Ankara BAM 31. HD 2024/381 E. 2024/578 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi
bam
2024/381
2024/578
28 Mayıs 2024
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 31. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
31.HUKUK DAİRESİ
(İnceleme aşamasında / Duruşmasız)
(Başvurunun esastan reddi /HMK m.353/1-b-1)
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE ... MAHKEMESİ
TARİHİ : 02/02/2024
NUMARASI : ......
DAVANIN KONUSU : Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacak
KARAR TARİHİ : 28/05/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 03/06/2024
Davacılar vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, dairemize gönderilen dosyanın yapılan istinaf incelemesi sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İSTEM;
Davacılar vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; Davacıların oluşturduğu adi ortaklığın yapımını üstlendiği ........İşi nedeniyle 22/03/2017 tarihli sözleşme ve 19/03/2018 onay tarihli ek sözleşmelerde belirtilen, ayrıca aynı işe ait onaylı şartname ve projelerde gösterilen mal ve montajın onaylı proje ve şartnamelere göre yapımı, işletmeye alınması, yaptığı iş ve imalatların ...... teslimi hususunda taraflar arasında sözleşmeler akdedildiğini, davalı tarafından sözleşmeden kaynaklı yükümlülüklerin ihlal edildiğini, davalı tarafından düzenlenen faturalarda belirtilen işlerin yapılmamasına karşın davalının bir kısım faturalar nedeniyle davacı şirketler aleyhine Ankara 5. İcra Müdürlüğü'nün 2019/385 esas sayılı dosya üzerinde icra takibine başladığını, yapılan itiraz sonucunda Ankara 13. Asliye ... Mahkemesinin 2019/95 esas sayılı dosyasında görülen itirazın iptali davasında salt faturaların kayda alınması nedeniyle davalı lehine alacağın doğduğu yönünde hüküm kurulduğunu, kararın istinaf incelemesinde olup kesinleşmediğini, davalı tarafından düzenlenen bir kısım fatura içeriğinde belirtilen montaj hizmetinin verilmediğini ve borulama montajı yapılmadığını, otomasyon sistemlerinin devreye alınmadığını, teslim edildiği ileri sürülen bir kısım malzemelerin şantiye sahasında bulunmadığını, taraflar arasındaki sözleşmede "Satıcı (davalı) alıcıdan işin proje ve şartnamesini almış olup, bu proje ve şartnameye uygun olarak ... yapacaktır. Bunlara aykırı bir imalatın yapılmış olması halinde yenisiyle değiştirmeyi peşinen kabul etmiştir. İdareden onay almak ve idareye onayla ilgili her türlü test, rapor, belge ve bilgiyi bilabedel temin etmek zorunda olup, bunları yerine getirmediği takdirde sözleşme kendiliğinden fesholunur." hükmünün bulunduğunu, davalının sözleşmede düzenlenmiş olan proje ve şartnameye uygun ... koşulunu yerine getirmediğini, ayrıca sözleşmeye aykırı olarak test, otomasyon sistemlerinin devreye alınması yükümlülüklerini yerine getirmediğinden sistemin çalıştırılamadığını, iş sahibi idare tarafından binaların tesliminin ve kabulünün yapılamadığını, idarenin geçici kabul komisyonu tarafından eksiklikler belirlendiğini ve bu nedenle işin teslim alınmadığını, bunun üzerine davalıya Ankara 57. Noterliği'nin 12/11/2019 tarih ve .... yevmiye numaralı ihtarnamenin gönderildiğini, karşı tarafça ihtarnamelerine Ankara 58. Noterliği'nin 22/11/2019 tarih ve ..... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile cevap verildiğini, cevabı ihtarnamede "borç tarafınızdan ifa edilmediğinden bu şantiyenin devreye alma işlemi tarafımızdan henüz yapılmamıştır" açıklaması ile faturada belirtilen devreye alma yükümlülüğünün ihlal edildiğinin ikrar edildiğini, yine ihtarnameye göre bakır boruların sabitlenmediğinin ve frekans inventörlerinin çalışmadığının, devreye alma işlemlerinin yapılmadığının sabit olduğunu, davalı tarafından yerine getirilmeyen ve ayıplı ifa nedeni ile davalı nam ve hesabına olarak işlerin üçüncü kişilere yaptırma zorunluluğunda kalınması nedeni ile Beykoz 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2019/150 D.iş numaralı dosyasında delil tespiti yaptırıldığını, bilirkişi raporunda tarafların kusur oranı da göz önüne alınarak karşı taraftan 101.680,00 TL + KDV= 119.982,00 TL kesilmesi gerektiğinin bildirildiğini, raporda eksik tespit ve değerlendirmeler söz konusu olduğundan itiraz edildiğini, eksik ve kusurlu işlerin davalının nam ve hesabına........ Şirketine, bir kısmının ... ... Şirketine yaptırıldığını ve bedelinin davacı müvekkili tarafından ödendiğini belirterek davacıların fazla ödemeden doğan zararları nedeni ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 30.000,00 TL'nin ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davacılar vekili 17/11/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile HMK'nun 107/2. maddesi gereğince 30.000,00 TL olan taleplerini 119.982,00 TL'ye çıkarttıklarını bildirmiştir.
YANIT:
Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; Davacıların iddialarının kabulü anlamına gelmemekle birlikte, işbu davanın konusu ".......ile alakalı olarak davacı şirketlerin ortaklığını oluşturduğu ...... ile müvekkili şirketin imzalamış olduğu 22/03/2017 tarihli satış sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklar olduğunu, sözleşmeye konu ürün ve malzemelerin müvekkili şirketçe işveren olan davacı ortaklığa tam ve eksiksiz olarak teslim edildiğini, müvekkili şirketin üretici bir firma olduğunu, sahada bir ... veya saha montajı ve işçiliği yapmayacağını, bu işlerin ancak talep üzerine ücretli olarak yapılmakta olduğunu, ürünler sertifikalı olup kalite kontrolleri ve test raporları eksiksiz bir şekilde fabrikada yapılıp nihai ürün olarak şantiyeye sevk edildiğini, müvekkili şirkete süpervizörlük, devreye alma, servis gibi taleplerin, resmi interet sitesinden yazılı olarak veya müvekkili şirkete mail yoluyla talep gönderilerek yapılmakta olduğunu, ekte sunulan devreye alma formunda da açıkça yazdığı üzere "..... müvekkili şirkete ulaşmaması ve formda yazılan tüm kalemlerin tam ve eksiksiz olarak yerine getirilmemesi halinde başlamaz." dendiğini, bu devreye alma formunun, müvekkili şirketin resmi web sitesi olan "..." adresinden veya talep üzerine mail yoluyla elde edilebilmekte olduğunu, ancak tüm bu prosedür ve başvuruların yapılmamış olmasına rağmen işverenin sözlü talebi üzerine müvekkili şirkete ait ekiplerin şantiyeye çağrıldığını, süpervizörlük hizmeti ile birlikte adi ortaklık tarafından yapılması gereken işçilik hizmetlerinin de ücretsiz olarak verildiğini, müvekkili şirketin sözleşmede yer alan malzemeleri, sözleşme hükümlerine riayet ederek ve iyi niyetle tam ve eksiksiz olarak teslim etmiş olmasına rağmen, davacı şirketlerin oluşturduğu adi ortaklık tarafından müvekkili şirkete ödemelerin eksik yapıldığını, müvekkili şirketçe farklı tarihlerde davacılarla iletişime geçilmiş olmasına rağmen ödemelerin tamamlanmadığını, bahsi geçen eksik ödemeler sebebiyle müvekkili şirket tarafından Ankara 5. İcra Müdürlüğü'nün 2019/385 esas sayılı dosyasıyla davacılara karşı icra takibi başlatıldığını, karşı tarafın borca itiraz etmesi üzerine Ankara 13. Asliye ... Mahkemesinin 2019/95 Esas sayılı dosyasıyla itirazın iptali davası açıldığını ve davanın kazanıldığını, böylelikle davacıların sözleşmeye aykırı davranarak müvekkili şirkete yapmış oldukları eksik ödemelerin varlığı ve müvekkil şirketin haklılığının mahkeme kararıyla da sabit hale geldiğini, karşı tarafın istinaf kanun yoluna başvurduğunu, istinaf incelemesinin devam ettiğini, bu süreç içerisinde müvekkili şirketin sözleşmede belirtilen tüm malları teslim ettiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
Ankara 12. Asliye ... Mahkemesi'nin 02/02/2024 tarihli 2020/654 Esas 2024/68 Karar sayılı kararında özetle; Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan eksik ve ayıplı işler nedeni ile davacının zararlarının tazmini istemine ilişkindir.
Davacıların oluşturduğu adi ortaklığın yapımını üstlendiği ... ....nedeniyle 22/03/2017 tarihli sözleşme ve 19/03/2018 onay tarihli ek sözleşmelerde belirtilen, ayrıca aynı işe ait onaylı şartname ve projelerde gösterilen mal ve montajın onaylı proje ve şartnamelere göre yapımı, işletmeye alınması, yaptığı iş ve imalatların ..... teslimi hususunda sözleşmeler akdedildiği, davacı vekilinin davalı tarafından sözleşmeden kaynaklı yükümlülüklerin ihlal edildiğini, davalı tarafından düzenlenen bir kısım fatura içeriğinde belirtilen hizmetlerin verilmediğini, proje ve şartnameye uygun ... koşulunu yerine getirmediğini, test, otomasyon sistemlerinin devreye alınması yükümlülüklerini yerine getirmediğinden sistemin çalıştırılamadığını, davalı tarafından yerine getirilmeyen ve ayıplı ifa nedeni ile davalı nam ve hesabına olarak işlerin üçüncü kişilere yaptırma zorunluluğunda kalındığını belirterek davacıların fazla ödemeden doğan zararlarının tazmini istemi ile bu davayı açtığı görülmektedir.
Ankara 13. Asliye ... Mahkemesinin 2019/95 esas sayılı dosyasının incelenmesinde, davacının ... ... ... .... ... adi ortaklığı olup, eldeki davanın tarafları ile aynı olduğu,
Ankara 13. Asliye ... Mahkemesince 17/12/2019 tarih ve 2019/95 esas, 2019/863 karar sayılı karar ile "Davacı defterlerinin E-Defter olarak tutulduğu, E-Defter beratlarının süresinde yapıldığı, 2018 yılı Yevmiye Defterinin kapanış tastikinin süresinde E-defter beratı olarak yapıldığı, davalı ..... .... Şti defterlerinin kanuni şartları taşıdığı, faturaların taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, celp edilen BA-BS formlarında her iki tarafça bildirimde bulunulmuş olduğu görülmüştür. Davalı vekilince her ne kadar yerinde keşif yapılması talep edilmiş ise de; faturaların 2018 tarihli olup davalının eksik veya ayıplı iş olduğuna ilişkin bir ihtarnamesinin olmadığı, geçen süre nedeniyle mahallinde keşif yapılmasında hukuki yararın bulunmadığı, sevk irsaliyesinde teslim alan imzası kabul edilmemiş ise de, faturaların defterlere kaydının yapılıp vergi dairesine de bildirimde bulunulmuş olduğu, düzenlenmiş iade faturası ve buna ilişkin ileri sürülen haklı sebep iddiası ve ispatının olmadığı" gerekçesi ile "Davanın kabulüne, dava konusu faturaların her iki taraf defterlerinde kayıtlı olup her iki tarafça vergi dairesine bildirimde bulunulduğu, süresinde ayıp ihbarının olmadığı gözetilerek Ankara 5. İcra Müd.'nün 2019/385 sayılı dosyasında 50.512,85 TL'ye yönelik itirazın iptaline, alacak likit ve muayyen olduğundan asıl alacağın %20'si 10.102,57 TL inkâr tazminatının davalıdan tahsiline," karar verildiği, kararın davalı ... ... ... ... Ltd. Şti. vekilince istinaf edildiği, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi'nin 03/02/2022 tarih ve 2020/372 esas, 2022/109 karar sayılı kararıyla kesin olarak davalı ... ... ... ... Ltd. Şti. vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği ve bu şekilde Ankara 13. Asliye ... Mahkemesinin 17/12/2019 tarih ve 2019/95 esas, 2019/863 karar sayılı kararının 03/02/2022 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Dava konusu uyuşmazlığın daha önce bir kesin hüküm ile (HMK m. 114/1-i) çözümlenmemiş olması dava şartıdır. Bu şart, olumsuz dava şartı olarak adlandırılır. Kesin hüküm (hem bireyler için hem de devlet için) hukukî durumda bir kararlılık ortaya koyar. Bununla hukukî güvenlik ve yargı erkine güven sağlandığından kesin hüküm kamu yararı ile doğrudan ilgilidir.
Kesin hükmün amacı kişiler arasındaki uyuşmazlıkların hem kesinleşme anı hem de gelecek için çözümlenmesidir. Bu amacın gerçekleşmesinde, hem davanın taraflarının hem Devletin hem de toplumun yararı vardır. Çünkü kişiler aralarındaki uyuşmazlığın kesin bir biçimde sonuçlanması için dava sırasında bütün olanaklarını kullanırlar ve dava sonucunda verilecek kararla artık bu uyuşmazlığın sona ermesini isterler. Bunda Devletin de yararı vardır. Çünkü Devlet mahkemelerin sınırsız bir biçimde aynı uyuşmazlık ile tekrar tekrar meşgul edilmesini istemez (Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder /Taşpınar Ayvaz, Sema: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2016, s. 664). Dava konusu uyuşmazlık hakkında kesin hüküm bulunuyorsa aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz.
Öte yandan kesin delil ise yanları ve hâkimi bağlayan, bu tip delillerle kanıtlanan olayın hukuksal doğru olarak kabul edilmesini gerektiren delillerdir. Hâkimin kesin delilleri takdir yetkisi yoktur. Bu biçimde ispatlanan hususu doğru kabul etmek zorundadır. Hukukumuzda kesin deliller sınırlı olup bunlar senet (HMK md. 200 vd), yemin (HMK md. 229) ve kesin hükümdür (HMK md. 303). Kesin hüküm de aynı konuda daha sonra açılan davada kesin delil oluşturur (Kuru, C. II, s. 2034 vd).
Kesin hüküm şekli anlamda kesin hüküm ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere ikiye ayrılır. Şekli anlamda kesin hüküm, sözü edilen karara karşı artık bütün olağan yasa yollarının kapandığı anlamına gelir. Bazı nihai kararlar verildikleri anda kesindirler (HMK md. 341 ve 362). Kanun yolu açık olan bir karar, bu yola başvurma süresi geçmekle de kesinleşir (HMK md. 345 ve 361). Öte yandan, istinaf yolu açık olan bir karar istinaf edilip sonucunda istinaf başvurusu reddedilmiş yahut istinaf başvurusu kabul edilerek esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmiş olup da (HMK md. 353/1-b ve 356) bu yönde verilen karar HMK md. 362 hükmünde belirtilen temyiz edilemeyecek bir karar ise Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile hüküm kesinleşir. Nihayet Bölge Adliye Mahkemesince verilen karara karşı temyiz yolu açık olup da (HMK md. 361) temyiz üzerine Yargıtay tarafından onanan veya düzelterek onanan (HMK md. 370) hükümler de kesinleşir. Kanun yoluna başvurmaktan feragat edilmesi halinde de verilen hüküm şekli anlamda kesinleşir.
Bir hüküm bir kere şekli anlamda kesinleşirse artık bu hükme karşı olağan yasa yollarına başvurulamaz. Bir kararın maddi anlamda kesinleşmesi için öncelikle şekli anlamda kesinleşmesi gerekir.
Maddi anlamda kesin hükmün koşulları HMK’nın 303/1. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre “Bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir”. Kesin hükmün ilk koşulu her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması, ikinci koşulu müddeabihin aynılığı, üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır. Kesin hükmün ikinci koşulu olan müddeabihin aynılığı, dava konusu yapılmış olan hakların aynı olmasıdır. Önceki dava ile yeni davanın müddeabihlerinin (konularının) aynı olup olmadığını anlamak için hâkimin, eski davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni davada ileri sürülen talep sonucunu karşılaştırması gerekir. Eski ve yeni davanın konusu olan maddi şeyler fiziksel bakımdan aynı olsa bile bu şeyler üzerinde talep olunan haklar farklı ise müddeabihlerin aynı olduğundan bahsedilemez.
Kesin hükmün üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebi, hukukî sebepten farklı olarak, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Öyle ise her iki davanın da dayandığı maddi vakıalar (olaylar) aynı ise diğer iki koşulun da bulunması hâlinde kesin hükmün varlığından söz edilebilir.
Kesin hüküm öncelikle (hükmü veren mahkeme de dâhil) diğer bütün mahkemeleri bağlar. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse mahkemeler aynı konuda, aynı dava sebebine dayanarak, aynı taraflar hakkında verilmiş olan hüküm ile bağlıdırlar; aynı uyuşmazlığı bir daha (yeniden) inceleyemezler (kesin hüküm itirazı) ve aynı konuya ilişkin yeni bir davada, önceki davada verilmiş olan kesin hüküm ile bağlıdırlar (Kuru, C. V, s. 5051- 5053).
Bununla birlikte maddi anlamda kesin hükmün içeriği bakımından da değerlendirme yapılması gerekmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki sebebi ve konusu aynı olan şekli anlamda kesinleşen her nihai karar daha sonra açılacak dava bakımından kesin hüküm ve kesin delil teşkil etmeyebilir. Gerçekten de ilk davada verilen hüküm, işin esası incelenerek verilmemiş ise daha sonra açılan dava bakımından kesin hüküm teşkil ettiğinden söz edilemeyecektir. Daha açık anlatımla ilk davada tahkikat aşamasına geçilerek işin esasına girilmiş, taraflarca getirilen tüm deliller incelenerek ve taraflara bu konuda izahat imkanı verilerek sonucu hakkında hüküm verilmiş ise işte bu hüküm artık taraflar arasında kesin delil ve kesin hüküm teşkil edebilir. Ancak ilk davada verilen karar esasa ilişkin değil de usuli sebeplere ilişkin ise taraflar arasındaki o dava konusu ve sebebine yönelik uyuşmazlık hakkında, tüm yönleri ile ele alınarak bir hüküm verilmediğinden işbu hüküm daha sonra açılacak dava bakımından kesin hüküm niteliğinde olmayacaktır.
Kesin hükmün bağlayıcılığı kural olarak hüküm fıkrasına münhasırdır ve gerekçeye sirayet etmez. Ancak gerekçe hükme ulaşmak için mahkemece yapılan hukuki ve mantıki tahlil ve istidlallerden (delillerden yargıya varma) ibaret kalmayıp, hüküm fıkrası ile ayrılması imkânsız bir bağlılık içinde bulunuyor ise istisnaen bu kısmın da kesin hükme dâhil olduğunu kabul etmek gerekir. Hangi gerekçenin hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı olduğu her olayın özelliğine göre belirlenir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.05.2018 tarih ve 2017/19-1628 Esas - 2018/1098 Karar).
Dosya kapsamına göre, tarafları aynı olan Ankara 13. Asliye ... Mahkemesinin 2019/95 esas sayılı davasında, eldeki davada dava konusu edilen, aynı eser sözleşmesinden kaynaklanan eksik ve ayıplı işlerin tartışıldığı ve "faturaların 2018 tarihli olup davalının eksik veya ayıplı iş olduğuna ilişkin bir ihtarnamesinin olmadığı, ... faturaların defterlere kaydının yapılıp vergi dairesine de bildirimde bulunulmuş olduğu, düzenlenmiş iade faturası ve buna ilişkin ileri sürülen haklı sebep iddiası ve ispatının olmadığı" gerekçesi ile davanın kabulü ile eldeki davanın davacılarının itirazın iptaline karar verildiği, kararın kesinleştiği, yine aynı sözleşme ve aynı sebeplere dayanılarak mahkememizde yeniden dava ikame edildiği açıktır. Buna göre HMK md. 303 hükmünde maddi anlamda kesin hükmün şartları olarak yer verilen "taraf", "sebep" ve "konu" unsurları davada gerçekleşmiştir.
Eldeki davada, davalı tarafından daha önce açılan itirazın iptali davasında dava konusu edilen alacak ile savunma olarak ileri sürülen eksik ve ayıplı işlerle ilgili olarak taraf delillerinin toplandığı, tüm bu deliller üzerine muhakeme aşamaları tamamlanmak suretiyle hüküm tesis edildiği ve nihayetinde işbu hükmün şekli anlamda kesinleştiği açıktır. Söz konusu hükmün gerekçesinde mahkeme tarafından eldeki davanın davacılarının eksik veya ayıplı işlerden dolayı alacaklı olup olmaması durumu ile ilgili olarak değerlendirmeler yapılıp, savunma yerinde görülmeyerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Öte yandan Ankara 13. Asliye ... Mahkemesinin 2019/95 esas sayılı davası kısmi dava şeklinde açılan bir dava da değildir.
Buna göre, önceki Ankara 13. Asliye ... Mahkemesi'nin 2019/95 esas sayılı davasında, taraflar arasındaki borç ilişkisi tüm yönleri ile tartışılıp hükme bağlandığından, gelinen noktada işbu davada verilen ve şekli anlamda kesinleşen hükmün eldeki dava bakımından da maddi anlamda kesin hüküm ve bu arada kesin delil tesirine sahip olduğunun kabul edilmesi gerekir.
Kesin hüküm, hükmü veren mahkeme de dâhil bütün mahkemeleri bağlar. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse mahkemeler aynı konuda, aynı dava sebebine dayanarak, aynı taraflar hakkında verilmiş olan hüküm ile bağlıdırlar; aynı uyuşmazlığı bir daha (yeniden) inceleyemezler; bu hâliyle kesin hüküm bir defi değil itirazdır. Bu şekilde eldeki davada ortaya çıkan kesin hüküm / kesin delil tesiri resen dikkate alınarak, açıklanan nedenlerle davanın reddine dair karar verildiği görülmüştür.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacılar vekili tarafından verilen 26.03.2024 tarihli istinaf kanun yolu başvuru dilekçesinde özetle; Mahkeme dosyasında dosyalarının davalısının davacı sıfatıyla hakkını aramışken, müvekkili şirketlerin aynı eser sözleşmesi kapsamında davacı sıfatıyla hakkını aramasının önüne geçilerek, daha önce tartışıldığından bahisle dava konusu edilemediğini, taraflarınca başvuru harcının dahi yatırılmadığını, konuların kesin hüküm gerekçesiyle reddedilmesinin "hukuki dinlenilme hakkının ihlali" hak arama özgürlüğünün engellenmesi olduğunu, eser sözleşmesinin, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme olduğunu, dava açılmamış bir konu hakkında, tam iki tarafa borç yükleyen eser sözleşmesi nedeniyle yüklenicinin açmış olduğu fatura nedeniyle alacak davasının kabul ile sonuçlanmasının aynı yüklenicinin eser sözlemesinden kaynaklı olarak borçları ve yükümlüğü bulunmadığı anlamını taşımadığını, her iki tarafın da aynı sözleşmeden kaynaklı haklarını talep ve dava edebileceğini, bir tarafın talep ve davasının kabul edilmesinin diğer tarafın davasının reddedileceği anlamını taşımayacağını, bir tarafın davasının kabulünün de karşı tarafın açtığı davada kesin hüküm teşkil etmeyeceğini, mevcut dava konularının ve istem sonucunun davalı ... klimanın müvekkilinden alacaklı olup olmadığının değil, müvekkilinin davalı ... klimadan eser sözleşmesi nedeniyle eksik ve kusurlu işlerin giderilmesi amacıyla, yüklenicinin nam ve hesabına olarak üçüncü kişilere yaptırmak zorunda kalınan eksik ve kusurlu iş bedelinin ödenmesi olduğunu, kendilerinin daha evvel bu taleple dava açmadıklarından veya takas ve mahsup definde bulunmadıklarından nasıl olur da her iki dava arasında kesin hüküm teşkil edeceği sonucuna varıldığına anlam veremediklerini, maddi anlamda kesin hükmün koşullarının HMK’nın 303/1. maddesinde açıklandığını, somut uyuşmazlıkla birebir örtüşen Yargıtay kararında da önceki davada müvekkilinin eser sözleşmesinden kaynaklı alacağının bulunup bulunmadığı yönünden inceleme yapılmayıp hak çatışması yaratılmadığından sadece tarafların ticari defterleri incelenmek suretiyle davalının faturalar nedeniyle alacaklı bulunduğunun değerlendirildiğini, hatalı değerlendirme ile kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda;
Dava, taraflar arasındaki 22/03/2017 tarihli sözleşme ile 19/03/2018 onay tarihli ek sözleşmeler kapsamında davalı yüklenicinin edimini ayıplı ifa ettiği iddiasıyla açılan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda taraflar arasında aynı sözleşmelerden kaynaklı olarak açılan ve Ankara 13. Asliye ... Mahkemesinin 2019/95 Esas sayılı dosyasında görülen itirazın iptali davası sonucunda mahkemenin 17/12/2019 tarihli 2019/863 Karar sayılı kararı ile taraflar arasındaki tüm iddia ve savunmaların tartışılıp değerlendirilerek o dosyanın davacısı olan yüklenici ... ... ... .... davasının kabulüne karar verildiği ve verilen kararın Ankara BAM 27. Hukuk Dairesi'nin 03/02/2022 tarihli 2020/372 Esas 2022/109 Karar sayılı kararı ile kesinleştiği, bu dosyada verilen kararın eldeki uyuşmazlık yönünden şekli anlamda kesin hüküm oluşturduğu gibi her iki dosyadaki davanın taraflarının, müddeabihin ve dava sebeplerinin aynı olması sebebiyle bu dosyada verilen hükmün eldeki uyuşmazlık yönünden maddi anlamda da kesin hüküm oluşturduğu, kesin hükmün bulunmamasının olumsuz dava şartı olup somut uyuşmazlıkta kesin hüküm dava şartının varlığı sebebiyle davanın kesin hüküm dava şartı nedeniyle reddine karar verilmiş bu karara karşı davacı vekilinin istinaf yoluna başvurduğu anlaşılmıştır.
Mahkemece de dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli gerekçeyle karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacılar vekilinin bu karara karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
-
Ankara 12. Asliye ... Mahkemesi'nin 02/02/2024 tarihli 2020/654 Esas 2024/68 Karar sayılı kararı usul ve yasa hükümlerine uygun olduğundan davacılar vekilinin bu karara karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1). b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
-
İstinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olduğundan davacıdan alınması gerekli 427,60 TL istinaf karar harcı davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından bu konuda başkaca bir karar verilmesine yer olmadığına,
-
Davacı tarafından yatırılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
-
İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından, taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
-
Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 28/05/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:41:02