Antalya BAM 11. HD 2021/1468 E. 2024/544 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
bam
2021/1468
2024/544
15 Mart 2024
T.C.
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
KARAR TARİHİ : 15/03/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : DENİZLİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 23/02/2021
DAVANIN KONUSU : Tazminat (Rücuen Tazminat)
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ : 15/03/2024
İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili, müvekkilinin ve eşi ..., davalılar ... ve ... ile birlikte ... Ltd. Şti.’e 2008 yılına kadar ortağı ve yetkilisi olarak bulunduklarını, 2008 yılında davalıların hisselerini müvekkiline ve eşine devrettiğini, 29/10/2006 tarihinde Enerji Piyasası Denetleme Kurulu Yetkililerince müvekkilinin o tarihte davalılar ... ve ... ile beraber ortağı/yetkilisi bulunduğu ... Ltd. Şti.’ne denetim yapıldığını ve aynı tarihli ... seri numaralı tutanak düzenlendiğini ve şirket yetkilisi olarak davalı ... tarafından imzalandığını, yapılan denetim sonucunda söz konusu şirket adına, kurum tarafından 10.06.2009 tarih ve ... ... sayılı yazısı ile 50.000,00-TL idari para cezası kesildiğini, para cezasının iptali için Danıştay nezdinde iptal davası açıldığını; ancak iptal davasının reddedilmesi üzerine taraflarınca temyiz yoluna gidildiğini, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından temyiz istemlerinin reddedilerek kararın onandığını, kararın kesinleşmesinden sonra idari para cezasının hem müvekkillerine hem de o tarihte şirket ortakları olarak bulunan davalılara Denizli Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından ödeme emrinin gönderildiğini ve davalılar tarafından idari para cezasının ödenmemesi üzerine borcun tamamının müvekkili ... tarafından ödendiğini, idari para cezasının iptaline yönelik yapılan yargılama masrafları ve vekalet ücretininde müvekkilleri tarafından yapıldığını ve bu konudaki talep ve dava haklarını saklı tuttuklarını, ... Ltd. Şti. hisse oranları dikkate alınması gerektiğini ve her ortak için TTK’ nın ilgili hükümlerine göre payları oranında bu para cezasından ve ferilerinden sorumlu olduklarını, müvekkili tarafından ödenen 50.000,00-TL tutar hakkında diğer ortaklara hisseleri oranında rücu etme hakkının doğduğunu ve davalılara borcun ödenmesi konusunda müvekkilleri tarafından sorumlu oldukları payları oranında harici olarak defalarca ödeme talebinde bulunulduğunu, fakat bu güne kadar sonuç alınamadığını ve Ankara 16. Noterliği’nin 12.03.2018 tarih ve... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile, davalılara ihtar edildiğini; ancak davalı tarafından hiçbir ödeme yapılmaması üzerine işbu davayı açtıklarını, idari para cezasının ödendiği tarihlerden itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte tahsilini, davalıların söz konusu borcun doğduğu dönemde şirketin temsil ve imzaya yetkili olduklarını, işbu borçtan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını ve sorumlulukları oranında müvekkilinin davalılara rücu hakkının bulunduğunu, müvekkilleri tarafından arabuluculuk başvurusunda buldukları ve arabuluculuk süreci, davalıların toplantıya mazeretleri olmaksızın katılmamış olmaları sebebiyle anlaşmaya varılamadan sonlandırıldığını, müvekkilinin rücuen alacağına ilişkin açtıkların davanın kabulü ile, müvekkilinin davalılarla beraber ortağı /yetkilisi olduğu ... Ltd. Şti.’ne ait, birlikte sorumlu oldukları döneme ilişkin söz konusu idari para cezasının müvekkilinin ödemiş olduğu 50.000,00-TL bedelden hisseleri oranında rücuen davalılardan fazlaya ilişkin talep ve hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik; davalı ...’ten kısmi dava olarak 100,00-TL’nin, davalı ...’ten ise; hissesi oranında 12.500,00-TL’nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte ayrı ayrı tahsilini talep ve dava etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davalılar ... ve ..., dava konusu şirketi 14/05/2008 tarihinde davacı tarafa tüm alacak ve borçları ile ekte sundukları protokol ile devir ve temlik ettiklerini, dava konusu şirket ile ilgili EPDK yetkililerince haksız ve yersiz olarak 50.000,00-TL para cezası bildirimi yapıldığını, bu borca itiraz ettiklerini, Denizli İdare Mahkemesi'nin ... Esas ve ... Karar sayılı dosyası ile idari işlemin iptaline karar verildiğini, davacı tarafın itiraz etmediğini, davacı tarafın kendi kusuru nedeni ile yaptığı ödemeyi ve kendilerine karşı açmış olduğu davayı kabul etmediklerini, bu nedenlerle davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretini davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini istemişlerdir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "Mahkememizce alınan bilirkişi raporu ile EPDK tarafından yapılan denetleme sırasında davalıların %25 oranında hisse sahibi oldukları, davalı ...'ün şirket müdürü olduğu, davalıların ... Ltd.Şti.'deki hisselerini 13.05.2008 tarihinde devrettikleri, davaya konu idari para cezasının davalı şirkete tebliğ edildiği tarihde de ortak veya müdür olarak yetkilerinin olmadığı, şirket adına düzenlenen 16.03.2016 tarihli ödeme emrinin şirket tarafından süresi içinde ödenmediği, alacağın şirketin mal varlığından tahsil edilemeyeceği anlaşıldığından ödeme emrinin yetkililer adına düzenlendiği, idari para cezasının davacı tarafından ödendiği anlaşılmaktadır. Yukarıdaki 6183 Sayılı Kanunun 35. madde hükmü göz önüne alındığında alınan bilirkişi raporları ile davalıların sonradan şirket payını devrettiği anlaşılmış ise de o tarih itibariyle ortak ve/veya müdür oldukları anlaşıldığından davalıların idari para cezasında şirket hisseleri oranında sorumlu oldukları kanaati mahkememizde oluşmuştur. Her ne kadar davalılar tarafından ibraz edilen İzmir BİM 6. İdare Dava Dairesinin 14.02.2018 tarih ... Esas ... Karar sayılı ilamı ile davalı ...'ün idari para cezasından doğan kamu alacağından yasal temsilci olarak müteselsilen sorumlu tutulmasına hukuken olanak bulunmadığından ödeme emrinin bu kişi yönünden iptaline karar verilmiş ise de kararda tartışılan Anayasa Mahkemesinin iptal kararının dışarıdan atanan müdür konumundaki yasal temsilciler için geçerli olduğu, somut olayda ise davalının dışarından atanan müdür konumunda olmadığı, hem ortak hem de müdür sıfatıyla sorumluluğunun bulunduğu kanaatiyle davanın kabulüne" şeklinde karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Karara karşı, davalılar istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalıların istinaf dilekçesinde özetle; dava dosyası kapsamında Denizli İdare Mahkemesi'nin ... Esas ve ... Karar sayılı ilamı ile davaya konu borcun dayanağı olduğu iddia edilen 10/03/2017 düzenleme, 14/06/2017 tebliğ tarihli ... ana takip dosya numaralı, 01/2009 - 12/2009 dönemine ait EPDK'nın 10/06/2009 tarih ve ... yazılı İPC yazısına istinaden düzenlendiği anlaşılan 50.000,00-TL miktarlı ödeme emrinin iptal edildiğini, verilen bu karar ile kendilerinin söz konusu ödeme emrine konu borcu ödeme zorunluluklarının ortadan kalktığını, EPDK tarafından düzenlenen idari para cezasının tahsili ile ilgili 6183 sayılı yasanın 35.maddesine göre alacağın zamanaşımına uğraması 102.maddesinde "Amme alacağı vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar" para cezalarına ait hususi kanunlarındaki zamanaşımı hükümlerinin saklı olduğunu, zamanaşımından sonra mükellefin rızaen yapacağı ödemelerin kabul olacağını, kanunun amir hükmünden anlaşılacağı üzere, davaya konu borcun davalılar yönünden artık eksik borç olduğunu, eksik borcun ifa edilebilen, ancak dava edilmeyen borçlar olduğunu, yani eksik borcun borçlusu borcunu ifa ederse, bunu alacaklıdan geri isteyemeyeceğini, borçlu borcunu ifa etmez ise; alacaklının borçluyu borcunu yerine getirmesi için hukuken zorlayamayacağını, yerel mahkeme tarafından verilen kararın kanun ile düzenlenmiş olan eksik borç kavramını ortadan kaldırır nitelikte olduğunu ve açıkça hukuka aykırı olduğunu, böyle bir kararın emsal oluşturması halinde eksik borçların 3.kişiler tarafından ödenip rücu edilir hale getirilir ise kanunun arkasından dolanmanın yolunun açılacağını, zamanaşımı korumalarının tümü ile ortadan kalkacağını, yerel mahkeme kararını bu yönü ile de kesinlikle kabul etmediklerini, davacının dava dilekçesinde 100,00-TL olarak belirttiği alacak miktarını daha sonradan ıslah ederek 12.500,00-TL olarak yükselttiğini, yerel mahkeme kararında yasal faiz, ıslah ile arttırılan alacak miktarı içinde 28/08/2018 temerrüt tarihinden itibaren işletildiğini, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında ıslahla arttırılan alacak miktarı için faizin ıslah tarihinden itibaren hesaplanması gerektiğini, kararı bu yönüyle de kabul etmediklerini beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, limited şirketin kamu borçlarını ödeyen ortağın payına düşen kısmı aşan miktarın davalı ortaklardan payı oranında rücuen tahsili talebine ilişkindir.
Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamına göre davacı ve davalı yanın dava dışı ... Ltd. Şti.'nin ortaklarından oldukları, davacının, şirkete ait idari para cezasının kendisi tarafından ödendiğini, davalıların hissesi oranında bu ödemelerden sorumlu olduğunu iddia ederek payına düşen kısmı aşan miktarın davalı ortaklardan payı oranında rücuen tahsilinin talep edildiği anlaşılmıştır.
Sermaye şirketlerinden biri olarak tanımlanan limited şirkete ilişkin hususlar, TTK’nın 573 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Limited şirket, TTK’nın 602. maddesi uyarınca işlem ve fiilleri neticesinde doğan borçlardan dolayı sadece malvarlığıyla sınırlı olarak sorumlu olup bu husus, sınırlı sorumluluk ilkesi olarak adlandırılmaktadır. Bunun yanında limited şirket ortağı ise TTK’nın 573/2. maddesi gereği şirketin borçlarından sorumlu olmayıp sadece taahhüt ettiği esas sermaye payı oranında şirkete karşı sorumludur. Başka bir anlatımla ortağın, taahhüt ettiği sermayeyi koyma borcuyla sınırlı olan sorumluluğu şirkete karşı olup, şirket borçlarından dolayı alacaklılara karşı herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.
TTK’nın 573/2. maddesi uyarınca esas sözleşmede öngörülmesi şartıyla sermaye koyma borcu yanında limited şirket ortağı yönünden ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri de öngörülebilecek olup ek ödeme yükümlülüğüne dair şartlar aynı Kanun’un 603 ve devamındaki maddelerde, yan edim yükümlülüğüne dair şartlar ise 606 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu kapsamda limited şirket ortağı, ancak yukarıda anılan kanunî düzenlemelerde belirlenen şekil ve esaslar çerçevesinde, esas sözleşmede belirlenen ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri ile sorumlu tutulabilecektir. Bu durum, ortakların şirkete karşı koymayı taahhüt ettikleri sermaye borcuyla sınırlı olarak sorumlu olduklarına dair kuralın istisnasını teşkil eder.
Limited şirket borçlarından şirket ortağının sorumsuzluğuna dair kuralın bir diğer istisnası ise; limited şirketin kamu borçlarına ilişkin olarak kaleme alınan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un (6183 sayılı Kanun/AATUHK) 35. maddesidir. 6183 sayılı Kanun’un, kamu alacaklarının tahsilini güvence altına almak amacıyla ihdas edilen 35. maddesi; “Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.
Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur. Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.” hükmünü haiz olup; buna göre limited şirket ortağı, şirketten tahsil imkanı bulunmayan kamu alacaklarından sermaye payı oranında sorumludur. Eş söyleyişle ortağın, limited şirketin AATUHK kapsamındaki kamu borçlarından, aynı Kanun’un yukarıdaki maddesinde sayılan şartlar dâhilinde ve şirketteki sermaye payı oranında sorumluluğu mevcut olup bu Kanun kapsamı dışındaki şirket borçlarından TTK’nın 573/2. maddesi gereği sorumluluğu bulunmamaktadır.
6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi kapsamında limited şirket ortağının kamu alacaklarından sermaye payı oranındaki sorumluluğunun ilk şartı; şirket hakkında 6183 sayılı Kanun kapsamındaki kamu alacağının mevcudiyetidir. 6183 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca kamu alacağı, aynı Kanun’un 1 ve 2. maddelerinde belirtilen alacakları ifade etmekte olup buna göre; devlete, il özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ilişkin muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer'i kamu alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve kamu hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile bunların takip masrafları gibi alacaklar kamu alacağı olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla limited şirket ortağı, şirketin 6183 sayılı Kanun kapsamındaki tüm kamu borçlarından, aynı Kanun’un 35. maddesi gereği sermaye payı oranında şahsi malvarlığıyla sorumludur.
6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi kapsamında limited şirket ortağının sorumluluğunun bir diğer şartı ise; kamu alacağının asli borçlu olan limited şirketten tamamen yahut kısmen tahsil edilememiş olması veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmasıdır. Bu kapsamda kamu alacağından dolayı limited şirket ortağının sorumluluğu, ancak alacağın şirketten tahsil imkanının bulunmaması halinde doğacaktır. Tahsil edilemeyen kamu alacağı kavramı; 6183 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca; kamu borçlusunun aynı Kanun hükümlerine göre yapılan malvarlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir malvarlığının bulunmaması, haczedilen malvarlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin kamu alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen kamu alacaklarını, tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacağı ise; kamu borçlusunun haczedilen mal varlığına 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin kamu alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen kamu borçlusundan aranılan kamu alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan kamu alacaklarını ifade eder. Bu kavramlardan anlaşılacağı üzere tahsil edilemeyen kamu alacağından söz edebilmek için limited şirkete karşı 6183 sayılı Kanunun 54 ve devamındaki maddelerinde yer alan bütün cebren tahsil yollarının tüketilmiş olması ve buna rağmen tahsilâtın yapılamamış olması gerekir. Tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacağında ise; bütün cebren tahsil yollarının tüketilmesi gerekmez. Takip sırasında yapılan malvarlığı araştırması sonucunda kamu alacağının tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmış olması yeterlidir.
Buradan hareketle limited şirket ortağının, şirketin kamu borçlarına ilişkin sorumluluğu fer’i niteliği haiz ikinci derece bir sorumluluk olup kamu alacağının tahsilinde öncelikle asli borçlu olan limited şirketin malvarlığına müracaat edilmesi gerekir. Kamu alacağının şirketin malvarlığından karşılanamaması veya karşılanamayacağının anlaşılması durumunda ortakların şahsi malvarlıklarına başvurulabilecektir. Ancak belirtilmelidir ki; ortakların kamu alacağına ilişkin sorumlulukları müşterek nitelikte olup her bir ortak, şirketin kamu borcundan sermaye payı oranında, doğrudan doğruya ve kusursuz sorumluluk esasına dayalı şekilde sorumluluk altındadır...
Limited şirketin kamu borcunu ödeyen ortağın rücu hakkı bakımından 6183 sayılı Kanun’da bir düzenleme bulunmamakla beraber ortak, ödediği borcun tamamı için asli borçlu olan şirkete başvurabilir. Zira kamu alacağının asıl borçlusu limited şirkettir. Öte yandan şirketin kamu borcunu ödeyen ortağın, kendi malvarlığından yaptığı ödeme nedeniyle sermaye payını aşan kısım bakımından diğer ortaklardan rücuen talepte bulunabilmesi için ödediği kamu borcunun, asıl yükümlü olan limited şirketten rücuen tahsilinin imkân dâhilinde bulunmaması gerekir. Zira kamu borcunun şirketten tahsili mümkün olmasına ve 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesindeki şartların mevcut olmaması nedeniyle herhangi bir sorumluluk altında bulunmamasına rağmen bu borcu ödeyen ortak, ödemiş olduğu miktarı asıl yükümlü olan limited şirketten talep edebilecek olup bu kapsamda diğer ortaklardan rücuen talepte bulunamaz. Aksinin kabulü, limited şirketten tahsil imkânı bulunmasına rağmen, 6183 sayılı Kanun kapsamındaki kamu borçlarından dolayı, doğrudan doğruya şirket ortaklarının sorumluluklarına gidilmesi sonucunu doğuran ve aynı Kanun’un 35. maddesinin ihdasında amaçlanan ilkelere aykırı bir durum ortaya çıkarır. Bu durum, 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi uyarınca limited şirketten tahsil imkânı bulunan kamu borcunun tamamını ödeyen kanunî temsilci için de söz konusudur (Pulaşlı, H.: Şirketler Hukuku Genel Esaslar, Ankara 2017, 5. Baskı, s. 842-843). Sonuç itibariyle limited şirketin 6183 sayılı Kanun kapsamında kalan ve şirketten tahsil imkânı bulunmayan kamu borçlarını ödeyen ortak, yaptığı ödemelerden kendi sermaye pay oranını aşan tutar yönünden diğer ortaklardan rücuen talepte bulunabilir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25/05/2021 tarih, 2017/11-53 Esas ve 2021/611 Karar sayılı ilamı)
Somut olayda öncelikle şirketin aciz içerisinde veya gayri faal durumda olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. Zira 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi kapsamında ödenen kamu borcunun sermaye payı oranında diğer ortak olan davalılardan rücuen tahsili için anılan kamu borcunun, bu borcun yükümlüsü olan limited şirketten tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gereklidir. Bu bağlamda ortaklardan biri tarafından ödenen ve aynı zamanda şirketten tahsil imkanı bulunan kamu borcunun, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi çerçevesinde diğer ortaktan rücuen tahsili mümkün olmayıp bu yöndeki talebin yegane muhatabı limited şirketin kendisidir. Ancak şirketten tahsil imkanı bulunmayan kamu borcunu ödeyen ortak, ödediği miktarın sermaye pay oranını aşan tutarı bakımından 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi çerçevesinde diğer ortaktan rücuen talepte bulunabilir. Bu sebeple, tarafların ortağı oldukları şirketin 6183 sayılı Kanun kapsamında kalıp davacı tarafça ödendiği iddia olunan kamu borçları bakımından davalıya karşı rücuen ileri sürülen alacak talebinin değerlendirilmesinde, anılan kamu borçlarının şirketten tahsil imkanının belirlenmesi bağlamında, şirketin aciz içerisinde veya gayri faal durumda olup olmadığının somut bir biçimde tespiti edilmesi gerekmektedir.
İlk derece mahkemesince şirkete ait kamu borçlarının davacının şahsi mal varlığından ödenip ödenmediği, şirketin aciz içerisinde veya gayri faal durumda olup olmadığı, ödenen kamu borçlarının şirketten tahsil imkanının bulunup bulunmadığı konularında yeterli bir araştırma yapılmadığı görülmüştür.
Bu sebeple; ödeme ve dava tarihi itibariyle şirketin faal olup olmadığı, tasfiye sürecinde ise; tasfiye memurlarının kimler olduğu ve tasfiye sonucunun ne olduğu ticaret sicil müdürlüğünden sorularak yazı cevabı dosyaya kazandırıldıktan sonra şirket yetkililerinden şirket ticari defterleri temin edilerek, şirket tasfiye edilmiş ise; tasfiye memurundan tasfiyeye ilişkin tüm kayıtlar, raporlar ve şirket ticari defterleri temin edilerek anılan tüm bu kayıt ve belgeler ile ticari defterlerin bilirkişi tarafından incelenmesi sonucunda şirkete ait kamu borçlarının davacının şahsi mal varlığından ödenip ödenmediği, şirketin aciz içerisinde veya gayri faal durumda olup olmadığı, ödenen kamu borçlarının şirketten tahsil imkanının bulunup bulunmadığı konularında bilirkişiden ek rapor alındıktan sonra tüm deliller değerlendirildikten sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar tesisi hatalı olmuştur.
Sonuç olarak, davalıların istinaf başvurusunun esastan kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
Davalılar vekilinin ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,
-
6100 sayılı HMK'nın 353/1. a. 6 maddesi gereğince DENİZLİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 23/02/2021 tarih ve ...Esas ve ... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
-
6100 sayılı HMK'nın 353/1. a. 6 maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
-
492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince talebi halinde davalılara İADESİNE,
-
Davalılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesinde yapılacak yargılama sonunda dikkate ALINMASINA,
-
6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının ilk derece mahkemesince ilgiliye İADESİNE,
-
Kararın ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve HMK'nın 353/1-a maddesince kesin olarak karar verildi. 15/03/2024
...
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:46:18