Antalya BAM 11. HD 2024/1189 E. 2024/1146 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
bam
2024/1189
2024/1146
24 Haziran 2024
T.C.
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ALANYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: 17/04/2024
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ: 28/06/2024
İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili, davaya konu senette müvekkili firma yetkilisi ... imzasının bulunmadığını, böyle bir senetten müvekkilinin haberi bulunmadığını, şüpheliler hakkında resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçu ile alakalı olarak Alanya Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını, soruşturmanın ... dosyası üzerinden devam ettiğini, ortada alacak yada borç ilişkisinin olmadığını, Senedin geriye dönük olarak tanzim edildiğinin ortaya çıkacağını, soruşturma dosyasında şüphelinin suçtan kaçmak için otelin yapıldığı tarihte böyle bir evrak düzenlendiği, şeklinde beyan bulunduklarını, ancak müvekkili firmaya ait otelin yıllar önce bitmesine rağmen şüphelilerin 15 -20 yıl sonra böyle bir yola girdiklerini, ortada resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçu söz konusu olduğunu, Söz konusu evraktaki imzanın şirket yetkilisine ait olmadığını, yasal süre içerisinde borca imzaya itiraz ederek sahtecilik iddiasında bulunulduğunu, ancak Alanya 1.İcra Hukuk Mahkemesi ... Esas ve ... Karar sayılı ilamı ile davanın genel yetkili mahkemede yargılamaya muhtaç olduğundan bahisle davanın reddine karar verildiğini, karara yasal süresi çerisinde itiraz edildiğini, istinaf incelemesi Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 12.Hukuk Dairesinin ... Esas sayılı dosyasında görülmekte olduğunu, Bonoda kullanılan kaşenin sonradan yaptırılarak senet üzerine basıldığını, bononun sahteliği sabit olduğunu, kaşe ve imzanın müvekkili firmaya ait olmadığını belirterek, takibin tedbiren durdurulmasını, müvekkilinin 600.000,00 Euro bedelli bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine, Alanya İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takibin müvekkili şirket yönünden iptaline, davalı tarafın %20 oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "... davacı, aleyhine başlatılan icra takibinin durdurulması, borçlu olmadığının tespiti istemli davada ihtiyati tedbir talep etmiştir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 72/3. maddesi gereğince takipten sonra açılan menfi tespit davasında mahkemenin ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilmeyecek olması, mevcut bir durumda meydana gelebilecek değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın veyahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde ihtiyati tedbir kararı verilebilecek olması, ihtiyati tedbir talep eden tarafın dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorunluluğu bulunması; talep eden tarafından ortaya konulan delillerle geçici hukuki koruma için yaklaşık ispata yeter mahiyette olması, muhtemel menfi tespit davası kazanılsa dahi sonuçsuz kalmasının önlenmesi amacıyla ve gecikmesinde sakınca görülmesi nedeniyle, menfaatler dengesi de göz önünde bulundurularak, teminat karşılığında icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesi şeklinde ihtiyati tedbir kararı verilmesi..." şeklinde karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davaya konu senette müvekkili firma yetkilisi ... imzasının bulunmadığını, böyle bir senetten müvekkilinin haberinin olmadığını, şüpheliler hakkında resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçları ile ilgili Alanya Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını ... soruşturma dosyası üzerinden soruşturmanın devam ettiğini, senedin gerçeğe aykırı bir şekilde geriye doğru olarak tanzim edildiğini, keşideci olarak görülen ... 02/04/2015 tarihinde hissesini devrederek ortaklıktan ayrıldığını, şirketle ilişkisi sona erdikten 8 yıl sonra boşanma aşamasında danışıklı olarak sahte resmi belge üreterek müvekkili şirketi aleyhine icra takibine girişildiğini, bonoda kullanılan kaşenin sonradan yaptırılarak senet üzerine basıldığını, bononun sahte olup kaşe ve imzanın müvekkili firmaya ait olmadığını, Alanya Ticaret ve Sanayi Odasına müzekkere yazıldığında müvekkili firmanın 2016 yılı öncesinde mernis numarasının bulunmadığının anlaşılacağını, yasal süresi içerisinde borca ve imzaya itiraz ederek sahtelik iddiasında bulunduklarını, bu nedenle HMK'nın 209/1. ve ilgili maddeleri gereği takibin durdurulması gerektiğini, Yargıtay içtihatlarında bu yönde olduğunu, yasal süresi içerisinde müvekkili firmaya yapılmış bir protestoda bulunmadığını, icra takibinin ve satış işleminin tedbiren durdurulmasını istinaf nedenleri olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
İstinafa konu ara karar, ..... tarihli ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulüne icra takibinin durdurulması talebinin reddine ilişkindir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
HMK'nın 359/3 maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK'nın 355/1 maddesi gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
Davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1. b. 1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
-
492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 427,60 TL maktu istinaf karar harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
-
Davacının istinaf başvurusu nedeniyle yaptığı yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
-
Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince ilgilisine İADESİNE,
-
İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davalı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
-
Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oyçokluğuyla, 6100 sayılı HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Davacı vekili, müvekkili şirket adına bonoyu imzalayan diğer takip borçlusu ile davalı alacaklının danışıklı olarak gerçekleştirdikleri dolandırıcılık ve sahtecilik iddiasına dayalı olarak, müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine ve hakkındaki takibin ihtiyati tedbir yolu ile durdurulmasına karar verilmesini talep etmiş; İlk Derece mahkemesi İcra ve İflas Kanunun 72/3. Maddesi gereğince takipten sonra açılan menfi tespit davasında mahkemenin ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilemeyeceği gerekçesiyle takibin durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir talebinin reddine, teminat karşılığı icra veznesine girecek paranın alacaklıya ihtiyati tedbir yoluyla ödenmemesine karar vermiştir.
Davaya konu takibe dayanak bono, 01/03/2015 keşide, 01/12/2021 vade tarihli 600.000,00 EURO bedelli olup; takibe, bononun vade tarihinden yaklaşık 2 yıl sonra 16/10/2023 tarihinde girişildiği görülmektedir.
Uyuşmazlık, takipten sonra açılan menfi tespit davası üzerine takibin ihtiyati tedbir yolu ile durdurulup durdurulamayacağı hakkındadır. Yargıtay, takipten sonra açılan menfi tespit davası üzerine ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulamayacağı görüşündedir. Gerekçesi ise imzaya itirazın ayrıca İİK'da düzenlenmiş olması ve İİK nın 72/3 maddesinin böyle bir tedbir kararı verilmesine imkan vermemesidir. İcra İflas Kanunu çerçevesinde Yargıtay'ın bu değerlendirmesi doğru ise de, kanun hükmü, hak arama hürriyetini, mahkemeye erişim hakkını kısıtlaması ve dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlal edilebilmesine sebebiyet verebilmesi sebebiyle Anayasaya aykırıdır. Öte yandan Anayasanın 90. Maddesi gereğince usulüne uygun olarak onaylanmış uluslar arası sözleşmelerin kanuna aykırı hükümlerinin varlığı halinde (ve aynı bağlamda Anayasaya aykırı olması halinde) bu kanun hükümlerinin ihmal edilerek sözleşme (ve Anayasa) hükümlerinin uygulanması gerekir. Ancak durumun bu şekilde değerlendirilmesi halinde mahkemece aynı zamanda kanunun iptali için Anayasa Mahkemesine de gitmelidir.
Şöyle ki; Mahkemeye erişim hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. ve 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 36, 40/2 ve 125/I maddelerinde düzenlenmiştir. Anayasanın 36. Maddesine göre “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Mahkemeye erişim hakkının temin edilebildiğinden söz edilebilmesi için ilgili tarafa, uyuşmazlık konusu hususla ilgili taleplerini mahkeme önüne getirebilme ve mahkemenin de getirilen uyuşmazlığa bağlı taleple ilgili gereken kararı verebilme yetkisinin olması gerekir. Bu da ancak ilgili talebin etkili bir şekilde kullanılabilmesinin sağlanmısı ve kanunların da ilginin mahkemeye başvuru hakkını kısıtlayan fiili (öngörülen harç ve masraflar gibi) ve hukuki engelleri kaldırmasını hatta hakkın etkin bir şekilde kullanılabilmesi için yasal yolların oluşturulmasını gerektirir. Bu anlamda kanunların etkili başvuru hakkını da temin etmesi gerekir. Sözleşmenin 13. Maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı, mahkemeler bağlamında da geçerli olup temini, geniş bir koruma sistemi gerektirir.
Mahkemeye erişim hakkı, o hususun dava konusu edilebilmesi yanında dava konusu edilen hususla ilgili ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz gibi geçici hukuki korumaların da etkili kullanılmasının sağlanmasını, bu geçici hukuki korumaların kullanılmasının hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlanmamasını gerektirir.
AYM ve AİHM çeşitli kararlarında, mahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlamaların, “söz konusu hakkın özünü bozacak bir biçimde veya kapsamda bireyin mahkemeye erişimini kısıtlamaması gerektiğini, sınırlamanın meşru bir amaca hizmet etmediği ve kullanılan araçlar ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisinin bulunmadığı durumların Sözleşme’nin 6. maddesiyle bağdaşmayacağını” belirtmiştir.
AYM. çeşitli kararlarında, Anayasanın 36. Maddesinde belirtilen “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü ile mahkemeye erişim hakkının güvence altına alındığını, bu hakkın, “bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına” gelip mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, önemli ölçüde etkisizleştiren, aşırı derecede zorlaştıran, sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edeceğini ifade etmiştir.
Somut uyuşmazlığa gelince, davacı İİK’nın 72. maddesi kapsamında hakkındaki icra takibine geçilmesinden sonra açtığı menfi tespit davasında, ….. hile, tehdit, bedelsizlik, imza inkarı, tahrifat …. gibi sebeplerle borçlu olmadığının tespitini isteyebilmektedir. Davacı aynı zamanda hakkında yürüyen bir icra takibi ile de karşı karşıyadır. Bunlardan, hile, tehdit, bedelsizlik, sahtecilik iddiaları ceza yargılamasını da gerektirmektedir. Davacının bu gibi durumlarda hakkında bir icra takibine girişilmeden alacak iddiasında bulunan kişiyi tespitle İİK’nun 72/2. maddesinde düzenlenen takip öncesi menfi tespit davasını açması da fiilen mümkün olmamaktadır. Bu fiili imkansızlık özellikle hakkındaki takip bir kambiyo senedine dayalı ise daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Mahkemeye erişim ve etkili başvuru hakkını kısıtlayan İİK’nın 72/3. maddesi hükmü ise “İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.” şeklindedir. Görüldüğü gibi, takip sonrası açılan menfi tespit davasında davacı mahkemeden yanlızca teminat karşılığı icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmemesini isteyebilecektir. Mahkemenin bu yönde vereceği tedbir kararı üzerine davacı mahkeme veznesine gereken teminatı yatırdıktan sonra, takibe konu alacak miktarı kadar parayı da icra veznesine yatıramaz ise alacaklının borçluya ait malları sattırması mümkün hale gelmektedir. Buradaki bir diğer ayrıntı da korkutma, hata ve hile durumlarında takip alacağının miktarının alacaklının insiyatifine terk edilmiş olması sebebiyle teminat miktarının dahi depo edilemeyecek bir miktar olabilmesidir. Bu ise davacının mahkemeden etkili bir şekilde korunmasını isteme hakkını, yani mahkemeye erişim hakkını kısıtlamaktadır.
Öyle ki, kimi durumlarda menfi tespit davasına konu husus aynı zamanda ceza yargılamasına da konu olmaktadır. Bu durumda hukuk mahkemesi hakiminin ceza mahkemesinde yapılan yargılamanın sonucunu beklemesi gerekir. Bu bekleme dosya için periyodik duruşma tarihleri verilmesi veya dosyanın ceza davası sonuçlanıncaya kadar bekletilmesine ilişkin bir ara kararı verilmesi suretiyle yapılır. İşte bu durumda ceza mahkemesinde davalı hakkında verilen mahkumiyet hükmü kesinleşleştiği halde hukuk mahkemesindeki duruşma gününün gelmemesi veya taraflardan birinin meşru bir mazereti sebebiyle duruşmanın ertelenmesini istemesi halinde mahkeme bu mahkumiyet kararına rağmen kanunun bu hükmü gereğince satış işlemlerini durduramayacağı gibi hacizleri de kaldıramayacağından davacının mülkiyet hakkının ihlal edilmesi, hatta ileride haklılığı ispat edilse dahi alacağını geri alma imkanı kalmaması söz konusu olmaktadır.
Bir diğer sorun da, davalının yargılandığı ceza mahkemesinde duruşmalardan kaçması ve hatta yargılamayı akamete uğratmak için kendisi yurt dışına çıktıktan sonra takibe geçilmesini sağlayarak ceza zamanaşımı süresinin dolmasını sağladığı durumlarda da kanunun belirtilen hükmü karşısında mahkeme takibi durduramadığından davacının mülkiyet hakkının ihlaline yol açmaktadır.
Belirtilen tüm bu sebeplerle, öncelikle kanun hükmünün anayasaya aykırılığı sebebiyle somut norm denetimine gidilmesi gerektiğinden, takibe dayanak bono bedeli dikkate alındığında bononun düzenleme tarihi ile vade tarihi arasındaki 7 yılı yakın bir sürenin olması, vade tarihinden yaklaşık 2 yıl sonra takibe geçilmiş olması karşısında HMK’nın genel hükümleri çerçevesinde ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılmadım.
...
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:38:25