Antalya BAM 11. HD 2021/736 E. 2024/49 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
bam
2021/736
2024/49
18 Ocak 2024
T.C.
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
KARAR TARİHİ: 06/01/2020
DAVANIN KONUSU: Alacak
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ: 18/01/2024
İlk Derece Mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkili bankanın davalı .... İnş. Harf. Ve Altyapı Hiz. Tic. Ltd. Şti. firmasına aralarındaki 13/07/2012 tarihli kredi sözleşmesi gereğince 19/04/2013 tarihinde limit artışları da gözetilerek kredi kullandırıldığını, bu kredi için ayrıca keşidecisi kredi borçlusu .... İnş. Harf. Ve Altyapı Hiz. Tic. Ltd. Şti. olan ve ... in aval verdiği lehtarı müvekkili banka olan 19/01/2017 keşide,14/03/2017 vade tarihli, 3.000.000,00 TL tutarlı bono düzenlendiğini, kredi borcunun ödenmemesi üzerine hesabın kat edilip gerekli ihtarı yapıldıktan sonra, düzenlenen bono ve kredi sözleşmesine dayalı olarak Antalya 5. İcra Müdürlüğünün .... esas sayılı dosyası üzerinden ipoteğin paraya çevrilmesi suretiyle, davalı borçlu şirket hakkında ve 13. İcra Müdürlüğünün .... esasında genel haciz yolu ile .... hakkında ve .... esasında borçlu .... şirketi ile .... hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine girişildiğini, ancak bu takiplerin muhtemelen semeresiz kaldığını, takip borçlusu .... şirketi ile diğer davalı .... inş A.Ş arasında fiili ve organik bağ bulunduğunu ve alacaklılardan mal kaçırmak için muvazaalı olarak hareket edilip gerçekte .... şirketinin tarafı olduğu işlemlerin .... A.Ş. üzerinden devam ettirildiğini, bunun en önemli kanıtının borçlu .... şirketinin eski ortağı ...in kızı olan ... in .... İnş A.Ş.'nin ortağı olması olduğunu, her ne kadar .... İnş. adresini 24/02/2017 tarihinde .... nakil etmiş ise de, her iki şirketin kuruluş adresinin aynı yani .... Mah., .... Caddesi, No:.... olduğunu, .... Tur. San. İle borçlu .... inş. Ortak girişimi tarafından üstlenilen .... merkezinin yapım işinin .... inşaat tarafından sürdürülmesi, .... İnşaat'ın risk merkezi sorgulamasında firma yetkilisinin .... olarak gözükmesi, her iki şirketin aynı telefon numaraları kullanması, ... in 24 yaşında bir kişi olarak yaşı ve mesleki tecrübesi itibarıyla girişilen işlerin kendisinin ekonomik hacmine uygun olmaması sebebiyle tüzel kişilik perdesi arkasına sığınılarak .... Şirketinin alacaklılarının semeresiz bırakıldığını belirterek tasarrufun iptaline, .... İnşaat adına olan tüm mal varlıklarının marka hakkının banka hesaplarının borçlu .... İnş. Ltd.'ye aidiyetine, bu kabul edilmediği taktirde .... inş. Aş.Ş'nin menkul ve gayri menkulleri üzerinde müvekkiline cebri icra yetkisi verilmesini talep etmiştir.
DAVALILARIN SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalı .... A.Ş vekili, davacı alacaklının takip borçlusu ... in 2017 yılında diğer takip borçlusu .... İnş. Ltd. Şti'ndeki ortaklığı devrettiğini, davalı ... in ilk kuruluşunu .... inş. Şirketine ait .... mahallesi .... cad. No: .... adresi itibarı ile kurduğunu, bu iki şirketin farklı şirketler olmasına rağmen aynı adresin kullanılmasının tek sebebinin yeni kurulan şirketin kira ve diğer masraf yükünün azaltılması olduğunu ancak güncel adreslerinin farklı olduğunu, şimdi .... inşaatın güncel adresinin .... Mah. ....olduğunu, ....şirketinin 2 ortağından ... in mimar, ...in ise inşaat mühendisi olduğunu, 24/08/2016 tarihinde okulundan mezun olan ... in bu şirketi birlikte kurduklarını .... inşaatın taşeronu olduğu .... merkezi yapım ihalesinin .... inş. A.ş ve .... Ltd. Şti. Tarafından alındığını davacının iddiasının aksine bu alt taşeronluğun ....inşaat şirketi tarafından alınmadığını, ... inşaat şirketinin ..... merkezi yapımı işi aldığını, .... ' in taşeronu olduğu ihaleyi alan şirketlerden ... ın sahibinin .... olup bu kişinin .... ' in ortağı ... in amcası olduğunu. .... ile .... arasındaki akrabalığın bu taşeronluğun .... tarafından alınması ile ilgisinin olmadığı, ... şirketinin Kredi kayıt bürosu sorgusunda firma yetkilisi olarak davacının iddiasının aksine .... isminin geçmediğini, ayrıca yaşları küçük ise de müvekkillerinden ... in en fazla oyu alan partide Antalya' daki milletvekili adayı arasında 15. Sırada yer aldığını, bunun da potansiyelleri itibarı ile bu işi yapabileceklerini gösterdiğini ifade ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, "...davacının iddiasının aksine davalı .... in borçlu .... şirketinin aldığı ihaleyi devam ettirdiğine ilişkin bir delil olmaması, .... in ... de herhangi bir yetkisinin olduğunun ispatlanmaması, .... in ticari defterlerine göre borçlu .... şirketi ile bir irtibatının bulunmaması, malvarlığı aktarımına ilişkin bir delil olmamasına rağmen, okuldan yeni mezun olan ... in yaklaşık 15 gün sonra 25.000 TL sermaye koyarak .... şirketini kurması, 08/09/2016 tarihinde kurulan şirketin 2017 yılının 4. Ayının sonunda 8 ay kadar zamanda yaklaşık 190.000 TL duran malvarlığı edinmesi, davalı .... A.ş'nin kuruluş adresinin borçlu şirket adresi ile aynı olması, .... in ortağı .... in Borçlu ... in kızı olması, davalı vekili borçlu şirket ile müvekkili .... şirketinin aynı adresi kullanmalarının maliyetin azaltılması amacını taşıdığını belirtmesine rağmen borçlu şirket ile davacı banka arasındaki kredi ilişkisinin 2013 yılında kurulması borçlunun hesabının banka tarafından 01/02/2017 tarihinde kat edilmesi karşısında borçlunun ödeme güçlüğü içine düştüğünü, kira bile ödeyemeyecek hale geldiği anlaşılan yerde bu haklı bir savunma olarak görülmemiştir. Kaldı ki 8 ayda 190.000 TL duran varlık edinen bir şirketin borca battığı görünen bir şirketle aynı adresi kullanması da hayatın olağan akışına uygun değildir. Belirtilen tüm bu deliller borçlu şirketin ve borçlu .... in ticari alandaki faaliyetini kızı .... üzerinden yürüttüğünü, bu amaçla okuldan mezun olduktan 15 gün kadar sonra kızı adına bir şirket kurdurduğunu, borçlu şirket borçları ile bırakılırken buradan elde edilen ve kalan malvarlığı ile ticari hayatın .... şirketi üzerinden devam ettirildiği kanaatine varıldığından davanın .... İnş. ... A.Ş yönünden kabulü ile, davacının davalılardan .... Ltd. Şti den olan 100.000,00.-TL alacağını davalı .... Ltd. Şti'nden tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile davacıya verilmesine, davacının sair talepleri ile davalı .... Ltd. Şti yönünden bu davalının zaten borçlu olması sebebi ile reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davalı .... İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı .... İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ortaklarının .... ve .... olduğunu, davacının müvekkili şirketin ortaklarından .... in ... in kızı olmasından dolayı organik bağının bulunduğu iddia edilmiş ise de, ... in 2017 yılında borçlu .... İnş. Harf. Ve Alt Yapı Hizm. Tic. Ltd. Şti.'nin ortaklığından ayrıldığını, müvekkili şirketin kuruluş adresinin borçlu şirket adresi ile aynı olmasının tek nedeninin masrafların fazla olmaması için 200,00 TL kira ile yer temin edilmesinden kaynaklandığını, şirketlerin güncel adreslerinin aynı olmadığını, müvekkili şirket ortaklarından ... in mimar, ... in ise inşaat mühendisi olduğunu, müvekkili şirketin taşeron olduğu ihaleyi alan firmanın .... İnşaat Turizm Ticaret Limited Şirketi, .... İnş. Taah. San. Ve Tic. A.Ş ve .... İnş. Tic. Ve San. Ltd. Şti. olduğunu, ihaleyi alan firmalardan .... İnş. Tic. Ve San. Ltd. Şti.'nin sahibinin .... olduğunu, müvekkili şirketin KKB sorgusunda firma yetkilisinin özlük bilgisi olarak ... in çıkmadığını, mahkemece aldırılan bilirkişi raporunun davanın dayanaksız açıldığını doğruladığını, ilk derece mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğunu istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece yazılı gerekçeyle, davanın .... İnş. ... A.Ş yönünden kabulü ile, davacının davalılardan .... Ltd. Şti den olan 100.000,00.-TL alacağını davalı .... Ltd. Şti'nden tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile davacıya verilmesine, davacının sair talepleri ile davalı .... Ltd. Şti yönünden bu davalının zaten borçlu olması sebebi ile reddine karar verilmiştir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Uyuşmazlık; davalı şirket ile asıl borçlu şirket arasında organik bağ bulunup bulunmadığı ve tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluşup oluşmadığı, davalı şirketin asıl borçlu şirketin borcundan sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 125. (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 137.) maddesi gereğince ticaret şirketleri tüzel kişiliği haiz olup, kanuni istisnalar haricinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 48. maddesi kapsamında bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere, şirket malvarlığının, aktif ve pasifiyle birlikte, sahibi tüzel kişidir (Poroy, Reha/ Tekinalp, Ünal/Çamoğlu, Ersin: Ortaklıklar Hukuku I, İstanbul, 2019, s.105).
Tüzel kişiliğin bu malvarlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin malvarlığından bağımsız bir malvarlığı olarak ortaya konulmalıdır. Tüzel kişiliğin bu malvarlığının onu oluşturan kişilerin malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel ilkeye “mal varlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” ilkesi denilmektedir (Antalya, Gökhan: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisi, Erol Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s. 146.). Ayrılık ilkesi gereğince, tüzel kişilik çatısı altında bir araya gelen, başka bir deyişle tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, oluşturdukları tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu olmazlar.
Tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık ilkesinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Öğreti ve uygulamada, özellikle borç ve sorumluluktan kurtulabilmek amacıyla tüzel kişiliğin bir araç olarak kullanıldığı hâllerde, tüzel kişi ve üyeleri arasındaki bu ayrılığın kaldırılarak üyelerin sorumluluğuna gidilebileceği kabul edilmektedir (Pulaşlı, Hasan: Şirketler Hukuku Şerhi, C. I, Ankara, 2011, s. 468.). Bu durum öğreti ve uygulamada “tüzel kişilik perdesinin aralanması” olarak ifade edilmektedir.
Gerçekten de hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonra da tüzel kişilik kavramının ardına gizlenmeleri dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Bu gibi durumlarda TMK’nin 2/2 maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması söz konusu olduğu için tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alan kişiler gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır (Sağlam, İpek: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanmasına Genel Bir Bakış, Erol Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s. 146.). Başka bir deyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması ancak TMK’nin 2. maddesi kapsamında kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması hâlinde söz konusu olabilir. İyi niyet kurallarına riayet edilmemesi ve tüzel kişiliğin kötüye kullanılması hâllerinde tüzel kişilik perdesi aralanarak, tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir (Battal, Ahmet: Bir Alan Araştırması Işığında Sermaye Şirketlerinin Sorumluluğu Konusundaki Hukuki Bilgi Eksikliğinin Olumsuz Sonuçları ve Perdenin Kaldırılması Teorisi Yardımıyla Giderilmesi, Yargıtay Dergisi, C. 24, Ekim 1998, s. 659.).
Öğreti ve uygulamada kabul edilen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi; bazı şartların varlığı hâlinde, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan, mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir. Bu teori, yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş; hatta 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 5941 sayılı Çek Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin aralanmasına ilişkin tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda da bazen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir (Akıncı, Şahin: Alacaklılardan Mal Kaçırmak İçin Kurulan Yeni Şirkete Müracaat İmkânı Bakımından; Muvazaa, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ile Organik Bağ Kavramlarının Elverişliliği ve Yargıtay Uygulamaları, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 27, S. 3, 2019, s. 653.).
Hemen belirtilmesi gerekir ki, öğreti ve uygulamada özellikle vurgulandığı üzere; mal varlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Çamoğlu, Ersin: Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C. 32, S. 2, 2016, s. 12.).
Görüldüğü üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve TMK’nın 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılma yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. Bununla birlikte öğretide; tüzel kişi ile ortakların alanlarının organizasyon ve malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli (kötü niyetli) olarak üçüncü kişileri zarara uğratması hâllerinde perdenin aralanması gerektiğinden bahsedilmektedir (Öztek, Selçuk/Memiş, Tekin: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, Erol Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s. 205 vd.;Akıncı, s. 662.).
Öğreti ve uygulamada tüzel kişilik perdesinin aralanmasının genel olarak üç değişik durumda mümkün olabileceği ifade edilmektedir. Birinci durum perdenin düz aralanması olarak ifade edilen şirketin borcu için şirkete ilave olarak ortakların da borçtan sorumlu tutulmasıdır. İkinci durum perdenin ters çevrilerek aralanması olarak ifade edilen ortağın borcu için ortağın yanında şirketin de borçtan sorumlu tutulmasıdır. Nihayet üçüncü durum ise somut uyuşmazlık bakımından tartışılması gereken ve perdenin çapraz aralanması olarak ifade edilen, borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğu cihetine gidilmesidir (Öztek/Memiş, s. 199.). Perdenin çapraz aralanması sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olmaktadır (Tekinalp, Gülören/Tekinalp, Ünal: Perdeyi Kaldırma Teorisi, Reha Poroy’a Armağan, 1995, s. 399.).
Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek/Memiş, s. 209.).
Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını TMK’nin 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210.). Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.
Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir.
Organik bağ ile tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması arasında benzerlikler olduğu kadar farklılıklar da bulunmaktadır. Özellikle somut olayın niteliği gereği organik bağın tespitinde; şirketlerin aynı holdinge bağlı olması, yöneticilerinin veya kurucularının aynı olması, bir borç takibinden kurtulmak için hisselerin devredilmesi, muvazaalı işlemler yapılması, hatta belirli işlemlerin aynı şekilde ve aynı usulde yapılması bile rol oynayabilmekte iken; tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması için iki şirket arasında alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli olarak işlemlerin yapıldığının ve bu nedenle asıl borçlu şirketten alacağın tahsil edilemediğinin somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Bununla birlikte bu iki kavram arasındaki en önemli fark ise; organik bağın varlığı hâlinde bir şirketin borçlarından dolayı bir başka şirketin mal varlığına el atılabilmekte iken tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması hâlinde borçlu şirketin yanı sıra kardeş şirketin hatta talep hâlinde kardeş şirketin ortaklarının mal varlığına dahi el atılmasının mümkün olmasıdır (Öztek/Memiş, s. 210.).
Görüldüğü üzere aralarında bazı farklılıklar bulunmakla beraber organik bağ ile perdenin çapraz aralanması kavramları birbirinin alternatifi olan kavramlar değildir. Bu nedenle aynı olayda hem organik bağ hem de tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması yolları işletilerek sonuca ulaşılabilmesi mümkündür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.07.2020 tarih, 2019/11-808 Esas ve 2020/504 karar sayılı ilamı).
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı .... İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin 08/09/2016 tarihinde kurulduğu, şirket ortaklarının %50'şer hisse ile .... ve .... olduğu, şirket yetkililerinin 08/09/2016 tarihinden 08/09/2019 tarihine kadar .... ve .... olduğu, kuruluş adresinin asıl borçlu .... İnş. Hafr. ve Alt Yapı Hizm. Tic. Ltd. Şti.'nin adresi olan “.... Mah. ... Cad. No:.... .... /Antalya" olduğu, 24/02/2017 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde, 14/02/2017 tarihinde alınan kararla davalı şirketin adresinin ".... Mah. .... Sokak No:........ /Antalya" adresine taşındığı, 17/02/2017 tarihinde ... in borçlu şirketteki yetkisinin sona erdiği yerine ... ın getirildiği görülmüştür.
Mali müşavir bilirkişisi .... tarafından düzenlenen 10/06/2019 tarihli bilirkişi raporunda, davalı .... İnş.Taah. San.ve Tic. A.Ş.'nin 08/09/2016 tarihinde kurulduğu ve ortakları ile yetkililerinin kuruluşundan bu yana ... ve .... olduğu, davalı şirketin ticari defterlerine göre, davalı .... İnş.Taah. San. ve Tic. A.Ş. ile diğer davalı .... İnş. Ltd. Şti. arasında herhangi bir ticari ilişkinin olmadığı, davalı .... A.Ş. ile davalı .... İnş.Ltd. Şti. arasında .... inşaatın alacaklarının zarara uğratılması, alacaklarını tahsillerinin engellenmesi amacına matuf muvazalı ilişkiler olduğu ile ilgili herhangi bir kaydın olmadığı, davalı şirketin ticari defterlerine göre, davalı .... İnş.Taah. San.ve Tic. AŞ.'nin aktifinde kayıtlı 263.735,02.-TL. tutarında duran mal varlığını diğer davalı .... İnşaat Ltd.Şti. dışındaki başka kurum ve kuruluşlardan satın aldığı, bu nedenle davalı .... İnş.Taah. San. ve Tic. AŞ.'nin aktifinde kayıtlı olan bu mal varlıklarının geçmişinde borçlu davalı .... İnşaat Ltd.Şti.'nin mülkiyet veya her hangi bir hakkının olmadığının tespit edildiği bildirilmiştir.
Dosya kapsamında, davalı borçlu .... İnş. Harf. Ve Alt Yapı Hizm. Tic. Ltd. Şti.'nin 17/02/2017 tarihli kararı ile ... in borçlu şirketteki yetkisinin sona erdiği yerine ... ın getirildiği, davalı .... İnş.Taah. San.ve Tic. A.Ş.'nin kuruluş adresi asıl borçlu .... Harf. Ve Alt Yapı Hizm. Tic. Ltd. Şti.'nin adresi ile aynı olsa da 14/02/2017 tarihinde alınan kararla davalı şirketin adresinin ".... Mah. .... Sokak No:.... ... /Antalya" adresine taşındığının anlaşıldığı, ... in davalı .... İnş.Taah. San.ve Tic. A.Ş.'de herhangi bir yetkisinin olduğu, davalı .... İnş.Taah. San.ve Tic.A.Ş.'nin davalı borçlu .... İnş. Harf. Ve Alt Yapı Hizm. Tic. Ltd. Şti.'nin aldığı ihaleyi devam ettirdiği, davalı şirket ile asıl borçlu şirket arasında ticari bir ilişkinin olduğu, borçlu .... İnş.Ltd. Şti.'nin alacaklarının zarara uğratılması, alacaklarını tahsillerinin engellenmesi amacına matuf muvazalı ilişkiler olduğu, malvarlığı aktarımı olduğu davacı tarafça ispatlanamamıştır.
Davalı .... İnş.Taah. San.ve Tic. A.Ş.'nin kuruluş adresinin sonradan değiştirildiği de gözetildiğinde, şirketlerin adreslerinin aynı olmadığı, ortaklık yapılarının ve yönetim kurulları ile temsilcilerinin farklı olduğu, hisse devirleri ve muvazaalı işlemlerin tespit edilemediği, davalı .... İnş.Taah. San.ve Tic. A.Ş.'nin davalı borçlu .... İnş. Harf. Ve Alt Yapı Hizm. Tic. Ltd. Şti.'nin aldığı ihaleyi devam ettirmediği, sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanamadığı anlaşıldığından davalı .... İnş.Taah. San.ve Tic. AŞ. Yönünden de davanın reddi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucunda davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olmuş, bu nedenle davalı vekilinin istinaf sebebi yerindedir. Ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden karar kaldırılarak yeniden hüküm tesis edilebilecektir.
Sonuç olarak, davalı .... İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince esastan kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
Davalı .... İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,
-
6100 sayılı HMK'nın 353/1. b. 2. maddesi gereğince Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 06/01/2020 tarih ve .... Esas, .... Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,
a-Davanın REDDİNE
b-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 427,60 TL harcın peşin olarak yatırılan 1.707,75 TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 1.280,15 TL harcın talebi halinde davacıya iadesine,
Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08/03/2021 tarih ve .... Esas - .... Karar sayılı, .... Harç sayılı Harç Tahsil Müzekkeresinin ilk derece mahkemesince İPTALİNE,
c-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
d-Davalı .... A.Ş tarafından yapılan 46,00 TL tebligat gideri, 27,79 TL posta gideri olmak üzere toplam 73,79 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ... A.Ş'ne verilmesine,
e-Davalı .... İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş. kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı .... İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye VERİLMESİNE,
g-Davacı tarafından yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince davacıya İADESİNE,
h-Davalı ... A.Ş tarafından yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince davalı ... A.Ş'ne İADESİNE,
- İstinaf incelemesi yönünden;
a-Davalı .. A.Ş'nin istinaf başvurusu kabul edildiğinden 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan 1.710,00 TL nispi istinaf karar harcının talebi halinde ilk derece mahkemesince davalı ... A.Ş'ne İADESİNE,
b-Davalı tarafından istinaf incelemesi için yapılan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 5,50 TL tebligat gideri, 48,50 TL posta gideri olmak üzere toplam 216,10 TL istinaf yargılama giderinin davalı .... A.Ş'den alınarak davacıya VERİLMESİNE,
c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davalı ... A.Ş lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
d-İstinaf gider avansından kullanılmayan kısmının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince ilgilisine İADESİNE,
- Kararın İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle, 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi gereğince dava değerinin karar tarihi itibariyle temyiz kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalması nedeniyle kesin olarak karar verildi.18/01/2024
...
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:51:38