hukuku, Cilt I, Beşinci Bası, İstanbul 1985, s. 671). Yani zararın yapımdaki bozukluktan veya bakımdaki eksiklikten dolayı meydana gelmiş olması gerekmektedir.
İlliyet bağının varlığı ve kesilmesi, Hukuk Genel Kurulu'nun 24/02/2016 tarih 2014/11-289 Esas 2016/163 Karar sayılı ilamında; "... Kanunda, bu illiyet bağının varlığı konusunda bir karine kabul edilmemiştir. Yapım bozukluğunu veya bakım eksikliğini ispat etmesi gereken zarar görenin, bir de illiyet bağının varlığını ispat etmesi gerekir. Ancak doktrindeki baskın görüşe göre, hakim, zarar görenin bu konudaki ispat külfetini değerlendirirken fazla katı olmamalıdır (Ataay Aytekin, Borçlar Hukuku Genel Teorisi, İstanbul 1995, s.348; Erten Ali, Türk Borçlar Hukukuna Göre Bina ve İnşa Eseri Sahiplerinin Sorumluluğu, BK.58, Ankara 2000, s.203; İmre Zahit, Doktrinde ve Türk Hukukunda Kusursuz Mesuliyet Halleri, İstanbul 1949, s.182; Tunçomağ Kenan, Borçlar Hukuku, İstanbul 1972, s.357; Baş Ece, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Açısından Bina ve Yapı Eserlerinden Doğan Sorumluluk, XII Levha Yayınları, s.110; Tandoğan Haluk, Türk Mes’uliyet Hukuku, 1961, s:193).
Bazen illiyet bağının ispatı çok zor olabilir. Bu tür durumlarda, zarar verici olgunun, bina veya yapı eserinin yapılışındaki bozukluğa veya bakım eksikliğine bağlanması, hayatın olağan akışına uygun ise, hakim illiyet bağının varlığına karar verebilir (Erten Ali, Türk Borçlar Hukukuna Göre Bina ve İnşa Eseri Sahiplerinin Sorumluluğu, BK.58, Ankara 2000, s.205).
Burada sözü edilen illiyet bağı uygun illiyet bağıdır. Uygun illiyet bağı, olayların olağan akışına ve hayat tecrübesine göre, sebebin, meydana gelen sonucu yaratmaya elverişli olmasıdır. Uygun illiyet bağı, sorumluluğu, zarar veren bakımından öngörülebilir risklerle sınırlamaktadır. (Eren Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2009, s.611, s.617) Başka deyişle, hayatın olağan akışı ve hayat tecrübesi bakımından öngörülemez zararlar uygun illiyet bağı kapsamında sorumluluğu doğurmayacaktır.
Bazı hallerde zararın ortaya çıkış biçimi, yapım bozukluğu veya bakım eksikliğinin varlığını gösteren fiili bir karine oluşturur. Yapının yapımı ile ilgili mevzuata ve teknik kurallara uyulmadığı, alışılmış tedbirlerin alınmadığı ve resmi makamlarca yapılan denetimler sonucunda, bina ve yapı eserinin teknik niteliklerinin uygun görülmediği ispatlanırsa, bunlar eksikliğin ve illiyet bağının varlığına birer belirti sayılır. Keza, daha önce aynı zararların ortaya çıkması, zarar verici olaydan sonra yeni güvenlik tedbirlerinin alınmamış olması da birer belirti oluşturabilir (Koç Nevzat, Bina ve Yapı Eseri Maliklerinin Hukuki Sorumluluğu (BK.m.58), Ankara 1990, s. 45 v.d.).
İlliyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru veya üçüncü kişinin kusuru nedeniyle kesilebilir. Mülga BK’nun 58. maddesi kapsamında sorumluluğun doğabilmesi için illiyet bağının kesilmemiş olması gerekir. Doktrindeki kabul edilen görüşe göre illiyet bağının kesilmesi olasılığı dar yorumlanmalıdır. Her üç neden açısından da, illiyet bağının kesildiği iddiası, sorumlu kişiler tarafından açıkça ispatlanmadıkça kabul edilmemelidir. Bu bakımdan sorumluluktan kurtulmak oldukça zorlaştırılmıştır (Erten Ali, Türk Borçlar Hukukuna Göre Bina ve İnşa Eseri Sahiplerinin Sorumluluğu, BK.58, Ankara 2000, s.230; Baş Ece, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Açısından Bina ve Yapı Eserlerinden Doğan Sorumluluk, XII Levha Yayınları, s.113; Deschenaux Henri, Tercier Pierre, Sorumluluk Hukuku, Çeviren Salim Özdemir, Ankara 1983, s.37). " şeklinde ifade edilmiştir.
Kısaca, bina veya diğer yapı eseri sahibinin kusursuz sorumluluğunda dikkat ve özen ilkesine dayanan diğer kusursuz sorumluluk hallerinden farklı olarak kurtuluş kanıtı getirme olanağı yoktur. Ancak illiyet bağını kesen sebeplerin varlığını kanıtlayarak kişi sorumluluktan kurtulabilir.
Somut olayda uyuşmazlık; meydana gelen su basması olayında, davalı bina malikinin sorumluluğunu ortadan kaldıracak şekilde illiyet bağınının kesilip kesilmediği noktasındadır. Davalı su borularının kötü yapılmasından veya muhafazasından kaynaklanan zarardan kusursuz sorumlu olup sisteminin sorunsuz bir şekilde çalışmasını sağlamakla yükümlüdür (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2017/2031 Esas, 2019/10321 Karar sayılı ve Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2018/5489 Esas, 2020/3698 Karar ilamları). Davalı, bina malikinin sorumluluğunu ortadan kaldıracak şekilde zarar ile hasar arasındaki illiyet bağının kesildiği hususunu ispatlayamamıştır. Bu sebeple; İlk Derece Mahkemesince hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu esas alınarak, hasara uğrayan emtiaların değerleri belirlenerek; sovtaj bedeli ile paletsiz ve rafsız eşyalara ilişkin %2 oranında hasar miktarından düşüm yapılmak suretiyle karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, dolayısı ile davalı yanın istinaf istemlerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
HMK'nın 353/(1)-b-2 maddesinde, "Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında ..." duruşma yapılmadan karar verileceği hükmü düzenlenmiştir.
Davacı tarafça; dava dilekçesinde 37.702,00-TL asıl alacak üzerinden dava değeri bildirilerek bu miktara ilişkin harç yatırıldığı; ancak itirazın tümden iptalinin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince icra takibinde talep edilen işlemiş faiz alacağına ilişkin eksik harç ikmal ettirilerek işlemiş faizin hesabı hususunda bilirkişi raporu alındığı; ancak Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesine rağmen ne gerekçeli kararda ne de hükümde davacı yanın işlemiş faiz alacağına ilişkin hüküm tesis edilmediği ve gerekçelendirilmediği gibi asıl alacağa ödeme tarihinden tahsil tarihine kadar işleyecek faizin tahsiline ilişkin hüküm kurularak ödeme tarihi ile takip tarihine kadar işlemiş faizin kararda belirtilmediği anlaşılmakla; infazda tereddüt oluşmasına neden olunduğundan hatalı hüküm tesis edilmiştir.
Sonuç olarak, davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekiyorsa da resen sebeplerle istinaf başvurusunun kabulüne; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
Davalı vekilinin istinaf başvurusunun REDDİNE, ancak re'sen sebeplerle yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç görülmediğinden HMK'nın 353/1. b. 2 maddesi gereğince düzelterek esas hakkında yeniden karar verilmek üzere DENİZLİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 06/03/2020 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,
-
Davanın KISMEN KABULÜYLE; Denizli 3. İcra Müdürlüğü"nün ... Esas sayılı dosyasında icra takibine yapılan itirazın kısmen iptali ile; takibin 37.702,00. TL asıl alacak ve 1.451,53. TL işlemiş faiz olmak üzere; toplam 39.153,53. TL yönünden devamına, Takip tarihinden itibaren asıl alacağa değişen oranlarda avans faizi uygulanmasına, Fazlaya ilişkin istemin reddine,
a-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 2.575,42 TL harçtan peşin olarak yatırılan 485,86 TL harcın mahsubuyla bakiye 2.089,56 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye GELİR KAYDINA,
Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/09/2020 tarih ve ... Esas - ... Karar sayılı, ... Harç sayılı harç tahsil müzekkeresinin ilk derece mahkemesince İPTALİNE,
b-Davacı tarafından yatırılan 27,70 TL başvurma harcı ile 485,86 TL peşin harç toplamı 513,16 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
c-Davacı tarafından yapılan davetiye gideri, posta masrafı, bilirkişi masrafı, talimat masrafından oluşan toplam 1.948,30 TL yargılama giderinin davanın kabul edilen kısmı üzerinden hesaplanan 1.896,21 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, kalanının davacı üzerinde bırakılmasına,
d-Davalı tarafından yapılan davetiye gideri, posta masrafı, bilirkişi masrafı, talimat masrafından oluşan toplam 400,00 TL yargılama giderinin davanın reddedilen kısmı üzerinden hesaplanan 10,69 TL'sinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, kalanının davalı üzerinde bırakılmasına,
e-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden istinaf edenin sıfatı gözetilerek karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca, kabul edilen kısım üzerinden hesaplanan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
e-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden istinaf edenin sıfatı gözetilerek karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca, reddedilen kısım üzerinden hesaplanan 1.075,54 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince ilk derece mahkemesince karar kesinleştiğinde ilgiliye İADESİNE,
- İstinaf incelemesi yönünden;
a-Davalının istinaf başvurusu kabul edildiğinden 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan 643,86 TL nispi istinaf karar harcının talebi halinde davalıya İADESİNE,
b-Davalı tarafından istinaf incelemesi için yapılan 148,60 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 48,50 TL posta masrafı olmak üzere toplam 197,10 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davalı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
d-İstinaf gider avansından kullanılmayan kısmın 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince ilgilisine İADESİNE,
- Kararın ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle, 6100 sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince dava değerinin karar tarihi itibariyle temyiz kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalması nedeniyle kesin olarak karar verildi. 15/03/2024
...
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:46:18