Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi
bam
2023/1131
2024/802
26 Eylül 2024
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 31. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1131 - 2024/802
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
31. HUKUK DAİRESİ
(İnceleme Aşamasında / Duruşmasız)
(HMK. 353/1-a.4,6 Maddesi Uyarınca Kararın
Kaldırılarak Mahkemesine Gönderilmesi)
ESAS NO : 2023/1131
KARAR NO : 2024/802
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/05/2023
NUMARASI : 2022/660 Esas - 2023/374 Karar
DAVACILAR
VEKİLİ :
DAVALI :
DAVANIN KONUSU : Eser Sözleşmesine Dayalı Alacak
KARAR TARİHİ : 26/09/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 30/09/2024
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesine dayalı alacak istemine ilişkin davada mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacılar vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme neticesinde;
İDDİA :
Davacı vekili; yüklenici davalı ... Taahhüt İnşaat ve Ticaret A.Ş. İhale konu işlerinin; askeri tesislerin İnşaatı olmasına rağmen davalı ... Başkanlığından izin alınmaksızın davalı ... İnşaat Taahhüt Şirketine taşere ettiğini, ihale konusu yapım işlerini, müvekkili ... ile ... şirketi adına vekaleten anlaşması ve sözleşme akdetmesi sonucunda dava husumeti sağlandığını, davalılar ... ve ... Şirketi'nin ihale konusu yapım işinde çalışacak işçilerin SGK'ya girişlerini kendi şirketleri üzerinden yaptıklarını işi kendi bünyesindeki çalışanlarla yapıyor gibi gösterdiklerini, çalışan işçilerin görünürde davalıların çalışanı olarak gösterilmesi ancak özünde müvekkilerin emir ve talimatları doğrultusunda çalışması, muvazaalı iş akdinden ibaret olduğunu, müvekkili ... kendisine yaptırılan işlerin sonuna geldikleri sırada düzensiz dahi olsa ödenen hakedişlerin artık ödenmemesi nedeniyle davalıları uyardığını, davalı ... şirketinden kendisinin işçi olarak çalıştığı bu nedenle hakedişlerin kendisine ödenmeyeceği gerekçesiyle iş akdi istifa olarak çıkışının verildiğini, davalı ... şirketinin müvekkili ... için ihtiyari arabuluculuk sürecini başlattığını ve arabuluculuk sürecinde müvekkili adına sahte imza atıldığını ileri sürerek, ihale konusu projede bulunan ve müvekkillerce gerçekleştirilen ancak bedeli ödenmeyen tüm iş bedellerini ve muaccel olduğu tarihten işleyecek avans faizlerini, imalat bedellerindeki birim fiyatlarından kaynaklanan bilumum bedel fark alacaklarını, cari hesap alacaklarını ve muaccel olduğu tarihten itibaren işleyecek avans faizlerini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla talep edilen tüm alacak ve ferileri bakımından 10.000,00 TL'nin avans faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, yargılama giderlerinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA :
Davalı ... vekili; davaya bakma görevinin Ankara asliye hukuk mahkemelerine ait olduğunu, görevsizlik nedeni ile davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesini, dava dilekçesinde bahsi geçen işe ilişkin sözleşmenin, anahtar teslimi götürü bedel sözleşmesi olduğunu, ihale makamı konumunda bulunan idarelerinin asıl işveren olarak nitelendirilmesinin hukuken doğru olmadığını, iş bu davanın idarelerinin pasif husumet ehliyetinin bulunmaması nedenine binaen de reddine karar verilmesini, davacı ile diğer davalı ... İnşaat Ltd. Şti. İle idareleri arasında hukuki ve fiili hiç bir bağlantı olmadığını, adı geçen kişilerle aralarında dava konusu işin yapılmasına yönelik herhangi bir anlaşma yapılmadığını, davacı tarafın yüklenici firma ile kendi arasına akdedilen sözleşmeden kaynaklandığını iddia ettiği nispi alacağını taraflarından talep edemeyeceğini, yapılan imalatların bedelini zaten yüklenici firmaya ödemiş olduklarını, hiç bir hukuki ilişkisi bulunmayan davacıya ödemede bulunmalarının hukuken düşünülemeyeceğini savunarak, davanın iş bölümü, husumet ve zaman aşımı yönlerinden bunun mümkün olmaması halinde esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... Taahhüt İnşaat ve Tic. A.Ş. vekili; müvekkili şirketin davacılar ile hiçbir ticari ilişkisi bulunmadığını, bu nedenle müvekkili şirketin işbu davada hasım olamayacağını, husumet itirazında bulunduklarını, davacıların dava dilekçesinde işin ... tarafından alındığını, ...'e taşere edildiğini, ...'in de kendilerine taşere ettiğini bildirmişlerse de bu iddianın doğru olmadığını, işin ihalesinin müvekkili şirket tarafından alındığını, ihaleye konu işin müvekkili şirket tarafından yapıldığını, ... ihale dosyasından durumun tespit edilebileceğini, müvekkili şirketin işin taşere edildiğini gizlemek için ve vergi ödemekten kaçınmak için işçileri kendi işçisi gibi gösterdiği iddiasının doğru olmadığını, müvekkili şirketin işe başlarken şantiye için SGK'da dosya açıldığını, ... ile duvar işleri alt taşeronluk sözleşmesinin imzalanmasını takiben bu dosya altına ... işçileri için aracı taşeron dosyası açıldığını, ...'in tüm hakedişler için fatura kestiğini, faturaların KDV'sinin ödendiğini, ihale konusu işi müvekkili şirketin yaptığını, müvekkili şirketin taraf sıfatı olmadığını savunarak, davanın müvekkili yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... İnş. Taah. Oto. Gıda ve Mob. Tic. Ltd. Şti. Vekili; dava dilekçesinin aksine, ... Taah. A.Ş. İle müvekkili şirket arasındaki taşeronluk ilişkisinin gizli olmadığını, vergi kaçırma amacı olmadığını, müvekkili şirket tarafından damga vergisi beyannamesi sunulduğunu ve damga vergisi ödendiğini, müvekkili şirketi yetkililerinden ... ve ... ile davacı ...'in yakın akraba olduklarını, aralarında alt taşeronluk sözleşmesi imzalandığını, ... Taah. A.Ş. Müvekkili şirketin alt taşeron kullanmasına izin vermeyince müvekkili ile davacı ... İnş. Ltd. Şti. Arasındaki alt taşeronluk sözleşmesinin ifa edilemediğini, davacının bulunduğu işçiler de dahil olmak üzere şantiyede çalışan tüm işçilerin sigortaları müvekkili şirket adına yapıldığını, işçiler müvekkili şirket bünyesinde müvekkili şirket yetkililerinin emrinde çalıştığını ve maaşları müvekkili şirket tarafından ödendiğini, ...'in alt taşeron olarak değil; ustabaşı olarak çalıştığını, müvekkili şirketin sigortalı işçisi olduğunu, aralarında eser sözleşmesi olmadığını, ...'in müvekkili şirket için dönem dönem bulduğu, müvekkili şirkette çalışan bir kısım işçilerin yaptığı işler nedeniyle aradaki akrabalık ilişkisi nedeniyle rencide olmaması için hakediş kaydı düşülerek maaşına ilave ücret aldığını, davalılardan ... Ltd. Şti. İle müvekkili şirket arasında bir alt taşeronluk sözleşmesi imzalanmış ise de açıklanan nedenlerle ... Taah. A.Ş.'nin bu sözleşmenin ifasına izin vermemesi nedeniyle alt taşeronluk sözleşmesinin uygulanmadığını, davacıların alt taşeronluk işinin gizli tutulması için davacı ...'in ve işçilerin müvekkili ... Ltd. Şti.'nin işçisi olarak bildirdiğini, işi kendileri yaptığı halde muvazaalı olarak işi ... yapmış gibi gösterildiğini iddia ettiğini, müvekkili şirketin muvazaalı işlem amacıyla hareket etmediğini, davacıların delil sunmadıkları gibi iddialarını da somut olay ve belgelere dayandıramadıklarını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; "Dava; eser sözleşmesinden kaynaklı alacak davası olduğuna ilişkindir.
Davacı tarafından şirket adına hareket ederek işlemler yaptığını, şirket yetkilisi olduğunu iddia ederek, eser sözleşmesinden kaynaklı bulunduğunu, davalıların KDV ve diğer giderleri ödememek amaçlı kendisini işçi gibi gösterdiğini, oysa şirket yetkilisi ve sahibi olduğunu iddia ederek, alacak davasını ikame ettiğini belirtmiştir.
Dosyamıza davacının SGK hizmet dökümü ile işveren listesi kazandırılmış, davacının davalı ... İnşaat Ltd. Şti. Firmasında dava konusu işlerin görüldüğü Mart-2021-Nisan/2022 dönemlerinde işçi olarak çalıştığı anlaşılmıştır.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 18 inci maddesi ile aynı doğrultuda düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 19 uncu maddesi uyarınca, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri esas alınır ve borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz. Türk Hukuk Lûgatında muvazaanın "Anlaşmalı saptırma, gerçek dışı durumlara gerçekmiş niteliğini kazandırma işlemi; hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belge; danışıklı işlem" (Türk Hukuk Lûgatı Türkçe-Türkçe, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 819) şeklinde yapılan tanımından hareketle muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları olarak ifade edilebilir. Bir diğer deyişle, irade açıklamasında bulunan taraflar bu açıklamanın sonuç doğurmaması konusunda anlaşmışlar, yalnız gerçek bir hukuki işlemin bulunduğu görünüşünü yaratmayı istemişlerse muvazaadan söz edilir. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada, görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır. Kural olarak hiç kimse kendi muvazaasına dayanarak bir hak talep edemez. Kaldı ki böyle bir hak talebi herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunamayacağını belirten 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2 nci maddesine de aykırıdır.
Davacı kendi muvazaasına dayanarak hak talebinde bulunmaktadır. Yargıtayın içtihat ve kararlarına yansıdığı kadarıyla muvazaalı işlemin tarafı kendi muvazaasına dayanarak hak talep edemez. Davacının davalı şirketlerde işçi olarak çalışması, davacı şirkette temsil yetkisinin bulunmaması, muvazaalı olarak sözleşmeleri imzalamış bulunması nedenleriyle davanın reddi gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde; müvekkili ...'in, müvekkili ... inşaat şirketini temsile yetkili olduğunu, ...'in, davalılardan ... İnşaat ile aktettiği sözleşmeyi ... İnşaat şirketi adına aktettiğini, müvekkilinin ... İnşaat şirketi adına tahsilat yaptığını, yerel mahkemece bu durumun hatalı değerlendirildiğini, Davalı ... Şirketi yetkilisi tarafından, davalı ... şirketi adına müvekkili ...'e müvekkili ... İnşaat şirketi ile olan sözleşme bedellerini eksik ödediğini, Davalı ... şirketinin, önce müvekkili ... İnşaat şirketi ile sözleşme yaparak, daha sonra işin ... şirketi tarafından üçüncü kişilere taşere edilmesine müsaade edilmediğini gerekçe göstererek, müvekkili ... ile yapılan sözleşmenin uygulanmadığını savunmasının hakkın kötüye kullanılmasına delil teşkil ettiğini, yerel mahkemece eksik inceleme ve araştırma neticesinde verilen kararın hatalı olduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Davacı taşeron, davalı ... iş sahibi, davalı ... şirketi yüklenici, davalı ... şirketi ise alt yüklenicidir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş olup, hüküm davacılar tarafından istinaf edilmiştir.
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Eser sözleşmesi, karşılıklı edimleri içeren bir iş görme akdîdir. Yüklenicinin edimi, eseri meydana getirmek ve iş sahibine teslim etmek, iş sahibinin karşı edimi ise teslim edilen eserin bedelini ödemektir. Eser sözleşmesinin varlığı halinde, yüklenici işi sözleşme, fen ve sanat kurallarıyla iş sahibinin beklediği yararı gözeterek imal edip teslim ettiğini, iş sahibi ise iş bedelini ödediğini ispat etmek zorundadır. (Yargıtay (kapatılan) 15. Hukuk Dairesi, 2021/3130 Esas, 2021/2836 Karar)
1. Davalı ... vekili cevabında davalı ... şirketinin yüklenici olduğunu, diğer davalılar ile aralarında hukuki bir ilişki olmadığını bildirmesine rağmen, Mahkemece davalı iş sahibinin davaya konu sözleşme ile ilgili ihale dosyası örneği getirtilmeden eksik inceleme ve araştırma sonucu karar verilmesi hatalı olmuştur. Söz konusu ihale ile ilgili tüm belge örnekleri ...'ndan temin edilip incelenmelidir.
2. Taraf sıfatı, bir başka deyişle husumet ehliyeti, dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı aktif husumeti, davalı sıfatı ise pasif husumeti karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatının bu anlamda önemli özelliği ise, def'i değil itiraz niteliğinde olması nedeniyle taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve taraflar ileri sürmemiş olsalar bile mahkemece re'sen nazara alınmasıdır. Mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa davanın esası hakkında bir karar verilemeyeceğinden, dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu subjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olduğundan taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için def’i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir itiraz niteliğindedir.
Somut uyuşmazlık yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde değerlendirildiğinde; davacı ...'in davacı şirketin yetkili temsilcisi olmadığı, ancak taşeron sözleşmesine şirket adına imza attığı, dava dilekçesi ekindeki vekaletnamelere göre de, bu kişinin ticari vekil konumunda bulunduğu anlaşılmaktadır. Ticari vekil konumundaki bu kişinin şirket adına imzaladığı sözleşmeler şirketi bağlayacaktır. Bu itibarla davacı şirketin iş bu davada aktif husumeti olacaktır. Ne var ki ...'in şahıs olarak aktif husumeti bulunmamaktadır. Davalı ...'ndan getirtilecek belgeler ...'nın husumet konusundaki savunmasını doğrular ise bir başka ifadeyle ... ile davacılar arasında bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığı anlaşılır ise davalılar ... ve ... aleyhine açılan davaların pasif husumet noktasından reddi gerekecektir.
3. Mahkemece her ne kadar davanın esastan reddine karar verilmiş ise de, mahkemenin gerekçesi somut uyuşmazlığa uygun düşmemektedir. Bu nedenle mahkemece davacı şirketin davalı alt yüklenici ... Ltd. Şti. aleyhine açtığı dava esastan incelenmelidir. Bu bağlamda taraflar arasında imzalanan 04/12/2020 tarihli taşeron sözleşmesi çerçevesinde tarafların yükümlükleri irdelenmeli, bu yükümlüklerin gereklerinin yerine getirilip getirilmediği belirlenmeli, davacı şirketin davalı ... şirketine yaptığı iş bedeli sözleşme esas alınarak saptanmalı, davalı şirketin yaptığı ödemeler gözetilmeli ve sonucunda davacı şirketin davalı ... şirketinden talep edebileceği bir alacağı olup olmadığı ortaya çıkarılmalıdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle eksik inceleme ve değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli olmadığından, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esası incelenmeksizin kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.4,6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde incelenip karara bağlanması için kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1. Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2. Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/660 Esas, 2023/374 nolu kararının HMK'nın 353/1. a.4,6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
3. Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde incelenip, karara bağlanmak üzere mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4. İstinaf başvurusunda bulunan tarafça yatırılan, istinaf karar harcının talep halinde yatırana iadesine,
-
İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ve istinaf başvuru harcının ilk derece mahkemesince verilecek yeni kararda dikkate alınmasına,
-
İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından davacılar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
-
Dosya kapsamında icranın geri bırakılması kararı alınabilmesi için yatırılan bir teminat bulunması halinde, İİK. 36/5 maddesi uyarınca ilgili icra müdürlüğünce teminatın yatıran tarafa iadesine,
-
Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 26/09/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan
E-imzalıdır
Üye
E-imzalıdır
Üye
E-imzalıdır
Katip
E-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:33:15