Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/1149 E. 2024/124 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2023/1149
2024/124
13 Şubat 2024
T.C. Ankara Batı ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/1149 Esas - 2024/124
T.C.
Ankara Batı
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR
TÜRK MİLLETİ ADINA
ESAS NO : 2023/1149 Esas
KARAR NO : 2024/124
HAKİM :
KATİP :
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI : 1-
VEKİLİ :
DAVALI : 2-
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 06/11/2023
KARAR TARİHİ: 13/02/2024
K. YAZIM TARİHİ: 23/02/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'un sevk ve idaresinde ki ... plakalı aracın 11.04.2023 tarihinde trafik kazasına karıştığını, kaza sonrası tutulan kaza tespit tutanağına göre kazanın meydana gelmesinde karşı yan sürücüsü ...'ın tam kusurlu olduğunu, müvekkilinin ise herhangi bir kusuru bulunmadığını, kaza nedeniyle müvekkilinin aracının hasar gördüğünü ve ciddi anlamda değer kaybına uğradığını, bu zararlarının tazmini amacıyla davalı tarafın sigorta şirketi olan ... Türk Sigorta Şirketine yapılan başvuru sonucu müvekkiline 20.000,00TL değer kaybı ödemesi yapıldığını, ancak bakiye alacak kısmının sigorta limiti dolduğu için sigorta şirketinden tahsil edilemediğini beyan ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 100,00TL bakiye değer kaybı tazminatının, karşı araç işleteni ve sürücüsü olan davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı ... Şti vekili cevap dilekçesinde özetle; Kaza sonrası tutulan trafik kazası tespit tutanağının meydana gelen kazada taraflara kusur izafe edilmesi için yeterli ve geçerli bir dayanak olmadığını, bu nedenle mahkemece kusur incelemesi yaptırılması gerektiğini, davacının kusur iddialarını kabul etmediklerini, müvekkili şirketin herhangi bir kusurunun söz konusu olmadığını, kusursuz sorumluluğun şartlarının oluşmadığını, arabuluculuk sürecinde kazaya sebebiyet verdiği iddia edilen aracın sigorta şirketinin davaya dahil edilmediğini, açılan iş bu davayı kabul etmediklerini ve usulden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, ayrıca davacı yanın sigorta şirketince zararlarının karşılandığını beyan etmesi karşısında müvekkiline dava açmasının kötü niyetli olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Kaza sonrası tutulan trafik kazası tespit tutanağının meydana gelen kazada taraflara kusur izafe edilmesi için yeterli ve geçerli bir dayanak olmadığını, bu nedenle mahkemece kusur incelemesi yaptırılması gerektiğini, davacının kusur iddialarını kabul etmediklerini, 11.04.2023 tarihinde ramazan ayında oruç olduğunu beyan eden davacının saat 08.39 sularında hem uykusuzluk hem açlık durumunun göz önünde bulundurulması gerektiğini, ayrıca davacının yaşı, sağlık durumunun kusurlu bir şekilde araç sürmesine sebebiyet verdiğini düşündüklerini, müvekkili şirketin herhangi bir kusurunun söz konusu olmadığını, kusursuz sorumluluğun şartlarının oluşmadığını, arabuluculuk sürecinde kazaya sebebiyet verdiği iddia edilen aracın sigorta şirketinin davaya dahil edilmediğini, açılan iş bu davayı kabul etmediklerini ve usulden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, ayrıca davacı yanın sigorta şirketince zararlarının karşılandığını beyan etmesi karşısında müvekkiline dava açmasının kötü niyetli olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE :
Dava, trafik kazası nedeniyle oluşan değer kaybı bedelinin işleten ve sürücü olan davalılardan tahsili talebine ilişkindir.
Eldeki dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01/07/2012 tarihinden sonra, 19/04/2023 tarihinde açılmıştır. Burada öncelikli olarak Asliye Ticaret Mahkemesinin davaya bakmakla görevli olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için ya tarafların tacir olması ve uyuşmazlık konusu işin tarafların her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir. Örneğin, ödünç para verme işlemlerine ilişkin uyuşmazlıklar Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, iflas davaları ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 154 ve devamı maddeleri hükmünce ticari dava sayılır. Buna karşılık Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari dava vasfını kaybedecektir.
Diğer taraftan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay’ca re'sen incelenir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/4. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri'ne açılan ticari davalarda görev kuralına dayanılmamış olması, Asliye Ticaret Mahkemesi'ne görevsizlik kararı verilmesini gerektirmeyecektir. Başka bir anlatımla, yargı çevresinde Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmayan yerlerde bir ticari uyuşmazlığın çözümü için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne genel mahkeme sıfatıyla dava açılması halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilmeksizin işin görülmesi gerekir. Buna karşılık, kanun aksi durumu düzenlememiş olduğundan, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ticari olmayan bir davayı Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla görmüş olması açıkça bozmayı gerektiren bir usule aykırılık halini oluşturmaktadır.
Bu durumda, davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nce görülüp karara bağlanabilmesi için uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması ve bu bağlamda tarafların her ikisinin birden tacir olması zorunludur.
Eldeki davada uyuşmazlık, temelinde haksız fiile dayalı tazminat istemine ilişkin olup, davanın taraflarından davacı ve davalı ... tacir değildir. Dava konusu araç ticari nitelikte de değildir. Ayrıca dava sigorta şirketinin hasım gösterilmemesi nedeniyle mutlak ticari dava niteliğinde de değildir. Bu durumda ihtilafın TBK'da düzenlenen hükümler çerçevesinde çözümlenmesi gerekir.
Tüm dosya kapsamı, yukarıda açıklanan yasal mevzuat ve yerleşik Yargıtay uygulamaları birlikte değerlendirilerek; taraflar arasındaki temel ihtilafın haksız fiilden kaynaklandığı, davanın taraflarından davacının ve davalı ...'ın gerçek kişi olduğu, tacir olmadığı, sigorta şirketine husumet de yöneltilmediği, aracın ticari olmadığı bu itibarla 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesi hükmünce davayı ticari dava saymak ve Asliye Ticaret Mahkemesini görevli kabul etmenin mümkün olmadığı, ihtilafın genel hükümler çerçevesinde Asliye Hukuk Mahkemesince çözümlenmesi gerektiği, görev hususunun davanın her aşamasında dikkate alınabileceği sonuç ve kanaatiyle göreve ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğundan HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
Göreve ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğundan 6100 Sayılı HMK'nun 114/1. c ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine,
-
Karar kesinleştiğinde ve yasal sürede başvurulması halinde dosyanın görevli Ankara Batı Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
-
6100 Sayılı HMK'nun 331/2 madde gereğince süresi içerisinde müracaat yapıldığı takdirde yargılama giderlerine gönderilen mahkemece dikkate alınmasına,
-
Kararın kesinleşmesinden itibaren 6100 Sayılı HMK'nun 20/1. son cümle gereği dosyanın iki haftalık süre içerisinde görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesinin istenilmemesi halinde DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASINA karar verilmesi için dosyanın yeniden ele alınmasına,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize sunulacak, yahut mahkememize gönderilmek üzere bir başka mahkemeye ibraz edilecek bir dilekçeyle başvuru yapılmak suretiyle, Ankara Bölge Adliye Mahkemeleri ilgili Hukuk Dairesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.13/02/2024
Katip Hakim
e-imza e-imza
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:45:12